Piyasa Aldırmazlığı Teorisi

Tanım ve Çerçeve

Piyasa Aldırmazlığı Teorisi, ilk kez 2017 yılında tarafımızdan kavramsallaştırılmış olup[i] bireylerin sosyal, siyasal veya etik değerleri ile finansal çıkarları çatıştığında çoğunlukla ekonomik güvenliklerini korumayı tercih etmelerini açıklayan sosyo-ekonomik bir yaklaşımdır. Teoriye göre finansallaşmanın yoğunlaştığı modern toplumlarda bireyler ve kurumlar ekonomik çıkarlarını ve piyasalardaki kazançlarını ön planda tutarak ülkede yaşanan siyasal, hukuki veya toplumsal olumsuzluklara, değer kayıplarına ve krizlere karşı sessiz kalabilmekte, hatta zamanla bu durumu kanıksayabilmektedir.

Teori, davranışsal ekonomideki kayıptan kaçınma eğilimi, siyasal ekonomideki rasyonel ilgisizlik yaklaşımı ve kurumsal ekonominin kurumsal kalite vurgusuyla kesişen bir açıklama çerçevesi sunmaktadır.

Normal koşullarda belirli politika ve uygulamalara karşı tepki gösterebilecek bireyler ve kurumlar, ekonomik istikrarsızlık, kur şoku, yüksek enflasyon veya piyasa çöküşü ve bunlara dayalı olarak varlık kayıplarıyla karşılaşma endişesi nedeniyle eleştirilerini sınırlar ya da tamamen sessizleşir. Finansal güvenliğin korunması, zamanla kurumsal kaliteye, hukukun üstünlüğüne ve demokratik standartlara ilişkin kaygıların önüne geçmeye başlar.

Teori, insanların irrasyonel veya ahlaksız davrandığını iddia etmez. Tam tersine, kronik belirsizlik ortamlarında bireylerin kısa vadeli ekonomik güvenliklerini öncelemelerinin dar anlamda rasyonel bir davranış olduğunu savunur. Sorun, bireysel ve kurumsal düzeyde rasyonel görünen milyonlarca kararın toplu olarak uzun vadede irrasyonel toplumsal sonuçlara yol açmasıdır. 

Teorinin Temel Dinamikleri

Piyasa aldırmazlığının merkezinde, toplumsal değerler ile kişisel gelir, çıkar ve servetin korunması arasında oluşan psikolojik ve ekonomik tercih yer alır.

Bireyler siyasal kararları, kurumsal zayıflamayı veya yönetim sorunlarını açık biçimde eleştirebilir. Ancak teorinin temel iddiası, toplumun siyasal ve kurumsal gelişmelere verdiği tepkinin mutlak olaylardan çok, bu olayların bireylerin ekonomik refahı üzerindeki etkisine bağlı olarak şekillendiğidir. Ekonomik rahatlama siyasal duyarlılığı geri plana iter. Bireyler ve kurumlar bunu bir kez deneyimlediklerinde, piyasalardaki toparlanmanın kayıpları telafi edebildiğini görür ve zamanla eleştirilerini askıya almaya daha yatkın hale gelirler.

Bu davranış biçimi; zayıf kurumsal yapılara sahip, yüksek enflasyon ve kur istikrarsızlığı yaşayan, sıcak para akımlarına bağımlı olan ve beklentileri bozulmuş toplumlarda çok daha açık biçimde ortaya çıkar.

Bu koşullar altında bireyler için finansal güvenlik, soyut siyasal ilkelerden daha acil ve daha somut hedefler olarak görünmeye başlar. Böylece toplumsal refleksler giderek piyasa performansına bağımlı hale gelir.

Sonuç olarak kolektif bir duyarsızlaşma ortaya çıkar. Geçmişte uzun süreli etkiler yaratabilecek gelişmeler yalnızca kısa süreli piyasa dalgalanmalarına neden olur. Sert kırılmalar kısa sürede olağan kabul edilmeye başlanır ve toplum giderek anormal koşullara uyum sağlar.

Aldırmazlık Mekanizması

Teoriye göre piyasa aldırmazlığı birkaç temel mekanizma üzerinden işler:

1. Varlık Bağımlılığı

Bireyler finansal varlıklarının performansına ya da elde ettikleri kişisel çıkarlara psikolojik olarak bağımlı hale gelir.

2. İstikrarsızlığın Normalleşmesi

Sürekli krizler ve şoklar toplumun yeni gelişmelere karşı duyarlılığını azaltır. Bir dönem olağanüstü kabul edilen olaylar zamanla sıradanlaşır.

3. Kısa Vadeli Rasyonalite

Yatırımcılar ve ekonomik aktörler uzun vadeli kurumsal sürdürülebilirlik yerine kısa vadeli kazançlara odaklanır. Anlık kârlılık, yapısal risklerin önüne geçer.

4. Kişisel Kayıp Korkusu

Bireyler ve kurumlar piyasalara zarar verebilecek siyasal veya toplumsal tepkilerden kaçınır, çünkü kişisel ve kurumsal finansal kayıp korkusu, sistemin genel bozulma kaygısından daha güçlü hale gelir.

5. Uyarlanmış Beklentiler

Toplum istikrarsızlığı zamanla içselleştirir ve beklentilerini aşağı çeker. Güçlü kurumlar talep etmek yerine belirsizlik içinde yaşamaya uyum sağlar.

Teorinin Beklentileri

Bir teorinin açıklayıcı gücü kadar öngörü kapasitesi de önemlidir. Piyasa Aldırmazlığı Teorisi, ekonomik kırılganlığın yüksek olduğu toplumlarda aşağıdaki eğilimlerin birlikte gözlenmesini bekler:

1. Piyasa Performansı ile Toplumsal Tepki Arasında Ters Yönlü İlişki

Siyasal veya kurumsal sorunlar devam etse bile finansal piyasalar toparlandığında toplumsal eleştirilerin ve kamusal tepkinin zayıflaması beklenir.

2. Varlık Fiyatları Yükseldikçe Kurumsal Sorunların Geri Plana İtilmesi

Döviz kurunun istikrar kazanması, borsa ve gayrimenkul fiyatlarının yükselmesi gibi gelişmeler bireylerin kurumsal kaliteye ilişkin kaygılarını geri plana itebilir.

3. Ekonomik Kayıpların Siyasal Duyarlılığı Artırması

Aynı kurumsal veya siyasal sorunlar, ekonomik kayıpların yoğunlaştığı dönemlerde çok daha güçlü toplumsal tepkilere yol açabilir.

4. Kronik Belirsizlik Ortamlarında Uyum Davranışının Güçlenmesi

Sürekli ekonomik ve siyasal dalgalanmaların yaşandığı toplumlarda bireylerin ve kurumların olağanüstü gelişmeleri giderek daha normal karşılaması beklenir.

Teori ayrıca piyasa performansı ile toplumsal ve siyasal duyarlılık arasındaki ilişkinin ampirik olarak ölçülmesine ve farklı ülkeler arasında karşılaştırmalı biçimde incelenmesine olanak tanımaktadır.

Piyasa Aldırmazlığının Sonuçları

Kısa vadede piyasa aldırmazlığı finansal istikrarı destekleyebilir. Siyasal gerilimlere veya kurumsal sorunlara karşın piyasalar işlemeye devam eder, varlık fiyatları şoklardan sonra hızla toparlanır ve ekonomik aktörler sistem içinde kalmayı sürdürür.

Ne var ki bu davranış kalıbı uzun vadede farklı sorunlara yol açar.

Toplum kurumsal bozulmalara karşı duyarsızlaştıkça yapısal aşınma hızlanır. Hukukun üstünlüğü zayıflar, demokratik standartlar geriler, kurumlara duyulan güven azalır, gelir dağılımı bozulur, beklentiler bozulur ve toplumsal güven giderek aşınır.

Bu ortamda ekonomik istikrar da kırılgan hale gelir, çünkü sürdürülebilir büyüme uzun vadede güçlü kurumlara, öngörülebilir hukuka, toplumsal güvene dayanır. Dolayısıyla piyasaların görünen dayanıklılığı, daha derin bir kurumsal çözülmeyi gizliyor olabilir.

Teori, tüm bireylerin yalnızca ekonomik güdülerle hareket ettiğini iddia etmez. Tam tersine bazı dönemlerde ideolojik bağlılıklar, kimlik siyaseti veya toplumsal değerler finansal çıkarların önüne geçebilir. Buna karşılık kronik ekonomik kırılganlık ortamlarında piyasa davranışının baskın belirleyicisinin çoğu zaman finansal güvenlik olduğu gözlemlenebilir.  

