5 Ağustos 2013 Pazartesi

Yabancı Fonlar Niçin Çıkar?

Aşağıdaki tablo Türkiye ve ABD’nin Fed açıklamasının hemen öncesinde ve bugünkü gösterge tahvil faizlerini, kredi derecelerini (reyting) ve CDS primlerini gösteriyor.


Türkiye 22 Mayıs 2013 öncesi
Türkiye Bugün
ABD 22 Mayıs 2013 öncesi
ABD Bugün
Gösterge Faiz
5,5
8,8
1,5
2,6
Reyting Notu
BBB
BBB
AA
AA
CDS Primi
117
214
30
22
USD TL Kuru
1,85
1,93



Yukarıdaki tabloya baktığımızda iki şey görüyoruz: (1) Getiri (2) Risk. Getiri, Türkiye için 2 yıllık, ABD için 10 yıllık Devlet Tahvilinin faiziyle hesaplanıyor. Risk ise kredi derecelendirme kuruluşlarının ülke için yaptığı kredi değerlemesi (sovereign rating) ve ülkenin cds primiyle ölçülüyor (reyting ve cds hakkında ek bilgi edinmek isteyenler şu yazıma bakabilirler: 
http://www.mahfiegilmez.com/2013/07/kur-faiz-dibs-bist-reyting-cds-hepsi.html.)  


Tabloya göre Türkiye, 22 Mayıs’taki Fed açıklaması öncesinde getirisi yüksek (% 5,5 faiz batıya göre oldukça yüksek) yatırım eşiğinde yani BBB notuna sahip, cds primi ABD’ye göre değilse de diğer ülkelere göre makul sayılabilecek düzeyde bir ülke. Türkiye’nin sunduğu getiri bir Amerikalı yatırımcı için oldukça çekici. Yabancı yatırımcı açısından reel faiz hesabına girince, ABD’li yatırımcıyı bizdeki enflasyon değil kendi ülkesindeki yıllık % 1,7 dolayındaki enflasyon ilgilendiriyor. Bu durumda ABD’li yatırımcı Fed açıklaması öncesi Türkiye’den % 3,7 reel faiz elde ediyor (reel faizin nasıl hesaplandığını görmek isteyenler şu yazıma bakabilirler: 
http://www.mahfiegilmez.com/2013/07/guncellenmis-faiz-dersi.html.) 

Bu aşamada ABD’li yatırımcıyı ilgilendiren asıl konu kur değişimi. Eğer kurlar geldiği güne göre yükselmiş yani TL değer kaybetmişse o zaman yatırımcı faizden kazandığını kur artışıyla kaybederek zarar edebilir. Riskleri kredi derecesi, cds puanları ve kurlardaki değişimle ölçebiliyoruz. Eğer parasını Türkiye’ye getirdiği USD kuru bir yıl boyunca değişmeden kalmışsa ABD’li yatırımcının elde edeceği reel faiz getirisi % 3,7 olacaktır.

Türkiye’nin durumu Fed açıklaması sonrasında değişti. Bugünkü durumda gösterge tahvilin faizi % 8,8 dolayında bulunuyor. Yukarıdaki hesaba dönersek bu durum ABD’li yatırımcı açısından çok daha yüksek bir getiriyi (reel faiz % 7 olarak hesaplanıyor) gösteriyor. Ne var ki riskler de getiri gibi yükselmiş, reyting notu hızlı değişim göstermese de cds primleri 117’den 214’e çıkmış, üstelik kur 1,85’den 1,93’e yükselerek getiriyi olumsuz yönde ciddi biçimde etkilemiş durumda.    

Tablodaki ABD bölümüne baktığımızda şunları görüyoruz: ABD, en üst kredi notu düzeyinin bir altındaki AA notuna ve cds primi olarak da 30 puana sahip riski çok düşük sayılan bir ülke. Bu nedenle de 22 Mayıs Fed açıklaması öncesinde gösterge tahvilin faizi % 1,5 düzeyinde düşük bir faiz oranıydı. Fed açıklamasından sonraki gelişmede dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olan yatırım fonlarının bir bölümü ABD’de faizlerin artacağını, borsa getirilerinin yükseleceğini düşünerek ABD’ye dönmeye başladılar. ABD’de faizler yüzde 1,5’dan yüzde 2,6’ya yükselirken yani getiri artarken riskler de düşmeye başladı (cds prim puanı 22’ye geriledi.)  

ABD’de gösterge faizin oranı bugün itibariyle % 2,6 düzeyinde, enflasyon ise % 1,7 dolayında bulunuyor. Bu durumda parasını ABD tahviline yatıran bir yatırımcı bir yılın sonunda % 0,9 oranında reel faiz elde etmiş olur. 

ABD’li yatırımcının parasını hangi ülkeye yatıracağı kararını verirken bakacağı tablo şöyle bir tablodur:

Faiz düşükken reel faiz
Faiz yükselince reel faiz
Ülke riski kredi notu (reyting)
Ülke riski  CDS prim puanı önceki
Ülke riski  CDS prim puanı bugün
Türkiye
% 3,7
% 7,0
BBB
117
214
ABD
% - 0,2
% 0,9
AA
30
22

Son dönemde ABD tahvilinin faizi % 1,5’tan % 2,6 dolayına çıkınca bunların çekiciliği artmış bulunuyor. Çünkü faiz % 1,5 iken reel faiz negatifti (% - 0,2) oysa şimdi pozitif hale gelmiştir (% 0,9.) Ayrıca beklenti bu faizin daha da artacağı biçimindedir. Üstelik ABD’nin riski azalırken Türkiye’nin riski artmıştır. Buna bir de kur yükselişinin getirdiği zarar eklendiğinde ABD’ye dönüş çekici bir hal almıştır. Bu nedenle yabancı fonlar kendi ülkelerine dönmeye başlamış, az da olsa pozitif faizi tercih eder olmuşlardır. Türkiye ise bu kaçan fonları tutabilmek için riski düşüremediği için faizi artırmak zorunda kalmıştır. Türkiye’de faizler bir misline yakın artarken ABD’de faizler beş misli artmış bulunuyor. Risklerin Türkiye aleyhine değiştiği bir ortamda ABD tahvilleri daha düşük bir reel faize karşın daha çekici hale gelmiş demektir. 

82 yorum:


  1. hocam ben iktisat ogrencisiyim ikinci sinifa gectim. yazinin gayet acik anlasilir. ve bizleri cok guzel egitiyor.

    hocam anladigim sudur. bizim gibi gelismekte olan ulkelerde faiz reel getirisi olmalidir. cunku fonlar gelmeli yatirim yapilmali. ABD de ise faizler yuksek degildi. suan yukseltip fonlari tekrar geri cekmeye calisiyolar.
    istikrar gercekten onemli. gezi olaylarinin ne kadar etkisini gorduk.
    peki hocam kuresel guc amerika evet. ondaki en ufak sikinti kuresel piyasalarda calkalanma olarak geri donuyor.

    bizim gibi gelismekte ulan ulkeler boyle durumlarda ne yapmali ?
    merkez bankasinin rolu ne olmali ?
    faizleri artmali ise karli mi oluruz?
    tesekkurler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler
      Sorularnızın yanıtları daha önceki yazılarımda var.

      Sil
  2. hocam öncelikle iktisatta biraz yeniyim söylediklerim mantıklı mı bilemiyorum. Burda bahsettiğimiz risk kur ise bizim kurun biraz daha artmasını istememiz gerekmez mi? Çünkü iktisatın temeli denge ne kadar yukselirse dengeye daha erken gelecektir. Ayrıca bu donemde yabancı yatırımcının uzun vade için bizi tercih etmesi daha mantıklı değil mi? Bu dolar onumuzdeki seneye mutlaka dusecektir doları 1.95'ten bozdurup hem yuksek faizden hem de onumuzdeki yıl kurdan daha fazla para kazanmazlar mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doların seneye düşeceği tahmini yapıyorsunuz ama Amerikalılar sizinle aynı düşüncede değil galiba.

      Sil
  3. Yazı için teşekkürler hocam. Bir soru; Grafiklerde "borç verilebilir fonların arzı" doğruları, ABD'de birbirine daha paralel iken Türkiye'de farklı eğimde, bunun sebebi nedir? Tekrar teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü Türkiyeden fon çıkışı hızlanatak devam etti onu göstermeyi amaçladım.

      Sil
    2. Peki bu varsayımla, aynı grafiği kredi notu daha düşük, bizden daha istikrarsız(aklıma hemen örnek gelemedi :)) ülkeler için düşündüğümde (AB üyelerini € birliği ve güveni nedeniyle hariç tutuyorum) borç verilebilir fon arzı doğruları arasındaki paralelliğin daha az olmasını beklemeli miyiz?

      Sil
  4. Elinize sağlık hocam, güzel bir yazı olmuş. Iyi akşamlar.

    YanıtlaSil
  5. Hocam konuyla pek ilgisi olmayan bir soru sormak istiyorum.Siz de şimdilerde bu konularda tavsiyelerde bulunuyorsunuz. Hocam banka müfettiş yardımcılığı ve sonrasında müfettişliği nasıl bir meslektir? Özellikle şimdilerde A.Ş olan devlet bankalarında( vakıf,ziraat,halk vs) sınavını kazanıp göreve atanmak zor mudur? Girdikten sonrası için parasav ve sosyal imkanları nasıldır? Kısaca yaptıkları işin zorluk derecesi nasıldır? Tavsiye eder misiniz? Şimdiden teşekkürler ve saygılar hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Banka müfettişliği iyi bir meslektir. Parası nispeten iyidir ama zahmeti çoktur Yaz aylarında Anadolu turnesi vardır. Evinizden 4 - 5 ay ayrı kalırsınız.

      Sil
    2. özel bankaları tercih etmende fayda var.iş ve garantiyi saymazsan hem daha az şubeleri var hem daha rahat bir ortam. ziraatten istifa edenlerin sayısı oldukça fazladır mesela. hatta şu anda verilen para ile müfettişliğin zahmetini kıyaslarsan finansbank 1 numaradır aklında olsun. başarılar.

      Sil
  6. Ben hiç ekonomi egitimi almadım ama gayet açık anlatmışsınız hocam.Teşekkürler

    YanıtlaSil
  7. hocam sürekli faizler ve enflasyon konusunda şöyle sözler söyleniyor.10 yıl önce böyleydi şimdi böyle yapıldı.2000 yılına bakıyorum fed faiz oranı 5 ler 6 lar düzeyinde. daha sonra küçük bir dönem hariç sürekli aşağıya doğru hareket etmiş 0 0,25 e kadar gelmiş üzerine bir de tahvil alımları başlamış. sadece tahvil alımlarını azaltma sinyalinde bile çok zorluk yaşamışken.acaba faiz oranları 0,5 e çıkar mı diye hop oturup hop kalkıyorken şu anki sıfır faiz ortamında 10 yıl önce şöyleydi bugün böyle düzelttik faizleri böyle indirdik demek ne kadar doğru. hocam 2 nci sorum 2001 yılında yüksek faiz ortamında bile krizi çözüp borcunu çevirebilen türkiye ekonomisi o dönemdeki gibi 5-6 fed faiz oranını telaffuz bile etmek istemiyorum ama bu kadar cari açıkla yüzde 2-3 lere sizce dayanıklımı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pek çok konuda geçmişle kıyaslamalar yapılırken dönemin koşulları ihmal ediliyor. Her dönemin kendi koşulları var. On yıl önce faizler yüksekti ama büyüme hızları da yüksekti. Dolayısıyla kıyaslamaları dönemin koşullarına bakarak yapmak çok daha doğru yargılara götürür bizi.
      2001 yılındaki krizi Türkiye tek başına çözmedi. Unutmamak gerekir ki o lanetlediğimiz IMF, kriz boyunca Türkiye'ye 45 milyar dolarlık destek verdi. Türkiye'nin en önemli ihtiyaçlarından birisi tasarruf oranlarını yükseltmek ve dış borçlanmayı düşürmek. Bunun üç yolu var: (1) Enflasyonu % 2 - 3 düzeyine düşürmek, (2) Reel faizin enflasyonun en az 1 - 2 puan üzerinde olmasına izin vermek, (3) Dış borçlanmaya devam etmek. Türkiye şimdilik 3. yöntemi seçmiş bulunuyor. Enflasyon yüzde 2 - 3 düzeyine inmeden faizin % 4 - 5 düzeyine inmesi sürdürülebilir bir gelişme olarak görünmüyor.

      Sil
  8. Hocam söyle bir algı yarattı bende; bir kısır döngüye gireceğiz ve bu da kisa vadeli global fonlar tarafından kullanılacak. Merkezin bu döngüyü kırması icin ne yapması gerekir? Önceki yazılarınızda bahsettiyseniz kusuruma bakmayın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İ tasarrufların bu kadar düşük olduğu bir ekonomide eğer faiz takıntısı da varsa yapılacak şeyler bugün yapılanlardan fazla değil.

      Sil
  9. mahfi bey,
    Sonuc paragrafinda problem goruyorum: halen Turkiye de reel faiz amerikadan cok daha yuksek, dolayisiyla fonlarin cikmasi degil girmesi gerekiyor. reel faizlerin kac kere arttigi "irrelevant" bir istatistiktir' sadece demogoji icin kullanilabilir. Ha yabanci yatirimci kur riskini almak istemiyor ve risk de yaklasik su kadarlik bir faiz farkina denk gelir gibi bir istatistik belirtseydiniz belki argumaniniz dogru olabilirdi...
    Saygilar
    Eren

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece reel faiz farkına bakmayın risk farkına da bakın. ABD AAA, Türkiye BBB. Riskin ne kadarlık faiz farkına denk geleceğini ölçmek çok zor. ABD'de reel faizin eksiden artıya geçmiş olması ve bu faizin daha artacağına ilişkin beklenti bu hareket için yeterli görünüyor.

      Sil
  10. Hocam çok merak ettiğimden konuyla alakası olmayan bir kaç sorum olacaktı 1) Gsyh 3 şekilde ölçülüyor ve teorik olarak hepsinin sonucunda birbirinin aynı çıkması gerekiyor acaba TÜİK hesaplama yaparken hangi yöntemi seçiyor ?
    2) üretim yöntemi ile hesaplama yapılırken ülkede üretilen bütün mal ve hizmetler dikkate alınarak ölçüm yapıldığından bu yöntem tercih edilmemektemidir ? Gerçekten bu yöntemi kullanarak bizim mahalle arasındaki fırının ürettiği ekmek te hesaba katılıyor mu yoksa bu yöntemi kullanarak üretilen bütün mal ve hizmetlere ulaşmak zor olduğundan kullanılmıyor mu?
    3) örneğin ufak bir köprü yapılırken kullanılan girdilerden bazılarının fiyatı şöyle olsun ;işçilere 10.000 tl demire 5.000 tl çimentoya 2.000 tl tahtaya 1.000 tl çeliğe 2.000 v.b harcama yapılarak bir köprü yapılmış olsun hocam burada köprü yaparken 10.000+5.000+2.000+1.000+2.000=20.000 gelir aktarılmış olsun şimdi bu 20.000 Gsyh da yer alacağına göre biz bunu hangi yönteme göre hesaplamış olduk ? Üretim mi gelir mi harcamalar mı?
    4)günlük hayatta gelirler yaklaşımı ve harcamalar yaklaşımı ile hesaplama yapılırken neden birbirinden farklı sonuçlar çıkmaktadır ? Teoride olan olay gerçekte niye olmamaktadır ?
    Hocam zaman ayırıp cevaplayabillir senız çok memnun olurum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) TÜİK üç yöntemle de ölçüyor. Üretim ve harcamalar yöntemini sürekli kullanıyor ama gelir yöntemi çok arkadan geliyor. Eldeki en son gelir yöntemiyle ölçüm 2006 yılına ait.
      2) Üretilen nihai mallar ve hizmetler hesaba katılıyor. Ve bunlar tahminlerle yapılıyor. Örneğin buğday üretimi ölçülüyor. Sonra bunun ne kadarının un ne kadarının ekmek olduğu tahmin ediliyor. Ve buğday hesaba katılmıyor sadece un olarak satılan ile ekmek olarak satılan fiyat olarak hesaba katılıyor. Buğday da sayılırsa çifte sayma sorunu çıkacağı için sayılmıyor.
      3) Her üçüne de girer. Çimento, tahta vb üretim olarak üretim hesabına, bunlara yapılan harcamalar (köprü yapımıunda kullanıldığı için) yatırım harcaması olarak harcamalara, bunları üretip yerine takanlara yapılan kar, rant, faiz ve ücret ödemeleri de gelir yönünden GSYH'ya girer. Onun için bunların hepsi birbirine eşit çıkar.
      4) Çünkü ölçme ve tahmin çok kolay değildir. O nedenle bu farklar "istatistiksel hata" başlığında gösterilir.

      Sil
  11. Yukarıdakine paralel son bir soru 5) Türkiye'nin Gsyh sı 780 milyar $ deyince bunu hangi yönteme göre ölçtük ? Örneğin harcamalar yaklaşımıyla ölçtüğümüzde gelirler yaklaşımına göre daha küçük ise gelirler yaklaşımı harcamalar yaklaşımından daha büyük diye onu mu Gsyh büyüklüğü olarak esas alırız yani her zaman hangi yöntem büyük çıkarsa o mu esas alınır ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. GSYH'lar ölçme yöntemine göre farklılık gösterse de aradaki farklar "istatistik hata" olarak yazılıp düzeltilir ve hepsi birbirine eşitlenir. Dolayısıyla hangisini esas alırsak alalım aynı şeyi konuşmuş oluruz.

      Sil
  12. Sonuçta risk deyince ülkedeki gerginlikten bahsetsek yanlış olmaz. Siyasi duruşumuz önemli olan. Yatırımcıya güven verebilmek. Lakin kendi şirketlerine bile vergi uzmanı yollayıp alenen aba altından sopa gösteren bir devlet yapısı görünüyor sanki. Hani olayları takip edemeyen vatandaşlarımız olsa da elin adamı boş değildir illa ki. Parasını hangi risklere yatırdığını çok iyi biliyor olmalı. Grafiği ilk defa gördüm ama anlamakta Zorlanmadım hocam. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğal olarak risk sadece reyting kuruluşlarının verdiği derecelere sığmayacak bir kavram. Örneğin Türkiye'nin kredi notunda Gezi Parkı olayları ve devamı yok. Ama buna karşılık buraya yatırım yapan fonlar Türkiye'yi reyting şirketlerinin dışında buradan yerinden izliyorlar. Ve bu tür olaylar onlara ülke riskinin artmaya başladığını ve buradan çıkmak gerektiğini anlattığı anda çıkıyorlar. Ben yazıda reyting notunu risk ölçümü için bir sembol olarak kullandım. Bir de CDS'ler var.

      Sil
  13. Hocam konuyla alakasız olacak ama Reinhart ve Rogoff yaklaşımının ne olduğuna ve neden çöktüğüne dair kısa bir bilgi paylaşırsanız ya da bana araştırmam için yol gösterirseniz çok minnettar olurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Reinhart ve Rogoff ortak bir kitap yazdılar adı Bu Defa Farklı. Bu kitapta finansal krizlerin tarihini incelediler. Kitapta kullandıkları verileri işlerine geldiği gibi kullandıkları öne sürüldü. Öyle olunca da ortaya attıkları finansal krizlerin nedenleri ve çözüm önerileri çöktü.

      Sil
  14. Mahfi bey konuyla alakasız ama Türkiye'deki emlak piyasası hakkında düşünceniz nedir?
    Bu bir balon mudur?
    Daha önce yazılmış bir makaleniz varmı bilmiyorum bu konu hakkında.
    Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de konutta balon var. Ama bu balon öteki ülkelerdekinden biraz farklı. Bizde deprem riski nedeniyle yenilenmesi gereken çok bina olması bu balon işini biraz dengeliyor.

      Sil
  15. Hocam Gsyh ile alakalı son sorum işin mantığını tam olarak kavramam için kendimce bir örnek vermiştim örneğim diğer mallar gibi satımından kar sağlamayan köprü örneğiydi örneğin bir köprünün yapımında çimentocuya :5.000 tl. Demire:3.000 tl tahtaya :2.000 asfalta :5.000 5.000 de diğer girdilere ödenmiş olsun işçilere de :20.000 tl gelir aktarılmış olsun bu köprünün Gsyh ya katkısını gelirler yöntemi ile ölçersek 5.000+3.000+2.000+5.000+5.000+20.000= 40.000 tl oluyor yani bu köprünün yapımında kişilere 40.000 tl gelir aktarımında bulunulduğundan gelirler yöntemi ile harcama yaklaşımına göre mili hasılaya katkısı 40.000 lira olduğunu görüyorum
    Hocam sıkıntım bunu harcamalar yaklaşımı ile hesaplamada harcamalar yaklaşımı ile ölçerken işçilere ödenen 20.000 lira tüketim yatırım yada kamu harcaması gibi bir harcama olmadığına göre bunu harcamalara katmıyorum ve harcamalar yaklaşımı ile ölçtüğümüzde 20.000 tl buluyorum hocam nerede hata yapıyorum neden harcamalar yaklaşımı ile ölçerken köprünün Gsyh ya katkısını 40.000 tl olarak bulamıyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Harcamalar yöntemiyle ölçüldüğünde Köprü için yapılan harcamanın tamamı yatırım harcamasıdır. Buna işçiye ödenen ücret de dahildir.

      Sil
  16. Hocam. futbol endüstrisi bildiğim kadarıyla Gsyh nın en büyük bileşenlerinden olan hizmetler kesiminde yer alıyor elinizde Gsyh dan futbola aktara gelirin ne kadar olduğu ile ilgili bir bilgi var mı? Futbola aktarılan derkenle kastettiğim televizyonlarda ki futbol proğramlarıda dahil her türlü futbol proğramı dahilinde gelirden ne kadar pay alıyor ?eğer elinizde böyle bir bilgi varsa paylaşırsanız sevinirim iyi günler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle hesaplar var ama benim elimde net bir bilgi yok.

      Sil
  17. Hocam Amerika'dan ve Avrupa'dan iyi veriler gelmeye devam ediyor.Belki erken ama sanki krizden çıkış başladı.Bu bizim için bir avantaj olabilir çünkü biz Avrupa Birliği ülkelerine çok ciddi ihracat yapan bir ülkeyiz.Son yıllarda ki büyümemiz de ihracatımızla doğru orantılı olduğu için ülkeden çıkan paraya odaklanmak yerine nasıl ihracatımızı artırırızı düşünsek bizim için daha faydalı olmaz mı? Eğer ihracatı artırabilirsek büyüme,işsizlikte düşüş,kurda da belli bir dengeyi yakalayabileceğimizi düşünüyorum.Kurdaki aşırı dalgalanma olmazsa bu da enflasyonu makul seviyelere düşürmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD ve AB'den gelen iyi haberlerin bizim gibi yüksek finansman ihtiyacı olan ekonomiler için iyi mi kötü mü olacağı henüz tam belli değil. İhracatı artırmak kadar dış finansman bulmak da önemli.

      Sil
  18. Hocam yıllık tüketici enflasyonu 8.9 oldu deniyor benim anlamadığım daha 1 yıl olmadı amaz yıllık tüketici enflasyonu nasıl deniyor ? Fiyatlar genel düzeyi hangi yıldan başlayarak 8.9 oranında artmış ?
    Hocam 2.sorumda ) aylık enflasyon denince de örneğin Temmuz'u değerlendiriyorsak Temmuz'un endeks değerinin Haziran'ın endeks değerine göre ne kadar arttığı bize aylık enflasyonu mu verir yoksa aylık enflasyonun ölçüm şekli farklımıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her ayın enflasyonu açıklandığında 12 ay geriye gidilerek birikimli enflasyon bulunuyor ve ona yıllık enflasyon deniyor. Örneğin Temmuz ayında Ağustos 2012 ile Temmuz 2013 arası alınıyor.
      Temmuz ayı endeks değerinden Haziran ayı endeks değerini düşüp Haziran ayı endeksine bölerek Temmuz ayı enflasyonunu buluyoruz.

      Sil
  19. Merhaba Hocam,

    Konuyla alakasız olacak ama, ben İstanbul Üniversitesi uzaktan eğitim programı kapsamında ekonometri okumak istiyorum. Normalde işletme mezunuyum ve sizin de bildiğiniz gibi bölümümüz ağırlıklı olarak muhasebe dersleri içeriyor. Ayrıca özel bir bankada çalışıyorum ve ileride borsa veya aracı kuruluşlarda çalışma planlarım var.

    Sizce bana yararı olur mu ? Hem iktisat alanında uzmanlaşmış olacağım hem de ekonometri lisans mezunu olmuş olacağım. Çünkü normal fakülte diploması veriyorlar.

    Görüşleriniz için şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonometri oldukça ağır bir daldır. Uzaktan eğitimle yapabilir misiniz bilemem. O bölümde okuyanlardan okulu 4 yılda bitirenler parmakla gösterilir genellikle. Ama siz bilirsiniz tabii.

      Sil
  20. Hocam ABD fon ardındaki numaralirin yerinin değişmesi gerekmezmi (1 in 2, 2 nin 1 olması) Çünkü denge fon arzı 1 ile fon talebi 2 de oluşmuş gibi gözüküyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır aslında gidiş gelişler var. Yani sadece fon arzları değil likidite beklentileri de etkin. O nedenle arz çok kısa sürede eski yerine döndüğü halde talep yükseliyor.

      Sil
    2. Tabii aslında bu gidiş gelişleri uzun uzun anlatmam gerekirdi ama yazı zaten teknik bir yazı oldu bir de o işe girişirsem okuyanlardan pek de hayır dua almam diye kısa kestim.

      Sil
  21. Hocam bilindiği gibi 3 şekilde arz eğrisi var birisi eksik istihdamın olduğu toplam talep artsada fiyatın artmadığı üretimin artığı bölge olan keynesyen bölge var bir de ekonominin tam istihdamda olduğu talep artışlarına karşı üretimin değilde fiyatların arttığı klasik bölge var son olarak ta talebin arttığında hem üretimin Hemde fiyatların arttığı monetarist bölge var buraya da ara. Bölge deniyor hocam sizce Türkiye hangi bölgede yer almaktadır ? Eksik isdihtamın olduğu ve talebin arttığında buna üretimin artarak cevap verdiği bölgede mi ? Yoksa tam istihdamın olduğu artan talebe karşılık fiyatların cevap verdiği bölgede mi yoksa ara bölgede mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye ara bölgede. Yani tam istihdam konumunda değil, dolayısıyla talebin arttığı ortamda hem üretim hem de fiyatlar artıyor.

