Chester Projesi ve Kreuger & Toll İmtiyazı
Cumhuriyet kurulduğunda ortada yalnızca yeni bir devlet değil, aynı zamanda çözülmesi gereken çok ağır ekonomik sorunlar vardı. Demiryolları yetersizdi, sanayi son derece zayıftı ve Osmanlı'dan kalan dış borçlar yeni devletin omuzlarındaydı. Böyle bir ortamda Türkiye, ekonomik bağımsızlık hedefinden vazgeçmeden yabancı sermayeyi nasıl kullanabileceğini tartışıyordu. Chester Projesi ve daha sonra yapılan Kreuger & Toll anlaşması, bu arayışın en dikkat çekici örneklerinden ikisi oldu.
Chester Projesi
Chester Projesi, 1920'li yılların
başında Amerikan sermaye çevreleri adına hareket eden William Colby Chester ve
ekibi tarafından gündeme getirilen ekonomik bir girişimdi.
Proje, Anadolu'da geniş bir
demiryolu ağının inşa edilmesi karşılığında, demiryollarının geçtiği bölgelerde
bulunan doğal kaynakların, özellikle maden ve petrol yataklarının işletme
imtiyazlarının Amerikan şirketlerine verilmesini öngörüyordu. Böylece hem
ulaşım altyapısının geliştirilmesi hem de doğal kaynakların yabancı sermaye
tarafından işletilmesi hedeflenmişti.
Ancak savaş sonrası dönemin
siyasi ve ekonomik belirsizlikleri nedeniyle Türkiye, yabancı sermayeyi tamamen
reddetmeyen fakat geniş kapsamlı imtiyazlar konusunda oldukça temkinli davranan
bir politika izledi. Bu nedenle Chester Projesi belirli bir süre gündemde
kalmasına rağmen uygulama aşamasına geçirilemedi.
Chester Projesi, Lozan görüşmeleri
sırasında gündeme gelmiş olsa da antlaşmanın bir maddesi ya da pazarlık konusu
değildir. Türkiye'nin ekonomik kalkınma arayışları ile Amerikan sermayesinin
çıkarlarının kesiştiği aynı tarihsel dönemde şekillenen bağımsız bir ekonomik
girişimdir.
Projenin gerçekleşememesinde
Amerikan yatırım çevrelerinin gerekli finansmanı sağlayamaması, projenin
ekonomik açıdan yeterince sürdürülebilir görülmemesi ve dönemin siyasi
belirsizlikleri önemli rol oynamıştır. Ayrıca Türkiye'nin ilerleyen yıllarda
ekonomik bağımsızlık ilkesini daha belirgin biçimde benimsemesi, geniş
imtiyazlara dayanan bu tür girişimlere karşı daha ihtiyatlı bir yaklaşım
geliştirilmesine yol açmıştır.
Kreuger & Toll İmtiyazı
Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılında
Osmanlı Devleti'nden önemli miktarda dış borç devraldı. Bu borçların yeniden
yapılandırılması süreci, 1928 Paris Anlaşması ile uluslararası bir çerçeveye
oturtuldu. Anlaşma kapsamında Türkiye'ye düşen borç payı yeniden düzenlenerek
taksitlendirildi. Osmanlı borçlarının Lozan Antlaşması çerçevesinde Türkiye
tarafından üstlenilmesi ve daha sonra yapılandırılması, Cumhuriyet'in
devraldığı ilk dış borç yükümlülüğü olarak kabul edilmektedir.
Osmanlı'dan devralınan borçlar
ayrı değerlendirildiğinde, 1930 yılında ABD'li yatırım şirketi Kreuger &
Toll'dan alınan 10 milyon dolarlık kredi, genellikle Cumhuriyet döneminde
devlet adına alınan ilk uzun vadeli dış kredi olarak kabul edilir.
Bu kredi, kibrit fabrikalarının
kurulmasında kullanılacak makine ve teçhizatın satın alınması amacıyla
sağlanmıştır. Kredi karşılığında ise şirkete Türkiye'de 25 yıl süreyle kibrit
üretim ve satış tekeli verilmiştir.
Her ne kadar Chester Projesi
hiçbir zaman uygulanmamış olsa da, bu proje ile Kreuger & Toll şirketine
yatırım karşılığında tanınan 25 yıllık kibrit tekeli arasında önemli
benzerlikler bulunmaktadır. Her iki girişimde de yabancı sermayenin yatırım
yapması karşılığında belirli ekonomik imtiyazlar verilmesi öngörülmüştür.
Böyle bir ortamda Türkiye,
ekonomik bağımsızlık hedefinden vazgeçmeden yabancı sermayeden nasıl
yararlanabileceğinin arayışı içindeydi.
Dönemin koşullarını unutmamak gerekir
Cumhuriyet, yıkılmış bir
imparatorluğun ardından kuruldu. Geride güçlü bir sanayi altyapısı, yeterli
üretim kapasitesi ya da önemli mali kaynaklar kalmamıştı. Üstelik Osmanlı
Devleti'nin dış borçlarının önemli bir kısmı da yeni kurulan devlete
devredilmişti.
Lozan Antlaşması'nın ticaret
hükümleri uyarınca Türkiye, yaklaşık beş yıl boyunca Osmanlı döneminden
devralınan gümrük tarifelerini uygulamaya devam etti. Bu geçiş düzenlemesi,
Türkiye'nin kapitülasyonların kaldırılmasını sağlarken gümrük politikasını kısa
süre daha eski tarifeler çerçevesinde yürütmesini gerektiriyordu. Bu nedenle
1929 yılına kadar gümrük vergilerini serbestçe artırma imkânına sahip değildi. Tam
da bu kısıtlamaların sona erdiği dönemde 1929 Dünya Ekonomik Buhranı patlak
verdi.
İç kaynaklar son derece
sınırlıydı, dış finansman bulmak ise oldukça güçleşmişti. Bir yandan kalkınma
yatırımları yapılmaya çalışılıyor, diğer yandan Osmanlı'dan devralınan borçlar
ödeniyordu.
Bu koşullar altında, 25 yıllık
kibrit tekelinin yabancı bir şirkete verilmesi, ekonomik bağımsızlık ilkesinden
vazgeçilmesi olarak değil, daha çok dönemin mali zorunluluklarının bir sonucu
olarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte, aynı yaklaşımın
günümüz koşullarında geçerli olduğunu söylemek güçtür. Erken Cumhuriyet
dönemindeki olağanüstü ekonomik yetersizlikler ile günümüz Türkiye'sinin mali
kapasitesi ve kurumsal yapısı aynı değildir. Günümüzde devlet, büyük altyapı ve
sanayi yatırımlarını gerektiğinde dış borçlanma yoluyla finanse edebilecek mali
kapasiteye ve kurumsal imkânlara sahiptir. Bu nedenle, geniş ve uzun süreli
imtiyazların yatırım finansmanının temel yöntemi olarak tercih edilmesi,
geçmişin zorunluluklarıyla açıklanabilecek bir uygulama olmaktan çıkmıştır.
Her ne kadar Chester Projesi
hiçbir zaman uygulanmamış olsa da, Cumhuriyet'in erken dönemindeki ekonomik
tercihleri anlamak açısından önemli bir örnek olmayı sürdürmektedir. Kreuger
& Toll anlaşması ise genç Cumhuriyet'in ekonomik bağımsızlık ideali ile
finansman ihtiyacı arasında kurmaya çalıştığı hassas dengeyi gösteriyor. Tarihî
olayları değerlendirirken yalnızca alınan kararları değil, o kararların hangi
ekonomik ve siyasi koşullar altında verildiğini de göz önünde bulundurmak
gerekir. Ancak bu sayede geçmişi bugünün ölçütleriyle yargılamak yerine,
olayları kendi tarihsel bağlamı içinde daha sağlıklı değerlendirmek mümkün
olur.
Hocam chester falan bilmem ama okulların kapanmasıyla inanılmaz bir nakit sıkıntısı başladı piyasada , para dönmüyor. Yazı çıkarıp eylülü ekimi gören kraldır.
YanıtlaSilChester'i bilseydik enflasyonun buralara yükselmesine izin vermez ve bu duruma da düşmezdik.
SilYazınız için çok teşekkür ederim.
YanıtlaSilSağ olun.
SilHocam her yazınızı büyük bir hayranlıkla okuyorum kaleminize sağlık iyi günler dilerim
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. Sevgiler.
SilBu makalenin yapay zeka tarafından oluşturulmuş infografiği:
YanıtlaSilhttps://ibb.co/gZrC0X6g
Çok iyi yapmış.
SilPeki Mahfi bey,
YanıtlaSil"Cumhuriyet"in halka sorulmadan (yani "referandum yapılmadan") zorla getirildiğini söyleyenlere ne cevap vermemizi önerirsiniz?
Eğer 1918-1923 yıllarındaki insanlara şu soruları sorsak, şu konularda referandum yapsak; "Kadınlara seçme ve seçilme hakkı getirilsin mi? Kız çocuklarına eğitim hakkı verilsin mi, okullara gönderilsin mi?" diye sorsak, o dönemdeki insanlar bu sorulara olumsuz yanıt vereceklerdi.
Hâl böyle iken:
"Cumhuriyet"; zorla, zorbalıkla getirilen bir rejim midir?
Önerim şu: Cevap vermeyin. Gülüp geçin.
SilHocam sizden bir yaz şarkısı, BİRDE yaz filmi önermenizi istiyorum.
YanıtlaSilBen şarkıları öyle günlük izleyecek kadar bu işin içinde değilim. O nedenle bir önerim yok.
SilSon izlediğim film Charlize Teron'un APEX filmiydi. Fena değil diyebilirim. Şu aralar gecikmeli de olsa Kasaba adlı diziyi Netflix'den izliyorum. Şimdilik iyi gidiyor.
Gazı mustafa kemal için bir eleştiride bulunsaydım, kendini beğenmişlik insanın nasibini geciktirir derdim. Tek adamlık nede olsa psikolojik olarak sağlam bir irade gerektirir.
YanıtlaSilÖzel isim büyük harflerle başlayarak yazılır.
SilMahfi hocam tercihiniz çay mı, filtre kahvemi.
YanıtlaSilSabah kahvaltıda çay, öğleden son filtre kahve, bazen Türk kahvesi.
Sil