Sekizinci Kez Varlık Barışı
Kamuoyunda “Varlık Barışı” olarak anılan bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin 7582 sayılı Kanun, 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Kanunda yer alan en önemli düzenlemeleri şöyle sıralayabiliriz:
(1) Yurt dışında bulunan para,
altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarıyla Türkiye’de
bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan varlıklar, 31 Temmuz 2027
tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirilebilecek. Bildirilen varlıklar
üzerinden yüzde 5 oranında vergi alınacak. Ancak varlıkların belirli vadeli
hesaplarda, devlet iç borçlanma senetlerinde, kira sertifikalarında veya
girişim sermayesi yatırım fonlarında tutulacağının taahhüt edilmesi halinde bu
oran, taahhüt süresine bağlı olarak yüzde 0 ile yüzde 4 arasında uygulanacak.
(2) Türkiye'de yerleşmiş sayılan
gerçek kişilerin, bu statüyü kazanmadan önceki son üç takvim yılında Türkiye'de
ikametgâhlarının ve vergi mükellefiyetlerinin bulunmaması şartıyla, yurt
dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna
edilecek.
(3) Doğrudan Yabancı Yatırımlar
Yasası’nda yapılan değişiklikle, en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet
gösteren ilişkili şirketlere veya şirketler topluluklarına hizmet sunmak üzere
kurulan ve yıllık hasılatlarının en az yüzde 80’ini yurt dışındaki ilişkili
şirketlerden elde eden sermaye şirketleri “nitelikli hizmet merkezi” olarak
tanımlanıyor.
Nitelikli hizmet merkezi olarak
faaliyet gösteren kurumların, münhasıran bu faaliyetleri kapsamında yurt
dışından elde ettikleri kazançların yüzde 95’i kurum kazancından
indirilebilecek. Belirli bölgelerde bu oran yüzde 100 olarak uygulanacak.
İndirim, faaliyete geçilen hesap döneminden itibaren 20 hesap dönemi boyunca
geçerli olacak.
Ayrıca bu merkezlerde istihdam
edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin, brüt asgari ücretin üç
katını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisna edilecek. Endüstri bölgeleri ve
İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri için
bu sınır brüt asgari ücretin beş katı olarak uygulanacak.
(4) Yurt dışından satın alınan
malların Türkiye’ye getirilmeksizin yine yurt dışında satılmasından veya yurt
dışındaki mal alım satımlarına aracılık edilmesinden sağlanan kazançların yüzde
95’i kurumlar vergisi hesabında kurum kazancından indirilebilecek. Belirli
endüstri bölgeleri ile İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren kurumlar
bakımından bu oran yüzde 100 olarak uygulanacak.
(5) Sanayi sicil belgesine sahip
ve fiilen üretim faaliyetiyle uğraşan kurumların üretim faaliyetlerinden elde
ettikleri kazançları ile zirai üretim kazançlarına yüzde 12,5 oranında kurumlar
vergisi uygulanacak.
Yasanın bazı maddeleri yayımı
tarihinde yürürlüğe girerken, bazı düzenlemeler 1 Ocak 2027, 1 Temmuz 2027 ve
daha sonraki tarihlerde uygulanmak üzere yürürlüğe girecek.
Bu düzenleme, bir varlık barışı
yasasından çok, Mevlânâ’nın “Gel, ne olursan ol yine gel” çağrısını
hatırlatıyor.
Bu tür düzenlemeler hakkındaki
görüşlerimi şöyle özetleyebilirim:
(1) Yabancı yatırımcıya ya da
varlıklarını yurt dışında tutan yerli yatırımcıya sağlanan avantajlar,
Türkiye’de faaliyet gösteren ve yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren
yatırımcılara tanınan çerçevenin ötesine geçmemelidir. Dolayısıyla varlıklarını
Türkiye’ye getirenlere, aynı varlıkları Türkiye’de elde edip zamanında beyan
eden ve vergisini ödeyen mükelleflere hangi hükümler uygulanıyorsa, aynı
hükümler uygulanmalıdır.
Tanınabilecek tek ayrıcalık,
geçmişe dönük ceza uygulanmaması olabilir. Bunun ötesine geçen her düzenleme,
Türkiye’de kazancını dürüstçe beyan eden ve vergisini zamanında ödeyen
mükellefler açısından bir adaletsizlik yaratır. Devletin görevi,
yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz yerine getirenleri dezavantajlı duruma
düşürmek değil, onları teşvik etmektir.
(2) Yurt dışından satın alınan
malların Türkiye’ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya bu
işlemlere aracılık edilmesinden elde edilen kazançların büyük ölçüde kurumlar
vergisinden istisna edilmesi, ilk bakışta Türkiye’yi bölgesel bir ticaret
merkezi haline getirme amacı açısından makul görülebilir. Ancak işlemin konusu,
tarafları ve mal hareketi tamamen yurt dışında gerçekleşeceğinden, bu
faaliyetlerin etkin biçimde denetlenmesi son derece güç olacaktır. Bu nedenle,
söz konusu düzenlemenin kara para aklama ve uluslararası vergi şeffaflığı
bakımından ne tür riskler yaratabileceği dikkatle değerlendirilmelidir. Bu
alanda ortaya çıkabilecek sorunların Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri ve
gri liste deneyimi açısından nasıl önleneceği ise ayrıca açıklığa
kavuşturulmalıdır.
Eğer yanılmıyorsam, 2008 yılından
bu yana çıkarılan ve her seferinde bu son denilen varlık barışı
düzenlemelerinin sayısı bununla birlikte sekize ulaşmış bulunuyor. Bir önceki
düzenleme yürürlüğe girdiğinde meselenin artık “varlık barışı” aşamasını çoktan
aşıp “sürekli af” niteliği kazandığını söylemiştim. Bugün ise yalnızca affeden
değil, belirli yatırımcı gruplarına sistematik avantajlar tanıyan bir yapıya
doğru ilerlediğimizi düşünüyorum. Döviz ihtiyacının arttığı ve doğrudan yabancı
sermaye girişlerinin zayıfladığı bir dönemde, kısa vadeli sermaye girişlerini
teşvik etmeye yönelik bazı uygulamalara başvurulması anlaşılabilir. Ancak
geçici ihtiyaçlar için geliştirilen istisnai düzenlemelerin kalıcı hale
getirilmesi ciddi sorunlar yaratabilir.
Vergi sisteminin temel ilkeleri
olan eşitlik, adalet ve öngörülebilirlikten uzaklaşıldığında, kısa vadede elde
edilen kazançlar uzun vadede toplum açısından çok daha büyük maliyetler
yaratabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder