14 Ocak 2015 Çarşamba

Talep Enflasyonu mu Var Maliyet Enflasyonu mu?

Enflasyon nedir?
Bir ekonomide fiyatlar genel düzeyinin sürekli olarak artması haline enflasyon diyoruz. Bu tanımdaki iki noktaya dikkat çekmek istiyorum: (1) Tek tek fiyatlar değil genel olarak fiyatların düzeyi artmış olacak. Birkaç malın fiyatının artması enflasyon değildir. (2) Artışın sürekli olması gerekecek. Bir defa görülen fiyat artışına enflasyon demiyoruz.  

Bir ekonomide enflasyonun kökeninin bilinmesi enflasyonla ilgili soruları doğru yanıtlamak için gereklidir. Enflasyon iki kökenden beslenebilir: (1) Talep kökenli enflasyon, (2) Arz (maliyet) kökenli enflasyon.

Talep kökenli enflasyon: Eğer bir ekonomide talep kökenli sorunlar varsa yani örneğin arz miktarı değişmediği halde talep miktarı artıyorsa o zaman ekonomide talep kökenli enflasyon oluşur. Yalnızca 100 ekmek üretilen ve 1 TL’den satıldığında ekmeklerin tümü tüketilen bir ekonomi düşünelim. Varsayalım ki bir sonraki dönemde talep miktarı 110’a çıkmış fakat ekonomi bu kadar ekmek üretememiş olsun. Bu durumda talep sahipleri ekmeğe daha fazla fiyat vermeye razı olacaklar ve ekmeğin fiyatı artacak, örneğin 1,10 TL’ye yükselecektir. Eğer bir sonraki dönemde arz yine 100 adet ekmekte kalırken talep miktarı 120 ekmeğe yükselirse ekmek fiyatı da örneğin 1,20 TL’ye çıkacaktır. Bu, talep enflasyonudur.

Talep enflasyonu çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Örneğin nüfus artmışsa talep de artar. Ya da her şey sabitken merkez bankası piyasaya daha fazla para sürmüş ve bu para tüketicinin eline geçmişse talep yine artar. Talep enflasyonunu önlemenin yolu insanları daha fazla tüketimden vazgeçirip tasarrufa yönlendirmekten geçer. Bunun da yolu faizlerin artmasını sağlamaktan geçer.    

Arz (maliyet) kökenli enflasyon: Eğer bir ekonomide arz yönlü sorunlar varsa yani örneğin arzda daralma ya da maliyetlerde artış oluşmuşsa o ekonomide arz yönlü enflasyonist baskıdan söz edilebilir. Arzda daralma, talep düşmediği halde üretim miktarında düşüş olması halidir. Ki bu fiyatların yükselişe geçerek enflasyon oluşmasına yol açabilir. Maliyetlerde artış üç şekilde ortaya çıkabilir: (1) Üretim faktörlerine ödenen bedellerde artış olabilir (ücret artışı, kira artışları, finansman maliyetleri ve dolayısıyla faizlerde artış.) (2) Girdi fiyatlarında artış olabilir (üretimde kullanılan hammadde, ara malı, sermaye malı fiyatları artabilir.) (3) Kurlarda artış ortaya çıkabilir. Bu durumda üretimde kullanılan ithal girdilerin fiyatları artabilir. Petrol, doğalgaz fiyatlarında artışın etkilediği enerji fiyat artışlarına ek olarak kurda ortaya çıkan artışlar bu tür girdilerin ithal fiyatlarını dolayısıyla firmaların üretim maliyetini artırır.     

Yalnızca 100 ekmek üretilen ekonomimize geri dönelim. Diyelim ki bütün bu ekmekleri bir tek fırın üretmektedir. Bu fırında bir işçi bulunduğunu, fırının, ithal doğalgazla çalıştığını, ekmek üretimi için un, maya, su kullanıldığını, ekmek üreten makinenin değişken faizli banka kredisiyle alınmış olduğunu varsayalım. İşçinin ücreti sürekli artıyorsa bu üretim faktörleri bedellerindeki artışın yarattığı bir maliyet enflasyonuna yol açar. Kurlar sürekli yükseliyor ve o nedenle ithal doğalgazın fiyatı ve elektriğin fiyatı sürekli artıyorsa o zaman bu maliyetlere de yansır ve ekmek fiyatları da buna uyum göstererek sürekli artar ve enflasyona neden olur. Ekmek üretiminde girdi olarak kullanılan un, maya ve suyun fiyatı sürekli artarsa bu da maliyetleri artıracağı için enflasyona yol açar. Aynı şekilde bankadan alınan değişken faizli kredinin faizi de sürekli artış gösterirse bu da maliyetleri artırıcı bir etki yapar ve enflasyona neden olabilir. Burada saydığım bütün artışlar sürekli olması halinde enflasyon olarak adlandırılır, bu artışlar bir defalık artış olarak ortaya çıkmışsa enflasyon olarak adlandırılmaz, fiyat artışı olarak kabul edilir.

Türkiye’de durum
Türkiye’de 2014 yılında yıllık ortalama manşet enflasyon (TÜFE ile ölçülen enflasyon) yüzde 8,9 oldu (yılsonu enflasyonu yüzde 8,17 olmakla birlikte bu hesaplarda yıllık ortalama enflasyona bakılır.) Bu enflasyonun kökeni nedir? Talep enflasyonu mu yoksa arz enflasyonu mu yoksa her ikisin de bulunduğu bir karma enflasyon mu söz konusu? Bu soruya yanıt verebilmek için önce talebi etkileyen unsurlara bakalım.

Talep enflasyonu var mı?
İlk sorumuz para arzında talepte artış yaratabilecek bir yükselme oldu mu sorusu olacaktır. Para arzını çeşitli şekillerde ölçüyoruz. Geniş para arzına (M3) baktığımızda 2013 yılsonuna göre yüzde 14 dolayında bir artış olduğunu görüyoruz. Büyümenin yüzde 4 beklendiği bir yıl için yüzde 14 dolayındaki bir para arzı artışının makul karşılanması zordur. Para arzındaki bu 10 puanlık artışın talepte bir artışa neden olup olmadığını inceleyebilmek için talep cephesine bakalım. Öte yandan para arzındaki artış oranı aşağı yukarı kurdaki artışla örtüşüyor.      

Talepte bir artış olup olmadığını yanıtlayabilmek için ilk olarak tüketicilerin eğilimlerini izlediğimiz anketlere bakmamız gerekiyor. Bu anketlere baktığımızda talebin arttığını gösteren bir değişim göremiyoruz. Örneğin tüketici güven endeksi 2013 sonunda 75 iken 2014 sonunda 67’ye gerilemiş görünüyor. İkinci bir gösterge olarak hanehalklarının nihai tüketim harcamalarının GSYH içindeki payına bakıyoruz. 2013 yılında GSYH’nın yüzde 71,2’si hanehalklarının nihai tüketim harcamalarından oluşurken 2014 yılında bu oran yüzde 70,5’e gerilemiş görünüyor. Demek ki 2014’de talepte artış olmamış, tam tersine düşüş yaşanmış. Bunlara ek olarak Kalkınma Bakanlığı’nın Ekonomik Gelişmeler başlıklı raporlarında ve TCMB’nin Enfasyon Raporlarında iç talepte 2014 yılında elle tutulur bir kıpırdanma olduğunu gösteren bir saptamaya rastlayamadık.  

O halde 2014’de yaşanan enflasyonun, Para arzındaki artışa karşın, talep kökenli olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.

Arz enflasyonu mu söz konusu?
Gelelim işin arz (maliyet) yönüne. Buradaki sorumuz şu olacak: 2014’de maliyetlerde artışa neden olan bir gelişme oldu mu? Yani üretim faktörlerinin gelirleri (ücretler, kiralar, faizler ve karlar) arttı mı? Üretimde kullanılan girdilerin fiyatları yükseldi mi? Kurlar arttı mı? Bu soruların yanıtları bizi Türkiye’de yaşanan enflasyonun arz enflasyonu olup olmadığına götürecek bizi. Bunlara tek tek bakalım. Ücretlerin, ortalama olarak, enflasyon kadar artış gösterdiğini ve bu şekilde enflasyona katkı yaptığını genel olarak söyleyebiliriz. Ne var ki ücretler geçmiş enflasyona göre artırıldığı için gelecek enflasyonu artırıcı yönde katkı yapabilmesi için geçmiş enflasyonun üzerinde artmış olması gerekiyor. Ücretlerde bu tür istisnalar olsa da genel olarak ortalama ücretlerin geçmiş enflasyona göre ayarlandığı için ücretlerin enflasyona katkısının sınırlı kaldığını düşünüyorum. Kurlardaki artış için sepet kura (½ USD + ½ Euro) bakıyoruz. 2013 yılı sepet kurun ortalaması 2,31 iken 2014 yılında 2,55 olmuş. Yani yüzde 10’un üzerinde artış sergilemiş. Faizlerdeki artış da aynen kurdaki artış gibi yüzde 10’un biraz üzerinde gerçekleşmiş.

Şimdi de bu giderlerin toplam firma maliyetlerindeki ağırlıklarına bakalım. Aşağıdaki tablo Yüncüler ve Öğünç’ün, Firma Maliyet Yapısı ve Maliyet Kaynaklı Enflasyon Baskıları, TCMB Çalışma Tebliği No: 15/3 adlı çalışmalarından alınmıştır. Bu tablonun hazırlanmasında yazarlar, 20’den fazla işçi çalıştıran firmaları hesaba katmıştır. Hesaba aldıkları firma sayısı 38.997’dir. Hesaplamayı, 2006 – 2011 yılları ortalamasını esas alarak yapmışlardır.)

Maliyet Kalemleri
Giderlerin Ağırlığı (%)
Personel giderleri
23,6
Hammadde giderleri
41,5
Elektrik giderleri
2,0
Yakıt ve akaryakıt giderleri
3,6
Kira (bina + makine, teçhizat kiraları)
3,1
Finansman giderleri (faizler, komisyonlar vd)
3,6
Faaliyetle ilgili diğer giderler
15,2
Diğer
7,4
Toplam
100,0

Görüleceği üzere Türkiye’de tarım dışında (sanayi, hizmet ve inşaat sektörleri) yer alan firmalarda maliyetlerin ağırlığı hammadde ve personel giderlerinde toplanmaktadır. Demek ki fiyat artışlarında en etkili iki kalem hammadde (yani girdi) fiyatları ve üretim faktörlerinden emeğin fiyatı olan ücretlerdir. 2014 yılında ücretlerdeki artışın enflasyon düzeyinde olduğunu, buna karşılık hammadde fiyatlarındaki artışın kurlardaki artış da dikkate alındığında en az yüzde 10 dolayında olduğunu hesaplıyoruz. Elektrik giderleri, yakıt ve akaryakıt giderleri kalemlerini de hammadde gibi kurla yakın ilişkili kalemler olarak düşünmek gerekir.  

Finansman giderlerinin toplam maliyetler içindeki payı sadece yüzde 3,6’dır. Bunun tamamı faiz değildir. Yaklaşık 0,5 puanı diğer giderler olduğu düşünülmektedir. Demek ki faizin toplam maliyetlerdeki payı yüzde 3’ten ibarettir.

Kur ile faiz ilişkisi
Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ekonomilerde yabancı paraların yerli para ile olan ilişkisi büyük ölçüde faiz - risk dengesiyle belirleniyor. Eğer bu tür bir ekonomide riskler yüksekse (yani örneğin cari açık yüksek, dış finansman ihtiyacı yüksek, siyasal belirsizlikler söz konusu, mali disiplinde sorunlar varsa) o zaman yabancı para çekebilmek için faizlerin yüksek tutulması gereği vardır. Aksi takdirde dış finansman girişi azalır ve kurlar yükselir. Kurlar yükselince riskler yükselir, dış finansman kaynaklarının gelmesi azalacağı gibi içeridekiler de dışarı çıkmaya başlar. Kurların yükselmesi yukarda ayrıntısıyla değindiğim gibi enflasyonun yükselmesine yol açar. Dalgalı kur rejimi uygulayan açık bir ekonomide paranın iç değeriyle dış değeri birlikte hareket eder. Yani enflasyon oluşmuşsa paranın dış değeri de düşer ya da paranın dış değeri düşmüşse enflasyona yol açar. Bu durumda tek çözüm faizi yükselterek dış finansman için yeniden çekim alanı yaratmaya çalışmaktır. Böylece yabancı kaynaklar içeri çekilmiş ve kurlar düşürülmüş, enflasyon da denetim altına alınmış olur.  

Sonuç
Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan çıkardığımız ilk sonuç 2014 yılında Türkiye’de yaşanan enflasyonun ağırlıklı olarak yüksek kur ve yüksek petrol fiyatlarının yarattığı maliyet artışlarından kaynaklandığı sonucudur. İkinci olarak faiz giderlerinin, toplam maliyetler içindeki payının düşüklüğüne bakarak tek başına enflasyona neden olmasının mümkün olmadığını net bir biçimde söyleyebiliyoruz. Vardığımız bu ikinci sonuç, ‘yüksek faizin enflasyona neden olduğu’ biçimindeki tezin yalnızca bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Bu iki bulguyu birleştirerek ulaştığımız üçüncü sonuç; TCMB’nin, 2014 başında faizi artırarak kuru denetim altına almasının 2014 yılının bu enflasyon oranıyla bitmesini sağladığı şeklindedir. Bir başka ifadeyle eğer TCMB, yılın ilk ayında politika faizini yüzde 4,5’dan yüzde 10’a çıkarmasaydı 2014’ü büyük olasılıkla çok daha yüksek bir enflasyon oranıyla bitirecektik. Tabloda yer alan hammaddelerin çoğunun, elektriğin bir bölümünün, yakıt ve akaryakıtın neredeyse tamamının ithal malı olduğunu ve kurla fiyatlandığını dikkate aldığımızda gördüğümüz budur.

İster beğenelim ister beğenmeyelim ekonomi bir bilimdir. Ve her bilim gibi objektif bir takım dayanakları vardır. Bilimden biraz daha uzak olan bu objektifliği subjektif isteklere göre biçimlendirmeye çalışan ekonomi politikasıdır. Onun için ekonomi, bilim olarak tanımlanırken ekonomi politikası, bilimle sanatın karışımı olarak tanımlanıyor. Bana sorarsanız ekonomi bilimini oluşturan bilim ve sanat ikilisinin yanına siyaseti de katmak gerekiyor. Bugün yaşadığımız sorunların sorumlusu ekonomi bilimi değildir. Sorun, ekonomi bilimi, siyaset ve sanatın bir araya gelmesiyle oluşturulan ekonomi politikasında, ağırlığın ekonomi bilimi yerine siyaset ve sanata verilmesinden kaynaklanıyor. 

47 yorum:

  1. Emeğinize sağlık hocam. Kahvedeki Mehmet amcanın bile idrak edebileceği bir yazı.

    YanıtlaSil
  2. Anlaşılan bu gidişle düşün faizler nedeniyle Günah Enflasyonu yaşayacağız

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk 4 - 5 ayda değil ama sonrası biraz karışık.

      Sil
    2. ilk 4-5 ayda da yaşanması muhtemel. Hava koşulları sebebiyle fiyatlar oldukça artacaga benziyor.

      Sil
  3. Hocam Merhaba,
    Haftaya parasal genişleme yapılacak tahviller satın alıncak avrupa'da malum deflasyon. Benim genel anlamda sorum şu, verilen bu eurolar bu ülkeler tarafından nasıl değerlendiriliyor: devlet bankalar aracılığıyla şirketlere kredi verip yardım dolayısıyla yatırım ve istihdam mı sağlıyor, anladığım kadarıyla talep azalmış durumda avrupa'da verilen bu euroların çalışanların maaşlarına yansıtılsa talep arttılamaz mı ? Bu konuda aydınlatırsanız çok sevinirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bu konu benim de anlatmaya çalıştığım şey. Tahvil alıp para verince bu paralar bankalara gidiyor ve bankalardan kredi talebi olmadığı sürece onlar da geri getirip MB'na yatırıyor. BU tepeden para verme sistemi pek iyi çalışmıyor. Oysa maliye politikasına dönülse ve o paralar kişilere verilip harcamaların artması yoluna gidilse daha iyi olabilir. Bu konudaki eski yazım burada: http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/kuresel-krizin-cozumu-icin-maliye.html

      Sil
    2. Hocam bu dediğinizi kamu maliyesinde disiplini sağlamış abd yapabilir belki ama yüksek kamu borcuna sahip euro bölgesi ekonomileri bu kadar borca rağmen bir de tekrar gevşemeyi nasıl yapacak?
      Gerçi Roubini de bu yönde açıklamalar yapmıştı.
      Mesela merkez bankaları sistemi değiştirerek %0 faizle parayı direkt insanlara borç verse..
      Biliyorum bu merkez bankacılığına ahkırı diyceksiniz ama bence biraz rasyonel beklentiler teorisi işliyor insanlar bankalara be finanas kuruluşlarına güvenmiyor..
      Ne dersiniz?

      Sil
  4. Hocam merhaba.ben bir süredir yazılarınızı okuyor ve 11 de ekonomi programınızı takip ediyorum.sizin de her zaman değindiğiniz gerek ekonomi gerek kalkınma anlamında uzun vadede başarı için yapısal reform şart.ancak bence her şeyden önemlisi kaliteli,nitelikli,araştıran,sorgulayan insanlar yetiştirmek.var olan sistem bu saydıklarımın tam tersi oranda işliyor.çünkü 'güç' her zaman kendisine koşulsuz,sorgusuz biat edilmesini ister.bu yüzden bireyler hem kendileri hemde toplu için gerekli çabayı göstermeli.ben bu toplumda bir kişiyim ben ne yapabilirim diye düşünmemelilerdir. işte bu noktada siz nasıl bir zorunluluğunuz olmamasına rağmen burda insanların anlayamadığı konularda anlaşılır bir dille yazı yazıp bilgi veriyor ve hatta zamanınızı ayırarak soruları cevaplıyorsanız.diğer insanlarda bilgiyi edinme ve bilgiyi aktarma konusunda çaba göstermelidirler.bugüne kadar verdiğiniz emek için size kendim adına çok teşekkür ediyorum.sizin gibi değerli insanlar sayesinde bu topluma karşı inancımı koruyor ve daha çok okuma,araştırma,sorgulama aşamasında kendimi daha güçlü hissediyorum.

    YanıtlaSil
  5. hocam benim hiç anlamadığım bir konu var.Fed in yaptığı tahvil alımı veya faiz artırımı türkiye ekonomisini nasıl etkiler ? ve faiz artırımından kasıt tam olarak nedir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. FED Tahvil aldı mı piyasaya para sürmüş olur yani para arzı artar..
      Faiz indirdi mi mevduat yapmak daha az cazip olur piyasada dolaşan para artar
      Kredi almak daha cazip olduğundan piyasa da dolaşan parayı bu da arttırır...
      E faiz düşük, piyasada para çok napalım? Faiz desen ölü...
      Getirisi yüksek gelişmekte olan ülkelere gidelim. Mesela Türkiye'de reel faiz muazzam... Gelip Türk borsasından senet alalım, mevduat yapalım vs. Tabiri caizse yani sıcak para...

      Türkiye'ye para gelince tabi haliyle bizim cebimizde para görüyor. Faizler düşüyor, piyasa kıpır kıpır, hele bir de bunu bayındırlık harcamaları gibi taşa, tuğlaya, yola, apartmana, AVM'ye basarsan millet bayram ediyor...

      FED sonsuza kadar para basarak piyasayı finanse edemeyeceğinden bu işe son verip faizleri artırmaya karar verince parasını riskli ama getirisi yüksek varlıklara basanlar panikliyor. Yavaş yavaş tası tarağı toplayıp eve dönüyorlar.

      Bu arada bollukta sanayisine, altyapısına, katma değer yaratan sektörlere yatırım yapanlar bunun karşılığını alıyor. Taşa, tuğlaya para basanlarda faiz lobisi, paralel, muhalefet, gargamel gibi suç atacak mihrak arıyor.. Onun için ahvalimiz biraz Yusuf Yusuf

      Sil
  6. Mahnı bey yazınız muazzam Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  7. Hocam kaleminize sağlık.Sayenizde ekonomiyi iyi bir şekilde okuyup,değerlendirme olanağı buluyoruz.

    YanıtlaSil
  8. Hocam tesekkürler sayenizde ekonominin dilinden anlamaya başladım

    YanıtlaSil
  9. Sayın hocam bugünkü sabah programınızda çok güzel GSMH ilel diğer ülkelerle karşılaştırmalı çok güzel bilgiler verdiniz ancak ben progmın başında bilgilerin tabloların nerden aldığınızı kaçırdım.Yazabilir misniz?teşekür ederim.saygılarımla
    coşkun zümrütkaya

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TÜSİAD'ın Görüş Dergisinde Fatih Özatay'ın yazısından aldık o tabloları.

      Sil
  10. iyi geceler hocam öncelikle yazınız için teşekkür ederiz sorum şu yönde olacak 2014de arz yonlu enflasyon yaşadığımız ortada 2015 de petrol fiyatları bu seyirde devam ettikçe girdilerimiz azalacak ve maliyetler azalacak o zamanda talep yönlü enflasyon mu yaşayacagız? şimdiden teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğinizin olması şart değil. Eğer para arzı iyi denetlenir, faiz politikasında hata yapılmazsa iki yönlü de enflasyon yaşamayabiliriz.

      Sil
    2. Hocam faiz politikasında hatadan kastettiğiniz nedir

      Sil
  11. Hocam merhaba benim merak ettiğim iki soru var.
    Birincisi, Türkiye gibi ülkeler için yabancı sermayenin ülkeye çekilmek istenmesi sadece kurların artmasını önlemeye yönelik midir? İkincisi fed in faiz politikası ülkeleri nasıl etkiliyor neden bu kadar önemlidir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yabancı sermayeyi çekmekten asıl amaç yetersiz iç tasarrufların yerine dış tasarrufları kullanıp yatırım yapabilmek ve büyümeyi sağlamaktır. Kur meselesi bu işlemin yan ürünüdür.
      Fed faizi artırırsa yabancı sermaye bizim gibi ülkelerden çıkıp ABD'ye gidebilir. Bu da bizim yeterli dış finansman bulmamıza engel olur. Sonuçta kurlar yükselir enflasyon artar.

      Sil
  12. Emeğinize sağlık hocam. Benim sorum şöyle; kaynaklar kıt arzu sonsuz olduğundan aslında maliyet enflasyonu gibi gözüken olgular kendi piyasasında talep enflasyonu olduğu için bize maliyet enflasyonu olarak yansımıyor mu?
    mesela buğday üretimi azaldığı için un arzı azaldı miktarı 100 olsun. fırıncı ekmek üretmek için una ihtiyacı var ve talep miktarı 110 olsun o zaman un fiyatı artar gelecek sene de aynı durum olsun un arzı 100 un talebi 120 böylece un piyasasında talep enflasyonu yaşanmış olur ve biz nihai tüketicilere ekmek fiyatı undan arttı deyince maliyet enflasyonu gözükür. Keza petrol kaynakları kıt ihtiyaç sonsuz kendi piyasasını düşündüğümüzde aynı durum gerçi o zaman petrol fiyatları nasıl düşüyor yeni bir rezerv yerinin bulunmasıyla mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,

      Nihai tüketici olarak eğer biz un/buğdağ değil ekmek tüketiyorsak ve ekmeği üretici olan fırından alıyorsak sonuçta ekmek üreticisinin girdi fiyatı artmış oluyor Ayfer Hanım ve "Tarım Dışında" yer alan ekmek üreticilerinin maliyeti arttığından GSYH'da bu kalemi maliyet enflasyonuna eklemek gerekiyor.

      Sil
    2. Yanıtı beğendim, teşekkürler.
      Petrole gelince orada düşüşün iki nedeni var: Arz artıyor (kaya petrolü çıkarılmaya başlandı) ve talep düşüyor (çünkü eskisi kadar büyüyemeyen ekonomiler eskisi kadar petrol talep etmiyor.)

      Sil
  13. Yazı için teşekkürler hocam,
    Ekonominin bir bilim dalı olması belki doğrudur ama bilim dalları arasında belki son sıralarda yer bulabilir kendine. Sebebi ise hava şartları, ufak tefek politik krizler, günlük hatta anlık olaylara çok bağımlı olması. Bunların da birçoğu kestirilemiyor. Ayrıca böyle böyle olursa kura, borsaya, fazilere yansımaları şöyle olur kalıplarına da her zaman uymuyor. Aynı olaylar birçok farklı sebebe dayanarak çok farklı sonuçlar doğurabiliyor diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Psikolojide de durum farklı değil. Her insanın ayrı bir ruhsal yapısı var. Sosyoloji de öyle. Her toplumun farklı gelenekleri, olayalara farklı yaklaşımları var. İnsan unsurunun içine girdiği her bilim dalı aşağı yukarı böyledir.

      Sil
  14. Merhaba

    Bundan 1 yıl öncesine kadar özendirilen kredi ve kredi kartlarıyla talep enflasyonu ile birlikte maliyet enflasyonu olduğunu şimdi ise sadece maliyet enflasyonu olduğunu düşünüyorum. İnsanların büyük bir kısmının kazançlarının %45-50 sini kira 30-35 ini fatura ve geçim kalan %15-20 sini ise borç ödemek için harcadığını düşünüyorum. Bu ortamda talep enflasyonunun olması yine borçla veya ücretlerdeki enflasyon oranindan fazla yapılacak bir artışla olacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğrudur, katılıyorum yorumunuza.

      Sil
  15. Hocam elinize sağlık, sayenizde konuyu çok güzel anladık. Konuyu bilimsel olarak çok güzel anlatmışsınız. Yalnız ben orta yaş bir mühendis olarak biraz farklı şeyler de görüyorum. Örneğin gıdada üretici fiyatları düşse tüketiciye yansımıyor, fakat bir şekilde üretim düşse hem üretici hem de tüketici fiyatları hızla yükseliyor. Sanayinin birçok kolun ise 30'a üretip, 100'e satmaya alışmış ve bunu 1970 ler den beri yaşam şekline dönüştürmüş, bu fiyatı halka zorla kabul ettirmek için aralarında anlaşan birçok ana sanayi kuruluşu herkes tarafından fark ediliyor. Dolar %10 artıyor bu kuruluşlar sanki bütün maliyetleri dolar bazındaymış gibi ürünlere en az %10-15 zam yapabiliyor. Bütün üreticiler aynı anda zam yaptığı için tüketici çaresiz malı kullanmak zorunda kalıyor. Üstelik bu firmalar çok güçlü oldukları için lobi faaliyetleri ile bu politikalarını sürdürebilmek için devletten gözkumma, gümrük vs yollardan destek de alıyor. Ana mallarda görülen bu fiyat artışı piyasa üzerinde herkesin milli gelirden aldığı payı koruma dürtüsü yaratıp, zam furyası başlatıyor. Bence bu bozuk piyasa sisteminin de bizim enflasyonun oluşumunda önemli bir rolü var. Üstelik bu bozuk yapı firmaların sözde verimlilik artışı çalışmaları yapıyor gibi görünseler de hepsi göstermelik olmaktan ileri gidemiyor. Çünkü pazarı kontrol etmek çok daha kolay ve hızlı para kazanma imkanı sağlıyor. Eskiden otobüs firmaları mazot fiyatına paralel zam yapardı, uçak sayesinde rekabet geldi ancak zincir kırıldı. Türkiye' deki birçok piyasada rekabet sağlıklı oluşmadığı için diğer bozucu etkilerin yanında enflasyona da sebep olduğu kanaatindeyim. Modern iktisatta böyle bir tanımlama olmayabilir fakat ben sahadan öyle görüyorum. Fikrinizi rica ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dedikleriniz doğru. Tam rekabet geçerli olsa böyle şeyler olamaz ama geçerli değil. Genellikle mikroekonomi kitaplarında normal piyasa tam rekabet piyasasıymış gibi anlatılıyor. Oysa tam rekabet piyasası gerçek hayatta monopolden bile az rastlanan bir piyasa türü. O nedenle ben yazmakta olduğum mikroekonomi kitabında normal piyasayı tam rekabet piyasası olarak almıyorum. Çünkü yaşamın gerçeklerinde birçok farklı müdahale ve piyasayı bozucu olay var.

      Sil
  16. Teşekkürler hocam, üniversite yıllarımı hatırladım :)

    YanıtlaSil
  17. Merhaba Mahfi Bey,

    Bugün itibariyle ben de işsizim !

    Saygılarımla !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmiş olsun. Umarım en kısa zamanda istediğiniz gibi bir işe girebilirsiniz.

      Sil
  18. Mehmet Ergun Çarıkçıoğlu15 Ocak 2015 17:20

    Mahfi bey merhaba, yazılarınız yayınlandığında e-posta hesabıma düşüyordu. 2015 ile birlikte gelmez oldu, bir sorun mu var acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef bu yönde çok şikayet var. Google'dan kaynaklanıyor.

      Sil
  19. İŞSİZLERİN,

    LİSE MEZUNU OLUP İŞ ARAYANLARIN ve ÜNİVERSİTE SINAVLARINA HAZIRLANANLARIN,

    ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN,

    ASKERDEN YENİ DÖNMÜŞ OLUP İŞ ARAYANLARIN,

    UZUN SÜRE YURTIŞINDA YAŞAYIP T.C.'DEKİ SGK PROSEDÜRLERİNİ TAKİP ETMEYENLERİN

    Sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi ve ilaç yazdırabilmesi için devlete ödemesi mecbur olan "Genel Sağlık Sigortası (GSS)" hesaplamaları, asgari ücrette yapılan yenileme sebebi ile güncellendi:

    Dönem I (1 Ocak 2015 - 30 Haziran 2015): Brüt asgari ücret (BAÜ): 1.201,50 TL

    Dönem I (1 Ocak 2015 - 30 Haziran 2015): Net asgari ücret: 949,07 TL

    Dönem II (1 Temmuz 2015 - 31 Aralık 2015): Brüt asgari ücret (BAÜ): 1.273,50 TL

    Dönem II (1 Temmuz 2015 - 31 Aralık 2015): Net asgari ücret: 1.000,54 TL
    __________

    Güncellenmiş "Genel Sağlık Sigortası (GSS)" hesaplamaları:

    Tespit edilen aile içindeki toplam gelirin, kişi başına düşen aylık tutarı

    Örnek:

    SGK tarafından 4 kişilik bir ailenin aylık toplam gelir tespiti 4000 TL hesaplandı ise,

    Evin kız çocuğu ve/veya erkek çocuğu GSS kapsamına göre (4000/4 = 1000 TL) şeklinde hesaplanıyor.

    Ocak 2015 itibariyle, "Dönem I brüt asgari ücret (BAÜ): 1201 TL" yürürlükte olduğundan:

    *** BRÜT ASGARİ ÜCRETİN 1/3'ÜNDEN (1201/3 = 400,33 TL'DEN) AZ İSE; PRİM BORCU YOK. ***

    Yani: 0 TL ile 400,33 TL arasında ise

    Tespit Edilen Gelir Seviyesi (veya "gelir tespit raporu"): "60 c-1" kapsamında

    Aylık Prim Hesaplama Formülü: (1201/3x12/100) [BAÜ'den hesaplanıyor: (1201/3) TL'nin %12'si = 48,04 TL]

    Aylık Prim Tutarı: 48,04 TL para devlet tarafından ödeniyor.

    *** 400,33 TL İLE 1201 TL ARASINDA İSE: ***

    Tespit Edilen Gelir Seviyesi (veya "gelir tespit raporu"): "60 g-1" kapsamında

    Aylık Prim Hesaplama Formülü: (1201/3x12/100) [BAÜ'den hesaplanıyor: (1201/3) TL'nin %12'si = 48,04 TL]

    Aylık Prim Tutarı: 48,04 TL parayı şahsın kendisi devlete ödeyecek.

