22 Haziran 2015 Pazartesi

Türkiye Ekonomisi Ne Durumda (İnteraktif Yazı)

Geçtiğimiz günlerde Yunanistan Nasıl Bu Hale Düştü? başlığı altında grafikler sundum ve bu grafiklerden giderek yazıyı sizin yorumlarınızla tamamlayacağımı söyledim. İki günün sonunda grafiklerden ve sizlerin yorumlarınızdan yola çıkarak yazıyı tamamladım. Yazının üç önemli özelliği vardı: (1) Hep birlikte yazdık (interaktif özellik), (2) Bir cinayetin işlendiği olay yerini inceler gibi durumu inceleyerek analiz yaptık. (3) Yunanistan ekonomisinin nereden nereye gediğini kuşbakışı görmüş olduk. Ekonomide analiz nasıl yapılır sorusunun yanıtını sunmuş olduk.

Şimdi aynı analizi Türkiye ekonomisinin ne durumda olduğunu yorumlamak için yapacağız. Ben burada size Türkiye ekonomisinin grafiklerini (karşılaştırma yapabilmeniz için Yunanistan grafikleriyle birlikte) sunacağım, siz de yorumlarınızla Türkiye ekonominin ne durumda olduğunu, hangi yanlarının güçlü, hangi yanlarının zayıf olduğunu yorumlayacaksınız. İki gün sonra varılan sonucu paylaşacağım.  

Sol taraftaki grafikler (kırmızı) Türkiye, sağ taraftaki grafikler (mavi) Yunanistan grafikleridir (grafiklerin hepsi IMF, WEO Database April 2015’deki verilerden türetilmiştir.) 

Analiz yaparken dikkat edilmesi gereken birkaç noktayı bilginize sunmak isterim: (1) Kriz çıkmış bir ekonomiyle kriz çıkmamış bir ekonomi aynı kolaylıkla incelenemez. Bu ikisi arasındaki fark; bitmiş bir olayla devam eden bir olayın incelenmesi arasındaki fark gibidir. Bitmiş bir olayı incelemek kolaydır, devam eden bir olayı incelemek o kadar kolay değildir.  (2) Benzer yanları olsa da her ekonomi farklı özellikler taşır. Toplumlar arasındaki kültürel, geleneksel farklılıklar, insanların davranış ve algılama farklılıklarına neden olur. Öte yandan her toplumun ekonomik yapısı benzerlikler kadar farklılıklar da taşır. Dolayısıyla bir toplumun yaşadığı deneyimi mutlaka ötekinin de aynı biçimde yaşayacağını düşünmek her zaman doğru sonuçlar vermeyebilir. (3) Krize girmemiş bir ekonominin gidişini değerlendirirken geçmiş birikimler ve içinde yaşanan durum kadar geleceğe ilişkin tahminler de önem taşır. Ayrıca dış dünyada neler olduğu, bu gelişmelerin o ekonomiyi nasıl etkilediği de önemlidir.

Yorumlardan çıkanlar
Okur yorumlarını toparlarsak 2000’lere kadar bütçe açığıyla büyüyen ekonominin 2000’lerden başlayarak cari açıkla büyümeye yöneldiği yolundaki benim tezime katılanlar dikkat çekiyor. Bazı okurlar buradan hareketle Türkiye ekonomisinin uzun vadeli kalıcı çözümler yerine kısa vadeli geçici çözümlerle durumu idare etmeye yönelen bir yapı içinde olduğunu vurguluyorlar. Yunanistan ile karşılaştırma yapıldığında bizim düşük bütçe açığımız ve düşük kamu borç stoku / GSYH oranımızın önemli bir avantaj olduğunu öne sürenler var. Bununla birlikte bir krize girmemiz halinde elimizde özelleştirilecek varlık kalmamış olmasını ciddi bir dezavantaj olduğu öne sürülüyor. Bazı okurlar başta işsizlik ve enflasyon olmak üzere Türkiye’deki bazı oranların gerçeği yansıtmadığını o nedenle mesela Yunanistan’ın bugünkü durumuyla yapılacak karşılaştırmaların gerçekçi olmayacağını ileri sürüyorlar. Küresel krize girince Yunanistan’ın çok ciddi bir kriz yaşamasına karşın Türkiye’nin o kadar etkilenmediğini anlatan okurlar, Türkiye’nin böyle bir krize girmeyeceği görüşündeler.  Yatırım – tasarruf farkının, bir başka deyişle cari açığın, bizde Yunanistan’dan daha büyük olduğuna ve dolayısıyla ileride bizi daha da sıkıntılı bir duruma sürükleyeceğini vurgulayan okurlar var.

En çok yorumlanan konunun her iki ülkedeki yatırım tasarruf farkının yüksekliği yani cari açığın bozuk görünümündeki benzerlik olduğunu bir kez daha vurgulamalıyım.   

Okurlardan yorumunu en fazla beğendiğim Kıvanç Altıntaş’ın görüşlerini (ufak tefek bazı değişiklikler yaparak) buraya aktarıyorum. “(1) Yatırım/GSYH ve Tasarruf/GSYH: Genel görünüm itibariyle tasarruf ve yatırımlarımız azalma eğilimindedir. 1980’den 2000’lere gelinirken, zaman zaman birbirlerinden sapmalar yaşasalar da genel görünüm itibariyle tasarruflar ile yatırımların birbirleriyle dengeli biçimde ilerlediğini görüyorum. Fakat 2000’den günümüze kadar olan kısımda gözle görülür bir biçimde tasarruf-yatırım dengemizin tasarruf aleyhine bozulduğu görüyorum. Bu da bize, dışarıdan tasarruf ithal ettiğimizi gösteriyor. Keza 2000’lerden sonra dünyanın ekonomik konjonktürüne bakarsak genişlemeci para politikalarının hakim olduğunu ve bu sıcak parayı yüksek reel faiz vererek çektiğimizi böylelikle tasarruf-yatırım açığımızı bu şekilde telafi ettiğimizi görebiliyoruz. (2) Büyüme: Grafikte gördüğüm kadarıyla büyüme oranımız yukarıda değindiğim yatırım oranımızdaki düşüşe paralellik göstermiş olup son yıllarda düşme eğilimindedir. Ve grafikte olmayan fakat benim görüşlerim çerçevesinde bu düşüş eğilimi devam edecektir. Çünkü 2000’lerden itibaren dünyada süregelen ucuz para dönemi, FED’in para musluğunu kesip bu yılsonunda artırması muhtemel olan faizlerle son bulacaktır. Bu durum, bizim gibi sıcak paraya muhtaç bir ekonominin üstünde Damokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır. (3) İşsizlik: Yatırım ve buna bağlı olarak büyüme oranımızdaki düşüş, son yıllarda, grafikten de görüleceği üzere işsizlik oranında artış olarak yansımaktadır. (4) Enflasyon: Grafikte gördüğüm üzere enflasyon oranımız 1980’lerden 2000’lere kadar zaman zaman artıp azalsa da aşırı yüksek bir seviyededir. Bu oran 2000’lerden sonra gözle görülür biçimde bir azalma eğilimine girmiştir. Hatta bu durum zamanın AKP iktidarı için bir övünç kaynağı olmuştur. Kısmen de olsa doğrudur. Fakat bu dezenflasyon süreci sadece bizim ülkemize has değil dünyanın genelinde görülen durumdur. Çin’in 2001 yılında WTO’ya (Dünya Ticaret Örgütü) üye olması dolayısıyla dünyanın maliyeti düşük ürünlere kolayca ulaşabilmesi ve 2000’lerdeki ucuz para trendi sayesinde ürünlerin dolar bazında değerlerinin düşmüş ve ülkelerin katlandıkları maliyetlerin azalmış lması bu görünümü yaratmıştır. Bütün bunlara rağmen halen hedeflediğimiz enflasyon oranlarını yakalayabilmiş değiliz. Bunun birçok dış sebebi olsa da (petrol, doğalgaz fiyatlar vs..) aklıma gelen bir iç sebebi siyasilerimizin Merkez Bankasını zor durumda bırakacak ve baskı altına alacak söylemleridir. Politika ve araç bağımsızlığına sahip olan Merkez Bankamızın üstündeki bu baskı, gereken durumlarda gereken kararların alınamaması olarak ülkemize bir maliyet yüklemektedir. Bu maliyetlerden bir tanesi de enflasyondur. (5)Bütçe Açığı/GSYH: Grafikte görüldüğü üzere 1980’lerden 2000’lere kadar bütçe açığı artma eğiliminde olup, 2001’den sonra azalma eğilimine girmiştir (Küresel Finans Krizinin tüm dünyayı vurduğu 2008-09 yılları hariç). Bütçe açığımızdaki bu azalmanın en önemli sebepleri özelleştirmeler ve 2B arazilerinin satışı olmuştur. İşin kötü tarafı bu gelirler bir seferlik olup geri dönüşü yoktur. (6) Kamu Borç Stoku/GSYH: Kamu borç stokumuz eskiye göre AKP dönemiyle beraber azalma eğilimine girmiş bulunuyor. Buna karşılık özel kesim borç stoku/GSYH oranı ise artıyor.(sizin verdiğiniz grafikler arasında olmamasına rağmen). Yani eskiden kamu kesimi aracılığıyla borçlanırken artık özel kesim yoluyla borçlanma yolunu tercih ediyoruz. (7) Cari Açık/GSYH: Tasarruf açığımızın ne denli düşük olduğunu bize hatırlatan belki de en önemli ve çarpıcı grafik budur. Grafikte görüldüğü üzere cari açığımız 1980’lerden 2000’lere kadar iniş çıkışlar yaşasa da belli bir bant aralığında salınmaktadır. AKP dönemi ile beraber, açığımız gözle görülür biçimde negatif olarak artış göstermektedir. ‘’Karşılandığı müddetçe cari açık sorun değildir’’ gibi bilimsel olmayan bir yaklaşımla bugüne kadar önlem alınmamış olan cari açık sorunumuzun akıbeti asıl bundan sonra önemlidir. Çünkü artık kolay para dönemi bitmekte ve enkaz bizi beklemektedir. SONUÇ: Verilen grafiklerin hemen hepsinde gördüğüm üzere olay iki parçaya ayrılıyor: Birinci parça 1980’lerden 2000’li yılların başlarına kadar olan dönem. İkinci parça ise AKP’nin iktidarda olduğu 2003 ‘den günümüze kadar olan dönem. Sıkıntısız görünen göstergeler bütçe açığımız ve kısmen enflasyon. Fakat bunların iç yüzünü ise yukarıda elimden geldiği ve bilgimin yettiği ölçüde açıklamaya çalıştım. Ve buradan kişisel olarak çıkardığım sonuç yapısal reformların acil olarak hayata geçirilmesidir. Çünkü grafiklerde gördüğüm; tüm bu olumsuzlukların temelinde, çürümüş olan ve reforme edilmesi gereken birçok mesele olduğudur.”

Türkiye ekonomisi ne durumda?
Son olarak başlıktaki soruya yanıt vereyim. Türkiye ekonomisi ne durumda? Diye sorarak başlamıştık. İyi durumda değil diye bitirebiliriz. Eğer bu durumu kendi haline bırakırsak bu durum bizi bir krize sürükleyebilir. Eğer bu durumu ciddiye alır da yapısal reformlara girişirsek krize girmeden yeni bir çıkış yakalayabiliriz.

Yazımı okuyarak yorum yapan ve interaktif yazının en güzel örneğini oluşturmamıza katkıda bulunan bütün okurlara teşekkür ediyorum. 

127 yorum:

  1. Türkiye-Yunanistan en genel karsilastimasinda Türkiye, hem dunyaya karşı hemde kendi ülkesine karşı sorumlulukları gereği kendisini ayakta tutma direncini göstermek zorunda olduğu görünüyor. Karsilastirmalardan Türkiye cok daha büyük yokluk buhran yaşamasına rağmen mücadele edeek kendisini ayakta tutması gerektiğine inanmış. Yunanistan ise AB nin desteğini arkasında görerek paraları cekmis çekmiş harcamış deniliyor ama ülkeden kaçırdıkları söylentisi daha gerçek.
    Ekonomik veriler açısından tasarruf-yatirim-buyume açısından Turkiye'nin zorunlulugu var.
    Yunanistandaki durum ayni Türkiye deki sermayenin yurtdışına dolar olarak kaçıp yatırım olarak istediği sartlarda gelmesine benzeyecek gibi... Türkiye den model çalarak buna yoneliyorlar sanırım.

    YanıtlaSil
  2. Grafiklerde 2001'de bir kritik nokta gozukuyor. 2001'e kadar butce acigi ve enflasyon problemimiz varken, 2001'den sonra bu problemleri cari acik ve tasarruf dusuklugu ile takas etmisiz. Yani devlet borclari ozel sektore kaymis ve (faizlerin dusmesi ile) enflasyon dusmus fakat buna karsilik tasarruflar azalmis.

    Ekonomide guclu nokta kamu borclarinin kontrol altinda gozukmesiyken, problemli olan nokta net sekilde cari acikta, yani ozel sektor borclanmasinda gozukuyor. Kronik bir problem olarak ise buyumedeki istikrarsizlik goze carpiyor. Tum grafiklere bir yana, sadece buyume grafigi basli basina dengesiz bir ekonomiye isaret ediyor diye dusunuyorum. Grafigin sekli, ne yaptigini bilmeyen ve kisa vadeli cozumler ureten bir ekonomi izlenimi veriyor.

    Ekonomide acmaz olarak gorebilecegim bir problem ise su: faizlerin dusmesine ragmen issizlik artmis. Kolay borclanma doneminde bile issizlik artma egiliminde olmus. Halbuki ayni zamanda tasarruflar azalmakta, faizlerde uste dogru baski var olmakta, borclanma maliyetleri artmakta ve ulkede sosyal, hukuki ve siyasi belirsizlikler kotu yone dogru gitmekte. Yani yatirimi ve istihdami arttiracak en ufak bir belirti ufukta gorunmuyor. Bu sartlar altinda kisa ve orta vadede birkac sene issizlikte iyilesme beklemek gercekci gozukmuyor.

    YanıtlaSil
  3. 1- yatırım azalıyor, tasarruf artıyor. yatırımların tasarruflardan yüksek olması yatırımların bir bölümünün borçlanma ile yapıldığı anlaşılmaktadır. tasarrufların da artış göstermesi azalan yatırımların finansmanına olumlu katkı sağlayabilir.
    2- büyüme azalıyor.
    3- işsizlik artıyor.
    4- enflasyon artmıyor (sabit sayılabilir).
    5- bütçe açığı artmıyor.
    6- kamu borcu azalıyor. Büyümenin azalmasıyla birlikte kamu giderlerinde de azalış göstermis olumlu.
    7- cari açık azalıyor.

    YanıtlaSil
  4. Saygıdeğer hocam ben de çoğu arkadaşım gibi üniversiteden mezun olduktan sonra KPSS sınavıyla uğraşıyorum birkaç senedir. Üzülerek söylüyorum ki ülke ekonomisi, bu çizdiğiniz grafikler diğer arkadaşlarım gibi benim de zerre umurumda değil. Siz de biliyorsunuz iibf mezunlarının neler çektiğini son güzel haberi yine devlet verdi. kasım ayında 400 bin mezuna 199 kadro verirken bu haziranda elini biraz bol tuttu yaklaşık 400 kadro verdi merkezi alımla. devlet personel başkanlığı sitesinden bakabilirsiniz en fazla doluluk oranı eğitim öğretim hizmetlenderiyken en az dolum dolum oranı genel idari hizmetlerindeyken hükümet uyanık bir anlayışla sürekli öğretmen atamaktadır sürekli sağlıkçı atamaktadır diğer mezunlar umrunda değil ve merkezi alımı da kaldırıp mülakata dönmektedir. Böyle bir durumda hükümetin uyguladığı politikalar sizin umrunuzda olur muydu? Diğer sorum kasım ayında eğer koalisyon olursa atamaları arttırabilirler mi saygıdeğer hocam? Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kasim ayinda erken secim demek istediniz herhalde...

      Sil
    2. artık olursa erken seçim ya da koalisyonda?

      Sil
    3. Devlette çalışmak zorunda değilsiniz. Devlet her üniversiteden mezun olana kendi bünyesinde iş vermek zorunda değil...

      Sil
    4. Devlet her mezuna iş vermek zorunda mıdır? Mahfi hoca ve diğer vizyon sahibi hocaların kazandırmaya çalıştığı makro bakış açısına sahip olmak için yukarıdaki değerlendirmelere biraz kafa yorabilseydin (gerçi yukarıdaki değerlendirmelerin zerre kadar umrunda olmadığını belirtmişsin), sadece devlet kapısında deği, özel sektörde de iş arayabilirdin.

      Sil
    5. Bir üstte yazan (10:23) sevgili Adsız,
      Acımasız bir kapitalist ("özel sektör" üzerine toz kondurmayan) olduğunuz algısı yayıyorsunuz!
      Saygılarımla!

      Sil
    6. kardeş haklısın üniversite mezunlarımız için kendi işlerini yapabileceği o kadar güzel sektörler o kadar güzel çevre o kadar güzel ortam var ki. girişimci olalım 100 liralık internet sitesi kurup milyon dolarlara satalım. ulan işçi çocuğuz bu memlekette işi garanti olsun diye milletvekili bakan çocuğu memur yapılıyor ama biz memur olmak zorunda değiliz değil mi! lanet olsun sizin zihniyetinize. size müstehak kardeşim böyle bir yönetim inşallah daha beteri çıkar. ya da senin tuzun baya kuru olmalı.

      Sil
    7. şunlara bakın ya devlete milletvekili bakan çocuğu memur olabiliyor ama halktan işçi çocuğu üniversite mezunu kişi devlette çalışmak zorunda değilmiş! hay sizin eğitiminize

      Sil
    8. 11.13 deki kardeş merak etme maliye mezunuyum burada çoğu kişiden de iyi yorumlarım o göstergeleri ben. ben orada şunu vurgulamaya çalıştım anlamamışsın tekrar anlatayım devlet kendi uygulamarıyla bizi tınlamıyor ben neden ekonomik politikalarıyla falan ilgileneyim ki benim karnımı onlar değil ekmek doyurur. merak ediyorsan söleyim birader ben üniversiteden mezun olmadan gerek ulusların zenginliği gerek keynesin kendi kitapları bilirmisin bilmem baya ağırdır gerekse sol düşüncelerden baya kitap okudum. ve artık o konularla ilgilenmemeye çalışıyorum hükümet sınavsız mülakatlı alım yapıyorsa banane ya devletin iktisadi politikasından. umarım bu sefer anlamışsındır birader.

      Sil
    9. "Emek-Değer teorisi", "artı (artık) değer teorisi" diye bas bas bağırıyoruz ama tınlayan yok!

      Daha anne karnındayken "kapitalizm" isimli en ölümcül zehir beyinlerimize enjekte edildiği için (10:23) ve (11:13) de yazan kişilerin gitgide çoğalmasını anlamak (ne yazık ki!) normal!

      Fazla değil; önümüzdeki 5 yıl içinde:
      O anlı şanlı şirketlerin, plazaların (KOBİ'ler dahil) yönetim kadrosuna; özellikle 1975 ve sonrası doğumlu, dünyanın en iyi M.B.A.'sını veren üniversitelerde eğitim satın almış, 23 yabancı dili bülbül gibi şakıyan "turbo kapitalist!" bir nesil geliyor!

      Bu kan emici turbo kapitalistlerin fil dişi ile inşa edilmiş şirket binalarında istihdam edilmek dışında bir alan bırakılmamışlara, iş başvurularını değerlendirme aşamasında, mülakata çağırdıkları damızlık adaylara soracakları ilk soru bundan sonra şu olacak: "Kapitalizmi tüm benliğinle savunacak mısın, savunmayacak mısın?! Eğer cevabın olumsuzsa, bu mülakatı devam ettirmenin hiç bir anlamı yok!"

      Fazla değil; önümüzdeki 5 yıl içinde asıl mücadele alanı:
      "Kapitalizmin kuyruğundan ayrılmayan 'birey'ci kan emiciler"
      ile
      Hakkaniyeti, insaniyeti, dayanışmayı her zaman, her koşulda savunan "Devrimciler" arasında olacak!

      Sil
    10. Ben 11:13. Arkadaşım kendi yazdıklarınla çelişiyorsun. Devlet beni tınlamıyor ben neden ekonomi politikalarıyla falan ilgileneyim, benim karnımı ekmek doyurur demişsin. Ben de onu diyorum işte takılma devlet kapısına, git başa fırsatlar kovala, ekmeğini başka yerde de bulabilirsin. Devlet olmuş kapitalistin alası, kalkmışssınız özel sektör kapitalizminden bahsediyorsunuz. Verileri buradaki çoğu insandan daha iyi yorumlayabilirsin tabi, ben yorumlayamazsın demedim. O zaman Türkiye'nin değeri haline gelmiş bir hocanın analizinin altına gelip de kadro için yakınıp, yukarıdakiler umrumda değil gibi çıkarımlar yapma. Özel ya da Devlet, nerede çalışırsan çalış ama maliye mezunu olarak az çok yukarıdaki konular hakkında fikir sahibi olmak zorundasın. Bahsettiğin kitapları sen lisedeyken okudum arkadaşım ben. 15:19'daki arkadaş: bahsettiğin kan emiciler kendine hiçbir yatırım yapmadan, iki kitap okumadan, gazete okumadan, hiçbir vasfı olmadan devlete kapaği atıp ömür boyu yatışa geçmek isteyenler olabilir mi acaba?

      Sil
    11. İki konu var. (1) Devlet üniversite mezunlarını işe alacak diye bir kural yok. Üniversite eğitimi bilim öğrenmek için yapılır. Devlette iş bulmak için değil. Devlet mutlaka bize iş versin diyorsanız bu görüşe asla katılmıyorum. Devletin kadrosu belli alacağı eleman belli. (2) Ama eğer sınavlar adil yapılsın, eş, dost, partili, makam sahibi çocuğu kayrılmasın ya da belirli eğitim alanlarına açık olması gereken alanlara her alandan adam alınmasın diyorsanız buna katılırım. herkes aynı sınava aynı koşullarla girmeli ve tamamen objektif sınavlardan geçerek işe alınmalıdır.

      Sil
    12. 18.4deki arkadaş kardeş ben lisedeyken nasıl okuyorsun ya sen bak yine çıkarım yaptı kardeş neye göre çıkarım yapıyorsun ben 28 yaşındayım. ikincisi ben diyorum ki devlet beni düşünmüyor ben neden devletin politikalarını umursayım ki bunu da nasıl çevirmişsin yok özel sektör yok bilmem ne. kardeşim her üniversite mezunu tabiki devlete giremeyecek bak burayı iyi oku bir daha yazmıcam! kardeşim 400 bin mezuna 199 kadro 400 bin mezuna yaklaşık 400 kadro veriliyor merkezi alımla neden? çünkü mülakatlı yandaş alıyorlar çünkü senin benim gibi torpili olmayanı almıyorlar ve ben mülakatlı alımların kalkıp herkesin 18,24deki gibi adil ve objektif sınavla memur olmasını istiyorum ben. umarım bu sefer anlamışsındır. herkes tabiki devlete giremeyecek ama şunlara iyi bak abdde ki kamu personel sayısı oranı bizden çok fazla mesela. birincisi devlete alım en azından belli bir oranda olmalı ikinci ve daha önemlisi o alımın çoğunluğu mülakat yandaş alıp kalan birkaç kadroya da merkezi alım yapmamalı adam gibi objektif sınavla alınmalı ben bunu söylemeye çalışıyorum. mahfi hocanın 2 konudaki fikrine de katılıyorum. genel olarak kpssden 70 alan adam tamam atanamasın genel olarak söylüyorum bak istisnaları vardır ama kardeşim 90-95 alan adam da acaba atanabılırmıyım demesın kardeşim.

      Sil
  5. Türkiye ekonomisini mars motoru bozuk arabaya benzetiyorum.bir şekilde çalışıp yola çıkılıyor zaman zaman birinin elinde patlıyor şoför kimse tabi.
    Bakalım bu sefer koltuğa kim sıra onda gibi.
    Saygılar..

    YanıtlaSil
  6. Herhalde bu sefer bir cinayetin ustu nasil ortulur incelemesi yapacagiz...

    YanıtlaSil
  7. Yatırım-tasarruf ilişkisi açısından Yunanistan ile pek fark yok denilebilir. Ancak Türkiye'nin ani yatırım hareketlerinde ani çıkışlar var, bunlar Devletin şov amaçlı yaptığı (saray vs.) yatırımları olabilir. İki ülkenin de vatandaşları tasarruf sahibi değiller.

    Enflasyon ve Bütçe ve Kamu Borç Stoku Türkiye'nin Yunanistan karşısındaki en iyi avantajı olarak görülüyor. Enflasyon yolunda Türkiye çok yol almış, Yunanistan deflasyona düşmüş. Türkiye'de gelecekte enflasyonun daha da artma riski var, dövizdeki artışa bağlı olarak.

    Bunun yanında, kamu borç stokunu özelleştirmelerle kapattığımızı unutmamamız gerek. Yunanistan henüz bizim kadar özelleştirme yapmadı, o da yapsa belki borç stokunda aynı konumu yakalayacak. Bir kriz durumunda Türkiye'nin artık özelleştirme şansı yok.

    Büyüme ortalaması Yunanistan ile aynı gibi duruyor. Cari açık durumları da geçmişten itibaren çok farklı sayılmaz. İşsizlikte şuan Türkiye'nin durumu çok daha iyi, ancak bir kriz durumunda Yunanistan ile aynı riskte olabiliriz. Bizimde genç işsizliğimiz az sayılmaz.

    YanıtlaSil
  8. hocam Türkiye de işsizlik bu değil siz de biliyorsunuz hocam. ispanyada işsizlik yüzde 25. ispanyayla Türkiye arasında aynı ölçütlere bakılarak işsizlik hesaplansa en az yüzde 30 ile 40 arasında bir şey çıkar. bizimkiler neredeyse kimseyi işsiz saymayacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de işsizlik değil iş beğenmeme var. İnsanlar depo görevlisi olarak işe başvurup 2.000 TL maaş isteyip iş bulamayınca işsiziz diye etrafa çatabiliyor. Tamam belki 2.000 TL gerçekten az bir maaş ama hayatımıza giren gereksiz harcamaları artık bize zorunlu harcama gibi geldiği için belirli düzeydeki maaşları beğenmez olduk. Ancak iş verenler her zaman giderleri kısma yönlü düşündüğü için maaşları aynı oranda arttırmadı ve halen maaşlar düşük. İşsizlik bence birazda iş verenlerin büyük patronların cebine biraz daha nasıl para sokarız düşüncesinden kaynaklanıyor.

      Devlet bu adamlardan beyaz yakalı veya mavi yakalı işçiden aldığı vergiden oransal olarak daha az vergi alıyor ama bunlar hala nasıl vergi kaçırırız nasıl maliyetleri yüksek gösteririz ama realize olan maliyeti nasıl kısarız gibi yöntemler arıyorlar.

      Sil
    2. 11:32'de yazan sayın Adsız: Ne yazık ki çok sığ düşündüğünüzü bildirmek zorundayım!

      İki tavsiye:

      KİTAP:
      "BOŞUNA MI OKUDUK?"
      TÜRKİYE'DE BEYAZ YAKALI İŞSİZLİĞİ

      HAZIRLAYANLAR: Aksu Bora, Necmi Erdoğan, Tanıl Bora, İlknur Üstün

      YAYINEVİ: İletişim Yayınları

      ADRES:
      http://www.iletisim.com.tr/kitap/bosuna-mi-okuduk/8428

      (Kitabın sunuş bölümünü okumak için:
      http://www.iletisim.com.tr/images/UserFiles/Documents/Gallery/110420120955.pdf )

      "Diploma = iş" denklemi gitgide geçersizleşiyor. Genç işsizliği ve "okumuşların" işsizliği, dünyada da Türkiye'de de istisnai olmaktan çıktı. Zamanımız kapitalizminde işsizliğin yapısal niteliği aşikâr hâle gelirken, tahsilli, kalifiye çalışanlar yani "beyaz yakalılar" da güvencesizleşme sürecinin kurbanı oluyor, imtiyazlarını kaybediyorlar. İnsanlara atfedilen ve onların kendilerine atfettikleri "anlamın" iş durumuna göre belirlenegeldiği bir yaşam dünyasında, işsizlik sadece iktisadi olmayan derin bir kriz kaynağıdır.

      Elinizdeki araştırma, Türkiye'de beyaz yakalı işsizliğinin sosyal-psikolojik yanına odaklanıyor. İşsizliğin bir sosyal deneyim olarak nasıl yaşandığına ve "hissedilen işsizliğe" bakıyor. Üniversite mezunu işsizler işsizlikle nasıl baş ediyor, hangi yöntemlerle iş arıyorlar? Ne gibi ayrımcılık mekanizmalarına tâbi kaldıklarını düşünüyorlar? Güvencesizleşen hayatta, nelere -mesela aileye- ne kadar güvenebiliyorlar? İşsizlik deneyiminden duygusal olarak nasıl etkileniyorlar? Kendilerini nasıl ifade ediyor/edemiyorlar? İşsizlik deneyiminin orta sınıf "değerleri" ve "kimliği" ile etkileşimi nasıldır? Beyaz yakalı işsizler, işsizlik sorununun kaynağını nerede görüyorlar? Neye, kime kızıyorlar? İşsizlik, onları "bir şeyleri düşünmeye", "bir şeyler yapmaya" sevk ediyor mu?

      KPSS "belası", ataması yapılmayan öğretmenlerin sıkıntıları ve mücadeleleri, "kullan-at" tarzı istihdamın belli başlı örneklerinden banka çalışanlarının işsizlik deneyimleri ile ilgili gözlemler de bu sorgulamaya eşlik ediyor. Beyaz yakalı işsizleri dinleyen ve onları konuşturan bir kitap...

      ===>

      Sil
    3. KİTAP:
      "İŞSİZ YAŞAM"
      İŞSİZLİĞİN VE İŞ GÜVENCESİZLİĞİNİN BİREY VE AİLE ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

      HAZIRLAYANLAR: Nebi Sümer, Mehmet Harma, Nevin Solak

      YAYINEVİ: Koç Üniversitesi Yayınları

      ADRES:
      http://www.kocuniversitypress.com/books/issiz+yasam:+issizligin+ve+is+guvencesizliginin+birey+ve+aile+uzerindeki+etkileri

      Yaygın işsizlik ve iş güvencesizliği bireyi, aileyi ve bütün toplumu derinden etkileyen kronik sosyal sorunlarımızdır. Son yıllarda yapılan kamuoyu araştırmaları sözbirliği etmişçesine, işsizliğin Türkiye'nin en öncelikli sorunu olduğunu göstermektedir. Siyasi görüşten bağımsız olarak bütün toplum öncelikle işsizlik sorununa bir çare bulunmasını beklemektedir. İşsizlik ve iş kaybetme korkusu (iş güvencesizliği) genellikle ekonomik bir sorun olarak görülmüş, yol açtığı bireysel dram ve yıktığı hayatlar gazetelerde haber olmanın ötesine pek geçememiştir. Öncelik taşıyan bu sorunumuz Türkiye'de bütün boyutlarıyla bilimsel olarak incelenmemiştir.

      İşsiz kalmak ya da her gün işten çıkarılma korkusu yaşamak kişinin ve yakın çevresinin sağlığını tehdit etmektedir. Uzun süren işsizlik ekonomik adaletsizlik ve sosyal dışlanmışlığın yanı sıra, yüksek stres, depresyon, kaygı, kalp ve damar hastalıkları gibi pek çok psikolojik ve fiziksel sağlık sorunlarına yol açmaktadır.

      Elinizdeki kitapta, Türkiye'de işsizliğin ve iş güvencesizliğinin birey ve ailesi üzerindeki psikolojik ve fiziksel etkileriyle bunların çalışma hayatına yansımaları geniş bir örneklem üzerinde derinlemesine incelenmiştir. Kitapta, aynı zamanda, ilgili alanlardaki temel araştırmalar ve işsizliğe ilişkin güncel istatistikler özetlenmiş, etkili destek ve çözüm önerilerine yer verilmiştir. Bu kitap, başta alanda çalışan psikologlar olmak üzere, bu konularda araştırma yapan sosyal bilimciler, karar verme konumunda olanlar, sendikacılar ve bizzat işsizler ve işini kaybetme korkusu yaşayanlar için yararlı bir kaynak niteliğindedir.

      Sil
    4. kardeş sen neden bahsediyorsun ya ? dolar cinsinden hesapla bakiyim dandik avrupa ülkeleri dediğimiz kaç ülkeden geriyiz? sen türkiyedeki kayıtdışılığı biliyormusun? sen kimleri işsiz kimlerin işsiz sayılmadığını biliyormusun? iş beğenmeme varmış. kardeş sen üniversite bitiriyorsun sana asgari ücret ya da asgari ücretin bir tık üstünü teklif ediyorlar istersen gelme dışarda eleman çok diyorlar sen neden bahsediyorsun ya. işbeğenmeme varmış. ulan adam mühendis kendi alanında çalışamıyor saçma sapan işler yapıyor üretim yok birşey yok diye. harbi sinirlendim ya.

      Sil
    5. üstteki adamın kafası patron kafasıyla yazılmış kendileri yüzbinde birlik grupta tabi kim takar üniversite mezunlarını. herbişeyi kendi dünyaları etrafında döndüklerini sanıyorlar.

      Sil
  9. Bence en önemli fark 2007 krizi sonrasi ortaya cikiyor. Yunanistanda bu tarihten sonra yatirimlar ciddi sekilde azalirken issizlikte buna paralel artiyor. Bu durum Yunanistanin buyume rakaminida oldukça olumsuz etkilerken 2007 krizinde ve sonrasinda Türkiyenin nispeten daha güclü kalabildigi goruluyor. Kamu borç stogu bu tarihten sonra neredeyse paralel ve diger tarafta da tasarruflarda Yunanistana gore daha az bir dusus var. Bence Türkiyenin en onemli guclu taraflarindan biri Bankacilik sektorunun guclendirilmis ve iyi denetlenen bir sektor olusu. Turkiyenin dunya capinda 2007 krizine benzer bir kriz veya onemli bir savas durumu olmadigi surece Yunanistana benzer bir kriz yasamasi zor görünüyor.

    YanıtlaSil
  10. Sondan başlarsak cari açık azalma sürecinde görünüyor.Kamu borç stoku da azalıyor ancak eskiden beri hasıla içindeki payına baktığımızda 20'lerin altına da düşmeyen bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz,buna göre ortalama seviyesine kavuşmuş denebilir.Tabi borçlanmanın içinde ki TL ve döviz yüzdesi de önemli. İşsizlik bu şekilde devam ettiği takdirde artan nüfusu da düşündüğümüzde ciddi bir sorun olarak artmaya devam edecek gibi görünüyor. Dolayısıyla sınırlı kaynaklarımızın israf edilmemesi ve verimli yatırımların yapılması gerekiyor. Çünkü yatırım tasarruf dengesi son yıllarda iyiye gitmiyor ve yatırımlar azalıyor. Yatırımların azalması istihdam artışının kısa vadede gerçekleşemeyeceğini gösteriyor. Büyümede durgun bir sürece girmiş görünüyor ki yıllardır büyümede bir istikrar sağlayamadığımız bir gerçek. İşsizlikle birlikte durumun ileride enflasyonu artıracağını söyleyebiliriz.

    YanıtlaSil
  11. Yunanistan '' olmuş '' ; Türkiye '' olmamış '' (ham manasında). Yunanistan dipte , biz daha dibe düşmedik . Bizimde krizimiz olacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Acılı mı, acısız mı olacak?

      Sil
  12. Mahfi Bey, bahçenizdeki patates ?

    İstihdam etmeye hazırsanız koşa koşa gelirim ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam patatesleri bende soracaktim. Bizim oğlan;
      -Baba, bana Mahfi amcanın patateslerinden getir deyip duruyor.
      Nereden diline dolandiysa bilmiyorum.

      Sil
    2. Bir ay daha sabredeceğiz. Sonra toprağı eşeleyip bakacağım.

      Sil
    3. Peki sonuç ne olursa olsun beni istihdam edecek misiniz ?

      Sil

  13. 1) Yatırım/GSYH ve Tasarruf/GSYH : Genel görünüm itibariyle tasarruf ve yatırımlarımız azalma eğilimindedir. 1980’den 2000’lere gelinirken, zaman zaman birbirlerinden sapmalar yaşasalar da genel görünüm itibariyle tasarruflar ile yatırımların birbirleriyle dengeli biçimde ilerlediğini görüyorum. Fakat 2000’den günümüze kadar olan kısımda gözle görülür bir biçimde tasarruf-yatırım dengemizin tasarruf aleyhine bozulduğu görüyorum. Bu da bize, dışarıdan tasarruf ithali yaptığımızı gösteriyor. Keza 2000’lerden sonra dünyanın ekonomik konjoktürüne bakarsak genişlemeci para politikalarının hakim olduğunu ve bu sıcak parayı yüksek reel faiz vererek çektiğimizi böylelikle tasarruf-yatırım açığımızı bu şekilde telafi ettiğimizi gösteriyor.
    2) Büyüme(%) : Grafikte gördüğüm kadarıyla büyüme oranımız yukarıda değindiğim yatırım oranımızdaki düşüşe paralellik göstermiş olup son yıllarda düşme eğilimindedir. Ve grafikte olmayan fakat benim görüşlerim çerçevesinde bu düşüş eğilimi devam edecektir. Çünkü 2000’lerden itibaren dünyada süregelen ucuz para dönemi, FED’in para musluğunu kesip bu yıl sonunda artırması muhtemel olan faizlerle son bulacaktır. Bu durum, bizim gibi sıcak paraya muhtaç bir ekonominin üstünde Demokles’in kılıcı gibi salınmaktadır.
    3) İşsizlik (%) : Yatırım ve buna bağlı olarak büyüme oranımızdaki düşüş, son yıllarda, grafikten de görüleceği üzere işsizlik olarak vücut bulmaktadır.
    4) Enflasyon (%) : Grafikte gördüğüm üzere enflasyon oranımız 1980’lerden 2000’lere kadar zaman zaman artıp azalsa da aşırı yüksek bir seviyededir. Bu oran 2000’lerden sonra gözle görülür biçimde bir azalma eğilimine girmiştir. Hatta bu durum zamanın AKP iktidarı için bir övünç kaynağı olmuştur. Kısmen de olsa doğrudur. Fakat bu dezenflasyon süreci sadece bizim ülkemize has değil dünyanın genelinde görülen durumdur. Bunun başlıca sebepleri şunlardır; A) Çin’in 2001 yılında WTO’ya (Dünya Ticaret Örgütü) üye olması dolayısıyla dünyanın maliyeti düşük ürünlere kolayca ulaşabilmesi. B) 2000’lerdeki ucuz para trendi sayesinde ürünlerin dolar bazında değerleri düşmüş ve ülkelerin katlandıkları maliyetler azalmıştır.
    Bütün bunlara rağmen halen hedeflediğimiz enflasyon oranlarını yakalayabilmiş değiliz. Bunun birçok dış sebebi olsa da (petrol, doğalgaz fiyatlar vs..) aklıma gelen bir iç sebebi siyasilerimizin Merkez Bankasını zor durumda bırakacak ve baskı altına alacak söylemleridir. Politika ve araç bağımsızlığına sahip olan Merkez Bankamızın üstündeki bu baskı, gereken durumlarda gereken kararların alınamaması olarak ülkemize bir maliyet yüklemektedir. Bu maliyetlerden bir tanesi de enflasyondur.
    5)Bütçe Açığı/GSYH (%): Grafikte görüldüğü üzere 80’lerden 2000’lere kadar bütçe açığı artma eğiliminde olup yaklaşık 2001 den sonra azalma eğilimine girmiştir (Küresel Finans Krizinin tüm dünyayı vurduğu 2008-09 yılları hariç). Bütçe açığımızdaki bu azalmanın en önemli sebepleri özelleştirmeler ve 2B arazilerinin satışı olmuştur. Yani deyim yerindeyse babamızın mirasını yiyerek caka satmışız ve işin kötü tarafı bu gelirler bir seferlik olup geri dönüşü yoktur.
    6)Kamu Borç Stoku/GSYH (%) : Kamu borç stoğumuz ise eskiye nazaran AKP dönemiyle beraber azalıyor. Buna karşılık özel kesim borç stoğu/gsyh oranı ise artıyor.(sizin verdiğiniz grafikler arasında olmamasına rağmen). Yani eskiden devlet vasıtasıyla borçlanırken artık özel kesim yoluyla borçlanma yolunu tercih ediyoruz.
    7)Cari Açık/GSYH (%): Tasarruf açığımızın ne denli düşük olduğunu bize hatırlatan belki de en önemli ve sansasyonel grafiğimiz budur. Grafikte görüldüğü üzere cari açığımız 80’lerden 2000’lere kadar zikzak çizse de belli bir bant aralığında salınmaktadır. Fakat, takriben AKP dönemi ile beraber, açığımız gözle görülür biçimde negatif olarak artış göstermektedir. ‘’Karşılandığı müddetçe cari açık sorun değildir’’ gibi bilimsel olmayan bir yaklaşımla bugüne kadar önlem alınmamış olan cari açık sorunumuzun akıbeti asıl bundan sonra merak konusu uyandırmaktadır. Çünkü artık kolay para dönemi bitmekte ve enkaz bizi beklemektedir.

    YanıtlaSil
  14. Hocam blog yorumumun hepsini kabul etmedi (4096 yazı karakteri engeline takıldım) o yüzden geri kalanı da ayrı olarak paylaşmak istedim. Yukarıda yaptığım yorumlardan çıkardığım sonucu paylaşmak isterim

    SONUÇ

    Verilen grafiklerin hemen hemen hepsinde gördüğüm üzere grafik iki parçaya ayrılıyor: Birinci parça 1980’lerden 2000’li yılların başlarına kadar olan dönem. İkinci parça ise AKP dönemine rastlayan ve günümüze kadar olan dönem. Elle tutulur olan grafikler bütçe açığımız ve belki de biraz enflasyon. Fakat bunların iç yüzünü ise yukarıda elimden geldiği ve bilgimin yettiği ölçüde açıklamaya çalıştım. Ve buradan kişisel olarak çıkardığım sonuç ise Mahfi hocamın sürekli dile getirdiği Yapısal Reformların acil olarak hayata geçirilmesidir. Çünkü grafiklerde gördüğüm; tüm bu olumsuzlukların temelinde, çürümüş olan ve reformize edilmesi gereken bir çok mesele olduğudur. Yapısal Reformlar yazısını okumamış arkadaşlarımın bu yazıyı okuması için linki paylaşıyorum. http://www.mahfiegilmez.com/2014/03/yapsal-reformlar-rehberi.html
    Saygılar,
    Kıvanç Altıntaş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ikinci doneme AKP donemi derken dikkatli olmak lazim diye dusunuyorum. Bu sekilde ifade edildiginde, bu donemi kafasinda AKP politikalari ile iliskilendirenler olabilir. Halbuki bu donem AKP'den once baslar ve aslen Dervis'in politikalaridir. AKP, bu politikalari, imzalandigi uzere mecburen devam ettirmis ve yanlis sekilde basari ile iliskilendirilmektedir. Zira bu imzalarin gecerliligi bittiginde AKP'nin kendi koydugu politikalarla cokus baslar.

      Sil
    2. Kemal Derviş'in etkileri olduğu dogrudur fakat sonuç olarak o dönem AKP dönemine rastlamaktadir. Amacım sadece ilgili kısmı detaya girmeden belirtmekti. Zira analizi sizin dediğiniz gibi kişilere kadar indirgersek sayfalar almaz.

      Sil
    3. "Yani eskiden devlet vasıtasıyla borçlanırken artık özel kesim yoluyla borçlanma yolunu tercih ediyoruz." bu cumleyi biraz daha açabilir misiniz kıvanç bey. Neden devlet vasıtasıyla değil de özel kesim yoluyla borçlanma yolunu tercih etmekteyiz ?

      Sil
    4. Eskiden devlet, önemli olan sektörlerde önemli bir aktör iken, son on küsür yılda kârlı alanlarda meydanı özel sektöre bırakmış ve haliyle de özel sektörün borçlanmasının önünü açmıştır. Böylelikle devlete oranla özel kesimin daha çok borçlandığını görüyoruz.

      Sil
    5. Cevap aslında çok basit:

      Şu örnekle anlatalım: Bir mezhebin üyesi olmayı kafanıza koyduysanız, o mezhebin dergâhına gidersiniz. Size o mezhebin yüzyıllardır süregelen ritüelleri ya anlatılır ya da yazılı olarak verilir. İlk önce, ilk adım aşamasında, o ritüelleri yerine getirmeniz şart koşulur, ondan sonra üyeliğe geçişinizin gerçekleşme olasılığından size bahsederler. Yani bir nevi 'usta/çırak ilişkisi' gibi düşünebilirsiniz.

      Özel sektör yoluyla borçlanmayı tercih etmek ise; 'kapitalist kan emiciler' sınıfına geçiş yapabilmek için yerine getirmeniz gereken şartlardan biridir! Unutmayınız ki; sadece bu yolu seçmekle sizi doğrudan içlerine almazlar!

      Biraz daha ilerlersek:
      Örneğin;
      Artık İtalyan modasını takip etmeniz,
      Fiyakalı takım elbiseler giymeniz,
      Sinek kaydı veya şekilli tıraş olmanız,
      Hergün kuaföre gidip saç bakımı ve makyaj yaptırmanız,
      Kaliteli parfümler sıkmanız,
      Starbucks'da içtiklerinizin fotoğraflarını instagram da paylaşmanız,
      Forbes, The Economist gibi yayınları elinize alıp okuyormuş gibi yapıp fotoğrafları facebook da paylaşmanız,
      'İşçi düşmanı' olmanız,
      Milton Friedman başta olmak üzere 'kapitalist'lerin çok büyük bölümünün peygamber listesini, onların hayat öykülerini ezbere bilmeniz ve katıldığınız her platformda iştahla anlatmanız,
      Apple, google, Elon Musk, Mark Zuckerberg, microsoft, virgin atlantic ve benzerlerinin müptelası olmanız gibi peşi sıra gelen şartları da uygulamanız size dayatılır!

      'Devlet'i her zaman ve her yerde kötülemezseniz; üzgünüz ama 'kapitalist'ler sizi asla içlerine almazlar!

      Sil
  15. İki kişi belimi büktü: Cahil dindar, rezil alim!

    Hz. Ali

    YanıtlaSil
  16. Hocam, kutuyu açtırmaya çalışmıyorum:

    Siz faiz haramdır sözünü ilk ne zaman duydunuz?

    Çocukluğunuzda duyuyor muydunuz? Lise, üniversite hayatınıza başladığınızda mı duydunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada bence Faiz'i dinle özleştirmemek biraz daha yatırımların ekonomiye katkısına bakmak gerekiyor. Bundan 15-20 sene önce insanlar ayda %10 faiz alıyorlardı. Artık para babaları zengin amcalarımız yatırım yapıp iş kurmak yerine kiradaki evini bile satıp bankaya faize veriyorlardı. Bazı kesimler gene bu günlere gelmek ve yatırım yapmadan risk almadan işçinin emekçinin sendikanın belediyenin hükümetin onun bunun derdiyle uğraşmadan tek muhattap bankayı vs alarak para kazanmak istiyor.

      O yüzden faizi dinle unlayıp bulamadan önce sosyal hayata etkisi düşünülüp konuşulmalıdır.

