11 Aralık 2011 Pazar

Osmanlı'dan Devraldığımız Borçlar

1923'de batılı ülkelerin ortalama kişi başına geliri 6000 dolar, Türkiye'nin aynı standartlara göre düzeltilmiş geliri ise 700 dolardı.

İlk yurtdışı borçlanma Abdülmecid tarafından 1854 yılında Kırım savaşını finanse etmek için alınmıştır. Bu borçlanmanın ardından peş peşe borçlanan Osmanlı İmparatorluğu borçlarını ödeyemeyecek duruma gelinca borç veren batılı ülkeler bu borçları tahsil etmek için Düyunu Umumiye idaresini kurmuşlardır. Böylece Osmanlı İmparatorluğu mali yönetimini başkalarına teslim etmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasından sonra bu borçlar imparatorluğu oluşturan ülkelere ilgisine göre paylaştırılmıştır.


Lozan Antlaşmasına göre 1912 öncesi borçların % 62si, 1912 sonrası borçların % 77'si Türkiye'ye kalmıştır. Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti'ne serbest bir dışticaret politikası yürütme zorunluluğu getirmiş, ithalatı kısıtlayıcı önlemler alınmamasını öngörmüştür. Türkiye, bu sistemle ciddi miktarda cari açık vermeye başlamıştır. Bir yandan Osmanlı borçları bir yandan büyüyen cari açık Türkiye'yi çok sıkıntılı bir duruma sokmuştur. 1929 Büyük Depresyonu'nun batılı ülkelerde yarattığı yıkım Lozan Antlaşması'na taraf olan ülkelerin kendi dertlerine düşmesine yol açınca Türkiye Lozan Antlaşması'nın serbest ticaret hükmünü askıya alarak ithalat kısıtlamaları ve devletçi ekonomi politikası izlemeye dönmüştür. Bu dönüşü ithal ikamesi politikası, KİT'lerin kuruluşu, sanayi planları (yani planlı ekonomik kalkınma modeli) ve Türk Parasının Kıymetini Koruma mevzuatı izlemiştir.

Bugün acımasızca eleştirilen bu adımlar Türkiye'nin o zor dönemleri nispeten daha az sıkıntıyla geçmesine yol açmıştır. "Her dönemi kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekir" O nedenle yapılan karma ekonomi politikasını bugünkü koşullara bakıp eleştirmek bizi çok yanlış yerlere götürür. Bütün ülkeler o dönemde aşağı yukarı aynı politikalara başvurmuştur. Türkiye, bu düzenlemelerle dışticaretini toparlamış, cari açığı denetim altına almış ve kalkınmaya başlamıştır.

1938 yılına gelindiğinde batılı ülkelerin ortalama kişi başına geliri yaşanan Büyük Depresyondan dolayı 4800 dolara düşmüş, Türkiye'nin kişi başına geliri ise 1730 dolara çıkmıştı (Ölçüm Uluslararası Geary Khamis dolarıyla Ünlü iktisat tarihçisi Angus Maddison'a aittir.  http://www.ggdc.net/MADDISON/oriindex.htm).

Osmanlı'dan devralınan borçların ödenmesi 1954 yılında bitirildi. İlk dış borçlanma 1854 yılında yapıldığına göre bu borçların tasfiyesi 100 yıl sürmüş oluyor. Osmanlı'dan devralınan borçlar 145 milyon Osmanlı altın lirası tutarındaydı. Bu da o dönemin milli gelirinin yaklaşık yüzde 65'i ediyor.  Bugünkü koşullarla düne bakıp devralınan borç miktarının söylendiği kadar yüksek olmadığı tezini ileri sürenler bu borcu aynı mantıkla bugünkü değerlerle hayal etmeye çalışırlarsa kabaca 500 milyar dolarlık bir borç yüküne denk geldiğini göreceklerdir (Bugünkü GSYH'mız 750 milyar dolar olduğuna göre bunun yüzde 65'i 488 milyar dolar eder.)

Osmanlı'dan devralınan borçların bir bölümü 1942 yılında yürürlüğe sokulan varlık vergisiyle ödenmiştir. Bonoya bağlı borçlar 1989'a kadar ödenmeye devam etmiş ve son ödeme o tarihte yapılarak Osmanlı borçları dosyası tümüyle tasfiye edilmiştir.

(Osmanlıdan devralınan ekonomik yapı için bkz: Hayri R. Sevimay "Cumhuriyete Girerken Ekonomi, Osmanlı Son Dönem Ekonomisi" 1995.)
Dış borçlarımız için bakınız Ali Yavuz Başlangıcından Bugüne Türkiyenin Borçlanma Serüveni:  http://sablon.sdu.edu.tr/dergi/sosbilder/dosyalar/20/20_15.pdf

11 yorum:

  1. 2100 lü yıllarda da Tarih kitapları, Avrupa birliğinin dağılmasından sonra borçlarının hangi ülkelere paylaştırıldığını, borcun büyük bir kısmının Almanyanın sırtına kaldığını yazacaktır herhalde..Tarih tekerrürden ibarettir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2100'e kalmayabilir bunun yazılması.

      Sil
  2. Çok güzel bir analiz...Anlatılan şehir efsanelerine karşı gerçeklere dayanan bu çalışma için teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim ben de zaten o yalan dolan üzerine kurulu şehir efsanelerini çürütmek için yazdım bu yazıyı.O kadar ileri gidiliyor ki Düyun-u Umumiye'nin kuruluşu padişahın büyük bir devlet başarısıymış gibi anlatılıyor. Ne yazık ki bu yalana inanlar da çıkıyor. Bir toplum bilimden uzaklaşıp hurafelerin peşine takılınca şehir efsaneleri yaygınlaşmaya başlıyor.

      Sil
  3. Mahfi Bey yalnız yazınızda da bahsettiğiniz gibi her dönemi kendi içinde değerlendirmek gerekir. Bu kapsamda Osmanlıyı da kendi dönemi içinde değerlendirmek daha uygun olacaktır. Şu anki şartlara göre onları eleştirmek pek doğru olmasa gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız bu yazı zaten bir eleştiri yazısı değil, Osmanlı'dan önemli bir borç devralmadığımız yolunda son dönemlerde sıklıkla dile getirilen iddialara karşı gerçeğin ne olduğunu ortaya koymaya çalışan bir yazıdır.

      Sil
  4. Bülent Filiz17 Ekim 2012 22:50

    Cumhuriyetin ilk yıllarında bu ülkeyi kurup yönetenleri bir kez daha rahmet ve saygıyla anıyorum, teşekkürler...

    YanıtlaSil
  5. Naci FAYDASIÇOK20 Ekim 2012 20:49

    Hocam elinize sağlık.
    Ekonomi tarihimizde yapmış olduğumuz hatalar ve doğru işleri inceleyen bunun gibi yazılarınızı dört gözle beklediğimizi bilmenizi isterim. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  6. Osmanlıdan devraldığımız borçları anlattığınız bu yazınızı görünce, aklıma Osmanlı Bankası geldi…

    İmparatorluğun borçlanma ile hızla çöküşüne katkıda bulunan , borçlanma hızını arttıran ve milli sandığımız ama aslında yabancılara ait bir banka imiş Osmanlı Bankası...

    1856-1931 yılları arasında 76 yıl boyunca, Osmanlı Bankası, hem devletin parasını bastı hem de bu paradan devlete % 6 faizle borç verdi. % 50 İngiliz - %50 Fransız ortak iştiraki olan bu banka, İtalya ile Trablusgarp Savaşı sırasında Osmanlı devletine borç vermediği gibi, İtalyan savaş tahvilleri satın almış... Bu özel bankaya Osmanlının parasını basma hakkı yani senyoraj hakkı verilmiş… İngiliz ve Fransız iktisatçılar, senyoraj hakkının devlet tarafından Osmanlı Bankası'na kullandırılmasının İmparatorluğun çöküşünün en büyük nedenlerinden bir tanesi olarak gösteriyor. Senyoraj hakkı şu demektir: Osmanlı Bankası'na getireceği altının 3 katı kadar banknot çıkarma hakkı verilmiş. Banka yüzde 4-5 faizle aldığı altının 3 misli banknot çıkarıyor ve böylece paranın maliyetini yüzde 1 buçuğa getiriyor. Ve bu yüzde 1 buçuğa mal ettiği parayı devletle paylaşması lazım. Banka bunu yapmadığı gibi, Osmanlı Devleti'ne borç verdiği zaman da yüzde 6 üzerinden faizle borç veriyor. Osmanlı Devleti'nin mevduatını aldığı zaman da yüzde 4 faiz veriyor. Bu durum senelerce devam ediyor ve 1918'e kadar kimse bunun farkına varmıyor. Mekanizmanın böyle işlediğinin farkına ancak 1. Dünya Savaşı sonunda gazeteci Ahmet Asım "Bunlar bizi soymuşlar" diye yazı yazınca varıyorlar…

    Bu yazıyı okuduktan sonra doğruluğunu araştırmak için ilgili kitaplara ulaşamadım. Tarih derslerinde hiç bahsi geçmiyor bu konuların. İlber Ortaylı'nın kitaplarında Galata Bankerleri hakkında bilgi var ama Osmanlı Bankası hakkında hiç bir detay yok. Birçoğumuz Osmanlı Bankasının milli banka olduğunu sanırız. Sizin bu konuda bilginiz var mı hocam ? Eğer yukarıdaki bilgiler doğruysa fransızlar ve ingilizler bizi güzel soymuş hakikaten.

    YanıtlaSil
  7. Analiziniz cok etkileyiciydi. Anlayamadığım seyler ise
    1 Nasıl oluyorda gerçek dünya ve kurguladığımız dünya bu kadar farklı olabiliyor ?
    2 Tarihimizle ilgili en temel bilgilere ulaşmak niçin bu kadar zor?
    3 Parayı yönetmeyi neden beceremiyoruz ?

    Hoşçakalın

    YanıtlaSil
  8. Peki Osmanlı İmparatorluğu ile hiç bir bağımız bütünlüğümüz kalmadığını idda eden o zaman ki büyükler neden Osmanlı nin borçlarını kabul ederler bu bir tezatlik degil mi yoksa Cumhuriyeti kurup borçları kabul ederek manda ve himayeyi kabul etmis olmuyormuyuz

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...