Hürmüz Krizinin Kazananları ve Kaybedenleri

Hürmüz Boğazı'nda yaşanan kriz, sadece petrol tankerlerinin geçişini değil, küresel güç dengesini de etkiledi. Bugün tartışılan soru, kimin daha güçlü olduğu değil, kimin daha fazla siyasi, ekonomik ve stratejik kazanç elde ettiği sorusudur.

Geride kalan süreçte ortaya çıkan tabloya bakıldığında kazananlar ve kaybedenler arasında oldukça karmaşık bir denge oluştu.

İran: Yıkıma Rağmen Masaya Oturmayı Başardı

Askeri baskılar, yaptırımlar ve ekonomik maliyetler nedeniyle İran ağır bedeller ödedi. Ancak olayın diğer tarafında Tahran yönetimi tamamen teslim olmadı ve müzakere masasındaki temel aktör olarak kalmayı başardı.

Eğer 19 Haziran'daki anlaşma beklendiği gibi imzalanır ve İran petrol ihracatında yeniden rahatlama elde ederse, Tahran uzun süredir karşı karşıya olduğu ekonomik baskının bir bölümünü hafifletebilir. Taslak anlaşmalarda yaptırım muafiyetleri, petrol satışlarına izin verilmesi ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması gibi başlıkların yer aldığı bildiriliyor.

Bu nedenle İran askeri ve ekonomik zarar görmüş olsa da siyasi açıdan tamamen kaybetmiş bir ülke görüntüsü vermiyor.

ABD: Ciddi İtibar Kaybı

Kriz boyunca ortaya çıkan tablo, Washington'un bölgedeki tüm gelişmeleri istediği şekilde yönlendiremediğini gösterdi. Bu durum özellikle müttefikler arasında ABD'nin caydırıcılığına ilişkin soru işaretlerini artırdı.

Anlaşma başarıyla uygulansa ve Hürmüz Boğazı yeniden güvenli hale gelse bile ABD'nin yaşadığı itibar kaybını kısa vadede tamamen telafi etmesi kolay görünmüyor. Bu yalnızca uluslararası alanda değil ülke içinde de sorgulanıyor. Yükselen enerji fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisi, Trump yönetimine yönelik eleştirileri de artırmış durumda. Bu nedenle ABD'nin kriz sonunda askeri açıdan değilse bile siyasal itibar ve küresel algı bakımından en fazla kayıp yaşayan aktör olduğu söylenebilir.

İsrail: Askeri Hedefler ile Siyasi Sonuçlar Arasında

İsrail, İran'ın bölgesel etkisini sınırlandırmayı hedefledi. Ancak ortaya çıkan tablo, İran'ın tamamen izole edilmediğini ve uluslararası müzakerelerin merkezindeki yerini koruduğunu gösteriyor.

Bu nedenle İsrail'in bazı askeri kazanımlar elde ettiği söylenebilse de uzun vadeli siyasi amacına ulaşamadığı görülüyor.

Rusya: Krizin Ekonomik Kazananı

Rusya açısından tablo oldukça olumlu: Kriz boyunca yükselen petrol fiyatları Moskova'nın enerji gelirlerini destekledi. Ayrıca dünya gündeminin yeniden Orta Doğu'ya yönelmesi Rusya üzerindeki uluslararası baskının bir kısmını arka plana itti. Rusya'yı Ukrayna Savaşı nedeniyle eleştiren birçok ülke ve yorumcu, bu kez eleştirilerinin bir bölümünü İran'la çatışmaya giren ABD'ye yöneltti.

19 Haziran’da yapılması beklenen ABD-İran anlaşmasının başarılı olması ve İran petrolünün piyasaya dönmesi halinde Rusya'nın maddi avantajı yavaş yavaş azalacaktır.

Çin: Sessiz ve Derinden

Çin, Hürmüz'e en bağımlı büyük ekonomilerden birisi konumunda bulunuyor. Bu nedenle kriz Pekin açısından ciddi bir enerji güvenliği riski yarattı. Ancak Çin aynı zamanda bu süreçten önemli dersler çıkardı. Pekin, enerji tedarik yollarını çeşitlendirme, alternatif ticaret koridorları geliştirme ve ABD merkezli güvenlik düzenine alternatif üretme konusunda ciddi adımlar attı.

Bu nedenle kriz boyunca en az konuşulan ancak uzun vadede en fazla stratejik kazanç elde eden ülkenin Çin olduğu yönündeki değerlendirmeler giderek güçlenmektedir.

Türkiye: Ekonomik Baskı, Stratejik Değer

Türkiye, diğer petrol ithalatçısı ülkeler gibi yüksek petrol fiyatlarından doğrudan olumsuz biçimde etkilendi. Artan enerji maliyetleri enflasyon ve dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturdu. Ancak aynı zamanda Türkiye'nin enerji koridoru, lojistik merkez ve diplomatik aktör olarak önemi arttı.

Kriz büyüdükçe Türkiye'nin jeopolitik değeri de o kadar görünür hale geldi.

19 Haziran Sonrası Petrol Fiyatları Nereye Gidebilir?

Piyasalar şu anda anlaşmanın imzalanmasını büyük ölçüde fiyatlamış durumda. Son günlerde petrol fiyatlarının savaş dönemindeki zirvelerden geri çekilmesinin temel nedeni de bu beklenti oldu. Brent petrol yaklaşık 79 dolar/varil fiyatıyla işlem görüyor.

Bu aşamada üç temel senaryo öne çıkıyor: (1) Anlaşma Başarılı Olursa: Hürmüz Boğazı kademeli olarak geçişe açılır, İran petrolü piyasaya döner, sigorta ve taşımacılık maliyetleri düşer. Bu durumda Brent petrolün 70-80 dolar bandında dengelenmesi beklenebilir. (2) Anlaşma İmzalanır Ama Uygulama Zorlanırsa: Hürmüz açılır ancak trafik yavaş döner, güvenlik riskleri sürer, İran petrolü beklenenden yavaş piyasaya girer. Bu durumda fiyatların 80-90 dolar bandında kalması olasıdır. Analistler normalleşmenin aylar sürebileceğini belirtiyor. (3)  Anlaşma Çökerse: Gerilim yeniden yükselir, Hürmüz'de yeni riskler oluşur, enerji arzı konusunda korkular geri döner. Bu durumda petrolün yeniden 100 doların üzerine çıkması sürpriz olmayacaktır.

Trump’ın her an karar değiştirebileceği olasılığını görmezden gelirsek bu senaryolardan ilkinin gerçekleşmesi daha olası görünmektedir.  

Sonuç: Asıl Kazanan Kim?

Bugünkü tabloya bakıldığında ekonomik açıdan en fazla kazanç sağlayan ülkenin Rusya, stratejik açıdan en önemli kazanımı elde eden ülkenin ise Çin olduğu söylenebilir. İran ağır baskılara karşın müzakere masasındaki yerini koruyarak kaybeden taraf olarak değerlendirilemeyecek bir konuma gelmiştir. Türkiye ekonomik maliyetlerle karşı karşıya kalırken jeopolitik önemini artırmıştır. İsrail umduğu sonuçları elde edemediği gibi, ciddi maliyetlerle karşılaşmıştır. ABD, uluslararası algı ve siyasal itibar açısından en fazla kayıp yaşayan ülke olmuştur.

Yorumlar

  1. Mahfi Hocam, yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  2. Temkinli iyimserliği koruyalım şimdilik Trump a rağmen 🙏🙏

    YanıtlaSil
  3. hüseyin Uygun17 Haziran 2026 09:04

    Abd Tukidides tuzağından ağır yaralı alarak ayrıldı. Çin Hürmüz Boğazı gerginliğini hem mali hem de siyasi anlamda kazananı oldu. Barış antlaşması kesinlik kazanmadı hala kırılgan bir zeminde oturuyor. Îsrail bu kırılganlığa adeta su taşıyor. Bunda da gerekçesi etrafında İranın siyasi Çin'in ticari alakası var. Bu ablukaya İsrail ölüm kalım ablukası olarak bakıyor. Bu ablukaya karşı ABD önce ABD politikası ile Balkanlar üzerinden kırmayı amaçlıyor. Bu amaç için Güney Kıbrıs ve Yunanistan Îsrailin yanında yerleştirme çabası artarak devam ediyor. Gelecek 5 yıl bu kamplaşma daha belirgin hale gelecektir.

    YanıtlaSil
  4. Beklediğimiz yazıydı, teşekkürler hocam. "Barış istiyorsan Savaşa hazır ol" sözü gerçekten de böyle işliyor. Bu savaş sonucunda Abd nin İran, Çin ve Rusya ile kurduğu ilişki ortada.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri