31 Mayıs 2019 Cuma

Türkiye Krizde mi?

Türkiye ekonomisi 2019 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,6 oranında küçülme yaşadı. 2018 yılının son çeyreğinde yaşanan yüzde 3 oranındaki küçülmeden sonra bu üst üste yaşanan ikinci küçülmeyi gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında resesyonu andırıyor olsa da enflasyonun ve işsizliğin çok yüksek olması bu durumu resesyondan çıkarıp slumpflasyonun çerçevesine sokuyor.

Krizin genel tanımı şöyle yapılıyor: Ekonominin temel yapı taşları olarak kabul edilen mal, hizmet, üretim, döviz fiyatları üzerinde kabul edilebilir düzey ve oranların ötesinde yaşanan şiddetli dalgalanmalar. Benim kriz tanımım biraz daha farklı: Ekonomik kriz; büyüme, işsizlik, enflasyon, faiz, bütçe açığı, cari açık, yerli paranın dış değeri gibi temel göstergelerin yanı sıra geleceğe ilişkin beklentilerin bozulması ve bu bozulmanın belirli bir süre devam etmesi halidir.

Öncelikle sözünü ettiğimiz göstergelere yakından bakalım. Yani önce olay yeri incelemesi yapalım. Aşağıdaki tablo 2017, 2018 yılsonları ve 2019 yılı itibarıyla bugünkü değerler ve yılsonu tahminlerini gösteriyor (Kaynaklar: TÜİK, TCMB, BDDK, Bloomberg HT.)

Birim
2017
2018
31.05.2019
Açıklama
Durum
Kişi Başına Gelir
USD
10.537
9.346
8.507
Yılsonu Th
-
Büyüme
%
7,4
2,6
-2,6
-
İşsizlik
%
10,4
13,5
14,7
Şubat 2019
-
Enflasyon (TÜFE)
%
11,92
20,30
19,50
Nisan 2019
-
Gösterge Faiz
%
13,4
19,7
25,78
-
USD/TL
3,78
5,29
5,89
-
YP Mevduat/Toplam
%
46,2
48,8
53,0
-
Bütçe Dengesi / GSYH
%
-1,5
-2,0
-3,5
Yılsonu Th
-
Cari Denge / GSYH
%
-5,5
-3,5
0
Yılsonu Th
+
Ekonomik Güven Endeksi
%
95,3
96,3
77,5

-
Tüketici Güven Endeksi
%
65,1
69,5
55,3

-

Bu tablodaki verilerden büyüme, işsizlik ve enflasyonu bir grafik üzerinde gösterelim.


Tabloya baktığımızda şunları görüyoruz: (1) Kişi başına gelir hızla geriliyor. Bu gelişme Türkiye’yi dış görünüş itibarıyla sıkıntıya sokuyor. (2) Büyümede başlayan ivme kaybı küçülmeye dönüşmüş bulunuyor. Türkiye, artık büyüyemiyor, küçülüyor. (3) İşsizlik, bir daha eski yüzde 8’ler düzeyine dönmek bir yana hızla artıyor. (4) Dünyada çok sorunlu birkaç ülke dışında gelişmiş ekonomilerde yüzde 1 – 3, gelişmekte olan ekonomilerde yüzde 4 – 5 aralığında olan enflasyon Türkiye’de yüzde 20 gibi çok yüksek düzeyde gidiyor. (5) Gösterge faiz bütün dünyada gerilerken Türkiye’de sürekli bir yükseliş içinde görünüyor. (6) TL, hızlı bir dış değer kaybı yaşamaya devam ediyor. TL’nin son 5 aydaki değer kaybı yüzde 31. Bu kadar değer kaybı yaşayan bir yerli para insanları iki şekilde etkiliyor: Dolarizasyon (yabancı para mevduatın toplam mevduattaki payı) artıyor ve dış borçları ödemek için çok daha fazla TL yaratmak gerekiyor. (7) Bu yıla kadar ekonomide en önemli çıpa olarak kullanılan bütçe dengesi de bozulma içinde görülüyor. (8) Tablodaki tek olumlu görünen gösterge cari açık. Bu yılsonunda sıfır dolayında olacağı yani açığın kapanacağı tahmin ediliyor. Ne var ki bu olumlu gibi görünen gelişme yukarıda saydığımız olumsuz gelişmelerin bir sonucu olduğu içi aslında olumlu olarak algılanamayacak bir durumu ortaya koyuyor. (9) Tabloda son iki sırada yer alan ve beklentileri gösteren endeksler de olumsuz. Bir başka ifadeyle ekonomik birimler bu olumsuz görünümün devam edeceğini düşünüyorlar.

Bu tespitlerden sonra grafiğe baktığımızda Türkiye’nin uzun süre istikrarsızlık, bozulma, türbülans, ekonomik sıkıntı gibi ifadelerle tanımlamaya çabaladığı durumun aslında bu tanıma göre ekonomik krizin ta kendisi olduğunu görebiliyoruz.

Bu krizin adı nedir diye sorulursa bunun yanıtı, iki çeyrek üst üste küçülme yaşandığı için, resesyon gibi görünse de, slumpflasyondur. Slumpflasyonda ekonomik küçülmenin yanı sıra çok yüksek işsizlik ve enflasyon da söz konusudur. Slumpflasyon çok tehlikelidir, çünkü enflasyonu düşürüp, işsizliği azaltıp büyümeyi yukarı çekmek gibi birbiriyle çelişkili amaçları aynı anda gerçekleştirebilmek ancak beklentileri olumlu hale getirmekle olabilir.

Krizden nasıl çıkılabilir diye sorulursa bu sorunun yanıtı; ekonomi dışı ve ekonomi içi bir dizi önlemle düzeltilir şeklindedir. Bu önlemlerin neler olduğunu özetle sıralayayım:

Dış politika: Yurtta sulh cihanda sulh ilkesine ve ortadoğuda altın kural ilkesine (ortadoğudaki belalardan uzak durma, karışmama) geri dönülmesi gerek. Bir yandan ABD ile ilişkileri düzeltirken bir yandan da AB ile yeniden çok ciddi olarak üyelik ilişkilerine başlamak şart.
İç politika: Parlamenter rejime, güçler ayrımı ilkesine (yasama, yürütme ve yargının ayrılması) geri dönülmesi ve yargının tamamen bağımsız hale getirilmesi gerek.
Eğitim: Tamamen bilime dayalı, bilim dışında hiçbir öğretiye yer verilmeyen bir eğitim modeline geçilmesi, teknik okulların sanayi odalarıyla birlikte kurulup, özendirilmesi gerek.
Ekonomi: İçi boş programlar açıklamaktan vazgeçilmesi, TCMB’nin tam olarak bağımsız bir yapıya kavuşturulması, teşvik sisteminin dünyayla rekabet edebilecek ürünleri kapsayacak bir çerçeveye dönüştürülmesi, piyasa sistemini bozacak yaklaşımlardan vazgeçilmesi, bütün altyapı yatırımlarının ertelenmesi ve yenilerine girilmemesi, kamu kesimindeki israfın durdurulması ve her şeyden önce de 2001 krizi sonrası uygulanan ekonomik program benzeri bir program hazırlayıp uygulanması gerek.
Beklentiler: Tabloya göre beklentilerde ciddi bozulmalar söz konusu. Yukarıda konu ettiğimiz adımlar atılırsa beklentiler de olumluya döner.

Son olarak bu öneriler kısa dönemde ve kriz derinleşmeden yerine getirilebilirse Türkiye toparlanabilir.

239 yorum:

  1. Hocam, bu krizin adi ne diye sorulursa olarak baslayan paragrafta bir anlatim sikintisi var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düzelttim, bazen bu tür hızlı yazımdan kaynaklanan hatalar olabiliyor. Uyarı için çok teşekkür ederim.

      Sil
    2. ... çelişkili amaçları "olan politikaları/eylemleri" aynı anda gerçekleştirebilmek ancak beklentileri olumlu hale getirmekle olabilir.

      Olacak sanki

      Sil
    3. Hocam turizm gelirleri ihracat mı sayılıyor?

      Sil
    4. Evet turizm ihraç etmiş oluyoruz

      Sil
    5. Turistin yediği çoban salatayı ihraç etmiş oluyorsun. Hizmet eden garsonun emeği de öyle. Bir çok ülkenin turizm gelirleri petrol ihraç eden ülkelerin gelirlerinden fazladır.

      Sil
  2. Hocam yazı için teşekkürler ancak bir iki noktaya değinmekte fayda var. Beklenti anketinde yüzde -4'lere varan rakamlardan bahsediliyordu. Zincirlenmiş hacim endeksi geçen yılın aynı çeyreğine göre %1,3 artmış görünüyor, bu artışı tüketim harcamalarındaki artış ile açıklayabilir miyiz? Yani kamu destekli bir artış mı söz konusu? Diğer bir nokta da bayram öncesi TL'ye olan talep nasıl etkiler?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. % 1,3 lük artış bir önceki çeyreğe (yani 2018 son çeyreğine göre)
      Bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,6 küçülme var.
      Geçen çeyreğe göre artış daha çok TL'nin değer kaybının yarattığı ihracat artışından kaynaklanıyor.

      Sil
    2. 2018 4.ceyrek ile 2019 1.ceyrek doviz kurlari ortalamasi cok yakin. Kur nisandan sonra hareketlendi. Ayrica ceyrek bazli buyume teknik resesyondan ciktigimiz anlamina gelmiyor mu?

      Sil
    3. Ben bu olayı resesyon olarak görmüyorum. Bu bir slumpflasyon durumudur.

      Sil
    4. Hocam bunun adı slumpflasyon değil trumpflasyon. Başımıza ne geldiyse bu Trump yüzünden geldi.

      Sil
    5. Hayir Tayyipflasyon. Problemin kaynagini dogru teshis etmek lazim.

      Sil
    6. Eğer bir önceki çeyreğe göre bir iyileşme varsa bu ekonominin pozitif yönde yukarı doğru ilerlediğini gösterir. Zira geçen sene 1. çeyrek döviz krizi yaşadığımız 2018 Ağustos ayından geri bir tarih olduğu için küçülme doğal karşılanmalı.

      Sil
    7. Eğer bir önceki çeyreğe göre % 1,3 lük bir artış varsa bu ekonomi için olumlu yönde gelişmedir zir a geçen sene 1. çeyrek kriz yaşadığımız 2018 Ağustos ayından daha geri bir tarih olduğu için ( krizden önceki dönem ) 2019 1 . çeyrekte küçülmemiz doğaldır.

      Sil
    8. berker76 ekonominin motoru yapılmış olan inşaat son çeyrekte %10 daralmış ise otomotiv beyaz eşya satışları çift haneli daralmış ise hane halkı harcamaları 4,7 küçülmüş ise tüikin kalem onatıp da 1,3 büyüme çıkarması hikayedir. ekonomi çok net şekilde krizdedir ve küçülmektedir. net şekilde slumpflasyon vardır. ekonominin %61 ini oluşturan hizmetler segmenti bile %4 daralmış. hala bunda bile polyannacılık yapabiliyorsunuz. pes doğrusu. türkiye işte bu kafalarla düzelmiyor burnumuz b... çıkmıyor.

      Sil
  3. Akp (Erdoğan) gitmeden sıraladığınız önlemler alınmaz,alınamaz..Bence başlangıçı mümkünse bir erken seçimle yapmak gerekir.Hükümet (Saray) istediği kadar KHK çıkarsın, 'reform' yapsın, bir işe yaramayacak.Çünkü hiç bir inandırıcılığı kalmamıştır.Akp nin aktif ömrü bitmiştir,temennim uzatmalar döneminin kısa sürmesidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gidisi o kadar kolay olmayacak. Iktidari ne olursa olsun birakmayacaktir. Nikolay Cavusesku'yu hatirlayin.

      Sil
    2. Eğer insan hatasını kabul ederse hatalarından vazgeçer bir düzelme eğilimi gösterir fakat ben hatasızım diyorsa ki davranışları onu gösteriyor bu şekilde bir düzelme olamaz.değişim şart

      Sil
    3. Bu yönetim kendisini içinden çıkılmaz bir fasit daireye sokmuştur. İktidarda kalmak için harcaması ve dağıtması gerekiyor.Bunun yaptıkça ekonomi kötüye gidiyor.ekonomi kotulestikce devam edebilmek harcıyor ve yediriyor.Ayrıca orta doguda ve amerika karsisinda kendini bagladigi vazgecemiyecegi politikaları ve soylemleri var.Ancak farkli dış politika yurutebilecek ve ekonomide kendisine bir kaç yıl avans tanınacak va güven telkin edecek yeni bir iktidar ve liderlik Türkiyeyi bu fasit daireden çıkarabilir.

      Sil
    4. Saray tamamen kapanmadan bu iş düzelmez. Saray yapısı girdap gibi yutuyor.bu ekonomi sarayı kaldıramıyor. Günlük tüketimi orta ölçekli bir şehrin üretiminden fazla. Yayılma politikası cabası. Van da Muğlada...

      Sil
  4. Harika bir yol gösterici yazı daha , umarım birilerinin kulağına gider diyeceğim ama gitse bile bir fark yaratacağını hiç sanmıyorum .Ellerinize sağlık hocam , iyi ki varsınız ...

    YanıtlaSil
  5. hocam dış politika ile ilgili AB ile üyelik sürecinin tekrar canlandırılmasından bahsetmişsiniz, şu an AB ne kadar güvenli bir liman ekonomimiz için? AB yakın zamanda dağılabilir mi? Dağılırsa daha karmaşık bir hal almaz mı ekonomimiz? Son olarak Avrupadan ziyade Asya pazarına girip tutundurma çalışmaları yaparak daha etkili pazar payına sahip olma stratejisi izleyemez miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AB bize ekonomiden çok demokrasi, insan hakları, doğru yönetim, hukukun üstünlüğü gibi konularda lazım.

      Sil
    2. Ab nin dağılması en az 50-100 yıl sürer. Kapılarında Çin ABD gibi büyük tehlikeler var.
      Ayrıca Mahfi beyin dediği gibi Sosyal haklar ve demokrasi de bize yol yöntem ögretecek bazı sınırlarımızı zorlayacak unsur.

      Sil
    3. Bu yönetim yargıyı bagimsizlastiramaz.Bunu yaparsa insanların üzerindeki baskı kalkar rahatça komudulur yazılır hükümet bu daha cesur tenkitlerin altından kalkamaz.Ayrıca yönetimin kendisi de hesap vermek mecburiyetinde kalir ki bu iktidarı kaybetmekle eşdeğer olur.Yeni bir lktidar gelmeden yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü boş bir hayaldir.
      .

      Sil
  6. Hocam merhaba,
    Varsayalım ki bu hükümet 2001 benzeri ekonomik tedbirleri devreye aldı, bunun etkisinin görülmesi ve toparlanma ne kadar sürer? Özetle kaç yıl kaybetmişizdir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O önlemler yetmez. Ek olarak yargı bağımsızlığı, parlamenter sisteme dönüş de gerekli. Bunlar olursa 1 yıl içinde toparlanır.

      Sil
    2. Ne milletin ne de yönetimin (hükümet denebilir mi) takati yok. Kimsenin elinde satabileceği birşey kalmadı.

      Sil
  7. Krizden elbet bir gün çıkılacak. Soru: siyasi iktidar kalıcı mı yoksa geçici bir çıkışı mı tercih edecek? Cevap: Ben ömrü hayatımda bunlar kadar günübirlik politika üreten iktidar görmedim. Örnek: Kendi çıkardıkları Kamu İhale Kanununu 200 kere değiştirmeleri.

    YanıtlaSil
  8. Hocam yukarida siraladiginiz onlemlerin hayata gecme olasiligi nedir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam fazla iyimsersiniz, bence bu olasılık hiç yok :(

      Sil
    2. Hocam biz nasıl böylesine bir cennette bataklık ülkesi olmakta ısrar edebiliyoruz? Bu yalnızca eğitimle mi alakalıdır yoksa yerleşmiş alışkanlıklarımızla mı alakalıdır ya da daha detaylı açıklamak gerekirse hangi maddelere değinilmelidir acaba?

      Sil
  9. Abd ve avrupa ile ilişkilerimizin iyi olduğu dönemlerde onlarca kriz yaşadık.bizden her siyasi taleplerinde ekonomik baskıyla siyasi tavizler koparıyorlar.bu kısır döngü devam mi etsin yani.bagimsizligin bedeli vardır ve bu bedeli odemeyenler zamanla daha büyük bedeller ödemekle kalmaz bağımsızlığını da kaybeder.abd karşı girdimizi almayalım ve herşeyimiz savunmasız kalsın ve ilişkilerimiz düzelsin öyle mi?amerikan mandası istiyorum deseydiniz daha anlaşılır olurdu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanki Trump telefon edince rahip Brunson'ı ve dün de Nasa çalışanı Serkan Gölge'yi ben bırakmışım gibi yazmışsınız. Biraz etrafınıza bakın ama bakarken boş gözlerle bakmayın gerçeği görmeye çalışın.

      Sil
    2. İsmail Gerçekler canını sıkıyor değil mi Bağımsızlık Amerika ya Karşı Kıbrıs Barış Harekatı na girmektir.Bir telefonla hukukunu deldirmek değil.

      Sil
    3. Öyle kalkıp nota verecek misiniz? Ne notası veriyorsun? Onu söyledim... Müzik notası mı? Olayı teşhis edeceksin, derinliğine teşhis edeceksin, anlayacak, bileceksiniz, ha verilmesi neyse ondan sonra verirsin. İki tane ortak arasında dargınlık olduğu zaman, bu dargınlığı nasıl gideririz, ona çalışılır. Ortak, 'yanlış yapıldı' diye ortaklığı bozmaz...� yıl 2003.amerikan mandası mı dediniz? :)

      Sil
    4. Ben hükümet adına konuşmuyorum.o yüzden hükumetin yanlışlarını da savunmuyorum.karsimdaki ınsan saçından topuğuna kadar silahlı bir şekilde bana karşı düşmanca politikalar izliyor ve benim canıma kastediyorken siz bana aman ona karşı savunmaya geçme ve silahlanma yoksa çok kızar ve sana para vermez diyorsunuz.zaten öleceksem onun yardımını ne yapayım ben caydırıcı olmak zorundayım.bunu niye anlamıyorsunuz?bana göre s 400 meselesi bağımsızlık ve mandacılık tavrıyla ilgili turnusol kağıdıdır.siz bence tecrübeli bir ekonomi bürokratı olarak mevcut durumu nasıl atlatırız ekonomik olarak onun cevapları konusunda yol göstermeniz daha faydalı olur diye düşünüyorum.selamlar

      Sil
    5. S400 meselesi Turkiyenin yeşil kuşağı terk edip rusya ve cin bloğuna geçişinin başlangıcı olacak. bir mandadan diğer mandaya gececegiz

      Sil
    6. Çok yazık gerçekten. Elmayla armutu birbirine karıştıran insanlarımız, pozitif bilimle akılla yetiştirilmezse ne yazık ki olacağı bu. Ben Mahfi beyin yazısında git amerikanın kulu kölesi ol gibi bir şey okumadım. Ya da doğuda pkk ya müdahale etmemeyi de görmedim. İnsanlar biraz at gözlüklerini çıkartıp, biraz da ahaber kanalından uzaklaşırsa sanırım gerçek siyasetin basıl bir şey olduğunu yavaş yavaş öğrenir ümidindeyim.

      Şu anki ruh eğitim sistemini bize abd dayatmadı. Okullardan çıkamların ne kadar yetersiz ve bilgisiz olduğunu her yerde görüyoruz. Ekonomiyi betona gömmeyi bize abd dayatmadı. Her yere maliyetinin kat kat üstünde bir sürü insaat yapıp, üstüne de devlet garantisi bunları yandaşa peşkeş çektirip bedelini de halka dayatmayı ne abd ne de ab dayattı. Halbuki bu ülkede gelişmiş bir demokrasi olsaydı en azından bu maliyetlerin neden kat kat fazla olduğunu sorabilirdik... yazıdan ben bunları anlıyorum. Ayrıca insanlar eğitimsizliklerinden dünyada olan bitenden de haberdar değil. Çin bizim üçüncü havalimanından daha büyüğünü çok daha ucuza yapıyor. Gidin araştırın biraz. Köprü yaptık diye övünüyoruz. Ama maliyetini, ekonomiye etkisini soracak ne yazık ki ne eğitimli insanımız ne de demokrasimiz var. Gidin araştırın da görün, bizim köprümüz boyutlarındakileri yabancılar ne kadara yapmışlar! Bulması çok kolay bunları. Sadece Eğitim şart!
      Elbette tam bağımsız ve güçlü bir ekonomiyle kendi ayakları üstünde duran bir Türkiye hayalini kuruyoruz. Ama sadece kendini ve yandaşlarını düşünen, geri kalanlara da çürük soğan patatesi ucuza satmayı marifet görenlerle bu işler olmaz... Biraz eğitim lütfen!

      Sil
    7. S400 milli durustur

      Sil
    8. S400 dik durustur esas durustur. Milli ve Dini harekettir

      Sil
    9. Akli kit zavalli aktrol kardesim ! Az kendinize gelin. S400 neyin dik durusu ? neresi milli ? veya F35 neyin dik durusu ? Tank paleti Katircilara satmak neyin millisi ? Bunun neresi din ? Dini islami bosverin. Sizlerde insanlik var mi ki dinden bahsediyorsun ? Bizim siyasal islam ve din ile isimiz olmaz. Bize akil durustluk ahlak lazim. Ama suna emin olunuz ki aklimizla dalga gecen sizler elbette bunun altinda kalacaksiniz. Buna kesinlikle emin olunuz.

      Sil
    10. Bizde varken bu duruş,
      Emicemiz olsa Bush,
      Alayınız beş kuruş,
      Etmez Karadeniz’de.
      Ozan ARİF

      Sil
    11. Unknown1 Haziran 2019 19:07 Adsız1 Haziran 2019 13:45

      Bakin Suleyman Amca demec vermis

      https://www.youtube.com/watch?v=cDrXSsRzUFA

      Sil
    12. Sayin 19.07

      S-400 meselesi milli durus degil de nedir?

      Bu millet iradesini bir kimseye teslim etmis o da emanetini bu milletin bekasi icin guvenligi icin kullaniyor yine bu milletin parasiyla satin aliyor. Bu basindan sonuna kadar bir milli durustur milli bir harekettir.
      Niye Millet iradesi karar veriyor milletin parasiyla S400 aliniyor yine milletin guvenligi huzuru gelecegi refahi mutlulugu sukuneti icin. Bu milli durus degil de nedir? Buna ABD ne diye karisir bir de bu milleti bu milletin iradesini tehdit eder yok oyle yagma kim bunlar Allah askina!
      Biraz analitik bakin S400 milletin dik durusudur milletin iradesidir Esasli durustur.

      Sil
    13. Boşverin bunları. Rahip okayında da direneceğiz abdye boyun eğmicez diyorlardı. Eleştirenlerede vatan haini diyorlardı. Şimdide s400 milli meselemiz onurumuz diyolar eleştirenlerede vatan haini diyorlar. Yarın s400 de de tükürdüğümüzü yaladığımızda bu yandaşların sesi çıkmaz azcık sıkıştırdığında reise asla laf söyletmez yaptıysa vardır bi bildiği der geçer.

      Sil
    14. Ben munafigim o nedenle S400u destekliyorum

      Sil
    15. Hocam yargı bağımsızlığı diyorsunuz ama bir telefonla brunsonu ve Serkan Gölgeyi bırakan bir ülke nasıl bağımsızlaşacak. Hırsızında hiç suçu yok mu ABD boğazımızı her fırsatta sıkıyor Türkiye nin elini kolunu bağlıyor birçok durumda. Tamam içerde yapısal reformlar yapılsın dışarda ABD boğazımızı sıksın öyle mi? Bu işlerden nasıl kurtulacağız çok merak ediyorum.

      Sil
    16. Adem, ABD bize bir sey yapamaz yaptigi taktirde girtlagina cokeriz

      Sil
  10. Türkiye'nin bu durumdan çıkabilmesi için sıcak paraya ihtiyacı var. Yani yatırıma. Fakat tam tersine Türkiye'den çıkıyorlar veya çıkma planları yapıyorlar. En önemlisi, adaleti ayaklar altına alan yönetim şekli ve Erdoğan'ın yurt dışına da yayılan ününden dolayı artık dışarıdan yatırım gelmesi mümkün değil. Erdoğan gitmeden Avrupa'dan Türkiye'ye tatile bile gelmek istemeyen, "eskiden güzel bir ülkeydiniz artık malesef bu zihniyetteki Türkiye'ye bir daha gelmek isetmiyoruz" diyen avrupalı tanıdıklarım var. Avrupa'dan insanların tatile bile gitgide gelmek istemedikleri bir ülkeye, bu kadar yüksek vergiler varken, işletme maliyetleri bu kadar artmışken(elektrik/doğalgaz), 2 gün sonra neyin ne şekilde değişeceği de belli değilken, kim neden gelip risk alarak yatırım yapsın? Akp ile erdoğan gitmeden Türkiye'nin medeni, ekonomik refaha kavuşmuş bir ülke olamayacağını, tam tersine klasik bir ortadoğu ülkesine dönüşmekte olduğunu düşünüyorum. Adı Adalet ve Kalkınma partisi ama ne adalet var ne de kalkınma.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ortadogu Islam batakliginda refah mutluluk huzur demokrasi olmaz!

      Sil
    2. İsrail'e ne diyeceksin peki? 4 bir tarafı onu yok etmek isteyen düşmanlarla çevrili. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden.

      Sil
  11. Sayın Eğilmez, güzel , basit ve açık yazınız için teşekkürler. Anlayabildiğim kadarıyla en kötüsü geride kaldı sözü hiç doğru değil. İleride daha da kötü günler bizi bekliyor galiba. Sıraladığınız önlemleri bu Hükumet asla yapmaz, İnadına yapmaz.

    YanıtlaSil
  12. Emeğinize ve yüreğinize sağlık hocam, siz millete uyarınızı yapıp yolda gösterdiğiniz için sonsuz teşekkürler.

    YanıtlaSil
  13. Hocam bahsettiğiniz çözüm yolları uygulamaya konulmaz ise ne olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kriz derinleşir ve/veya uzar

      Sil
    2. Hocam bu gün dolar daki düşüş gerçekte ne idi

      Sil
    3. $ alın diye size fırsat verdim!

      Sil
  14. Hocam çok güzel bir yazı teşekkür ederim. iktisattan çok anlamıyorum ama yazdıklarınızın birçoğunu anladım. yapılacakları çok iyi özetlemişsiniz. Fakat bunların hiçbiri maalesef yapılmadı yapılmayacakda.

    YanıtlaSil
  15. Hocam, bildiğiniz üzere bahsettiğiniz yapısal reformları hükümetimiz yapmaya pek gönüllü değil. Hatta parlementer sistemi ve yargı bağımsızlığını bizzat kendileri bitirdi. Böyle bir ortamda bu krize daha ne kadar dayanabiliriz? Eğer tekrar bir V çıkışı yapacaksak o dibe sizce ulaştık mı ? Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dip diye bir şey yoktur. Ekonomi kuyu değildir.

      Sil
  16. Insanlarin uzaya tatile gittikleri donemde doğacak baska bi ulke kalmamis gibi Turkiyede dogmusuz

    YanıtlaSil
  17. Elinize sağlık hocam.

    "altyapı yatırımları ertelenmeli" demişsiniz. Bu Keynesyen çıkış ile çelişmiyor mu? Sanıyorum bunu bütçe dengesi için söylediniz. Ama tam aksine kamu odaklı özel sektör bileşenlerini küçülterek işsizliği ve küçülmeyi arttırmaz mı?

    Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi bey Altyapi yatirimlari ertelensin diyorsunuz da yarin obur gun birileri cikar yatirim otoban vs yapar halk da bak bu adam otoban yapiyor der basimiza bela ederse ne olacak? farkinda olmadan atesle oynuyorsunuz! Birakin otoban altyapi yatirimlari sursun cunku halk bu yatirimlari ac kalsa bile istiyor.Halkimiz ac kalir yiyecek ekmek bulamaz ama otoban yapimini insaat yapimini izler mutlu olur. Anadolunun adi sani bilinmeyen duyulmamis istanbulu da hayati boyunca gormemis ve buyuk ihtimalle de gormeyecek olan Mehmet Emmi Istanbula Kopru yapilinca seviniyor gobek atiyor.

      Sil
  18. Slumpflasyon katılaşır ve ileri düzeyde enflasyona yol açar mı?

    Sorunların çözümünü ertelemek,kuru baskılamak vb. durumlar Dibi gormemizi nekadar uzatir(1yıl veya daha uzun)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eger olasi bir doviz ataginda(bknz ornek 2018 mayis sonu ve agustos ayi ataklari) ki olma ihtimali cok yuksek Enflasyon kontrolden cikar ve Enflasyon level atlar.
      Boyle bir durumda faizle de enflasyonu kalmayan borcla alinan ve piyasaya surulen dovizle de dovizi durdurduramazsiniz. Yani 2018 agustosundan beri yaptiginiz kuru baskilama enflasyonu da faizle terbiye etme elemanlariniz ortadan kalkar. Kalkmasa bile etkisi olmaz.

      Kur, cari denge fazla verene kadar bunda da uzun sure cari fazla surene(surekli cari fazla durumu! bir iki aylik degil) kadar ve asgari ucret dolar ve euro bazinda rakip ulkelerin asgari ucret seviyesine gelene kadar surekli artis egilimini surdurur.
      Boylesi bir senaryoda enflasyon hep artis egilimini surdurur ve Enflasyon, yasamin bir parcasi haline gelir. Boyle durumlarda cari denge fazla verse bile asgari ucret seviyeniz euro dolar bazinda rakip ulkeler seviyesine gelse bile artan enflasyon pesinden kuru da her daim surukler yeni seviyelere getirir. Bunun adi ise kronik enflasyonlu hayattir. Bir kisir dongudur birbirni besleyen bir surectir.
      Boyle bir hayatta ise enflasyonu dusurme %12 ve altina cekme hayali ortadan kalkar. Onun yerine enflasyon %60lari ve ustunu bulmasinda ne olursa olsun temennisi olusur

      Sil
    2. kuru baskiladikca yeni sorunlarin olmasini saglarsin kur bir seviyeden sonra patlar! Zaten kuru baskilamak icin rezerv mezerv kalmadi disaridan yuksek faizle doviz alip kamu bankalari eliyle gorev zarari ugruna ic piyasaya sunuluyor. Butun bunlar kuru baskilamaktan kaynakli zararina seyler. Kur artmiyorsa cari dengede stabil olumlu havanin etkisidir ki buna da cok fazla guvenilmez cunku suregiden bir enflasyon ortami var.
      Tum bunlar dibi iki kere yasamamiza sebeb olur cunku kur firladiginda bu sefer geride biraktigimiz enflasyonu ve issizlik rakamlarini arar buyumede -2 -3 lu rakamlara hevesle ozlemle bakariz kisaca yeni bir dipsiz kuyuya ineriz. YEni olusacak rakamlar ise bize eski rakamlari mumla aratir hale getirir.

      Sil
  19. Devlet parti devleti olmuş siyasal islamcılar ülkeyi batırıncaya kadar günübirlik çözümlere devam. Siyasal islamcı zihniyetin en iyi kariyerinin toptan parekende ticaret olması gerekirken bizde ülke yönetiyorlar. Onu da toptan parekende ticarethane yönetir gibi yapıyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son dönemde okuduklarım arasında en beğendiğim yorum

      Sil
    2. Yetersiz oldukları bir gerçek. 17 yılda kim bu kadar borç alsa bir miktar refah getirirdi.

      Keşke hokus pokus’u bırakıp düzgün bir şekilde ekonomiyi yönetseler.

      Sil
  20. Mahfi Hocam slmlar
    Boolomberg te Şuan izliyorum insaatcilara özel yasal tefecilik web sitesi bile var ne dusunuyorsunuz bu krizde milleti yasal tefecilere mi yonlendiriyorlar tsk

    YanıtlaSil
  21. Hocam merhaba, son açıklanan veride sermaye oluşumu %13 azaldı deniliyor. Burada ki sermaye, net işletme artığı mı oluyor? Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. https://www.nedir.com/gayri-safi-sabit-sermaye-olu%C5%9Fumu

      Sil
  22. Krizin cozumu icin dolar tl kurunun 6.45-7.00 bandina gelmesi saglanmalidir. Merkez bankasi bunun altina inmesine musade etmemlidir.
    Yurt disina cikislara 100 lira cikis vergisi konmalidir
    Pasaporta ve degerli kagitlara %40 zam muhakkatir
    Memurlarin maaslarinda %10 indirim yapilmaldir
    Asgari ucret 2020 yilinda arttirilmamalidir.
    Ekmek fiyati ve unlu mamullerin fiyati sabitlenmeli zam olmamalidir(Misirda uzun yillar zam olmamisti ekmekte)
    Temel gida maddelerinde KDV %1e inmelidir.



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne güzel böyle yazması.
      vergi artışları neyse de asgari ücretin artırılmaması ve memur maaşında indirim maddeleri yapılamaz. alt ve alt-orta gelirlileri iyice ezmek demektir bu. hem yanlış, hem de zaten kıyamet kopar.

      Sil
  23. hocam ekonomide geçen yılın aynı dönemine nazaran yaşanan büyüme ve küçülme mi daha dikkate alınmalıdır yoksa bir önceki çeyrektekine nazaran yaşanan büyüme ve küçülmeyi mi dikkate almak lazımdır. ben yine söylüyorum tüik in ve hiçbir kurumun açıklamalarına itibar etmiyorum. kredibiliteleri sıfırdır. ben ilk çeyrekte %1,3 büyüme oldu yalanına da asla inanmıyorum. çünkü gerek inşaat gerek otomotiv sektöründe tanıdıklarım var ve hiç bu kadar kötü bir dönemi daha önce yaşamamıştım diyorlar. sadece 102 enerji şirketi son 4 ayda iflasını verdi. söylenmeyen çok sayıda konkordatolar var. tüik dolar kuru bırakın 6 tl yi 9 tl de olsa ekonomiyi küçültmez. türkiye hep büyür zaten...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de daima bir önceki yılın aynı dönemi baz alınarak hesap yapılır. Bu kötü çıkınca bir önceki çeyreğe bakılmaya başlandı.

      Sil
    2. Bir önceki çeyreğe bakmak beklentilerin olumluya dönüşmesi için daha mantıklı değil mi?

      Sil
  24. Hocam merhabalar,konu dışı bir sorum olacak. DTH hesaplarında tutulan paranın yüzdelik dilim % 50 üzerinde olduğundan kredi verme yönünde uyumsuzluk olduğu söyleniyor. Sebep olarak biriken para USD fakat kredi için talep edilen ise TL.Sormak isteğim DTH hesaplarında USD nin TL cinsiden türev miktarı durduğuna göre dolaylı olsa hesaplarda biriken paranın cinsi TL oluyor. Bu durum böyleyken kredi
    verme aşamasında neden uyumsuzluk söz konusu oluyor? Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorunuzu tam anlayamadım.

      Sil
    2. Hocam, dolarizasyondan dolayı kredi çekmek isteyenler kur riskinden ötürü TL olarak başvuruyor. Hesaplarda ağırlıklık olarak USD olarak tutulmasından uyumsuzluk olduğu söyleniyor. Fakat DTH hesapları USD dahi olsa aslında biriken para TL nin USD değeri değil mi? Dolaylı olsa bile aslında biriken TL. Bu durumda neden uyumsuzluğa yol açıyor? Saygılar

      Sil
    3. Sayın Adsız 21:30,
      “Fakat DTH hesapları USD dahi olsa aslında biriken para TL’nin USD değeri değil mi.” cümlenizde bir sıkıntı var bence.
      Konvertibilitedir bunun adı.Paranın sahibi her kimse,onu ister usd olarak biriktirir,ister tl olarak.Hesaplar da da öyle durur.
      Yani usd usd’dir,tl’de tl’dir.
      O biriken “para tl’nin usd değeri” DEĞİLDİR.
      Ta ki paranın sahibi,tersini söyleyene kadar!

      Sil
    4. Sayın 01:35,

      Herkes istediği şekilde hesabını tutabilir. Burada anlatılmak istenen siz bankayı aradığınızda "USD çevirin" dediğinizde kimse kasadaki parayı USD ye çevirmiyor. Alacaklı olarak not alınıyorsunuz.“Fakat DTH hesapları USD dahi olsa aslında biriken para TL’nin USD değeri değil mi. kısımında anlatılmak istenen budur.

      Sil
    5. Bankaların vade ve kur uyumsuzluğundan kaynaklanan risklerini araştırabilirsiniz sorunuz bu konuyla ilgili. Kur uyumsuzluğunda banka dolar mevduatı tl cinsinden kredi olarak verirse vade sonunda anapara ve faiz ödemesi alacak bunu o günün kurundan dolara çevirdiğinde elindeki para folar mevduatın anapara artı faiz ödemesini karşılayıp karşılamadığını bilemez bu uyumsuzluk nedeniyle döviz kuru riski taşır buna da currency mismatch denir

      Sil
    6. Bir sonraki aşamalarda, DTH miktarı bir kaç yüzde daha artar ise,
      Bankalar için en uygun seçenek, dövize bağlı TL kredisi vermek olur.
      Yani bugün 10bin dolar lık kredi alan işletme hesabına 58500TL yatırılır,
      işletme vade sonunda 10 dolar + faiz karşılığı TL yi banka hesabına aktarır.

      Yasal olarak bunun mümkün olmadığı durumda, banka işletmeye TL kredi verir, banka kasasındaki TL miktarı düşük kaldığı için karşılığı DTH hesabından vermek zorunda kalır, döviz riskini düşürmek için DTH tan düştüğü miktar için merkez bankası ile SWAP işlemi ile kendini hedge etmek zorunda kalır.

      Yani banka merkez bankasına, bozdurduğu DTH kadar TL ilerki tarihte almak için SWAP yapar.

      Banka - MB arasında;
      Eğer TL değeri çok düşer ise, banka hedge ettiği için zararı MB yazar, aradaki fark kadar TL aktarır.

      TL değeri artar ise, MB zarar yazmaz, banka ise DTH karşılığı daha az TL alır, banka riskini hedge ettiği için sorun olmaz (TL cinsinden sermayesi düşmek ile beraber döviz cinsinden de artmış olur).

      Banka - Firma arasında;
      Firma krediyi ödediği sürece sorun olmaz, kredi ödenemez ise, sorunlu alacak oluştuğu için bir sonraki dönem kredi hacmi düşer.

      Şimdi insanlarımız en çok MB niye böyle saçmalıklar yapıyor diye soruyor.
      MB saçmaladığı konusuna katılmakla beraber, artık piyasa TL yi satıyor, TL yi satanlar Türkler olduğu için MB sını saçmalamaya zorluyorlar. MB da parasını koruma güdüsüyle hareket ediyor (buna güdü diyorum, mantık aramıyorum.)

      Türk MB yöneticileri, piyasanın önünden gitme yetkinliklerini kaybettirdiler MB na, piyasa arkasından gidiyorlar, merkez bankası başkanı - ismini unuttum google dan bakmaya üşeniyorum-
      2017 de istifa etmeliydi.

      Sil
  25. Hocam,
    Olası çözümleri son derece sade ve herkesin anlayabileceği şekilde ifade etmişsiniz. Sizin çok önemli bir değer olduğunuzu düşünüyorum. Umarım bu düşünceleri olabildiğince çok kişiye aktarabilirsiniz.

    Şimdiden iyi
    bayramlar dilerim

    YanıtlaSil
  26. Çok güzel olmuş. Sade ve açıklayıcı. Mahfi hoca gibi konuştuğu ve yazdığı zaman anlaşılır hocaların artması lazım . Saygılar ve sevgilerle

    YanıtlaSil
  27. Depresyon riski görüyor musunuz?

    YanıtlaSil
  28. Hocam, yazılarınız için teşekkür ederiz,
    dünyanın öbür tarafından sayenizde hem ülke hem de ekonomi hakkında bilgi alıyoruz.

    Türkiye'de eksik olan tek şey Yürek!

    Nerdeyse bir yıldır Silivri esprisi yapan yüreksizler var,

    Silivri Esprisi yapacaklarına,
    Hocam, siz ne diyorsanız, üzerine beş de biz ekler,
    hepimiz silivri de buluşuruz diyen bir tane yorumcu görmedim.

    Çok parası varsa, hepimize 10 tane daha Silivri yapsın yapabiliyorsa,
    bize bir tane yetmez diyenini de görmedim.

    Yürek olmadığı için ellerinden seçimi de alıyorlar,
    Başkanını da parasını da geleceğini de bu insanların.

    Dünya ya göre Türk insanı %2.6 dan biraz daha fazla fakirleşmiş son bir yılda,
    Dışardan insanlar çalışmaya geleceğine kaliteli insanlar dışarı gitmeye başlamış,
    Yüreksizler orduşu başlıyorlar Silivri esprisi yapmaya, negatif büyüme esprisi yapmaya.

    Yüreksizlere ve Yüreksizlerin beslediği başlarındakine benden hediye gelsin:

    Kazak Abdal, yıllar önce söylemiş,

    https://www.youtube.com/watch?v=FFqWrp_pKw8

    Kulakların pası silinsin biraz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, hislere tercüman oldunuz.

      Sil
  29. Dengelene dengelene batıyor gibiyiz. Kötü geride kaldı, bundan sonrası çok kötü.

    YanıtlaSil
  30. türkiye bundan sonra ancak bütçe açığını patlatarak büyüyebilir. bu tür büyümede giderek hiper enflasyon yaratarak enflasyonlu büyüme getirir. enflasyonlu büyüme ise yani çok yüksek enflasyon yaratarak büyüme ise sürekli tasarrufsuzluk artıran büyümedir. işsizliği azaltır. ancak çalışan bireyler de çok sayıda işletmede tasarrufu fazla olan çok dar bir elite çalışır hale gelir. gelir adaletsizliği Ferrari hızına çıkar. en kaliteli büyüme para biriminiz değerli olduğu halde bile dış fazla ve cari fazla verebilen büyümedir. çünkü dolar bazında büyürsünüz ve bu enflasyonu düşük kılarken yüksek büyüme potansiyeli sağlar. ama tabi bu bugünden yarına olamaz. önce planlı iktisat politikalarınızın olması ve bu bağlamda da güçlü sanayi ve finansal alt yapılarının kurulması elzemdir. tüm bunlarla uyumlu ve entegre bir eğitim sisteminin de kurulması gerekir. sabır,emek ve kararlılık planlılık gerektirir. yani biz de olmayan her şey gereklidir demek istiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katiliyorum isabetli ve yerinde bir yaklasim argumanlar silsilesi...
      Turkiyenin bundan sonraki buyumesi para basarak (artik bu kgf olur hazine avansi olur ihtiyat akcesi olur neyse artik) merkez ve hazine eliyle parasal genisleme yaparak yuksek enflasyona demir atarak olur. Bu enflasyon orani kah 60 kah 70 kah 80 olmasi muhtemeldir. Acik konusayim 50lili rakamlar bu ulkeyi kurtarmaz! Philips egrisi denkleminde issizlik azaltilacaksa issizlikle mucadele edilecekse sayet bu rakam suanki dunya ve turkiyenin sartlarda uretim yapisinda ve issizlik oraninda %50li enflasyonla olmaz! %50li enflasyon issizligi azaltmaz en az %70li rakamlar olmali ki o da parasal genislemeye dayali para bolluguna dayali olusan talepten kaynakli olsun. Boyle bir yaklasimda kur her daim atak halinde olur lira her hafta eriyen bir cizgi esliginde grafik cizer ve cari acigi da kapatan kapatmasa bile yillik bazda cok dusuk rakamlara ceken bir yapiya burunur Turkiye ekonomisi. Bu da tipik 90li yillar ekonomisidir.
      Bu tur durumlarda cari acik sorunu cok fazla yasanmaz buyume %5.5 altina inmezse sayet %80 li enflasyon oraninda issizlik sorunu philips egrisi denkleminde cozulur. Ancak Butce acigi gelir dagilimi refahsizlik ozellikle kent merkezli yoksulluk ciddi boyutlara cikar. Hatta cok ilginc bir ongorude bulunursam sayet 90li yillardaki gibi para basarak tarimsal urunlere taban fiyat uygulamasina populizm esliginde gecilirse kentten koylere bile akin olur.(sadece bir ongoru tahmin iddia)

      Sil
    2. Bahsettiğiniz enflasyon oranlarında oynaklık artar ve phillips eğrisini dinamik olarak düşünürseniz çalışmamaya başlayacaktır işsizlik ve enflasyon arasındaki trade off . Cari açık kur esnekliğine bakılmalı ithal ettiğimiz ürünlerin kur esnekliği düşük yani fiyat arttığında talep edilen miktar çok değişmez bu durumda bizim ithalat faturamız artacak . Kur oynaklığı dolarizasyonu körükler ve tl nin itibarını tehlikeye sokan her politika bence Türkiye ekonomisini çıkmaza sürükler .

      Sil
  31. hocam merhaba,
    DTH larin cozulmesi için
    kamu bankalarindaki doviz tevdiat hesaplarindan izinsiz döviz satisi yapilabilir mi?

    YanıtlaSil
  32. Hocam elinize kaleminize saglik. Herseyi acik ve net yazdiniz her zamanki gibi.

    Süphesiz ki verdiginiz bilgiler devletin resmi kurumlarinin verilerine göre derlenmis. Basta Enflasyon ve issizlik olmak üzere biliyoruz ki tüm veriler söylenenden cok fazla. Bu da gercek durumun vahim oldugunu gösterir ki, bunu siz de akli basinda herkes de bilyor.

    Krizden nasil cikilir sorusuna karsi verdiginiz 5 maddelik önerilerin altina bu ülkede kalmissa eger imza atmayacak insan yoktur. Pekiyi gercekte bunu yapacak bir Irade, iktidar var mi? Kesinlikle hayir. Baskanlik rejimi dedikleri garabet ülkeyi her gecen gün ucurumun kenarina itiyor. Iktidarin devami ugruna ise emperyallere korkunc tavizler veriliyor izliyoruz. Dün ak dediklerine simdi kara diyorlar. Koskoca Türkiye Cumhuriyetini Dünyada madara ettiler.

    Süphesiz ki demokratik rejimleri ayakta tutan belli kolonlar vardir. Yasama , yürütme ve yargi basta gelir.

    Ülkemiz baskanlik rejimine gectiginden beri yasama organi meclis tamamen devre disi birakildi. Iktidar partisi ve destekcisi MHP artik mecliste grup toplantisi bile yapmiyorlar.

    Yürütmrde ise artik Bakanlar yok. Artik Saraydaki sekreterler ve danismanlar var. Sorarim size hangimiz Bakanlarin isimlerini biliyoruz.

    En büyük yikim ise Yargida oluyor. Mahkemeye cikan vatandaslarin akimlerden adil bir karar beklentisi dip yapmis bulunmakta.Yargi tamamen saraydan kontrol ediliyor.

    Ulusal Medya televizyon, gazete ve diger enstrümalari ile sarayin ve iktidarin borozani adeta. Sivil toplum ve örgütleri örgütsüz ve susturulmus durumda. Farkli düsünen ve elestirenler aninda tüm medya gücü ile de iktidarin ve sarayin gazabina ugruyor. Baskan ülkenin sanatcilarina dahi Ayar verip paylayabiliyor artik.

    Demokrasi ve yargi bagimsizligi talep eden Tüsiada bile had bildirildi. Üniversiteler ve ve farkli düsünenler ve tepki gösterenler okuldan atiliyor hedef haline getiriliyor.

    Bir baskan düsünün ve herseye hükmediyor. Ülkenin tüm kurumlari devredisi. insanlarin elinde sadece sandikta kullanacaklari oylari kalmisti ki Istanbul secimlerinde inanilmaz kirli oyunlar ile bu da gaspedildi.

    Böyle bir düzende yukarida saydiginiz cözüm önerilerinin uygulanmasi mümkünmüdür Hocam.




    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Mümkün değildir. Yargı reformu diye getirilen pakete baksanıza. Avukatlara yeşil pasaport vermeyi yargı reformu diye takdim eden bir iktidarla bu yapılamaz.

      Sil
    2. Yeni hakimleri AKP kökenli avukatlardan yapıyorlar.

      Adalet Bakanlığındaki gelenek de bozuldu.

      YSK kararı ve üye profili neyin nasıl olabileceğinin bir göstergesidir.

      Sil
  33. Bu önlemlerin bu iktidar veya saray tarafından alınması ve elbette samimiyetle uygulanması aya dört şeritli otoban yapılmasından daha zor görünüyor :))))

    YanıtlaSil
  34. Hocam sizce eğitimi öncelikli olarak gündeme alırlar mı? Bunlar cahil insanlardan hoşlanıyorlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiyede cahil mahil yok be kardesim. birakin bu nakarati. Egitimmis de buradan baslayalim da. Herkes neyin ne oldugunu cok iyi biliyor.

      Sil
  35. Hocam tatlı cadı samentha burnunu kıvırtsa ve eğitimi, adaleti, liyakati, demokratik sistemi düzeltse bunun sonuçlarının ekonomiye yansıması bugünden yarına olacak işmidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır ama bugünü düşünerek attığınız her adım yarını daha da tehlikeye sokacaktır. O nedenle yarına göre adım atmak lazım.

      Sil
  36. Düşüncenin fikir ifade etmenin özgür olmadığı bir yerde, hiç bir "üretim ilişkisi" ve "ekonomik yapı" sağlıklı işlemez ve gelişemez.
    Hiç bir zaman demokratik ve hukuk devleti olamayan Türkiye'nin yakın zamanda demokratik ve hukuk devleti olabilmesi de beklenemez; çünkü demokrasi bilinçli kitlelerin eseridir ve Türkiye’de demokrasiyi hayata geçirebilecek sosyal-siyasal, ekonomik, bilimsel ve kültürel altyapı oldukça yetersiz ve verimsizdir. Bu türden ülkeler, sosyal siyasal ve ekonomik krizlerden bir türlü başını kaldıramaz. Bu türden krizler her defasında adeta başına kronik olarak musallat olur.

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
  37. Hocam baktığınızda usd deki yükselme faiz ve enflasyonun altında kalıyor. Duruma bu gözle baktığınızda halkın dolara yönelmesi ve deolarizasyonun artmasını nasıl değerlendiriyorsunuz acaba?
    Şimiden teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. USD TL2ye karşı % 30 değer kazanıyor, faiz deseniz yüzde 21 net. Oysa enflasyon % 19,5.

      Sil
  38. Hocam elinize sağlık güzel konu olmuş ama bence biraz fazla iyimsersiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. İyimser değilim. Olması gerekenleri söylemek bunların yapılacağına inanmak demek değil.

      Sil
  39. Hocam öncelikle geçmiş olsun. Ülkelerin CDS primi nasıl ve kim tarafından belirlenmektedir? Anlık bir veri midir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      CDS primleri tıpkı döviz kurları gibi piyasada serbestçe belirleniyor. Bir ülke ile ilgili riskler artınca kur nasıl yükseliyorsa CDS primi de yükseliyor.

      Sil
    2. Türkiye’nin son haftalarda çok yükselen CDS primini,mevcut ekonomik verilerle ve Türkiye’nin potansiyeli ile ne kadar açıklayabiliriz?
      CDS primi açısından Türkiye’nin yakınındaki ülkelere bir bakın:Venezuella ve Arjantin.
      Türkiye dış borçlarını mı ödemedi ya da ödeyemiyor?
      Bankalardaki tasarruflara mı el konuldu?
      Bankaları mı battı?
      Dövizi mi bitti?
      Bunların hiç biri olmadı!

      Peki ne oldu da Türkiye Ağustos 2018’deki riskli bir hale geldi?
      1. İstanbul seçimlerinin anlamsız bir biçimde tekrarlaması kararı verildi.
      2. S 400 teslimatının tarihi yaklaştı ve abd nin Türkiye’ye yaptırım tehditleri başladı.

      Olanlar bu...
      Demek ki bu “risk artışının” sebebi, ekonomik olmaktan ziyade siyasi.
      Benim anlamadığım ya da hiç anlayamayacağım şudur;
      İstanbul seçimlerinin yenilenecek olmasından yabancı yatırımcıya ne,Türkiye’yi daha riskli görmek isteyenlere ne!
      Bu Türkiye’nin bir iç meselesidir.Kendi dinamikleri içinde çözmesi gereken bir süreçtir.Bunun ekonomik olarak bir risk ve fiyatlama sebebi olmasını ben anlamlandıramıyorum.Böyle bir iç mesele,dünyanın herhangi bir ülkesinde kredi riski olarak fiyatlanır mı?Var mıdır bir örneği?
      İstanbul seçimleri yenileniyor diye,Türkiye daha az mı faiz vermeye başladı yabancı sermayeye?
      Borsadaki şirketleri,sırf istanbul seçimleri yenileniyor diye,daha az mı kar etmeye başladı?
      Diyorlar ki ekonomiye güven azaldı!
      Güven azalmış!
      Bence azalan bir güven falan yok ortada!
      Sadece Türkiye’ye sermaye yatırımı yapan fonlar,bu süreçte bardağın boş tarafını görmek istiyorlar.
      Peki neden?
      Ucuzlayan fiyatlardan piyasaya girip,malı ucuza kapatmak için olabilir mi acaba?!!!
      Ortada ekonomik bir yavaşlama olduğu doğrudur.Zaten TÜİK’in rakamlarından da bunu görmek mümkündür.
      Ama bu yavaşlama,500 lerin üstüne kadar çıkan bir CDS fiyatlamasının nedeni olabilir mi?
      Hiç sanmıyorum.
      Olsa olsa neoliberal ekonomik sistemin beklentileri yönetme teorisi üzerinden,olumsuz bir algı çalışması yapılmaktadır.
      Neden?
      İlerleyen süreçte daha fazla kazanmak için.

      “Aklını kullanmayanı,her zaman başka bir akıl kullanır.”

      Sil
  40. Aslında reçete uygulanabilirlik acısından zor değil.

    YanıtlaSil
  41. Hocam ayrıntılı yazınız için teşekkürler, inşallah dediğiniz önlemleri bir an önce dikkate alıp uygularlar, sevgiler, şimdiden iyi bayramlar :))

    YanıtlaSil
  42. Hocam benim tek anldığım, tayyip giderse herşey çok güzel olacak gibime geliyor. Yoksa halimiz harap, böyle devam eder.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaniliyorsun kardesim.. Olay Tayyipin gitmesi veya kalmasi safhasindan cikti artik. Oylari hala %40 in üzerinde. Bilmem anlatabildim mi?

      Sil
    2. 22.43 ve 01.28
      Sn Erdogan gitse de AKPye oy veren kitle buhar olup yok olsa bile bugun bu dakika.
      Hic bir sey gulluk gulistanlik olmayacak.Turkiyenin yeni anayasa kurumlar ve zihniyetler esliginde normallesmesi demokratik kriterler isiginda bir ulke olmaya baslamasi ekonomi de iyi kotu bir isik vaad etmesi guven veren alt yapi ve kurumlara sahip olmasi hemen olmayacagi gibi cok uzun bir zamani da alacak.Buna yeni bir kusak egitim surecleri paradigmasini katarsak olayin boyutu daha da anlasilabilir.
      Bakiniz 12 eylul rejimi Turkiyede hakim oldugu ve ulkeyi yonettigi 1980-1983 yillari arasinda yaptigi yeni 82 anayasa ile secimlere gitmis 1984 yilinda is basina gelen hukumetle sozde normallesmeye baslamaya baslamis ama turkiyenin 12 eylul zihniyetinden kurtulup 1987den sonra siyasi yasaklarin kaldirilmasi ile uygun tartisma zeminin ulke genelinde olusup 12 eylulun elestirilmeye 1982 anayasinin elestrilip uzerinde oynamalar degistirmeler tartisilmaya baslandigi yillar hemen hemen 1992 ve sonrasidir.
      Yani demem o ki 12 eylulden sonra Turkiyenin normallesmesi yani 70li yillardaki gibi sivil siyasetin sivil tartismalarin olusmasi neredeyse 90li yillarin ortalarini bulmustur. Bu su demek olmamaktadir turkiye demokratiklesmis daha iyi bir duzene gelmistir argumani da degildir. Sadece sivil tartisma zemini askeri zihniyetin sorgulanmaya baslama dusuncesidir. Yani asagi yukari surec 15 yili almisitir.
      Mamafih Cumhuriyetin kuruldugu 1923de osmanli zihniyetinden ve algisindan kurumlar dahilinde kurtulunmasi, cumhuriyetin kendine ozgu bagimsiz ekonomik sosyal egitim baglaminda sureclerini olusturmasi ve cok partili hayat tartismalari surecleri bile asagi yukari 1930larin ortalarina kadar gitmistir. Zaten 10. yil marsinda bu cok guzel ifade edilir. yine Asagi yukari 15 yila yakin bir sureyi almistir.
      Bu vesile ile bugun sn Erdogan cekilse kendi secmen kitlesi tabiri uygunsa buhar olsa bile ulkenin normallesmesi kurumsal bir birlige demokratik anlayisa evrilmeye baslamasi asagi yukari en az 15 yili kolaylikla alir.
      Dahasi bu hususda bir cok uzman da hemen hemen ayni ifade ve sayilari soylemektedir.

      Sil
  43. hocam affınıza sığınarak doğru önlemler alınmaya alınmaya bu hale geldi memleket. sizce devleti yönetenler yapılması gerekeni gerçekten bilmiyorlar mı, yoksa bildikleri halde işlerine mi gelmiyor. Aynı paradoksun içinde kayboluyoruz gibime geliyor benim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Osmanli sultanlari da ayniydi, farkli degildi.

      Sil
    2. 17 yilda hersey gözlerimizin önünde oldu. Sorduklarinizin cevabini bulabilmis olmalisiniz. Baska ülkelerde, bir ülke nasil her alanda cöker basligi ile Türkiye örnegi verilerek ders kitaplarinda yer almaya basladi.

      Sil
  44. hocam "ekonomi kuyu değildir, dibi yoktur" diyorsunuz, bu şahsî kaderler için ne kadar geçerlidir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kader, insanın kendisine, kendisinin çizdiği yoldur. Gerisi şans, tesadüf ve çalışmayla açıklanabilir.

      Sil
  45. Nasıl olur Hocam.
    Şimdi Haziran, Mayıs'tan iyi olmayacak mı ?

    YanıtlaSil
  46. Bilgi dolu yazınız için tebrikler ve teşekkürler hocam. Önerilerinizin hemen hemen tümü, Türkiyenin siyasi vizyonunun değişmesine bağlı. Hem de kısa sürede. Benim ilgimi çeken özellikle önerileriniz arasındaki "diş politika" başlıcı. Şu anda gaz nedeni ile Kibristaki suların ısınması, Kuzey ve güney kıbrıs arasında 50 yılı aşkın süredir süren anlaşmazlığa Türk tarafının ayrı devlet gibi güney kıbrıs ve dünya hatta ve hatta kıbrıslı Türklerin büyük bir bölümü tarafından kabul gormryecrginin netliği üstelik bu yeni yaklaşım için KKTC dekihukumetin bir saniyede bozularak yerine yenisini kurulması, diş politika başlığında kısa sürede olumlu değişiklikler görmek yerine olumsuz gelişmelerin olasılığını artırmaktadır diye düşünüyorum. Orta Doğu ve Akdenizde Turkiyenin ne zaman barış vizyonu ile politika ürettiğini görebileceğiz sizce. Bence durum hiç de iç acıcı değil. Diğer öneri başlıklarının tümünün çözümlenmesi için sanırım sanırım diş politika başlığının çözümlenmesi gerekir. Yazı için gerçekten tebrikler. Yazılarınızın devamını bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun.
      Akdeniz'de petrol arama konusunda haklısınız.

      Sil
  47. Mahfi Bey,
    Öncelikle çok güzel bir özet olmuş.Elinize,emeğinize sağlık...
    Ekonomik görünüme ilişkin hemen her yazınızda,fikirlerinizi ve tespitlerinizi hep rakamlar ve istatistikler üzerinden anlatıyorsunuz.
    Çözüm önermelerinizi de yine bu bakış açısı ile yapıyorsunuz.
    Olabildiğince objektif ve bilimsel yazdığınızı düşünüyorum.Bu da benim çok beğendiğim ve takdir ettiğim bir üslup.
    Yazılarınızda ne felaket tellalığı(öldük,bittik,batıyoruz,vs..) görüyorum ne de polyannacılık(işler çok iyi,rekorlar kırdık,çoştuk gidiyoruz,ver mehteri,vs...)...

    Bir bilim insanı ve aydın hassasiyetidir bu.Ve bence çok önemlidir.Özellikle bu zamanda ve ülkemizde büyük oranda yitirdiğimiz bir duruştur bu.
    Futbol taraftarlarına,siyasi taraftarlara,dinsel taraftarlıklara ve aşırılıklara alışkınız/alışkındık biz.
    Ancak son yıllarda,özellikle de sosyal medyanın yaygın olarak kullanılmasıyla,ne yazık ki yeni ve garip taraftarlıklar türedi.
    Gerçeği bildiği halde onu eğip bükmeye çalışan,hatta bozmaya bile tenezzül edebilen insanların sayısının çok arttığını düşünüyorum.
    Her mesleğin ve uzmanlığın bir siyasi tarafı veya takımları oluştu.Hukukçular,iktisatçılar,ekonomistler,televizyoncular,aydınlar ve hatta sanatçılar bile cepheleşti.
    Bu tam bir akıl tutulmasıdır.
    İnsanların farklı fikirleri savunması ve bunların tartışılması değil elbette anlatmak istediğim.Tez-antitezin çarpışması değil.Bunu her zaman bir zenginlik olarak gördüm/görürüm.Ancak biz başka şey yaşıyoruz.Dünyada bunu nereye koyabiliriz veya bunun dünya ölçeğinde bir karşılığı var mıdır bilemiyorum.
    Sanırım bizim yaşadığımız şey;aklı bir tarafa bırakıp,daha çok iç güdülerle ve duygularla tartışmak ve savaşmak.
    Ülkenin ASGARİ MÜŞTEREKLERİNİ bilmeden,unutarak veya önemsemeden yapılan bir tartışma bu.Bayağılaşan,yozlaşan ve hiç bir amaca ve hedefe katkı sağlamayacak bir kaos iklimi.Bu tavrın da Türkiye’ye çok zarar verdiğini düşünenlerdenim.
    Neyse,umarım bu bir karabasandır ve kısa zamanda uyanırız...

    Yazınızla ilgili bir kaç soru sormak isterim.
    “Değişim Sürecinde Türkiye” kitabınızın 200. sayfasında, “2000’ler sonrası ekonominin gidişi” başlığında şöyle bir tespitiniz vardı:
    “Bütçe açığının düşürülmesi ne yazık ki cari açığın arttırılması pahasına gerçekleşmiştir.Türkiye,2000’li yıllara kadar bütçe açığı ve kamu borçlanmasına dayalı büyüme modeli izlemiş,AKP’nin iktidara geldiği 2002 ve sonrasında ise cari açık,özel kesim ve hane halkı borçlanmasına dayalı büyüme modeline geçmiştir.”

    • Bu tespitten anlamamız gereken,Türkiye’nin büyümesini finanse edecek kadar tasarrufa sahip olmaması mıdır?
    • Cari açık veya bütçe açığı ile büyüme tercihinde,dünyadaki sermaye akımlarının ve o dönemki ekonomik konjonktürün etkisi var mıdır?Yoksa bu sadece siyasi bir karar mıdır?
    • Bu anlamda,2000’li yıllar öncesindeki büyüme finansmanı modeline mi döndük/dönüyoruz?Artan dış borcumuz dışında,o dönemden farklı bir dinamik var mı?
    • Türkiye’nin ya cari açıkla ya da bütçe açığıyla büyüyebilmesi dışında seçenekleri var mıdır?Nelerdir?
    • Bu anlamda Türkiye’ye benzeyen ve bizimle aynı yollardan geçip,sonrasında istikrarlı bir ekonomik modele geçebilen dünya örnekleri hangileridir?
    • Türkiye’nin 2018 için açıkladığı % 15,7 tasarruf oranı,hangi oranda bir büyümeye(dış kaynağa bağımlı olmadan) imkan verebilir?Bu nasıl hesaplanır?

    Anlayabilmek için biraz uzattım.
    Kusura kalmayın.
    Şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Aslında bu tercihin nedeni tasarrufların yetersiz olması ve olanaklarının üzerinde yaşama arzusudur. Bunları düzeltsek açıkları makul düzeyde tutup devam edebiliriz.
      2. An itibarıyla 2001 krizi öncesindeki bütçe açıklı finansman modeline dönmüş görünüyoruz. Çünkü cari açıklı finansman imkânı kalmadı.
      3. Bu konuda yazılar yazdım. Geçici ve kısmi ithal ikamesi, doğru bir teşvik sistemi gibi adımlarla bu mümkündür.
      4. Güney Kore
      5. Bu ancak sıfır dolayında bir büyümeye imkân verir.

