11 Kasım 2015 Çarşamba

Kurdaki Değişimin Farklı Etkileri: Soru ve Yanıt

Soru:
İkamesi olmayan mallar için de yükselen kurun ihraç eden şirket için ne gibi sonuçlar doğuracağını açıklar mısınız? İkamesi olmayan malların satışı yükselen dolar kurundan nasıl etkilenir? Yükselen dolar kuru nedeniyle ikamesi olmayan malları ihraç eden şirketlerin geliri nasıl etkilenir?

Sorumu bir örnekle daha da genişletmek isterim. Örneğin Masaüstü yada laptop bilgisayarlar için ikamesi olmayan ya da yok denecek kadar düşük olan X marka işlemcileri düşünelim. Bilgisayar üretmek isteyen bir firma bu işlemciyi onu üreten ABD’li firmadan kur artsa da azalsa da satın almak zorunda. Bu bağlamda kur artışı X işlemcisini üreten ABD’li firmaya pozitif olarak yansımaz mı?

Yanıt:
Başlangıçta 1 USD = 2 TL kurunun geçerli olduğunu varsayalım. Örneğinizdeki işlemciye 200 TL verip (=100 USD) alan bilgisayar üreticisini düşünelim. Bu üretici, söz konusu işlemciyi ABD’den ithal ediyor, diğer bütün girdileri iç piyasadan 300 TL’ye alarak bilgisayarı 500 TL'ye mal ediyor ve 700 TL'ye satıyor olsun. Kur; 1 USD = 3 TL'ye yükseldiğinde bilgisayar üreticisi 100 USD değerindeki işlemciyi bu kez 300 TL maliyetle ithal eder konuma gelecektir. ABD’li işlemci satıcısı açısından değişen bir şey olmaz. O yine ayni işlemcinin satışı karşılığında 100 USD almaya devam edecek. Buna karşılık bilgisayar üreticisinin maliyeti artık 500 TL değil 600 TL’ye yükselecektir. Bu durumda bilgisayar üreticisinin karşısında iki seçenek oluşur: (1) Ürettiği bilgisayarın fiyatını maliyete gelen artış kadar yükselterek 800 TL’ye çıkarabilir. Fiyat artışı sonucu muhtemelen satış miktarı düşeceği için üretimini azaltacak ve dolayısıyla kazancında düşüş ortaya çıkacaktır. (2) Maliyete gelen 100 TL’lik artışı satış fiyatına kısmen yansıtarak, örneğin fiyatı 750 TL’ye çıkararak, biraz satış kaybı biraz da kâr kaybı yoluyla kazancını dengede tutmaya çalışabilir. Bu ikisinden hangisinin tercih edileceği firmanın durumuna, rakiplerin durumuna ve piyasanın durumuna göre değişir.

Kur düşerse yani TL değer kazanırsa durum farklıdır. Diyelim ki USD/TL kuru 2’den 1,5’e düşmüş olsun. Bu durumda X işlemcinin fiyatı (100 USD) değişmediği halde bilgisayar üreticisine maliyeti 200 TL yerine 150 TL’ye düşecek, dolayısıyla bilgisayar üreticisi aynı bilgisayarı 450 TL’ye mal eder duruma gelecektir. Bu durumda bilgisayar üreticisinin karşısında iki seçenek oluşur: (1) 450 TL’ye mal etmeye başladığı bilgisayarın satış fiyatını değiştirmez ve bilgisayar başına 50 TL daha fazla kâr eder. Bu durumda bilgisayarın satış miktarı da değişmez. (2) 50 TL’lik maliyet düşüşünü kısmen ya da tamamen satış fiyatına yansıtarak örneğin bilgisayarı eskisi gibi 700 TL’ye değil 650 TL’ye satmaya başlar. Bu durumda satış miktarı artar. Bilgisayar üreticisinin bu iki seçenekten hangisine göre davranması gerektiği yine firmanın durumuna, rakiplerin durumuna ve piyasanın durumuna göre değişir. Çünkü kur yeniden arttığında fiyatı eski düzeyi olan 700 TL’ye getirse bile eski satış hacmine ulaşamayabilir. Bilgisayar üreticisi, kurdaki düşüşün geçici olduğunu düşünüyorsa bu gibi durumlarda indirim kampanyaları yapmak daha akıllıca olabilir.

Kurdaki düşüşün ABD’li işlemci satıcısı açısından başlangıçta bir etkisi yok gibi görünür. TL kurundaki değişim onu ilgilendirmez, o yine aynı işlemciyi 100 USD’ye satmaya devam eder. Buna karşılık kur düşüşü bilgisayar üreticisinin fiyatı düşürmesi ve daha çok bilgisayar satmasıyla sonuçlanmışsa o zaman o bilgisayar üreticisi daha fazla işlemci talep edecek demektir. Ki bu da ABD’li işlemci üreticisinin satışlarının artmasına yol açar. Bu durumda kurdaki düşüş ABD’li işlemci satıcısının, Türkiye’deki ithalatçının ve muhtemelen Türkiye’deki tüketicinin kazançlı çıkmasıyla sonuçlanır. Söz konusu mal, ikamesi olmayan bir mal değil de örneğin kumaş gibi Türkiye’de de üretilen bir mal olsaydı o zaman Türkiye’deki üretici bu işten zararlı çıkardı. 


97 yorum:

  1. Soru ve cevabı aslında o kadar basitmiş gibi ama çok fazla bilgi barındırıyor içinde. Teşekkürler hocam...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Soruyu ilk okuduğumda bana da öyle geldi ama yanıtlamaya başlayınca çetrefilleşti.

      Sil
    2. Hocam size başka soru sormak istiyorum

      Sil
  2. Hocam,

    "Bu durumda kurdaki artış ABD’li işlemci satıcısının, Türkiye’deki ithalatçının ve muhtemelen Türkiye’deki tüketicinin kazançlı çıkmasıyla sonuçlanır."

    "Kurdaki artış" ifadesi yerine "kurdaki azalış" olması gerekmez mi?

    Yazilarınızı beğenerek okuyoruz. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Hocam merhaba, ufkumuzu acan yazılarınız için cok tesekkür ederiz.
    Benim kafama takılan birşey var ; Abd'li üretici acısından doların yukselmesinin bir etkisi yok o yine 100 dolar kazanıyor, maliyeti artan ithalatcı fırma demişsiniz ya, peki kurun yukselmesi Abd'li firmanın kendi ülkesindeki harcamalarında ya da diğer ülkelerden yaptıgı ithalatlarda bir kazanc sağlar mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Eğer ABD'li üretici bu malı yapmak için bizden de bir miktar mal ithal ediyorsa o zaman USD'nin TL'ye karşı değer kazanması onun maliyetinde düşme yapar. Ya da eğer USD bütün öteki, paralara karşı değer kazanmışsa o zaman ithal ettiği mallar ucuzlayacağı için maliyeti düşer.

      Sil
    2. Cok tesekkürler hocam, kolaylıklar dilerim.

      Sil
  4. Hocam sadece ic piyasa'ya satis sapan bir firmayi dusunmussunuz. Peki ayni zamanda ihracat da yapan bir firma olsaydi bu durumdan nasil etkilenirdi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yakında daha geniş bir yazı yazacağım.

      Sil
  5. Hocam Merhaba,
    Benim Doktora dersi için "Türkiye'nin 1995-2015 donemi dış ticaret stratejisi ve ekonomik kalkınması arasındaki ilişki" başlıklı bir ödev hazırlamam lazım. Yardımcı olacak size ait ve bildiğiniz kaynakları (makale,kitap, vs) paylaşma imkanınız olur mu?
    İlginiz ve yardımınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kalkınma Bakanlığı web sitesinde yer alan kalkınma planlarına bakmanızı tavsiye ederim. Onlarda hem bilgi hem de veri bulabilirsiniz.

      Sil
  6. Hocam konuyla doğrudan bağlantısı yok ama bir şey sormak istiyorum. 2. çeyrekte oturum izni alınan daire sayısı ve metrekare olarak inşa edilen alan küçülmesine rağmen, yine TUİK'in yayınladığı 2. çeyrek büyüme rakamlarına göre inşaat sektörü reel olarak büyümüş görünüyor. Bu inşaattaki fiyat artışının enflasyon oranından daha yüksek olmasına mı bağlı? Yoksa başka bir nedeni var mı? Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkisi farklı sanırım. Birisi yapılması için alınan izinler öteki fiilen yapılanları ölçüyor. Yani 2. çeyrekteki izin azalışı sonraki çeyrekleri etkileyecektir diye düşünüyorum.

      Sil
  7. Hocam ülkemizde açıklanan sanayi verilerinin hangisi daha güvenilir?Arındırılmamış mı,takvim etk. arındırılmış mı,mevsim ve takvim etk. arındırılmış mı?Ve açıklanan resmi sanayi verileri dendiğinde bu üçünden hangisini anlıyoruz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış olan veriler karşılaştırmanın sağlığı açısından daha güvenilir veriler. Çünkü sadece üretim oranına odaklanılmış oluyor.

      Sil
  8. Hocam yanlış bilmiyorsam bir yapı ruhsatı bir de yapı kullanma izin belgesi var. Yapı ruhsatı alınan inşaat izinleri için, Yapı kullanma izin belgesi ise bitirilmiş ve oturuma hazır daireler için veriliyor. Tuik'in 26 Ağustos 2015 tarihli açıklamasında

    "Yapı kullanma izin belgesi verilen yapıların yüzölçümü %19,4 azaldı
    2015 yılının ilk altı ayında bir önceki yıla göre belediyeler tarafından yapı kullanma izin belgesi verilen yapıların bina sayısı %26,8, yüzölçümü %19,4, değeri %13,8, daire sayısı %16,6 oranında azaldı." deniyor.

    Bu iki istatistik arasındaki farkın nereden kaynaklandığına dair bir şey bulamadım. Ya hesaplama yöntemiyle ilgili bir farklılık var ya da köprü, metro gibi kamu yatırımları bu iki istatistik arasındaki farkı oluşturuyor olabilir.Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  9. http://www.haber7.com/yazarlar/hakan-goksel/878104-faizle-kiranin-farki-yok

    Merhaba hocam, bu tartışma nasıl sonuçlandı? Hakan Göksel;''Bence kira ile faiz aynı şey değil.'' demiş,fakat gerekçe belirtmemiş.

    Biliyorum siz olaya ekonomik bakarsınız ama,bizim cami imamıyla bu konuyu tartıştım kira da faiz de aynı şeydir diye fakat o da gerekçe belirtemeden' hayır faiz haramdır fakat kira helaldir.' dedi.
    İnternetten biraz araştırdım fakat cevaplar hiç de tatmin edici değil,tamamen taraflı yanıtlar:

    http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/mulklerden-elde-edilen-kira-geliri-ile-faiz-arasinda-ne-fark-var.html

    https://www.youtube.com/watch?v=dmo92AzX-n4

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür tartışmalar sonuçlanmaz. Çünkü faizle ilgili olarak Kuran'da düzenleme var. Ben konuya ekonomi, yani bilim açısından bakıyorum. Bunu ancak benim gibi konuya bakan birisiyle tartışırsam bir sonuca varabiliriz. Konuya din açısından bakan birisi o konudaki görüşünü değiştirmez.
      Cami imamı, ekonomi teorisi ve politikası okumadığı için meseleye Kuran'da yazılı olduğu şekliyle bakar ve dediğiniz sonuca ulaşır. Belki şu soruyu sorsanız doğru yanıtı alabilirsiniz: "Eğer Kuran'da faizin haram olduğu yazmasaydı faiz ile kiranın aynı şey olduğunu düşünür müydünüz?"

      Sil
    2. Hocam aslında Kuran-ı Kerim de faiz geçmez,'riba' var.Fakat genelde meallerde bu faiz diye çevirilmiş.Riba kelime anlamı itibariyle artmak,çoğalmak,fazlalaşmak anlamlarına gelir.Yani verdiğin bir borçtan dolayı maddi veya manevi bir menfaat beklememelisiniz.Nasıl verdiysen o şekilde geri almalısın.Enflasyon farkı da alamazsın çünkü enflasyon herkeste aynı oranda çıkmaz.Fakat bir mala örneğin altına endeksleyerek, altının fiyatının değişim farkını alabilirsin,tabi altın düşerse de daha az almak zorundasınız.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    5. http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16651/faiz-parayi-kiralamak-olduguna-gore-neden-haramdir-paramizi-bankaya-yatirip-bundan-faiz-geliri-elde-etmenin-haram-oldugunu-yazmissiniz-ancak-bence-mevduat-olayi-parayi-kiraya-vermek-anlamina-gelir-bu-islemde-banka-da-memnun-veren-de.html

      Sil
    6. Candan Atatdostu, parayi devlet basmaz. Modern Merkez Bankalari ozel bankalardir. Devlet ortagidir bankalarin ve MB'ler devlete borc verirler.

      Ayrica dini kurallar yasam gerceklerini yok sayan kurallar degildir, oyle olsa binlerce yil suregelmezlerdi. Sizin burada iki dakikada yaptiginiz 'bilimsel' analizlerin feristagini yuzyillardir insanlar yapiyor zaten. Parayi kiraya vermek gibi sacma bir savi da ekonomi ile ilgili bir forumda okumak gercekten uzucu oluyor insanlarin ekonomi bilgisi adina. Para kiraya verilemez, cunku para en basit tanimiyla zaten borc senedidir. MB bastigi her banknot icin size borc vermis olur ve (gunumuzde) karsiliginda size faiz geliri vaat eder. Paranin uzerindeki imzalarin Cumhurbaskani'na degil de MB baskanina ait olmasinin sebebi de odur.

      Sil
    7. Hocam kuran'da duzenlenmemis olmasi acisindan düşünüp analiz yaptiktan sonra bir de neden kira gelirinin haram sayilmadigi ama faizin haram sayildigini da düşünmek lazim.
      Bana göre sebebi şu;
      1.kira geliri durumunda sahip olduğunuz mali kiraya veriyorsunuz fakat bu malin kiraci tarafindan nasil kullanilacagini, mala zarar verip vermeyecegini o isin sonunda elde etmis oldugunuz gelirin uğrayacaginiz kaybi karsilayip karsilayamayacaği belli değildir. Kullanim süreci sonunda belli olacaktir ve her halükarda ne kadar özenli olsa da kiraci o evde muhakkak bir sorun olacaktir. İste kuran bu sebeble kira gelirini yasaklamamis aynen ticareti yasaklamadiği gibi.
      2. Faize gelince evet orada da sermayeyi kiraya verme var fakat karsiliginda hem paranizi hemde para üzerinden almis olduğunuz faizi kazanc olarak yaziyorsunuz hanenize hemde evde veya ticarette oldugu gibi büyük zararlarla karsilasma olasiliği olmadan.
      Tsk ederim hocam iyi aksamlar.

      Sil
    8. 1. Kiraya verirken 2 aylık kira kadar depozito aldığınız için durum garantidir merak etmeyin.
      2.Ya verdiğiniz parayı geri alamazsanız. 2001 krizinde bankalar battığında paraları off shore hesaplara taşınmış olanların paraları battı.
      Gördüğünüz gibi bu argümanlar pek de geçerli değildir.
      Kira dediğiniz ranttır, öteki de faiz. Aynı kapıya çıkar. Ayrıca evinizin değeri artarsa kiraya ek olarak onu da kazanırsınız. Oysa paranın değeri artmaz. Sadece faiz kazanırsınız.
      Teşekkürler.

      Sil
    9. Aldiginiz mortgage kredisini odeyemezseniz evinizi elinizden alirlar. Sahi bu bankalar niye size evi geri kiralamiyorlar? Ayni kapi degil mi? Hem evin degeri arttiginda ozvarliklari da yukselmis olur.

      Siz insanlar Kuran'da yaziyor diye kira ile faiz farkli diyorlar demissiniz ama bence tam aksine kuranda yazmiyor olsa kira ile faiz tamamen farkli seyler derdiniz. Ben kira ile faizi ayni sey olarak gosteren bir tane bile ekonomi kitabina rastlamadim, sizin mikroekonomi kitabinizi henuz okumadim ama umarim orada oyle yazmiyordur.

      Kira gelirinin haram olup olmadigini tartismiyoruz, bunu tartisacak dini bilgiye sahip oldugunuzu dusunmuyorum. Ama ekonomik acidan ayni dediginizde inanin sasiriyorum. Demek size gore bankalar ile arac kiralama sirketleri, oteller ayni sektordeler. Ilginc gercekten.

      Sil
    10. Arada bir dönüp dolaşıp ortaya çıkan bu tartışma sayın Eğilmez'in dikkat çektiği ilginç bir durumun çok güzel bir örneği bence (ki tartışmanın bu boyutu kaybolmuş ve hala faiz-kira kıyaslaması sürmekte).

      Burada eleştirilmesi gereken şey; bir yerde bir şeye doğru ya da yanlış dendiği için onun doğru ya da yanlış kabul edilmesi düşüncesi. Yani "faiz haramdır" ifadesi aslında basit bir örnek. Bunun yerine binlerce benzer cümle de konabilir. Bunlar karşısında bir kişi "böyle dendiği için haramdır/kötüdür" diyorsa kendi akli niteliklerini kullanmamaktadır. "Bize böyle buyurulduğu için böyle yapmalıyız" mantığının dışa vurumu sonuçta. Oysa insan kendi aklını kullanarak bir arayış süreci içinde sonuçlara ulaşmalı ve bunları tartışarak ortaklaşa bir doğruya doğru yönelmeli. İnsan aklını kullanarak ilerleyen, araştıran ve sorgulayan toplumlar ile "bize böyle dendiği için bu doğru ve biz de böyle yapıyoruz" diyen toplumların hali ortada.

      Bu durumda da kutsal kaynaklarda "faiz haramdır" dendiği için akıllar da doğal olarak bunu doğrulayacak şekilde çalışmak durumunda kalıyor. Yukarıda verilen linkler ve yapılan açıklamalar bunun en güzel göstergesi olmuş. Verilen bir linktekileri okuyunca yazarın ekonominin e'sinden anlamadığı ortaya çıkıyor ama bu sayfaları okuyanlar için bunun bir anlamı yok. Gökhan adlı yazarın açıklamaları da buna benzer olmuş; belirsizlikten dem vurup, faizi "garanti gelir" gibi yorumlamış. Kira durumunda ise "muhakkak bir sorun olmak durumunda" deniyor. Oysa ticaretin tanımı gereği, garanti denen bir şeyin söz konusu olmaması gerek. Aksine, ticaret "risk" barındıran bir durumdur. Yani bir şekilde gelir ya da kar garanti ise o etkinlik tam olarak ticaret sayılmamalı. Anlaşılamayan şey, "garanti" olan bir şeyin neden haram, belirsizlik içeren" şeyin ise neden sevap olması gerektiği.

      Aksine bu açıklamaya göre mevcut faizsiz bankacılık uygulamalarının hiçbiri İslami olmamalı çünkü hepsi "kar ortaklığı" üzerine kurulu ve zarar söz konusu değil. Ticarette biri ile ortaklık kurduğunuzda hem kar hem de zarara ortak olursunuz ve garanti kar söz konusu değildir. Aynı durum Sukuk için de geçerlidir.

      Faizin adını değiştireceğiz, etrafından dolaşacağız diye yapılan laf ve mantık cambazlıklarına harcanan emek başka şeye harcansa idi bu medeniyet bugün çok farklı yerde olurdu.

      İ.İ.

      Sil
    11. Batı kökenli ekonomi kitaplarında faiz ile kiranın aynı şey ya da benzer şeyler olduğunu ayrıca yazan bir açıklama olmaz çünkü böyle bir tartışma oradan kaynaklanan ve günümüzde bütün dünyada uygulanan kapitalist ekonomi modelinde yer almıyor. Benim mikroekonomi kitabımda da yok bu tartışma çünkü günümüzde egemen olan ekonomi kuramında böyle bir tartışma yok. Ekonomide ev de para da birer maldır ve mallar kiraya verilir ve karşılığında kira geliri elde edilir. Nasıl ki siz evinizi kendiniz kullanmaktan bir süre vazgeçip onu birisine kiraladığınızda karşılığında kira geliri elde ediyorsanız, elinizdeki parayı kullanma hakkını bir süreliğine erteleyip onu başkasına devrettiğinizde de karşılığında kira geliri alırsınız. Evden aldığınıza kira, paradan aldığınıza faiz deniyor, fark budur.
      Ekonomi biliminin yaklaşımı budur. Ben konuya bilim açısından bakarım.
      Öte yandan dini konulardaki bilgimi de siz değerlendiremezsiniz. Kuran'ı ve diğer din kitaplarını defalarca okumuş, tarih çalışmış bir kişi olarak dini konuları, onların pagan kökenlerini bilirim. Ama bu bilgi beni dini konularda konuşacak kadar bilgili yapmaz. Onu da bilirim. Ama o bilgimi ve aklımı kullanarak belirli değerlendirmeler yaparım. Bu bilgiler ve analiz yeteneği kimsenin tekelinde değildir.

      Sil
    12. Peki ben bankadan borclansam, bankaya desem ki, para kasamda duruyor kullanmiyorum, ben sana her ay sadece faizi odeyeyim. Bana ne der? Her halde sen geri zekali misin kullanmadigin paranin ne faizini oduyorsun der (ben parayi veririm kullan kullanma bana 'faiziyle birlikte' geri ode de nasil odersen ode de diyebilir).

      Bu durumda ben bilancomda borclarimi kullandigim kredi + faiz olarak mi gosteririm, yoksa sadece faizi mi borc haneme yazarim? Sadece faizi borc haneme yazarsam, denetcilere 'parayi kiraladim ben ondan borc haneme yazmadim' diyebilir miyim? Ayni sekilde bir ofis kiralasam, kiraladigim ofisin degerini bilancomda borc olarak mi belirtirim yoksa sadece kirayi mi borc olarak belirtirim?

      Bankalarin neden evi kiralamadigina dair soruma ek olarak bunlari da ileteyim.

      Sil
    13. Bu dediğiniz Anadoluda yaygın bir uygulamadır. Faizi haram sayan birçok kişi parasını bankaya yatırmakta ve faiz almamaktadır. Geri zekalı filan da değillerdir. Tek koşulları vardır siz de benden komisyon masraf filan almayın derler.
      Ne kadar zorlarsanız zorlayın para, başka alanlarda hangi anlama gelir ve nasıl muamele görürse görsün ekonomi açısından kiralanabilir bir maldır. Kira geliri de faizdir.
      Bilim ayrı şeydir inanç ayrı şey. İkisini ayrı ayrı doğru kabul edebilirsiniz ama ikisini birbirini ikna için kullanamazsınız.

      Sil
    14. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    15. Ben bankadan kredi cekmekle ilgili sormustum. Banka mevduatindan degil. Banka zaten (dalavereler disinda) vadesiz mevduata faiz vermeyecegi icin faiz alma ya da almama tercihi size kaliyor.

      Farz edelim ki kira da faiz de ayni. O zaman hocam neden kira geliri, faiz geliri muhasebesi farkli olusmus? Neden uygulanan vergiler farkli, (ABD'de bile) dini sebeplerden mi? Siz bence dine cok takiliyorsunuz. Zaten ekonomide boyle bir fark olmasa dinde de farkli degerlendirilmezdi. Dini kurallar yasamdan kopuk kurallar degildir. Daha once de dedigim gibi faizin, kiranin haram helal olmasi tartismasi bambaska bir tartisma. Onu bizim yapmamiz cok abes. Ama ekonomik olarak farkini ya da benzerliklerini ortaya koyarsak insanlar haram mi helal mi yorumlayabilirler. Zaten ne faiz tek kelime ile anlatilabilecek bir sey, ne kira. Ikisinin de binbir varyasyonu var. Siz kira da faiz de ayni, hatta daha da oteye gidip faiz 'paranin kirasi' dediginizde ekonomiden uzaklasiyorsunuz. Marx duysa mavi ekran verirdi kesin.

      Baska bir konu da kar payi dagitan kurumlar, ya da fuzuliev gibi olusumlar. Bu kurumlari elestirebilirsiniz, insanlarin dini duygularini somurduklerini soyleyebilirsiniz, ama elestirirken 'kira da ayni kar payi da ayni faiz de ayni' derseniz o elestirinizin ekonomik hicbir tarafi kalmaz, ideolojik olur diye dusunuyorum. Neden muhasebede ya da vergi mevzuatinda faiz gelirleri ve kira gelirleri farkli degerlendiriliyor bunu izah ederseniz tartismayi ekonomiye cekmis oluruz sanirim.

      Bu aradar faiz kelimesini biraz daha ozellestirip, faiz derken reel faizden bahsettigimi de belirteyim.

      Sil
    16. Bir şirketin bina kiralamasıyla şirkete ait bilgisayarı kiralaması aynı hesaba mı yazılıyor muhasebede? Ayrı hesaba yazılıyor. E biz bunlara ikis tamamen farklı bak muhasebeleştirilmesi de farklı mı diyeceğiz?
      Marx'a hiç girmeyin derim ben. Onun meta - para - meta ayrımı ekonomilerin henüz kağıt parasallaşamadığı dönemden kalma bir meseledir.
      Ben hiç bir şeyi eleştirmiyorum. Sadece diyorum ki insanlar nasıl ki evlerini kiraya verdiğinde onu kullanma hakkını başkasına devrediyor ve karşılığında kira alıyorsa, para sahibi olanlar da o parayı kullanma hakkını bir süreliğine birilerine devrettiğinde karşılığında kira yerine faiz alıyorlar diyorum. Bu ikisi arasında özde bir fark yoktur. Siz trampa ekonomisi anlayışından kalma bir ekonomik yapıda takılıp kalmış bir yorumu bana anlatıyorsunuz. Ben diyorum ki kapitalizmin paraya bakışı budur. Madem ki biz kapitalist sitem içinde yaşıyoruz o zaman o bakış açısıyla bakmamızdan daha doğal bir şey olamaz. Siz bana Marx'dan örnek veriyorsunuz. Marx bu sistemi kabul etmemişti ki zaten. Yarın öbür gün kapitalizm ortadan kalkar sizin dediğiniz noktaya geliriz.

      Sil
    17. Aslinda tam demek istedigim noktaya deginmissiniz. Bilgisayari kiralayan sirket varliginin degerini kaybedecegini dusunur belki de geri gelmeyecegini. Ancak binasini kiraladigi zaman degerini kaybedecegini dusunmez. Ikisine de kira gozuyle bakmak olayi cok basitlestirmek anlamina gelir. Ben bunlarin bile farkli seyler oldugunu dusunuyorum ikisine de "kira" dense bile.

      Neyse daha fazla uzatmayayim herhalde herkesin merami yeterince anlasiliyor okuyanlar acisindan. Ben gene de herkese mumkun oldugu kadar faiz'den uzaklasmalarini tavsiye ediyorum. Mumkun oldugunca az kredi kullanmalarinin hayatlari acisindan daha kazancli olacagini, kredi kartina ellerini dahi surmemeleri gerektigini oneriyorum. Parasinin degerini korumak isteyenler icin ise altin en mantikli hedge aracidir, diyerek bitireyim. Goruslerinizi paylastiginiz icin de tesekkur ederim.

      Sil
    18. Ben teşekkür ederim bu düzeyli tartışma için. Düşüncelerimiz uyuşur ya da uyuşmaz sonuçta bir uzlaşma çıkar ya da çıkmaz o önemli değil. Önemli olan herkesin düşüncesini uygar bir biçimde ortaya koymasıdır.
      Ben de fazla uzatmadan son bir şey ekleyeyim. Kötü olan banka değildir, faiz değildir. Bunlar ekonominin kurumları ve araçlarıdır. İnsan kendisini, kapasitesini, yapacağı işi, ödeme gücünü bilerek borçlanırsa, büyük şanssızlıklar ya da kendisi dışında oluşacak olaylar dışında sıkıntı yaşamaz. Bizdeki sorun insanların kendi durumlarına bakmadan borçlanmaları ve borcu gelir gibi düşünmelerinden kaynaklanıyor. Ondan sonra başlıyoruz bankaları suçlamaya faize saymaya. Faizden değil, borcu gelir gibi gören yaklaşımdan uzak durmak gerekir.

      Sil
    19. Serbest piyasa sistemini kabul eden ekonomilerde yaşayan dinin kurallarına bağlı inananlar açısından faiz hususunda bir ikilemle kalma durumu oluşuyor, ülkemizde olduğu gibi.

      Biran için faiz hususunu bir kenara bırakalım. Bir kurum oluşturalım, bireylerin tasarruflarını teslim ettiği. Bu tasarruflar bu kurum aracılığıyla sermaye ihtiyacı olan girişimcilerin kullanımına sunulsun. Bu aşamada dinen günah olan bir durum var mıdır? Varsa devam etmeme gerek yok, argümanım burada biter. Hayır, bilakis sevap vardır diyorsanız akıl yürütmemize devam edebiliriz.

      Muhakkak ki, bu kurumu ister devlet yönetsin, ister özel sektör bu işin bir maliyeti vardır. Eğer devlet bu işi yürütüyorsa herhangi bir bedel almaksızın girişimcilere bu hizmeti sunuyorsa, halktan aldığı vergileri bu girişimci için harcamış olur. Adaletsiz bir durum yaratır. Zaten bu hizmette bir kazanç yoksa, özel sektör bu işe girmez. Bu hizmet için maliyet + makul bir kar alınırsa, yine dinimizce günah işlemiş olur muyuz? Hakkaniyet açısından hizmet bedeli, alınan borç tutarına göre hesaplanacak. Öyle ya, 1.000 TL çeken ile, 1.000.000 TL çeken aynı hizmet bedelini mi ödeyecek? Hayır derseniz, bu uygulamayla bir günaha yol açar mıyız?

      Bundan sonrasında bir sıkıntı oluşuyor gibi. O da, bu kuruma kimler tasarruflarını teslim edecek? İnanıyorum, muhakkak ki teslim edecekler olacaktır. Ama istenen seviyeye çıkacak mıdır? Talebi karşılayacak kadar bu kurumda tasarruflar birikecek midir? Birazcık bu işin ilerisini düşünmeye başladığımızda birşeyler evrilecek gibi duruyor. Aslında bir sıkıntı değil, bir çok sıkıntı oluşuyor.

      Sıkıntı oluşuyor, çünkü bu aşamaya kadar tasarruflarını bu kuruma teslim edecekleri dışlayarak geldik. Aynı zamanda halkın hizmetine sunulacak çok ucuz borçlanmanın ekonomiye vereceği etkileri de gözardı ettik. Ve bu etkilerin tasarruflar üzerindeki etkisini. Ve bu etki üzerinden borç alanlar üzerinde yaratacağı etkileri. Bir sarmal gibi değil mi?

      Dersiniz, bu kurumu kurmayız olur biter. Serbest piyasayı kabul etmeyeceksiniz o zaman. Kabul ettiğiniz müddetçe bu kurumları kurmazsanız, yarattığınız boşluk doldurulur. Fikri, hayalleri olup ta, sermayesi olmayan herkes bu talebi yaratacaktır.

      Borç almayı kötü gözle bakmayın. İşiniz var, büyütmek istiyorsunuz. Birikiminiz yeterli değil. Birikmesini beklerseniz bir dört yıl geçmesi gerekecek. Neden şimdiden borç alıp, bir dört yıl mahrum kalacağınız karı kazanmaya şimdiden başlamayasınız? Belki siz biriktirirken, hayalinizdeki işi bir başkası kurup, piyasayı ele geçirecek. Faiz den kaçtınız, ama artık ürününüzü/hizmetinizi daha düşük bir bedelle sunmak durumundasınız, ya da daha fazla harcamak. Ödeyeceğiniz faizden daha fazla bir bedel ödemiş olacaksınız.

      Serbest piyasa ekonomisini kabul ettiniz, dışa açık bir ülke kurdunuz. Siz bu kurumları oluşturmazsanız, yabancı ülkesindeki bu imkandan faydalanarak, sizin ülkenizde piyasayı ele geçirebilir. Yani kredi mekanizmasını kurmak mecburiyetinizdesiniz.

      Tekrar ediyorum, serbest piyasa ekonomisinden çıkarsınız, dışa kapalı bir ekonomi kurarsınız. Ülke içi imkan neyse, onu dağıtırsınız halkınıza. O zaman ne faizden, ne de kaydi paradan bahsetmeye gerek kalmaz. Belki daha iyi olur. Ne böyle hep büyü, hep büyü. Hep tüket, hep tüket:)

      Ne dersiniz Mahfi Bey? Siz fazla uzatmak istemiyorsunuz artık ama.

      Sil
    20. Madem takip edenler hala var, ekleme yapayim Timur Cimen'e. Aslinda bahsettiginiz kurum Devlet. Devlet vergi toplar (yani bir yerde size zorunu birikim yaptirir) ve bunu kar amaci gutmeden tesvik olsun, vergi indirimi olsun vs. girisimcilere dagitir. Bankalar ve faiz ile gemisini yurutenler bu sistemdeki eksikligin somuruculeridir bir yerde.

      Insanlara en buyuk zarari yapanlar, bence onlara zararli olan seylerin ulasimini kolaylastiranlardir. Tutun ureten degildir insanlara zarar veren, ama onu paketleyip, her kose basinda satilmasini saglayandir. Alkol ureten degil, gene her kose basinda, onu cok zararsiz ve keyif araci olarak gosterenlerdir.

      Ne alaka diyeceksiniz, faiz zararliysa, kredi karti denen sey, aninda telefona kredi denen sey ve bunlari ortaya cikartanlar esas zararlilardir. Faiz ile kira arasindaki baska bir fark da burada belirtilebilir; faizi uygulayananin beklentisinin sizin "borcunuzu" odememeniz, kiraya verenin ise borcunuzu odemenizi beklemesidir. Kredi kartlarini dusunun, vadesinde herkesin borcunu odedigi bir ortamda hicbir banka boyle bir finansal araci vermez. Bankalar sizin borcugunuzu tam olarak ve zamaninda odemeyeceginiz varsayimi ile boyle bir yatirima giriyorlar. Bir zamanlar 12 ay taksit yaptiginizda 25%'lere kadar indirim, pesin odediginizde sizi "zarar"a ugratacak uygulamalari vardi. Negatif reel faiz yokken, finansal hicbir izahi olmayan bu tip uygulamalari neden yapiyorlardi acaba? Cunku borcunuzu odeyebilmenizi istemiyorlar.

      Sil
    21. Arkadaşlar,

      Dünya genelinde, "açgözlülük" duygusunu köpürttüğümüz sürece,

      "Para" da, "faiz" de, "kirâ" da biraz cüce kalıyor!

      Ve kapitalizmin tam manâsıyla "açgözlülüğün köpürtülmesi" üzerine kurulmuş olduğunu da unutmayınız!

      Sil
  10. Hocam sizin twitt ''9 aylık cari açık 25,5 milyar $, net hata ve noksan 13,5 milyar $. Cari açığın yarıdan fazlası kaynağı belirsiz dövizle finanse edilmiş ???''
    Belirsiz kaynaklar ne olabilir acaba?...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Suriyelilerin yanlarında getirdiği paralar olabilir, yurt dışındaki hesaplarından Türklerin getirdiği paralar olabilir, turizm anketlerinde yapılan hatalar olabilir, kara para olabilir. Bunlar ilk aklıma gelenler.

      Sil
  11. Hocam,

    Şimdi okuyacaklarınıza kahkaha ile güler misiniz bilmiyorum ama yine de yazdım.

    2008'den beri küresel ekonomik krizin nasıl devam ettiğini siz hepimizden daha net gözlemliyorsunuz. Ve hatta 2016 itibariyle, krizin üçüncü safhaya geçme riski olduğu öngörüsüne bile sahipsiniz.

    Şöyle bir düşüncem var:

    Elbette gün gelecek bu ekonomik kriz de bitecek (kim bilir o günler ne kadar uzakta!)

    'Uluslararası Asgari Ücret' isimli bir kavram yaratılarak, her insana, mensubu oldukları ülkelerin koşullarına göre, asgari ücretin bizzat devletler tarafından bağlanması kararının IMF, World Bank veya Birleşmiş Milletler gibi kurumlarda ortak karar verilerek alınacağı kanaatindeyim. (Mülteci statüsünde olan veya çeşitli sebeplerle ülkelerinden 'deport' edilen kişilere, yine BM kararları şemsiyesinde belirlenmiş asgari ücretin ödeneceği mekanizma da dahil olmak üzere.)

    Bugünden durup bakınca, bu uygulamanın ütopik (ve birçoklarınca komünist) olduğu düşünülebilir.

    Ama dünya genelinde, talep daralması var ve enflasyonu bir türlü yükseltemiyorlar!

    Ortaya atılacak bir çok çözüm önerisinden birinin, yukarıdakine benzer olacağını düşünüyorum.

    (Hatırlarsanız, Piketty, gelir düzeyi yüksek olan kişilerden -- ve kurumsal şirketlerden -- daha fazla vergi alınabileceği yönünde bir fikir söylemişti. Buna ilk karşı çıkanlar, libertarian görüşlere sahip akademisyenler ve benzerleri oldu.

    Acaba 'Uluslararası Asgari Ücret' gibi bir şeye de aynı şiddetle karşı çıkarlar mı bu libertarianlar!)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asgari ücret ülkeden ülkeye ekonomiden ekonomiye değişecek bir büyüklük olduğu için (hatta şimdi bölgesel asgari ücret tartışılıyor) bunu uluslararası bir kuruma bırakmak doğru olmaz diye düşünüyorum.

      Sil
  12. Hocam emeğinize sağlık teşekkürler.Çok net açıklamışsınız.

    YanıtlaSil
  13. Hâlâ "TÜRKİYE'DE EKONOMİK KRİZ YOK!" diyenler var mı!

    8 KASIM 2015

    Değerli müşterilerimizin dikkatine;

    Ani kur yükselişi nedeniyle (Şubat 2015 - Eylül 2015 dönemlerinde meydana gelen yükseliş) satışlarımız TL ile olduğundan %47 maliyet bedeli olarak farketmiştir.

    Sayın müşterilerimiz üzülerek bildiririz ki, aradaki farkı ödeyenlerin ürünlerinin teslimatını şirketimiz 90 gün içinde yapacaktır. Aksi taktirde şirket yılsonu bilançolarını belirledikten sonra kısmi olarak ayni ya da nakdi ödeme yapacaktır.

    Saygılarımızla

    Not: Yeni ödeme bilgileri tarafımızdan tayin edilecektir.

    http://www.pcdepo.com/image/cache/data/son_durum-990x350.jpg

    http://www.hurriyet.com.tr/depo-patladi-binlerce-kisi-magdur-40011493

    http://www.pcdepo.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Turkiye'de ticareti kumar sananlar da var. Madem stogunda yok, hadi onu anladik tedarikci ile fiyat konusunda ongorulebilir bir anlasman yok neyine guvenip o fiyata satiyorsun. Malum medyanin ayni alanda faaliyet gosteren kendi sirketinin agzi sulandigi icin de ustune hemen hoplamis.

      Sil
    2. asıl ilgiç tarafı dolar %47 artmıyor; pc bileşenlerinin fiyatı da dolar bazında düşüyor ama maliyet artışı %47 bu tamamen dolandırıcılık kapsamında değerlendirilebilir. Sanırım aldıkları parayıda vadeli bir şeye yatımışlar ki %47 istiyorla... Bu kişilerin mali/iş hayatı bitirilmeli bu tür adamların iş yaptığı bir piyasa kabul edilemez, buna da tüketici değil devlet el koymalı.

      Sil
  14. Isin daha da karmasik tarafi ABD'li islemci ureticisinin ayni zamanda yerli bir sirketin ortagi olmasi, ya da satisi, satis sonrasi servisi dogrudan kendisinin vermesi var. Buyuk ureticilerin hemen hepsi bu konumda. Dahasi bu firmalarinin bolge ihracatini kendisi yapma durumu var. Dolayisi ile bu gibi durumlarda uluslararasi sirketler hizmetleri diger ulkelere kaydirarak gemilerini her su da yurutebiliyorlar. Ancak Cin gibi kendi parasini kontrol edebilen ulkelerde hareket kabiliyetleri cok kisitlaniyor.

    YanıtlaSil
  15. Hocam selamlar.Eğer bir periyodik dönemde k.k.o. yükseliş trendinde,sanayi üretimi ise düşüş trendiyse bunun sebebi nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanayide kapasite kullanım oranı yükseliyorsa normal olarak sanayi üretiminin de artması gerekir. Eğer KKO arttığı halde sanayi üretimi düşmüşse mevsim ve takvim etkilerine bakmak gerekir. Yani, mesela çalışılan gün sayısı düştüğü için üretim düşmüş olabilir. Eğer bunlarda bir değişiklik yoksa yani mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak da sanayi üretimi düşüyorsa o zaman verimlilikte bir sorun ortaya çıkmış olabilir.
      Bütün bunlara karşın en çok e sık revize edilen şeylerin başında sanayi üretiminin geldiğini, dolayısıyla oranların çoğu kez gerçeği yansıtmadığını dikkate almakta yarar var.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Ne yazık ki basılan paranın bir karşılığı falan yok. Kaydi paranın karşılığı hazineye ait araziler falan değil ve tarihte hiçbir devletin kaydi parasının karşılığında hazine arazisi vb önerdiğini ya da verdiğini de görmedik. Kaydi para bir değişim aracı olarak piyasaya sürülür ve değeri piyasa koşullarınca belirlenir. Emeğin yüklendiği bir manyetik kart gibidir denebilir en fazla. MBler parayı basıp sürebildiği gibi geri çekip ortadan da kaldırabiliyorlar. Bu nedenle bugünkü paranın mülkiyet bazlı olduğunu söylemek mümkün değil.

      İ.İ.

      Sil
    4. Bütün bunlar doğrudur ama geçmişte kağıt para altın karşılığında basılıyordu. ABD doların altın karşılığını 1970'lerin başlarına kadar sürdürdü. 1 Ons altın 35 Dolara eşitti. Yani Fed, 35 Doları getirene 1 ons (yaklaşık 31,1 gram ediyor) altın vermeyi taahhüt ediyordu. Eğer bu sistem devam etseydi paranın mülkiyet bazlı olduğunu söylüyor olacak mıydık?
      Ya da altın çok somut bir mal olduğuna ve para da onu temsil eden bir senet olduğuna göre parayı ödünç verdiğimizde bir anlamda onun karşılığında altını ödünç vermiş mi oluyorduk?

      Sil
    5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    7. Radyoaktif bir maddeniz yoksa, bu madde zamanla azalmaz. Ama para zamanla azalir, yani deger kaybeder. Gunumuzde ve tarihte para MB'lerin borc senedidir. Karsiligini gosterir gostermez bu sizin borcu verdiginize guveninize baglidir. Bugun kimse MB'nin kasasini acip altina ustune bakmiyor. Borc senedinin ya da paranin konvertibilitesine bakiyor. Arada bir kriz doneminde sov amacli su kadar altinimiz var bu kadar altinimiz var deniyor ama eninde sonunda para basan borc veriyor, babasi yani devletin hazinesi zenginse siz de gule oynaya bu borcu veriyorsunuz. ABD'yi bu konuda karli cikartan elinizde tuttugunuz her dolarin aslinda FED'e 0% faiz ile borc verdiginiz anlamina gelmesidir. Zaten ABD enflasyon orani ile elinizdeki para zamanla azaliyor, bu da onlari karli cikartiyor. Eger parayi onlarin ulkesine gotururseniz enflasyon olur, senetlerin kiymeti duser, bunu yapmadiginiz muddetce size seve seve dolar verebilir FED.

      O acidan kiraladiginiz evin metrekaresinin gun gectikce milim milim azalmasi ne kadar akla yatkinsa para'nin kiralanmasi da o kadar yatkin.

      Sil
    8. Sayın Eğilmez bu mesajların hepsini okuyor ve kurduğu bu blogun amacına ulaştığını düşünüyor mu bilemiyorum ama ben bu tür tartışmaları aslında çok güzel ve doğru buluyorum.

      Sayın Atadostu, kullandığım "bugünkü paranın mülkiyet bazlı olduğunu söylemek" ifadesindeki "mülkiyet" sözcüğünü sizin kastettiğiniz "devletin malları ve mülkleri" anlamında kullanmıştım. Yani sizin açıkladığınız dilsel olarak paranın bir mal yani mülk edinilen şey olması anlamında değil. Paranın kendisi "sahip olunan bir şey" olduğuna göre elbette bir maldır. Paranın kendisi bir mal/mülk olabilir ama günümüzdeki kaydi para (fiat money) "karşılığında bir mal bulunan bir şey" değildir. Sizin sorduğunuz ve mantık yürüterek "herhalde devlet bu kağıtları kendi sahip olduğu mallar, mülkler, gayrimenkuller karşılığında basıyor" anlamındaki cevap de bu nedenle geçersizdir diyorum. Bu türden bir karşılığa sahip olsaydı bu bir yerde belirtilirdi. Oysa mevcut paraların üzerinde de yazdığı gibi (10 Ocak 1970 tarih ve 1211 sayılı kanuna göre çıkarılmıştır) bu paranın tek varoluş nedeni devletin kendi tekelinde bulundurmayı zorunlu gördüğü "sanal bir değerdir".

      Yani, Türk Lirası dediğimiz para (ya da dolar, euro vb) değişim aracı olarak kullanılmak üzere üretilmiş sanal bir değerin ifadesidir. Arkasında da hukuki o temel dışında bir başka değer yer almaz. Tek garantisi devletin verdiği güvencedir. Sizin bahsettiğiniz "arkasında bir değer olan" para kavramı taa Merkantilist ekonomide kaldı neredeyse. Sizin görüşünüz de merkantilist görüşe paralel olmakta. Eskiden para denilen şey, altın veya gümüş benzeri bir somut değerin temsili idi. Bu nedenle de bir ekonomiye sürülebilecek para miktarı o ülkenin sahip olduğu altın miktarı ile sınırlı idi. Bu sınırlamayı kırmak için zaman zaman paranın karşılığı olarak gümüş vb alternatifler kullanıldı ama bunların uluslararası geçerliliği olmadığı için ülke paralarının değeri belirsiz hale geldi. 20 yy.'da sadece ABD doları altına endeksli kalırken diğer tüm paralar dolara endekslendi ve sayın Eğilmez'in de hatırlattığı gibi 1970lerde de ABD kendi parasının altın endeksini kaldırdı. Yani şu anda dünyada karşılığı altın vb olan bir para yok. Kullandığımız Lira'nın tüm varoluş nedeni aramızda üzerinde uzlaşacak bir değer birimi olması gerekliliğidir. Lira'nın ne değere sahip olduğuna ise piyasa karar vermektedir. Basılan Lira'nın arkasında bir şey olmadığı gibi dolar ve euro'nun da yoktur. Sorduğunuz "Bu günkü sistemde paranın bir mal olabilmesini sağlayan madde nedir?" sorusunun cevabı budur; "madde" olarak hiçbir şey.

      +++

      Sil
    9. Buradan hareketle daha önce tartıştığınız ilginç bir noktaya değinmek istiyorum. Parayı basan MB'dir ve bunu devlete "borç" olarak verir. İşte belki de en temelde yatan konu bu. İkisi de esasen devlet kurumu olan (he ne kadar MB bağımsız vb dense de o da devlet yapısının bir parçasıdır) iki kurumdan biri para basmakta ve diğeri bunu nedense "borç" olarak almaktadır. Yani karşılığında bir değer unsuru bulundurmayan bir birim üretilmekte (istenirse sınırsız olarak) ve yoktan borç yaratılmaktadır. Bu kapitalist sistem dediğimiz şeyin en temelinde yatan ve hatta varoluş nedeni olan konudur. Bunun neden "hak" değil de "borç" olarak tanımlandığı artık ekonomiyi aşıp resmen felsefeye girmektedir. Ben kendimce nedenini söyleyeyim; bir şeyi "hak" olarak tanımlarsanız insanlar onun karşılığında bir şey yapmadan ona sahip olabilirler. Oysa "borç" olarak tanımlarsanız, devlet dahil herkes onu geri ödemek için çalışmak yani emek harcamak durumundadır. Yaratılan bu borç paranın geri verilmesi gereklidir ki herkes çalışsın. Burada söylemek istediğim bunun yanlış olduğu değil çünkü bunu "hak" olarak tanımlayan görüşlerin de daha başarılı olamadıkları. Verimlilik düşüşünden tutun totaliterliğe kadar giden sorunları var alternatiflerin.

      Burada bu paranın karşılıksız olarak basılabilmesi ilginç gelebilir. Para karşılıksız basılıyorsa neden basıp dağıtmıyoruz. Yapılmayan şey değildir ama enflasyon denen olgu nedeniyle "değerin düşmesi" durumuyla karşılaşıyoruz ve ekonominin sorunlarını çözmüyor. O nedenle de karşılıksız da olsa finansman amacıyla milli paranın basılması kalkınmada başka sorunlar yaratıyor. Bu nedenledir ki 2001 sonrası para basarak (ve enflasyon yaratarak) kalkınmak formülü yerine artık dış borç alarak kalkınma sürecine geçtik çünkü bu durumda borç alınan parayı basamayacağımız için disiplin altında olacağız ve gerçekten verimli çalışmak durumunda olacağız.

