Çocukluğumun Türkiye'si

Bizim çocukluğumuzda ana babalar ne bizler gibiydi ne de bugünküler gibi. İkinci Dünya Savaşının yokluğunu yaşamış disiplinli, sert ama aynı zamanda cumhuriyetin o inanılmaz hamlelerini görmüş, geleceğe umutla bakan insanlardı. Bazen işler kötü gitse bile Atatürk’ün yarattığı o büyük atılımı akıllarına getirir ve umutlarını asla yitirmezlerdi. Ama dediğim gibi o sıkıntılı günlerin de etkisiyle olsa gerek disiplinli ve sert insanlardı. Yaramazlık yaptığımızda tokadı yerdik, dedikodu yapmışsak, küfürlü konuşmuşsak ağzımıza biber sürme tehdidi gelirdi hemen. Ben çocukken epey tokat yediysem de ağzıma hiç biber sürülmedi ama o tehdit hep orada durdu. 

Biz sokaklarda büyüdük, okuldan gelir gelmez hemen sokağa çıkar mahallenin çocuklarıyla buluşur, akşam babamız eve gelip de annemiz bizi yemeğe çağırıncaya kadar dışarıda oynardık. Türlü, çeşitli oyunlar vardı oynadığımız: Kızlı erkekli körebe, saklambaç, yakan top, dokuztaş, ip atlama, birdirbir ve erkek çocuklar olarak tabii ki futbol. Bugünkü gibi devasa apartmanlar yoktu o zaman, evler iki katlı, apartmanlar da 4 -5 katlıydı. Annemiz pencereyi açıp bağırdığında duyar ve eve giderdik.

Şimdiki çocukların oyuncakları gibi oyuncaklarımız yoktu. Çoğumuz kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. Basit şeylerdi bunlar. Bir sopa alırdık elimize biraz uzunsa o at olurdu, biraz kısaysa hayali arabamızın direksiyonu. Kendi tornetimizi (bir çeşit skuter) kendimiz düz bir tahtanın dört köşesine tekerlek yerine kullandığımız rulmanları çakarak yapardık. Kar yağdığında tornetin rulmanlarını söker bu kez aynı şeyi kızak olarak kullanırdık. Kız çocukların bebeklerinin çoğu bezden yapılmaydı. Anneler ya da büyük anneler yapardı o bez bebekleri. Taş bebek denilen plastik bebeklere sahip olan kızlar, arkadaşları tarafından kıskanılırdı.  

Televizyon da yoktu. En büyük keyfimiz akşam olunca yemekten sonra sobanın üzerinde kestane pişirip ya da yoldan geçen bozacıdan boza alıp radyo tiyatrosu dinlemekti. Elektrikler, sular kesilirdi sıklıkla. Nüfus artıp yeni yerleşim yerleri ortaya çıktıkça, barajlar yetersiz kalmış ve bu kesintiler daha da artmıştı. Herkesin evinde su kesilmesine karşı depolar vardı. Telefonu, buzdolabı, çamaşır makinesi olan ev sayısı çok azdı. Araba sayısı sınırlıydı.  

Şimdi düşünüyorum da elektrik ve su kesintilerine, telefonun, televizyonun yokluğuna karşın çok daha ileri, temiz, ahlâklı bir toplummuşuz o zamanlar. Mahallenin küçücük çocukları önlüklerimizi giyer, yürüyerek ilkokulumuza giderdik. Ana babalarımız başımıza bir şey geleceğini düşünmezdi bile. Çünkü öyle bir şey olmazdı. Bütün çocuklar aynı önlükleri giydiği için kim zengin kim fakir anlaşılmaz, kimseye farklı davranılmazdı. Ana babalar da öğretmenlerden çocuklarına farklı davranılmasını istemezdi. Hiçbirimiz girdiğimiz sınavlarda birilerine farklı davranıldığından kuşkulanmazdık. Çünkü farklı davranılmazdı. Hocalarımız güler yüzlüydü, geçim dertleri yok gibiydi sanki. Ama o güler yüzlerine karşılık saygı göstermemizi gerektirecek disiplinli tavırları vardı. Gülüp eğlenmeyi de bilirdik, saygı göstermeyi de. Bugünkü gibi çoğunluğu gülmeyen, eğlenmeyi bilmeyen, saygıdan nasibini almamış, somurtan insanların olduğu bir toplum değildi o zamanın toplumu. Çünkü bugünkü kuşaklar gibi umutsuzluk yüklü değildik.

Yakın zamana kadar şu soru düşerdi aklıma: Bizi o kısıtlı koşullarda geleceğe umutla bakmaya yönelten neydi? Yanıtı çok basitmiş aslında: Atatürk devrimleri. Onlar iyi kötü uygulanırken geleceğe umutla bakmamak için bir neden yokmuş.

İnsan bazı şeyleri yitirmeden değerini tam anlayamıyor.

Yorumlar

  1. Bu yazınız ile çocukluğuma döndüm, için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki katlı bahçeli evimiz vardı. Bir köpeğimiz ve bir de kedimiz. Mahallemizde güven içindeydik. Yamalı pantolonlar, lastik ayakkabılarla daha mutluyduk.

      Sil
    2. Şimdiki nesil her ay pantolon ve ayakkabı değiştirmesine rağmen neden mutsuz acaba?

      Sil
    3. HER KES BİRBİRİNE GÜLÜMSER OKULA YÜRÜRKEN DÜKKAN SAHİPLERİ GÜN NAYDİN DER ACELE ET DERSİ KAÇIRACAK SIN DİYE UYARIRLARDI.GÜZEL GÜNLERDİ.

      Sil
    4. Hani dingilin biri kalkıpta "birileri eski türkiyenin özlemini duyuyor olabilir" felan diyor ya. Ben sizden bir sonraki nesilim hocam, yaş 52, ben 27 yıl önce tıp fakültesinde okurken ve hala öğrenciyken 5 asgari ücret maaş alıyordum danışman hekim olarak, şimdi aradan 27 yıl gelmiş ben hala 5 asgari ücret, dolara kıyaslarsak zaten tamamen bitmiş gitmişim, bende ne yaptım gitiim emekli oldu, çalıştıkça daha az kazanıp, daha çok çalıştıkça daha az emekli maaşı alıyorsam ne anlamı var çalışmanın. SONUÇ : Ben göğsümü gere gere, ESKİ TÜRKİYE NİN ÖZLEMİNİ ÇEKİYORUM, HASRETİNİ ÇEKİYORUM. Bir insan 25 yıl çalışırda bir adım ileri gitmeden yerinde mi sayar, yere batsın bu yeni türkiye..

      Sil
  2. Muhteşem bir yazı. Atatürk devrimleri tabii ki

    YanıtlaSil
  3. Temiz ve ahlaklı toplummuşuz, bugün özlediğimiz bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette yolsuzluk da vardı, ahlaksızlık da, tecavüz de vardı cinayette ama bunlar tekil olaylardı, örgütlü değildi.

      Sil
    2. Mafya tipi devlet O devlet her kimse artık, başka tartışma konusu da) devlet yönetiminde tam örgütlü ve organize suç yoktu. Tek tük bir şeyler olursa da, orda burda haber olur tepki çekerdi. Şimdi her şey çok farklı, ben hep söylüyorum, ESKİ TÜRKİYEYİ BEN ÇOK ÖZLÜYORUM, hemde her konuda..

      Sil
  4. Sunay AKININ oyuncak müzesini sık sık ziyaret etmek geçmişimizden yaşanmışlar görmek mutlu ediyor.

    YanıtlaSil
  5. Emrah Şahin6 Nisan 2026 11:06

    Yitirdiğimiz değerleri tekrar kazanmak için bu neslin de yokluk görmesi lazım. Her şey hemen önüne getirildiğinde hiçbir şeyin değeri kalmıyor. Tüketim toplumu noktasında dünya derecesi yaptık. Atatürk devrimlerini andıkça toplumun belirli bir kesimi tarafından nasıl "ayrıştırıldığımızı" görüyoruz. Zamanla aşındırılması da üstüne tuz biber oldu sayın hocam. Var mı bir babayiğit şöyle çıkıp da "gelin fabrika ayarlarımıza dönüp Atatürk devrimlerini sonuna kadar uygulayacağız" diyecek ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir babayiğitle iki üç babayiğitle olmaz o dediğiniz. Toplumun çoğunun ayağa kalkıp bunu talep etmesi lazım.

      Sil
    2. "bu kötülük ve yıkım süreci ile milli mücadele yıllarında da bir avuç örgütlü cesaret mücadele edebilmişti… şaşırtıcı değil yaşadıklarımız, cehaletin kolay kandırılmış olması, paranın gücü, çok üzücü elbette…Ama kötüler heryerde zehir saçar ancak panzehir de yine bizim topraklardan çıkar. "
      İznini almadığım için ismini yazamadığım bir delikanlının bana ümit veren cümleleri. Hayalperest demiyorum böyle yürekleri henüz kaybetmediğimiz için şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

      Sil
  6. Hocam merhabalar. Brent petrol 108 dolar civarı şu anda. Eğer 125 dolar üstüne çıkarsa altın bundan nasıl etkilenir? Faiz arttırım beklentisiyle çakılma ihtimali var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eski ilişkiler bu ortamda kurulamıyor. Yani petrol artarsa altın da artar ya da düşer demek pek mümkün değil. Sermaye hareketlerinin serbest kaldığı dünya farklı bir dünya. O nedenle artık bu göstergeler şöyle hareket eder böyle hareket eder demek o kadar kolay değil. Çağımız belirsizlikler çağı.

      Sil
    2. eğer petrol 125 doların üzerine çıkar ve orada 6 ay kalırsa türkiye toplu iğne bile alamayacak hale gelir. dolayısıyla normal halkın tüm sermaye hareketleri kısıtlanır. bu durumda altının inip çıkması senin için birşey ifade etmez çünkü alıp satamazsın. Evet bu üzerinde ektra koruyucu kurum olmayan ülkenin şirket gibi yönetilmesinin sonucu olur. savaş gibi durumlarda, özellikle büyük ölçekli olursa, ülkelerin risklerini koruyacak kurumlar yoktur. ülkeler bu nedenle çok fazla risk almamaya çalışırlar. Biz aşırı risk taşıdığımız için bu iran savaşından çok kötü etkileniyoruz. 125 dolara o nedenle kafayı fazla takmayın. o noktada zaten tamamen batığız.

      Sil
  7. Teşekkürler hocam, harika bir özet olmuş ve son bir not bu şartlarda biz çok mutluyduk ve geleceğe hep umutla bakıyorduk.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun evet bütün sıkıntılara, askeri darbelere rağmen umutla bakardık.

      Sil
    2. Sizin lugatta yeis umut olmuş..

      Sil
  8. Saygıdeğer hocam,
    Aynılarını yaşayan biri olarak, içimdeki buruklukla o günleri yaşadım sayenizde...
    Teşekkür ederiz Atatürk'e borçlu olduğumuzu tekrar anımsattığınız için.
    Saygı ve sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rauf Orbay demiş ki: "Biz olmasaydık da Atatürk Kurtuluş Savaşını kazanırdı ama o olmasaydı biz kazanamazdık." Bu topraklarda yaşayan nefes alan herkes Atatürk'e borçludur, farkında olsalar da olmasalar da.

      Sil
  9. 1912-14 yıllarında doğan büyüklerim bebeklikleri döneminde Çanakkale Savaşı ve 1. Dünya savaşını yaşamışlar. 1919-1923 Kurtuluş Savaşında çocukluk dönemini yaşamışlar. İkinci Dünya Savaşı 1939-1945 döneminde aşırı yoksulluk ve yoksunluk içinde gençliklerini yaşamışlar . 1940-1950 yıllarında ev sahibi olmuşlar .1940 -1960 yıllarından itibaren bizler devreye girmişiz ve bugünlere geldik . Atatürk devrimleri ile büyümüşler ve bizleri büyütmüşler . Çoğumuzun yaşamında benzeri dönemler vardır. (Son cümle alıntıdır. İnsanın en güzel anıları aile ocağında geçen çocukluğuna dair oluyor . )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdiki çocukların durumu pek öyle değil ne yazık ki.

      Sil
  10. Kaleminize ve aklınıza sağlık hocam. Bende sizinle aynı jenerasyon olarak hemde iktisat mezunu olarak umdun çok zora girdiğini düşünenlerdenim.