Piyasa aldırmazlığı yalnızca ekonomik bir olgu değildir; aynı zamanda yurttaşlık değerlerinin giderek finansal hayatta kalma kaygısına tabi hale geldiği siyasal ve sosyolojik bir dönüşümdür. Zamanla toplum, kurumsal bozulmayı değiştirilmesi gereken bir sorun olarak değil, ekonomik istikrar uğruna katlanılması gereken kalıcı bir gerçeklik olarak görmeye başlayabilir. Bu noktada piyasa aldırmazlığı yalnızca bir ekonomik davranış biçimi olmaktan çıkar; kurumsal aşınmanın toplumsal olarak normalleştirildiği bir uyum mekanizmasına dönüşür.

 

Yorumlar

  1. Sevgili hocam ,
    Kavramınız bugün ülkemizdeki tüm vatandaşların aidiyetlik duygusunun dilde olduğunu , kalpte olmadığını anlatmak açısından çok iyi olmuş.
    Tabii anlayana.

    YanıtlaSil
  2. Emeğinize sağlık hocam.

    YanıtlaSil
  3. Yazınız müthiş, teşekkürler.

    Sadece katkı yapmak istedim:

    "Post-truth (gerçek ötesi)" zihniyetin; sadece ülkemizdeki insanlarda değil bütün dünya insanlarında yarattığı "hissizleşme" durumu da, "piyasa aldırmazlığı" kavramınızın öğeleri arasında olabilir mi?

    Yani:

    Genel olarak insanlarda "neyin gerçek neyin yalan olduğunu birbirinden ayırtedemez hâldeyiz, hiçbir şey iyiye gitmiyor" ruh hâlinin yaygınlaşmasını; "piyasa aldırmazlığı" kavramınıza eklemeyi düşünür müsünüz?

    Not: Benim kelimelerim, ve ifade ediş şeklim bilimsel kıstaslara (ve terminolojiye) uygun olmayabilir. Siz daha makûl terminoloji ve bilimsel üslup ile yazarsınız diye düşünüyorum Mahfi bey. En nihayetinde; bilim insanı olduğunuzu unutmayalım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bu kavramlar bir yerlerde birbiriyle kesişiyor ama aynı şeyin farklı görünüşleri değil. Post Truth halinde insanların gerçeklik algılarıyla oynanarak onların yönlendirilmesi söz konusu. Oysa piyasa aldırmazlığı insanların ili tercih arasında kalarak finansal olanı seçmesi durumu.

      Sil
  4. Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  5. Hocam piyasa aldırmazlığı bireysel bir psikopatolojiye dönüşür mü, yoksa toplumsal bir patolojiye mi?

    YanıtlaSil
  6. Şu "2026 FIFA Dünya Kupası" maçlarını; evimdeki klimalı salonumda serin serin, koltuğuma uzanmış vaziyette, bir elimde TV kumandası, diğer elimde buz gibi bir meşrubat bardağı ile keyifle izlemek istiyorum.

    "Piyasa aldırmazlığı" - "Ziyasa aldırmazlığı" falan filan umrumda değil Mahfi bey...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorumunuzla piyasa aldırmazlığı teorimin doğruluğunun bir kez daha kanıtlanmasına yaptığınız katkı için teşekkür ederim.

      Sil
  7. Bu arada Türkiye'nin ilk çeyrek büyüme rakamı 390 milyar dolar oldu. Yıllık GSYH yaklaşık 1.65 trilyon dolar oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolar kurunu biraz daha bastırabilseydik neler olacaktı kim bilir?

      Sil
    2. Dolar lirayı bastırırsa bu normal bir durum ama lira doları bastırırsa bu anormal bir durum öyle mi? İnsanlar doları eskisi gibi önemsemiyor olamaz mı yani?

      Sil
    3. Hayır anormal olan o değil. Anormal olan Türk Lirasının yabancı paralara karşı değer kaybının iç değer kaybından (enflasyon) düşük kalması. Onun yolu da toplumun kaybetmesi anlamına gelen anormal faizler verilerek yabancıların buraya para getirmesinin sağlanması.

      Sil
  8. KriZ dönemlerinde bireysel de başlayan
    Kayıp Korkusu -> kendini (ve ailesini) ekonomik Güvene Alma arayışı -> güçlü gördüğü iradeye Uyum Sağlama -> Canı yanmadıkça Duyarsız Kalma.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri