27 Ocak 2015 Salı

Yunanistan, Türkiye ve Tsipras

Aşağıdaki tabloda Yunanistan ile Türkiye’nin Euro’dan ve 2001 Türkiye krizinden önceki durumu (2000), küresel krizden önceki durumu (2008) ve bugünkü durumunu (2014) karşılaştırmalı olarak özetle sunuyorum.


Yunanistan
Türkiye
GSYH (Milyar USD)
Yıllar
2000
128
267
2008
343
731
2014
246
813
Kişi Başına Gelir (USD)

2000
11.703
4.150
2008
30.692
10.277
2014
22.318
10.518
Yatırım / GSYH (%)

2000
23
21
2008
24
22
2014
14
20
Tasarruf / GSYH (%)

2000
16
17
2008
9
16
2014
15
14
Enflasyon (%)

2000
3,90
40,00
2008
2,00
10,00
2014
-0,25
8,17
İşsizlik Oranı (%)

2000
11,4
5,6
2008
7,7
10,0
2014
25,8
10,5
Bütçe Dengesi / GSYH (%)

2000
-3,7
-10,6
2008
-9,9
-2,7
2014
-2,7
-1,3
Kamu Borç Stoku / GSYH (%)

2000
103
79
2008
113
40
2014
174
34
Cari Denge / GSYH (%)

2000
-7,8
-3,7
2008
-15,0
-5,5
2014
0,7
-5,8

Euro’ya girişin verdiği kolaylıkla Avrupa fonlarına ve ucuz borçlanmaya dayanarak yaşam standardını yukarı taşımış olan Yunanistan açısından bu standart küresel krizin ardından sona ermiş bulunuyor. Yunanistan’ın, üretime yönelmeden, buluş yapmadan, teknolojiye katkı getirmeden, eğitim düzeyini Uzakdoğu ülkeleriyle aynı düzeye getirmeden sadece Euro’ya geçişin verdiği kolaylıkla, borçlanarak yaşadığı yaklaşık 8 yıllık yaşamı tekrarlama imkanı görünmüyor.

Geçmişte benzer bir hovardalığı yüksek bütçe açıkları ve kamu borçlanması eşliğinde yaşayan Türkiye’nin küresel krizde Yunanistan’ın düştüğü krize düşmemesinin tek nedeni küresel krizden önce kendisine çeki düzen vermesine yol açan 2001 krizini yaşamış olmasıdır. Türkiye, 2001 krizi sonrası yaşadığı toparlanmaya karşın, son beş yıldır orta gelir tuzağına düşmüş durumdadır. Türkiye’nin üretim kapasitesi Yunanistan ile kıyaslanmayacak kadar büyük ve yaygın olsa da sonuçta buluş yapamamak, teknolojiye katkı getirememek, eğitimini bilimsel bir çerçeveye oturtamamak gibi konularda Yunanistan ile aynı kaderi paylaştığını söyleyebiliriz.  

Syriza Partisi ve Tsipras’ın Zor Görevi
Yunanistan’ın kamu kesimi borç stoku kabaca 315 milyar Euro. Bu toplam borcun yaklaşık 70 milyar Euro’luk bölümü tahvil borcu, 245 milyar Euroluk bölümü ise Euro Bölgesi bankalarına olan yapılandırılmış borçlar. Yunanistan’ın 100 milyar Euro dolayında borcu da ‘saç traşı’ adı altında silinmişti. Yalnızca bu borç stokuna bakıldığında bile Yunanistan’da işlerin ne kadar zor olduğunu anlamak mümkün.

Tsipras, Euro’dan çıkmaya karar verirse ne olur? İlk olacak şey ağır bir enflasyon ve devalüasyon sarmalının ortaya çıkması olur. Ardından Yunanlılar paralarını yurtdışına çıkarmaya yönelirler. Bunu önlemek için sermaye denetimleri ve polisiye önlemler alınması kaçınılmaz olur. Bu çerçeveden bakınca Tsipras’ın Euro’dan çıkmasının öyle söylendiği kadar kolay olmadığı anlaşılabiliyor.  

Bu kadar büyük dezavantajlara karşılık Tsipras’ın elinde bazı avantajlar da var. Eğer Euro’dan çıkmak gibi radikal bir adım atılmazsa daha kötüsü olmaz. Yani Yunan halkı en kötüyü gördü. Bu noktada başlayacak düzeltmeler halktan geniş destek görebilir. Tsipras’ın Troyka ile yeniden oturup borçları daha da uzun vadelere yaymak ve yeniden yapılandırmak için imkanları var. Böyle bir durumda bazı ek ödemelerle bazı düzeltmeler yapmak, yeni bazı iş alanları açmak ve böylece ekonomiyi canlandırmak imkanları yaratılabilir. Ama şunu söyleyebilirim: Yunan halkı en iyiyi de en kötüyü de gördü. Bundan sonra uzun süre artık bu ikisinin arasında bir yerde olacaklar.

Bütün bunlara karşılık uzunca bir süredir umudunu yitirmiş olan Yunan halkının umudu tazelendi. Bu, belki de parayla pulla ölçülemeyecek kadar önemli bir kazanım.  

89 yorum:

  1. Hocam bu kadar kamu borç yüküne sahip ve tasarruf oranında bile nerdeyse bizle aynı düzeyde olan bir ülkede hükümetin popülist yaklaşımlarla ( kemer sıkmayı reddeden ) ülkeyi krizden nasıl kurtarabilir ? Aynı duruma defalarca düşen bir ülke olarak biz (94 krizi ve ardından gelen kemer sıkma politikaları) krizden böyle çıkılmayacağını biliyorken gelen yeni hükümetin bizim gibi bir politikayı benimsememesinin nedeni nedir ? Son sorumda ECB nin başlattığı tahvil alımı programıyla Yunan batık tahvillerini almayacağını anlıyoruz.Bu program sadece yatırım yapılabilir düzeyde olan ülkeler için hazırlanış bir paket gibi görünüyor.Bu durum hakkında fikriniz nedir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zor bir durum tabii. Bütün mesele toplumun o eski günlere dönülemeyeceğini kabul ederek bugünü baz alıp yola çıkmasını sağlamaktan geçiyor. Ama bu da kolay değil. Bizim krizimizle Yunanistanınki aynı değil. Bir krize girdiğimizde Yunanistanın 8de biri kadar kişi başına gelire sahip bir ülkeydik. Yani kayıplarımız Yunanlılar kadar değildi. ECB zaten Yunan tahvillerini en az 6 ay süreyle almayacağını ilan etti. Çünkü Yunanistan başka bir programın içine.

      Sil
  2. merhabalar hocam elinize sağlık. çiprasın yunan halkına verdiği vaatleri yerine getirmesi mümkün müdür ? ( asgari ücretin yükseltilmesi, noel öncesi emeklilere 700 euro yardım, mazotta indirim gibi vs.) eğer syriza partisi yunanistan'da başarılı olursa avrupa, asya orta doğu ve türkiye de bunun ne gibi etkileri olabilir ? bende sizin gibi öyle kolaylıkla vrupa birliğinden çıkacagını sanmıyorum. teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kısmen mümkün görünüyor. Almanya baştan kesin reddederken şimdi vadeleri uzatabiliriz demeye başladı. Vadeler uzarsa bir imkan doğabilir. Çünkü vadeler uzarsa yıllık faiz ödemeleri de düşer ve bütçeden o imkanı bu tür ödemelerde kullanma şansı doğabilir. ma buradan eski güzel günlere dönüleceği anlamı çıkmaz tabii.

      Sil
  3. Yunanlıların en kotuyu gorduğu bu krızde kişi başı milli geliri bizim hala iki katımız gibi gorunuyor..bizden ayrıştığı en önemli negatif fark ise işşizlik ve kamu borcu kıyası.. Ancak baz etkisi ile bakıldığında bizim işsizlerimizin sayısı Yunanistan nufusu kadar..kamu borcuna bakıldığında ise onlar ile aramızdaki fark özel sektör borcunda ortaya çıkıyor..bizdeki kamu+özel borç miktarı ve vade yapısı yunanlıların ortalama 15-16 yıl vadeli borçlanma yapısına göre daha riskli.( 1-3 yıl vadede birikmiş bir vade yapımız var)

    Böyle bir durumda iki ülkenin borç baskısı birbirinden çok farklı..buraya dikkat etmeli..

    Ayrıca bzim finansorlerimiz portfoy ve tahvil yatırımı yapan ve en kuçuk endişe ile kaçabilecek sıcak fonlar ..yunanlılar ise sırtını dayadıkları AB nin kanatları altında..

    Bu konu ile ilgili kısa bir temel fıkrası vardı; temel yatağında bir oyana bir bu yana oflaya puflaya dönüyor, karısı fadime bu durumdan rahatsız tabiki. Hayırdır diyor temele nedir derdin.. Temel de dursuna borcu olduğuunu ve yarın odemesi gerektiğini ama para olmadığını söylüyor..fadime telefona sarılıp dursunu arıyor ve temelin sana bir borcu vardı ya işte o borcu odemeyecek deyip kapatıyor..ve temele donup artık rahat uyu şimdi dursun duşunsun diyerek sarılıyor..temel derin ve rahat bir uykuya dalarken dursun sabahları edemiyor..

    Ozetle çipras temelden esinlenerek topu AB ye atabilir..alacaklıkar duşunsun şimdi..

    Ancak bu durum diğer borçlular için hiç iyi bir durum değil..onlar şimdi dursuna daha fazla teminat ve risk primi odemek durumunda..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben yine de Tsipras'ın tam da böyle yapmayacağını vade uzatımıyla orta yol bulunacağını tahmin ediyorum. Bu orta yol Tsipras'a dediklerini yapmak için biraz imkan sağlayabilir.

      Sil
    2. YUNANLILARIN DEĞİL OĞUZHAN YUNANLARIN

      Sil
  4. Küresel para çetesinin aksine karar almalarını yada uygulamalarını mümkün görmüyorum. Açıklamaları ne kadar devrimci, radikal görünse de iş uygulamaya geldiğinde dengeler konuşur ve romantik hayal dünyasına göre davranamazsın. Güçlü olan tarafın görüşü felsefesi ağır basar o yönde karar alırsın aldırırlar adama.
    Dünya sanki sosyalizmi yeniden hatırlıyormuş gibi bir heyecan yaratması, sürekli yenilen atılım yapamayan solcular için anlaşılır olabilir ama Syriza'nın kazanması sosyalist sol için aslında uzun vadede kayıp olacaktır.
    Syriza eli mahkum, tüm devrimciliği romantik laflarda nostalji olarak kalacak ve kuzu kuzu abilerinin güdümünde hareket ederek sisteme entegre olmuş bir sosyal demokrat partiye dönüşecektir.
    Küresel dengelerde, işsizlikte, gelir adaletsizliğinde, eğitimde, sağlıkta çok da radikal değişimlerin olmadığını görecek olan sosyalist sol hayal kırıklığına uğrayacak ve umutsuzluğa kapılarak bir kez daha derin ve biten depresyon dönemine girecektir.
    Dünya kapitalizme yani hiyerarşik yapılanmaya artık direnmeyi bırakacak ve güce biat etmeyi kabullenecek. Güç onu koruyup baktıkça saygı duyacak, kendinden bekleneni yapan egosu yok edilmiş bireylere dönüşecek. Sistem kendini otomatik yürütür noktaya ulaşacak. Bu Tek Dünya Devleti olacak, Uzun bir süreç belki ama adım adım dünyanın bu noktaya evrildiğine inanıyorum.
    Kapitalizm kuruluş felsefesi, insanların bencilliği ve açgözlülüğünün toplumun yararına eylem üretmesi üzerine kurulu ve bu insanın doğası ile örtüşüyor. Kuran: biz insanı bencil ve nankör yarattık ayetiyle kapitalizmin insana uydunluğunu sanki işaret ediyor. Maalesef güzel kalpli, paylaşımcı, dayanışmacı sosyalist arkadaşlar hayalleriniz gerçekle örtüşmedi, insanın yaratılışı ile örtüşmedi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AB, Tsipras'a nefes alınabilecek bir alan açacak o da bundan yararlanıp halka biraz destek sağlayacak.

      Sil
    2. Kuranda biz insanı bencil ve nankör yarattık demiyor.İnsan Pek Zalim Pek Nankördür diyor. Bu insanın tercihinin bir sonucudur. Arada çok fark var

      Sil
  5. Mahfi hocam teşekkürler yazı için. Yunanistan konusundaki en derli toplu değerlendirme bu olmuş bence.

    YanıtlaSil
  6. Hocam,

    Hakkımda sekmesinde yazdıklarınızı okudum.

    Hatırlatayım:

    1. Sizin iktisadi görüşünüz merkez de değildir; merkez-sağ da dır!

    2. İktisaden sağa yakın, siyaseten (ve sosyal hayat yönünden) sola yakın olunmaz!

    3. Serbest piyasa düzeninden yanayım, demeniz; başıbozukluğunu en baştan kabul etmenizi şart koşar!

    4. Siyasal görüşümün merkez solda olması, yaptığım ekonomik, sosyal ve hatta siyasal değerlendirmeleri objektif olarak yapmama engel olmaz. Cümlenizin objektiflikle uzaktan-yakından alâkası yoktur. Çünkü: (1) Objektif olmak iktisaden sağa yakın olmak demek değildir! (2) Cümlenizden çıkan sonuç: 'İktisadi değerlendirmelerimi merkez-sağ perspektife göre yaparım; ve siyaseten sola yakın olmam iktisadi merkez-sağ değerlendirmelerime engel teşkil etmez.' dir!

    5. Bilim adamının bilimsel değerlendirmelerini objektif yapması gerektiği düşüncesine sıkı sıkıya bağlıyım. Cümlenize cevap 4. maddede yazılanlar ile aynıdır. Ek cevap: İktisat sahasında bilimsel objektiflik, merkez-sağ perspektif değildir!

    6. Ya sağdasınızdır, ya solda! Bu kadar berrak!

    7. Sizler (tek başınıza değilsiniz) 1 litre süt ile 1 litre kola yı bir kovada karıştırarak birşeyler yapmaya çalışıyorsunuz; yıllardır ne yaptığınızın farkında değilsiniz!

    Bakalım gelecekte SYRIZA (ve Yunanistan) konusunda görüşleriniz değişecek mi...

    Yine de size saygı duyuyorum! Her ne kadar hakkımda sekmesinde ikircikli bir açıklama yapmış olsanız da; en azından kalemini üç kuruşa satanlardan değilsiniz!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Ama ben sizinle aynı görüşte değilim. Çünkü ben bir kişinin ekonomik görüş olarak merkez sağda siyasal ve sosyal görüş olarak merkez solda olabileceğini düşünüyorum. Ve ben bunun bir örneğiyim. Taraf tutmayan herkes de aynı konumda olabilir. Bizdeki sağ ve sol ayrımı ne yazık ki dinsel yaklaşım çerçevesinde oluştuğu için bu kesinlikle mümkündür.

      Sil
    2. 29 Ocak Perşembe günü Birleşik Metal-İş Sendikası üyesi 15.000 emekçi greve gidiyor.

      İkircikli açıklamanıza ne yazık ki devam ediyorsunuz: Çünkü ben bir kişinin ekonomik görüş olarak merkez sağda siyasal ve sosyal görüş olarak merkez solda olabileceğini düşünüyorum.

      Sözüne dikkat kesilen bir iktisatçı olarak; bu grevi destekliyor musunuz, desteklemiyor musunuz?

      Sil
    3. Öyle anlaşılıyor ki:

      Bu greve destek olup olmama konusunda ne cevap vereceğinizi düşünürken;

      İktisadi merkez-sağ kanatta olmanız, siyaseten ve sosyal hayat yönünden sola yakın olmanıza engel teşkil ediyor!

      Umarız yanılıyoruzdur?

      Sil
    4. Ya bir kimsenin hamal da olur bu bilim adami da olur. Illa sagda veya solda mi olmasi gerekli o kisiyi analiz etmek icin illa bir etikete bir gruba mi dahil olmasi lazim? Bu ne cok feodal bir bakis acisi nasil bir yapi. Turkiyede ki solcularin feodalizmin dayanismaciligini sosyalizme uyarlama sosyalizmdeki kollektif uretimle karistirma gayretinden ve gafletinden ne zman kurtulacak? Ne zman bir sosyalist bir bilimsel bulus bir teknolojik icat icin onun karisiinda aaa bu emperyalistlerin isi bu burjuvazinin bizim uzerimizdeki oyunu aaa bu das kapital de yaziyordu soyleminden kurtulacak. Yahu Islamcilar bile bundan kurtuldu be en azindan bir bulus icin bir icad icin bu gavur icadi demiyor bu seytan isi demiyor evine tvyi de sokuyor bilgisayari da siz hala ki benim tanidigim feodal solcularin daha mail adresleri yok bilgisayara teknolojiye ciddi bir karsitliklari var. Bu feodal gorus, karsisinda kim varsa etiketlmek istiyor bu meta da olabiliyor bazen bu gavur icadi seytan isi burjuvazinin adami vs... Bir iktisadci marksist ekonomi kulliyatindan da pek ala yararlanabilir liberal ekonomi kulliyatindan da butun bunlardan esinlenebilir de . O sizin kizdiginiz IMFdeki adamlarin cogu marksist iktisadi kulliyati yalamis yutmus admalardir. Cunku bilmek zorundadirlar. Acin kendinizi dunyaya turkiyeden hangi feodal solcu ve /ve ya feodal musluman bir bilim adami bir ilac yapti hep bunu hristiyanlar gavurlar ateistler mi yapayor. Senin gibilerinin gorusune gore ipadin kurucusu ateist neden komunist degil mantigi vardir muhakkak. Ateistte liberal olamaz illa solcu olmali. Dunya degisti. Siz hala analog feodal yontemlere devam. Sizin yapacaginiz su dur soylene yapana bakmaktir. Icerige degil soyleyen yapan size karsitsa havada takla atsa yaranamaz size dogruyu soylese de bulus yapsa da kullanmazsiniz amerika yapti dersiniz ama siz feodal kabugunuzdan cikip yapmazsiniz iste. Afisleriniz sizi ele veriyor hala eski usul eski tipografiler hala geleneksel yontemler teknikler ve icerik olarak da eski sloganlar gunumuz insanina nasil ulasacaksiniz bu mantikla ? Illa feodal kollektif bilincten yola cikarak karsimizdakini etiketleme gruplandirma sen susun busun deme. Bir kuzey koreye bak Bir guney koreye hangisi teknolojik insani atilimda ileri de bu vesile ile Yolunuz acik olsun.

      Sil
    5. Her saçma soruyu yanıtlayacağım diye bir taahhüdüm yok.

      Sil
    6. Umarız yanılıyoruzdur?

      İçinde emek, grev, sendika vb. kelimeler geçen bir soru geldiğinde bilimsel objektiflik unutulup gidiyor!

      'Evet, destekliyorum' diye cevap yazmak yerine soruya 'saçma' deyip konudan sıyrılmak da var mı?

      Sil
    7. Marksizmi yukarıdaki örnekte olduğu şekliyle bir din gibi hoyratça savunanları gördükçe aklıma ister istemez Schumpeter'in Peygamber Marx analizi bir de Marx'ın daha hayatta iken görüşlerini yanlış anlayanlara söylediği meşhur "Ben Marksist değilim" sözü geliyor.

      Saygılar

      Sil
    8. Soru, içinde emek, sendika, grev gibi kelimeler geçtiği için saçma değil. Benim görüşümü bu tür bir soruya vereceğim cevapla ölçmeye kalkmak saçmalık. Bu tür ucuz kahramanlıklarla bir yere varılamayacağını artık öğrenin lütfen ve burayı kendi kafanızda oluşturduğunuz testlerle işgal etmeyin.

      Sil
    9. Mülkiyet ve sermaye kavramlarıyla iş yapılan bir dünyada ve giderek dijitalleşen bir alemde bir süre sonra emek,grev sendika vb. kavramlar ancak bazı kuruluşlarca bazı amaçlar için kullanılacak bir araçtan başka bir şey olmayacaktır.
      lütfen herkes kendi düşüncesini üretsin,bağımsız düşünsün sağ sol bir o kadar geçersiz kavramlar...

      evet insan doğasına karşı ütopyalar güzeldir ve olmalıdır ama ya onu seç ya bunu eğer bizden değilsen kötüsün..bu nasıl mantık hala geri adım atıyoruz anlaşılan.

      Sil
    10. MARKSİST İKTİSAT’IN M’SİNDEN ANLAMAYIP;
      “SOL” BAKIŞ AÇISINI, “SYRIZA”YI VE DİĞER ÜLKELERİN POTANSİYEL SOL İKTİDARLARINI BOŞ BOŞ ELEŞTİRMEDEN ÖNCE,
      AŞAĞIDA YAZILANLARI HİÇBİR ZAMAN UNUTMAYINIZ!

      Bizlere küresel ekonomik krizin başlangıcı olarak medya & basın yolu ile şu anlatıldı:

      1975-2006 arası ABD içinde muazzam büyüklükte konut & emlak balonu (ve “otomobil” başta olmak üzere diğer birçok “ticari meta” balonu) oluşturuldu.
      Bu balon, organik & kendiliğinden değil; suni bir balondu:
      Yani finans profesyonellerinin oyunlarıyla 30 yıldan fazla bir süredir kasten balonlar meydana getirildi!
      2007 itibarıyla balona verilen gaz öyle dayanılmaz boyutlara ulaştı ki;
      Kapitalist iktisattan anlayanların önemli bir bölümü;
      “Bu balon bir gün patlar ama acaba ne zaman!” diye seslerini kısıkta olsa yükseltmeye başladı.
      En sonunda;
      Ağustos 2008 itibarıyla borsaların çalkalanması,
      Ve Eylül 2008 itibarıyla da ABD’nin en büyük yatırım bankalarından biri olan Lehman Brothers’ın iflas etmesiyle ekonomik kriz başladı!

      ABD’de bu krizin meydana gelmesine yol açan onlarca (belki de “yüzlerce”) finansal mühimmat ismi sayılabilir!

      Dönemin mühimmatlarının feriştahı şudur (ki bu mühimmatlar günümüzde hâlen var!):

      Ana başlık: “Asset-backed security (ABS)” = “Varlığa Dayalı Menkûl Kıymet”tir.

      Bu ana başlığın “nükleer” kısmı;
      Yani “bombanın çekirdek bölümü”nün ismi ise “Mortgage-backed security (MBS)” = “İpotekli Konut Kredilerine Dayalı Menkûl Kıymet”tir.

      Bu tür mühimmatların kullanılması bırakın özel sektörü; federal hükümetlerin sponsorluğunda Fannie Mae ve Freddie Mac isimli iki dev şirket tarafından bile kullanıldı, teşvik edildi!

      30 küsür yıllık süreçte özellikle “MBS”ler o kadar fazla kâr getiren bir finansal enstrüman olarak rağbet gördü ki;
      Geleneksel borsalara ek olarak sırf “MBS”lerin alınıp/satıldığı,
      Üzerine faiz koyarak ambalajlanıp yeni bir ürünmüş gibi tekrar satıldığı,
      Kendi borsa endekslerinin ve hesaplama yöntemlerinin olduğu,
      Oldukça karışık bir tür ikincil piyasaya dönüştü.
      Bu piyasada dönen kâr oranlarının büyüklüğü; 30 yıldan fazla süredir ABD’nin dev bankalarının da iştahını kabarttı!

      Ta ki Eylül 2008’e kadar:

      (Okuyacaklarınızın hepsi birer “banka” ismidir.)

      * “Lehman Brothers” = İflas etti!

      * “Bear Stearns” = İflas etti ve “JP Morgan Chase”e satıldı!

      * “Washington Mutual (WaMu)” = İflas etti ve “JP Morgan Chase”e satıldı!

      * “Merrill Lynch” = İflas etti ve “Bank of America”ya satıldı!

      * “Goldman Sachs” = “Ticari bankacılık” alanına geri döndü!

      * “Morgan Stanley” = “Ticari bankacılık” alanına geri döndü!

      Bu banka isimleri bırakın ABD’yi; o meşhur Çin Halk Cumhuriyeti’nde (özellikle “Şangay” ve “Hong Kong”), Tayvan’da, Güney Kore’de, Singapur’da, Malezya’da ve hattâ Endonezya’da bile muazzam ortaklıkları olan dünya çapında dev finans oligarklarıdır!

      (Yukarıda en büyüklerin isimleri yazıldı. Diğer orta ve küçük ölçekli finans kuruluşlarının, ve Avrupa bankalarının yaşadıkları yıkımı da yazarak konuyu daha fazla uzatmayayım!)

      En kısa tabir ile:

      Yaşadıkları evin tapusu kendilerine ait olan milyonlarca ABD vatandaşı (iktisadi tabir ile “ABD hanehalkı”),
      Bu evlerini teminat olarak göstererek “MBS ikincil piyasaları”na girmeleri,
      Muazzam kâr edecekleri;
      Ve hattâ metrekaresi daha büyük, daha şaşalı evlere taşınabilecekleri reklamları bizzat “bankacılar” tarafından pompalanarak;
      Bu insanların hayatları boyunca geri ödeyemeyecekleri büyüklükte kredi çekmeleri teşvik edildi!
      Faiz oranı piyasada o kadar düşük seviyedeydi ki, ABD vatandaşlarının çok büyük bir bölümü;
      “Herkes ne de olsa MBS piyasasına giriyor, sorun olmaz; ben de gireyim.” diyerek;
      Hayatlarını karartaracak adımları bir bir attı!

      Ne yazık ki bomba; Eylül 2008’de Lehman Brothers’ın batışıyla patladı!

      >>>

      Sil
    11. >>>

      Bu “toksik varlıkların” ABD içinde diğer birçok dev bankada da var olduğu anlaşılınca; Avrupa ülkelerindeki birçok bankanın ABD’dekiler ile ticari, kredi, yatırım ve ortaklık yönünden göbek bağları olması sebebiyle; güven bunalımı baş gösterdi!
      Ve 2008 öncesinde bile zaten ekonomik çalkantı yaşamakta olan;
      İzlanda,
      İrlanda,
      Portekiz,
      İspanya,
      İtalya,
      Güney Kıbrıs Rum Yönetimi,
      Ve
      Yunanistan;
      Başta olmak üzere Avrupa kıtasındaki (ve “Avrupa Birliği Üyesi”) onlarca ülke ekonomik krize koşar adım girdi!

      ABD’DE 2008 EYLÜL-KASIM ARASINDA;
      15.000’DEN FAZLA VATANDAŞ BİR ÇIRPIDA İŞTEN ATILDI!
      “ÇÖP KUTUSUNA ÇÖP ATARMIŞ GİBİ”; BİR ÇIRPIDA!

      Ve bu sayı her geçen ay katlanarak artmaya devam etti!

      Afganistan ve Irak Savaşları’nın getirdiği psikolojik yıkımın üzerine bir de bu ekonomik kriz binince; zaten imajı yerle yeksan olmuş George W. Bush gitti; yerine bir umut olduğu söylenegelen bir diğer “piyon” Barack Obama başkan seçildi!

      ABD Merkez Bankası (FED):
      “Quantitative easing (QE)” = “Parasal genişleme” ismi altında; “ekonomiyi yeniden canlandırma programları” hazırladı.

      Fakat QE’nin tam manâsıyla uygulamaya sokulmasından evvel;
      ABD bankalarının kırılan belini tamir etmek için, federal hükümetin bu bankalarda var olan toksik varlıkların bir bölümünü ABD vatandaşlarının ödediği “vergiler yolu ile” satın alacağı,
      Geri kalan bölümünü ise yeniden yapılandırıp bankaların vadesi geldikçe federal hükümete ödeyeceği kararlaştırıldı!

      İŞTE BU HAMLE; BÜTÜN ABD GENELİNDE:

      “EEEYYY… FEDERAL HÜKÜMET,
      EEEYYY… OBAMA;
      BİZ SENİ BU WALL STREET BARONLARI’NIN POPOSUNU KURTAR DİYE Mİ BAŞKAN SEÇTİK!
      ONLAR YÜZÜNDEN KAÇ AYDIR İŞSİZ KALDIĞIMIZDAN HABERİN VAR MI SENİN!
      EĞER ONLARA ZIRNIK KOKLATIRSAN; HEM SENİN, HEM BÜTÜN ABD’NİN DİBİNE DİNAMİT DÖŞERİZ!”

      CÜMLESİ İLE “BAŞKALDIRI FİDANLARI” YEŞERMEYE BAŞLADI!

      “EN ZENGİN %1’LİK KESİM;
      GERİYE KALAN %99’UN ÜZERİNDE TAHAKKÜM KURAMAZ!”
      DİYE BAĞIRA BAĞIRA “OCCUPY WALL STREET” HAREKETİNİN TEMELLERİ İŞTE O ZAMAN ATILDI!

      Federal hükümet; halktan gelen bu tehlike sinyalini dikkate almadı!
      Ve bankaların içindeki toksik varlıklar, hazinedeki paralar ile (yani “vergi”ler ile) “bailout yapıldı!”
      (Bailout: Toksik varlıkların satın alınıp; zararsız, nötr varlık ve paraya dönüştürülmesi için kullanılan bir İngilizce fiil.)

      Aylar, yıllar geçtikçe:

      İşsizlik artmaya devam etti,
      Koca “Detroit” şehri iflas ettiğini federal hükümete bildirdi,
      “General Motors” onlarca fabrikasını kapattı ve yüzbinlerce işçi sokağa atıldı,
      Dev “demir-çelik” şirketleri, inşaat şirketleri iflas etti,
      “Hizmetler sektörü” çökme aşamasına geldi,
      Bankacılık işlemleri daraldı,
      Yüzbinlerce bankacı işten atıldı,
      4 yıllık lisans diploması olan ve hattâ doktora seviyesinde olup yıllardır çalıştıkları işlerinden atılan yüzbinlerce ABD vatandaşı; lokantalarda, hamburger şubelerinde, alış-veriş merkezlerinde karın tokluğuna istihdam edilerek;
      faturalarını ödeyebilmek, ev kirâlarını ödeyebilmek, sağlık masraflarını karşılayabilmek için üç-kuruşa muhtaç duruma düşürüldü!

      Daha da sayılabilecek sebeplerle; ABD ekonomisinde “arz” / “talep” mekanizması neredeyse ortadan kalktı!

      FED; ABD ekonomisinde “talebi” yeniden canlandırıp, böylelikle üretim mekanizmalarının çalışmaya başlaması, çarkların kendi kendine dönebilmesi için “QE” programlarına artık başladı.

      >>>

      Sil
    12. >>>

      “Quantitative easing (QE)” = “Parasal genişleme” = “Tahvil alımı yoluyla piyasaya para vermek. Böylece bankaların, şirketlerin ve hanehalkının cebine para girmesi, harcama (tüketim) yapılmaya başlanması ve ekonominin kendi çarkları ile tekrar işlemeye başlaması”dır.

      Kasım 2008 - Kasım 2010 arası: 1. tur QE,

      Kasım 2010 - Eylül 2012 arası: 2. tur QE,

      Eylül 2012 - 29 Ekim 2014 arası: 3. tur QE

      programları devreye sokuldu, tamamlandı.

      Bu QE programlarından piyasalara akıtılan para sadece ABD içindeki sektörlerin yeniden kalkınması için gerekli alanlarda kullanılmadı;
      Miktarın çok büyük olması sebebi ile yatırımcılar dünya genelinde faiz oranlarının yüksek olduğu ülkelere bu miktarları götürerek, faiz üzerinden para kazanma yolunu da seçti!
      (Bu işlem; “sıcak paranın faiz oranı yüksek olan ülkelere girip, istediği zaman o ülkeden çıkması” olarak bilinir!)

      2008-2011 arasında; “gelişme yolundaki ülkeler” de kendi çaplarında kalkınma hamleleri yaptıkları ve ülkelerinde yeni sanayi ve hizmetler sektörleri yaratmak için “dış finansmana” ihtiyaçları vardı.

      Bu ülkelerden biri de “Türkiye” idi!

      Türkiye’de faiz oranları, kendi klasmanında olan diğer ülkeler gibi yüksek olduğundan, bu “sıcak para” Türkiye’ye de girdi. Bu gelen parayı, ülkemizin “haşmetli hükümeti” ve “özel sektör oyuncuları”; Kalkınmacı ve istihdamı artırıcı sahalarda kullanmak yerine;
      Çabuk çabuk para kazanılan bir saha olan “gayrimenkûl, emlak, inşaat sektörü”, “AVM inşa etmek” vb. yerlede kullanarak; “tüketim çılgınlığını” daha da pompaladı!

      Ta ki Mayıs 2013’te FED (eski) başkanı Ben Bernanke’nin “QE’yi önümüzdeki 1 yıl içinde sonlandıracağız. Bütün dünya hazırlıklı olsun.” uyarısını yapana kadar!

      İşte Bernanke’nin o açıklamayı yaptığı saniyeden itibaren tüm “gelişme yolundaki ülkeler”den (tabii ki “Türkiye”den de) “sıcak para” çıkışı başladı. Piyasalarda döviz kıtlığı yaşanmaya başladığı için 1 Dolar = 2 TL’nin üzerine tırmandı!

      Bütün bu finansal hamlelerin üzerine; “Reyhanlı patlamaları” ve “Gezi Parkı Protestoları” da eklenince, sıcak para çıkışı daha da hızlandı!
      1 Dolar = 2 TL’nin altına hiç inmedi!

      (“İşin perde arkasında; Türkiye üzerinde oynanan çok büyük bir komplo var.” heyecanını yaşayan Türkiye’deki bazı kesimler de böylece sönmüş oldu!
      Ne yazık ki bugün bile “Hükümet yanlıları”ndan ve “Paralel yapı yanlıları”ndan hiç de azımsanmayacak koca bir kitle; hâlâ bu komplonun var olduğuna inanıyor!)

      Yeni seçilen FED başkanı Janet Yellen, Aralık 2013’te yaptıkları FOMC toplantı sonucunda; “QE” programını azalta azalta 29 Ekim 2014’te bitireceklerini ilân etti! (Böylece; 3. tur QE programı da sona erdi.)

      Bugün (31 Ocak 2015 Cumartesi);

      ABD’de ekonomik görünüm 2008’e nazaran daha ılımlı. Ama ağır hasarlı bölümler halâ mevcut!

      Eğitim seviyesi yüksek genç neslin çok büyük bir kısmı; eğitim aldıkları alanda, iyi maaşla işe başlama hayallerini artık kaybetti!

      ABD’de işsizlik seviyesi azalmaya başladı ama çok yavaş düşüyor!
      İş bulanların çalışmaya başladıkları alanlar ise çoğunlukla “part-time”;
      Yani “yarım-günlük”,
      Uzun ömürlü olmayan,
      Ve sözleşmeli işler!
      Bir kişinin veya bir hanekalkının en az 20 yıl, 25 yıl çalışıpta emekli oldukları “o eski zamanlar” ABD’de bile artık bitti!

      FED başkanı Janet Yellen ve bankanın diğer yetkilileri;
      ABD içinde talebin önümüzdeki aylarda daha da canlanacağını tahmin ettiklerini her fırsatta yineliyor.
      Talebin artması, yıllardır düşük seyreden enflasyonu da gıdım gıdım arttırır.
      Ve enflasyonu makûl seviyelerde tutmak, hortlatmamak için Merkez Bankaları faizi bir “teknik araç” olarak kullanır; “silah” olarak değil! (YANİ: ENFLASYON SEBEPTİR, FAİZ SONUÇ! ENFLASYONU DÜŞÜRÜCÜ ÖNLEMLER ALMAZSAN; FAİZİ KULLANMAYA MECBUR KALIRSIN! TÜRKİYE’YE HATIRLATILIR!)

      FED’in kendi faizini (yani nam-ı diğer; “politika faizi”ni) arttırması; yıl ortasında veya 2015 sonuna doğru bekleniyor! Ve FED faizi; küçük oranlarla, yavaş yavaş arttıracak.

      >>>

      Sil
    13. >>>

      BURADA, TÜRKİYE GİBİ “GELİŞME YOLUNDAKİ ÜLKELER”İ İLGİLENDİREN TEMEL HUSUS ŞU:

      FED, KENDİ FAİZİNİ “0,25” BAZ ARTTIRSA BİLE; DÜNYADA TSUNAMİ ETKİSİ YARATMAK İÇİN YETERLİ!

      TÜRKİYE’DE 30 OCAK 2015 İTİBARIYLA 1 DOLAR = 2,4452 (2,45) TL CİVARI DALGALANIYOR!
      İLERLEYEN AYLARDA FED KENDİ FAİZİNİ ARTTIRDIĞINDA, TÜRKİYE GİBİ ÜLKELERE GİREN “SICAK PARA” ARTIK ANA VATANINA GERİ DÖNECEĞİNDEN;
      BİZİM GİBİ PİYASALARDA YENİDEN “DÖVİZ KITLIĞI” YAŞANACAK!
      İŞTE BU SEBEPLE; 1 DOLAR = 2,60 TL VE HATTÂ 1 DOLAR = 2,75 TL GİBİ TSUNAMİ DALGALARININ YAŞANABİLECEĞİ TAHMİNLERİNİ YAPAN ÇEVRELER DE OLDUKÇA FAZLA!
      BU UYARIYI YAPANLAR; HEM TÜRKİYE’DEN, HEM YURTDIŞINDAN “KAPİTALİZM”İ GAYET İYİ BİLEN İNSANLAR!
      BU İNSANLAR “İÇ-MİHRAK”IN BİRER ÜYESİ DE DEĞİL; “İLLÜMİNATİ”, “MASON LOCALARI” VEYA “TAPINAK ŞOVALYELERİ”NİN ÜYESİ DE DEĞİL!

      PEKİ DOLAR KURUNUN BU SEVİYEYE YÜKSELMESİ TÜRKİYE’DE SIRADAN VATANDAŞI NASIL ETKİLER?

      (İlk önce kısaca Euro’dan bahsedelim:
      Türkiye’de yerleşik olup “ihracat/ithalat” yapan şirketlerin yüzde 90’ının geliri Euro cinsinden.
      Euro/TL -ve Euro/Dolar- paritesinde Euro’nun yukarı yönlü olması ihracat gelirlerini arttıracağı için,
      Sektör oyuncuları kurun yükselmesini iştahla ister.
      Ama:
      Avrupa Merkez Bankası’nın da -ECB- kendi “parasal genişlemesi”ni geçtiğimiz haftalarda başlatması ile piyasada para -Euro- bolluğu olacağı kendini ılımlı hissettirdiğinden, Euro’nun değeri aşamalı olarak düşmeye başladı!
      Sonuç:
      Türkiye’de yerleşik olup, dış ticaret yapan şirketler her gece kâbuslar görmeye başladılar bile!
      Bu arada:
      ECB’nin parasal genişlemesinin Avrupa ekonomisini canlandıracağını, bu canlanmanın zaman içinde Avrupa tarafında talebi arttıracağını, artan talebin de Türkiye gibi ülkelere sipariş olarak yansıyıp ülkemize de yarayacağını söyleyenler; (en azından şimdilik) hayal görüyor!
      ECB’nin programının gerçekten işe yarayıp yaramayacağının hiçbir garantisi yok!)

      TÜRKİYE’DE YERLEŞİK OLUP “İHRACAT/İTHALAT” YAPAN ŞİRKETLERİN YÜZDE 95’İNİN BORCU (VE GİDERİ) “DOLAR” CİNSİNDEN!
      FABRİKALARINDA ÜRETİMİN DEVAM EDEBİLMESİ İÇİN;
      HAMMADDE, YARI-İŞLENMİŞ MAMÛL, MAKİNE AKSAM VE PARÇALARI GİBİ ONLARCA GİRDİYİ; “DOLAR” CİNSİNDEN ÖDÜYOR! (Enerji maliyetlerini saymıyorum bile!)
      AYRICA;
      YURTDIŞI MÜŞTERİ, ORTAK, FİNANSAL KURULUŞ VE BANKALARA DA BORÇLARI HEP “DOLAR” CİNSİNDEN!

      DOLAR/TL KURUNDA DOLAR’IN DEĞER KAZANMASI; TÜRKİYE’DE YERLEŞİK BORÇ BATAĞINA ÇOKTAN SAPLANMIŞ BÜTÜN BU ŞİRKETLERİN BOĞAZINI TEK SEFERDE SIKAR!

      MALİYETLER AŞIRI YÜKSELMEYE DEVAM ETTİĞİ İÇİN; TESİS İÇİNDE EK YÜK GETİREN DEPARTMANLAR BİR BİR KAPATILIR!

      İŞÇİLERİN ÇOK BÜYÜK BİR KISMI “ÜCRETLİ” VE “ÜCRETSİZ” OLARAK “ZORUNLU İZNE” GÖNDERİLİR!

      “BEYAZ YAKA” DİYE TABİR EDİLEN, (ÇOĞUNLUĞU ZÜPPE OLAN!) SINIFLARDA DA “KİTLESEL İŞTEN ÇIKARMALAR” BAŞLAR!

      “ZORUNLU İZNE” GÖNDERİLEN İŞÇİLER, BİR ZAMAN SONRA İŞTEN ÇIKARILDIKLARINA DAİR TEBLİGAT ALMAYA BAŞLAR!

      4 YILLIK FAKÜLTE MEZUNLARI BİRDENBİRE İŞSİZ KALDIĞINDAN,
      VE KENDİ ALANLARINDA ARTIK İŞ BULAMADIKLARINDAN;
      BOYUNLARINI BÜKEREK,
      DAHA DÜŞÜK POZİSYONLARDA İŞE YERLEŞMEK İÇİN GECESİNİ/GÜNDÜZÜNE KATIP, KENDİLERİNİ ŞİRKETLERE PAZARLAYABİLMEK İÇİN DİDİNİP DURURLAR,
      HER İŞ MÜLAKATI SONRASI EVLERİNE HÜSRANLA DÖNERLER!

      “YUKARI”DAN “AŞAĞI”YA DOĞRU BU MUAZZAM BASKI NEDENİYLE;
      HER KADEMEDEN,
      HER CİNSİYETTEN
      HER KATMANDAN,
      HER SINIFTAN;
      “HAK ARAMAK ve MEVCUT HAKLARI KORUMAK” MÜCADELESİ BAŞLAR!

      ARTIK ELLERİNE “MAAŞ” GEÇMEDİĞİNİ KEMİKLERİNDEKİ İLİĞE KADAR HİSSEDEN SIRADAN VATANDAŞ,
      KORKUDAN TİR TİR TİTREYEREK ECEL TERLERİ DÖKMEYE BAŞLAR;
      ÜLKEYE BİR TÜR “BAŞKALDIRI HAVASI” YAYILIR!

      BU HAVA MUTLAKA YAYILMALIDIR!
      ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ ANCAK BÖYLE KAZANILIR!
      BAŞKALDIRININ FİTİLİNİ YAKACAK MEKANİZMA DAİMA “HALKLARIN TARAFINDA” OLDUĞU İÇİN; FİTİLİ NE ZAMAN YAKACAĞINA BİZZAT “HALKLARIN KENDİSİ” KARAR VERİR!

      >>>

      Sil
    14. >>>

      2011′de Tunuslu “Muhammed Buazizi”nin kendini ateşe vermesi ile o meşhur “Arap Baharı”nın başlaması;
      Ekonomik kriz nedeni ile acıdan kıvrım kıvrım kıvranan ABD’ye,
      Ve Avrupa’daki onlarca ülkeye; bir “başkaldırı” işaretiydi!

      Temelleri 2008’de atılan “Occupy Wall Street” hareketi;
      Eylül 2011’de başta New York/Zuccotti Park olmak üzere nihayet “isyana” başladı!
      ABD GENELİNDE PARÇALANAN “ATM & BANKAMATİK KABİNİ” SAYISININ HADDİ HESABI YOK!

      İngiltere/Londra kendi “Occupy” hareketini kurarak “isyana” başladı!

      İtalya’da uygulanan “austerity measures (kemer sıkma politikaları)” sebebi ile yüzbinlerce kişinin halâ sokaklarda olduğunu kaçımız biliyor!
      Binlerce işsiz İtalyan gencinin;
      Kuzey Avrupa ülkelerine,
      Uzak Asya ülkelerine,
      Yeni Zelanda’ya,
      Ve Avustralya’ya göç etmek zorunda kaldıklarını sizlere hatırlatırım!

      İspanya/Madrid’de yüzbinler bugün bile sokakta!
      MADRİD’İN ARKA SOKAKLARINDA,
      LOKANTALARIN MUTFAK BÖLÜMÜNDEN ÇÖP KONTEYNERLERİNE DÖKÜLEN YEMEK ARTIKLARINI;
      İŞSİZ,
      EVSİZ,
      VE
      AÇ OLDUKLARI İÇİN YEMEK ZORUNDA KALAN YÜZLERCE İSPANYA VATANDAŞININ ZEHİRLENEREK HAYATINI KAYBETTİĞİNDEN KAÇIMIZIN HABERİ VAR!

      Yunanistan’da “küresel ekonomik kriz” sebebi ile depremlerin yaşanması; “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”ni de doğrudan etkiledi!
      GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ’NDE YAŞAYAN VATANDAŞLARIN BANKA HESAPLARINDA VAR OLAN MEVDUATLARIN BELİRSİZ SÜRELİĞİNE DONDURULDUĞU HABERİ HÜKÜMET TARAFINDAN DUYURULUNCA;
      BANKALARA AKIN OLMASIN DİYE, KAPILAR ZİNCİRLERLE BAĞLANDI!
      GÜNLER İÇİNDE PİYASADA FİYATLARIN FAHİŞ SEVİYEYE YÜKSELMESİ İLE PATLAMA NOKTASINA GELEN “SIRADAN VATANDAŞLARIN”, KALAN SON PARALARINI DA KURTARMAK İÇİN;
      BU BANKA ŞUBELERİNİN CAM/ÇERÇEVELERİNİ İNDİREREK İÇERİ GİRDİKLERİNİ,
      HESAP ODALARINI,
      VE
      ATM KABİNLERİNİ BALYOZLA PARÇALAYARAK PARALARINI KURTARDIKLARINI KAÇIMIZ BİLİYOR!

      Bugün (31 Ocak 2015 Cumartesi);

      Yunanistan’da genel işsizlik seviyesi %20 civarında, gençler arasındaki işsizlik ise %60’ın üzerinde!

      2008’DEN BERİ YUNANİSTAN’DA,
      2 AYLIK DÖNEMLER İLE HESAPLANDIĞINDA;
      HER 500 VATANDAŞIN;
      BORÇLARINI ÖDEYEMEDİKLERİ,
      FATURALARINI ÖDEYEMEDİKLERİ,
      UZUN SÜRELİ, SİGORTA GARANTİLİ, SAĞLIK HİZMETLERİ GARANTİLİ, EMEKLİLİK SONRASI HUZURLU BİR YAŞAM GARANTİLİ İŞ BULAMADIKLARI İÇİN:
      İNTİHAR ETTİĞİNİ KAÇIMIZ BİLİYOR?!

      YUNANİSTAN’DA İNTİHAR EDEN VATANDAŞLARIN SAYISI HER GEÇEN AY ARTMAYA DEVAM EDİYOR!

      Venezuela,
      Şili,
      Brezilya,
      Arjantin,
      Ukrayna,
      Ve
      Rusya;

      Patlamaya hazır birer bomba!

      TEK BAŞINA “SYRIZA”YI DEĞERLENDİRMEYE ALMADAN EVVEL;
      YUKARIDA ANLATILAN “İKTİSADİ ARKA PLANI” ASLA AKLINIZDAN ÇIKARMAYINIZ!

      >>>

      Sil
    15. >>>

      TÜRKİYE İÇİN BİLGİ:

      DİSK-AR İŞSİZLİK RAPORU:
      GENÇLERDE VE KADINLARDA İŞSİZLİK ENDİŞE VERİCİ BOYUTTA!

      [20 Ocak 2015
      Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR)]

      http://www.disk.org.tr/2015/01/disk-ar-issizlik-raporu-genclerde-ve-kadinlarda-issizlik-endise-verici-boyutta/

      İşsizlik Ekim 2014 döneminde de rekor kırdı!

      * Geniş tanımlı işsizlik oranı: %17,19 ve yükselmeye devam ediyor!

      * Tarım dışı işsizlik oranı: %12,7 ve yükselmeye devam ediyor!

      * Genel tanımlı işsiz sayısı: 5 milyon 427 bin ve yükselmeye devam ediyor!

      * Gençlerdeki (15-24 yaş) işsizlik oranı: %29 ve yükselmeye devam ediyor!

      * İşinden memnun olmayan ya da daha fazla çalışmak istediği hâlde kalibresine uygun işler bulamadığı için çaresiz kısa süreli işler yapanlar (eksik ve yetersiz istihdam edilenler) ilave edildiğinde; işsizler ve çaresizlerin toplam sayısı “6 milyon 536 bin kişi” olurken bunların istihdam içindeki payı ise %20,7 oldu!

      * Her dört isşizden biri yükseköğretim mezunu: %76 ve yükselmeye devam ediyor!

      * Yüksek öğretim mezunlarında işsiz sayısı: 725 bin ve yükselmeye devam ediyor!

      * Kadınlarda işsizlik endişe verici boyutta: %25,2 ve yükselmeye devam ediyor! (İşsizlik kapsamı dışında tutulan umutsuz ve diğer işsizlerin %60’ını kadınlar oluşturdu!)

      * Eğitimli kadınlar için işsizlik erkeklerin 2 katından fazla ve yükselmeye devam ediyor!

      “SOL”A KARŞI (SOL İLE İLGİLİ EN UFAK BİR BİLGİYE SAHİP OLMADAN!) HER ZAMAN, HER YERDE ÇAMUR ATILIR!

      NE YAZIK Kİ İÇİNE DÜŞTÜĞÜMÜZ EN DEHŞET TUZAKLARDAN BİRİ;
      “BİLMEDİĞİMİZİ BİLMEMEKTİR” !

      (Kısaca;
      Bir kişi bir konuda “cahil” olduğunun farkında ise, ve bu sebeple “bu konuyu bilmiyorum” diyerek susuyorsa; o kişi merttir!
      Ama “cahil” olduğunu bildiği hâlde, inadına inadına bağırıyorsa; özür dileriz ama o kişi mert değildir!)

      “Yanlış Bilinç” sadece “işçi sınıfı”na mahsus bir olgu değil!

      Size onlarca referans verebilirim. Ama ilk sırada düşünür ve eylemci “Antonio Gramsci”nin;

      * “Aydınların sorumlulukları nedir?”
      (-Sözde- değil; -özde- aydınları kastediyor!
      Eğer soruyu iyice araştırırsanız; “elitizm” ile uzaktan/yakından ilgisi olmadığını öğrenirsiniz!)

      Ve

      * “-Hegemonya- kavramı; dünyadaki bütün toplumların kılcal damarlarına nasıl nüfuz eder?”

      Sorularına verdiği muazzam cevaplar var. Öncelikle Gramsci’nin eserlerinin Türkçe çeviri kitapları mevcut; ulaşabilirseniz o kitapları mutlaka gözden geçirmenizi salık veririm. Ama yakın zamanda bu kitaplara ulaşma imkânınız yok ise; Gramsci’nin bu cevaplarını internette kısa bir arama yaparak lütfen okuyunuz, öğreniniz!

      “Batı” kavimleri / “Doğu” kavimleri diye keskin bir ayrıma gitmeye gerek yok.
      Ama şimdi okuyacaklarınız (ne yazık ki; bile bile “oryantalist & şarkiyatçı” bakış açısı ile) daha çok “Doğu” kavimlerinde gözlemleniyor:

      Binyıllar boyunca; Doğu medeniyetlerindeki kavimlerin çok büyük bir bölümü “insan” vasfı ile değil; “kul” vasfı ile telkin edildi! Bu gerçek; “semavi olmayan” dinler için de, “semavi” dinler için de geçerli!

      Binyıllar boyunca;
      “Devlet(ler)i yönetenler” ve “Ticaret erbapları” başta olmak üzere; piramitin hep en yüksek tabakasında yaşayanlar, alt tabaka olarak niteledikleri “diğer insanları” birer “ebleh” yerine, “Anadolu Çomarı” yerine koydu!

      Ne var ki;

      Doğu medeniyetlerindeki insanların çok büyük bir bölümü bu “ebleh” kelimesine karşı çıkıp, özgürlük için mücadele edecekleri yerde;
      “Aman büyüklerimize zeval gelmesin, devletimiz payidar kalsın, patronlarımız hep yaşasın! Gerekirse biz ölürüz, ama onlar yaşasın!” uyuşturucusu sebebi ile (ne yazık ki) “ebleh” kelimesini gönüllü gönüllü kabul etti!
      (“Gandhi”, “Ho Chi Minh” vb. başta olmak üzere birkaç istisna sayabiliriz. Ama bu örnekler kaideyi bozmaz!)

      Dünya, her geçen gün değişiyor!

      Tabii ki; 5000 yıl önceki, 100 yıl önceki yaşam & iş koşulları ile günümüz koşulları aynı değil!

      Fakat bir hususu yanlışlıkla unutmuş olabilirsiniz:

      >>>

      Sil
    16. >>>

      Bundan 150 yıl önce bir fabrikada çalışan vardiya amiri de “üretim araçlarının mülkiyeti”ne ortak değildi!
      31 Ocak 2015 itibarıyla; Tekirdağ/Çorlu’daki bir fabrikada çalışan bir vardiya amiri de (ve hattâ 4 yıllık fakülte mezunu bir “beyaz yaka mühendis”de) “üretim araçlarının mülkiyeti”ne ortak değil!
      Demek ki bazı şeyler hiç değişmemiş!

      Zaman akıp geçmiş,

      Teknoloji ilerlemiş,

      “Demokrasi” kelimesine, “katılımcılık” kelimesine yüklediğimiz anlamlar ilerlemiş;

      AMA:

      KAPİTALİZM, YERLİ YERİNDE HEYBETLİ BİR YANARDAĞ GİBİ DURDUĞU İÇİN,

      VE “SOL” GİBİ DİRAYETLİ KANATLARIN UYARILARINA KARŞI HEP ÇAMUR ATILDIĞI İÇİN;

      “EBLEH”LİĞİ ÜZERİMİZDEN YIRTIP ATAMAMIŞIZ!

      YUKARIDA YAZILAN İŞSİZLİK ORANLARINI ASLA AKLINIZDAN ÇIKARMAYINIZ!
      “BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI” GİBİ DAYANIŞMALARI, BİNLERCE, MİLYONLARCA EMEKÇİNİN GREV MÜCADELESİNİ DESTEKLEMEDİĞİNİZ MÜDDETÇE;
      BİR GÜN SİZLER DE “PATRONLARINIZ” TARAFINDAN KAPI ÖNÜNE FIRLATILDIĞINIZDA, ELİNİZDEN TUTUP SİZİ AYAĞA KALDIRACAK;
      BİR TEK ARKADAŞ,
      BİR TEK YOLDAŞ,
      BİR TEK PLEBYEN,
      VE HATTÂ BİR TEK PROLETER BULAMAYABİLİRSİNİZ!

      “EMEKLİ” ÖĞRETMENLER,
      “ATANAMAYAN” ÖĞRETMENLER İLE BERABER OMUZ OMUZA MÜCADELE ETMEDİKÇE;
      SADECE “VİCDAN”IMIZI KAYBETMEKLE KALMAYACAĞIZ,
      “KAPİTALİZM” HEPİMİZİ BİRER BÖCEK GİBİ EZECEK!

      NAZİLER KOMÜNİSTLER İÇİN GELDİĞİNDE SESİMİ ÇIKARMADIM;
      ÇÜNKÜ KOMÜNİST DEĞİLDİM.

      SOSYAL DEMOKRATLARI İÇERİ TIKTIKLARINDA SESİMİ ÇIKARMADIM;
      ÇÜNKÜ SOSYAL DEMOKRAT DEĞİLDİM.

      SONRA SENDİKACILAR İÇİN GELDİLER, HİÇBİR ŞEY SÖYLEMEDİM;
      ÇÜNKÜ SENDİKACI DEĞİLDİM.

      YAHUDİLER İÇİN GELDİKLERİNDE YİNE SESSİZDİM.

      BENİM İÇİN GELDİKLERİNDE İSE;
      SESİNİ ÇIKARACAK KİMSE KALMAMIŞTI!

      Martin Niemöller
      İlahiyatçı
      (1892-1984)

      Dünyanın 1 numaralı “kapitalist” ülkesinden bir örnek vererek mesajımı sonlandırayım:

      >>>

      Sil
    17. >>>

      “...
      ‘Bankacılık’ denen sistem tamamıyla yoldan çıkmış bir sistemdir.
      Bu sistemi, tüm kurumlarımızda ve tüzüklerimizde izi kalmış bir tür ‘leke’ olarak değerlendiriyorum.
      Eğer boğazlarına kadar yolsuzluğa batmış kumarbazlar tarafından çok uzun zamandır darbe yiyen bu sistemi temizlemezsek, sistem olağan akışı içinde kendi kendini yok edecek;
      Ve hattâ şu anda insanlarımızın kazanımlarını ve morallerini bu akış içinde silip süpürmeye devam ediyor.

      ‘Finanse etmek’ veya ‘kaynak yaratmak’ dediğimiz şeyi kendi çapımda değerlendirdiğimde;
      Bir kuşağın çok büyük bir bölümünün altına imza attıkları bir borçtan kurtarılması, durumuna ulaşıyorum.
      Kainatı yaratan gücün koyduğu kurallara göre; her kuşak eşit şartlarda dünyaya gelir.
      Bu gücün insanların hayatlarını sürdürebilmesi için yarattığı yeryüzündeki her varlığı özgürce kullanabilmeleri ile ilgili;
      Nasıl ki kendilerinden önceki kuşaklar borçsuz geldiler ve borçsuz gittilerse,
      Aynen onlar gibi şimdiki kuşakta bu dünyada bir kiracıdır, sonucuna ulaşıyorum.

      Ve sizinle aynı fikirde olduğumu tüm içtenliğimle bildiririm:
      ‘BANKA’NIN BİZZAT KENDİSİ VE BUNLA İLİŞKİLİ HER KURUM;
      DÜZENLİ ORDULARDAN DAHA TEHLİKELİDİR!
      ‘Finanse etmek’ sözü ile gerçek anlamı perdelenen durum:
      ‘Para harcama prensibi’ ile şimdiden tüketilen kaynağı gelecek kuşakların sırtına bir ‘borç’ olarak yüklemekten,
      İstikbalimizde dolandırıcılık yapmaktan başka bir şey değildir!
      ...”

      Thomas Jefferson
      ABD 3. Başkanı
      &
      “Bağımsızlık Bildirgesi”nin temel yazarı

      ( Yukarıda okumuş olduğunuz alıntı;
      28 Mayıs 1816’da
      Dönemin Virginia senatörü John Taylor’un, artık emekli olan Jefferson’a gönderdiği mektupta;
      Genel manâda “bankacılık” (ve özelde ise “merkez bankası”) üzerine sorduğu soru üzerine Jefferson’ın verdiği cevaptır!
      Cevabın İngilizce aslını şu adresten öğrenebilirsiniz:
      http://oll.libertyfund.org/quotes/187 )

      “İKTİSAT” DENEN ALANI;
      SADECE AMA SADECE “KAPİTALİZM” ADLI ÖLÜMCÜL TUZAK İÇİNE HAPSEDERSENİZ,
      VE BUNU İNATLA “BİLİM” DİYE SATARSANIZ;
      BIRAKIN “İKTİSAT”I,
      HAYATA EN BÜYÜK İHANETLERDEN BİRİNİ ETMİŞ OLURSUNUZ!

      Herkesin, yukarıda yazılan bütün cümleleri, cımbızla çekim yapmadan sakin kafayla değerlendirmesini temenni ederim!

      Hocam, “Hakkımda” sekmesinde her ne kadar ikircikli devam etse de;
      Kendisine saygı göstermeye devam ediyoruz (sadece şahsım değil, sitesini takip eden bütün yoldaşlarımız!) Çünkü: En azından kalemini üç kuruşa satmıyor!

      Devrimci sevgi ve saygılarımıza!

      Sil
    18. Marksizm demagojisiyle kendi kendine coşan bu arkadaş acaba şu an SYRIZA için ne düşünüyor :) Malum sol çevreler SYRIZA'ya hain diye bakmaya başladılar.

      Sil
  7. Hocam verileriniz yanıltıcı Türkiyede kamu borcu görülenden çok daha fazla bir çok projede devlet garantör veya finansör kefil. Bizdeki özel sektör ve bireysel borçluluktaki artış rakamınıda yazarsak çok daha iyi olur verdiginiz bilgilerle sanki biz çok iyi onlar çöküşte gibi bizde yunanistanın 10 yıl onceki hali gibi krediden yiyoruz sırtımızı betona dayamışız bu betonun hiç yıkılmayacagını sanıyruz rant ve inşaatla ekonomi dönmez. son 10 yılda yapılan özelleştirilmeler yapılmasa ve özel sektör YAPIYORMUŞ GİBİ GÖZÜLEN ihaleleri kamu borçlanıp yapsa vahim durum ortaya çıkar ali cengiz oyunları ile ekonomi iyi gösterilemez

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hazinenin garantör olduğu borçlar ödenmeyip de garantiler çağrılmadığı sürece devlet borcu haline gelmez.

      Sil
    2. Mahfi hocam bu hiledir devlet yaptıgı bir işi özel sektör yapıyormuş gibi gösterip devlet borçlana oranlarını düşük göstermek yunanistanın kriz önceki mali verileri makyajlaması gibi bir hiledir

      Sil
    3. Bu konuya karşı görüşte olduğumu bir yazımla ben de yazmıştım zaten.

      Sil
  8. Hocam benim yorumum su; Malum Yunanistan en kotuyu yasadi diyorsunuz ki dogru ama en azindan bizim gibi %100lere varan bir develuasyon ve onu takip eden uzun sureli enflasyon yasamadi. Hos seda kendi ic develuasyonunu maaslari ve bilulmum emek gelirlerini dusurerek bunu yapmaya calisti yine vergi oranlarini yukselterek ve bilumum bir cok seye zam yaparak kendi enflasyonunu olusturdu ki bu hic bir zaman %10 %30 ve hatta %98 li rakamlarda bu ulkede enflasyon yaratmadi tas catlasin en fazla karanlik yillarda %5e yakin bir enflasyona nail oldu. Bu su demek yunanistan en kotude biile euro sayesinde fiyat enflasyon kur istikrarini korudu. bu yine su demek ONGORULEBILIRLILIK. Biz en kotu yillarimizda 2001 ve 1994 hatta 1980 de develuasyon sonrasi yuksek enflasyon belasiyla mucadele ediyorduk ve kur istikrarimiz en erken 1.5 senede ortalama hizaya gelmisti develuasyonlu yillarimizda.. En azindan Yunanistanin boyle bir sorunu sorunlari olmadi. Simdi yunanistanin hasbelkader de olsa euroya elveda demesi hakikaten akillara zarar olur. Dediniz gibi kimse ki buna yunan halki da dahileuroya karsitlari da katiyorum) drahmiye eyvallah cekmez ciddiye almaz. Ulkede cari fazladan dolayi yuksek oranli bir develuasyon olmasa DAHi. Para birimine ve yunanistana guvensizlikten surekli kur istikrarsizligi develuye olan bir drahmi cikar ki bu da yunanistanin ongorulebilrliklik formatini kimyasini bozar hem ic piyasada hem de dis pazarlarda. Hos seda en karanlik yillarda dahi kimse yunanistana su enflasyonu dusur de demedi cunku ole bir durum yoktu. Yine gunumuz gercekleri dahilinde euroda petrolde dusuyor. Bu yunanistan icin buyuk bir firsat. Ben hukumet olacak partinin yerinde olsam. 1) silahlanmayi modernizasyonu durudurum. Turkiyey ile hem ticaret hem baris babinda yakinlasma yoluna giderim. Egede yuksek tansiyonu indirmeye calisirim. Hatta bunu bir protokole bile baglarim egede it dalasi yok artik! Turizm ve ticaret husularini genisletirim.2) temel mal gida urunlerinde kdvyi indiriirm( ki bunu gecen sene yaptilar bir 6 ay icin) 3) Yunanistanda kayit disi ekonomi ile mucadele ederim. 4) yatirim imkanlarini genisletmeye calisirim ozlellikle teksil uzerine...4) ne yapip edip ar ge calismalari yaparim. 5) ihracat yapan sirketlere kurumlar vergisinde indirim saglarim. Bunu da troykaya soylerim. Irlanda boyle yapti.

    YanıtlaSil
  9. 1-Biz de kadınların iş gücüne katılım oranı Yunanlılar kadar olsa işsizlikte aynı rakamları yakalarız.
    2-Yunanlıların kişi başı turizm geliri bizimkinin üç katı,
    3-Biz kemer sıktık ,onlar sıkmadı ,
    4-Biz geçmişin mirasını geleceğin gelirlerini özelleştirmelerle şimdiden yedik onlar yemedi bütün bunlara rağmen ,bizim sıcak para ihtiyacımız çok daha fazla ve FED in faiz artırımı ile ekonomisi göçecek kadar dünyanın en kırılgan ekonomisine sahibiz. Sanırım Yunanlıların durumu berbatsa bizimde onlardan aşağı kalır durmumuz yok..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 10 numara analiz tebrikler

      Sil
  10. Hocam, siz niye yazıp çiziyorsunuz ki, niye kendinizi yoruyorsunuz ki!

    Erdoğan'dan Merkez Bankası'na son fırça

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan Merkez Bankası'na yeni bir 'faiz indirimi' çıkışı geldi.

    Erdoğan, "Enflasyon faizlerin düşmesiyle düşecek; dünyanın hiçbir yerinde bizdeki gibi faiz uygulaması yok" dedi.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, enflasyonun düşmesiyle birlikte faizlerin de düşeceğini belirterek, dünyanın hiçbir yerinde Türkiye'deki gibi bir faiz uygulaması olmadığını söyledi.

    Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda muhtarları kabul eden Erdoğan, Türkiye'nin ekonomide daha iyi noktalara geleceğini belirterek, "Faizler düşecek, enflasyon da faizlerin düşmesiyle beraber düşecek" dedi şöyle devam etti:

    "Çünkü faizler düşmezse enflasyon düşmez. Eğer biz bunu tek haneli rakama getirdiysek, yüzde 63'ten tek haneliye, faizi düşürdüğümüz için o da bu noktaya geldi. Enflasyonu da yüzde 30'dan o şekilde tek haneliye indirdik. Daha fazla inmesi lazım ki o da insin. Anlamak istemeyenler olabilir ama anlayacaklar."

    Erdoğan, dünyanın hiçbir yerinde Türkiye'deki gibi faiz uygulaması olmadığını belirterek, "Yatırım istiyorsak bunları başaracağız" dedi.

    27 Ocak 2015 Salı

    http://www.internethaber.com/erdogandan-merkez-bankasina-son-firca-760066h.htm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani ben yazma sen yazma o düşünme bu konuşma ne yapacağız sonunda?

      Sil
    2. negatif faiz veriyoz adamın gözü doymuyo :D

      Sil
  11. Altın fiyatları ne olur hocam, bozduralım mı Altınları, herkes sattığı için ileride kar için altın yükselir mi acaba? Böyle bir iihtimal var mı, sarraflar nasıl kar ediyorlar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sarraf derken, Rıza Sarraf mı?

      Sil
    2. Sarraf derken Altın satanları kastettim hocam, sarrafiye yani.

      Sil
    3. Piyasadaki bilgi eksikliğinden faydalanarak para kazanıyor. Bireyler tam bilgi sahibi olsa para kazanamazlar döviz büroları da aynı şekilde.

      Sil
  12. Hocam, bilgilendirici yaziniz icin cok tesekkurler. Tsipras, odeme planinda bir esnemeye gidildigi takdirde, olusacak kaynaklari yine geri donusu olmayan sosyal programlara akitacagini ilan etti. Almanya'dan savas tazminati istemesi, ve Euro'dan cikarak finansal kriz cikartma tehdidi de ayrica endise verici. Bu soylem eskiyaligi cagristiriyor. Euro'dan cikarsa, dis borcun milli parayla takas edilme surecinin sonunda, kronik enflasyon, doviz darbogazi, ve ekonomide kuculme olacaktir. Bu da bir AB uyesinin ic savas, askeri darbe, cetelesme, yada baska bir felakete suruklenmesi demek. Borcu verenlerin de bastan bildigi gibi, bu borc silinecege benziyor.

    YanıtlaSil
  13. SYRIZA ya tarih yazacak ya da tarihe karışaçak

    NICK MALKUCIS

    (Yunan gazetesi Kathimeri’nin İngilizce versiyonunun yazı işleri müdür yardımcısı ve yazarı)

    SYRIZA’nın tarihi bir başarı elde ettiğine kuşku yok. Yunanistan’da sol, 2’inci Dünya Savaşı ve sonrasındaki iç savaştan bu yana ülkenin kaderinde etkili olmakta güçlük çekiyordu. Ama tabii tarih, doğası gereği, geçmişte kaldı.

    Şu an SYRIZA için önemli olan, nasıl olup da birkaç yıl içinde yüzde 5’lik bir siyasi partiden bir Avrupa gücüne dönüştüğü değil, önümüzdeki birkaç hafta içinde neler olup biteceği…

    *Bu sonuç hiç de sürpriz değil

    Solcu parti, Yunanistan’ı cılız bir ekonomik iyileşme ortamında, alacaklıları AB, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun (troyka) darmaduman ettiği bir ülke olarak, bıçak sırtında devralıyor.

    SYRIZA’yı iktidara getirirken aynı zamanda ülkenin iki köklü partisini, PASOK ve Yeni Demokrasi’yi de bir kenare iten Yunanlar, kemer sıkma politikalarından bıktıklarını ortaya koydu. Ekonominin yüzde 25 küçüldüğünü, işsizliğin yüzde 25’in üzerine çıktığını ve insanların gelirlerinin neredeyse üçte birini kaybettiğini düşündüğünüzde bu sonuç hiç de süpriz sayılmaz.

    *Asıl mesaj başka

    Ancak kemer sıkma politikalarının sona erdirilmesi seçmen tarafından verilen tek mesaj değildi. Seçmenler aynı zamanda ülkenin kökleşmiş yapısal sorunlarıyla, yani köhnemiş kurumlar, siyasal yolsuzluk ve sosyal adaletsizlikle mücadele edecek yeni oluşumlar peşinde.

    SYRIZA’dan asıl beklenti bu; ancak bu beklentiyi karşılayabilecek bir konuma gelebilmesi için önümüzdüki üç dört ayı kazasıs belasız atlatması gerekiyor. Bu da ancak en azından kısa vadeli alacaklılarıyla anlaşmaya varmasıyla mümkün. SYRIZA’nın ittifak yapmak için milliyetçi sağdan Bağımsız Yunanlar’ı seçmesi tam da bu nedenle soru işareti yarattı.

    *Samaras mali bir enkaz bıraktı

    Eski başbakan Antonis Samaras, Yunanistan’a sakin sularda kılavuzluk ettiğini söylediyse de aslılırda istikrarsız bir mali yapı bıraktı geride. Yunanistan’ın ancak mart ayına kadar yetecek nakit rezervi var; zira 15 milyar avroluk hazine bonosu sınırına şimdiden ulaştı.

    Yeni hükümetin şubat ve mart ayı için gerekli 4 milyar avroluk fon ihtiyacını giderebilmesi için troykanın söz konusu sınırı genişletmesi gerekiyor. Mevcut ortamda hazine bonolarının tek muhtemel alıcıları Yunan bankaları. Gelgelelim bu bankalar, mudiler geçen haftalarda paralarını çektiği için nakit sıkıntısı içinde. Bu nedenle Avrupa Merkez Bankası’ndan acil yardım talebinde bulundular. Bu talebin yerine getirilmesi içinse Avrupa Merkez Bankası’nın onayı gerekiyor. Yunan hükümeti sırf bu yüzden bile alacaklılarını kızdırmayı göze alamaz.

    *Dananın kuyruğu haziranda kopacak

    SYRIZA liderliğindeki hükümetin vadesi şubat ayı sonunda dolacak borcu için teknik bir uzatma talep etmesi suretiyle kısa vade için bir anlaşmaya varılabilirse, müzakere için birkaç ay kazanılabilir. Dananın kuyruğunun kopacağı ay ise haziran. Çünkü o ay, Yunanista’ın Avrupa Merkez Bankası’nın elindeki hayli yüklü iki bonoyu ödemesi gerekecek.

    Bu süre zarfında Avro Bölgesi’den talep ettiği borç erteleme ve ekonomik teşviğe SYRIZA’nın bir biçimde karşılık sunması lazım.

    *Kurumları hallaç pamuğu gibi atmak zorunda

    Yunan ekonomisi ve halkının son birkaç yılda fazlasıyla ağır bir bedel ödediği ortada. Evet ama bu argüman SYRIZA’yı kurtarmaz. Reformlar için ikna edici bir plan sunması lazım. Daha fazla ekonomik taviz vermeyi uygun bulmadığına göre yapabileceği tek şey Yunanistan’ın felç olmuş kurumlarını hallaç pamuğu gibi atmak.

    SYRIZA eğer dökülen adalet sistemi, tıkanmış kamu yönetimi ve çürümüş siyasi sistem için esaslı değişimler öngören bir plan geliştirebilerse işte o zaman elinde doğru dürüst bir koz bulundurabilir.

    Yunanistan’ı ancak böyle bir reform, Avro Bölgesi’nin de omuz vermesiyle ileri bir noktaya taşıyabilir, mevcut borcunu kapatmaktan başka işe yaramayacak yeni krediler değil.

    Eğer bu başarılamazsa SYRIZA tarih falan yazamaz, olsa olsa tarihe karışır gider.

    http://www.diken.com.tr/syriza-ya-tarih-yazacak-ya-da-tarihe-karisacak/

    YanıtlaSil
  14. hocam yunanistan eurodan çıkmaya karar verirse ambnin parasal genişleme hamlesinin getirdiği düşüş trendi tersine döner mi teşekkürler .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pek büyük bir etkisi olmayabilir. Ama bence Yunanistan Euro'dan çıkmaz.

      Sil
  15. Doğkan Aygün27 Ocak 2015 18:30

    Hocam benim genel olarak para politikası ile alakalı sorum olacaktı yardımcı olursanız çok sevinirim
    1)merkez bankasının Karşılıksız para basımı ve bu parayı bankalar aracılığıyla kullandırması para arzını artırdığından ve de Karşılıksız olduğundan enflasyona sebep olur diye biliyorum en azından bize böyle öğretildi. Hocam yalnız merkez bankasının bankaları repo ihalesiyle haftalık olarak fonlaması yada gecelik olarak borç vermesi de para arzını artırmaz mı ve enflasyona sebep olmaz mı?bunu nasıl düşünmeliyim ?

    2)bildiğim kadarıyla merkez bankası bankalara gecelik yada haftalık olarak repo ihalesiyle para kullandırmaktadır.acaba merkez bankası bankalara daha uzun vadeli olarak kredi kullandırabilmektemidir? Yoksa yasalarında bununla alakalı bir kural var mı?

    3)bir ülkede para arzının ne kadar oranda artması sorununu , ülkenin büyüme oranına bağlanması konusunda görüş birliği hakimdir . Örneğin;bir ülkede para miktarı mevcut ticareti finanse etmeye yetmiyor ve para piyasada fazla dönmüyor olsun .bu durumda dolaşımdaki para miktarının artırılması kararı alındığında merkez bankası bankalara Karşılıksız kredi mi açar?uzun vadeli kredi mi açar? Kısaca burada nasıl bir Yöntem izlenerek dolaşımda ki para miktarı artırılır ?

    4)son olarak bankalar ani mevduat çıkışlarını karşılabilmek adına yasalar gereği daha önceden zorunlu karşılık olarak yatırdığı paralarını kullanabilmesinin haricinde,böyle bir sıkıntı durumunda merkez bankasından uzun vadeli olarak kredi çekebilir mi?eğer çekebilirse enflasyonist baskı oluşmaz mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam benim genel olarak para politikası ile alakalı sorum olacaktı yardımcı olursanız çok sevinirim
      1)merkez bankasının Karşılıksız para basımı ve bu parayı bankalar aracılığıyla kullandırması para arzını artırdığından ve de Karşılıksız olduğundan enflasyona sebep olur diye biliyorum en azından bize böyle öğretildi. Hocam yalnız merkez bankasının bankaları repo ihalesiyle haftalık olarak fonlaması yada gecelik olarak borç vermesi de para arzını artırmaz mı ve enflasyona sebep olmaz mı?bunu nasıl düşünmeliyim ?

      2)bildiğim kadarıyla merkez bankası bankalara gecelik yada haftalık olarak repo ihalesiyle para kullandırmaktadır.acaba merkez bankası bankalara daha uzun vadeli olarak kredi kullandırabilmektemidir? Yoksa yasalarında bununla alakalı bir kural var mı?

      3)bir ülkede para arzının ne kadar oranda artması sorununu , ülkenin büyüme oranına bağlanması konusunda görüş birliği hakimdir . Örneğin;bir ülkede para miktarı mevcut ticareti finanse etmeye yetmiyor ve para piyasada fazla dönmüyor olsun .bu durumda dolaşımdaki para miktarının artırılması kararı alındığında merkez bankası bankalara Karşılıksız kredi mi açar?uzun vadeli kredi mi açar? Kısaca burada nasıl bir Yöntem izlenerek dolaşımda ki para miktarı artırılır ?

      4)son olarak bankalar ani mevduat çıkışlarını karşılabilmek adına yasalar gereği daha önceden zorunlu karşılık olarak yatırdığı paralarını kullanabilmesinin haricinde,böyle bir sıkıntı durumunda merkez bankasından uzun vadeli olarak kredi çekebilir mi?eğer çekebilirse enflasyonist baskı oluşmaz mı?

      Sil
  16. Hocam 2023 sonunda eger bu politikalarla devam edilirse G20 de kalmamiz mumkun mu

    YanıtlaSil
  17. Hocam merhaba

    Cumhur başkanımız bugün bir açıklama yapmış (gelişmiş ülkelerin hiçbirinde bizimki kadar yüksek faiz yok diye.)
    Acaba benmi yanlış biliyorum diye size sormak istedim"Türkiye faiz oranlarını gelişmiş ülkelerlemi karşılaştırmalı?
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz doğru biliyorsunuz. Dikkate alınması gereken konu oralarda faizin düşük olması değil enflasyonun düşük olması. Enflasyon sıfır dolayında olduğu için adamlarda faiz düşük. Türk insanı, sanırım eğitiminde bir sorun olduğu için, sürekli olarak dürbünün ters tarafıyla bakıyor manzaraya.

      Sil
  18. SYRIZA'NIN EKONOMİ DANIŞMANI: "ILIMLI-KEYNESÇİ BİR POLİTİKAMIZ VAR"

    25 Ocak 2015’te yapılan Yunanistan Genel Seçimleri’ni kazanan Syriza‘nın ekonomi danışmanlarından olan Costas Lapavitsas, BBC’nin "HardTalk" programına konuk olmuş, yaklaşık 15 gün önce.

    Video için:
    https://www.youtube.com/watch?v=70Vb3D9OaSE

    ### 12. dakikadan itibaren programın sunucusu Lapavitsas’a soruyor:

    Her ne kadar Syriza’nın vergi ve harcama politikalarına inanıyor olsanız da, siz bile Yunanistan’ın yabancı yatırım olmaksızın anlamlı bir büyümeyi sürdüremeyeceğini kabul edersiniz. Eğer Syriza kazanırsa yabancı yatırım diye bir şey olmaz. Bunun son aylarda önemli bir tartışma konusu olduğunu gördük. Sızan toplantı notlarında ya da diğer iletişim araçlarında her türden yabancı yatırımcının Syriza konusunda derin endişeler ifade ettiklerini gördük.

    Syriza temsilcilerinin de bulunduğu Londra toplantısında konuşan yabancı yatırımcılardan birinin deyişiyle, Alexis Tsipras’ın Syriza’sının programının “komünizmden de beter olduğu ve tam bir kaos vadettiği” sonucuna varıldı.

    ### Lapavistas şöyle yanıtlamış:

    Bir kez daha söyleyeyim, oldukça belirsiz bir alanda dolanıyoruz şu anda. Söylemiş olduğum üzere Syriza bir tür ılımlı-Keynseçi politika öneriyor. Bu radikal değil, akıl almaz bir şey değil, bu dengeli bütçe harcamaları demek.

    ### Sunucu:

    Kusura bakmayın kesiyorum ama, Syriza’nın başlıca danışmanları Marksistlerden oluşuyor, siz bir solcusunuz, ılımlı-Keynesçi filan değilsiniz.

    ### Lapavistas:

    Ama politika ılımlı bir Keynesçilik politikası. Bu Marksist devrimci bir program değil. Nasıl yorumlarsanız yorumlayın, bu kemer sıkma politikalarını terk etmeye dönük ılımlı-Keynseçi bir politika.

    _____
    Seçimlerin ardından Türkiye ve dünya solunda yaşanan heyecanla birlikte bu röportaj beni birkaç konuda düşündürüyor:

    1. Emperyalizm ılımlı-Keynesçi olduğunu, haşa Marksist devrimci olmadığını bastıra bastıra söyleyen bir partiye bile tahammül edemeyecek kadar derin bir krizde. Tüm dünya ayaklarının altına serilsin, onun olsun istiyor.

    2. Eskiden Yunanistan ya da Türkiye gibi yeni-sömürge bir ülkede “ılımlı-Keynesçi” politikalar izleyenlere sosyal-demokrat deniyordu. Fakat emperyalizmin tahammülsüzlüğü sosyalizm algısını o kadar yıpratmış, hayal ufkunu öylesine indirgemiş ki şimdi bunlara “radikal sol” filan denilmeye, seçilmeleri alkışlarla kutlanmaya başlandı. Umutların, hayallerin bu kadar küçülmesi tehlikeli.

    3. Son 35 yıldır iyice düzeniçileşen Türkiye solu Syriza’da kendini görmüş olmalı, sonuçta on yıllardır çırpınıyorlar. Ne Yunanistan’da ne Türkiye’de, parlamento ya da seçim aracılığıyla bu emperyalist bağımlılık zincirlerini kırmak mümkün değil. Syriza da, onun Türkiye muadilleri de bunu yaşayarak görecek.

    Bu konuyla ilgili dikkatimi çeken birkaç Türkçe yazı oldu.

    Sungur Savran “Syriza tartışmasının anlamı ne?” (http://gercekgazetesi.net/uluslararasi/syriza-tartismasinin-anlami-ne) başlıklı yazıda Syriza’nın bir son durak değil ara durak olduğunu yazmış. Bu partiden ya Brezilya modeli, Yunan halkını düzenle uzlaştıran bir parti çıkar; ya da Şili’deki Allende hükümetinin başına geldiği gibi darbeyle alaşağı edilir gider, diyor özetle.

    Barış Yıldırım “Syriza’nın zaferine ilk notlar” (http://www.yazilama.net/syrizanin-zaferine-ilk-notlar/) başlıklı bir yazıyla Syriza’yı reformist bir parti olarak tanımlıyor, “fazla umutlanmayın” diyor. Venezuela ve Bolivya’da heyecanla başa gelen, ama sonra köklü bir değişim yaratmayan iktidarları örnek gösteriyor.

    Süleyman Altunoğlu da “Kiminin zaferi, kiminin derdi” (http://gezite.org/syriza-kiminin-zaferi-kiminin-derdi/) başlıklı bir yazı yazarak Syriza’nın tarihsel gelişimine bakmış. Türkiye soluyla Yunan solunun ehlileşmesi arasında parallelikler kurmuş.

    https://proleteren.wordpress.com/2015/01/26/ilimli-keynescilik-secimi-kazanan-syrizanin-politikasiymis/

    YanıtlaSil
  19. Hocam merhabalar... Sizce son yıllarda bahsi geçen 'Avrupa kaosa gebe' sözü 2015 ve 2020 arasında ekonomikten ziyade sıcak savaş olarak 2 veya daha fazla AB ülkesi arasındaki mücadeleyi dönüşebilir mi?En azından bu zıtlaşmanın AB topraklarında değil de farklı bir yerlerde olması ihtimaline ne gözle bakıyorsunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu bilemem ama bence kaosun nedeni ekonomi.

      Sil
  20. İSTİKRAR FETİŞİSTLERİNİN KÂBUSU: SYRIZA

    'POPÜLİZM', 'EKONOMİK İSTİKRAR', 'GERÇEKÇİLİK' GİBİ KAVRAMLARLA 'YERLİ MALI' KAPİTALİSTLERİMİZ YUNANİSTAN'A KARŞI HÖNKÜRMEYE BAŞLADI BİLE!

    Murat Sevinç
    26 Ocak 2015

    Son genel seçim günlerinde (2011) ‘küçük esnaf’ komşum, ayaküstü neredeyse yarım saat borçluluğu ve yoksulluğu anlatıp AKP’yi eleştirince ‘kime oy vereceğini’ sordum. Yanıtı ‘AKP’ oldu! Gülümsediğimi fark edince, devam etti: ‘Abi, istikrar önemli.’

    AKP’nin büyük başarılarından biri, ‘tek parti hükümeti’ ile ‘istikrar’ı neredeyse eş anlamlı ifadelermiş gibi algılanmasını sağlamak oldu. Oysa bu, gayrı bilimsel bir tespit ve memleketin farklı tarihsel koşullarda yaşadığı koalisyon deneyimlerinden türetilen, çarpık bir propagandanın sonucu.

    Bugün AB’nin en önemli iki ülkesi koalisyonla yönetiliyor. Ayrıca Türkiye’deki bazı koalisyon hükümetleri çok önemli işler başarmıştır.

    Koalisyon her durumda istikrarsızlığa neden olmayacağı gibi, ülkeleri felakete götürmüş tek parti iktidarı, mebzul miktar. Tek parti hükümetiyle yönetimde istikrarı, demokratik yönetim ilkelerini ihmal ederek özdeşleştirenlere hatırlatmakta yarar var: Almanya 1933 ile 45 arasında son derece ‘istikrarlı’ bir yönetime sahipti! Örnek çok.

    'YERLİ MALI' KAPİTALİSTLERİNİ VE NİZAM BEKÇİLERİNİ SARDI BİR ENDİŞE

    Yazının asıl konusu, komşudaki seçimin gerek dünya gerekse yerli malı kapitalistler ve nizam bekçilerinde yarattığı/yaratacağı endişe. Müesses nizam, bir gün gelip devranın dönmesi ‘ihtimalinden’ dahi ürküyor.

    Haklılar tabii. İçinde var olmaya mahkûm bırakıldığımız, insanı insanlıktan çıkaran bu saçma yaşam ve yurttaşlık formunun, ilânihaye sürmeyeceğinin farkındalar.

    BUNDAN SONRASI VARSAYIM

    Yunanistan, cumhurbaşkanı seçemediği için Anayasası’nın 32’nci maddesi gereği erken seçime gitti ve sol ittifak SYRIZA, en yakın rakibine yaklaşık yüzde 8.5 fark atıp kazandı (bu tip seçim olasılığı 1982 Anayasası’nın 2007 değişikliğinden önceki halinde Türkiye’de de vardı ve 1980’deki skandal -Fahri Korutürk sonrası bir aday üzerine uzlaşılamaması ve yüzün üzerinde seçim turu yapılması- bir kez daha yaşanmasın diye hükme bağlanmıştı).

    Sonuca bakılırsa SYRIZA, iki koltuk eksikle ‘tek başına’ hükümet kurma şansını kaybetmiş görünüyor. Bundan sonra ne olacağını, yalnızca ‘varsaymak’ mümkün.

    DOĞRU DÜZGÜN BİR 'SOL PARTİ'

    SYRIZA, solun renklerinden oluşan bir koalisyon. Son iki yılda partileşti ve Aleksis Çipras’ı genel başkan seçti. Adında ‘radikallik’ olmasına karşın, öyle çok ‘radikal/köktenci’ bir yanı yok SYRIZA’nın. Bir siyasi hareketin/partinin radikalliği, kurulu düzenin kurulmuş haline, o düzenin kuruluş yöntemine ve tüm kurma araçlarına yönelik ‘yeni’ söylemin/pratiğin ‘ölçüsüyle’ ilişkilidir.

    Koşulları iyileştirme, yurttaşa muhtelif sosyal avantajlar sağlama, doğal kaynakları koruma, daha insanca bir yaşam ve bazı uluslararası kuruluşlarla ilişkileri ‘gözden geçirme’ (belki bir ikisiyle bağı koparma) gibi vaatler, ‘radikal’ değildir. Güçlü bir reform talebini anlatır.

    Bu anlamda SYRIZA, yaklaşık son 40 yılın vahşi neo-liberalizminde unutulmaya yüz tutmuş değerleri, güçlü biçimde hatırlatan doğru düzgün bir ‘sol parti’ sayılabilir.

    Anlayabildiğim kadarıyla ‘radikal’ sıfatı, adındaki radikallik bir yana, daha çok rahatsızlık duyanlarca layık görülüyor. Örneğin, kapitalizmin propagandistleri meşhur Amerikan/İngiliz gazetelerince vs. Son aylarda bu gazetelerde SYRIZA’ya dair çıkan yazılara hızlıca bir göz atma dahi, kapitalizmin cenderesindeki dünya ‘halklarının’ nasıl ‘uyarıldığını’ görmek için yeterli olur. Popülizm, ekonomik istikrar, gerçekçilik gibi kavramlarla… Nasıl, tanıdık geldi mi? Gelmez olur mu hiç, yıllardır bu uyarılarla terbiye ediliyoruz.

    ++++++++++

    YanıtlaSil
  21. ++++++++++

    'SOLCUYUZ AMA BÜYÜK TELAŞA GEREK YOK' DER GİBİ

    Oysa SYRIZA, son zamanlarda (herhalde oy oranlarının arttığını fark edince) küresel ağabeyleri fazlaca ürkütmemek için çaba harcamaya başlamıştı. ABD’yi, NATO’yu çok kızdırma niyetinde değil gibi. AB ve IMF karşıtlığına dair açıklamaları daha belirgin. Buna mukabil Euro’yu terk etmeyeceği de biliniyor.

    Konunun uzmanı değil, SYRIZA’nın ‘amatör’ bir takipçisiyim. Bu nedenle yanılıyor olabilirim elbet, ancak izleyebildiğimce SYRIZA’nın uluslararası sisteme, ‘Solcuyuz ama büyük telaşa gerek yok, o kadar da değil’ der gibi bir hali var.

    Her ne olursa olsun, SYRIZA’nın son yılların kriz koşullarında, hepimize çok tanıdık gelen ‘kemer sıkma’ siyasetinden sıdkı sıyrılmış halka, daha insanca bir yaşam ve ferahlama vaat ettiği gerçek. Bir sol parti olarak, başka bir yaşamın mümkün ve ileride ‘radikal’ nitelikleri daha belirgin siyasal hareketlere sağlam bir köprü olabileceğini müjdeliyor bizlere.

    Ayrıca Türkiye muhalefetine de, ezilen insanlara nasıl hitap edilmesi gerektiğinin, ‘gerçek’ sorunun ne olduğunun ve tabii benzer siyasal eğilimler arasındaki ittifaklarının can alıcılığının ipuçlarını veriyor SYRIZA.

    SEÇİM SONUCU AÇIKLANIR AÇIKLANMAZ İLK 'İSTİKRAR VE İTİDAL' UYARISI GELDİ BİLE!

    Şimdi kim bilir Türkiye’de ve dışımızda neler okuyacağız SYRIZA hakkında. Ne ‘macera’, ne ‘popülizm’, ne ‘gerçekçilik’ tespitleriyle karşılaşacağız. Seçim ertesinde, daha sonuçlar tam olarak açıklanmadan (26 Ocak sabahı) memleketimizin ilk ‘istikrar ve itidal’ yazısı Tarhan Erdem’den geldi bile.

    Cumhurbaşkanı seçimlerindeki ‘performansı ve tavrı’ nedeniyle (bu konuda Diken’de -- http://www.diken.com.tr/ne-siz-masumsunuz-ne-de-bizler-saf/ -- iki yazı kaleme almıştım) kendisine dair bir yorum yapma gereği duymuyorum. Ancak yazısının son cümlesi, Türkiye müesses nizamının en sevdiği ifadelerle bezenmiş olduğu için örnek/ibret olsun diye alıntılıyorum: “Tıkanan siyaset istikrarsız siyaseti getirir… çözüm, hayalle değil başınızı iki elinizin arasına alıp ekonominin ve evrensel hukukun soğuk kurallarıyla düşünerek bulunur.”

    Hukuku bir ölçüde anladık. Ama bir de ekonominin evrensel kuralları var! Bu kuralların kimlerce konulduğunu bilmeyen yok. Dünya zenginliğinin çok büyük miktarını, nüfusun yüzde 1’ine armağan eden kurallar. (http://www.diken.com.tr/bu-gidisle-seneye-dunyanin-yarisi-yuzde-1lik-kesimin-eline-gececek/) Yüz milyonlarca insanı günde bir dolardan daha düşük gelirle yaşamaya hapseden kurallar. Dünyanın en yoksul coğrafyalarında köle düzeninde çalıştırılanların alın terinin, kanının, gözyaşının, mutsuzluğunun, büyük sermayedara aktarılmasını sağlayan kurallar.

    'ALTERNATİFSİZLİK' YALANI!

    Nizam, her zaman ‘soğukkanlılık’ talep eder. Sağduyu, önerir. ‘Kamu düzeni’ ve ‘güvenliği’ sağlamaya çalışır. ‘Alternatif olmadığı’ yalanını, belletir. Çünkü başka türlü dönmeyecektir, parçası olduğumuz rezil çark.

    Hani şu, kredisini çok uzun yıllar ödeyeceğimiz nohut kadar apartman dairelerinden çıkarak balık istifi otobüs ya da sigortasını ihmal ettiğimiz araçlarımızla o berbat trafik içinden, üç beş metrekare büyüklüğündeki çalışma odalarımıza gelip akşam olduğunda hormonlu gıdalarımızdan atıştırarak TV seyretmek için evimize koşturuyor ve bunun adına, ‘yaşamak’ diyoruz ya… İşte SYRIZA gibi partiler, siyasal hareketler, tercihler; her şey bir yana, vahşi/dizginsiz kapitalizmin bu berbat kıskacından sıyrılıp insan gibi yaşayabilmemiz için, bir umut.

    'UMUT' VARSA; DÜŞMANLARI DA VAR!

    Nizamın her düzeydeki bekçilerince, küçük görülecek bir umut, hiç kuşkusuz. Bir yerde umut varsa, düşmanları da vardır. Aldırış etmemek gerek.

    Şimdi Yunanistan’da olmak vardı...

    ( http://www.diken.com.tr/istikrar-fetisistlerinin-kabusu-syriza/ )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umut Memed'in ekmeğidir ye Memed ye. Sakın uyanma, uyandırma. Teoriniz dogma veya içi boş umut yutturması değil, felsefesi dahil her şeyiyle bilimselmiş, somut koşulların somut tahlilini, Sovyet sonraki çöküşü tekrardan değerlendirip esas alırmış ne gam. Yeter ki ezberle ve yerinde say, sakın düşünme, denenmiş yanlış yöntemlerden dönme dönek olursun, üstelik bununla övün. Gerçeği bir dosta yaraşır şekilde dosdoğru söyleyen, adımları yanlış atarak doğacak büyük hayal kırıklıklarında sosyalizmi de karalayıp belki de ırkçı faşizmleri tekrar umuda dönüştürüp gezegende 2. büyük cehenneme yol açabilecek ahmaklıkları engellemeye çalışanları da kafadaki azgelişmiş "solcu" klişelerle yaftala. Oysa bilimsel felsefenin 1. kural "olanı olduğu gibi gör." ilkesi açıkça gösteriyor ki Kapitalizm koşullarında, üretime-buluşa-tasarrufa dayalı yürütülebilir ezilenden yana "sosyal devlet"lik oynanabilirse de "sol çocukça" hayallere dayalı duygusal sosyalistçilik oynanmaz. Çünkü sistemler hayallere göre değil işleyen ekonomik-sosyal kanunlara göre yürütülürmüş, nasıl ki doğadaki yer çekim kanununu hesaplamadan bir adım atamazsın. Ör:yüksekten bir an dahi kendini uzayda sanıp bir adım atarsan tepe üstü yere çakılırsın. bunu da gene sosyalist felsefe söyler, Keza fiziğin birinci kuralı: Bir şey yoktan var, vardan da yok olmaz. Hangisi olursa olsun toplumlarda karşılığı olmayan bir şey kimseye verilmez. Verirsen sözde taraf olduğun garibanlar kısa zaman sonra tümden aç-açıkta kalır, ülken de, sen de batarsın öğretilmiş ezberlerin de seni kurtarmaz. Bkz. 1990 öncesi bir kısımdaki şekil.. Bu arkadaşlar Sovyetlerin niçin durduk yerde çöktüğünü bile anlamamışlar. Hatta Arnavutluk'ta Ramiz Alia'nın "Bizden üretmedikleri şeyi istiyorlar" diye yakındıktan kısa süre sonra battığını da. Buna karşın Çin'in sözlede-yetkide Komünist olmasına rağmen, "Kedinin fare tutması önemlidir, siyah veya beyaz olması değil" akılcı devrimciliğinde, kapitalizmin yasalarını kontrollü uygulayıp kendi yolunu izleyerek, açlıktan ölen yüz milyonlarca nüfusunu besledikten başka 20 yıldan fazladır kapitalist dünyada hiç görülmeyen yüzdelik oranlarla gelişme-değişme şampiyonu olduğunu da. Çünkü görmek için önce biraz uyanmak ve önündeki deneylere bakmak gerekir. Tabi yazıyı yukardaki arkadaşlara yönelik yazmadım, göz önündeki gerçeği göremeyip gerçekte dostlarına en büyük kötülüğü yapacak olan daha beterlerine çokça rastlanıyor çünkü. Sn. Hocam, karşılaştırmalı yazınız, yerinde uyarınız ve emeğiniz için teşekkürler, tamamen katılıyorum. Siz teorisini yaratıcı şekilde anlayamayan lafız sosyalistlerinden daha sosyalistsiniz, insanlık tükettikçe tükenen bu tükenimci sürdürülemez kapitalist sistemden özgün yollarını bularak sosyalizme de ulaşacaktır diye düşünüyorum. Başta siz olmak üzere boş hayallere övgü yerine gerçeği belirtmek zorunluluğu karşısında kırdıklarım olduysa onlar da dahil herkese saygı ve selamlar...

      Sil
    2. Şu kavgaya dönüşmeden, kişileri değil;fikirleri kırmak amacını güden konuşma dilini, yazı dilini ortaya koyabilsek birinci adımı atmış olacağız, sorunları net bir şekilde ortaya koyma adına. Hani derler ya tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır. Yalnız bunu şirinlik anlamında algılamamak gerek. Tanımadan, anlamadan, yargılamamak, kırıcı dili kullanmamak şeklinde de tanımlayabiliriz. Ve amaç gerçeği bulmak ise, yanılmış olabileceğini peşinen kabul etmek de gerekir.

      Tartışma konusunu ben de izliyorum, kendimce değerlendiriyorum. Birbirinin zıttı gibi görünen açıklamaların aslında bir zıtlıktan değil, bakış açısından kaynaklandığını düşünüyorum. Yoksa kim isterki doğayı tüketerek, insanları sömürerek büyümek?

      Buradaki sıkıntı, doğru gördüklerinizi eski söylemlerle, çağrışımlarla anlatmaya kalkmak. Yeni bir anlatım tarzı, sağlam argümanlar gerçeği anlamaya çalışanların tepkisini çekmez. Aslında konu çok detaylı ve uzun bir anlatım gerektiriyor.

      Sil
  22. Sn.Mahfi Bey
    Yunanistan bankacılık sektorunun hukumet tarafından devletleştirilme riski var mı ? Yunanistanın belkide en buyuk tek kalemde yatırımı olan Finansbank AS nin olası National bank of Greece in devleteştirilmesi sonucunda zora düşebilecegi ihtimali nedir ?
    Yunanistan devlet fonu'da iflas edebileceginde burdakı devletlestirme bir Dexia ve Fortis Belçikadan farkı olacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yunan devletinin bunları devletleştirebilme gücü var mı? Hiç sanmıyorum.

      Sil
  23. Hocam merkez bankası piyasayı fonlamak üzere açık piyasa işlemleri yaparken devlete ait tahvilleri alarak bankalara para vermektedir. Merak ettiğim nokta aldığı tahviller neticesinde piyasaya para sürerken acaba bunu para basarak yani parasal tabanı artırarak mı gerçekleştiriyorlar yoksa merkez bankası parasal Tabanı artırmadan ,bankaların kendisinde tuttuğu zorunlu ve serbest rezervlerden mi piyasayı parayı sürmektedir ?

    2)hocam merkez bankası açık piyasa işlemleri ile neticesinde bankaların elindeki devlet tahvilini alıp piyasaya para enjekte ettiğinde
    Bu parayı belirli bir süre sonra yada en azından işlerin yolunda olduğu kanısına varınca enflasyonist Baskının oluşmaması adına daha önceden aldığı devlet tahvillerini bu sefer satarak piyasada ki parayı çekmeleri gerekir desem Yanılırmıyım ?

    3)hocam aslında bugün merkez bankasının parasal Tabanı da artırmadan para arzını yüksek boyutlarda artırması mümkün değil mi?
    Örneğin;bugün bankalar kaydi para sonucunda yüksek miktarlarda para yaratmaktadırlar diye düşünüyorum.dolaşımda ki para 70-80 milyar tl olsada bu kadar fiziki para olmasına karşılık Yaratılan muhasebe kayıtları sonucunda m3 para arzına baktığımızda 700 milyar tl seviyelerindedir .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) İkisini de yapabilir. Zaman zaman emisyon artışı sonra düşüşleri olabiliyor.
      (2) Yanılmazsınız. Bu işlemleri yapıyor.
      (3) Doğrudur ama bazen kredi talebi sabitleşmeye yüz tuttuğunda bankalar kaydi para yaratamazlar o zaman MB nin piyasaya yeni likidite sürmesi gerekebilir.

      Sil
  24. Hocam bildiğim kadarıyla parasal taban =dolaşımdaki nakit + zorunlu rezerv+serbest rezerv toplamından ibarettir .şunu sormak istiyorum bugün TCMB bankacılık sistemine api işlemleri ile pAra aktardığında bu parayı da hali hazırda ki rezervlerinden aktarırsa parasal taban değişmeyecektir fakat piyasaya bu parayı rezervler haricinde para basarak aktardığında parasal taban artacaktır diye düşünüyorum katılırmsınız ?

    2)hocam bugün TCMB api işlemleri yaparak piyasayı fonladığında ,fonladığı tutarı parasal Tabanı artırarak mı yapıyor artırmadan mı yapıyor ?merakmı giderirseniz çok sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Doğrudur
      (2) Her iki şekilde de yapıyor. Örneğin 2014 sonunda dolaşımdaki parayı artırmış sonra bunu tekrar eski düzeyine indirmiş.