      Sil
    2. Benim çocukluğumda, gençliğimde din adamları "haram olan tefeci faizi" derlerdi. ben doğru yorumun bu olduğuna inanıyorum. Çünkü o dönemde bankalar yoktu, devletin denetimi yoktu. Faiz, anaparayı geçiyordu. Bugün faiz dediğimiz şey (reel faiz) yüzde 1 - 2 düzeyindedir ve bana sorarsanız kârdan da kira artışından da daha makul bir düzeydedir.
      15 - 20 sene önce insanlar yüzde 10 reel faiz alıyordu yorumu doğrudur. Onun nedeni devletin hesabını kitabını bilmemesindendi. Bugün böyle faiz yok. Ama bu sefer de gereksiz bir konut alımı var. İleride prim yapacak diye insanlar paralarını taşa betaona yatıra yatıra tabiat katledilip duruyor? Hangisi daha iyi diye sorsanız net bir yanıtım yok.

      Sil
  17. 1) Türkiye ekonomisinde yatırım-tasarruf eşitliği son yıllarda bozulmuş ve tasarruflarda düşme yani harcama artmıştır.Buna karşılık yatırım harcamalarında artış olmasına rağmen bu dönemlerde hızlı azalmalar vardır. Bu durum bize piyasada ki güvensizliği göstermektedir.
    2) Büyümede istikrarsızlık görülmektedir bu durum uygulanan politikanın yetersiz olduğunu gösterir.
    3)işsizlikte artış ve enflansyon da düşme görülmektedir bu durum enflasyonist bir politikanın varlığını gösterir. Enflasyonda belirli bir konuma gelinmesine rağmen işsizlikte artış devam etmiştir.
    4)Bütçe açığında dalgalanmalar ile birlikte bir toparlanma söz konusu olmuştur. Kamu borç stoklarında meydana gelmiş olan fazlalığın azaltılması çabaları fayda göstermiştir ve azalma vardır. Fakat bu arada özel kesimin borcunun arttığı da bilinmektedir.
    5)Cari açıkta meydana gelen artış çok net bir şekilde görülmektedir. İhracatımızın yetersiz olduğu görülmektedir. Katma değeri daha yüksek ülke ekonomisine daha fazla getiri getirecek ürünlerin üretimini yapmamız gerekmektedir. Aynı zamanda ithal edilerek yapılan ihracatta ithal oranını azaltmak gerekmektedir.
    Sonuç olarak:
    Uygulanan politikalarda eksiklikler vardır işsizliğin yükselmesi, büyümenin aşırı dalgalanması ve istikrarsızlık, katma değeri düşük üretim ve yetersiz ihracat bunu göz önüne sermektedir. Ekonomide reformlara ihtiyaç vardır ve bu reformların istikrar sağlaması önemlidir. İstikrarsızlık devam ettikçe yatırımlarda da daha fazla azalma meydana gelecektir.

    YanıtlaSil
  18. Göz önüne alınması gereken bir kriter daha var hocam o da nüfus.
    Yunanistan : 11 milyon
    Türkiye : 77 milyon
    7 Kat yoğunuz.

    YanıtlaSil
  19. Hocam benim bu grafiklerden gördüğüm tek şey iki bozuk televizyon. Aralarındaki tek fark birisi bozulduğu için atılmış diğeri ise sadece orada varolduğu belli olsun diye kendi sehpasının üzerinde paşa paşa yatıyor.

    YanıtlaSil
  20. hocam konuyla alakasız olacak ama ben bu sene iktisat bölümünü bitirdim. seneye kpss ye hazırlanacağım, yabancı dilim yeterince iyi değil. şu an için ne yapmam gerektiği hakkında pek bir fikrim yok, askere gidersem taze bilgilerimi unutmaktan korkuyorum. yüksek lisansa girmeyi de düşünüyorum, sizce hangi bölümde yüksek lisans yaparsam özelde ve kamuda bana katkısı fazla olur? ve hangi bölümde yüksek lisans akademik kariyer için avantajlı olur? bir sene hazırlık var yüksek lisans programlarında o arada ingilizceyi halledebileceğimi düşünüyorum. yardımcı olursanız sevinirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk önce şunlarla başlamanızı öneririz:

      * 46.000’in üzerinde İngilizce, Portekizce, Almanca ve Fransızca ücretsiz e-kitaba ulaşabileceğiniz adres: http://www.gutenberg.org/

      * Çoğu İngilizce ücretsiz e-kitap için adres: http://manybooks.net/

      * Çoğu Türkçe ücretsiz e-kitap (bazı kitaplar tam hali ile, bazıları özet halde) için adres: http://www.ozetkitap.com/

      * İngiltere’nin neredeyse tüm dünyada bir tür ajans haline gelmiş, saygı duyulan ve 1934’ten beri kalitesinden taviz vermeyen ‘The British Council’ kurumunun ana adresini ve YouTube kanalını inceleyebilirsiniz:

      Ana adres: http://learnenglish.britishcouncil.org/en/

      Pratik yapmak için YouTube kanalı: http://www.youtube.com/user/BritishCouncilLE/videos

      * 5 dk ila 40 dk arasında sürelere sahip videolarla İngilizce diyalogları takip ederek pratik yapabilirsiniz.
      YouTube kanalı: ‘Learn English Conversation’
      http://www.youtube.com/user/kenhhoctienganh/videos

      * Mumbai’de (Hindistan) faaliyet gösteren ‘Learnex’ adlı kurumun hazırladığı, farklı aksanlarda İngilizce diyalog videolarını takip ederek pratik yapabilirsiniz.

      Ana adres: http://learnex.in/

      YouTube kanalı: ‘Learn English with Let’s Talk - Free English Lessons’
      http://www.youtube.com/user/learnexmumbai/videos

      Yine aynı kurumun hazırladığı gramer kanalı: ‘English Grammar Lessons’
      http://www.youtube.com/show/englishgrammarlessons/videos

      Yine aynı kurumun hazırladığı aksan pratiği kanalı: ‘Accent Training’
      http://www.youtube.com/show/accenttraining/videos

      * 1806’dan beri faaliyet gösteren, ABD/Massachusetts’te kurulmuş; sözlük & gramer üzerine referans bir kurum olarak kabul gören ‘Merriam-Webster’ın YouTube kanalı:
      http://www.youtube.com/user/MerriamWebsterOnline/videos

      * ‘Listening (Dinleme)’ pratiği ve daha çok bağlaçlar & edatlar üzerine YouTube kanalı:
      http://www.youtube.com/user/CrownAcademyEnglish/videos

      * Daha çok TOEFL hazırlığı yapanlara yönelik ipuçları ve pratik öğrenme metotları videoları için YouTube kanalı: http://www.youtube.com/user/NoteFulldotcom/videos

      * ‘English as a second language (ESL)’ temeli üzerine videolar için YouTube kanalı:
      http://www.youtube.com/user/NoteFullESL/videos

      * Sadece İngilizce öğretmek amaçlı olmayıp; dünya tarihinde önemli olayların 5-15 dk’lık videolarını izleyip pratik yapmak için YouTube kanalı: ‘Crash Course’
      http://www.youtube.com/user/crashcourse/videos

      * ABD’li oyuncu ve müzisyen Amy Walker kendi YouTube kanalında belirli periyotlarla İngilizce aksan pratiği ve diğer ipuçları üzerine videolar yüklüyor: http://www.youtube.com/user/amiablewalker/videos

      * Sadece İngilizce değil, diğer sahalarda da; matrislerden Pisagor teoremine, sanat tarihinden psikolojiye, altın orandan logaritmik fonksiyonların noktalarını belirlemeye, merağın öneminden altrüizme (özgecilik) kadar 2-15 dk’lık videolar için YouTube kanalı: ‘Khan Academy’
      http://www.youtube.com/user/KhanAcademyTurkce/videos

      Aynı kurumun İngilizce kanalı için: http://www.youtube.com/user/khanacademy/videos

      * ABD’de ‘işte bir başka YouTube yıldızı daha’ diye anılan Michael Stevens’ın 2010’da açtığı ‘Vsauce’ adlı kanalda:

      ‘Dünyada toplam kaç para var?’
      http://www.youtube.com/watch?v=w2tKg3E53DM

      ‘Beyni olmasaydı insan ne yapardı?’

      ‘Niçin alkışlarız?’

      ‘İnsan niçin sıkılır?’

      ‘Dünyada kaç adet fotoğraf çekildi?’

      ‘Eğer dünya, yörüngesinde dönmekten dursaydı ne olurdu?’

      ‘Niçin bazı kelimeler kötü addedilir?’

      ‘Dünyanın en kısa şiiri hangisi?’

      ‘Niçin üzerimize kıyafet giyiyoruz?’

      ‘İsimler nereden gelir?’

      Ve daha onlarca soruya bilimsel altyapısını titizlikle araştırarak cevaplar hazırladığı 5-15 dk’lık videolar için YouTube kanalı:
      http://www.youtube.com/user/Vsauce/videos

      http://www.mahfiegilmez.com/2014/11/ingilizce-ogrenmek.html

      Sil
  21. En çarpıcı grafiğin büyüme grafiği olduğu kanaatindeyim. Zira 2011 yılından itibaren Yunan ekonomisi büyümede ki kayıplarını telafi ederken Türkiye ekonomisi büyümede ivme kaybetmiş görünüyor. Kim krizde kim değil anlayabilen beri gelsin

    YanıtlaSil
  22. Hocam

    1950 yılından bu yana yıllık büyüme oranlarını listeledikten sonra her yıl tek başına iktidar mı yoksa koalisyon hükümeti mi şeklinde karşına yazıp istatistik olarak incelediğimde şu sonuç ortaya çıktı. (Sivil olmayan ve geçici hükümetler hariç ve yılın çoğunluğunda hangi hükümet varsa onu belirterek). Koalisyon ve tek başına iktidar hükümetlerinin büyüme oranına etkisi arasında fark var mı diye baktığımızda istatistiki olarak farkın olmadığını gördüm. Fark var dersem alacağım risk (%16). Sizinle paylaşmak istedim.

    Saygılar

    YanıtlaSil
  23. Mahfi Bey Merhaba,
    Yatırım ve tasarruf açığı Yunanistan’a kıyasla daha fazla. Özel sektör dış borcu tehlikeli boyutlarda ki bu da yatırımları sekteye uğratıp açığın kapanmasına neden olabilir ( yatırım ve tasarrufların birleşmesi). Kur riski bunu tetikleyen faktör diye düşünüyorum.

    Reel Büyüme pozitif yönde olmasına karşın geçen haftaki analizler ışığında lüks tüketimden kaynaklı bir büyüme söz konusu. Zaten tüketim harcamaları ve ithalat verileri bunu kanıtlayacak seviyede. Kısacası dış kaynak ile alınan paralar verimli şekilde kullanılmamış. Yunanistan kadar olamsa da bizde dış kaynağı büyümeyi artırıcı biçimde kullanmamışız. Buna ek olarak, maalesef dış kaynak büyümemiz için elzem bir faktör. Dışarıdan gelecek para olmadan büyüyemiyoruz. Özellikle dolar olarak borçlandığımız için ve FED in etkisi ile kur riskini cidd biçimde alıyor olmak reel büyümemizi Yunanistan seviyelerine getirebilir.
    İşsizlik anlamında Yunanistan’a göre daha iyi durumdayız. Yatırımları verimli hale getirmedikçe mevcut ve iş yaratma gücümüzü kaybedebiliriz. Özellike dış kaynakta yaşanacak geri dönüş işsizliğimizi %15 seviyelerine götürebilir.
    Enflasyon yükseliş trendi içine girmiş durumda. Özellike dolar bazlı maliyetlerin artması (hammadde, petrol, doğalgaz) maliyet enflasyonunu tetikleyecek nitelikte. Stagflasyona gitme potansiyeli var. Sonuçta beklentilerdeki bozulma ile üretimin ve talebin negatif yönde etkileneceğini düşünüyorum Bizden farklı olarak Yunanistan da deflasyon riski görmekteyim.
    Bütçe açığındaki iyileşme kamu borç stokuna da olumlu yansımış durumda. Yunanistan’a kıyasla daha iyi durumdayız diyebilirim.

    Cari açık zaten yatırım tasarruf grafiğinden de anlaşılacağı üzere Yunanistan’ a kıyasla daha kötü trend içine girmiş durumda. Yatırımımızın büyük bölümünü dış kaynak ile yapıyor olmamız, enerji maliyetlerindeki artış vb faktörler kırılganlığımızı Yunanistan’a kıyasla daha riskli hale getiriyor. Bu da risk primimiz ve borçlanma maliyetimizi yukarı taşıyan bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada Yunanistan ile birebir benzerlik olmasa dahi paralel bir eğilim içinde olduğumzu söyleyebilirim.
    Ek olarak, Yunanistan da bizim yaşadığımız politika riski yok. Halk yeni liderine bağlanmış inanmış durumda. Bizim hala belirsizliğimiz sürüyor olması ülkedeki risk algısını yükseltiyor.
    Kısacası, büteç açığı, kamu borç stoku dışında Yunanistan ile (rakamsal anlamda kendilerine göre daha pozitif gözüksek dahi) eğer gerekli önlemler alınmaz ise benzer riskleri yaşayabileceğimizi düşünüyorum. Türkiye’de stagflasyon Yunanistan’da deflasyon riski görüyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi çok kaygan zemindeyiz ve yanlış bir hareketşimiz bizi Yunaniztan’a yaklaştıracaktır diye düşünüyorum.
    Sevgiler..Selamlar..
    Ersin Üstsoy

    YanıtlaSil
  24. Hem yatırımlarımız hem tasarruflarımız azalma eğiliminde olmasına karışın, yatırımlarımız tasarruflarımıza göre daha fazla. Bu yatırımın dış borçlanma ile karşılandığını göstermektedir. Kamu borç stoğunda yıldan yıla azalma görüldüğü için, dış borçlanmanın özel sektör tarafından gerçekleştirildiği sonucunu çıkartabiliriz. Özel kesim borç stoğunun artması piyasa riskini beraberinde getirecektir.

    Büyümenin istikrarsızlığına karşın, enflasyonda kısmen bir çizgi yakalanmıştır. Fakat işsizlik rakamlarındaki artış dikkat çekicidir. Bu durum, ekonominin katma değerinin az oluşu, uzun vadeli yatırımların az oluşu, üretime dayalı büyümenin olmadığı anlamına gelir. Uzun vadeli yatırımlar düşük ise, yukarıda belirttiğim yatırımlar kısa vadelidir. Kısa vadeli yatırımın Türkiye gibi piyasa riski yüksek bir ülkeye gelebilmesi için ise faizlerin yüksek olması gerekir. Aynı zamanda cari açığımızın artışı, yani ihracatımızın ithalatımıza oranla düşük kalması üretimden görece uzaklaştığımızı gösterir. Cari açık konusunda altını çizmemiz gereken iki nokta olduğunu düşünmekteyim. Birinci enerji ithalatı bağımlılığımız, ikincisi orta ve düşük seviye teknoloji kullanmamız. Grafiklerden çıkaramasak da üretimde kullandığımız teknoloji seviyemiz ile global piyasada rekabet girmemiz çok zor.

    Grafiklerden anlaşılacağı üzere ülkeyi bekleyen bir tehlike mevcuttur. Nasıl kendimizi savunuruz? Blogu takip eden herkesin ortak cevabı var: yapısal reformlar. Hangi konularda nasıl olacak yapısal reformlar?

    1- Yargı reformu. Örnek, ihracatçılar birliği ödül töreni
    2- Eğitim reformu. Rasyonel düşünen, analitik yorumlar yapabilen bireyler yetiştirebilmek. Örnek: Bu blogta yer alan son iki yazı.
    3- Teknoloji reformu.
    4- Sevgi, saygı reformu. İnsanımızı sevmekle, saygı duymakla, güvenmekle başlayacak her şey.

    Saygılarımla,

    SKK

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin Shah Rukh Khan (SRK) ile bir akrabalığınız var mı?

      Sil
  25. Hocam, Yatırım/GSYH, İşsizlik, Bütçe Açığı ve Cari Açık bu dört grafik Ülkemizin durumunu özetlemek için yeterli datayı bize sunuyor. Ülkemize girişlerin, özelleştirmeler veya sebebi açıklanamayan net hata noksanlarla düzeltilmeye çalışılması dönemsel kısmi düzelmeler sağlasada, Yatırımı artırıcı teşviklerin ve düzenlemelerin yetersizliği genel istikrarın oluşmamasını sağlamaktadır.
    Sizin de her zaman savunduğunuzu düşündüğüm Yapısal Reformların bir an önce hayata geçirilmemesi halinde, Yunanistan örneğinde karşılaştığımız, Yatırımlar da düşüş, işsizlik artışının devamı, büyüme deki düşüşün devamı sonucu doğacaktır.
    Ancak yunanistan ile farklılaştığımız en temel grafik Kamu borç stoku/GSYH olarak dikkatimizi çekiyor. Yunanistandaki uzun yıllardır artış gösteren Kamu borç/GSYH oranı bizde daha çok stabil, hatta düşme eğiliminde görünüyor. ( şimdilik :) )

    YanıtlaSil
  26. Sayın Hocam, Kamu borç stoku / GSYH grafikleri yanında Özel sektör borç stoku /GSYH grafiği de bulunursa değerlendirmeye katkıda bulunur mu acaba?

    YanıtlaSil
  27. hocam, yorumdan ziyade sorum olacak. bir ülkenin kamu borç stoku / özel kesim borcu kıyaslandığında hangi tarafın borcunun yüksek / düşük olması ülke lehine bir durumdur. Yada böyle bir genelleme yapılabilir mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir genelleme doğru olmaz. İkisinde de ölçünün aşılması iyi değildir.

      Sil
  28. http://www.tradingeconomics.com/turkey/gdp

    http://www.tradingeconomics.com/greece/gdp

    YanıtlaSil
  29. Saygıdeğer Hocam ;

    Öncelikle Türkiye için konuşacak olursak;

    2001 Ulusal Ekonomik Krizi ve 2009 Küresel Ekonomik krizlerin etkisi çok açık şekilde gözükmektedir.

    Yatırımlar (Güven ile doğru orantılı) ; AkParti döneminde artmış olup 2009 Küresel kriz ile tasarruflar seviyesine inmiştir.
    Büyüme ; 2001 ve 2009 ekonomik krizleri ile birlikte trend olarak dip yapmış akabinde hızlı bir şekilde toparlanmıştır.
    İşsizlik ; Büyüme ile ters orantılı olarak krizler döneminde artmıştır.
    Enflasyon; Enflasyon seviyesinde ise önemli bir değişim gözükmüyor. (Krizlere bağlı olarak)
    Bütçe Açığı : Kriz dönemlerinde artmıştır.
    Kamu Borç Stoğu : 2001 Ulusal Kriz Küresel krize oranla çok daha fazla artış göstermiştir.
    Cari Açık: 2001 ve 2009 yılı krizlerinden etkilenerek artmıştır.

    Yunanistan ile ilgili yorumlarımızı söylemiş olduğunuz gibi 2009 Küresel Krizi ve 2011 başlayan ve günümüze kadar süren Ulusal krizi göz önüne alarak değerlendirmemiz gerekmektedir.

    İyi Çalışmalar

    YanıtlaSil
  30. hocam hani bundan sonraki analizlere banka dışı özel sektör borcunu da katacaktınız? :) Türkiye'nin son 10 yıl verileri şöyle:
    - banka dışı özel sektör borcu 2004'te 182,1 milyar TL, 2014'te 1186,1 milyar TL
    - banka dışı özel sektörün GSYH'si 2004'te 432,2 milyar TL, 2014'te 1378,9 milyar TL
    dikkat ederseniz son 10 yılda özel sektör borcu %550 artarken, özel sektör GSYH'si sadece %220 artmış. ki bence Türkiye ekonomisinin en önemli problemi budur. hem tasarruf edemiyor, borçlanıyor, cari açık veriyor, hem de borçlandığı parayı verimli kullanamıyor çünkü inovasyon yeterli değil. analize bu rakamlar dahil edilmezse çok eksik kalacağını düşünüyorum.
    (aslında Türkiye kamu kaynaklarının da verimli kullanamıyor ama özelleştirmeler ve özel sektör borcundaki hızlı artış kamu dengelerini iyileştirdi)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. önemli DÜZELTME:
      banka dışı özel sektör borcu 2004'te 140,8 milyar TL, 2014'te 1486,3 milyar TL olacak. yanlışlık için özür dilerim
      diğer ifadeyle son 10 yılda banka dışı özel sektör borcu %956 artarken, banka dışı özel sektör GSYH'si %220 artmış. yani ilk yazdığım durumdan beter bir görünüm söz konusu.

      Sil
    2. Evet böyle bir şey söyledim ama ne yazık ki uluslararası kıyaslamalara girişince eldeki veriler bu talebi karşılamıyor.

      Sil
  31. Kuşkusuz grafikler incelenip uzun uzadıya detaylandırılabilir fakat buradan hareketle kısa bir görüş beyan etmek gerekirse Türkiye için aleyhte olan durumun özellikle cari açık olduğu, cari açığın borç stokuna etkisi düşünüldüğünde de orta vadede sebep olacağı bağımlılıklar görülebilir. (Tabi Yunanistan'ın AB üyesi olduğunu da unutmamak gerek) Ayrıca yüzdeler üzerinden yapılacak değerlendirmenin de ülkelerin reel verileri kıyaslandığında pek de sağlıklı olmayacağını düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  32. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  33. Türkiye ekonomisi
    Aslında en büyük zararı krediye kolay ulaşımdan almıştır.

    2003 yılından itibaren kredi faizlerindeki düşüş
    Kredi kartı
    Tüketici kredisi
    Konut kredisi
    Ulaşımında rahatlık sağlamıştır
    Ama sorun kişi başına gelire göre eğitim seviyesi 9.7yıl iken türkiyede 6.5 da kalmıştır.ve biz bu kolay paranın getirdiği rahatlığı daha düşük seviyede lehimize kullanmış olduk ve hane halkının bu kalitesi düşük harcama alışkanlığı 2004 yılında istanbulda 6 olan avm sayısını 150,ye bununla beraber her mahalleye
    En az 10,15 kafeterya olarak yansımıştır.ama tabiki şu anda bu ucuz kredi ile yapılan bu yatırımlar amerikanın önümüzdeki 2,3 yıl bandında faiz artırımları ile geri çağırması, denizin karadan 5,6 metre çekilmesi gibi şu anda görünmeyen sorunları gün yüzüne taşıyacaktır.
    Dünyanın en büyük havalimanını neden dünyanın 17.ekonomisi yapar bi düşünmek lazım!
    Çünkü eğitimi düşük olan ülkeler bir nesneyi ne kadar pahalıya aldığı ile övünür,tasarruflu davranışı ile değil😊
    Aklı olan dolar alır lüks arabası var ise 15,000 bin tl değerindeki araba ile değiştirir
    Evinin dışındaki fazla gayrimenkullerinide satıp dolara dönmesi en akıllıca hareket olur.

    Ya,da oturup gayrimenkul arsa fiyatlarının daha da yükseleceğini düşünüp %40 değer kaybına yakalandıktan sonra bugün nakite dönmediği gayrimenkullerinin 5 ile 7yıl sonra bu günkü fiyatlara ancak geri dönebileceğini farkında olmadan bekler!







    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dünyanın en büyük 10. ekonomisi olmak için olabilir mi.?

      Sil
    2. Dünyanın en büyük 10.ekonomisi olabilmek için Cari fazla vermek gerek.
      Fazla harcama değil..

      Sil
  34. 1) Tasarruflar azalırken, tasarrufların azalması sonucu yatırımlar da azalmaktadır. Türkiye'nin tasarruf oranlarının düşük olması, ihtiyacı olan sermaye gereksinimini dışarıdan borçlanma yoluyla sağlaması gerektiği anlamına gelirken, Avrupa'daki ekonomik konjonktürden kaynaklı olarak borçlanma şartları zorlaşmış (özellikle 2007-2010 yıllarında) ve yatırımlar borçlanma yoluyla dahi artırılamamıştır. Fakat, Türkiye'de 2013'ten itibaren uygulanan tasarruf tedbirleri (kredi kartı kullanım imkanlarının daraltılması, taksit imkanlarının kısıtlanması v.b.) tasarruf oranlarında bir artış eğilimi başlatmıştır. Aynı zamanda TCMB tarafından yapılan faiz oranları artışları yatırımları azaltmış bu da tasarruflardaki pozitif artışın etkisini izale etmiştir. Bu da nihai olarak yatırımların azalmasına yol açmıştır.

    2) Yatırım oranlarındaki düşüşle birlikte, Türkiye'de büyüme oranları da düşmeye başlamıştır. Özellikle faiz oranlarındaki yüksek seyir, yatırım harcamalarının düşmesine neden olmuş, bu durum toplam harcamanın azalması-toplam gelirin azalması ve büyüme oranının düşmesine neden olmuştur.

    3) Yatırımların azalması, işsizliği artırmıştır. 2007-2010 yılları arası yaşanan ekonomik kriz koşulları sonucu Türkiye'deki Doğrudan Yatırım oranları azalmıştır. Bu da doğrunun ilgili yıllarda negatif eğim almasına neden olmuştur.

    4)Enflasyon= Yatırımların azalması ve işsizliğin artması sonucu enflasyon göreceli düşük bir seyir izlemiştir.Aynı zamanda; ilgili dönemde Merkez Bankasının uyguladığı para politikası, enflasyonun görece düşük seyrine neden olmuştur.

    5)Bütçe Açığı=Bütçe açığındaki azalmalar, 2001-2002 yıllarından itibaren yapılan özelleştirmeler sonucu meydana gelmiştir. Ayrıca, 2002 yılından 2014 yılına kadar bütçe gelirleri artarken, özellikle 5018 sayılı Kanunun uygulanmasıyla bütçe giderleri de azalmıştır.

    6)Kamu Borç Stoğu= Kamu Borç Stoğu da genel olarak azalma eğilimindedir. Bunun ana sebebi olarak, Türkiye'ye giren dövizlerin TCMB'nin Net Varlıklarını artırması, Kamu İç ve Dış Borç Stoğu artarken, TCMB'nin Net Varlıklarındaki artışın Kamu Borç Stoğunu azaltıcı bir etkiye neden olması gösterilebilir.

    7)Cari Açık= 2001 yılına kadar istikrarsız bir duruş sergileyen Cari açık/Gsyih oranının, 2001 yılından 2008 yılına kadar artmasının sebebi, artan milli gelir sonucu ithalatın da artması gösterilebilir. 2008 yılında Türkiye'yi de etkileyen krizin, ülkenin milli gelir düzeyini düşürmesi ve bunun da ithalatı azaltması, son durumda cari açık'ın azalma eğilimine girmesine vesile olmuştur.Ekonominin toparlanmasıyla artan milli gelir düzeyi, ithalatı tekrardan artırırken, 2010 yılından itibaren cari açığın da bu sebeple artmasına neden olmuştur.

    YanıtlaSil
  35. Türkiye'de büyüme yatırımlara bağımlı; işsizlik büyümeye bağımlı; tasarruf 2000 sonrası azalma eğiliminde; 2000 enflasyon istikrarlı bir düzeyde seyir ediyor; bütçe açığı daha çok büyümeyle reaksiyon içinde; ve cari açığın en yüksek olduğu dönemlerde büyümede artış var. demek ki yabancı sermaye ile büyümeye çalışan bir ortamımız var. borçlanma maliyeti artarsa borçlanmanın sürdürebilirliği azalır. kamu tasarruf fazlası yapmalıdır. Bunu yaparkana resesyonun olumsuz etkisi de binecektir. demek ki yatırım kompozisyonu değişmeli daha verimli, rekabet edebilir, üretimi istihdamı artırıcı alanlara yatırım yapılmalıdır. bu yapılmazsa kredi derecemiz kötüleştiği kadarıyla tökezleme ihtimalimiz artar. ben grafiklerden bunu görebildim. biz de batma olmaz ama resesyon şiddetlenebilir diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  36. Hocam, ben Fuat Avni:

    RTE son günlerde daha da efkârlanmaya başladı!

    Keşke zamanında Mahfi Hoca'yı danışmanım olması için ikna etseydim, diye sinirleniyor sürekli!

    Bilginize sunarım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben buradan yazarak herkese ücretsiz karşılıksız kendi çapımda danışmanlık yapıyorum. Bildiğimi, doğru olduğunu düşündüğümü yazıyorum, anlatıyorum. Bunların mutlaka en doğru olduğunu da iddia etmiyorum. Ama benim bildiğim doğrular bunlar. Beğenen alır kullanır, beğenmeyen kendi doğrusunu bulur.

      Sil
    2. Sn Fuat Avni twitter yetmedi galiba buraya da dadandınız..Jöleli varken RTE başka danışman almaz, Mahfi hocam doğruları söyler, Jöleli ise onun duymak istediklerini

      Sil
  37. Merhabalar hocam; Her iki ülkede de dikkatimi çeken Yatırım & Tasarruf ilişkisi oldu. Teorik olarak biri artarken diğerinin azalması beklenir yani zıt yönlü olmalılar ama hem Türkiye'nin hemde Yunanistan'ın aynı yönde değişim gösteriyor. Bu da her iki ülkenin de tüketim toplumu haline dönüştüğünü gösterir bizlere.
    Öte yanda Yunanistan'ın frensiz bir şekilde artan kamu borç stoku zaten krizin ifadesi olmuş.
    Fakat her iki ülke içinde aynı gördüğüm genel yorumum şu ki; iki ülkeninde makroekonomik göstergeleri oldukça değişken ve kırılgan. Bu durum ise bize gösteriyor ki her iki ülkede de başta ekonomi olmak üzere siyasi ve hukuki gelişmişliğin az olduğunu tahmin edebiliyoruz. İyi çalışmalar hocam

    YanıtlaSil
  38. Hocam, Dolar/TL'de 2,80'lerden 2,66'lara salınımın yaşanmasının nedeni:

    1. Türkiye'de kişi ve şirketlerin 'bekle, gör' politikası izleyerek ya Dolar almaktan vazgeçtiklerinden ya da almayı ertelediklerinden.

    2. Özellikle Türkiye'deki faizlerden istifade etmek için dışarıdan içeriye akan (sıcak paranın) dövizin (ve sermaye yatırımı için ayırdıkları dövizin önemli bir bölümünün Türkiye'de dolaşıma girmesiyle kurun gevşemesine yaptığı katkının) belli/belirsiz bir bollaşma yaratmasından. (http://www.mahfiegilmez.com/2012/09/turke-baska-yabancya-baska-reel-faiz.html yazınızda farkları izah etmiştiniz.)

    Ben, 1.'sinin doğru olduğunu düşünüyorum.

    Dünya genelinde hem piyasa faizleri, hem MB'lerin faiz politikaları nezdinde 'faiz şavaşları'nın başlaması eli kulağında! Neredeyse herkes, başlangıç fişeğinin FOMC tarafından atılmasını bekliyor! Bu sebep dolayısıyla, gelişme yolundaki ülkelere (Türkiye başta olmak üzere) döviz girişinin (ve sermaye yatırımının) yok denecek kadar az olduğunu ve hattâ durduğunu gözlemliyorum; 2.'yi bu nedenle doğru bulmuyorum.

    Sizin izlenimleriniz nedir?

    YanıtlaSil
  39. Hocam selamlar :). Verileri incelediğimiz zaman, iki ülkenin de dış açık dengelerinin geçtiğimiz yıllarda açık verdiğini görüyoruz. Bizim şanslı olduğumuz bir alan kamu bütçesinde neredeyse denge noktasında olmamız, Yunanistan gibi ikiz açık verdiğimiz dönemler çok uzun olmadı. Kreditörlerin borçların geri ödenemeyeceği endişesinin akabinde, Yunanistan hükümeti borçlanmakta zorlanmaya başladı. Bir nevi hem cari açıklarını hem de bütçe açıklarını dengelemek zorunda kaldılar. Haliyle ekonomik aktivite de kayda değer bir miktarda azaldı. Bizim ülkemiz için de benzer bir durum hükümet kanadında değil, fakat özel sektör kanadında gerçekleşebilir, dış sermayenin Türkiye'ye gelme iştahını kaybettiği takdirde. Kısacası, yüksek olan cari açığın milli gelire oranı Türk ekonomisinin geleceğine güvenle bakmamızı zorlaştırıyor. Milletçe tasarruf yapma isteğimizin düşük olduğunu düşünürsek, bu soruna en iyi reçete doğrudan yabancı yatırımlarını artırmak olur diye düşünüyorum. Bunun da en iyi yolu tam anlamıyla bir hukuk devleti olmak, Türkiye'de iş yapma kolaylığı konusundaki kanunların geliştirilmesi, özetleyecek olursak yabancı yatırımcıya güven verebilmek. Bunun dışında enerjide dışa bağımlılığımızın cari açığa etkisi çok yüksek. Bu konuda da bazı adımlar atmamız oldukça gerekli. İyi çalışmalar hocam :), Burak Horata

    YanıtlaSil
  40. Hocam bence siz de büyücüsünüz ve çaktırmadan sitenizle topluma da büyüyü yayıyorsunuz! Hatta masonsanız şaşırmayacağım!

    "Newton was not the first of the age of reason, he was the last of the magicians!"

    John Maynard Keynes (1942)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keynes'in sözü çok doğrudur. Newton üzerine yazılmış en güzel makaleyi yazmıştır Keynes. Gelmiş geçmiş en büyük bilim adamıdır Newton. Ama buradaki magician sözcüğünün büyücüden çok sihirbaz anlamını taşıdığını düşünüyorum.
      Ben büyücü değilim. Fizikötesiyle ilgim olmadığı gibi bilim dışına çıkan konulara bakmam da. Ama illüzyonistleri ve oyunlarını izlemeyi severim. Masonluk meselesine gelince hiçbir ilgim yoktur. Sadece masonlukla değil mesleki dernekler (maliye müfettişleri derneği, hazine uzmanları derneği bir de türkiye eskiçağ bilimleri derneği) dışında hiçbir dernekle ilgim yoktur. Ben bir yerlere üye olmayı sevmem. Özgürlüğümü bu tür üyeliklerle kısıtlamak istemem.

      Sil
  41. Mahfi Bey, anladığım kadarıyla siz kâr maksimizasyonundan daha çok insaniyete önem veren iktisatçılar grubundansınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet maksimizasyonlar iyi şeyler değildir aslında. Uzlaşma kültürünü yok eder. Oysa mutluluğun yaygınlaşması insanların uzlaşmalarına bağlıdır.

      Sil
    2. Şu kimliğini yazmaktan korkan solcu zımbırtılarına cevap veriyorsunuz ya, ara sıra size kızıyorum Hocam! Açık açık yazdım! En baştan eleseniz ya Hocam şöyle yorumları, şöyle ağız tadıyla bir soru/cevap takip edelim?

      Sil
  42. Yatırım ve tasarruf açığı Yunanistan’a kıyasla daha fazla. Özel sektör dış borcu tehlikeli boyutlarda ki bu da yatırımları sekteye uğratıp açığın kapanmasına neden olabilir ( yatırım ve tasarrufların birleşmesi). Kur riski bunu tetikleyen faktör diye düşünüyorum.

    Reel Büyüme pozitif yönde olmasına karşın geçen haftaki analizler ışığında lüks tüketimden kaynaklı bir büyüme söz konusu. Zaten tüketim harcamaları ve ithalat verileri bunu kanıtlayacak seviyede. Kısacası dış kaynak ile alınan paralar verimli şekilde kullanılmamış. Yunanistan kadar olamsa da bizde dış kaynağı büyümeyi artırıcı biçimde kullanmamışız. Buna ek olarak, maalesef dış kaynak büyümemiz için elzem bir faktör. Dışarıdan gelecek para olmadan büyüyemiyoruz. Özellikle dolar olarak borçlandığımız için ve FED in etkisi ile kur riskini cidd biçimde alıyor olmak reel büyümemizi Yunanistan seviyelerine getirebilir.
    İşsizlik anlamında Yunanistan’a göre daha iyi durumdayız. Yatırımları verimli hale getirmedikçe mevcut ve iş yaratma gücümüzü kaybedebiliriz. Özellike dış kaynakta yaşanacak geri dönüş işsizliğimizi %15 seviyelerine götürebilir.
    Enflasyon yükseliş trendi içine girmiş durumda. Özellike dolar bazlı maliyetlerin artması (hammadde, petrol, doğalgaz) maliyet enflasyonunu tetikleyecek nitelikte. Stagflasyona gitme potansiyeli var. Sonuçta beklentilerdeki bozulma ile üretimin ve talebin negatif yönde etkileneceğini düşünüyorum Bizden farklı olarak Yunanistan da deflasyon riski görmekteyim.
    Bütçe açığındaki iyileşme kamu borç stokuna da olumlu yansımış durumda. Yunanistan’a kıyasla daha iyi durumdayız diyebilirim.

    Cari açık zaten yatırım tasarruf grafiğinden de anlaşılacağı üzere Yunanistan’ a kıyasla daha kötü trend içine girmiş durumda. Yatırımımızın büyük bölümünü dış kaynak ile yapıyor olmamız, enerji maliyetlerindeki artış vb faktörler kırılganlığımızı Yunanistan’a kıyasla daha riskli hale getiriyor. Bu da risk primimiz ve borçlanma maliyetimizi yukarı taşıyan bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada Yunanistan ile birebir benzerlik olmasa dahi paralel bir eğilim içinde olduğumzu söyleyebilirim.
    Ek olarak, Yunanistan da bizim yaşadığımız politika riski yok. Halk yeni liderine bağlanmış inanmış durumda. Bizim hala belirsizliğimiz sürüyor olması ülkedeki risk algısını yükseltiyor.
    Kısacası, büteç açığı, kamu borç stoku dışında Yunanistan ile (rakamsal anlamda kendilerine göre daha pozitif gözüksek dahi) eğer gerekli önlemler alınmaz ise benzer riskleri yaşayabileceğimizi düşünüyorum. Türkiye’de stagflasyon Yunanistan’da deflasyon riski görüyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi çok kaygan zemindeyiz ve yanlış bir hareketşimiz bizi Yunaniztan’a yaklaştıracaktır diye düşünüyorum.

    Selamlar..

    Ersin Üstsoy

    YanıtlaSil
  43. Hocam size bir şey soracağım:
    Edebiyatı sever misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok severim. Bütün gençliğim edebiyat okumalarıyla geçti. O yüzden lisede derslerimi aksattım. Ama çok doğru yaptığımı düşünüyorum. Sadece ders çalışsaydım bugünkü genel kültür düzeyime ulaşamazdım.

      Sil
  44. Hocam ben nurtopu gibi bir krizimizin olduğunu ama henüz viyaklamadığı için insanların duyamadığını düşünüyorum.

    Saygılar,
    ng

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Nurettin Güzeldüşünür,

      Acılı viyaklama mı, acısız viyaklama mı bekliyorsunuz?

      Sil
  45. Hocam şu siteyi gelecek nesillere numune kalsın diye mi kapatmamışlar?

    http://lehman.com/

    YanıtlaSil
  46. Analiz:
    Kamu borç yükü ve bütçe açığı azaltılmış, bunlara bağlı olarak enflasyon düşüşürülmüş. Yatay bir seyir izleyen büyüme, %5 in altına sıkışmış. 2000 lere kadar kamu borcu ve bütçe açığı ile büyüyen ekonomi , ilerleyen yıllarda cari açığı arttırarak büyüme modeline geçmiş.Ülkede tasarruf açığı dış borçlanma ve sermaye girişi ile kapatılmış, bunlar da cari açığı finanse etmiş. Giren sermayenin verimsiz kullanılması ,büyüme de kalıcı bir seyrin yakalanamamasına ve işsizliğin artmasına sebep olmuş.

    Yorum:
    90 lı yıllardan başlayarak gelişmekte olan ülkelere dogru artan sermaye girişleri , Fed in parasal genişlemesisinin etkileri ve IMF nin baskısı ile yapılan iki önemli yapısal reformla toparlanan Türkiye ekonomisi, Fed in faiz arttırımları, gelişmekte olan ülkelerden
    sermaye cıkışlarının başlaması ile finansman bulmakta zorlanacak ve düşmüş olduğu orta gelir tuzağından çıkamayacak gibi görünüyor. Bir de buna grafiklerden analizini yapmanın mümkün olamayacağı, siyasi etkilerı de eklediğimizde Yunanistan ile kader birliği yapacağımızı soylersek ,cokta karamsarlık etmemiş oluruz diye düşünüyorum. Yine de umudu kaybetmemek lazım, şairin dediği gibi " Güzel günler göreceği çocuklar , güneşli günler göreceğiz".

    YanıtlaSil
  47. Ben bir güçlü Yön belirteyim. Ticaretin, sanayinin çarkları dönüyor. Son derece güçlü şirketler var ve büyüyerek yollarına devam ediyorlar. Mevcut nüfus tüketim potansiyeli de dikkate alırsak yakın coğrafyada yatırım yapılabilecek daha iyi bir ülke var mı? Olumsuz Yorumları da diğer Arkadaşlara bırakayım.

    YanıtlaSil
  48. üstad her 5 kişiden biri işsiz cinayet aletinin ne olduğunu görsünler artık yeteeeeeeeeerrrrrrrrrrr.....

    YanıtlaSil
  49. İktisat... Saçma sapan bi şey işte...

    Verileri, istatistikleri sıra sıra diz, yorumla, yorumları öğrencilere de ezberlet, o öğrenciler iktisat bölümünden mezun olduktan sonra ezberletilenleri yeni gelenlere aktarmaya devam etsin... Kısır döngü sürsün...

    İktisadı, suya dokunmadan elleri yıkamaya benzettiğinizin farkında değilsiniz çoğunuz!

    Suyun rengini en ince detayına kadar incelersiniz,
    Klor derecesini en ince detayına kadar incelersiniz,
    Sıcaklığını/soğukluğunu en ince detayına kadar incelersiniz,
    "Mineral" water ile "Purified" water arasındaki farkları en ince detayına kadar incelersiniz,
    Ama birisi çıkıpta 'Hadi bakalım! Babayiğitsen elini değdir bakalım şu suya' dediğinde ise, fısssss!

    Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
    Tirende üçüncü mevki
    Şosede yayan
    Büyük insanlık.

    Büyük insanlık sekizinde işe gider
    Yirmisinde evlenir
    Kırkında ölür
    Büyük insanlık.

    Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
    Pirinç de öyle
    Şeker de öyle
    Kumaş da öyle
    Kitap da öyle
    Büyük insanlıktan başka herkese yeter.

    Büyük insanlığın toprağında gölge yok
    Sokağında fener
    Penceresinde cam
    Ama umudu var büyük insanlığın
    Umutsuz yaşanmıyor.

    Nazım Hikmet
    Taşkent
    7 Ekim 1958

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nazım iyi iktisat bilmeseydi bu şiiri yazamzdı.

      Sil
  50. Türkiye ekonomisinin 1980-2004 yılları arasındaki dönemde gerçekleştirdiği yatırımları karşılayacak tasarruf oranına (yaklaşık)sahip olduğu, 2004 yılı sonrasında dönemde ise mevcut tasarruf oranının, yatırımlar için ihtiyaç duyulan finansmanı karşılamadığı, dolayısıyla bu açığın yurt dışından sağlanan kaynakla kapatıldığı bununda yatırım-tasarruf dengesizliği de dediğimiz cari açığı artırdığı görülmektedir.
    Diğer yandan işsizlik oranları incelendiğinde, yapılan yatırımların istihdamı artırıcı(işsizliği azaltan) etkisinin olmadığı, özellikle de işsizliğin arttığı 2004 yılı sonrasında gerçekleşen yatırımların niteliğinin düşük - verimsiz olduğu sonucu çıkmaktadır.
    Büyüme oranlarına bakıldığında da "işsizlik oranları"üzerinde etkili olmayan büyümenin yatırım-üretim sonucu değil, tüketimle sağlandığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
    Düşen enflasyonun borçlanma maliyetleri üzerinde dolayısıyla da kamu borç stoku ve bütçe açığı üzerinde olumlu etkileri olduğu görülmektedir.
    Diğer yandan tasarruf oranı düşüklüğü- kamu borç stokunun azalması ile cari açığın artması arasındaki ilişki, son yıllarda yatırım tercihinin kamudan daha çok özel sektöre kaydığını, bundan sonraki ekonomik sürecin de ağırlıkları değişen aktörler nedeniyle farklı ilerleyeceği(dönüşeceği) izlenimi vermektedir.
    Ekonominin güçlü ve zayıf yönleri:
    Bütçe disiplini ve kamu borç stoku azlığı güçlü yanları gözükürken,
    Yatırımları doğrudan etkilediği için tasarruf oranının düşüklüğü, sermaye hareketleri, faiz politikaları, politik istikrasızlık vb nedenlerle her an zorlaşabilecek( maliyeti artacak) finansman bulma ihtiyacının doğrundan etkileyeceği ve ekonomik kırılganlığı artıracağı cari açık, yapısal hale dönüşen işsizlik oranı yüksekliği ve istihdam yaratmayan tüketime dayalı büyüme zayıf yönleri olarak ortaya çıkmaktadır.
    Saygılar




    YanıtlaSil
  51. Türkiye : Kişi başına düşen GSYİH 8.717 $
    Yunanistan: Kişi başına düşen GSYİH 18.146 $

    Bu nasıl oluyor anlayamıyorum.
    Tek aklıma gelen: ya Yunanlılar çok iyi ağlıyorlar ya da Yunanistan'da müthiş bir gelir adaletsizliği var ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2010 yılındaki yunan verilerine gore "müthiş bir gelir adaletsizliği var" diyemiyoruz. Daha adaletli bir gelir profile var diyebiliriz.

      http://data.worldbank.org/indicator/SI.POV.GINI

      Sil
    2. Rahmi KOC nufus ile ilgili bir aciklama yapti yakin zamanda, hatirlarsiniz. Neredeyse tum sakalli medya saldirdi. Nufusumuz 80.000.000 niteliksiz degil, 50.000.000 nitelikli olsa idi hem kisi basina refahimiz cok fazla olur, hem de gelir dagilimi daha duzgun olurdu. Bizim kendi issiz, egitimsiz kalabaligimiz yetmez gibi dilimizi bile bilmeyen niteliksiz nufus ithal ediyoruz. ABD de Kanada da gocmen aliyor ama kendisine saglayacagi katkisina gore seciyor.

      Sil
    3. Sayın Köksal,

      Yazdıklarınızın büyük bölümüne katılıyor olmakla birlikte, alttan alta akan ölümcül bir nehri tekrar tekrar ifşa etmek zorundayız:

      "Nitelikli" sıfatı; artık "kapitalizmin koyduğu her kuralı harfi harfine uygulayacak insanlar" anlamında kullanılıyor! Ki bunu sizin de bildiğinizi ama sesinizi çıkarmayı (ne yazık ki!) tercih etmediğinizi sanıyoruz!

      "Sömürmek" fiilinin başkanı "kapitalizm" için; dünyadaki (ve dünya gezegeni dışındaki) her varlığın (insan dahil) (ve yokluğun) "nitelikli" olup/olmamasının pek önemi yok!

      "Nitelikli" sıfatı; kapitalizmin ne olduğunu öğrenmiş, "başarıyla!" uygulamış, tecrübeli insanların nüfusunun çok çabuk çoğaltılması minvalinde kabul ediliyor! Bunu asla ama asla unutmayınız!

      "Nitelikli" insanların "daha profesyonelce!" sömürdükleri düşünüldüğü için; insanları çok çabuk "eğitmeye!" bu kadar hevesliler!

      İlk önce bu ölümcül tuzakların farkında olmalıyız, ondan sonra çözüm önerilerimizi sıralamalıyız!

      Saygılarımla,

      Sil
  52. A) Yatırım ile tasarruf ilişkisine baktığımızda özellikle 2002 sonrası dönemde yatırımların tasarruflardan yüksek olduğunu görüyoruz. Tasarrufların düşen bir eğilim izlemesinde faiz oranlarının düşük olması ve tüketim kültüründeki artışın etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Yatırımların yüksek olması ise önemli oranda özelleştirme gelirlerinin artması ve büyük yabancı yatırımın etkisinde ilerlemiştir. Bu iki noktanın birleştiği bazı noktalarda olmuştur. Örneğin özelleştirilen kurumları yabancı sermayenin alması gibi. Ki bu en verimsiz halidir.

    B) Büyümede dönem dönem iyi performanslar göstersekte özellikle kriz yıllarında bırakın büyümeyi tam tersi küçülmeleri yaşamışız. 2002 sonrası kısmen bir büyüme eğilimi görülmektedir. Ama bunda büyüyen dünyanın payı son derece yüksektir. Hatta bu açıdan bakılınca dünyadaki büyümenin gerisinde kaldığımız net olarak görülecektir. Büyüme konusunda asıl öğreti belirli bir istikrarda olmak yerine sürekli bir dalgalanma durumunun olduğudur. Bu durumda Mahfi Eğilmez hocanın sık vurguladığı yapısal sorunlar düzelmedikçe bir değişme olmayacaktır.

    C) İşsizlik görece artan oranda ilerlemektedir. Bu durumda düşük büyümenin payı olmakla birlikte bana göre asıl önemli olan yanlış eğitim politikalarıdır. Ara eleman sorunu iş dünyasının başlıca problemlerinden biriyken biz hala hesapsızca beyaz yakalı mezunlar vermekteyiz.Örneğin benim mezun olduğum fakültede 8.500 İktisadi İdari Bilimler Fakültesi öğrencisi var iken doğduğum ilçenin nüfusu 10.000’dir. Bir ilçe kadar öğrenciyi sadece bir okul barındırmaktadır. Dolayısıyla bu gençler mezun olup istihdam problemiyle karşılaşmakta ve twitter üzerinden “devlet bizi” işi alsın kampanyaları düzenlemektedir.

    D) Enflasyon bizim toplumun kabusudur. Bu alanda 2002 sonrası gözle görülür bir iyileşme olduğunu kabul etmek gerekir. Nitekim mevcut hükümete oy verenlerin neden sorusuna cevap verirken ilk kelimelerinin “istikrar” olması buradan gelmektedir. Yani dolar fırlamıyor,enflasyon artmıyor ise bu durumun bizim toplumdaki karşılığı “istikrar var” dır. Enflasyon konusundaki bu iyileşmede futursuzca para basmanın geride bırakılmasınında payı mevcuttur.

    E) Bütçe açığı 2002’ye kadar bir politika iken 2002 sonrasında önemli oranda terk edildiği söylenebilir. Bunun temel nedenlerinden biri bütçe açığına dayalı büyüme modeli yerine hane halkının ve özel sektörün borçlanmasına dayalı büyüme modeline geçilmiş olmasıdır.

    F) Cari açık ise yine 2002’ye kadar önemli oranda dengede giderken 2002 sonrasında çok büyük noktalara gelmiştir. Hatta bu büyüklükler biz ekonomistlerin “cari açık sürdürülebilir bir durumda mı” tartışmalarını sürekli gündemde tutmuştur. Sürekli açık veren bir yapıya dönüşmesinde yine iki önemli noktanın altını çizmek isterim. Birincisi büyük oranda ithal girdiye dayalı ihracat yapımızdan tutunda saymakla bitmeyecek yanlış dış ticaret politikalarıdır. İkincisi ise dünyada teknolojiye en büyük yatırımın yapıldığı tarih aralığına denk gelmesidir. Bireysel teknoloji harcamaları ve üretimde yüksek oranda teknolojiye eğilimin olması teknoloji ithal eden bir ekonomide kaçınılmaz sonu doğurmaktadır. O da büyük cari açıktır.


    Peki bu durum nereye gider?

    A) Dünyadaki parasal genişleme politikaları azalıyor ve ucuz paranın eskisi kadar kolay bulunamayacağı yönünde sinyaller geliyor. Yani bugünkü faizleri arayacağız gibi görünüyor. Bu durum ise yatırımı tehdit ediyor. Bir diğer olumsuz etki ise Cumhuriyetin önemli birikimleri ve değer eden kurumları büyük oranda özelleştirildi. Dolayısıyla son dönemin moda tartışması “kaynak” sorunu nedeniyle kamu yatırımları ile büyüme ve piyasayı genişletmede o kadar mümkün olmayacak. Yatırımlar konusunda negatif bir eğilim beklemekteyim.

    B) Önemli oranda hane halkı borçlanmasına dayalı büyümenin sonu geldi gibi. Çünkü hane halkı borçluluk düzeyine baktığımızda tarihsel sınırlarına yaklaşmış gibi görünüyor. Bir önceki maddede belirttiğimiz üzere kamu yatırımlarına kaynak bulmakta o kadar kolay olmayacağı için büyüme açısından da şahsi beklentim negatif eğilimli olacağı yönünde.

    YanıtlaSil
  53. C) İşsizlik negatif büyüme ve negatif yönlü bir yatırım ortamında ilk etkilenecek konulardan biri olacak. Bunun haricinde yukarıda belirttiğimiz yanlış eğitim politikası daha kötü bir hal almakta. Adeta kampanya yaparcasına her ile bir üniversite açılması ileride daha büyük diplomalı işsizler ordusu yaratacağını göstermektedir. Üzülerek belirtmek istiyorumki işsizlik toplumsal şiddetten tutunda suç işleme oranlarına kadar etki eden sosyolojik bir olgudur.Birde eğitim kalitesinin düşme boyutu var. Örneğin sosyal medyaya baktığınızda yeni iktisat mezunu gençlerin önemli bir kısmı devletin kendilerini işe alması durumunda işsizlik sorununun çözüleceğine inandığını görüyorsunuz. Maalesef…

    D) Enflasyonun bir miktar artacağını düşünmekle birlikte kesin olarak şu hale gelir diyecek bir veriye sahip değilim.

    E) Büyümeyi artırmak için bütçe açığı vermek zorunda kalacağımız günler bizi beklemektedir. Bunda başta finans sektörü olmak üzere hane halklarının çılgınlar gibi borçlanmasını sağlayan ekonomi kurmaylarının payı büyüktür. Bu borçluluğun önemli oranda tarihsel sınırlarına dayandığı için çok artırılabileceğini düşünmüyorum. Özetle bütçe açığı vererek büyümeye çalışmak zorunda kalacağız.

    F) Cari açık konusunda da çok iyimser değilim. Yarı ucuz iş gücüne dayalı ihracat rekabeti stratejisi ile devam ettikçe ve yapısal reformlar gerçekleşmedikçe cari açık vermeye devam edeceğiz.

    Özetle ekonomide yapısal reformları erteleyerek oy hesabı üzerinden politikalar uyguladığımız sürece geçici tebessümlerin dışında kalıcı bir mutluluğa sahip olamayacağız. Çünkü aynı şeyler farklı sonuçlar doğurmuyor…

    YanıtlaSil
  54. http://www.milliyet.com.tr/yunanistan-a-hicbir-sey-olmaz/ekonomi/ydetay/2077703/default.htm

    YanıtlaSil
  55. Yatırımlarımız tasarruflarımızdan büyük. Bu cari açığımızı arttırıyor. Tasarruf oranlarımız yeterli değil. Gelişmiş ülkelerin tasarruf oranlarının çok çok gerisinde. Hem kamu tasarrufu hem özel tasarruf oranları arttırılmalı. Büyüme oranımız %5 olan potansiyel büyüme oranının çok altında. 2023 hedefi için komik büyüme oranları sergiliyoruz. En az %10 BÜYÜMEMİZ gerekirdi ve 10. sırada olan Rusya'nın ya küçülmesi yada %1 büyümesi gerekirdi küçük bir matematik hesabı yaptığımız zaman (ilk 10 ekonomi içinde olmak için). Neyse.. İşsizlik çift haneli. Doğal işsizlik oranının çok üzerinde. Enflasyon oranlarımız ilginç. Yani dünya'da bütün ülkeler 0'a yakın enflasyon oranlarına sahip yada deflasyon problemi yaşıyorlar, petrol fiyatları düştü. Türkiye'de enflasyon hala düşmüyor. Komik yanii.. İdeal enflasyon oranının çok üzerindeyiz. %5 hedefi var bu bile fazla. Bütçe açığı ve kamu borç yükü daha kabul edilebilir. Cari açıkta bir artış eğilimi var. Küresel ekonomi ve AB deki görünüm burada etkili.Yunanistan'a gelince, verilerle çok oynadılar. Krizin boyutunu tam olarak tahmin edemediler. Ve farkettiklerinde herşey için çok geçti. Yeni hükümette halkı mutlu etmeye çalıştı. SONUÇ beklendik hala cebelleşiyorlar. Bence şu an Türkiye'de ve dünyada adlandırılmamış bir kriz var. Herşey çok açık gözle görülür. Veriler çok belirgin 'THERE IS SOMETHING WRONG!!' diyor. Ama kimse bunun adını koyamıyor. Altın/Petrol oranı çok gaddar bir oran ama 4 krizi doğru tahmin etti ve bu oran şu an küresel ekonomi krizde diyor. Bu krizin boyutları ne olacak, ne kadar sürecek I have no idea ama şu an ekonomistler verileri çok iyi okuyup gidişatı kestirebilmeli. Çünkü bu kriz diğerlerine benzemeyecek. Zaman değişiyor, krizlerde öyle. Dün olmaz dediğimiz bugün olabilir, dün olur dediğimiz bugün bizi yanlışa götürebiliyor.Çok dikkatli olmalıyız. Türkiye'de ekonomide yapısal bozukluklar var ve inşaat sektöründe balon var, krediler vs. Tüketime dayalı bireyler. İhracatın ithalatı karşılama oranı ( ki bence en önemli oranlardan biri) çok düşük. Türkiye'nin yapısal reformlara ihtiyacı var. Yeni istihdam alanları yaratılmalı. Yabancı yatırımcılara güven verilmeli. Bu da siyasette aynı zaman da daha demokratik adımlar atılması, daha istikrarlı olunması demek.

    YanıtlaSil
  56. Ülkemizde geniş halk kitlelerinin 2012 yıllarında duymuş olduğu "tasarruf oranı" kavramının ne olduğunu tam manasıyla anlaşılmadığını düşünmekteyim. Ki o dönemlerde ben de bilmemekteydim. İnternetteki araştırmalarımda Mahfi Bey'in bu sitesiyle karşılaştım, benim açımdan ekonomi bilgimin yapısal reformu bu blog yani Mahfi Bey olmuştur.

    O dönemlerde yeni yeni kavramaya başladığımda neden daha önce duymadık bu tasarruf oranını diye düşünmeye başlamış, bunun arkasında bir hinlik :) mi var diye bir sonuca ulaşmıştım açıkçası. Yani örtülü bir IMF tarzı bir politika mı uygulanmak isteniyor diyordum.

    Kemerleri sıkalım demek değil miydi; tasarruf oranımız çok düştü, harcamayalım tasarruf etmeyi özendirelim demek. Kemerleri sıkalım demiş olsak geçmişteki kötü anılar çağrışım yapacaktı.

    Neden böyle düşündüm, tasarruf oranının artması, harcama ile birlikte olur. Herkesin harcamasını azaltması ve bu tutumu sürdürmesi bizim ülkemizde domino etkisi yaratır, yatırım kararlarını etkiler, işsizliği arttırır, büyüme düşer, bazı kesimlerin borçları artar. Çünkü ülke içi tüketime yönelik bir ekonomiyiz.

    Tasarruf oranımızı arttıralım dediğimizde ülkemizde uygulanması gereken politika, tüketimi azaltalım değil, GSYH daki payını azaltalım demek olmalı. Yani;

    1- İhracatımızı radikal bir biçimde arttırmalı ve buna yol açacak yatırımların önünü kesen engelleri bir bir kaldırmalı,
    2- Tüketimimiz içindeki ithalat payını azaltıcı yatırımları desteklemeliyiz olmalı.

    GSYH içindeki tüketim payının yüksek görünmesi, tüketimimizin devasa boyutlara ulaşmış olmasından değil, yatırımlarımızın ve net ihracatımızın güdük kalmasından dolayıdır. Yatırım ne için yapılır? Ya ülke içi tüketim için yapılır, ya da ihracat yani ülke dışı tüketim için yapılır.

    Uygulanan yüksek faiz, değerli TL politikası ülke içi tüketim için yatırım yapılmasına olanak sağlamaz. Hazırı ithal edersin, bayi kanalıyla, internet kanalıyla vatandaşa satışa sunarsın. Çünkü bu süreçte ithal etmek caziptir, karlıdır. İthal etmeyelim yurt içinde biz üretip satalım demek anlamlı değildir.

    Ve bu süreç ihracatı da baltaladığı için (değerli TL), ihracatı radikal bir biçimde arttıracak yatırımlar artmaz, belli bir seviye de kalır.

    Hesap edilse tüketim kapasitemizin yarısını dahi kullanmıyoruzdur. Bir kez daha söylemek ihtiyacını hissediyorum, tüketimimiz yüksek değil, onun yanında yer alan yatırım+net ihracat kalemi güdük. Nedenini de biliyoruz yurt içinde üretim yapmanın önünde engeller çok.

    Ve gerçekten de birbirimizin sakalını keserek zenginleşemeyiz. Pastayı büyütmek demek net ihracatı pozitif arttırmak demek. Ve bu da dış dünyada girişeceğimiz çetin bir rekabet demek. Bunu başarmak için eğitim kalitemizin, rakiplerimizin kalitesinden üstün olması gerekir. Ha keza, denetleyici, yönlendirici kurumlarımızın üstün, becerikli olması gerekir. Ki bizi güçlendirecek hamleleri yapabilelim. Engelleri aşabilelim.

    YanıtlaSil
  57. Tasarrufların (mevduat) artış mekanizması nasıl çalışıyor? Şimdi bir örnek verelim. Bu örnekte para transferleri banka kanalıyla gerçekleşsin.

    Mehmet'in bankada 100 TL' si var, Ayşe'nin ise 150 TL'si var. İkisinin toplam mevduat tutarı 250 TL.
    Mehmet, Ayşe'den 50 TL değerinde bir ürün alıyor, ödeme banka kanalıyla gerçekleşiyor. Artık Mehmet'in tasarrufu azalmış 50 TL olmuş, Ayşe'nin tasarrufu artmış 200 TL olmuştur. Ama toplam mevduatları artmamış, değişmemiş yine 250 TL olmuştur.

    Yani bu alışveriş gerçekleşmese de toplam mevduat 250 TL, gerçekleştiğinde ise yine toplam mevduat 250 TL olmaktadır.

    Bu örneği ilerlettiğinizde, diyelim Ayşe'nin o malı satın aldığı üretici Ahmet'i de kattığınızda ve onun mevduatını, üçünün de toplam mevduatı değişmiyor. Ne zaman değişiyor biliyor musunuz? Bir malı veya hizmeti yurtdışından aldığınızda mevduatınız/tasarruflarınız azalıyor, ya da bir malı veya hizmeti yurtdışına sattığınızda mevduatınız/tasarruflarınız artıyor. Yine geldik net ihracata.

    Dışa açık bir ekonominin belini kıran, eksi yönde ilerleyen bir net ihracattır. Böyle bir ekonomiyi güçlendiren ise pozitif yönde ilerleyen bir net ihracattır.

    Net ihracatınız pozitif yönde ilerliyorsa, tasarruf oranınız artıyor, cari açığınız azalıyor, yatırımlarınız artıyor, büyümeniz artıyor, işsizlik azalıyor, tüketimin GSYH payı azalıyor, Kur/enflasyon geçişgenliği azalıyor, Net UYP pozitif yönde artıyor demektir. Hatta dolaysız vergilerin toplam vergiler içindeki payı artıyor demektir. Yani kırılganlığımızın yerini sağlamlığa bırakıyor demektir.

    Görüyorsunuz tüm olumsuz göstergelerin sebebi net ihracattır.

    Net ihracat kaynaklı olmayan mevduat/tasarruf artışları ancak borçlarımızın artması yani yükümlülüklerimizin artması sayesinde olur. Yükümlülükten kastım, Uluslararası Yatırım Pozisyonundaki tanımıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba , güzel yazı olmuş fakat bu hipotezinizde kar marjını "0" almışsınız. O nedenle tasarruflar değişmiyor ancak N.Ş.A da karlı işlemler nedeniyle tasarrufların az da olsa artması beklenir. Ama tabi ki net ihracatın artması ortaya çok daha farklı tasarruf oranları çıkartacaktır.

      Sil
    2. Teşekkür ederim Fatih Bey. Dikkate aldım esasında. Kişi bazında bakmıyorum sadece. Yoksa örneğimde de, Ayşe'nin mevduatı/tasarrufu artıyor. Ama ikisinin birden mevduatını topladığımızda, ortaya çıkan tutar 250 TL. Örneğimde sizin gözünüzden kaçan nokta, sadece Ayşe'nin cephesinden değerlendirmeniz.

      Tasarruf oranı GSYH'dan hesaplanıyor. Yani, akım değişken bir değerdir. Ama bazen stok değişken olan "birikimle" karıştırılır. GSYH sıfır ise, tasarruf oranı da sıfırdır. Bu demek değildir ki, birikiminiz, mevduatınız, geniş anlamdaki tasarrufunuz sıfırlandı.

      Basit bir anlatımla, GSYH'ya göre hesaplanan tasarruf oranını etkileyen unsur, mal ve hizmet ithalatıdır. Bu formülde denir ki, ithalat, yatırımlar+stoklar+ihracat için yapılır. Bu üçünün toplamından, mal ve hizmet ithalatını çıkardığımızda tasarruf tutarına ulaşırız, bu tutarı GSYH'ya oranladığımızda ise tasarruf oranına ulaşırız.

      Tüm bunları neden anlattım? Net ihracat artarsa tasarruf tutarı artar. Çünkü içinde mal ve hizmet ithalatını barındırır. Tüketim için de mal ve hizmet ithalatı yaparız. Tüketimin içindeki mal ve hizmet ithalatı azalırsa, net ihracat artar.

      Sadece net ihracat artarsa tasarruf tutarı artar demiyorum. Yatırım tutarı artarsa ama bu artışı net ihracat sıfırlamazsa, böyle bir durumda da tasarruf tutarı artar. Ama görüyorsunuz net ihracat yine burada belirleyici.

      Ama biz hep şunu yaparsak, örneğin yüksek hızlı tren ya da güneş/rüzgar enerjisi, yurt dışından al veya burada fason üretimini gerçekleştir, halkımıza bu refahı sun. Böyle yol alamayız. Ya da ilk önce yabancılara pazarımızı hesapsız kitapsız açalım, sonrası gelir; bu da olmaz. İlk önce biz yapacağız, sonra bu hizmeti halkımıza sunacağız.

      Saygılarımla,

      Sil
  58. Yunanistan için yazdık, Türkiye hariç değil elbet!

    Ne de olsa kainatın en ölümcül zehri her yerde aynı:

    ASIL SUÇLU KAPİTALİZM!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizde hiç suç yok. Hep kapitalizm suçlu biz suçsuz, hep başkaları suçlu biz mağdur.

      Sil
    2. Bir anlasak, ah bir anlasak 'Kim suçlu? / Kim suçsuz?' tuzağını yüzyıllardır yutturan zehrin 'kapitalizm' olduğunu, o zaman birkaç adım ileri gideceğiz! Ama anlamak zor, çok zor!

      Sil
  59. burdaki bazı 'beyefendileri' anlamak çok zor hocam. diyorlar ki devlet her üniversite mezununu almak zorunda değilmiş üniversite mezunları girişimci olsunlarmış. peki şunu sormak istiyorum bu kişilere peki birader neden yüksek maaş alan milletvekillerin bakanların valilerin bürokratların çocukları devlete giriyor hep bazıları sınavsız neden giriyor? yoksa bu kişiler çok mu gerizekalı çok mu girişimci değil? babası işçi olan üniversite mezunu napcak devleti özel sektöre girsin ama babası milletvekili olan memur olacak o kadar değil mi. bunlara sormak lazım memlekette bir 'akıllı' ya da daha doğru ifadeyler bir uyanık siz misiniz?

    YanıtlaSil
  60. Selamlar,

    2001 sonrasinda cari acik da artis, tasarrfular da azalis, yatirimlar da is azalma yok ama artis da yok. Bu buyuk ihtimalle dsardan ozel sektorun (buyuk olcude bankalar) aldigi borclarin ulke icinde tuketime gittigini gosterir. Bu kotu birsey degil mutlak olarak cunku bir insanin tuketimi digerinin geliri demektir ve ekonomi icin olumludur. Ama disardan borc alip icerde tuketime harcamak uzun vadede cok riskli. Ani bir sermaye kacisinda, o dis borclarin odenmesi/cevrilmesi zor olacak.
    2001 sonrasin gordugumuz baska noktalarin en onemlisi devletin butce aciklarinin yok olmasi. Ben bu konuda AKP'yi cok basarili buluyorum. Butce acigi yok olurken sosyal yardimlar kat be kat artti, bu daha da iyi bir gelisme. Ben pek cok ekonomi yorumcusunun esasinda AKP'nin sosyal demokrat bir parti oldugunu anlamadigini dusunuyorum.
    Ayrica enflasyon dusmus, bu hem butce aciginin dusurulmesi hem de global gelismelerin bir sonucu.

    Ozetle, Turkiye ekonomisinin onundeki engel hep ayni 1). Ihracati arttirmak, bunun icin dusuk kur ve burasi en zoru produktiviteyi arttiracak dunyanin talep edecegi ve issizligi azaltacak sektorlerde yatirim yapmak. Bunlarin icinde sanayi ve otomotiv en basta geliyor ama global olcekte basari zor. Bunlarin yanisira egitim ve saglik da is ve doviz saglayacak (turizm yaninda) servis sektorleri olarak tesvik edilebilir. Turkiye hicbir sekilde sabit kura geri donmemeli.
    2) Yabanci yatirimcilarin uzun vadeli sabit yatirimlari icin politik guven,stabilite, hukuki duzenlemeler sart.Bu konu politikanin isi tabii.
    3) Teknik egitim ozendirilmeli, illa muhendis degil, lise seviyesinde meslek okullari ozendirilmeli.
    4) Tasarruflarin arttirilmasi konusu, ben bu konuda cogunluktan farkli dusunuyorum. Bence tasarruflarin Turkiye gibi buyumek zorunda bir ulkede dusuk olmasi normal ve hatta daha iyidir. Biz kendimiz tasarruf edecegimize Alman'in Cin'linin tasarruflarini yatirim olarak cekmeliyiz.

    Mahfi hocam, tesekkurler boyle bir firsat verdiginiz icin.

    YanıtlaSil
  61. Yunanistan'la ilgili Güngör Hoca'nın da yazısını okumakta fayda var.

    http://www.milliyet.com.tr/yunanistan-a-hicbir-sey-olmaz/ekonomi/ydetay/2077703/default.htm

    YanıtlaSil
  62. Yunanistan'a bir şey olmaz. Bir kalem darbesiyle o borçları sıfırlarlar. Adamların arkasında koskoca Batı var. Yıllarca miğfer ülke olarak kullandılar Doğu'ya yani bize karşı. Zamanı gelince diyet borçlarını öderler, ödüyorlar, ödeyecekler. Asıl bizim durumumuz vahim. Yıllarca taviz vere vere elimizde bir şey kalmadı. Tarım, Sanayi hepsi mefta. En vahimi yetişmiş insan gücümüz yetersiz. Eğitim de tahrip edildi son 30 yılda. Sonumuz hayrola.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye batının boyunduruğundan kurtulmadan iki yakası bir araya gelemez.

      Sil
    2. Yunanistan batının bize karşı kurduğu kukla bir tampon devlettir ilk kralı bir almandır.

      Sil
  63. Merhabalar;

    Türkiye' de her zaman yatırımdan bahsedildi ancak herkesin yatırımdan kastı sanayi yatırımlarına yönelikti. 2001 krizinden sonra yapılan reformlar bankacılık sektörünü ciddi anlamda güçlendirdi ve olması gerektiği gibi Türk bankaları uluslararası bankalarla işleyiş ve kurumsallık bakımından aynı düzeye geldi. Benim görüşüm Türkiye hizmet sektörüne gereken yatırımı yapmamış, yapmakta geç kalmış bir ülkedir. Türkiye sanayisi ithal etmeden üretemeyen bir yapıya sahiptir, yani Türk Sanayisi gerekli hammaddeyi ülke içinde olanak olmadığından dolayı ithal etmek zorundadır. İstediğiniz kadar sanayiye yatırım yapın eğer hammaddeyi ithal ediyorsanız pek bir kazancınız olmaz.
    FED' in Eylül ayında faiz arttırımı yapması bekleniyor ve bildiğiniz gibi böyle bir durumda yatırımcılar ABD' ye kayacaklar ve şu an da 2,67 olan USD/TL paritesi muhtemelen 3 TL' yi zorlayacaktır. Ben bankacılık, sigortacılık vb. sektörlere yatırım yapılarak ve bu sektörlerle dunya ya acılarak paranın Türkiye' ye çekilebileceğine inanıyorum. Ayrıca bu sektörlerde dunya da söz sahibi oldugumuz zaman siyasi gucumuzunda artacagı yonunde inancım var. Bence perspektifi genişletip gözümüzün sadece sanayiyi ve tarımı görmemesi lazım

    YanıtlaSil
  64. Mahfi Bey,

    İşsizlik konusunu ayrı bir yazı olarak ve bu sefer kimsenin gözünün yaşına bakmadan 'uzun bir şekilde' yazmanızı talep ediyoruz!

    Her şeyden önce, işsizliği sanki sadece ama sadece iktisatçıların bir sihirbazlık hilesi ile dokunup, bir çırpıda çözebileceklermiş gibi bir güce sahip oldukları yanılgısına sahibiz!

    İşsizlik, ekonomiyle kökünden ilişkili bir konu doğru ama 'çözüm?' deyine sadece ekonomi işsizlik konusunda nihai ilacı getiremez!

    Siz işsizlik konusunu da arzu ederseniz interaktif bir şekilde yazın, bizler size onlarca referansla katkı sunmaya hazırız, siz yeter ki ilk adımı atın...

    İlk önce şunun anlaşılması gerekiyor:

    (Eğer eğitim görebilmişse) eğitim hayatı boyunca, sadece kendisine anlatılanlarla yetinmiş, tekil olarak bir çaba göstermemiş kişilerin istihdam edil(e)memesi bir dereceye kadar anlaşılabilir ve hattâ böyle kişilerin suçlanması bir dereceye kadar kabul edilebilir bir durum.

    Fakata gelin görün ki, canını dişine takarak, tırnaklarıyla kazıya kazıya eğitim hayatını yüksek başarılarla tamamlamış, üstüne iş tecrübesi, yabancı dil(ler) vb. kazanmış kişilerin istihdam edil(e)memesi, takriben 20-25 yıldan beri bir kangren gibi dünya genelinde yayılan bir hastalık!

    Biz bu ikisi arasındaki farkı bildiğimiz hâlde, hep 1. cümledeki açıklamaya yatkınlığımızı kasten göstererek, hastalığı daha da yaydığımızın farkında değiliz!

    Umarız bir cevap yazarsınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bu şekilde bir interaktif yazı yazmayı düşüneceğim. Çok arka arkaya olmaması için biraz ara vererek.

      Sil
  65. Hocam şu an Türkiye ekonomisinde bir mali sürüklenmeden söz edebilir miyiz? Bütçe denkliği politikası ekonomik büyümeyi frenliyor olabilir mi? Bütçe açığını biraz daha arttırarak ekonomik büyümeyi arttırmak mantıklı olur mu?

    YanıtlaSil
  66. Sadece makro göstergelere bakarak Türkiyenin hali şudur şoyle olması lazım falan filanlarla biz daha çoook bakarız bu grafiklere...bu ülkenin en büyük sorunu eğitimdir. Beşeri sermaye yoksunluğu cahilliktir. Geleneksel toplum yapısıdır. Bunu aşmalıyız hocam sizden ricam eğitimde ilk sıralarda olan ülkeleri ve Türkiye yi kıyaslamanız bunlarla ilgili aşama aşama neler yapılabilir öneriler sunmanız lütfen rica ediyorum. Tartışmalar cok kısır cünkü biz meselenin özüne inmiyoruz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğitim politikası Washington, tarım politikası Brüksel'den belirlenen bir ülkenin başarılı olması ve gençlerine umut vermesi söz konusu olamaz.

      Sil
  67. Türk milletinin ekonomiye bakışı

    1.DOLAR SAHİPLERİ

    Dolar dahada çıkacak çünkü Amerika faiz artırdı artıracak eli kulağında

    2.TÜRK LİRASI OLANLAR

    Buradan dolar alınmaz! Merkez bankası faiz artırımdan sonra mevduat faizlerini artıracak

    3.RANTÇILAR örn;Arsa,Daire Yatırımcıları.

    Amerikada işler iyi gidiyor kriz olmaz en kısa sürede dünya toparlanır fiyatlar önümüzde 1 yılda %60 artar

    4.EMEKLİ
    Türkiyenin ekonomisine bir şey olmaz emekli maaşlarına kesinti gelmesi mümkün değil..

    5.SERMAYEDAR;örneğin;ihracatçı,tekstilci,ortalama 100.000 tl sermayeli esnaf;

    Ekonomi berbat küfür kafir..


    6.İŞSSİZ

    İnşallah ekonomi mahvolur herkes herşeyini kaybeder..

    7.AKP

    CHP seçmenine şükranlarımızı sunuyoruz elimizde patlamak üzere olan ekonomiyi alıp bizim için kendilerini feda ettikleri için...


    8.CHP,MHP

    Amerikada işler inanılmaz iyi 2003-2007 gibi sörf tahtası ayaklarımıza gelmek üzere..

    9.HDP
    Arkadaşlar Diyarbakır başkentimiz...

    10.Ekonomi;
    Büyüme son 3 yıldır yavaşlıyor...











    YanıtlaSil
  68. Hocam ben bu tasarruf oranlarını çok önemsiyorum. Bence uzun dönemin tek belirleyicisi o. Hızlı kalkınma sermaye birikimine bağlı. Sermaye de tasarruf etmeden birikmiyor. Ancak bunun sosyo kültürel boyutunun oluşması şart. Yani toplumda bu bilinç oluşmalı. Bizde buýuk sanayici bile arazi rantının peşinde. Tüketici fonksiyonlarından bihaber akıllı telefon açlığında. Bunlar çok olumsuz noktalar. Ama sermaye piyasaları gerçekten adam edilir. Vatandaşın tasarrufları güven içerisinde sermaye piyasalarına yönlendirilebilirse bir çıkış yakalayabiliriz.

    YanıtlaSil
  69. sa hocam merkez bankası neden dolara müdahale ediyor da euroya etmiyor, bir de rezerv para olarak euro mu daha ustun dolar mı

    YanıtlaSil
  70. bence türkiye ekonomisi Yunanistan benzeri değil daha çok 1997 güney doğu asya merkezli yaşanan büyük bir finansal benzeri bir kriz yaşaması daha muhtemeldir.

    YanıtlaSil
  71. % 2 hızlı ve acil krediler bugün olsun. E-posta yoluyla daha fazla bilgi için lütfen bizimle irtibata (olsonfinancialgroup@outlook.com)

    YanıtlaSil
  72. Türkiye de tasarufların azlığının ki en kritik göstergedir türk ekonomisinin şu durumunda en büyük sebebi halkın haklı olarak faizden uzak durması bu aynı zamanda bir avantaj reel-ekonominin çarklarının en zor durumda bile durmasını engelliyor ancak tasarruflar artırılmalı bunun için yapılması gereken islami yatırım araçlarının artırılması.

    Benim önerim yatırım havuzları oluşturulması şuanda teknolojik olarak bu imkan var. Halkın tasarrufları bir havuzda toplanıp uzman bir ekip tarafından reel ekonomi tarafında kullanılması şartıyla yönetilmeli. Ancak o zaman halk tasarrufta bulunur bu halka faiz ne kadar olursa olsun tasarruf yaptıramazsınız değilse bu basit gerçeği görmemiz şart.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...