Magna Carta'dan Bugüne: Türkiye Nerede Duruyor?

İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgürlüklerin gelişimi uzun bir süre aldı. 1215’te Magna Carta ile başlayan süreç, yüzyıllar içinde İngiliz, Amerikan ve Fransız hak bildirgeleriyle geniş çapta kabul gördü. Batı dünyasının yüzyıllar boyunca verdiği siyasal ve toplumsal mücadelelerle ortaya çıkardığı ve domokrasiyle yönetilen ülkeler açısından standart hale gelen bu anayasal ilkeler, bugün Türkiye’nin mevcut hukuk ve yönetim pratiklerinde ne kadar karşılık buluyor?

Magna Carta (1215) ve Hukukun Üstünlüğü

Tarihi İlke: “Hiç kimse yasaların üstünde değildir.” Magna Carta ile kralın keyfi uygulamaları sınırlandırılmış, yargı kararı olmaksızın özgürlüğün ve mülkiyetin kişilerin elinden alınamayacağı ilkesi kabul edilmiştir.

Bugünün Türkiye’si: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesi devletin bir "hukuk devleti" olduğunu söyler. Ancak pratikte, özellikle cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişle birlikte güçler ayrılığı ilkesi önemli ölçüde zayıflamıştır. Uluslararası endekslerde (örneğin World Justice Project Hukukun Üstünlüğü Endeksi) Türkiye, yargı bağımsızlığı ve yürütmenin sınırlandırılmasına ilişkin endekslerde her yıl daha da geriye gitmektedir.    

Habeas Corpus Act (1679) ve Kişi Güvenliği

Tarihi İlke: “Beni neden tutukladığını hâkime açıkla.” Hiç kimse yargıç önüne çıkarılmadan keyfi biçimde özgürlüğünden mahrum bırakılamaz.

Bugünün Türkiye’si: Anayasa'nın 19. maddesi kişi hürriyeti ve güvenliğini garanti altına alır. Buna karşın Türkiye’de geniş yorumlanan suçlamalar, muhalif figürler, gazeteciler ve aktivistler için uzun süreli ve cezaya dönüşen tutukluluk süreçlerine yol açmaktadır. Kâğıt üzerindeki güvenceler, uygulamadaki siyasal iklimle sık sık çelişmektedir.

Bill of Rights (İngiltere 1689 ve ABD 1791) ve İfade Özgürlüğü

Tarihi İlke: Parlamentonun üstünlüğü, mutlak monarşinin sonu ve vatandaşın ifade, basın ve inanç özgürlüğünün anayasal korumaya alınması.

Bugünün Türkiye’si: Türkiye’de parlamento (TBMM), Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve yürütmenin güçlenmesi karşısında eski denetim gücünü önemli ölçüde kaybetmiştir. İfade ve basın özgürlüğü alanında ise ciddi gerilemeler yaşanmaktadır. Sosyal medya sansürleri, RTÜK ve BTK cezaları, dezenformasyon yasası ("sansür yasası") gibi yasal düzenlemeler, eleştirel seslerin kamusal alanda yer bulmasını zorlaştırmaktadır.

Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789) ve Eşitlik

Tarihi İlke: “İnsanlar haklar bakımından özgür ve eşit doğarlar.” Egemenliğin kaynağı ulustur, bütün yurttaşlar hukuk önünde eşittir.

Bugünün Türkiye’si: Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesi Türkiye’nin temel taşıdır. Ancak kanun önünde eşitlik ilkesine karşın; liyakat sorunları, mülakat sistemindeki haksızlıklar, cinsiyet eşitliğindeki gerilemeler (İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması gibi) ve yargı kararlarının kişiye/siyasi yakınlığa göre değiştiği algısı toplumsal adalet duygusunu zedelemektedir.

Kâğıt Üzerindeki Haklar ve Uygulamadaki Gerçeklik

Tarihi belgeler bize hakların sadece yazılmakla korunmadığını, onların arkasında duracak bağımsız kurumlara ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Türkiye, Orta Çağdan Aydınlanma Çağına uzanan süreçte ortaya çıkan evrensel insan hakları ilkelerinin neredeyse tamamını kendi iç hukukuna ve anayasasına entegre etmiş modern bir devlettir.

Sorun, bu ilkelerin anayasada yer alıp almaması değil; uygulamada ne ölçüde hayata geçirilebildiğidir. Güçler ayrılığı yeniden güçlendirilmediği ve yargı bağımsızlığı güvence altına alınmadığı sürece, yüzyıllar boyunca verilen mücadelelerle kazanılan bu ilkeler, günlük yaşamı şekillendiren güvenceler olmaktan ziyade anayasa metinlerinde yazılı idealler olarak kalmaya mahkûmdur.


Yorumlar

  1. Kaleminize sağlık Hocam, yazının konusu: Suyun kaynama noktası 100*C, Ekonominin yola girmesinin en önemli noktası "ADALET" (ama gerçeği). Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  2. Çağımızda birçok ülkede yasaların üstünde olan kişiler çoğalmaya başladı. Adalet duygusu gücün etkisiyle zayıflamaya başladı . Demokrasi artık lüks sayılıyor. Özetle gidişat kötü... Yazınız için teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Mecellede "sui misal emsal olmaz" hükmü vardır. "Kötü örnek örnek alınmamalı" olarak çevirebiliriz. Ama günümüzde kötü örnek örnek alınıyor ne yazık ki.

      Sil
  3. Hocam bence asıl sorun:
    “Osmanlı’dan bu yana bu topraklarda üretim, yaratıcılık ve akıl yürütme hiçbir zaman hak ettiği değeri bulamamıştır. Toplumun temel dinamiği, ‘ganimet’ anlayışı ve ‘devlet kapısına kapağı atma’ zihniyeti üzerine şekillenmiştir. Çalışmadan, hak etmeden; yalnızca doğru kişilere yaltaklanarak güç ve servet elde etme arzusu, yani açgözlülük, zamanla toplumsal bir refleks hâline gelmiştir.
    Bu nedenle rasyonel düşünce, bilim ve liyakat hiçbir zaman kalıcı biçimde kurumsallaşamamıştır. Dönem dönem gerçekleştirilen reformlar ise yukarıdan aşağıya dayatıldıkları için toplumdaki kökleşmiş zihniyet duvarına çarpmış ve kalıcı sonuçlar üretemeden geri sekmiştir.”

    YanıtlaSil
  4. Hocam Türkiye'de de 1923'te cumhuriyet ilan edilerek , egemenlik padişahın mutlak idaresinden tamamen halka teslim edilmiştir.1923'ten 1950'ye kadar tam bir halk egemenliği ülkede hüküm sürmüş ve onun seçtiği liderler sayesinde cumhuriyetin vadettiği evrensel özgürlükler yurdun dört bir yanına yayılmıştır.1950'de ise bir karşı devrim ile tüm bu haklar ve özgürlükler geriletilmiştir. Zannımca cumhuriyet ilanı en büyük özgürlükçü devrimdir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Aslına bakarsanız Türkiye'de Cumhuriyet sadece özgürlük demek değil. Eşitlik de getirdi. Kadın - erkek eşitliği. O zamana kadar kadınlar ikinci sınıf insandı. Bugün ortadoğu ülkelerinde hala öyledir. Atatürk devrimlerini koruyup onları güçler ayrılığına dayalı demokrasiyle destekleybilseydik bugün gelişmiş ülkeler arasında olurduk.

      Sil
  5. Kıymetli hocam, teşbihte hata olmasın, aynı Fenerbahçe yönetimi’ne yazdığınız yazılar gibi. Hepside çok doğru tedbirler. Gelin görün ki, bloğunuzun ismi gibi “Kendime Yazılar” olmanın ötesine maalesef geçemiyor. Devam hocam, biz ilgiyle sizi takip ediyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum, haklısınız. Bir yazımda belirttiğim gibi benimki Midas'ın eşek kulaklarını gören berberinin gördüğünü kör kuyuya bağırması gibi bir nevi iç dökmek.
      Sevgiler

      Sil
  6. Mahfi hocam, dikkatinizden kaçtığı için tekrar ilettim:

    Size "1974 yılı"ndan bir video gönderiyorum:

    https://www.youtube.com/watch?v=XLCZwueZyaI

    Süre: 3 dk 12 sn

    Yorumunuz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1970'ler ama ben bu grubu hatırlayamadım. Ses ve müzik güzelmiş.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri