Talep Enflasyonu mu Var Maliyet Enflasyonu mu?
Enflasyon nedir?
Bir ekonomide fiyatlar genel düzeyinin sürekli olarak
artması haline enflasyon diyoruz. Bu tanımdaki iki noktaya dikkat çekmek
istiyorum: (1) Tek tek fiyatlar değil genel olarak fiyatların düzeyi artmış olacak.
Birkaç malın fiyatının artması enflasyon değildir. (2) Artışın sürekli olması
gerekecek. Bir defa görülen fiyat artışına enflasyon demiyoruz.
Bir ekonomide enflasyonun kökeninin bilinmesi enflasyonla
ilgili soruları doğru yanıtlamak için gereklidir. Enflasyon iki kökenden
beslenebilir: (1) Talep kökenli enflasyon, (2) Arz (maliyet) kökenli enflasyon.
Talep kökenli
enflasyon: Eğer bir ekonomide talep kökenli sorunlar varsa yani örneğin arz
miktarı değişmediği halde talep miktarı artıyorsa o zaman ekonomide talep
kökenli enflasyon oluşur. Yalnızca 100 ekmek üretilen ve 1 TL’den satıldığında ekmeklerin
tümü tüketilen bir ekonomi düşünelim. Varsayalım ki bir sonraki dönemde talep
miktarı 110’a çıkmış fakat ekonomi bu kadar ekmek üretememiş olsun. Bu durumda
talep sahipleri ekmeğe daha fazla fiyat vermeye razı olacaklar ve ekmeğin
fiyatı artacak, örneğin 1,10 TL’ye yükselecektir. Eğer bir sonraki dönemde arz
yine 100 adet ekmekte kalırken talep miktarı 120 ekmeğe yükselirse ekmek fiyatı
da örneğin 1,20 TL’ye çıkacaktır. Bu, talep enflasyonudur.
Talep enflasyonu çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Örneğin
nüfus artmışsa talep de artar. Ya da her şey sabitken merkez bankası piyasaya
daha fazla para sürmüş ve bu para tüketicinin eline geçmişse talep yine artar.
Talep enflasyonunu önlemenin yolu insanları daha fazla tüketimden vazgeçirip
tasarrufa yönlendirmekten geçer. Bunun da yolu faizlerin artmasını sağlamaktan
geçer.
Arz (maliyet) kökenli
enflasyon: Eğer bir ekonomide arz yönlü sorunlar varsa yani örneğin arzda
daralma ya da maliyetlerde artış oluşmuşsa o ekonomide arz yönlü enflasyonist
baskıdan söz edilebilir. Arzda daralma, talep düşmediği halde üretim miktarında
düşüş olması halidir. Ki bu fiyatların yükselişe geçerek enflasyon oluşmasına
yol açabilir. Maliyetlerde artış üç şekilde ortaya çıkabilir: (1) Üretim
faktörlerine ödenen bedellerde artış olabilir (ücret artışı, kira artışları, finansman
maliyetleri ve dolayısıyla faizlerde artış.) (2) Girdi fiyatlarında artış olabilir
(üretimde kullanılan hammadde, ara malı, sermaye malı fiyatları artabilir.) (3)
Kurlarda artış ortaya çıkabilir. Bu durumda üretimde kullanılan ithal
girdilerin fiyatları artabilir. Petrol, doğalgaz fiyatlarında artışın etkilediği
enerji fiyat artışlarına ek olarak kurda ortaya çıkan artışlar bu tür
girdilerin ithal fiyatlarını dolayısıyla firmaların üretim maliyetini artırır.
Yalnızca 100 ekmek üretilen ekonomimize geri dönelim. Diyelim
ki bütün bu ekmekleri bir tek fırın üretmektedir. Bu fırında bir işçi
bulunduğunu, fırının, ithal doğalgazla çalıştığını, ekmek üretimi için un,
maya, su kullanıldığını, ekmek üreten makinenin değişken faizli banka
kredisiyle alınmış olduğunu varsayalım. İşçinin ücreti sürekli artıyorsa bu
üretim faktörleri bedellerindeki artışın yarattığı bir maliyet enflasyonuna yol
açar. Kurlar sürekli yükseliyor ve o nedenle ithal doğalgazın fiyatı ve
elektriğin fiyatı sürekli artıyorsa o zaman bu maliyetlere de yansır ve ekmek
fiyatları da buna uyum göstererek sürekli artar ve enflasyona neden olur. Ekmek
üretiminde girdi olarak kullanılan un, maya ve suyun fiyatı sürekli artarsa bu
da maliyetleri artıracağı için enflasyona yol açar. Aynı şekilde bankadan
alınan değişken faizli kredinin faizi de sürekli artış gösterirse bu da
maliyetleri artırıcı bir etki yapar ve enflasyona neden olabilir. Burada
saydığım bütün artışlar sürekli olması halinde enflasyon olarak adlandırılır, bu
artışlar bir defalık artış olarak ortaya çıkmışsa enflasyon olarak
adlandırılmaz, fiyat artışı olarak kabul edilir.
Türkiye’de durum
Türkiye’de 2014 yılında yıllık ortalama manşet enflasyon
(TÜFE ile ölçülen enflasyon) yüzde 8,9 oldu (yılsonu enflasyonu yüzde 8,17
olmakla birlikte bu hesaplarda yıllık ortalama enflasyona bakılır.) Bu
enflasyonun kökeni nedir? Talep enflasyonu mu yoksa arz enflasyonu mu yoksa her
ikisin de bulunduğu bir karma enflasyon mu söz konusu? Bu soruya yanıt
verebilmek için önce talebi etkileyen unsurlara bakalım.
Talep enflasyonu var mı?
İlk sorumuz para arzında talepte artış yaratabilecek bir
yükselme oldu mu sorusu olacaktır. Para arzını çeşitli şekillerde ölçüyoruz.
Geniş para arzına (M3) baktığımızda 2013 yılsonuna göre yüzde 14 dolayında bir
artış olduğunu görüyoruz. Büyümenin yüzde 4 beklendiği bir yıl için yüzde 14
dolayındaki bir para arzı artışının makul karşılanması zordur. Para arzındaki bu
10 puanlık artışın talepte bir artışa neden olup olmadığını inceleyebilmek için
talep cephesine bakalım. Öte yandan para arzındaki artış oranı aşağı yukarı kurdaki
artışla örtüşüyor.
Talepte bir artış olup olmadığını yanıtlayabilmek için ilk
olarak tüketicilerin eğilimlerini izlediğimiz anketlere bakmamız gerekiyor. Bu
anketlere baktığımızda talebin arttığını gösteren bir değişim göremiyoruz.
Örneğin tüketici güven endeksi 2013 sonunda 75 iken 2014 sonunda 67’ye
gerilemiş görünüyor. İkinci bir gösterge olarak hanehalklarının nihai tüketim
harcamalarının GSYH içindeki payına bakıyoruz. 2013 yılında GSYH’nın yüzde
71,2’si hanehalklarının nihai tüketim harcamalarından oluşurken 2014 yılında bu
oran yüzde 70,5’e gerilemiş görünüyor. Demek ki 2014’de talepte artış olmamış,
tam tersine düşüş yaşanmış. Bunlara ek olarak Kalkınma Bakanlığı’nın Ekonomik
Gelişmeler başlıklı raporlarında ve TCMB’nin Enfasyon Raporlarında iç talepte
2014 yılında elle tutulur bir kıpırdanma olduğunu gösteren bir saptamaya
rastlayamadık.
O halde 2014’de yaşanan enflasyonun, Para arzındaki artışa karşın,
talep kökenli olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.
Arz enflasyonu mu söz konusu?
Gelelim işin arz (maliyet) yönüne. Buradaki sorumuz şu olacak:
2014’de maliyetlerde artışa neden olan bir gelişme oldu mu? Yani üretim
faktörlerinin gelirleri (ücretler, kiralar, faizler ve karlar) arttı mı?
Üretimde kullanılan girdilerin fiyatları yükseldi mi? Kurlar arttı mı? Bu
soruların yanıtları bizi Türkiye’de yaşanan enflasyonun arz enflasyonu olup
olmadığına götürecek bizi. Bunlara tek tek bakalım. Ücretlerin, ortalama
olarak, enflasyon kadar artış gösterdiğini ve bu şekilde enflasyona katkı
yaptığını genel olarak söyleyebiliriz. Ne var ki ücretler geçmiş enflasyona
göre artırıldığı için gelecek enflasyonu artırıcı yönde katkı yapabilmesi için
geçmiş enflasyonun üzerinde artmış olması gerekiyor. Ücretlerde bu tür
istisnalar olsa da genel olarak ortalama ücretlerin geçmiş enflasyona göre
ayarlandığı için ücretlerin enflasyona katkısının sınırlı kaldığını
düşünüyorum. Kurlardaki artış için sepet kura (½ USD + ½ Euro) bakıyoruz. 2013
yılı sepet kurun ortalaması 2,31 iken 2014 yılında 2,55 olmuş. Yani yüzde 10’un
üzerinde artış sergilemiş. Faizlerdeki artış da aynen kurdaki artış gibi yüzde
10’un biraz üzerinde gerçekleşmiş.
Şimdi de bu giderlerin toplam firma maliyetlerindeki
ağırlıklarına bakalım. Aşağıdaki tablo Yüncüler ve Öğünç’ün, Firma Maliyet
Yapısı ve Maliyet Kaynaklı Enflasyon Baskıları, TCMB Çalışma Tebliği No: 15/3
adlı çalışmalarından alınmıştır. Bu tablonun hazırlanmasında yazarlar, 20’den
fazla işçi çalıştıran firmaları hesaba katmıştır. Hesaba aldıkları firma sayısı
38.997’dir. Hesaplamayı, 2006 – 2011 yılları ortalamasını esas alarak
yapmışlardır.)
Maliyet Kalemleri
|
Giderlerin Ağırlığı (%)
|
Personel giderleri
|
23,6
|
Hammadde giderleri
|
41,5
|
Elektrik giderleri
|
2,0
|
Yakıt ve akaryakıt giderleri
|
3,6
|
Kira (bina + makine, teçhizat
kiraları)
|
3,1
|
Finansman giderleri (faizler,
komisyonlar vd)
|
3,6
|
Faaliyetle ilgili diğer
giderler
|
15,2
|
Diğer
|
7,4
|
Toplam
|
100,0
|
Görüleceği üzere Türkiye’de tarım dışında (sanayi, hizmet ve
inşaat sektörleri) yer alan firmalarda maliyetlerin ağırlığı hammadde ve
personel giderlerinde toplanmaktadır. Demek ki fiyat artışlarında en etkili iki
kalem hammadde (yani girdi) fiyatları ve üretim faktörlerinden emeğin fiyatı
olan ücretlerdir. 2014 yılında ücretlerdeki artışın enflasyon düzeyinde
olduğunu, buna karşılık hammadde fiyatlarındaki artışın kurlardaki artış da
dikkate alındığında en az yüzde 10 dolayında olduğunu hesaplıyoruz. Elektrik
giderleri, yakıt ve akaryakıt giderleri kalemlerini de hammadde gibi kurla
yakın ilişkili kalemler olarak düşünmek gerekir.
Finansman giderlerinin toplam maliyetler içindeki payı
sadece yüzde 3,6’dır. Bunun tamamı faiz değildir. Yaklaşık 0,5 puanı diğer
giderler olduğu düşünülmektedir. Demek ki faizin toplam maliyetlerdeki payı
yüzde 3’ten ibarettir.
Kur ile faiz ilişkisi
Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ekonomilerde
yabancı paraların yerli para ile olan ilişkisi büyük ölçüde faiz - risk
dengesiyle belirleniyor. Eğer bu tür bir ekonomide riskler yüksekse (yani
örneğin cari açık yüksek, dış finansman ihtiyacı yüksek, siyasal belirsizlikler
söz konusu, mali disiplinde sorunlar varsa) o zaman yabancı para çekebilmek
için faizlerin yüksek tutulması gereği vardır. Aksi takdirde dış finansman
girişi azalır ve kurlar yükselir. Kurlar yükselince riskler yükselir, dış
finansman kaynaklarının gelmesi azalacağı gibi içeridekiler de dışarı çıkmaya
başlar. Kurların yükselmesi yukarda ayrıntısıyla değindiğim gibi enflasyonun
yükselmesine yol açar. Dalgalı kur rejimi uygulayan açık bir ekonomide paranın
iç değeriyle dış değeri birlikte hareket eder. Yani enflasyon oluşmuşsa paranın
dış değeri de düşer ya da paranın dış değeri düşmüşse enflasyona yol açar. Bu
durumda tek çözüm faizi yükselterek dış finansman için yeniden çekim alanı
yaratmaya çalışmaktır. Böylece yabancı kaynaklar içeri çekilmiş ve kurlar
düşürülmüş, enflasyon da denetim altına alınmış olur.
Sonuç
Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan çıkardığımız ilk
sonuç 2014 yılında Türkiye’de yaşanan enflasyonun ağırlıklı olarak yüksek kur
ve yüksek petrol fiyatlarının yarattığı maliyet artışlarından kaynaklandığı
sonucudur. İkinci olarak faiz giderlerinin, toplam maliyetler içindeki payının düşüklüğüne
bakarak tek başına enflasyona neden olmasının mümkün olmadığını net bir biçimde
söyleyebiliyoruz. Vardığımız bu ikinci sonuç, ‘yüksek faizin enflasyona neden
olduğu’ biçimindeki tezin yalnızca bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu ortaya
koyuyor. Bu iki bulguyu birleştirerek ulaştığımız üçüncü sonuç; TCMB’nin, 2014
başında faizi artırarak kuru denetim altına almasının 2014 yılının bu enflasyon
oranıyla bitmesini sağladığı şeklindedir. Bir başka ifadeyle eğer TCMB, yılın
ilk ayında politika faizini yüzde 4,5’dan yüzde 10’a çıkarmasaydı 2014’ü büyük
olasılıkla çok daha yüksek bir enflasyon oranıyla bitirecektik. Tabloda yer alan
hammaddelerin çoğunun, elektriğin bir bölümünün, yakıt ve akaryakıtın neredeyse
tamamının ithal malı olduğunu ve kurla fiyatlandığını dikkate aldığımızda
gördüğümüz budur.
İster beğenelim ister beğenmeyelim ekonomi bir bilimdir. Ve
her bilim gibi objektif bir takım dayanakları vardır. Bilimden biraz daha uzak
olan bu objektifliği subjektif isteklere göre biçimlendirmeye çalışan ekonomi
politikasıdır. Onun için ekonomi, bilim olarak tanımlanırken ekonomi politikası,
bilimle sanatın karışımı olarak tanımlanıyor. Bana sorarsanız ekonomi bilimini
oluşturan bilim ve sanat ikilisinin yanına siyaseti de katmak gerekiyor. Bugün
yaşadığımız sorunların sorumlusu ekonomi bilimi değildir. Sorun, ekonomi bilimi,
siyaset ve sanatın bir araya gelmesiyle oluşturulan ekonomi politikasında,
ağırlığın ekonomi bilimi yerine siyaset ve sanata verilmesinden kaynaklanıyor.
Emeğinize sağlık hocam. Kahvedeki Mehmet amcanın bile idrak edebileceği bir yazı.
YanıtlaSilTeşekkürler
SilAnlaşılan bu gidişle düşün faizler nedeniyle Günah Enflasyonu yaşayacağız
YanıtlaSilİlk 4 - 5 ayda değil ama sonrası biraz karışık.
Sililk 4-5 ayda da yaşanması muhtemel. Hava koşulları sebebiyle fiyatlar oldukça artacaga benziyor.
SilHocam Merhaba,
YanıtlaSilHaftaya parasal genişleme yapılacak tahviller satın alıncak avrupa'da malum deflasyon. Benim genel anlamda sorum şu, verilen bu eurolar bu ülkeler tarafından nasıl değerlendiriliyor: devlet bankalar aracılığıyla şirketlere kredi verip yardım dolayısıyla yatırım ve istihdam mı sağlıyor, anladığım kadarıyla talep azalmış durumda avrupa'da verilen bu euroların çalışanların maaşlarına yansıtılsa talep arttılamaz mı ? Bu konuda aydınlatırsanız çok sevinirim.
Evet bu konu benim de anlatmaya çalıştığım şey. Tahvil alıp para verince bu paralar bankalara gidiyor ve bankalardan kredi talebi olmadığı sürece onlar da geri getirip MB'na yatırıyor. BU tepeden para verme sistemi pek iyi çalışmıyor. Oysa maliye politikasına dönülse ve o paralar kişilere verilip harcamaların artması yoluna gidilse daha iyi olabilir. Bu konudaki eski yazım burada: http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/kuresel-krizin-cozumu-icin-maliye.html
SilHocam bu dediğinizi kamu maliyesinde disiplini sağlamış abd yapabilir belki ama yüksek kamu borcuna sahip euro bölgesi ekonomileri bu kadar borca rağmen bir de tekrar gevşemeyi nasıl yapacak?
SilGerçi Roubini de bu yönde açıklamalar yapmıştı.
Mesela merkez bankaları sistemi değiştirerek %0 faizle parayı direkt insanlara borç verse..
Biliyorum bu merkez bankacılığına ahkırı diyceksiniz ama bence biraz rasyonel beklentiler teorisi işliyor insanlar bankalara be finanas kuruluşlarına güvenmiyor..
Ne dersiniz?
Hocam merhaba.ben bir süredir yazılarınızı okuyor ve 11 de ekonomi programınızı takip ediyorum.sizin de her zaman değindiğiniz gerek ekonomi gerek kalkınma anlamında uzun vadede başarı için yapısal reform şart.ancak bence her şeyden önemlisi kaliteli,nitelikli,araştıran,sorgulayan insanlar yetiştirmek.var olan sistem bu saydıklarımın tam tersi oranda işliyor.çünkü 'güç' her zaman kendisine koşulsuz,sorgusuz biat edilmesini ister.bu yüzden bireyler hem kendileri hemde toplu için gerekli çabayı göstermeli.ben bu toplumda bir kişiyim ben ne yapabilirim diye düşünmemelilerdir. işte bu noktada siz nasıl bir zorunluluğunuz olmamasına rağmen burda insanların anlayamadığı konularda anlaşılır bir dille yazı yazıp bilgi veriyor ve hatta zamanınızı ayırarak soruları cevaplıyorsanız.diğer insanlarda bilgiyi edinme ve bilgiyi aktarma konusunda çaba göstermelidirler.bugüne kadar verdiğiniz emek için size kendim adına çok teşekkür ediyorum.sizin gibi değerli insanlar sayesinde bu topluma karşı inancımı koruyor ve daha çok okuma,araştırma,sorgulama aşamasında kendimi daha güçlü hissediyorum.
YanıtlaSilhocam benim hiç anlamadığım bir konu var.Fed in yaptığı tahvil alımı veya faiz artırımı türkiye ekonomisini nasıl etkiler ? ve faiz artırımından kasıt tam olarak nedir
YanıtlaSilFED Tahvil aldı mı piyasaya para sürmüş olur yani para arzı artar..
SilFaiz indirdi mi mevduat yapmak daha az cazip olur piyasada dolaşan para artar
Kredi almak daha cazip olduğundan piyasa da dolaşan parayı bu da arttırır...
E faiz düşük, piyasada para çok napalım? Faiz desen ölü...
Getirisi yüksek gelişmekte olan ülkelere gidelim. Mesela Türkiye'de reel faiz muazzam... Gelip Türk borsasından senet alalım, mevduat yapalım vs. Tabiri caizse yani sıcak para...
Türkiye'ye para gelince tabi haliyle bizim cebimizde para görüyor. Faizler düşüyor, piyasa kıpır kıpır, hele bir de bunu bayındırlık harcamaları gibi taşa, tuğlaya, yola, apartmana, AVM'ye basarsan millet bayram ediyor...
FED sonsuza kadar para basarak piyasayı finanse edemeyeceğinden bu işe son verip faizleri artırmaya karar verince parasını riskli ama getirisi yüksek varlıklara basanlar panikliyor. Yavaş yavaş tası tarağı toplayıp eve dönüyorlar.
Bu arada bollukta sanayisine, altyapısına, katma değer yaratan sektörlere yatırım yapanlar bunun karşılığını alıyor. Taşa, tuğlaya para basanlarda faiz lobisi, paralel, muhalefet, gargamel gibi suç atacak mihrak arıyor.. Onun için ahvalimiz biraz Yusuf Yusuf
Mahnı bey yazınız muazzam Teşekkürler.
YanıtlaSilTeşekkürler
SilHocam kaleminize sağlık.Sayenizde ekonomiyi iyi bir şekilde okuyup,değerlendirme olanağı buluyoruz.
YanıtlaSilTeşekkürler
SilHocam tesekkürler sayenizde ekonominin dilinden anlamaya başladım
YanıtlaSilSayın hocam bugünkü sabah programınızda çok güzel GSMH ilel diğer ülkelerle karşılaştırmalı çok güzel bilgiler verdiniz ancak ben progmın başında bilgilerin tabloların nerden aldığınızı kaçırdım.Yazabilir misniz?teşekür ederim.saygılarımla
YanıtlaSilcoşkun zümrütkaya
TÜSİAD'ın Görüş Dergisinde Fatih Özatay'ın yazısından aldık o tabloları.
Siliyi geceler hocam öncelikle yazınız için teşekkür ederiz sorum şu yönde olacak 2014de arz yonlu enflasyon yaşadığımız ortada 2015 de petrol fiyatları bu seyirde devam ettikçe girdilerimiz azalacak ve maliyetler azalacak o zamanda talep yönlü enflasyon mu yaşayacagız? şimdiden teşekkürler hocam.
YanıtlaSilBu dediğinizin olması şart değil. Eğer para arzı iyi denetlenir, faiz politikasında hata yapılmazsa iki yönlü de enflasyon yaşamayabiliriz.
SilHocam faiz politikasında hatadan kastettiğiniz nedir
SilHocam merhaba benim merak ettiğim iki soru var.
YanıtlaSilBirincisi, Türkiye gibi ülkeler için yabancı sermayenin ülkeye çekilmek istenmesi sadece kurların artmasını önlemeye yönelik midir? İkincisi fed in faiz politikası ülkeleri nasıl etkiliyor neden bu kadar önemlidir ?
Yabancı sermayeyi çekmekten asıl amaç yetersiz iç tasarrufların yerine dış tasarrufları kullanıp yatırım yapabilmek ve büyümeyi sağlamaktır. Kur meselesi bu işlemin yan ürünüdür.
SilFed faizi artırırsa yabancı sermaye bizim gibi ülkelerden çıkıp ABD'ye gidebilir. Bu da bizim yeterli dış finansman bulmamıza engel olur. Sonuçta kurlar yükselir enflasyon artar.
Emeğinize sağlık hocam. Benim sorum şöyle; kaynaklar kıt arzu sonsuz olduğundan aslında maliyet enflasyonu gibi gözüken olgular kendi piyasasında talep enflasyonu olduğu için bize maliyet enflasyonu olarak yansımıyor mu?
YanıtlaSilmesela buğday üretimi azaldığı için un arzı azaldı miktarı 100 olsun. fırıncı ekmek üretmek için una ihtiyacı var ve talep miktarı 110 olsun o zaman un fiyatı artar gelecek sene de aynı durum olsun un arzı 100 un talebi 120 böylece un piyasasında talep enflasyonu yaşanmış olur ve biz nihai tüketicilere ekmek fiyatı undan arttı deyince maliyet enflasyonu gözükür. Keza petrol kaynakları kıt ihtiyaç sonsuz kendi piyasasını düşündüğümüzde aynı durum gerçi o zaman petrol fiyatları nasıl düşüyor yeni bir rezerv yerinin bulunmasıyla mı?
Merhaba,
SilNihai tüketici olarak eğer biz un/buğdağ değil ekmek tüketiyorsak ve ekmeği üretici olan fırından alıyorsak sonuçta ekmek üreticisinin girdi fiyatı artmış oluyor Ayfer Hanım ve "Tarım Dışında" yer alan ekmek üreticilerinin maliyeti arttığından GSYH'da bu kalemi maliyet enflasyonuna eklemek gerekiyor.
Yanıtı beğendim, teşekkürler.
SilPetrole gelince orada düşüşün iki nedeni var: Arz artıyor (kaya petrolü çıkarılmaya başlandı) ve talep düşüyor (çünkü eskisi kadar büyüyemeyen ekonomiler eskisi kadar petrol talep etmiyor.)
Yazı için teşekkürler hocam,
YanıtlaSilEkonominin bir bilim dalı olması belki doğrudur ama bilim dalları arasında belki son sıralarda yer bulabilir kendine. Sebebi ise hava şartları, ufak tefek politik krizler, günlük hatta anlık olaylara çok bağımlı olması. Bunların da birçoğu kestirilemiyor. Ayrıca böyle böyle olursa kura, borsaya, fazilere yansımaları şöyle olur kalıplarına da her zaman uymuyor. Aynı olaylar birçok farklı sebebe dayanarak çok farklı sonuçlar doğurabiliyor diye düşünüyorum.
Psikolojide de durum farklı değil. Her insanın ayrı bir ruhsal yapısı var. Sosyoloji de öyle. Her toplumun farklı gelenekleri, olayalara farklı yaklaşımları var. İnsan unsurunun içine girdiği her bilim dalı aşağı yukarı böyledir.
SilMerhaba
YanıtlaSilBundan 1 yıl öncesine kadar özendirilen kredi ve kredi kartlarıyla talep enflasyonu ile birlikte maliyet enflasyonu olduğunu şimdi ise sadece maliyet enflasyonu olduğunu düşünüyorum. İnsanların büyük bir kısmının kazançlarının %45-50 sini kira 30-35 ini fatura ve geçim kalan %15-20 sini ise borç ödemek için harcadığını düşünüyorum. Bu ortamda talep enflasyonunun olması yine borçla veya ücretlerdeki enflasyon oranindan fazla yapılacak bir artışla olacaktır.
Doğrudur, katılıyorum yorumunuza.
SilHocam elinize sağlık, sayenizde konuyu çok güzel anladık. Konuyu bilimsel olarak çok güzel anlatmışsınız. Yalnız ben orta yaş bir mühendis olarak biraz farklı şeyler de görüyorum. Örneğin gıdada üretici fiyatları düşse tüketiciye yansımıyor, fakat bir şekilde üretim düşse hem üretici hem de tüketici fiyatları hızla yükseliyor. Sanayinin birçok kolun ise 30'a üretip, 100'e satmaya alışmış ve bunu 1970 ler den beri yaşam şekline dönüştürmüş, bu fiyatı halka zorla kabul ettirmek için aralarında anlaşan birçok ana sanayi kuruluşu herkes tarafından fark ediliyor. Dolar %10 artıyor bu kuruluşlar sanki bütün maliyetleri dolar bazındaymış gibi ürünlere en az %10-15 zam yapabiliyor. Bütün üreticiler aynı anda zam yaptığı için tüketici çaresiz malı kullanmak zorunda kalıyor. Üstelik bu firmalar çok güçlü oldukları için lobi faaliyetleri ile bu politikalarını sürdürebilmek için devletten gözkumma, gümrük vs yollardan destek de alıyor. Ana mallarda görülen bu fiyat artışı piyasa üzerinde herkesin milli gelirden aldığı payı koruma dürtüsü yaratıp, zam furyası başlatıyor. Bence bu bozuk piyasa sisteminin de bizim enflasyonun oluşumunda önemli bir rolü var. Üstelik bu bozuk yapı firmaların sözde verimlilik artışı çalışmaları yapıyor gibi görünseler de hepsi göstermelik olmaktan ileri gidemiyor. Çünkü pazarı kontrol etmek çok daha kolay ve hızlı para kazanma imkanı sağlıyor. Eskiden otobüs firmaları mazot fiyatına paralel zam yapardı, uçak sayesinde rekabet geldi ancak zincir kırıldı. Türkiye' deki birçok piyasada rekabet sağlıklı oluşmadığı için diğer bozucu etkilerin yanında enflasyona da sebep olduğu kanaatindeyim. Modern iktisatta böyle bir tanımlama olmayabilir fakat ben sahadan öyle görüyorum. Fikrinizi rica ediyorum.
YanıtlaSilDedikleriniz doğru. Tam rekabet geçerli olsa böyle şeyler olamaz ama geçerli değil. Genellikle mikroekonomi kitaplarında normal piyasa tam rekabet piyasasıymış gibi anlatılıyor. Oysa tam rekabet piyasası gerçek hayatta monopolden bile az rastlanan bir piyasa türü. O nedenle ben yazmakta olduğum mikroekonomi kitabında normal piyasayı tam rekabet piyasası olarak almıyorum. Çünkü yaşamın gerçeklerinde birçok farklı müdahale ve piyasayı bozucu olay var.
SilTeşekkürler hocam, üniversite yıllarımı hatırladım :)
YanıtlaSilÜniversite yılları iyidir.
SilMerhaba Mahfi Bey,
YanıtlaSilBugün itibariyle ben de işsizim !
Saygılarımla !
Geçmiş olsun. Umarım en kısa zamanda istediğiniz gibi bir işe girebilirsiniz.
SilMahfi bey merhaba, yazılarınız yayınlandığında e-posta hesabıma düşüyordu. 2015 ile birlikte gelmez oldu, bir sorun mu var acaba?
YanıtlaSilMaalesef bu yönde çok şikayet var. Google'dan kaynaklanıyor.
SilİŞSİZLERİN,
YanıtlaSilLİSE MEZUNU OLUP İŞ ARAYANLARIN ve ÜNİVERSİTE SINAVLARINA HAZIRLANANLARIN,
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN,
ASKERDEN YENİ DÖNMÜŞ OLUP İŞ ARAYANLARIN,
UZUN SÜRE YURTIŞINDA YAŞAYIP T.C.'DEKİ SGK PROSEDÜRLERİNİ TAKİP ETMEYENLERİN
Sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi ve ilaç yazdırabilmesi için devlete ödemesi mecbur olan "Genel Sağlık Sigortası (GSS)" hesaplamaları, asgari ücrette yapılan yenileme sebebi ile güncellendi:
Dönem I (1 Ocak 2015 - 30 Haziran 2015): Brüt asgari ücret (BAÜ): 1.201,50 TL
Dönem I (1 Ocak 2015 - 30 Haziran 2015): Net asgari ücret: 949,07 TL
Dönem II (1 Temmuz 2015 - 31 Aralık 2015): Brüt asgari ücret (BAÜ): 1.273,50 TL
Dönem II (1 Temmuz 2015 - 31 Aralık 2015): Net asgari ücret: 1.000,54 TL
__________
Güncellenmiş "Genel Sağlık Sigortası (GSS)" hesaplamaları:
Tespit edilen aile içindeki toplam gelirin, kişi başına düşen aylık tutarı
Örnek:
SGK tarafından 4 kişilik bir ailenin aylık toplam gelir tespiti 4000 TL hesaplandı ise,
Evin kız çocuğu ve/veya erkek çocuğu GSS kapsamına göre (4000/4 = 1000 TL) şeklinde hesaplanıyor.
Ocak 2015 itibariyle, "Dönem I brüt asgari ücret (BAÜ): 1201 TL" yürürlükte olduğundan:
*** BRÜT ASGARİ ÜCRETİN 1/3'ÜNDEN (1201/3 = 400,33 TL'DEN) AZ İSE; PRİM BORCU YOK. ***
Yani: 0 TL ile 400,33 TL arasında ise
Tespit Edilen Gelir Seviyesi (veya "gelir tespit raporu"): "60 c-1" kapsamında
Aylık Prim Hesaplama Formülü: (1201/3x12/100) [BAÜ'den hesaplanıyor: (1201/3) TL'nin %12'si = 48,04 TL]
Aylık Prim Tutarı: 48,04 TL para devlet tarafından ödeniyor.
*** 400,33 TL İLE 1201 TL ARASINDA İSE: ***
Tespit Edilen Gelir Seviyesi (veya "gelir tespit raporu"): "60 g-1" kapsamında
Aylık Prim Hesaplama Formülü: (1201/3x12/100) [BAÜ'den hesaplanıyor: (1201/3) TL'nin %12'si = 48,04 TL]
Aylık Prim Tutarı: 48,04 TL parayı şahsın kendisi devlete ödeyecek.
*** 1201 TL İLE 2402 TL ARASINDA İSE: ***
Tespit Edilen Gelir Seviyesi (veya "gelir tespit raporu"): "60 g-2" kapsamında
Aylık Prim Hesaplama Formülü: (1201x12/100) [BAÜ'den hesaplanıyor: 1201 TL'nin %12'si = 144,18 TL]
Aylık Prim Tutarı: 144,18 TL parayı şahsın kendisi devlete ödeyecek.
*** 2402 TL'DEN FAZLA İSE: ***
Tespit Edilen Gelir Seviyesi (veya "gelir tespit raporu"): "60 g-3" kapsamında
Aylık Prim Hesaplama Formülü: (1201x2x12/100) [BAÜ'den hesaplanıyor: (1201x2) TL'nin %12'si = 288,24 TL]
Aylık Prim Tutarı: 288,24 TL parayı şahsın kendisi devlete ödeyecek.
__________
"Faiziyle birikmiş GSS prim borcu"nuz var mı, yok mu; öğrenmek için resmi adres:
https://onlinetahsilat.sgk.gov.tr/WebTahsilat/index.jsf
Sorgu Türü: DİĞER ÖDEMELER
Sorgu Tipi: GSS PRİM
T.C. Kimlik No: aaaaaaaaaaaa
Güvenlik Kodu: aaaaaaaaaaaa
Hocam elinize sağlık,
YanıtlaSilŞöyle bir gelecek projeksiyonu yapıyorum hocam.2015 'in ilk yarısında düşen emtia fiyatları ve küresel durgunluk ile küresel enflasyon ve beraberinde faizler hem içeri de hem de dışarıda düşecek gibi gözüküyor. Peki ama 2015'in ikinci yarısından itibaren 2016 yılını da kapsayacak şekilde emtia fiyatları diplerden yukarı doğru artmaya başlarsa, küresel bir enflasyon dalgası yavaş yavaş oluşmaya ve hep arzulanan parasal normalleşme kapsamında faizler artmaya başlarsa, bir de bunların üzerine ülkemizde yeni bir kur artış dalgası gözlenirse...Sanki mükemmel fırtınanın tarifi gibi oldu biliyorum ama...Bunların kuvvetle muhtemel olacağını ve o zaman için önlemleri şimdiden almamız gerektiğini düşünüyorum. Yalancı bahar bizi aldatmamalı. Sizce ?
Hocam merhaba,
YanıtlaSilFaiz düşürme tartışması gündemde.
Bir yanda yüksek faiz: düşük kur, düşük maliyet, yatırımcı için borçlanamama
Diğer yanda düşük faiz: yüksek kur, yüksek maliyet, yatırımcı için borçlanabilme
Size göre mevcut Türkiye koşullarında yatırım, istihdam, büyüme, cari açık bağlamında hangi politika daha doğrudur?
Selamlar.
Çok önemli bir tartışma konusu bu.
SilBiz bu konuyu bugün cnbce tv de konuğumuz olan İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan'a yönelttik. Sanayicinin görüşünün düşük kurdan yana olduğunu, yüksek faizi tolere edebildiğini söyledi.
Ben de aynı kanıdayım.
Tabii bu işin doğrusu yapısal reformları yapıp dış finansmana bağımlı olmaktan kurtulmak. Ama o gerçekleşene kadar kurun fırlayıp gitmesini önlemek için ister istemez faizi yüksek tutmak gerekiyor.
Son cümle çok güzel ifadesini bulmuş hocam, emeğinize sağlık
YanıtlaSilVergilerin maliyet üzerinde etkisi ne kadar? Vergiler olmasayadı enflasyon normal olur muydu?
YanıtlaSilhocam TL değerinin düşmesi ihracatı artırıp gelirimizi artırmaz mı ? Türkiye için geçerli mi bu durum??
YanıtlaSilHocam merhaba, yazılarınızı elimden geldiğince takip ediyorum ve çok açık ve net anlatımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Yalnız bu yazınızla ilgili netleştirmek istediğim bir soru var. Yardımcı olabilirseniz çok sevinirim.
YanıtlaSilYazınızın sonucunda arz enflasyonu olduğu sonucuna varmışsınız. Buna neden olarak da hammadde ve kur artışı kaynaklı olarak maliyetlerin artmasını göstermişsiniz. Ama bu da bir talep enflasyonu demek değil midir? Aslında kura ya da hammaddeye olan talep artışı bunu girdi olarak kullananlar için maliyet enflasyonu olarak gözükse de temelde sadece talep enflasyonu olduğu kanısındayım. Yanılıyor muyum?
hocam kalite enflasyonu diye bir şey olabilir mi ? sonuçta giyimden, elektroniğe birçok ürünün her geçen gün kalitesi artıyor buda fiyatlara yansıyor.Sonuçta her yıl daha kaliteli daha pahalı telefonlar üretiliyor bunu enflasyon kavramına nasıl bağlayabiliriz ki? Yeni çıkan bir ürünün daha önceki fiyatı mevcut olmadığı için enflasyondan bahsedemeyiz.Her yıl daha kaliteli bot üretiliyorsa ve bu da kaliteden kaynaklı maliyet yani fiyat artışına neden oluyorsa buna nasıl enflasyon diyebiliriz ki ürün aynı ürün değil.Burada bir boşluk var bence
YanıtlaSilYıl 2022 hala aynı senaryolar. Hiç mi değişmez hiç mi ders almaz, hiç mi akıllanmaz sistem !
YanıtlaSilTarih 30 Temmuz 2022. Bu yazı yazıldıktan 7 yıl sonra Türkiye'de enflasyonun her türlüsünü yaşıyorken, ne yaşadığımı anlama çabalarımın bir sonucu olarak Google'da yaptığım "Arz enflasyonu nedir?" sorgusunun dönüşü bu sayfaya oldu. Yazının son paragrafı Ekonomi'de yaşananların nedenini çok iyi anlatıyor.
YanıtlaSil" İster beğenelim ister beğenmeyelim ekonomi bir bilimdir. Ve her bilim gibi objektif bir takım dayanakları vardır. Bilimden biraz daha uzak olan bu objektifliği subjektif isteklere göre biçimlendirmeye çalışan ekonomi politikasıdır. Onun için ekonomi, bilim olarak tanımlanırken ekonomi politikası, bilimle sanatın karışımı olarak tanımlanıyor. Bana sorarsanız ekonomi bilimini oluşturan bilim ve sanat ikilisinin yanına siyaseti de katmak gerekiyor. Bugün yaşadığımız sorunların sorumlusu ekonomi bilimi değildir. Sorun, ekonomi bilimi, siyaset ve sanatın bir araya gelmesiyle oluşturulan ekonomi politikasında, ağırlığın ekonomi bilimi yerine siyaset ve sanata verilmesinden kaynaklanıyor."
Internet gerçekten harika bir buluş. Bedava, sınırsız, zamansız bilgiye erişim paha biçilemez bir değer.
Harika bir anlatım olmuş hocam sayenizde bir aydınlanma yaşadım.
Ellerinize emeklerinize sağlık. Sağlıklı, mutlu bir yaşam dilerim.
Cok teşekkürler, 2023 Ağustosunda okuduğumuzda anlatmaya çalıştıklarınızı daha iyi anlıyoruz. Diğer yandan makalenizde kur ve faiz alanındaki ilişkiyi açıklamanızda beni epey bir aydınlattı. Kaleminize sağlık.
YanıtlaSil