    *** 1201 TL İLE 2402 TL ARASINDA İSE: ***

    Tespit Edilen Gelir Seviyesi (veya "gelir tespit raporu"): "60 g-2" kapsamında

    Aylık Prim Hesaplama Formülü: (1201x12/100) [BAÜ'den hesaplanıyor: 1201 TL'nin %12'si = 144,18 TL]

    Aylık Prim Tutarı: 144,18 TL parayı şahsın kendisi devlete ödeyecek.

    *** 2402 TL'DEN FAZLA İSE: ***

    Tespit Edilen Gelir Seviyesi (veya "gelir tespit raporu"): "60 g-3" kapsamında

    Aylık Prim Hesaplama Formülü: (1201x2x12/100) [BAÜ'den hesaplanıyor: (1201x2) TL'nin %12'si = 288,24 TL]

    Aylık Prim Tutarı: 288,24 TL parayı şahsın kendisi devlete ödeyecek.
    __________

    "Faiziyle birikmiş GSS prim borcu"nuz var mı, yok mu; öğrenmek için resmi adres:

    https://onlinetahsilat.sgk.gov.tr/WebTahsilat/index.jsf

    Sorgu Türü: DİĞER ÖDEMELER

    Sorgu Tipi: GSS PRİM

    T.C. Kimlik No: aaaaaaaaaaaa

    Güvenlik Kodu: aaaaaaaaaaaa

    YanıtlaSil
  20. Hocam elinize sağlık,

    Şöyle bir gelecek projeksiyonu yapıyorum hocam.2015 'in ilk yarısında düşen emtia fiyatları ve küresel durgunluk ile küresel enflasyon ve beraberinde faizler hem içeri de hem de dışarıda düşecek gibi gözüküyor. Peki ama 2015'in ikinci yarısından itibaren 2016 yılını da kapsayacak şekilde emtia fiyatları diplerden yukarı doğru artmaya başlarsa, küresel bir enflasyon dalgası yavaş yavaş oluşmaya ve hep arzulanan parasal normalleşme kapsamında faizler artmaya başlarsa, bir de bunların üzerine ülkemizde yeni bir kur artış dalgası gözlenirse...Sanki mükemmel fırtınanın tarifi gibi oldu biliyorum ama...Bunların kuvvetle muhtemel olacağını ve o zaman için önlemleri şimdiden almamız gerektiğini düşünüyorum. Yalancı bahar bizi aldatmamalı. Sizce ?

    YanıtlaSil
  21. Hocam merhaba,
    Faiz düşürme tartışması gündemde.
    Bir yanda yüksek faiz: düşük kur, düşük maliyet, yatırımcı için borçlanamama
    Diğer yanda düşük faiz: yüksek kur, yüksek maliyet, yatırımcı için borçlanabilme
    Size göre mevcut Türkiye koşullarında yatırım, istihdam, büyüme, cari açık bağlamında hangi politika daha doğrudur?
    Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok önemli bir tartışma konusu bu.
      Biz bu konuyu bugün cnbce tv de konuğumuz olan İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan'a yönelttik. Sanayicinin görüşünün düşük kurdan yana olduğunu, yüksek faizi tolere edebildiğini söyledi.
      Ben de aynı kanıdayım.
      Tabii bu işin doğrusu yapısal reformları yapıp dış finansmana bağımlı olmaktan kurtulmak. Ama o gerçekleşene kadar kurun fırlayıp gitmesini önlemek için ister istemez faizi yüksek tutmak gerekiyor.

      Sil
  22. Son cümle çok güzel ifadesini bulmuş hocam, emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
  23. Vergilerin maliyet üzerinde etkisi ne kadar? Vergiler olmasayadı enflasyon normal olur muydu?

    YanıtlaSil
  24. hocam TL değerinin düşmesi ihracatı artırıp gelirimizi artırmaz mı ? Türkiye için geçerli mi bu durum??

    YanıtlaSil
  25. Hocam merhaba, yazılarınızı elimden geldiğince takip ediyorum ve çok açık ve net anlatımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Yalnız bu yazınızla ilgili netleştirmek istediğim bir soru var. Yardımcı olabilirseniz çok sevinirim.
    Yazınızın sonucunda arz enflasyonu olduğu sonucuna varmışsınız. Buna neden olarak da hammadde ve kur artışı kaynaklı olarak maliyetlerin artmasını göstermişsiniz. Ama bu da bir talep enflasyonu demek değil midir? Aslında kura ya da hammaddeye olan talep artışı bunu girdi olarak kullananlar için maliyet enflasyonu olarak gözükse de temelde sadece talep enflasyonu olduğu kanısındayım. Yanılıyor muyum?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...