    YanıtlaSil
  11. Kolera Günlerinde Aşk('tan)

    (Gabriel García Márquez
    [1927~2014], El amor en los tiempos del cólera, Türkçesi; Şadan Karadeniz, Can Yayınları, 33. basım, Eylül 2017, 442 sayfa, 1982 Nobel Edebiyat Ödülü)

    "Yüz yaşıma geldim; her şeyin, evrendeki yıldızların bile yerlerinin değiştiğini gördüm, ama bu ülkede hiçbir şeyin değiştiğini görmedim daha," diyordu. "Her üç ayda bir yeni anayasalar, yeni yasalar, yeni savaşlar oluyor, ama hâlâ sömürge dönemindeki gibiyiz." (339. sayfadan)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de kötüye giden değişimler var o daha sıkıntılı.

      Sil
  12. Bizi bizlere hatırlatmışsınız.Tam da böyleydi.Şimdikiler de tam dediğiniz gibi.Nedensiz birAKP+MHP MITSUZLUĞU DAYATILIYOR.
    Halkın yarısı MUTSUZ,kalan ise bu iktidardan vazgeçmek istemiyor.Çıkarları var.Fakat ülke yarılıyor.

    YanıtlaSil
  13. Saygıdeğer hocam az önce bir X paylaşımında Atatürk'ümüze olan borcumuzla ilgili bir yazı okudum. Ardından da sizin tweetinize denk geldim ve buralara geldim. Son zamanlarda O'nunla ilgili ne okusam içimi bir hüzün kaplıyor. Emanetinin ne hale geldiğini görse ne kadar üzülürdü. Memleketin her tarafında talan,yıkım var. Ben Mersin'de ikamet etmekteyim. Burada da her yerde olan kasıtlı durumlar mevcut. Ve biz Atatürk'ümüzün izindekiler olarak bunlara karşı herhangi bir etki edemiyoruz. Ağzını açan kendisini içeride buluyor. Okuyoruz,dinliyoruz,kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz ancak vatanımızı ileriye götürecek bir taş koyma imkanına sahip olamıyoruz. Umudumu yitirmemek için aklıma sürekli Atamızı getirmeye çalışıyorum. Onun umudunu kaybetmeyip ülkeyi nereden nereye getirdiğini tekrar tekrar okuyup içimdeki inancı ve umudu kamçılamaya çalışıyorum. Fakat vatandaşın hali,tavırları,umursamazlığı,her şeye her duruma hemen alışıvermesi sürekli acaba dedirtiyor. Belki bir yerde bu değişecek ama o yer hiç de yakın gibi gelmiyor...

    YanıtlaSil
  14. Hocam yazınızı okuyunca aynı yerde mi büyüdük acaba diye düşünmeden edemedim. Sanıyorum benden biraz daha büyüksünüz, benim çocukluğum 60'ların sonları ve yetmişlerin hemen başlarına denk düşüyor ama aynı ortamda yetiştiğimizi ve aynı duygu ve düşüceleri taşıdığımızı gördüm yazıyı okuyunca ki zaten başka türlü de olamazdı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı yerde büyümesek de koşullar üç aşağı beş yukarı çok benzerdi.

      Sil
  15. 1991 doğumluyum. Televizyonun olmaması hariç saydığınız her şeyi çocukluğumda yaşadım ve hepsi paha biçilemez birer anı benim için. Belki de o zamanlar arkadaşlıkları, ilişkileri tırnaklarımızla kazıyarak, birlikte birçok şey yaşayarak ve paylaşarak kurduğumuz için çok değerliydi. Şahsen hâlâ özlüyorum o zamanları. Anlamsız ve boş bir dünyanın içindeyiz şu an maalesef.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef öyle. Herkes elinde bir cep telefonu, ona esir olmuş gibi takılıyor.

      Sil
  16. Kaleminize sağlık Hocam.

    Yazınız beni de çocukluğumun geçtiği 90lı yıllara götürdü. Doğuda, küçük bir ilçede otururduk. İmkanlarımız çok ama çok kısıtlıydı; ancak gerek arkadaşlık ortamım gerekse okul ortamım hep aklımda güzel günler olarak yer etmiştir.

    Bugün ki dünya düzeni farklı bir noktaya evrildi ve ben bunun sadece Türkiye'de değil bütün dünya ülkelerinde benzer olduğunu düşünüyorum. Özellikle de sosyal medya hepimizi oldukça negatif etkiliyor her açıdan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında 90'lar bozulmanın başladığı yıllardır hatta 80'lerde başladı da 90'larda daha da arttı. 2000'ler zirve yaptı.

      Sil
  17. Mahfi bey, güncel ve öğretici yazılarınız için teşekkür ederim, gelir dağılımı ile ilgili %20 lik dilimler gibi çocukluk ve gençlik yıllarımızı paylaşım yaptığımda sizin çocukluk ve gençlik yıllarınızı en üst dilimde, kendimi de en alt dilimde hissettim, 50 li ve 60 lı yıllarda doğmuş bir neslin çocuklarıyız, %80 i köylerde yaşayan bir halkın kerpiç duvarlı, çatısı toprak kaplı evlerde doğmuş, suyu köy çeşmesinden, ışığı gaz lambası olan, yoksul, fakir ve hastalıkların kol gezdiği şartlarda doğduk ve büyüdük, kişi başı mili gelirin 400 veya 500 dolar bile olmayan bir köyde doğan cocuğun mücadelesini yaşadık,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Biz kesinlikle en üst dilimde değildik, orta sınıftık. Babam memurdu, annem ev kadınıydı. Babamın aldığı aldığı maaş yetiyordu. Benim çocukluğumda (1950'lerde) kirada oturuyorduk. Sonra babam Emlak Kredi Bankasından kredi ve emekli sandığından borç alarak ev alabilmişti (1960'larınbaşlarında). Kira öder gibi belki biraz daha fazlasını ödeyerek o borçları ödemişti. O zaman öyle pahalı spor ayakkabılar, marka kıyafetler, pahalı kalemler falan yoktu. Babamın geliri üç kardeşi özel okula göndermeye yetmediği için yalnızca ablam Ankara Kolejine gitti. Biz kardeşimle Devlet okullarında okuduk. Ankara Koleji de bugünkü astronomik ücretlerle kıyaslanmayacak kadar ucuzdu aslında. Varlık Yayınlarından çıkan kitaplar 1 liraydı. Tarım ve hayvancılık fazlasıyla yeterliydi, yiyecek içecek ucuzdu. Haftada bir veya iki kez et alınabiliyordu. Tabii bugünkü gibi cep telefonu, internet, netflix gibi abonelik ücretleri falan da yoktu. Pahalılık 1980'lerde başladı 1990'larda iyice arttı. Nüfus arttıkça, yanlış politikalar da eklenince yiyecek içecek pahalandı.

      Sil
    2. Mahfi bey, ben ve eşim ailenin ilk lise ve teknik okul okuyan kesimiyiz, köylerde yaşayan bizim neslin kaderi bu olmuştur, bazılarımız hasbel kader üniversiteyi çok zor şartlarda okumuşuzdur, bu şartları bugün 40 yaş üstü çocuklarıma bile anlattığımda tam anlaşıldığımı görmüyorum, onlara bu şartlardan ders almaları için, mücadele gücünü korumaları için anlatıyorum, mücadele gücümüzün bir diğer kaynağımız Atatürk ün ğençliğe hitabı ve onuncu yıl nutkudur, selamlar,

      Sil
  18. Mahfi bey, köyde atlarla harman döverken, dövenin üzerinde saman tozu yedinizmi acaba, yada harman patozunun saman tozu ile iliklerinize kadar titredinizmi, saman tozu çok yakıcı ve kaşındırıcıdır, 6 ve 7 yaşından sonra cumartesi, pazar ve yaz tatilinde ücretsiz aile işçiliği ile yiyecek ve içecek sağlayan kesimler hangi sınıfa girebilir, mücadeleci ve azimli kesim buralardan geliyor,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır ben kentte büyüdüm. Çocukluğum ve gençliğim Ankara'da geçti. Ondan sonraki yaşamım da hep Ankara ve İstanbul'da geçti. Arada maliye müfettişiliğim sırasında on yıl yazları Anadolu'da turne yaptım. Dolayısıyla hemen hep aynı koşullardaki durumumu kıyaslayarak anlatıyorum. Yani çocukluğumun kent yaşamıyla şimdikini kıyaslıyorum. Köyde büyümüş olsaydım ve sonra kente gelmiş olsaydım o farklı bir kıyaslama olurdu.

      Sil
  19. Mahfi bey, 50 li ve 60lı yıllarda doğan çocuklar 1978 ve 1980 li yıllarda sağ ve sol kesim anarşi ortamında çok kayıp verdi, günde 50 kişinin öldüğü anarşi ortamında her aileden neredeyse bir ölüm ve yaralı, yada hapiste çürüyen insanlarımız oldu, mazot, yağ, ve kuyrukları hiç saymıyorum,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğrudur, biz bunların hepsini yaşadık, askeri darbelerin acılarını gördük, o dediğiniz kuyruklarda bekledik. Karşılaştırmaları bunları dahil ederek yapıyorum.

      Sil
  20. Ne kadar güzel bir yazı. 70'lerin ortalarında doğmuş, sokakta doyasıya oynamanın keyfini yaşamış, düğmeleri oyuncak yapıp oyun üretmiş, elektrik kesintilerinde mum ışığında ailecek sohbet ettiğimiz anları yaşamış bir fert olarak iyi ki o günleri bu sadelikte yaşamışım diyorum. Özellikle de bugünün karmaşasını, kaybolan değerleri ve yozlaşan toplumu gördükçe. Her şeye rağmen Atatürk'e olan kuvvetli bağ çocuklarımız için o umudu canlı tutuyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Geçmiş zamanı arayacağımız o zamanlar hiç aklımıza gelmezdi.

      Sil
  21. Mahfi bey, Anadolu insanı tarım ve hayvancılıktan gelir, bildiğiniz gibi emek yoğun bir iştir, günde üç öğün bakım ve kontrol ister, tatili, senelik izni yoktur, köylü senelik kendi yiyeceğini içeceğini, hayvanının yıllık yiyecek ve içeceğini stoklarsa, para kazanmasa bile hayatını devam ettirebilir, özellikle şavaş ve kıtlık dönemlerinde çok önemli bir özelliğidir Türk halkının, Rusya da 200 yıl önce kıtlıktan 10 milyon insanın öldüğü söylenir, selamlar,

    YanıtlaSil
  22. Burjuva çocuğu sanıyordum meğer bizden biriymiş Mahfi hocamız. 50 ve civarı doğumlular o hayatı yaşadık. Şimdiki nesillerin bilmediği demokrasi ama az ama çok o zamanlar vardı. Atatürk devrimlerinin ardından gelen CHP dönemi ve daha sonra 70'lerin sol atmosferi bize çok şey katmıştı. Akp rejimi çeyrek yüzyıl öncesinin değerlerini yok etti. Cumhuriyet döneminde yapılan binalar, kurumlar hepsi yıkıldı. Artık şehirler kimliksiz. Çıkarcı parti 'liderleri', siyasetçiler el birliğiyle ülkeyi bugünkü duruma getirdiler. Vicdan azabı çektiklerini sanmıyorum. Yarın bir gün ölecekler. Layık oldukları yere giderler umarım. Ateşleri bol olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet yaşadığımız o hayattı ve ilginç olan burjuva çocukları da aşağı yukarı aynı hayatı yaşardı.

      Sil
  23. Mahfi bey, 50 li ve 60lı yıllarda doğan neslin çocukları olarak şimdi kaç yaşında olmak istersiniz diye sorulduğunda kesinlikle şimdiki yaşım diyorum, çocukluk ve gençlik yıllarımız yoksulluk ve yoksunluk içinde geçti, o şartlarda cocuklarımızı büyüttük, okuttuk ve iş ğüç sahibi torun ve tombalak sahibi olduk, hayatın anlamı ve mutluluğu bu olsa gerek, İnternet te bizim nesli anlatan bir vidio paylaşmışlar çok hoşuma gitti, sizinle epey dertleştik, selamlar,

    YanıtlaSil
  24. Yine mükemmel ve X,Y kuşaklarını o günlere götüren, nostaljik bir yazı olmuş, Mahfi hocam...
    Acaba şöyle sonuç çıkarabilir miyiz?
    Anne-babalarımızın çocukları veya onlardan sonraki kuşaklar, hep bir önceki kuşaktan ekonomik ve gelecekteki beklenti bakımdan daha iyi olurlardı.Ama günümüzde; bunun tam tersi oluyor.Yani Z ve ondan sonraki kuşaklar; kendinden önceki kuşaklara göre ekonomik olarak daha kötü, gelecekten umudunu yitirmiş ve mutsuz olacaklarını düşünüyorlar, maalesef.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşin en ilginç yanı biz yaşadığımız sırada o zamanları beğenmezdik. Şimdi bu zamanları yaşadıkça o zamanların değerini anlar olduk.

      Sil
  25. Mahfi bey kişiler gelip geçer. Zorluklar insanoğlunu geliştirir. Kendini korumayı öğretir. Ben yeşilçam kuşağında büyümedim. 2000''li yıllarda özellikle renkli tv'lerin yaygınlaşmasıyla anladimki her dönem kötü ama yeşilçam insanlara çokta iyi örnek olmamış. Sizin yaşadığınız dönemde bir yerede iyi veya kötü birsel olduğunda duyulması günler hatta haftaları buluyordu. 2000'lı yılların başına kadar turkiyede yoklugun fakirliği vardı. Insanlar parası kadar harcıyordu. Biz çok yamalı elbise giydik. Malesef 2000den sonra kredi muslukları açıldı. Köyden kente içlerin artmasıyla kadınlar para kazanmaya başladı. Insanların dolaylı olarak geliri artınca ihtiyacı olsun yada olmasın daha çok şey almaya başladı. Insanlara lüks gelen şeyler zamanla alışkanlık haline geldi. 30 yaş altı insanlar yokluk nedir bilmiyor. Son 10 yılda hayatımıza sosyal medya girdi. Benim 15 yaşında öğrendiğim bir olumsuzluğu 5 yaşındaki çocuk öğrendi.... Biz kendimizi eleştirmeyip suçlu ararsak hiçbirşey düzelmez. Siyasiler her zaman aynıydı bu dönemin dezavantajı uzun süre iktidar değişmedi. Zorun insanı disipline edeceğinin en güzel örneği anemi dönemiydi. Biraz can korkusu, biraz kanun korkusu birçok şey düzelmişti. Pandemiden sonraki süreçte dünyanın bozulması dahada hızlandı. Bunun son örneği ukranya ve iran savaşı, venezüella örneği...

    YanıtlaSil
  26. Mahfi Bey, bizi eski günlere götüren, çok duygusal ve anlamlı bir yazı olmuş. Geride kalmış, burnumuzun direğini sızlatan ve muhtemelen de benzer durumları bir daha yaşayamayacağımız günlerimizi bize hatırlattığınız için sonsuz teşekkürler. Bu arada, sabah, önce Sn. Deniz Zeyrek’in Nefes gazetesindeki yazısıyla güne başladıktan bir süre sonra hemen hemen aynı konuda sizin de yazdığınızı görmek buruk ama güzel bir sürpriz oldu benim için… İlgilenen okurlarınız için Deniz Bey’in yazısının da linkini aşağıda veriyorum. Tekrar teşekkürler 🙏 Sevgi ve sağlıkla kalın. İlker
    https://www.nefes.com.tr/yazarlar/deniz-zeyrek/ozelin-o-tespiti-cok-onemli-115919

    YanıtlaSil
  27. Armudu dalından üzümü bağından .yumurtayı köylüden yer, suyu çeşmeden içerdik. Mektebe yayan giderdik.

    YanıtlaSil
  28. Mahfi Hocam,
    Aziz NESİN,ey halkım varından değil yokundan bana verdin diyerek bu ülkeye borcunu ödemek için ömrü boyunca mücadele etti.Siz de kendini bu ülkeye borçlu hissedenlerdensiniz.
    Yazılarınızı okuyor ve nedense üzülüyorum.Çünkü Tevfik Fikret 'in yazdığı gibi:
    "Soruyorsunuz defaat ile: medeniyetin ne lüzumu var?
    sorarım: bu zull-i hayat ile ya bedavetin ne lüzumu var?

    soruyorsunuz, soruyorsunuz, mütemadiyen, mütemerriden:
    bize hikmetin ne lüzumu var? bize sanatın ne lüzumu var?

    hadi sanatın da lüzumu yok; bize hikmetin de lüzumu yok;
    fakat anlatılsa da anlasak: şu cehaletin de ne lüzumu var?

    şu mezelletin de ne lüzumu var? şu sefaletin ne lüzumu var?
    şu esaretin ne lüzumu var?"

    Umarım bu vurdumduymazlık bir an önce biter ve hakkımız olan mutluluğu yaşar ve yaşatırız
    Sağolun.

    YanıtlaSil
  29. Hocam
    Dayımın minibüsü vardı. Şişli Sarıyer arasında yolcu taşırdı. Öğlen yemeğe gelirdi anneaneme. Yolculardan aldığı paralar ön camın önünde. Yan cam açık. Öyle bırakır yemeğe giderdi . Ben şahidim. Kimse kafasını çevirip bakmazdi bile.
    Komşuların kapıları açıktı hep TV seyretmeye giderdik. Bizim yoktu. Sende nereden çıktın demez önümüze bisküvi süt gibi şeyler koyarlardı. Böyle bir sürü şey yaşadık. Mesela kapımızın kilidi bile yoktu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz de bahçede oynarken kapı hep açık dururdu, ikide bir girip çıkıyoruz diye.

      Sil
  30. Hocam merhabalar.
    Bu akaryakıt fiyatları aşırı yüksek, bu şartlar altında kimse üretime devam edemez. Hükümet neden doları düşürüp akaryakıt fiyatını düşürmeye çalışmıyor? Özel bir sebebi var mı?

    YanıtlaSil
  31. Değerli Hocam, 64 yaşındayım. 6 Yıl önce sinir sistemimi, sağlığımı düzeltmek için paradan puldan vazgeçip bir köye yerleştim.2 emekli maaşıyla, ev kirası olmadan yaşarız dedik.. 6 yıl evvel TL.100.- ile yaptığım pazar alışverişi şu an TL.2.000.- ile yapılıyor. Yoruldum.! Saygılarımla...

    YanıtlaSil
  32. Duygulandım hocam yazı için teşekkürler.. Atatürk devrimleri

    YanıtlaSil
  33. Hocam merhaba,
    Gecikmeli yorum için özür diliyorum.
    Bir hususu dikkatinizi sunmak istiyorum. Akşamları "Arkası Yarın" dinlerdik. "Radyo Tiyatrosu" pazar günü akşamı olurdu. Teferruat ama, o günleri yaşamış biri olarak kendimi tutamadım.
    Ve, yazı, gerçekten, güzel. Özellikle tespitler.
    Selamlar, saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Radyo tiyatrosu muazzam tesirler bırakıyordu halet-i ruhiyemizde. Dostoyevski'nin Beyaz Geceler eseri icra edildiği vakit , günlerce çıkamamıştım tesirinden. Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.

      Sil
    2. Arkasi Yarin sabahlari olurdu..

      Sil
  34. Tornet demenizden cocuklugunuzun Ankara'da gectigi anlasiliyor 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet önceleri Adakale Sokak'ta sonra da Ahmetler (Libya) Caddesinde oturduk.

      Sil
  35. Hocam uzunca bir suredir Ataturk bu millete yani bize bu kadar guvendigine gore bizde mutlaka bir cevher olmali diye dusunuyorum. Ataturk boyle onemli bir konuda yanilmis olamaz. Komik belki ama elimizde tek guvence bu dusunce kaldi. (Belki tum bu yasananlar eskilerin bazi hassasiyetlerinin ne kadar dogru ve yerinde oldugunu bizzat yasayarak ogrenmek icindi. Umarim ogrenmisizdir.)

    YanıtlaSil
  36. Sevgili üstat günaydın,

    Doğuştan sahip olduğu anne, baba gibi…

    Çok selamlar ve sevgiler.

    YanıtlaSil
  37. Kaleminize sağlık üstadım. Aynılarını yaşamış 1952 doğumlu 6 çocuklu bit ailede büyümüş biriyim. En kötü hatırladıklarım demokrat parti dönemindeki karaborsacılık ve 27 Mayıs ihtilali zulümleridir. Hukuksuzluk her dönemde hiç eksik olmadı.Av. HÜSEYİN CİMŞİT

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız hukuksuzluk, yolsuzluk hiç eksik olmadı ama bu dönemdeki kadar sistematik hale de gelmemişti.

      Sil
  38. Hocam 68 doğumluyum ve Ankaralıyım, çok benzer şeyler yaşamışız sizinle, sıcacık bir geçmiş yıllar imbatı estirdiniz zihnimizde, emeğinize, düşüncelerinize sağlık...
    Aynı dönemleri ve daha güzellerini yeni kuşakların da yaşaması dileğiyle saygı sunuyorum...

    YanıtlaSil
  39. Hocam mamafih bardağın dolu kısmını görmeyide bilmek gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bardağı almasalardı görebilirdik. Bardak gitti.

      Sil
    2. “... Dayan kitap ile, Dayan iş ile, Tırnak ile, diş ile, UMUT İLE, sevda ile, düş ile Dayan rüsva etme beni” Ben demiyorum Ahmed Arif diyor

      Sil
  40. Yazınız için sağolun. Ben 60' lı yıllarda İstanbul boğazında bir ilkokulda okudum. Bizim okulda fakir aile, orta direk aile ve yalıda oturan ailelerin çocukları vardı. Düşünebiliyor musunuz? Ve beslenme saati gelince cantalarımızı açar annelerimizin koydukları yiyecekleri yerdik. Alamayanlar imrenmesin diye hepsi aynıydı. Genelde ekmek, peynir, zeytin, basit meyva. Hiç bir zaman yalı çocuğunun sepetinde muz gibi pahalı şeyler olmazdı. Asil insanlarmış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bu anlattıklarınızı hepimiz yaşadık.

      Sil
  41. Kaleminize sağlık, 46 doğumlu biri olarak okudukça yaşadıklarım, gördüklerim film gibi geçti zihnimden. Ülkemiz çok değerlerini kaybetti, ama Batı da çok, Dünya da çok geri gitti değerlerinde, adeta vahşi Batı yaşanıyor, kim güçlü ise bara tekme atıp giriyor, etrafını yok ediyor! Biz güzel zamanlarda yaşadık, gençlerin geleceği konusu çok karanlık maalesef. Yazık. AÇ

    YanıtlaSil
  42. Saygıdeğer hocam, ben 1967 doğumluyum, Sizinle aramızda neredeyse 2 on yıllık kuşak farkı olmasına rağmen benim çocukluğum da sizin yukarıda anlattığınız Türkiye'de yaşayarak geçti. Sözü edilen tüm davranış ve duyguların istisnasız hepsini yaşadım ve çok daha kısıtlı imkanlarda yaşadım.
    "Bizim zamanımızda" diye başlayan anlatımlara mesafeli durmama karşılık, sizin bu yazınız, temel insani değerlerimizin, nüfus ve parasal değerlerin artması sonucu nasıl eridiğinin hikayesi...Kişisel tecrübelerim, yaşım ilerledikçe bana şunu öğretti. Nüfus ve kontrolümüzdeki para miktarı artıkça, insani değerlerimizden uzaklaşıyoruz. Bana göre bireyler ve ülkeler için çözüm; az insan, ve az para..... Zenginliğin tabana yayılmasını amaçlayan politikalar hayata geçirilmiş olsaydı, bu insani duygularımızı bu kadar hızlı kaybetmezdik diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Bütün bu meselelerin temeli Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban kitabında anlatılıyor. Hiçbir şey değişmemiş. 1940'larda girişilmiş bir köy enstitüleri girişimi var bu yapıyı değiştirmek için ama o da kaldırılmış sonra.

      Sil
    2. " 1940'larda girişilmiş bir köy enstitüleri girişimi " ne yazık ki 1946 yılından itibaren bir nedenle darbe vurulmuş ve kapatılma süreci başlatılmıştır .

      Sil
  43. Hocam Türkiye'nin bir sorunu da nüfus olabilir mi? Rahmi Koç öyle dediydi

    YanıtlaSil
  44. "Müsaitseniz annemler bu aksam size gelmek istiyorlar" bu cümleyi ne kadar cok duymusuzdur eskiden...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet çok kullanılan bir cümleydi. O zaman cep telefonu olmadığı hatta telefon da yaygın olmadığı için çocuklar ulak olarak kullanılırdı.

      Sil
  45. Yazı icin tesekkurler Mahfi bey

    YanıtlaSil
  46. Evet hepimiz bu yazıda kendimizden geçmişimzden bir parça bulduk anılarımız tazelendi. Ankara'nın musluk suyu beyaz akardı içmezdik , herkesin evinde küp vardı içme suyu dışarıdan para ile alınırdı. Birde akşam yemeğinden sonra radyoda arkası yarını merakla beklerdik... Ne güzel günlerdi , teşekkürler stad...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 50li yıllarda musluk suyu içilirdi, sonraları nüfus arttıkça içilmez oldu.

      Sil
  47. Çocukluk

    Affan Dede'ye para saydım,
    Sattı bana çocukluğumu.
    Artık ne yaşım var, ne adım;
    Bilmiyorum kim olduğumu.
    Hiçbir şey sorulmasın benden;
    Haberim yok olan bitenden.

    Bu bahar havası, bu bahçe;
    Havuzda su şırıl şırıldır.
    Uçurtmam bulutlardan yüce,
    Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
    Ne güzel dönüyor çemberim;
    Hiç bitmese horoz şekerim!

    Cahit Sıtkı Tarancı

    YanıtlaSil
  48. Ankara'ya hiç gitmedim ama izlediğim şaka videolarından aklımda kaldığı üzere Ankara'da her sokakta sert abiler varmiş. Bu muhit bizden sorulur gibilerinden, etrafa göz kulak olmak için... Sizin çocukluğunuzda da böyle abiler var mıydı? Nahif kişiliğinizden dolayı pek ihtimal vermesem de acaba Ankara'nın bir sokağında siz de o sert mizaçlı abilerden birisi olmuş muydunuz biraz büyüdüğünüzde? Kimse bizim mahallenin kızlarına yan bakamaz gibilerinden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu biraz da şehir efsanesidir ama mahalle kültürü egemendi ve mahallenin kızlarına ender de olsa bir sarkıntılık falan olursa yaşı büyük olanlar onları korumaya girişirdi. Çünkü bütün mahalle birbirini tanırdı. Mahallenin kızlarına ve çocuklarına abiler sahip çıkardı.

      Sil
    2. Hocam ''onları korumaya girişirdi'' derken, düpedüz döverlerdi (yargısız infaz yaparlardı) mı demek istediniz :) Çünkü polise şikayet etme kültürü bu topraklarda pek yok da. Sadece Ankara'dan değil, Türkiye'nin genelinden bahsediyorum.

      Sil
    3. Eğer sarkıntılık varsa döverlerdi de. Bu bir yargısız infaz değil, nefsi müdafaa idi.

      Sil
  49. Hocam, her şeye rağmen kurumlarımız ve şirketlerimiz iyi kötü hala ayakta kalabiliyorsa işini düzgün yapan, para ve koltuğa tapmayan, basiretli, cesur ve liyakat sahibi insanların sayesindedir. Zannımca bu insanların sayıları gitgide azalıyor. Ancak sayıları azalsa da onların varlığını bazen hissediyoruz. Onlar bilimin ışığında vicdanının sesini dinleyen liyakat sahibi insanlardır.

    Başta Atatürk olmak üzere ülkesi için uğruna can vermeyi göze almış ecdadımıza çok şey borçluyuz. Bizden sonra gelecek nesillere nasıl bir ülke bırakıyoruz? Bu soruyu herkes kendine sormalı bence...

    YanıtlaSil
  50. Değerli Hocam,
    Çok duygulanarak okudum. 50’li yaşlarında; Adana’da çocukluğunu, orta liseyi Tarsus’ta okumuş birey olarak, her anlattığınızın hangi noktada koptuğunu, kırılma anlarını aslında hepimiz beraber yaşadık, biliyoruz ve oldu bitti usulü ile idrak ettik. Üzücü olan bu bence. Bilenler bildiği ile kaldı, bilmeyenler de bilmediği ile. Daha önce 19 Mayıs’ın asla umutsuzluğa kapılmamamız gerektiğini çok net şekilde anlatmıştınız. Buna tutunan kesimlerin ve mevcudun altında ezildiğini farkeden / farkedeceklerin kaderi tayin edeceğini düşünüyorum. Bu değerler genlerde bir yerlerde, takip eden nesillerde ve bu da bizim sorumluluklarımız. Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet o yıllarda da bir sürü yokluk, yoksulluk vardı ama dediğim gibi öğrencisiyle, memuruyla, işçisiyle, iş insanıyla geleceğe umutla bakıyorduk. O zamanlar geçinemeyenler Almanya'ya işçi gidiyordu, bugün geçinebilenler gidiyor. Neden? Umutlarını yitirdiler. Alacakları ücret daha düşük olsa bile gidiyorlar. Çünkü umutları yok.

      Sil
  51. Dilara yelegen7 Nisan 2026 22:54

    Hocam merhaba, ben Dilara. Yazılarınızı çok beğeniyorum. Bu yazınızla köy okulumdaki anılarımı hatırladım; babam köy öğretmeniydi. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme mezunuyum. Önce Ulu Önder Atatürk’ün, sonra sizin gibi değerli iktisatçılarımızın ışığında ilerlemeye gayret ediyorum. Sevgi ve saygılarımla, sağlıklı günler dilerim.

    YanıtlaSil
  52. Hocam bu gece saat 03.00'e kadar ayakta mı kalacaksınız, yoksa erken yatıp telefonunuzu 03.00'e mi kuracaksınız? Sivil alt yapı tesislerini yok etmek (her kim yaparsa yapsın) Cenevre Sözleşmesi'ne göre savaş suçu. Bunun yanında insanların canlı kalkan olması durumu var ki... cümlenin devamını söylemek dahi istemiyorum. Bir insanın gerçekten bu kadar gözü dönmüş olabilir mi? Hitler çağında mı yaşıyoruz, yoksa blöf çağında mı? Eğer ilk olasılık gerçekleşirse, e artık birilerinin ilk defa Trump'ın adını ağzına alarak kınama yapması şart olur. Aksi halde ne insanlık bunu kaldırır ne de sandık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben öyle bir şey olmayacağına emindim, çünkü artık Trump'ın bir blöf abidesi olduğunu öğrendim. O nedenle de hiç düşünmeden yatıp uyudum.

      Sil
  53. Mahfi bey,

    Anlayabildiğim kadarıyla "Mircea Lucescu"; nitelikli bir teknik direktördü.

    Siz de sürekli "sistemli takım"a önem veriyorsunuz; futbol kulüplerindeki "abicilik, hamîcilik alışkanlıkları"na karşı çıkıyorsunuz.

    Görüşünüz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lucescu çok iyi bir teknik direktördü. Gittiği her takıma önemli katkı yaptı. Çok konuşan etrafı suçlayan bir adam da değildi. Tek kusuru biraz fazla savunma ağırlıklı futbol oynatırdı ama o kadar kusur kadı kızında da olur.

      Sil
  54. Çocukluğunuzu Ankara'da, bir devlet memurunun sağladığı o güvenli ve huzurlu ortamda geçirmiş olmanız ne büyük şans.

    O yıllar hafızanızda bir cennet gibi kalmış, çünkü Ankara’nın o bürokratik düzeni Türkiye’nin genelinden çok farklı bir 'ada' gibiydi. Sizin yaşadığınız Ankara’ya Ankara’nın köylerinden gelenlerin sokulmadığı yıllardan geçti ülke (Ulus’tan aşağısı yassah)…

    O yıllarda Anadolu’nun büyük kısmında insanlar hala çarık giyiyor, içecek su bulmak için kilometrelerce yürüyor ve evinde bir tek ampul bile yanmıyordu. 1 metre patiskayı bulanın yatıp kalkıp haline şükrettiği yıllarda memurlar ise Sümerbank’tan eşi çocuğuyla şıkır şıkır giyinir, ihtiyaçlarını temin ederdi.

    Bugün romantize ettiğimiz o 'eski günler', çocukların basit hastalıklardan öldüğü, şeker-kahve kuyruklarının olduğu, köye jandarma çavuş geldiğinde kahvedekilerin korkudan ayağa kalkıp esas duruşa geçtiği, elektriğin (ara ara kesildiği değil) olmadığı yıllardı. Halkın çok ama çok büyük kısmının ızdırap dolu yılları idi.

    Eski günlere özlem ancak insanın o masum güzel çocukluk günlerine özlem olabilir. Yoksa şimdi yaşadığımız rezilliklere bakıp 80 sene evvelki yokluklar içindeki Türkiye’ye özlem duymak da doğru olmaz…

    Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, pek çok eksik gedik vardı. ama bugünlere bakarak o günleri yargılamak çok doğru olmayabilir. 1950'lerin 60'ların Almanyası, İngilteresi de pek farklı değildi. Her dönemi kendi koşulları içinde değerlendirmek lazım. O günkü Almanya ile bugünkünü kıyaslarsanız aynı farklar çıkar.

      Sil
  55. 1957 doğumluyum. Anlattığıniz tüm yaşam biçimini bir orta Anadolu şehrinde yaşayarak büyüdüm. Çocuk yetiştirilmesineki en onemli konu sanırım aile ve toplum tarafından sınırların oğretilmesiydi. Şimdi insanlar egolarını sınırsızca ortaya seriyorlar. Yazılarınıza yapılan bazı yorumlarda da bunu görüyorum. Yerini ve haddini bilmeyen insanlar giderek çoğaldı. Eğitime hiç yatırım yapılmaması bu sonucu verdi diye düşünüyorum. Güzel yazınız için teşekkürler. Saygılarımla.💐

    YanıtlaSil
  56. Hocam, Monstenqiodan beri bilinir, yüce Atam da sıkça söylemştir; Cumhuriyet Fazilettir. Yani, Umuttur, fırsat eşitliğidir, iyiliktir, refahtır, sosyal adalettir, kuraldır, medeniyettir. 1960 tan beri karşı devrimciler Cumhuriyetle cedelleştiler, 1980 den sonra sosyolojimiz bozulmaya başladı, kısa yoldan zengin olmak huzursuzluğu başladı. Gemisini kurtaran kaptan diye para /menfaat için her yol mübah sayıldı. 2000 lere kadar, çocuklarımıza ''oku adam olursun, çalış kazanırsın'' dedik. bu ülkeye siyasetçilerin attığı en büyük kazık, okuyanın adam olamadığı, çalışanın kazanamadığı bir umutsuzluk bırakmaları olmuştur. Şimdi gençler, okuyacağım da ne olacak, çalışıyorum da ne oluyor diye nerde gayri meşru iş var, onun peşinden koşar hale geldiler. Hiç bu kadar suçluların korunduğu, suçsuzların cezalandırldığı, hak aramanın mümkün olmadığı dönem görmemiştik. Sonuç olarak, ülkemiz birbirini dinlemeyen anlamayan adeta birbirine düşman kampa bölündü. Devletin bütün çarkları bozuldu, kurumları yıkıldı, yargısı tahkikat komisyonuna döndürüldü. Hergün bu da olur mu dediğimiz organize ve devlet destekli suç türü duyuyor, gürüyor, maruz kalıyoruz. Devleti ele geçiren bir azgın zümre, milletin geçmiş varlıklarını, bugünün kaynaklarını hortumladı, halen geleceğini peşinen harcamakla meşgul. Bunlardan nemalananlar, hem 'komşusu açken tok yatan bizden değildir diyor, hem, hırsız bizdense hırsız değildir, bizden değilse suçlu suçsuz farketmez, malı, canı, ailesi, çocukları herşeyi helaldir' diyor. Cumhuriyet kuşağı atalarımızdan, şehitlerimizden, bu ülke için emek vermiş geçmiş nesillerimizden, Çocuklarımızdan, torunlarımızdan, kötülükte payımız olmasa da kendimizden utanıyoruz. Saygılar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

II. Abdülhamid ve Osmanlı Maliyesinin İflası