      Sil
  25. saygider hocam bu ateist siriza inaninki cem uzanidaa gecti. O vaatlerin cogunu bu borc altinda yerine getiremez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Syriza adamın değil partinin adı. Adamın adı Tsipras (Çipras okunuyor.)
      Almanya'dan vadeleri görüşebiliriz diye bir açıklama geldi. Vadelerin uzaması demek yıllık ödemelerin (faiz dahil) düşmesi demek. Bu da bütçedeki imkanın farklı yerlere kullanılabilmesi demek. Yani bazı şeyler yapabilir.

      Sil
  26. Günaydın Hocam

    benim anlamakta zorlandıgım bişey var bizim hükümet her fırsatta faizi indirelim diyoda faize sebeb olan enflasyona çözüm üretmiyo son 5 yıldır hep aynı masallar sebze meyve sezonları yok don vordu yol sel vurdu yok susuzluk vurdu adı altında ihracata 1 tl ise iç piyasaya acımasızca 3 liraya verildi.
    Aynı olay konutta var devlet bizim halkın olan arazilere sosyal ucuz konut yaparak asgari ücretle çalışmayı mümkün hale getirebilir ayrıca konut ve kira enflasyonunun önüne geçer ama sürekli zengine araba rusa kara paracıya lüks konut yapıyoruz
    Petrol düşüyo enflasyon düşecek diyoruz ankarada taksi ücretine zam geliyo türkiye genelinde toplu taşımaya indirim yapan bir belediye duymadı hava yolu şirketleri bile indirim yapmadı yapacagız diyolar aylardır.
    Böyle bir ortamda negatif faiz veriyoruz ve halk birikim yapmak yerine konut rantına kolay yoldan para bulmaya yöneliyo bu kısır bir döngü ve çok ahlaksızca devam eden olaylar silsilesi ve hiçkimse bu tutumu eleştirmiyo

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru bir tespit. Biz faizi indirmeye kafa yorduğumuz zamanın yarısını enflasyonu indirmeye yorsaydık bugün enflasyonumuz da faizimiz de düşük olurdu.

      Sil
  27. Hocam çok güzel toparlamışsınız elinize sağlık. Yunanistan'ın neden bu durumlara geldiğini anlayabilmek için sizin bir de şu yazınız okunabilir.http://www.mahfiegilmez.com/2012/06/euro-krizinin-nedeni.html Euro'ya geçiş ile Yunanistan'ın Almanya'nın itibarından yararlanıp daha ucuza borçlanabilmesinin bugüne yansımalarını yaşıyoruz.

    YanıtlaSil
  28. Hocam orta gelir tuzagini anlamanin cok onemli oldugunu dusunuyorum.

    Yatirim yapmak isteyen yada en azindan dusunen egitimli insanimiz icin, Amerika ve Avrupa’daki mevcut faiz oranlarinin Turkiye deki piyasa faiz oranlari ile karsilastirildiginda cok farkli oldugu asikar. Fark sadece nominal bazda yuksek olmasina karsin, reel ekonomideki kar paylarinin bu nominal maliyetleri reel olarak karsilayabilir durumda olmasi gerekiyor.

    Yunanistan' daki durum ise Euro‘nun degerli olmasinin verdigi rehavet ile harcamalarin cok yukselmesi.

    Euro bolgesinde faiz maliyeti dusuk olsa bile Yunanistanda katma deger yaratan egitimin desteklenmemesi,destekleyici politikalarin olusturulmamasi zaten daralan pazarin degerli Euro ile birleserek mevcut uretim sektorlerinin dahi tumden kaybedilmesine yol aciyor.

    Degerli Euronun verdigi rehavetin Euro bolgesine dahil diger gelismis ekonomileride sicramis durumda.

    Eurodaki hizli deger kaybi, Euro bolgesindeki varliklarda bir balona isaret etmiyormu yada en azindan varliklarin yeniden degerlenmesi sonucu piyasalarda bir balon etkisi yaratmazmi ?

    Turkiye orta gelir tuzagindan nasil cikar, mumkunmu ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eurodaki hızlı değer kaybının iki nedeni olduğunu düşünüyorum: (1) Euro ekonomileri büyüyemiyor (2) ECB' nin genişleme planı Euroyu bollaştırıyor. Bollaşan her şey gibi Euronun da değeri düşüyor.
      (2) Türkiyenin orta gelir tuzağından çıkması için öncelikle birtakım takıntılardan kurtulması lazım. Sonra da yapısal reformları gerçekten yapısal reform gibi ele alıp yapması lazım.

      Sil
  29. merhaba,
    Yunan NBG bankası Fİnanbank taki hisselerinin %40 ını 2015 yılı içerinde ikincil halka arza açmaya planlıyor. Seçim sonrası Yunan borsasında banka hisseleri ağırlıklı büyük bir düşüş var. Bu düşüşün devam etmesi NBG nin ikincil halka arzı öne çekmesine neden olur mu?

    YanıtlaSil
  30. Sayın Eğilmez, 2008 yılında ekonomik buhran başladığında bunun U şeklinde mi, V şeklinde mi, W şeklinde mi yoksa L şeklinde mi olacağını tartışıyorduk. O zaman galiba ekonomik çöküşü global olarak görüp, ekonomik buhrandan da global olarak çıkacağımızı öngörüyorduk. Şimdi bu U V W L tartışmalarını bıraktık, ülkelerin kendi ekonomik krizlerinden çıkış şekillerini konuşuyoruz. ABD ekonomik krizden çıkmak üzere, İngiltere biraz geriden de gelse yine ekonomisini düzeltmek üzere. AB ekonomik krizini kontrol altına hala alamadı, Japonya da aynı gibi, Rusya , Hindistan, Çin , güney Amerika ülkeleri hala ekonomik krizin derinleşmesini önlemeye çalışıyorlar gibi. Bu anda dünya gemisini kurtaran kaptan durumu içinde. Sanki bu günkü dünyamız bir birinden bağımsız olabilen bir birini en az etkileyen ekonomilerden oluşuyormuş gibi bir görünüm veriyor. 2008 yılındaki dünyamız sanki tam tersi, bir birine sıkıca sarılmış , bir birini çok etkileyen ekonomilerden oluşuyormuş, görünümü veriyordu. Yani dünyanın değişimi ters yöne , yani daha küçük bir küre yerine, daha büyük , daha dağınık bir görünüm veriyor. Acaba bu düşüncelerim yanlış mı? Yunanistan'a ve Tsipras'a gelince, AB ekonomisinin bir parçası olduğundan, AB ekonomisinin gidişatı kendisini çok etkileyecek diye düşünüyorum. Tsipras'ın hükümet süresini bilmiyorum, ancak 4 veya 5 sene diye düşünüyorum. Bu süre içerisinde AB ve Yunanistan ekonomisinin düzlüğe çıkması çok düşük ihtimal gibi geliyor bana. Bu durum Tsipras için bir başarısızlık sayılabilir mi? Yunanistan'ın ekonomik göstergelerinin düzelme ihtimali bu süre içerisinde mümkün olabilir mi? Seçim dönemi içinde bir solcu olarak aşırı popülizm yapan biri sözlerini yerine getiremezse, sol Yunanistan'da bir daha uzun süre iktidara gelemez diye düşünüyorum, acaba yanılıyor muyum? Bu durumu Tsipras her halde çok daha iyi takdir etmektedir. Bu sebepten ekonomik göstergeleri iyileştirme çabaları yerine, Yunanistan'daki yolsuzluklarla, kara paralarla, milletvekillerinin kıyak avantalarıyla, sağlık, eğitim, adalet gibi sosyal alanlarda iyileştirme ve mücadele çabaları bana daha mantıklı ve olabilecek işler gibi geliyor. Böylece Yunanistan Akdeniz ülkeleri içinde daha şeffaf, dürüst, örnek gösterilecek bir ülke haline gelebilir ve bundan sonraki seçimler için de bir yatırım , övünülecek başarılar hususu olur diye düşünüyorum. Böylece belki bizim ülkemize de örnek olabilirler. Bu tabii ki Yunan halkının ikna ve motivasyon edilmesine bağlıdır diye düşünüyorum. Politikacı olmadığım için onlar gibi düşünmem mümkün değil, ancak biraz da yaşlı ve gün görmüş bir vatandaş olarak doğru yolun bu olmasını temenni ediyorum. Acaba düşüncelerim ne derece doğrudur? Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle yanılmıyorsunuz. Ya da en azından benim düşüncem de öyle. Tsipras'ın işi çok zor. Ama ben bütün bu risklere karşın TsiprasIn önünde gidebileceği bir yol olduğunu düşünüyorum. Bazen zorluklar aslında hoşgörü için, destek için ortam sağlayabilir. Çünkü Yunanistan şu an o dediğimiz diplerin belki de en dibinde. Burada yapılabilecek ufak tefek düzeltmeler bile destek getirebilir. Ben Tsipras'tan açıkçası umutluyum. Ya da şöyle söyleyeyim. Tsipras'ın Yunanistan'ı daha iyi bir noktaya getirme şansı yüzde 50'den biraz daha fazla görünüyor bana. Ama öncelikle çıkıp halkına mucize beklememeleri gerektiğini anlatması gerekiyor.

      Sil
  31. Hocam öncelikle elinize sağlık.

    Ekonominin sadece konut yapıp satalım dışına çıkarak üretim yapması gerekirken ama bunu sağlayacak yapısal reformları yapma noktasında da ağır aksak ilerlerken,ev alana %15 devlet desteği sizce nasıl değerlendirilmeli?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çaresizlik. Büyümeyi yine inşaatla ateşleme hedefi.

      Sil
    2. Yunan halkı, maaşlarının ve hayat standartlarının erimesine karşı çıkıyor.
      "Yunanistan'da kriz var" oluyor.

      Türkiye'de emekli maaşlarına yapılan 20 liralık trajikomik zamma kimse itiraz etmiyor.
      "Türkiye'de kriz yok" oluyor.

      Sil
  32. Hocam 'özkaynaklar' ne demek?
    Benim anladığım türkiye özelleştirmelerle özkaynaklarını tüketti yunanistan ise krizin en dibine rağmen halkın itirazlarıyla önceki hükümetlerin yapmak istediği özelleştirmeleri yapamadı ve borçları türkiye ile kıyaslanır ken öz kaynakları kıyaslanmalı mıdır?

    YanıtlaSil
  33. Hocam merhaba,
    Verilerinizin kaynağını öğrenebilir miyim? Bu konuda bir yazı yazmayı düşünüyorum da.
    İki soru sormak istiyorum hocam.
    Birincisi, verilerinizde özel sektöre dair fazla bilgi yok. Bizim esas sorunumuz kamu borcu değil özel sektörün artık borcu döndüremez noktaya gelmesi değil mi? Zaten Türkiye'de kriz bekleyenler özel sektör dış borcundan hareket ediyorlar. Hatta yükselen kurdan duyulan korku da biraz bu nedenle.
    Peki hocam, özel sektör batarsa kamu da batmayacak mı? Devlet "ne haliniz varsa görün" diyemez. O zaman hükümet batar. 2009'da ABD hükümeti de diyemedi. O yüzden kamu-özel sektör borcu ayrımı yapmayı pratikte çok da önemsemiyorum.
    Siz ne düşünüyorsunuz?
    İkinci olarak, devletin yükümlülüğünde olan özel sektör borçlarının toplamını biliyor musunuz?
    Teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
  34. Hocam giriş cümlesindeki ve yi kaldırıp yanindaki 2001 i parantez icine alabilirsek daha net oluyor.
    Zor cozdum. Tesekkur ederim.

    YanıtlaSil
  35. Yunanistan'ın 10 milyon bizimse 76 milyon olduğumuz göz önüne alınırsa bizden çok çok iyi görünüyorlar.Bizim kafamıza balyozla vursalar sesimiz çıkmaz.Petrol 150 dolardan 40'lara düştü, bugün yine zam yapıldı.Kontak kapatan, eylem yapan var mı, sadece sızlanırız.O nedenle Yunan halkı bizden daha bilinçli bir toplum. Sizi ekonomik görüşten dolayı liberal, siyaseten sosyal demokrat olmanızı eleştiren yorumcuya da şunu söylemek isterim: Her ideoloji evrim geçirerek türlerini yaratıyor.Liberalin de Anarşistin de neo'su, klasiği var.Türemelerinin nedeni de görüş farklarından kaynaklanıyor.Saygılar

    YanıtlaSil
  36. Çalışmalarınızı keyifle okudum-aklınıza elinize saglık..
    Yunanistan konusunda siz ve bazı yorumcular kadar iyimser degilim..yunanistan krizini dıs basından ve vatandaşlarından
    izledim uzun zamandır..Hatırladıklarım..
    1.Atinada vergi denetmeni röportaj yapan gazeteciye " su gördüğün görkemli binayı yapan büyük inşaat şirketi sadece 10.000 euro
    vergi veriyor"der..ve gazeteci az sonra oteldeki kafeden fiş alamaz
    2.İmf defterleri inceleyince 6 milyar euro-izah edilemez fark-bulurlar..ve hükümet istatistik yayınlamayı bırakır..su an var mi..??
    3.Havuz vergisinden kacmak icin Atinada gezen helikopterin görememesi için 1500 villanın havuzlarını çimle kapattıgı tespit edilir..
    4.Arkadasim kaldıgı porto karras taki otelden-nakit verince 4900 euro yerine 3500 euro vererek hayretler icinde cıkar
    5.Hükümetler-din adamları ile o kadar sıkı alışveriştedirler ki-kilisenin muazzam toptaklar ve fonları hazineden devir aldıgı troykaca-gazetcilerce tespit edilir
    6.Yıllar önce-krizden çok önce tanıştıgım işadamı-cok kötü oldu Avrupadan paralar geldi kimse calışmıyor-herkes memur oluyor derdi
    7.Atinada gecen sene aclara yemek dagıtılırken Rodosta yapılan 10 yepyeni-kocaman oteli restoranda sorunca-buralar farklı
    atina farklı dediler-bu otellerde bin civarında Filipino calısıyordu?? Rodos ta filipinliler??? yunanlılar nerde yahu??
    Yani bu yozlaşma-kim daha çok vergi kacırdı yarışı-az çalısma(adalara gidin görün) bol bol" kafede otur cafe fredo ic" durumu nasıl
    düzelir bilemiyorum..yolsuzluk bakanlıgı da kuruldu amma.?? Zaten bu ülkeyi 2000 den 2008 10 bin usd den kişibaşı 30 bin usd ye
    zıplatan Avrupa da hatalı değilmi?
    Şimdi durum farklı-sırada İzlanda-portekiz-irlanda hatta ispanya demez mi " biz de sac tıraşı yapalım"(haircut).Bulgaristan biz niye ödüyoruz diyor..Sıcrama riski olmazsa bence Troyka vade uzatır-sac traş etmez..Tsipras(ben çipura diyorum) şu yozlaşmayı düzeltecek adımları atsa - ama bence o da kolayına kacacak ve bizde yıllardır oldugu gibi-tüketimden vergilerle - dengeyi
    saglamaya bakacaktır-ötv-kdv-akaryakıt-araba-cep tüketiminden.
    Tekrar tebrik ediyorum calışmalarınızı

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...