Kayıtlar

Ağustos, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Voleyboldan Çıkarmamız Gereken Dersler

Asıl başarı, kupayı kaldırmak değil; kupa kaldıranların yerine yenilerini yetiştirebilmektir. Türk kadın voleybolu son bir ayda iki farklı milli takımla iki kupa kazandı. A Milli Takım Uluslar Ligi'nde (VNL) şampiyon oldu. Hemen ardından daha genç oyunculardan oluşan milli takım Akdeniz Oyunları'nda zirveye çıktı. Elbette bu iki kupanın sportif ağırlığı aynı değil. VNL ile Akdeniz Oyunları'nı eşitlemek doğru olmaz. Ama ikinci şampiyonluk, ilkinden farklı ve belki de uzun vadede daha önemli bir şey söylüyor: Türkiye yalnızca zirveye çıkmayı değil, zirvenin arkasını doldurmayı da öğreniyor. Türk kadın voleybolunun gerçek öyküsü belki de burada. Çünkü Türkiye'nin voleyboldaki asıl başarısı artık yalnızca dünyanın en iyi takımlarından birini kurabilmesi değil; o takımın arkasına da başka bir takım koyabilmesi. Sultanlar Ligi'nin düzeyi, güçlü kulüpler, altyapı organizasyonları ve milli takım yapılanması, genç oyuncuların daha erken yaşta yüksek rekabetle karşıla...

Devlet Piyasaya Müdahale Etmeli mi?

Kapitalizmin uzun süre en güçlü fikirlerinden biri oldukça basitti: bırakınız piyasa işlesin. Klasik ve neoklasik iktisadi düşüncede, piyasanın kendi mekanizmaları içinde dengeye ulaşabileceği kabulü önemli bir yere sahipti. Arz ve talep birbirini dengeleyecek, fiyatlar kaynakların nasıl dağıtılacağını gösterecek ve bireylerin kendi çıkarlarını takip etmesi, uygun koşullarda toplumun genel refahına da katkıda bulunacaktı. Bu anlayışta devletin ekonomideki rolünün sınırlı olması gerektiği düşüncesi güçlüydü. Ancak tarih, piyasaların her zaman kendiliğinden dengeye gelmediğini gösterdi. 1929 Büyük Buhranı, piyasanın kendi haline bırakılmasının ağır ekonomik ve toplumsal sonuçlar yaratabileceğini ortaya koydu. İşsizlik milyonlarca insanı etkilerken üretim çöktü ve ekonomik kriz kısa sürede toplumsal bir krize dönüştü. Bu ortamda John Maynard Keynes'in düşünceleri önem kazandı. Keynes'e göre ekonomi her zaman tam istihdama ulaşamayabilirdi. Toplam talep yetersiz kaldığında ek...

Niçin Potansiyelimizin Altında Üretiyoruz?

Resim
Bir ülkenin elinde yeterli makine, işgücü ve teknoloji olmasına karşın neden üretebileceğinden daha az ürettiğini hiç düşündünüz mü? Bu soruyu anlamak için üretim imkânları eğrisinden (ÜİE) yararlanabiliriz. ÜİE, mevcut kaynaklar ve teknoloji sabitken bir ekonominin üretebileceği en yüksek mal ve hizmet bileşimlerini gösterir. Aynı zamanda ekonominin mevcut kapasitesiyle ulaşabileceği potansiyel üretimi anlamamıza yardımcı olur. Aşağıdaki şekilde yalnızca iki mal (A ve B) üreten farazi bir ekonominin üretim imkânları eğrisi (ÜİE) yer alıyor. Bu farazi ekonomi, kaynaklarını iki mal arasında farklı biçimlerde dağıtabilir. ÜİE üzerinde üretim yapıyorsa kaynaklarını etkin kullanıyor ve ulaşabileceği maksimum üretim düzeyindedir. Şekildeki X noktası bunu gösteriyor. Ancak gerçek hayatta ekonomiler her zaman bu kapasiteyi tam olarak kullanamaz. İşsizlik, atıl kapasite, finansmana erişim sorunları, düşük yatırım ve belirsizlik gibi nedenlerle ekonomi ÜİE'nin altında üretim yapabilir...

Rezervler Ne Pahasına Artıyor?

Bir iktisatçının sorması gereken ilk sorulardan biri şudur: Ne pahasına? TCMB'nin rezervleri 20 Ağustos itibarıyla 188 milyar doların üzerine çıktı. Bu önemli bir gelişme. Ancak daha önemli soru şu: Bu rezervler nasıl ve ne pahasına birikti? Türkiye'de döviz kurunun kontrollü bir patikada tutulması ile yüksek TL faizi, tasarruf sahibine yüksek bir faiz-kur getirisi fırsatı yaratıyor. TCMB'nin faizi düşürmesi sonrası yıllık TL mevduat faizi yüzde 40 düzeyine gerilemişken vergi sonrası net getiri kabaca yüzde 34 düzeyinde oluşuyor. Kur artışı bunun oldukça altında kaldığında, TL'nin dolar bazında getirisi de son derece yüksek olabiliyor. Basitleştirerek mekanizmayı şöyle özetleyebiliriz: Baskılanmış kur → yüksek TL faizi → yüksek dolar bazlı TL getirisi → dövizden TL'ye geçiş → TCMB'nin döviz alımı → rezerv artışı. Yabancıların bu getiriden yararlanmak için Türkiye’ye döviz getirdiği biliniyor. Türkiye’de yerleşik kişiler ve şirketler de aynı getiriden y...

Merkez Bankası Faiz mi İndirdi?

Merkez Bankası'nın (TCMB) dün akşam yayımladığı iki satırlık duyuru, teknik bir para politikası kararı gibi görünse de piyasalar açısından önemli bir soruyu yeniden gündeme taşıyor: Bankaların fonlama maliyeti gerçekten yüzde 37’ye mi geriliyor, yoksa TCMB yalnızca kullandığı fonlama araçlarını mı çeşitlendiriyor? Görünürde oldukça sade olan bu ifadenin satır aralarında, fiili bir faiz indirimi ihtimali ve enflasyon-büyüme dengesinde atılmış riskli bir adım yatıyor. Gelişmeyi anlamak için TCMB’nin bankaları hangi kanallardan borçlandırdığına bakmak gerekiyor: Bir Hafta Vadeli Repo (yüzde 37): Türkiye’nin resmi "politika faizi". Gecelik Borç Verme (yüzde 40): Ağırlıklı olarak kullanılan üst fonlama kanalı. TCMB, 1 Mart 2026’da haftalık repo ihalelerine ara verdiğinde bankaları yüzde 40 faizli gecelik borçlanmaya yöneltmişti. Böylece kâğıt üzerinde politika faizi yüzde 37’de kalırken, bankaların TCMB’den sağladığı fonlama yüzde 40’lık gecelik borç verme faizine ta...

Liyakat Yoksa Umut da Yoktur

Bir ülkede makamlar ehliyet yerine sadakatle dağıtılmaya başladığında kaybolan yalnızca liyakat değildir; adalet duygusu, kurumlara güven ve geleceğe dair umut da bundan payını alır. Liyakat, en basit anlamıyla işi ehline vermektir. Bir insanın hangi görüşe, çevreye veya gruba ait olduğundan önce, o işi yapabilecek bilgi, deneyim ve yeteneğe sahip olup olmadığına bakmaktır. Biat ise kişinin kendi iradesini bir otoritenin iradesine teslim etmesi ve ona koşulsuz sadakat göstermesidir. Devlet yönetiminde belirleyici hale geldiğinde sonuçları ağır olur. Çünkü devletin ihtiyacı her söyleneni onaylayan insanlar değil; işini bilen, sorumluluk alabilen, gerektiğinde itiraz edebilen ve kamu yararını kişisel çıkarın üzerinde tutabilen insanlardır. Bir yöneticinin çevresinde yalnızca kendisini alkışlayan insanların bulunması, her zaman onun güçlü olduğunu göstermez. Bazen tam tersine, etrafında gerçeği söyleyebilecek kimsenin kalmadığını gösterir. Sadakat liyakatin önüne geçtiğinde toplum...

Gülten Kazgan’ın Ardından: İktisadi Düşünce ve Politik İktisadın Evrimi Üzerine

Türkiye’nin en önemli iktisatçılarından Prof. Dr. Gülten Kazgan’ı sonsuzluğa uğurlarken hocanın ekonomiyi analitik çerçevede ele almamda büyük etkisi olan İktisadi Düşünce ve Politik İktisadın Evrimi kitabını değerlendirerek onu anmak istedim. Ekonomi dendiğinde aklınıza sadece soğuk grafikler, karmaşık matematiksel formüller ve ruhsuz piyasa verileri mi geliyor? Eğer öyleyse, ekonomi biliminin asıl ruhunu, yani insanı ve toplumu kaçırıyorsunuz demektir. Türkiye’de ekonomik düşünce tarihini bu kuru ezberden kurtaran, onu yaşayan bir organizma gibi önümüze seren çok özel bir rehberimiz var: Prof. Dr. Gülten Kazgan ve anıtsal eseri İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi. Onlarca ekonomik düşünce tarihi kitabı dururken, Kazgan’ın bu eseri neden başucu kitabı olmayı hak ediyor? Gelin, bu kült eseri benzerlerinden ayıran unsurlara ve bize kazandırdığı perspektiflere yakından bakalım. Standart ekonomi kitapları, kuramları genellikle zamansız ve mekânsız mutlak doğrular gibi anl...

Türkiye Niçin Dünyanın En Pahalı Borçlanan Ülkelerinden Biri?

Resim
Bir ülkenin ekonomisini anlamak için onlarca göstergeye bakmaya gerek yok. Devletin hangi faizle borçlandığı bile ekonominin ne kadar güven verdiği konusunda önemli bir fikir verir. Türkiye'nin 10 yıllık devlet tahvili faizi yüzde 35'in üzerinde seyrediyor. Karşılaştırma yaptığımızda çarpıcı bir tablo söz konusu: Her ülkenin enflasyonu, para birimi, merkez bankası politikası ve ekonomik yapısı farklı olduğu için bu oranları birebir karşılaştırmak doğru olmayabilir. Ancak Türkiye'nin yerel para cinsinden uzun vadeli borçlanma maliyetinin olağanüstü yüksek olduğu açık. Devlet piyasadan borç aldığında aslında gelecekte elde edeceği gelirleri bugünden kullanıyor demektir. Hazine yüksek faizle borçlandığında, vade geldiğinde yalnızca anaparayı değil, faizini de ödemek zorunda olduğu için faiz yükseldikçe borcun çevrilmesi de pahalılaşıyor. Dolayısıyla mesele sadece “Türkiye'nin ne kadar borcu var?” sorusu değil. Asıl soru, “Türkiye bu borcu kaça çeviriyor?” sorusu. T...

Amir Şiddeti

İşyerinde şiddet denildiğinde aklımıza çoğu zaman bağırmak, hakaret etmek ya da fiziksel saldırı gelir. Oysa şiddet her zaman bu kadar açık ve görünür değildir. Bir çalışanın sürekli küçümsenmesi, herkesin içinde azarlanması, tehdit edilmesi, yaptığı işin değersizleştirilmesi veya makamın baskı kurmak amacıyla kullanılması da şiddetin farklı biçimleridir. Bazen de şiddet, doğrudan bir davranıştan çok, yetkinin nasıl kullanıldığıyla ilgilidir. Amir olmak; iş istemek, performansı değerlendirmek, hatayı göstermek ve gerektiğinde çalışanı uyarmak demektir. Fakat amir olmak, çalışanı küçük düşürme, korkutma veya sindirme hakkı vermez. Çünkü yönetmekle baskı kurmak arasında önemli bir sınır vardır. Bu sınırı yıllar önce, meslek hayatımın henüz başında öğrendim. Maliye müfettiş muavini olalı daha dört ay olmuştu. Üstat refakatinde İstanbul’da bir müdürlüğü teftiş ediyorduk. Denetim sırasında usulsüz bir işlem tespit etmiştim. İşlemi yapan memura neden böyle bir işlem yaptığını sordum....

Yatay Şiddet

İş yerlerinde şiddet denildiğinde çoğu kişinin aklına fiziksel saldırılar gelir. Oysa şiddet her zaman açık ve fiziksel biçimde ortaya çıkmaz. Bir çalışanın sürekli dışlanması, küçümsenmesi, başarılarının görmezden gelinmesi veya gerekli bilgilerin kendisiyle paylaşılmaması da şiddetin görünmeyen biçimleri arasında yer alabilir. Aynı veya benzer hiyerarşik düzeydeki çalışanlar arasında görülen bu davranışlar yatay şiddet olarak adlandırılır. Genellikle “iş arkadaşları arasındaki anlaşmazlık” olarak değerlendirildiği için fark edilmesi ve rapor edilmesi zor olabilir. Yatay şiddet; psikolojik, sözel, sosyal ve bazı durumlarda fiziksel zarar verici davranışları kapsar. Sürekli küçümseme, alay etme, dedikodu yayma, bilgi paylaşımını engelleme, dışlama, başarıları değersizleştirme ve pasif-agresif tutumlar örnekleri arasında sayılabilir. Her iş yeri çatışmasının mobbing olmadığını belirtmek gerekir. Ancak olumsuz davranışlar sistematik ve tekrarlayan bir hâle gelerek kişiyi yıldırmayı v...

Devlet Neden Bozulur? Osmanlı Devlet Adamlarının Yanıtları

Osmanlı devlet adamları da yüzyıllar boyunca bugün tarihçilerin sorduğu bir sorunun peşinden gittiler: Devlet neden bozuluyor ve nasıl yeniden güçlenebilir? Lütfi Paşa’nın Âsafnâme’si, Kınalızade Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî’si, Koçi Bey’in risaleleri ve Defterdar Sarı Mehmed Paşa’nın Nesâyihü’l-Vüzerâ ve’l-Ümerâ adlı eseri farklı dönemlerde ve farklı amaçlarla kaleme alınmış olsalar da ortak bir kaygıyı paylaşırlar: Devlet düzeni nasıl korunabilir ve bozulduğu düşünülen düzen nasıl yeniden kurulabilir? Bu metinleri yan yana koyduğumuzda yalnızca Osmanlı devlet adamlarının sorunlarını değil, devletin nasıl yönetilmesi gerektiğine dair düşüncenin zaman içinde geçirdiği dönüşümü de görebiliriz. Bu düşünce geleneğinin önemli erken örneklerinden biri Lütfi Paşa’nın Âsafnâme’sidir. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde sadrazamlık yapan Lütfi Paşa, kendi devlet tecrübesinden hareketle iyi bir devlet adamının nasıl olması gerektiğini anlatır. Ona göre devlet yönetiminin temelinde düzen, adal...

Dolar Kuru Gerçeği Ne Kadar Yansıtıyor?

Big Mac Endeksi, Temmuz 2026 sonunda Türk Lirası’nın dolar karşısındaki satın alma gücüne dayalı kurunun yaklaşık 65 TL olduğunu gösteriyor. Piyasa kuru ile bu hesap arasındaki 17,50 TL'lik fark bize ne anlatıyor? Bir ülkenin parasının dış dünyadaki değeri, yabancı paralar karşısındaki değeriyle, yani döviz kuruyla ölçülür. Uluslararası karşılaştırmalarda ise genellikle ABD doları esas alınır. Temmuz 2026 sonu itibarıyla 1 dolar 47,50 TL. Ancak bu kur, TL’nin satın alma gücünü gerçekten yansıtıyor mu? Döviz kuru yalnızca arz ve talebe göre oluşmaz. Faiz farkları, risk primi, sermaye hareketleri, merkez bankası müdahaleleri ve beklentiler gibi birçok faktör kuru etkiler. Bu nedenle piyasa kuru, bir paranın satın alma gücüne dayalı değerinden farklı olabilir. Satın alma gücü paritesinin (SAGP) temel mantığı basit: Farklı ülkelerde aynı veya benzer ürünlerin fiyatlarını karşılaştırıyoruz. The Economist'in uzun yıllardır yayımladığı Big Mac Endeksi de bu yöntemi kullanıyor. B...

Kâbusnâme'den Günümüze Bin Yıllık Dersler

Keykâvus bin İskender, Sultan Mevdûd'un 1048 yılında ölümünün ardından İran'ın Taberistan ve Gürgân bölgelerinde hüküm süren Ziyârî hânedanına tahtına çıktı. Emirliğini, Büyük Selçuklu hükümdarları Tuğrul Bey ve Alparslan'a tâbi olarak sürdürdü. Keykâvus, oğlu Gîlân Şah'a hayat tecrübelerini aktarmak ve ona yol göstermek amacıyla 1082 yılında Kâbûsnâme'yi kaleme aldı. Pek çok konuda öğütler içeren eser, Fars edebiyatının önemli nasihatnâmelerinden biri hâline geldi. Buradaki Kâbûs, Türkçede korkunç rüya anlamında kullanılan kâbus değildir. Eserin adı, Keykâvus'un büyük dedesi olan Ziyârî hükümdarı Kâbûs bin Veşmgîr'in adından gelir. Nâme ise Farsçada kitap veya yazı anlamına gelir. Kâbûsnâme'deki bazı öğütleri günümüz Türkçesiyle şöyle özetleyebiliriz: Kendi bildiğine gitme: Bir konuda bilgili olsan bile kendine fazla güvenme. Akıllı kişiye danış: Bir işe başlamadan önce bilen ve tecrübeli kişilerin fikrini al. Kendi görüşünü yeterli görerek te...

TCMB’nin Görünümü

Resim
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), para politikası ve finansal piyasalar açısından Türkiye ekonomisinin en önemli kurumlarından biri. Ancak Merkez Bankası hakkında kamuoyunda sıkça sorulan bazı temel sorular var: Bankanın sahibi kim? Altın rezervleri nerede tutuluyor? Son yıllarda zarar etti mi? Bankalara hangi faiz oranından borç veriyor? Enflasyon hedefi ne? Bu yazıda, eldeki son verilerle TCMB’ye ilişkin bu temel sorulara kısa ve anlaşılır yanıtlar vermeye çalışıyoruz. Merkez Bankasının sahibi 2025 yılsonu itibarıyla TCMB’nin sermayesindeki pay sahipleri aşağıdaki tabloda yer alıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı, yüzde 55’lik payla Merkez Bankası’nın en büyük ortağı konumunda. Ancak Bankanın ortaklık yapısına daha geniş bir perspektiften bakıldığında, en büyük payın kamu kesimine ait olduğu görülüyor. Kamu kesiminin toplam payı; yüzde 55 Hazine, yüzde 19 T.C. Ziraat Bankası ve yüzde 2 SGK olmak üzere yaklaşık yüzde 76 düzeyinde bulunuyor. Dolayısıyla TCMB’nin sermayesin...

Teori Aynı, Sonuç Farklı

Bugün yaygın olarak kullanılan ekonomi teorilerinin önemli bir bölümü, gelişmiş ekonomilerin tarihsel deneyimlerinden ve akademik ekosistemlerinden doğdu. Bu durum, bu ülkelerin yalnızca daha fazla finansal kaynağa sahip olmalarıyla açıklanamaz. Üniversiteler, merkez bankaları, araştırma kurumları ve düşünce kuruluşları arasındaki güçlü etkileşim, ekonomik bilginin belirli coğrafyalarda yoğunlaşmasını sağladı. Böylece günümüzde baskın konumdaki ekonomik yaklaşımlar büyük ölçüde belirli bir tarihsel ve kurumsal bağlam içinde şekillendi. Uzun yıllar boyunca bu teoriler geniş bir uygulanabilirlik alanına sahip görünüyordu. Bretton Woods sonrası dönemin görece kontrollü finansal düzeni, ülkeler arasındaki makroekonomik farklılıkları sınırlandırıyor; sermaye hareketlerinin kısıtlı yapısı ise teorik genellemelerin pratikte daha tutarlı sonuçlar vermesine olanak tanıyordu. Ancak 1980'lerden itibaren tablo değişmeye başladı. Finansal küreselleşmenin hızlanması ve sermaye hareketlerinin...

Türkiye'de Fiyat Algısı Neden Bozuldu?

Son yıllarda Türkiye'de alışveriş yapan hemen herkesin aklından benzer bir soru geçiyor: "Bu ürün gerçekten bu kadar eder mi?" Market raflarında, restoran menülerinde, kiralarda ya da otomobil ilanlarında gördüğümüz rakamlar artık çoğu zaman tek başına bir anlam ifade etmiyor. Çünkü yalnızca fiyatlar değil, fiyatları değerlendirme biçimimiz de değişti. Bunun temel nedenlerinden biri, fiyat algımızın değişmesidir. Fiyat algısı, bir ürün veya hizmet için ödenmesi gereken makul fiyatın insanların zihninde oluşan karşılığıdır. Bu algı; geçmiş deneyimler, gelir düzeyi, benzer ürünlerin fiyatları ve içinde bulunulan ekonomik koşullar tarafından biçimlendirilir. Uzun yıllar aynı ürünü benzer fiyatlardan satın alan bir kişi, o ürünün normal fiyatına ilişkin doğal bir referans geliştirir. Davranışsal ekonomi literatüründe bu referans fiyat, tüketicilerin satın alma kararlarında önemli bir rol oynar. İnsanlar çoğu zaman fiyatları mutlak değerleriyle değil, zihinlerindeki bu ref...

Yen’e Müdahale: Dünya Yeni Bir Kur Savaşının Eşiğinde mi?

Döviz piyasalarındaki hareketler çoğu zaman yalnızca finans ekranlarının konusu gibi görülür. Ancak bazı kur dalgalanmaları ve müdahaleler vardır ki, etkileri piyasaların çok ötesine geçer. Son günlerde Japon yenini desteklemek amacıyla Japonya'nın attığı adımlar ve ABD'nin buna verdiği destek, yalnızca bir para birimini koruma çabası değil; küresel ekonomik dengeler açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir gelişmedir. İlk bakışta mesele, Japon yeninin dolar karşısında aşırı değer kaybetmesi gibi teknik bir kur sorunu olarak görülebilir. Ancak bunun arkasında son yılların en belirgin ekonomik çelişkilerinden biri yatıyor. ABD, yüksek enflasyonla mücadele etmek için faiz oranlarını uzun süre yüksek tuttu. Japonya ise yıllardır düşük faiz ve bol likidite politikasıyla ekonomisini desteklemeye çalıştı. İki ülkenin para politikaları arasındaki makas açıldıkça yatırımcılar daha yüksek getiri sunan dolara yöneldi. Bunun sonucunda yen, dolar karşısında son yılların en düşük düzey...

Öfke Toplumu

Öfke; bireyin haksızlığa uğradığını düşündüğünde, engellendiğinde, değersiz hissettiğinde ya da herhangi bir olay karşısında kontrolünü kaybettiğini hissettiğinde ortaya çıkan doğal ve evrensel bir duygudur. Sanılanın aksine sorun öfkenin varlığı değil, nasıl yaşandığı ve nasıl ifade edildiğidir. Çünkü her öfke doğrudan dile getirilemez. Özellikle güç ilişkilerinin belirgin olduğu ortamlarda bireyler, öfkelerinin gerçek kaynağına tepki göstermekte zorlanabilirler. Psikolojide öfkenin ifade edilme biçimini açıklayan yaklaşımlardan biri, öfkenin içe yönelmesi (anger-in) kavramıdır. Bu yaklaşıma göre birey, yaşadığı öfkeyi güvenli ve kabul edilebilir bir biçimde ifade edemediğinde öfke ortadan kalkmaz; bastırılarak kişinin kendi iç dünyasına yönelir. İçe yönelen öfke zamanla kendini suçlama, değersizlik duyguları, yoğun suçluluk, tükenmişlik, depresif belirtiler veya psikosomatik yakınmalar şeklinde kendini gösterebilir. Kısacası ifade edilemeyen öfke, bazen kişinin çevresine değil, doğ...