Öğrenilmiş Çaresizlik
Psikolojide öğrenilmiş çaresizlik, kişinin tekrar eden olumsuz deneyimler sonucunda çabasının sonucu değiştirmeyeceğine inanmasıyla ortaya çıkan ruh hâlini tanımlamak için kullanılan iki kavramdır. Özellikle Martin Seligman’ın çalışmalarıyla literatüre giren öğrenilmiş çaresizlik kavramı, bireyin denetleyemediğini düşündüğü durumlar karşısında zamanla deneme ve mücadele etme isteğini yitirmesini açıklar. Kişi, bir konuda sürekli uğraştığı hâlde başarısız olmuş ve bu başarısızlığı değiştiremeyeceğine kendini inandırmışsa, sonucu baştan kabullenmiş demektir. Bu kabullenişin doğal sonucu ise çoğu zaman çaba göstermeyi bırakmaktır.
Örneğin okulda bir öğretmenin
kendisiyle uğraştığına ve onu sınıfta bırakmaya çalıştığına inanan bir öğrenci,
o derse çalışmayı bırakabilir ve gerçekten sınıfta kalabilir. Böylece
başlangıçtaki inancı kendi sonucunu üretmiş olur. Öğrenci bu durumda ailesini
öğretmenin kendisiyle uğraştığı konusunda ikna etmeye çalışabilir; hatta bunda
başarılı da olabilir. Benzer bir durum iş hayatında da görülebilir.
Yöneticisinin kendisiyle uğraştığını düşünen bir çalışan zamanla motivasyonunu
kaybeder, performansı düşer ve bu süreç işten çıkarılmasına kadar gidebilir.
Elbette bazı durumlarda gerçekten
öğretmenin ya da yöneticinin haksız tutumu söz konusu olabilir. Bu tür örnekler
başka bir sorunun, örneğin mobbingin, konusudur. Burada üzerinde durduğumuz
mesele, kişinin kendi başarısızlığının nedenini sistemli biçimde dış etkenlere
bağlama ve böylece kendi etki alanını göz ardı etme eğilimidir.
Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan
kişilerde hayata karşı ilgi kaybı, özgüven eksikliği, karar verme güçlüğü,
dikkat ve algı sorunları görülebilir. Uzun süre devam ettiğinde bu tablo
depresyonla iç içe geçebilir. Kişi kendi başına bu döngüyü kıramıyorsa
psikolojik destek ve terapi önemli bir çıkış yolu olabilir. Çünkü temel mesele,
“nasıl olsa değişmez” inancının sorgulanması ve bireyin yeniden etki gücü
olduğunu deneyimlemesidir.
Bu durum yalnızca bireysel
düzeyde değil, toplumsal düzeyde de ortaya çıkabilir. Belirli alanlarda
başarısız olan siyasal iktidarlar, bu başarısızlıkları kendi politika
tercihlerinde aramak yerine “dış güçler”, “lobiler” ya da başka dış aktörlere
bağlayabilirler. Bu açıklama biçimi, öğrencinin başarısızlığını tamamen
öğretmenin kötü niyetine bağlamasından özünde çok farklı değildir. Eğer öğrenci
ailesini buna ikna etmişse, bir sonraki yıl farklı bir öğretmenle
karşılaştığında gerçeklik daha net ortaya çıkabilir. Toplumsal düzeyde ise bu
durum çok daha uzun süre fark edilmeyebilir; çünkü algı yönetimi ve siyasal
iletişim, bireysel örneklere göre çok daha güçlüdür.
Ekonomide bunun çeşitli örnekleri
görülebilir. Enflasyon sorununu çözemeyen bir siyasal iktidar, uyguladığı
politikaların doğruluğunu tartışmak yerine sorunu “faiz lobisi” gibi dış bir
aktöre bağlamayı tercih edebilir. Toplumun bir kesimi, özellikle ekonomik
ilişkilerin karmaşıklığı konusunda yeterli bilgiye sahip değilse, bu açıklamayı
benimseyebilir. Daha sonra farklı sorunlar ortaya çıktığında siyasal iktidar bu
kez “esnafın açgözlülüğü” gibi yeni gerekçeler öne sürebilir. Oysa ekonomik
sorunlar çoğu zaman para politikası tercihleri, hukukun üstünlüğü, kurumsal
güven, demokrasi standartları ve beklenti yönetimi gibi çok boyutlu etkenlerin
sonucudur. Bu ilişkileri anlatmak ve anlamak zordur; buna karşılık basit ve
kişiselleştirilmiş açıklamalar çok daha kolay kabul görür.
