Japonya 1980’ler, Çin 2000’ler: Küresel Ekonomik Güç Döngüsü
1980’lerden bu yana küreselleşme çerçevesindeki yeni ekonomik düzen, üç büyük güç çevresinde şekillendi: ABD, Japonya ve Çin. Bu üç ülkenin ekonomik öyküsü, aslında küresel kapitalizmin nasıl evrildiğini de gösterir. 1970 yılında dünya ekonomisi yaklaşık 3,5 trilyon dolar büyüklüğündeydi. Bu dönemde ABD’nin payı yüzde 35–40 düzeyindeyken, Japonya yüzde 5–7, Çin ise yüzde 1–2 civarındaydı. 1990’a gelindiğinde dünya ekonomisi 22 trilyon dolara ulaşmıştı. ABD’nin payı yüzde 25–26’ya gerilerken Japonya yüzde 14–15’e yükselmiş, Çin ise yüzde 2 civarında kalmıştı. Bu tablo Japonya’nın hızlı yükselişini ve Çin’in henüz küresel ekonomide tam anlamıyla bir aktör olamadığını gösteriyordu.
1980’lerin sonunda Japonya,
ABD’nin en güçlü ekonomik rakibi haline gelmişti. Elektronik ve otomotiv
sektörlerinde küresel liderliğe çıkarken Tokyo’da gayrimenkul fiyatları aşırı
şişmişti. Hatta Tokyo’daki küçük dairelerin dünyanın en pahalı mülkleri haline
geldiği bir dönem yaşandı. Ancak bu hızlı yükselişin arkasında kırılgan bir
yapı vardı: düşük faizler, kolay kredi ve varlık fiyatlarındaki aşırı artış.
Bu sürecin kırılma noktası 1985
yılında imzalanan Plaza Accord oldu. ABD, artan ticaret açığını azaltmak
amacıyla doların değerini düşürmek için büyük ekonomilerle iş birliği yaparak
bir anlaşmaya vardı. Bunun sonucunda Japon Yeni hızla değer kazandı ve
yen/dolar kuru kısa sürede neredeyse iki katına çıktı. Bu gelişme Japonya’nın
ihracat rekabet gücünü ciddi şekilde zayıflattı. Japonya Merkez Bankası
ekonomiyi desteklemek için faizleri düşürdü ve kredi genişlemesine gitti, ancak
bu politika zamanla büyük bir finansal şişkinlik yarattı.
1980’lerin sonunda borsa ve
gayrimenkul fiyatları gerçek değerlerinin çok üzerine çıktı, bankalar aşırı
riskli krediler vermeye başladı ve finansal sistem yüksek kaldıraçlı hale
geldi. 1990’dan sonra balon patladı. Nikkei endeksi birkaç yıl içinde yüzde
50’den fazla düşerken, gayrimenkul fiyatları bazı bölgelerde yüzde 70’e kadar
geriledi. Bankacılık sistemi trilyonlarca yen batık krediyle karşı karşıya
kaldı. Bu süreçte Yamaichi Securities iflas etti, Long-Term Credit Bank of
Japan devletleştirildi, Nippon Credit Bank ise kurtarıldı.
1990’larda dünyanın en büyük
bankaları arasında Japon bankaları baskındı ve ilk 10’da yaklaşık beş Japon
bankası yer alıyordu. Mitsubishi Bank, Sumitomo Bank, Sanwa Bank, Dai-Ichi
Kangyo Bank ve Fuji Bank bu dönemin finansal devleriydi. Bugün bu tablo tamamen
değişmiştir. İlk sıralarda Çin’in büyük kamu bankaları yer alıyor: Industrial
and Commercial Bank of China, China Construction Bank, Agricultural Bank of
China ve Bank of China. Japon bankaları ise artık küresel liderlik sıralamasında
ilk onda yer almıyor.
Japonya’daki kriz yalnızca finans
sektörüyle sınırlı kalmadı. Sanyo Electric gibi şirketler zamanla yok olurken,
Sharp yabancı yatırımcıya satıldı, Panasonic küçülerek yeniden yapılandı ve
Sony küresel liderliğini kısmen kaybetti. Bu dönem Japonya’da kayıp on yıl
olarak adlandırılsa da etkileri çok daha uzun sürdü, ekonomi uzun süre düşük
büyüme ve deflasyon sarmalına girdi.
Bugün benzer tartışmalar Çin için
yapılmaktadır. Çin ekonomisi 2000–2020 arasında ortalama yüzde 8–10 büyüyerek
dünyanın üretim merkezi haline geldi. Ancak bu büyüme de özellikle gayrimenkul
sektöründe önemli riskler ortaya çıktı. Çin, yuan’ı tamamen serbest bırakmamış,
Merkez Bankası aracılığıyla kur üzerinde sıkı bir denetim sistemi kurmuştu.
Sermaye hareketleri de büyük ölçüde kontrol altındaydı. Bu model ihracatı
desteklerken finansal sistemi daha denetimli hale getiriyordu.
Düşük faizler ve kredi
genişlemesi Çin’de büyük bir gayrimenkul sektörü yarattı. Bu sektör ekonominin
çok önemli bir kısmını oluşturuyor. Yerel yönetimlerin borçları artmış,
hanehalkı yüksek konut kredilerine yönelmiş ve toplam borçluluk ciddi düzeylere
ulaşmıştır. Bu durum ekonomide kırılgan bir yapı oluşturmuştur. Evergrande gibi
dev şirketlerin borç krizi ve Country Garden gibi firmaların yaşadığı
sıkıntılar bu kırılganlığı görünür hale getirmiştir.
ABD ise hem Japonya hem Çin
döneminde küresel sistemin merkez aktörü olmayı sürdürdü. 1980’lerde Plaza
Accord ile kur dengelerini değiştiren ABD, bugün gümrük vergileri ve teknoloji
kısıtlamaları ile Çin’e yönelik daha geniş bir ekonomik rekabet stratejisi
yürütüyor.
2025 sonu itibarıyla dünyanın
toplam GSYH’si 115 trilyon dolar. ABD’nin payı yüzde 25, Japonya’nın payı yüzde
4-5, Çin’in payı yüzde 17 dolayındadır. Bu verileri 1990’larla
karşılaştırdığımızda şu tablo ortaya çıkıyor: ABD’nin payı pek değişmemiş, Çin,
Japonya’nın yerini almış, Japonya ise Çin’in 1990’lardaki konumuna doğru
gerilemiştir.
Sonuç olarak Japonya’nın
deneyimi, hızlı büyümenin tek başına sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Çin’in
durumu Japonya ile birebir aynı değil. Daha büyük iç pazar, daha sıkı devlet denetimi
ve farklı finansal yapı nedeniyle Çin’in Japonya’daki gibi ani bir çöküş
yaşaması beklenmemeli. En olası senaryo, ani bir krizden ziyade uzun süreli bir
büyüme yavaşlaması olabilir. Bu süreçte ABD ile Çin arasındaki rekabet, sadece
iki ülkeyi değil tüm küresel ekonomik düzeni biçimlendirmeye devam edecek.
Geçmişe muhteşem bir yolculuk, eksik bilgilerin tamamlanması. Teşekkürler Sn. Eğilmez
YanıtlaSilSağ olun.
SilHocam , Çin ve yanında Hindistan 1,5 milyar civarındaki nüfusları ile Dünyanın lokomotifi olabilir mi ?
YanıtlaSilBirçok açıdan (üretim, teknoloji vb) oluyor zaten.
SilABD'nin Japonya ve Çin karşısındaki direncinin temelinde 'çekirdek teknoloji' hakimiyeti yatıyor. Japonya 80'lerde donanım (TV, kaset çalar) ile yükseldi ancak yazılım ve platform devrimini kaçırdı. Bugün Çin devasa fabrikalara ve lojistik güce sahip olsa da; dünya ekonomisinin 'işletim sistemi' hala Amerikan menşeli. Microsoft ve Windows ile masaüstüne, iOS ve Android ile ceplerimize, Snapdragon ile cihazların içine, Instagram ve Twitter ile ise zihinlerimize nüfuz eden bir yapıdan bahsediyoruz. Üretim bandı yer değiştirebilir (Japonya'dan Çin'e, oradan Hindistan'a), ancak fikri mülkiyetin, algoritmanın ve yapay zekanın çekirdeği ABD'de kaldığı sürece küresel sistemin merkez aktörü değişmiyor.
YanıtlaSilÇok doğru bir tespit. Paylaşım için teşekkürler.
SilRica ederim Hocam. Yayınlarınıza katkıda bulunmak bizler için bir keyif.
Silkaleminize ve emeğinize sağlık mahfi hocam.
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilBiz teşekkür ederiz asıl hocam.
Sil