      Çok uzatmış olabilirim ama her yerde bu türden temel ve önemli konuları tartışma olanağı bulamıyoruz. Teşekkürler...

      İ.İ.

      Sil
    10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    11. "Para" ve "Borç" konusu üzerine:

      Kitap: Borç "İlk 5000 Yıl"
      Yazan: David Graeber
      Çeviren: Muammer Pehlivan
      Yayınevi: Everest Yayınları
      Adres:
      http://www.everestyayinlari.com/tr/kitap.asp?id=1454

      Sil
    12. Sayın İ.İ.'nin

      [Yaratılan bu borç paranın geri verilmesi gereklidir ki herkes çalışsın. Burada söylemek istediğim bunun yanlış olduğu değil çünkü bunu "hak" olarak tanımlayan görüşlerin de daha başarılı olamadıkları. Verimlilik düşüşünden tutun totaliterliğe kadar giden sorunları var alternatiflerin.]

      ifadesi; kapitalizmin bütün dünyada tahakkümünü kurduğu sistemin onayı için yazılmış yumuşatıcı bir açıklamadır.

      "Kapitalizmin alternatifsizliği" hastalığına yakalandığımız için; dünya genelinde ne yaşanırsa yaşansın, bir yolunu bulup kapitalist çember içinde mantıklaştırmaya alıştırıldık!

      "Para" isimli nesne BÜTÜN VARLIKLARI TAHAKKÜM ALTINDA TUTMAK İÇİN İCAT EDİLMİŞTİR!

      Detaylı bilgi için aşağıdaki adresleri ziyaret ediniz:

      === Adres 1 ===

      "Sağmal İnek" olarak yaşamaya hâlâ devam edecek miyiz?

      http://bit.ly/1HGMQua

      === Adres 2 ===

      http://bit.ly/1gzi14R

      Saygılarımızla,

      Sil
    13. Graeber'in Borç adlı eseri ilk başta kulağa hoş gelse de; "Aldığımız borcu neden geri ödüyoruz ki? Eğer o paraya ihtiyacımız varsa paranın sahibinin onu bizden geri istememesi gerek" gibisinden bir mantık üzerine kurulu. Zaten genelde "sistemi kökünden düzelteceğiz" diyen yaklaşımlar hep bu türden kökten hatalar ve mantıksızlıklar üzerine kurulu oluyorlar. Yıllar önce de İslamcı bir "dahi" de tüm sistemi kökünden değiştirecek ve herşeyi çözecek, sır gibi sakladığı bir formülden bahsetmekteydi. Sonunda ağzından kaçırdı; bizim ev, araba, yeni bir gömlek gibi ihtiyaçlarımız aslında bir "ihtiyaç" değilmiş. Bunu çözünce bütün ekonomi düzeliyordu.

      Ben de sizin önerdiğiniz bu çözümleri okurken benzer bir hisse kapılıyorum. Bu "alternatifler" bir sorunu çözer gibi gözüküyorlar ama temelde bazı mantıkları tersyüz ederek yapıyorlar bunu. Siz buna inanmayınca da hala ve hala kendinizi kapitalizmin dışında düşünemeyen ve alternatifsizlik hastalığından muzdarip insanlar oluyorsunuz. Kısacası, evet başımızda adın kapitalizm deyip geçtiğimiz bir bela var diyelim. Bundan ben de memnun değilim ve her tür belasından da haberdar ve hatta mağdurum. Buna alternatif olacak bir sistemin ancak ve ancak ciddi ıslah olabileceğini düşünüyorum. Bu ıslah içinde de öyle paranın kaldırılması, borçların ödenmemesi, herşeyin ne kadar verimli olursa olsun merkezi planlama ile halledilmesi gibi şeyler yok. Bunlar benim kafamda kurduğum simülasyonda çalışamıyorlar ve tarihsel olarak da çalışamadılar. Umarım anlatabilmişimdir.

      Saygılar,

      İ.İ.

      Sil
    14. Sayın İ.İ. (00:40)

      [Bunlar benim kafamda kurduğum simülasyonda çalışamıyorlar ve tarihsel olarak da çalışamadılar.]

      Kafanızda kurduğunuz simülasyonda çalışmaz, çünkü; simülasyonunuz "kapitalizm üzerine" kurulu.

      "Tarihsel olarak da çalışamadılar." ifadeniz ise tam manâsıyla uydurma, çünkü; daha önce böyle bir durumla karşılaşılmadı.

      [Zaten genelde "sistemi kökünden düzelteceğiz" diyen yaklaşımlar hep bu türden kökten hatalar ve mantıksızlıklar üzerine kurulu oluyorlar.]

      Her tür (sizin ifadenizle) "yaklaşım", sadece ama sadece "kapitalizm çemberi içinde mantıklaştırıldığı için"; hatalı nitelemesini kullanmanıza şaşırmadık. (Çünkü; yıllar önce henüz kapitalizmin ölümcüllüğü üzerine bilgi ve tecrübeye sahip değilken; sizler gibi şaşırıyorduk. Acı çeke çeke kapitalizmin ne olup/ne olmadığını tecrübe etmeye başladık. Konu hakkındaki detaylı açıklamalarımızı aşağıda "Adres 1" ve "Adres 2"den okuyabilirsiniz.)

      [Yıllar önce de İslamcı bir "dahi" de...] başlayan ifadeniz üzerine; herhangi bir dini yapıyla uzaktan/yakından ilişkimiz yok.

      [Bu "alternatifler" bir sorunu çözer gibi gözüküyorlar ama temelde bazı mantıkları tersyüz ederek yapıyorlar bunu. Siz buna inanmayınca da hala ve hala kendinizi kapitalizmin dışında düşünemeyen ve alternatifsizlik hastalığından muzdarip insanlar oluyorsunuz.]

      "...temelde bazı mantıkları tersyüz ederek yapıyorlar..." ifadeniz yine kapitalizm çemberi içinde mantıklaştırma çabası.

      Bebekliğimizden itibaren hayatımıza zerk edilen "alışkanlıkları" terk etmek o kadar olmayacak.

      "Değişim" dediğimiz tabir; bugünden-yarına, akşamdan-sabaha gerçekleşmez.

      Detaylı bilgi için aşağıdaki adresleri ziyaret ediniz:

      === Adres 1 ===

      "Sağmal İnek" olarak yaşamaya hâlâ devam edecek miyiz?

      http://bit.ly/1HGMQua

      === Adres 2 ===

      http://bit.ly/1gzi14R

      Saygılarımızla,

      Sil
  16. Hocam merhaba,

    Yazılarınızı büyük bir keyifle okuyorum. Bir iktisatçı olarak (iktisatçıyım demiyorum sadece o bölümden mezun olduğum için yazıyorum) neler bilmediğimi çok güzel anlatıyor ve bilgilerimi sizin sayenizde güncelliyor ve geliştiriyorum. Kurlar ile ilgili (USD ve EUR) şu an her ikiside 3 civarında. Teknik olarak tekrar 2 TL olabilir mi? Gerçekte böyle bir oluşabilir mi? Yoksa hep yukarı yönlü bir şekilde mi artarak devam edecek? Cevabınız için peşinen teşekkürlerimi iletirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Teorik olarak her ikisi de 2 dolayına düşebilir. Yani TL, ikisine karşı da değer kazanabilir. Bunun olabilmesi için: (1) Fed'in faiz artışını 2016'da yapmayacağını açıklaması gerekir. (2) Bizim yapısal reformları ciddi biçimde yapmaya başlamamız gerekir. (3) Ekonominin yeniden potansiyel büyüme oranı olan yüzde 5'in üzerinde büyümeye başlaması gerekir. (4) AB ile adaylık sürecinin artık gerçek üyelik aşamasına yaklaştırılması için her türlü girişimin ve düzenlemenin yapılması gerekir.
      Eğer bunlar olursa kur 2'ye de iner daha aşağıya da iner. Bunun olması için şu sorulara olumlu yanıt vermemiz gerekir: (1) Fed faiz artışını 2016'nın sonlarına erteler mi? (2) Biz bunları yapabilir miyiz?

      Sil
  17. Öğretmenim,

    Sizin sitenize de kayyum atanabilirmiş.

    Hazırlıklı olmanızda fayda var!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Para olmayan yere kayyum atanmaz. Bu site para kazanan bir site değil. Reklam bile almıyorum baksanıza.

      Sil
  18. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kusura bakmayın ödevlere, derslere ve sınavlara yardımcı olmuyorum.

      Sil
  19. Merhaba Mahfi Hocam,
    Mobil Web Siteniz için tavsiyede bulunmak istiyorum. Telefondaki browser'dan sitenizi açıp, herhangi bir başlığa girildiğinde, ekranda parmağınızı yatay olarak sağa veya sola çektiğinizde "swipe left/right gesture" bir önceki veya bir sonraki konuya geçiş yapılıyor. Bu ilk bakışta güzel bir özellik gibi görünse de biz mobil okuyucularına bazı zorluklar çıkarıyor. Yazılarınızda mobil ekrana sığmayan bir imaj/grafik/tablo bulunuyorsa, tablonun ekranda görünmeyen sağ tarafındaki kısımlarına ulaşamıyoruz. Ulaşmaya çalıştığımızda bir sonraki yazı'ya geçiyor. Bu geçişi kapatmanızı tavsiye ediyorum. Biz okuyucular yazı başlıklarını içeren menu'ye geri butonu ile gelip okumak istediğimiz konuyu seçebiliyoruz zaten.
    Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mobil siteyi özel olarak yapmadım ya da yaptırmadım. Ama bu önerinizi bilen birileriyle konuşacağım bakalım ne yapabiliriz?

      Sil
    2. Sayin Aksu'nun onerisine katiliyorum Sayin Hocam. Bir suredir ben de sizden ayni ricada bulunmak istiyordum. Yeri gelmisken mevzubahis hareketle diger konulara gecme ozelliginin okumada aksama yarattigina ben de katilayim.

      Sil
  20. Hazine Uzman Yardımcılığı sınavı için yazılarınızı özenle okuyorum. Yoğunlaşmamı önerdiğiniz konu/makale var mı acaba? Mutlaka bilmem gereken bişey. İlginize çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  21. Hocam ülkeye giren kaynağı meçhul dövizin %50lik artışı -ki 6.5 milyar$ dan bahsediliyor- normal mi? Bu kaynağı belirsiz dövizler birilerinin müdahalesi sonucu mu oluşuyor? Ve karaparayla bi ilişkisi var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ekonomide 23,5 milyar dolar cari açık varsa ve bunun 13,5 milyar doları kaynağı bilinmeyen dövizlerle finanse edilmişse bu normal olamaz. Buna "üzümünü ye bağını sorma" diyemeyiz. Bunun kara para aklaması olup olmadığını araştırmak zorundayız. Gün gelir başkaları bunun kaynağını ortaya çıkarır mahcup oluruz.

      Sil
  22. hocam 11 de ekonomi programı ne zaman ve nerede teşekkürler .

    YanıtlaSil
  23. Hocam merhaba konuyla alakası yok ama size bir sorum olacaktı.Ben işletme öğrencisiyim ve yurt dışında büyüdüğüm için çok iyi derecede İngilizce biliyorum.Benim sorum ise bizim öğrendiğimiz derslerin yanında yabancı üniversitelerin özellikle benim bildiğim ünilerin ders programını inceliyorum ve internetten sık sık yabancı kaynak indiriyorum özellikle dikkatimi çekti dışarıda muhasebe çok farklı.Zannedersem uluslar arası muhasebe sistemi farklı olabilir.Benim genel muhasebede gördüğüm gibi 100kasa,153ticari mallar kullanıyorlarmıdır bilmiyorum.Özellikle Financial Accounting-Cost Accounting-Management Accounting falan biraz değişik geldi.Benim sorum ise uluslar arası düzeyde kabul görmüş muhasebe sistemi varmıdır?yabancı kaynaklara da çalışmak isteyen birisi olarak öğrencinin anlayabileceği düzeyde önerebileceğiniz kaynak varmı yada Türkiye'de okutulan?Ve bu öğrencinize nasıl bir yol izlemesi konusunda tavsiyeleriniz olur mu?

    Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anglo Amerikan muhasebe sistemi kıta Avrupasındaki muhasebe sisteminden farklıdır. Maalesef bu sorunla herkes karşılaşıyor. Uluslararası standartlar var ama sistemleri aynılaştırma yolunda bir düzenleme yok. O nedenle iyi bir Türkçe muhasebe alıp çalışmanızı öneririm. Mantık aynı ama kayıtlarda ve hesaplarda farklılıklar var. İkisini de inceleyince bunu aşmak mümkün olabiliyor.

      Sil
  24. Merhaba hocam,
    Konu dışı bir sorum olacak.

    İktisat - maliye öğrencilerine takip etmeleri için önereceğiniz ekonomi temalı dergiler ve internet siteleri var mıdır?

    YanıtlaSil
  25. Hocam merhaba benim su anda merak ettigim döviz kurları daki hareketliliğin satın alma gücü paritesi üzerindeki etkisi nasıl olacaktır yada su anda nasıl?

    YanıtlaSil
  26. hocam cari denge, enflasyon,işsizlik oranı arasında nasıl bir ilişki var ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enflasyonla işsizlik arasında kısa dönemde ters yönlü bir ilişki var (Phillips Eğrisi.) Cari açık arttıkça dışarıdan döviz bulmak için TL değer kaybı yaşıyor bu da enflasyonu artırıyor.

      Sil
  27. Mahfi hocam sevgiler. Bir sorum olacak. TCMB'nin en elzem görevi paramızın satın alma gücünü korumak yani fiyat istikrarını sağlamak değil mi? Neden hala 'ne şiş yansın ne kebap politikası' uyguluyor? Neden değeri gittikçe eriyen ulusal paramıza çeşitli enstrümanlarını kullanarak gerçekçi müdahalelerde bulunmuyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer bir ekonomide riskler büyük ölçüde ekonomi dışındaki konulardan dolayı oluşuyorsa o ekonomide paranın değerini korumak kolay değildir.

      Sil
  28. Hocam şimdi asgari ücret 1.300 tl olunca özellikle maliyet yönlü bir enflasyon(ücretlerdeki artış nedeniyle) olacak.Ücret artışı karşısında işçilerin eline daha fazla para geçeceği için daha fazla harcama yapacaklar.Marjinal tüketim eğiliminin 1 e yakın olacağı kesin çünkü. Hem maliyet hem de talep enflasyonunu beraber yaşayacağız gibi görüyorum.Bu yüzden açıkçası ciddi sayılabilecek bir enflasyon artışı bekliyorum. Peki siz hocam, şu anda %8 civarı olan enflasyonun saydığım nedenlerden dolayı %10 u aşacağını düşünüyor musunuz?...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aşağı yukarı aynı şeyi düşünüyorum.

      Sil
    2. Peki bu mevcut hükümetin aslında dolar ile borçlanma yerine adım adım 2001 öncesi TL ile finansman sağlama modeline doğru bir hareketlenme içinde olduğu anlamına da gelir mi sizce? Malum; asgari ücret artışı içeriden finanse edilecek ve buna yönelik bir vergi vb kaynaktan bahis yok.

      İ.İ.

      Sil
  29. Hocam üniversitede ne dersi ya da dersleri veriyordunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ercan Kumcu ile birlikte Kadir Has Üniversitesinde son sınıf öğrencilerine Ekonomi Politikası dersi veriyoruz.

      Sil
  30. Hocam kurun düşmesinin kısa vade etkisi ihracatçıya (tarım ürünü ihracatçısı) negatif olurken ithalatçıya pozitif olur diye düşünüyorum. Kurun yükselmesinde de tersi bir durum söz konusu. Bu yüzden kuru bir noktada sabitlemek gerekir. Kuru sabitlemek pratikte mümkün olmadığından, kuru bir aralıkta tutmak gerekir ki hem ithalatçı ve ihracatçı uluslarası ticaretten zararlı çıkmasın. Şu an Türkiye'de kur bir aralıkta bile tutulamıyor. uzun vadede kurun aralıkta tutulamamasının ihracatçı ve ithalatçıya etkisi nasıl olur?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...