Avrupalı Beş Büyüklerin Durumu
Avrupa ekonomisi 2020 sonrası dönemde, pandemiyle başlayan, ardından tedarik zinciri kırılmaları ve enerji şoklarıyla derinleşen bir süreçten geçti. Bu süreç hem Euro Bölgesi hem de onun dışında kalan önemli bir aktör olan Birleşik Krallık için daha kırılgan ama aynı zamanda uyum arayan bir yapı ortaya çıkardı. 2026 itibarıyla ortada ne belirgin bir kriz var ne de güçlü bir büyüme dalgası. Günümüz Avrupa’sında düşük tempolu bir büyüme, yüksek bir borçluluk oranı, hedefe yaklaşan ama hâlâ direnç gösteren bir enflasyon ve artan jeopolitik belirsizlikler arasında kurulmaya çalışılan bir denge söz konusu.
2026 itibarıyla beş büyük Avrupa
ülkesinin temel göstergeleri şöyle:
Tabloya bakıldığında Avrupa’da aynı
para birimini kullanan ülkeler arasında bile belirgin farklılıklar olduğu
dikkati çekiyor. Almanya sanayi üretimindeki zayıflığın etkisiyle düşük büyüme
sergilerken, İspanya turizm ve hizmetler sayesinde daha yüksek bir büyüme
oranına ulaşıyor. Fransa ve İtalya ise daha sınırlı ama pozitif bir büyüme
patikasında ilerliyor. Birleşik Krallık bu yapının dışında olsa bile etkisinden
bağımsız değil. Hizmetler sektörü güçlü ama Brexit sonrası ticaret
ilişkilerinde ortaya çıkan maliyetler ve belirsizlikler büyümeyi aşağı çeken
bir faktör olmaya devam ediyor.
Enflasyon tarafında ilk bakışta
daha dengeli bir görünüm var. Avrupa Merkez Bankası’nın yüzde 2 hedefi
etrafında bir yakınsama söz konusu. Ancak bu sürecin tamamlandığını söylemek
için erken. Enerji fiyatlarının geçmişteki artışlarının gecikmeli etkileri ve
ücret ayarlamaları özellikle güney ülkelerinde fiyat baskısını canlı tutuyor.
Buna karşılık çekirdek ekonomilerde daha kontrollü bir görünüm öne çıkıyor. Bu
durum, ortak para politikasının etkilerini de farklılaştırıyor. Birleşik
Krallık Merkez Bankası (Bank of England) kendi para politikasını uyguladığı
için faiz ve enflasyon dinamikleri kıta Avrupası’ndan ayrışabiliyor. Özellikle
kur oynaklığı bu ayrışmayı daha belirgin hale getiriyor.
İş gücü piyasası verileri yapısal
farklılıkları daha da net gösteriyor. Kuzey ülkelerinde düşük işsizlik oranları
dikkat çekerken, güneyde daha yüksek oranlar öne çıkıyor. Bu durum yalnızca
konjonktürel değil, aynı zamanda yapısal sorunlara işaret ediyor. İtalya ve
İspanya’da iş gücü piyasasının katı yapısı ve verimlilik sorunları devam
ederken, Birleşik Krallık’ta işsizlik düşük görünmesine karşın iş gücüne
katılım oranındaki gerileme ve nitelikli iş gücü açığı öne çıkan sorunlar
arasında yer alıyor.
Maliye politikası tarafında da
benzer bir tablo var. Borçluluk oranı yüksek olan ülkeler faizlerin yükseldiği
dönemin etkisini daha güçlü hissediyor. Bu durum bütçe dengeleri üzerinde baskı
yaratıyor. Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya’da yüksek kamu borcu ve bütçe
açıkları politika alanını daraltırken, diğer ülkelerde de benzer baskılar
hissediliyor.
Ekonomi ile siyaset arasındaki
bağ giderek güçleniyor. Düşük büyüme ortamı hükümetlerin hareket alanını
daraltırken, seçmen beklentilerini artırıyor. Bu durum Avrupa genelinde siyasi
baskıyı artırıyor. Almanya ve Fransa’da artan iç siyasi gerilimler, Birleşik
Krallık’ta ise Brexit sonrası dönemin yarattığı tartışmalar, ekonomik karar
alma süreçlerini etkiliyor.
Toplumsal açıdan bakıldığında en
belirgin sorun yaşam maliyeti olmaya devam ediyor. Enflasyon oranları düşse
bile fiyat düzeyleri yüksek kalıyor ve bu durum özellikle orta sınıfın alım
gücünü zayıflatıyor. Tüketimin baskılanması büyüme üzerinde dolaylı bir etki
yaratırken, sosyal huzursuzluk riskini de artırıyor.
Enerji konusu ise bu tablonun en
kritik unsurlarından birisini oluşturuyor. Rusya’ya olan bağımlılığın azaltılması
önemli bir değişim yarattı ancak bunun bir maliyeti var. Daha pahalı enerji
kaynaklarına yönelmek üretim maliyetlerini artırıyor. LNG ithalatının artması
arz güvenliğini desteklerken fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor.
Bu durum özellikle enerji yoğun sektörlerde rekabet gücünü zorluyor.
Buna ek olarak yeşil dönüşüm
süreci kısa ve uzun dönemli etkileri birlikte barındırıyor. Kısa dönemde maliyetleri
artıran bu süreç, uzun dönemde daha sürdürülebilir ve daha bağımsız bir enerji
yapısının temelini oluşturmayı hedefliyor. Ancak bu dönüşümün ülkeler arasında
farklı hızlarda ilerlemesi, Avrupa içindeki ekonomik ayrışmayı derinleştirme
potansiyeli taşıyor. Birleşik Krallık da benzer bir dönüşüm sürecinden geçiyor
ve benzer maliyetlerle karşı karşıya bulunuyor.
Genel tabloya bakıldığında Avrupa
ekonomisi, Birleşik Krallık da dâhil edildiğinde, Avrupa ekonomisi, düşük
büyüme, kontrol altına alınmaya çalışılan enflasyon, yüksek borçluluk, siyasal
baskılar, sosyal maliyetler ve enerji dönüşümü arasında bir denge kurmaya
çalışan çok katmanlı bir yapı sergiliyor. Bu nedenle Avrupa’yı anlamak,
yalnızca büyüme ve enflasyon verilerine bakmakla sınırlı kalmıyor, bu verilerin
arkasındaki yapısal ve siyasi dinamikleri birlikte değerlendirmeyi
gerektiriyor.
Türkiye GSYH şu anda 1.6 trilyon dolar. Muhtemelen bu sene sonunda İspanyay en geç 3 sene sonra da İtalyayı geçerek Avrupa'da 4. sıraya yerlesiriz.
YanıtlaSilBir döviz krizi çıkarmamayı becererek enflasyonu en az yüzde 25 - 30'da tutarak kuru baskılamaya devam edersek on yıla kalmaz Çin'i ve ABD'yi de geçeriz.
Siltüm dünyanın acilen belirsizlikten arındırılmış optimal bir düzene girmesi gerekiyor. Bu optimali yakalamak için ne yaşanması gerekiyor hocam? Daha önce bu denli bir düzen ikinci dünya savaşı sonrası gelmişti. Yeniden bir dünya savaşımı gerekiyor?
YanıtlaSilHaklısınız ama ne yazık ki dünyada buna ön ayak olacak çapta bir lider yok artık.
Sil