      Sil
  22. Hocam dünyanın şu an hiçbir ülkesinde saf haliyle uygulanan serbest piyasa ekonomisi mevcut değil hocam sizce serbest piyasa ekonomisinin önündeki engeller kaldırılsa devlet güvenlikten adaletten sağlıktan başka hiçbir şeye ( taban fiyata tavan fiyata asgari ücrete) karışmasa ülkenin refahı artarmı ? Yoksa bazı kesimlerin zarar gördüğü bir yapılanmamı meydana gelir ? Piyasa ekonomisi rekabeti getirmez mi rekabetin olduğu her yer ise tüketiciye fayda sağlamaz mı Ve tüketicinin elindeki sınırlı kaynaklarla eskisine nazaran daha fazla mal ve hizmete kavuşmaz mı?
    Hocam bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum mümkünse serbest piyasa ekonomisi ile sosyalist ekonomi arasındaki farklılıklara değinebilirmisiniz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu oldukça uzun bir konu. Buraya sığmaz. Ama şu kadarını söyleyebilirim. Bence gerçek anlamda tarafsız yargısıyla, gerçek anlamda bağımsız kurumlarıyla ve popülizme sapmayan siyasetiyle kamu otoritesinin objektif denetiminde yürüyen bir serbest piyasa ekonomisi ideal bir modeldir.

      Sil
  23. Mahfi Bey, sizce yeni bir ekonomik krizden ne kadar uzağız? Likidite sıkıntısına girersek, faizleri arttırıp var olan sistemle devam edebilir miyiz, yoksa mutlaka radikal yapısal değişimler mi gerekir?

    Bir de eğer içinde bulundugumuz koşullarda bir kriz gerçekleşirse, yaşanacaklar 2001 krizine benzerlik gösterebilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok yakınındayız diyebilirim. Bunun nedeni yalnızca ekonomik koşullarımız değil. Bir takım ön yargılarla ekonomi politikası esnekliğimizi yitirmiş olmamız.
      Hayır. Bu kez tam tersi olabilir. Yani reel kesimden mali kesime sıçrayan bir sıkıntı.

      Sil
  24. Hocam bu zamana kadar bir çok uluslararası para sistemi denendi altın standardı, Bretton woods vb. Önümüzdeki 10 15 yıl içinde yeni bir sistem denenmesini öngörüyor musunuz? Bunu sormamın nedeni evet Amerika avrupa birliğinin kurulmasıyla dalgalı kurda kendine güzel bir ihracat limanı buldu ve bundan memnun gorunuyor. Ancak ortada bir Çin problemi var ki yanlış bilmiyorsam Amerikadaki işsizliğin temel nedenlerinden olarak yuan'ın dolar karşısındaki düşük değeri gösteriliyor. Ben bunun ilerleyen yıllarda Amerika adına daha ciddi bir problem olacağını düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz önümüzdeki yıllarda bir sistem değişikliği görür müyüz ve bunun tetikleyicisi ne olur sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ortak para çok zor görünüyor. Bence Euro deneyimi bu atılımların önünü kesti.

      Sil
  25. hocam iyi bayramlar...sn.hocam türkiye de ki yabancı paranın %50 si siyasi destek amaclı tutulan para değil midir.2002 yılında birden girdi bu para .bu para sanırım çıkmayacak gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi bayramlar.
      Çıkmayacak para yoktur. Erken çıkacak ve geç çıkacak paralar vardır.

      Sil
  26. sn.hocam peki ABD dış açık verirken tahvil alımını azalmaya gitmesi $ a deger kazandırmaz mıdır.
    bu da cari açığı arttırmayacak mıdır.fed heralde avrupaya destek vermek için yani pariteye destek için mi alımları azaltacak acaba ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fed'in tahvil alımlarını sonsuza kadar sürdürmesi söz konusu değil. Aslına bakarsanız bunun etkisi de azalmaya başladı. Ayrıca ekonomide toparlanma işaretleri arttı. Yani bu tür desteklere ihtiyaç azalıyor. O nedenle tahvil alımlarını azaltacak.

      Sil
  27. merhaba hocam, cds primi ile reyting notu arasında birebir bir korelasyon var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır çünkü cds primleri anlık olarak belirleniyor oysa reyting uzun aralıklarla belirleniyor.

      Sil
  28. Tesekkurler hocam. Daha kısa ve öz bir yazı olmuş. İtiraf etmeliyim, şimdi farkediyorum, önceki yazıyı çok da iyi anlamamışım. Bu yazıyı doģru anladYabanci fonların elde edebileceği reel getiriyi cds ile sigortalatacağını kabul edersek reel getiri oranindan 217 yani % 2,17 düşmemiz gerekir. Geriye kalan %4.83 getiri % 0,9 kıyasla çok yüksek. Bu durumda bile yabanci fonlar çıkabiliyorsa kurda % 4 ve üzeri bir artış ihtimali görüyor olmalılar.

    Bir sarmala girmiş gibiyiz. Temel problem cari açık sanki; devasa turizm gelirleri bile yetmiyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru bir saptama. Temel sorun cari açık ve onun finansmanı.

      Sil
  29. Hocam özel ders veriyormusunuz ? sizden ekonomide ki bazı eksiklerimi kapatmak adına sizin de zamanınız varda bire bir ders almak isterim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özel ders vermiyorum. İlginize teşekkür ederim ama böyle bir ders vermiyorum.

      Sil
  30. Hocam ekonomi politikası kitabınızın yeni baskısının çıkmasına ne kadar kaldı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu anda editör tarafından okunması yapılıyor. Az kaldı sanırım.

      Sil
  31. siz nasıl Türkiye'de reel faizi hesaplamak için 3-6 ay vadeli mevduat faizine göre hesap yapıyorsanız amerikalı iktisatçılar da ülkelerindeki reel faizi kısa vadeli banka mevduatına göre hesaplıyorlar. akademik camiada 10 yıl vadeli hazine kağıdının faizine göre hesaplama yapılmıyor çünkü tahvil, sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, sadece ödenen kupon faizinden ibaret değil. faiz artışları veya azalışları neticesinde tahvil değerinde ciddi sermaye kayıp yada kazançları meydana geldiği için uzun vadeli tahvil faizleri reel faiz hesabında pek kullanılmazlar.
    ülkemizde 6 ay vadeli mevduatın faizi 22 Mayıs öncesine göre 1,4 puan artarken, ABD'de 6 ay vadeli mevduat faizinde hiçbir değişiklik olmamış. yabancı fonların Türkiye'den çıkmaları büyüme tahminlerinin düşmesi kaynaklı. bir de piyasalar merkez bankası'ndan ilave faiz artırımı bekliyorlar çünkü kısa vadeli mevduat faizi faiz koridorunun üst bandı olan %7,25'in neredeyse 1 puan üzerinde! gösterde tahvilin faizi ise 1,5 puan yukarıda. enflasyon ise %9'larda. yabancı yatırımcı "tamamdır. TCMB faizi artıracağı kadar artırdı, artık faiz artırmaz. bundan sonra ancak faiz indirimi olur" dediği anda Türkiye'ye döner diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yabancılar bu tür yatırımları çoğunlukla tahvil ve bono ile borsaya yapıyorlar. O nedenle iki ülkede de tahvil faizlerini almak yanlış olmaz.

      Sil
  32. Mahfi Bey merhaba,
    Amerikan hazine bonosu faizi yükseldiğine göre bu bonoları alandan daha çok satan var demek ki. Bu satışı yapanlar eğer bu bonoları çok uzun yıllar önce almadılarsa zararına satıyorlar. Neden sattıklarını merak ediyorum; faizin daha da yükseleceğini mi düşünüyorlar? Sattıkları bonoların parasını ne yapıyorlar; daha kazançlı olacağını düşündükleri araçlara mı giriyorlar (borsa, diğer ülke bonoları gibi)?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunlar on yıllık tahviller. Dolayısıyla 2003'den bu yana alınmış bonolar söz konusu. O zaman faizler çok yüksek tahvillerin değeri düşüktü. Tahviller değer kazanınca satmak akıllıca oluyor. Şimdi borsa daha kazançlı. Dolayısıyla satıp borsaya giriyorlar.

      Sil
  33. hocam, 2001 krizinde yabancı fonlar;1-enflasyon - faiz makasının hızla daralması sonucu reel faiz marjının fazla düşmesi, 2- küresel likidite hacminde azalma başlaması ve bu nedenle sermaye akımlarında yavaşlama beklentisi ve buna paralel cari açığın finanse edilemeyeceği algısı, 3-sabit kur sisteminin iktisadi yapıya uygun olmayışı,4-kamu borç stoğunun çevirilebilme özelliğinde azalma ya da hedeflenen ölçüde iyileşme sağlanamaması gibi nedenlerin hangisi ya da hangileri nedeniyle ülkemizden kaçarak ekonomimize kur şoku yaşatmışlardır?. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2001 krizinin çıkış nedenleri çok fazladır. En başta kamu açıklarının yüksekliği, bunun neden olduğu enflasyon ve yüksek faiz geliyor. Bunların yarattığı borç çevirme sıkıntıları sonunda kurun bant içinde tutulamayacağı endişesini getirince yabancı fonlar ülkeyi terketmeye yöneldi ve bankalar büyük açık pozisyonlarını kapatamayınca sistem çökmeye başladı.

      Sil
  34. hocam, finansal sermaye hareketlerinin küreselleşerek ciddi derecede deregülatif hale gelmesi sonucunda; reel ekonomik sorunların daha da artmış olduğu kanaatindeyim. zira: günümüzde temel mal-emtia para olmaktadır. ve finansal spekülatif piyasa hareketleriyle finansal kar maximizasyonları güden rantçı kesimler, maalesef tek amacı üretim,istihdam,ihracat,rekabet,inovasyon yoluyla büyümek olan reel ekonomiyi kursal dalgalanmalara maruz bırakarak adeta darbe indirmektedir. hocam, reel ekonominin bu negatif döngüden biraz olsun korumak için bugüne nazaran daha regülatif bir mali piyasalar oluşumu sağlanamaz mı?. daha stabil ve istikrarlı bir reel ekonomi için bu şart değil midir?. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorun küreselleşmenin getirdiği sermaye hareketleri serbestliğinin yarattığı ortama uymayan ekonomik yapıların varlığıdır. Bu, sel sularına karşı altyapıyı yapmadan baraj kapaklarını açmak gibi bir etki yaratmıştır.

      Sil
  35. hocam, dikkatimi çeken iktisadi hususlardan bir tanesi de; bazı sanayicilerin aynı zamanda bankacılık işletmelerinin de olması durumudur.zira: bazı sanayiciler, iştirakleri olan bu bankalardan kendi sınai işletmelerine piyasanın altında faiz ile finansman sağlama imkanına sahip olurken başta kobilerimiz olmak üzere birçok reel kesim maalesef bu sanayicilerin bankalarından çok daha yüksek faiz ile finansman kullanmak zorunda kalabiliyor. ve bu durum ciddi derecede dengesiz bir rekabet piyasası oluşmasına sebep olabiliyor. hocam, bu olumsuzluğun önüne geçilemez mi?. mesela: sanayici kesimlerin banka kurmalarına sınırlamalar getirilmesi ya da sadece ya sanayide ya da finans da faaliyet göstermesinin yasalarla zorunlu kılınması v.b gibi hocam. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz eskiden böyleydi. 2001 krizinden sonra bankacılık sistem ve kurallarında yapılan değişiklikle önüne geçildi. Artık bankaların bağlı olduğu holdingdeki kuruluşlara ayrıcalıklı kredi vermesi söz konusu olamıyor.

      Sil
  36. Hocam öncelikle yine yazınız çok öğretici elinize sağlık! Hocam biliyorsunuz bugün Agustos ayı rakamları açıklandı ve oran %0.1, diyelim ki TCMB tahmin ettiği enflasyon rakamlarda yanıldı ve yıllık %12 oldu ve aylık ortalama enflasyon %1 olsun. Asıl sorum şudur, Türkiye'de memur ve işçi ücret zam oranlarında yaklaşık olarak 6 aylık %4 veriliyor. Yıllık toplamda %8 ediyor. Bu zamlarla birlikte her ay insanlar ücretlerini %4 oranında zamlı alıyorlar. 1000TL ücret alan birisi almış olduğu zamla birlikte ilk 6 ay boyunca her ay %4 zamdan artı 40 TL fazla alıyor. Aylık enflasyonun %1 civarı olmasına rağmen ücretlerdeki %4 bir artış anormal bir artış değil midir? Hocam sizce arada bu kadar fark olması normal midir? Ben kendi kendime herhalde ücret zamları hesaplanırken insanların sadece zorunlu harcamalarının bir enflasyonu çıkartılıp öyle hesaplanıyor diyorum, acaba böyle mi yapılıyor? Yoksa zaten bu aradaki makas normal bir oran mıdır? Yani aylık %1 enflasyona zaten aylık %4 oranını da zam mı yapılır? Şimdiden çok teşekkür ederim, iyi çalışmalar hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ücret zamları aylık yapılmıyor. İlk altı ay için % 4 deniyor. Yani örneğin 1000 TL maaş alan bir kişi Ocak ayında % 4 enflasyon zammı almışsa Temmuz ayına kadar her ay 1,040 TL alıyor. Temmuz ayında yeniden % 4 zam yapılmışsa bu kez de Temmuz - Aralık arası her ay 1,082 TL alıyor.

      Sil
    2. Hocam aylık enflasyon zammı denilen oran her ay için 1000 TL maaşı olan kişinin maaşına %4'ten artı 40 TL artış sağlıyorsa, aylık enflasyon oranına %1 dersek, kişinin maaşında 10 TL lik bir azalma gerçekleştirmiş olmuyor mu?
      Yani benim hesabıma göre 6 aylık %4 zamdan kişi her ay 1040 TL alırsa toplamda 6 aylık, 6240 TL alıyor. Ancak enflasyona aylık %1 dersek her ay kişinin 1010 TL den 6 aylık, 6060 TL alması gerekiyor. Benim bu hesabıma göre bir yanlışlık var ama işte ben onu bulamıyorum hocam:)

      Sil
  37. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ben yanlış anlamışım.
      Yıllık enflasyon % 10 olsun. Kişinin yılbaşındaki maaşı da 1000 TL olsun. Bu kişinin zamsız yıllık maaşı 12.000 TL eder.
      Eğer bu kişiye aylık % 1 zam yapılsa o yılda eline geçecek ücret tutarı 12,894 TL olurdu.
      Bu kişiye baştan % 10 yıllık zam verseniz (enflasyon kadar) yıllık geliri 13.200 TL olur.
      Bu kişiye ilk altı ay için yüzde 5, ikinci altı ay için de % 5 zam verseniz ilk altı ayın ücretler toplamı (1.050 x 6=) 6.300 TL ikinci altı ayın ücretler toplamı (1.103 x 6=) 6.618 TL ve yıllık ücretler toplamı (6.300 + 6.618=) 12.918 TL olur.
      Birbirine oldukça yakın hesaplar.

      Sil
    2. Tamam hocam şuan net şekilde anladım. Çok teşekkür ederim tekrardan hocam, vakit ayırmanız dahi bize vermiş olduğunuz değerin göstergesi, saygılarımla iyi çalışmalar.

      Sil
  38. Hocam bir sorum var size;ABD'de ki tanınmış şirketlerden bir tanesi yüklü yatırım için Türkiye'ye gelecekler.Bunun sonucunda Doların düşme ihtimali nedir? teşekkürler...

    YanıtlaSil
  39. işsiz bankacı11 Aralık 2013 03:54

    saygıdeğer hocam bugün bütçe görüşmeleri başladı ve mecliste gezi olaylarından önce faizlerin 4 küsürlerden gezi snrası 9 lara çıktığı ve hazinenin 18 milyar tl daha fazla borçlandığına değinildi.szin görüşleriniz benim için çok önemli bu konuda.18 milyar tl 1 ay bile sürmeyen bir süreçte kaybedilen para.bu parayla 4 boğaz köprüsü yapılır.bu faiz kaganlığı bizemi özgü sadece yada biizm gbi ülkeleremi.siz bir zamanlar bana göre Türkiyenin ekonomi alanındaki en önemli iki bürokratından biriydiniz diğri tcmb.hazinenin başında idiniz.benim bu sorularımı sizden iyi kimse yanıtlayamaz.Saygılarımla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İş sahibi bir bankacı olarak hükümetin saçma politikaları yüzünden direnen halkın suçu yoktur. Faizlerdeki artış hükümetin -daha doğrusu Başbakan'ın- saçma söylemleridir.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...