Bütün bunların sonucunda,
toplumun önemli bir kesiminde sorunların çözülemeyeceğine dair kabullenilmiş
bir çaresizlik oluşabilir. “Nasıl olsa değişmez” düşüncesi yaygınlaştığında,
hem bireysel hem de kolektif düzeyde çaba azalır. Oysa öğrenilmiş çaresizliğin
panzehiri, küçük de olsa değişimin mümkün olduğunu gösteren deneyimlerdir.
Birey için bu, yeniden denemek ve sorumluluk alanını genişletmek anlamına
gelirken; toplum için şeffaflık, hesap verebilirlik ve eleştirel düşüncenin
güçlenmesi anlamına gelir.
İşin en çarpıcı tarafı şudur:
Çaresizlikten çıkış yolunu gösterenler en büyük tepkiyi yine çaresizliğe teslim
olmuş kesimlerden görür. Çünkü çözüm, konfor alanını bozar. Çözüm, “suçlu
dışarıda” masalını bitirir. Çözüm, sorumluluğu içeri taşır.
Sürekli dış güçlerden,
lobilerden, gizli odaklardan söz eden bir siyasal dil aslında yalnızca
başarısızlığı örtmez; topluma şunu öğretir: “Siz hiçbir şeyi
değiştiremezsiniz.” Bu, bir yönetim biçimi hâline gelmiş çaresizliktir.
İnsanlara özne olmayı değil, mağdur olmayı öğretir. Mağduriyet ise
sorumluluktan daha kolaydır.
Çaresizlik bulaşıcıdır. Önce
bireye geçer, sonra topluma. Hata kabul edilmediği her gün, sorun biraz daha
derinleşir. Özür dilenmeyen her yanlış, yeni bir yanlışın zeminini hazırlar.
Çünkü hesap vermeyen zihin, kendini düzeltme ihtiyacı duymaz.
Ekonomik kriz yaşayan, hukuk
düzeni sürekli zayıflayan, demokrasisi ivme kaybeden ve buna karşın politikasını
tartışmak yerine düşman listesini güncelleyen bir toplum sorunlarını çözemez. Kader
gibi sunulan şey ise çoğu zaman tercihlerden ibarettir.
Sık rastladığımız bir durum algı bozulmasının önderliğinde ortaya çıkan öğrenilmiş çaresizlik için iyi bir örnektir: Geçim sıkıntısında olan bazı kişilere mikrofon tutulduğunda mevcut ekonomik durumu yerden yere vursalar da söyleşinin sonunda "bundan iyisi olmaz" diyerek yine aynı siyasal iktidarı destekleyeceklerini söylüyorlar.
Çaresizlik bir sonuç değildir; çoğu zaman bilinçli olarak beslenen bir alışkanlıktır.
Sizce toplum olarak en çok hangi
alanda 'başka çare yok' yanılsamasına hapsolmuş durumdayız? Siyasette mi, ekonomide mi,
hukukta mı yoksa kendi bireysel gelişimimizde mi?
"Çaresizlik çaresizim diyenindir. "
YanıtlaSilEmekli büyüklerimle sohbet ederken, hükümetten şikayet ediyorlar ve eleştiriyorlar ama sohbetin sonunda bundan daha iyisi yok diyip yine seçimde aynı siyasal partiye oy vereceklerini açık açık söylüyorlar.
YanıtlaSilBu çok doğru bir tespit hepimiz bununla karşılaşıyoruz. Bu tespiti de yazıma ekledim. Hatırlatma için teşekkürler.
SilSayın Mahfi hocam bana göre hepsinde çare yok yanılsamadındayız ama, birincilik hukukta. Ne demiş atalarımız; ‘Tezekten terazinin boktan olur dirhemi.’ Saygılarımla, Önder
YanıtlaSil😀
SilBu öğrenilmiş çaresizlikten kurtuluşun tek yolu hukukun üstünlüğünün ve güçler ayrılığının tesis edilmesiyle sağlanabilir. Bu da pek yakında olabilecek bir şey gibi gelmiyor bana. Yani aslında hepimiz öğrenilmiş çaresizliği iliklerimize kadar yaşıyoruz.
Silİşin acısı yeni nesil, yani genç jenerasyon tamamen mücadele havasından çıkmış durumda. Genç nesili talep eden tarafa getiremediğimiz sürece herkes de bundan iyisinin olmayacağını varsayarak yaşar gider.
Mağduriyet ise sorumluluktan daha kolaydır demişsiniz Hocam. Kesinlikle katılıyorum. Toplum olarak hapsolduğumuz nokta sorumluluktan kaçmak yani kendi bireysel gelişimimizi bir tarafa bırakıp, mağdur konumunda olduğumuz siyaset, ekonomi ve hukuk gibi konularda bireysel etki gücümüzü sönümlemek.
YanıtlaSilhocam keşke eğitim verseniz
YanıtlaSilBu blogda biraz da onu yapıyorum.
Silevet yazılarınızı takip ediyorum, fakat daha eğitim formatında düşünürseniz mutlaka katılacağım
SilÇagresizliğie hapsolmuşluğun sebebi bence korku.korku aklın katili.eski türkiye korkusunu orta ve ilerki yaş zihninden atamıyor.buna din ve milli duygularda dahil öylesine istismar edilmişki siyasiler tarafından yıllarca.veya geçmişteki katı yanlış tutumlar.tekrar aynısındansa biraz daha sıkalım dişimizi diyerek şimdilik bir umut bekliyor toplum ama tünelin uçunda hiç ışık görünmüyor.ımf nin daha fazla faiz önerisine ne dersiniz ?
YanıtlaSilIMF'nin daha fazla faiz önerisinin altında açıklanan enflasyona inanmamasının yattığını düşünüyorum. Çünkü enflasyon eğer % 30 ise TCMB'nin % 37 faizi oldukça yüksek bir orandır.
Silgerçekleri dile getirmiyor kimse. kaçak yapılaşma ve çok kolay servet edinenler arsa vs çok var çevremde. emeklilerin cahil dersinizde çoğu gurnazca para politikası gevşemeli evimiz 12 kat arttı neden 30 kat artmasın diyor. faiz günah ama rant çok sevap diyorlar
YanıtlaSilenflasyon lobisi rant lobisi temeldir
yağmacılık kültürdür teşvik edilir. toprak reformu yapılmadı tarımsal araziler yağmalandı
Hukuk
YanıtlaSilAma bu tür çaresizliği de bir öğreten var. Bireylerin bunun farkında olmayıp kaderine razı olmalarında genetik unsurlar devreye giriyor. Son 25 yılda çaresizlik alıştırmaları hız kazandı. Eğitim şart diyeceğim ama eğitimin durumu da içler acısı.. Yazınız için sağolunuz..
YanıtlaSil🙏
SilSorunuzun cevabı olarak, tümü birbirleriyle bağlantılı olmalarıyla birlikte, bireysel gelişimimizin farkındalığında olmayışımız diye düşünüyorum
YanıtlaSil👍
SilDoğru tespitler için teşekkür ederiz Mahfi bey.Toplumda farkındalık yaratması dileğiyle!
YanıtlaSilSağ olun.
SilArabayı bakıma götürmüştüm. Sohbet sırasında tamirci: ''Akp'den ben de memnun değilim ama ne yapalım başka oy verecek parti yok ki.'' demişti. Ne diyeceğimi şaşırdım ve öğrenilmemiş çaresizlik içinde başımı sallamakla yetindim. Cehalet karşısında insan aciz kalıyor bazen.
YanıtlaSilBrçok kez karşılaştığımız örneklerden birisi.
SilHepsinde
YanıtlaSilHocam , herkese açık blogunuz için teşekkürler . Yorulmadan takip ediyoruz.
YanıtlaSil🙏
Sil1994 tansu çiller ekonomi krizi, 2001 bülent ecevit ekonomi krizi, 2022 tayyip erdoğan ekonomi krizi, türkiye ekonomisinin son 40 yılında, öğrenilmiş çaresizliğin adımları ve sonuçları olabilirmi hocam.
YanıtlaSilOlabilir.
SilMahfi hocam son günlerde yazılarınız psikolojiyle dahada bir keyif veriyor.Son romanınız psikoloji üzerine mi hocam.
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilBir roman çalışmam var ama çok yavaş gidiyor. Psikolojik bir roman değil, öncekiler gibi kara roman.
SON YILLARIN DEVRİMİ,YAPAY ZEKA. HOCAM SİZE UFAK BİR SIR VEREYIM. YAPAYIN TERSİDE YAPAY.........
YanıtlaSil😀
Silİzmir halkının yıllardır çektiği su kıtlığı, çöp atıkları, bozuk yollar, izmir körfezinin pis kokusu, imar rantıda , belediye başkanlığı için, 40 yıldır aynı partiye oy vermekte, öğrenilmiş çaresizliğe bir örnekte olabilirmi hocam. Bunuda yazınıza ekleyebilirmisiniz MAHFİ HOCAM.
YanıtlaSilBu dediğiniz biraz daha farklı. İzmir'deki olayın gerçekten bir beceriksizlikten mi yoksa iktidar partisiyle İzmir'de kazanan partinin farklı olmasından mı kaynaklandığını ancak iktidar partisi seçimi kaybederse anlayabiliriz.
SilÇok doğru ve yerinde bir tesbit.. yurt dışından alınacak kredilerin bile önünü kesen, yeni baraj yapımına izin vermeyen bir tutum var maalesef
SilMaalesef.
SilFenerbahçenin son 15 yılıda öğrenilmiş çaresizliğe örnek olabilirmi
YanıtlaSilOlabilir ama 15 değil de 11 yıl sanırım. Tıpkı bir zamanlar Galatasaray'ın Fenerbahçe'yi yenememesinin sınav sorularına girmesi gibi bir şey.
SilSorgulayan zihinler. Doğru yolu bulmak sormaktan, sorgulamaktan geçer. Toplum olarak benim gördüğüm kişisel veya toplumsal farketmez kimse kendi içinde herhangi bir şeyi sorgulamıyor.
YanıtlaSilKimse kendi çabası ile yön bulmaya çalışmıyor.
Benim en büyük üzüntüm gelecek için en büyük kaygım budur.
Maalesef öyle.
SilTürkiye henüz ekonomik krize girmedi şu an fragman 1-2 yıl içerisinde patlar.
YanıtlaSilKriz eskisi gibi toplumun tümünü aynı anda ve benzer şekilde etkileyen bir yapı olmaktan çıktı. Mesela an itibarıyla toplumun yarısına yakını bir ekonomik kriz içinde. Dörtte biri krizden çok uzakta. Dörtte biri de biraz sıkıntılı. Nerede olduğumuza bağlı olarak durum değişiyor.
SilÖğrenilmiş çaresizlik her alanda giderek derinleşen haksız rekabetin bir sonucu. Haksız rekabetin sebepleri arasında particiligʻin yanın,da hemşericilik ve aşiretçilik de var. Şirketler ve insanlar iş piyasasında ve işgücü piyasasında hemşericilik ve aşiretçilik sebebiyle de haksız rekabete uğruyor. Aşiret şirketi kamu kurumlarında yemek ihalelerini alıyor. Bazı çantacı müteahitler, Yeni kurulmuş finansal, teknik ve insan kaynakları açısından yetersiz inşaat şirketlerine müteahitlik yapım ve yıkım grubunda 1 hafta 10 gün içerisinde müteahit yetki belgelerinde 2,3 seviye yetki arttırmı yapıyor bürokrasideki hemşeri ağlarını kullanarak Bakanlık vasıtasıyla. Bunlar hep haksız rekabet örnekleri. Haksız rekabete uzun süre maruz kalan şirketler ve insanların büyük bir coğunluğu öğrenilmiş çaresizlik yaşıyorlar.
YanıtlaSilHalkın iradesini "öğrenilmiş çaresizlik" gibi pasif bir boyun eğişle açıklamak, toplumsal rasyonaliteyi eksik olarak değerlendirmek olduğunu düşünüyorum. Bana daha çok, davranışsal finansta merkezi bir yer tutan "anchoring" (çapalama) etkisinin siyasette görülmesi olabilir. Seçmen, 2002-2013 yılları arasındaki görece yüksek büyüme ve refah dönemini zihninde bir referans noktası (çapa) olarak belirlediğini düşünüyorum. Böylelikle, bugünkü ekonomik memnuniyetsizliğe rağmen, "kim düzeltir?" sorusuna verilen yanıt, mevcut alternatiflerin belirsiz vaatlerinden ziyade, o çapa döneminde öyle ya da böyle rüştünü ispatlamış olan bir lidere yönenelmektedir. Kimisi için savunma sanayi kimisi için de togg gibi örnekler ise seçmenin güven çıpasına destek oluyor. Bana göre halkımız, bir umutsuzluk sarmalında olduğu için değil; geçmişteki görece somut başarıyı geleceğin tek güvenilir referansı olarak kodladığı için mevcutu "en rasyonel seçenek" olarak değerlendiriyor. Bu durumda, umut ve güven veren bir alternatifinde karşılarına çıkmaması etkili olmuş olabilir. İyi günler hocam.
YanıtlaSilYazınızın sonuç kısmı çok güçlüydü teşekkürler hocam. Ülkemiz her yönüyle bağımsız olduğu oranda çaresizlikten uzaklaşacaktır diye düşünüyorum.
YanıtlaSil🙏
Sil