      Sil
    2. Yanıtlar için teşekkür ederim.

      Sil
  48. Hocam öncelikle geçmiş olsun. Dinleneceğim dedikten sonra bile gelip buraya yazı yazıyorsunuz ya ne kadar teşekkür etsek az. Etrafına ışık saçan insanlardansınız. Keşke sizi ve sizin gibileri dinleyecek/uygulayacak kişiler olsaydı gerekli konumlarda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Benim dinlenmem böyle oluyor.
      Sevgiler

      Sil
  49. Hocam Türk lirasının değer kaybından dolayı ihracat artacak ancak ara mal ve hammadde ithalatı da sınırlanırken üretim miktarımız azalıyor ve rekabet gücümüz zayıflıyor alım gücümüz azalıyor hal böyleyken ekonomide ihracatta meydana gelen artışlar nominal midir? Beklentileri olumlu yönde arttırmak için reel veriler şart mıdır hocam?
    Teşekkür ederim iyi geceler hocam, kadir geceniz mübarek olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İhracat kurdaki yükselişe dayalı olarak artıyor. Bu nominal değil reel bir artış. Ne var ki ithalatın düşüşü ihraç edilecek ürünlerin girdi maliyetlerinin kur nedeniyle artması bu modelin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.

      Sil
  50. Hocam öncelikle elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş, tecrübe ve engin bilgilerinize göre bir şey sormak istiyorum bir önceki yazınızda bahsettiğiniz güven endeksleri ve beklentilerin gerçekleşenle (sonuç veya gerçekleşecekle) kolerasyonu nedir?
    Sonuç, beklentiyi ne kadar geriden ve değişim oranının aynısıyla mı takip eder?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Üçüne bakmıştım, korelasyonlar çok güçlüydü. Zaman zaman yeniden bakmakta yarar var.

      Sil
  51. Balık baştan kokar.
    Tayyip gitmeden, ne yabancı ne yerli kimse yatırım yapmaz. Korkunç bir talan ve yağma düzeninde bu iş asla iyiye gitmez. Hayat doğruları görmek istemeyenlere kafasına vura vura gerçekleri öğretir.

    YanıtlaSil
  52. Kemal Derviş beyin, 8 yıl önceki konfrensında, düşük kurun gerçekçi olmayan değerli Türk lirasının uzun dönemde çok ciddi cari açığı getireceği, neticesinde bollaşmanın, refahın, ucuz ithalatın, hak etmeden üretmeden hızla artan sanal refahın bir sonunun olması gayet doğal bir süreç.
    Bizde bu süreci yaşıyoruz aslında.
    Tasarruf etmeyen bir toplum, üretmeden tüketmeye alışır ise neticenin sebebi ne olursa olsun, ister cari açıkla büyüme, ister bütçe açıklarıyla 1 ileri 2 geri büyüme, hepsi aynı neticeye ulaşacaktır.
    Hep söylenir Güney kore Ve Japonya. Nasıl büyüdü diye. Cevabı basit.
    1-çalıştılar, batı eğitim tarzına önem verdiler, bilimi ve teknolojiyi önceliklediler 1,5 nesil zorluk-yoksulluk içinde ömürlerini tamamladı.uzun bir düre batı kapitalizminin uşağı oldular.
    2-ürettikçe tasarruf ettiler-ettikçede zenginleştiler. Olayın sosyal tarafı ise daha başka türlü.(yaşlı ve mutsuz bir toplum-bağımsız olmayan ülke-kendi kardeşleriyle kendi iradesiyle barışamayan bir ülke. Diğeride, çevresindeki bütün ülkeler tarafından sevilmeyen , ellerine geçse birr kaşık suda boğulacak bir ülke(birazda bizim gibi)

    Konuyu çok dağıttım.
    Yazınıza dönelim.
    Yazınızın sonunda belirttiğiniz başlıklarda, birinci öneriniz hariç tamamı bilimsel eğitiğim almış, Atatürk Türkiyesinin yetiştirdiği bir bilim adamının içininde tarafınızdan çok iyi doldurulacağına inandığım kesinlikle ve mutlaka yapılması gereken doğrular.
    Ancak bunun için bölünmüşlük hissinden bu vatanın kurtulması gerekir öncelikle . İktidar sahipleri çok az da olsa zaman zaman bunun ışıltılarını vermekte, ancak hemen çark etmekteler.ASLINDA BU EN ÖNEMLİSİ.
    Birlik ruhu olmazsa, en gerekli şart yerine gelmez.
    Gerek şart budur ve bu nu kaybetmek bir ulusun ruhunu kaybetmesi gibidir.
    Sıraladığınız, dış politika açılımında ise şu yanlış vardır.
    -bağımsızlığı 70 yıldır NATO nun elinde olan
    -ileri jandarma karakolu
    -doğusu tıkaçlanmış
    -güneyi teröristlerce çevreleniş
    -kendi içindeki güneyi uzaktaki ağababalarının kukla haraketleriyle 40 yılı heba ettirilmiş
    -Egesi kontrol altında
    Akdenizinde haraket ettirilmeyen
    -bir şey yaparsan afedersiniz sokak ağzıyla seni döverim diyen bir müttefiğimiz
    Mahfi bey, Bu ülkenin kurucusu Atatürk yurtta sulh cihanda sulh derken ülke mendaatlerini korumayalım dememiş.
    Stratejik ortaklarımız bize yukarıda yazdıklarıma orada otur-ben ne söylersem onu yap-benim söylediğim kadar konuş-kuzeyle aranı boz (ki o kuzeyde başka bir konu)bunları yapmazsan seni cezalandıracağım diyen bir anlayış.


    Çok zor günlerimiz olacaktır daha-haketmediğimiz.
    Umudumuzu kaybetmeyelim.
    Türkiye toplumu hala iddialı.
    Amacımız var.Yeterki birlik olalım.
    Size de teşekkürler, bıkmadan usanmadan bildiklerinizi toplumla paylaştığınız-eğilmeden bükülmeden inadına yazdığınız için.
    Kalın sağlıcakla
    İyi bayramlar
    Saygı ve selamlarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler paylaşım için.
      Ben de asla ülke menfaatlerini korumayalım demiyorum. Ama ABD ile kapışıp Rusya ile alış verişe girerek ülke menfaati korunmaz. Diplomatik ilişki neyse onu yapmak lazım. Samimiyete de kavgaya da gerek yok. İç politika için bu tür rollere girmek çok sakıncalı.
      Hangi konularda birlik olacağımız önemli. Herkes kendi çıkarını bir kenara bırakıp ülke çıkarını kollayacaksa birlik olunur. Yoksa olunmaz.

      Sil
    2. Selam,

      S400 öyle bir reklam yapıldı ki, sanki ABD ye kafa tutulacak gibi. 4 top bataryası ile savaşın maliyetini karşı taraf -eğer nato ise- için sadece 120 milyon dolar arttırsınız. Yani ilk attıkları bombaların hepsini değil sadece 120 milyon dolarlık kısmını yakalar, gerisi s400 sistemini ortadan kaldırır. Eğer S400 ü pasifize etmek için düşük kalibre füzeler kullanırlar ise, maliyet daha düşük olur, ama ben Akdenizden, Kıbrısın güneyinden veya Yunanistan güney doğusundan bomba atılacağını varsayıyorum.

      S400 bir işe yaramaz, büyük ihtimalle Putin, Rus uçağı Türkiye de düşürülüp, Rus diplomatı Türkiye koruyamayınca Türkiye yi sıkıştırmak için öne sürdü ve kabul ettirdi.

      Türk meclisi ve Rus meclisini, Türk danışmanları ve Putin'in danışmanlarını, Türk diplomasi geleneği ve Rus geleneğini karşılaştırınca, Rusya'da Putin gibi bir otoriterin bulunması bile kurum kalitesi olarak Rusları Türklerden üstün kılmaya yetiyor.

      Türkiye Rusya'nın Dış ilişkiler yeteneği ile baş edemez, askeri güç olmadığı için Türkiye daha yumuşak kalır. Biz daha önce Ruslardan ekonomik olarak güçlü olduğumuz için orta doğuda etkinliğimiz var idi, şimdi Rus ekonomisi bizi 2 kat kadar geçti.

      Askeri üstünlük ise 200 yıldır Ruslardadır. Rus ekonomisi günde 800 civarında askeri tankı üretip, içine personel yetiştirerek Türk sınırına sürebilecek bir yetenektedir. Türkiye ile kıyas kabul edilemez.

      S400 ü bir şekilde katakulli ile Ruslar Türklere itelemiştir.

      s400 alınmaz ise büyük ihtimalle, astana ve diğer türk kazanımlarını Ruslar ortadan kaldırır, Türkiye ortadoğuda pasifize olur, İran da başka yaptırımlar koyar, sahada Türk destekçilerini temizlerler, Türkiye yi bir daha girmemek üzere Orta doğudan silerler. Türkiye ile savaşmak isteyen Kürt! gruplara destek verip, Türkiye ye yıllık ek 3-4 milyar dolarlık maliyet çıkarırlar.

      Eğer siyasi olarak, İran ile ilişkilerin Türk yönetimini sıkıntıya sokacak yönleri var ise, genelde hep olur, sorun Türk yönetiminin sorunu olur. Faturayı Türk halkı öder.

      Nato cephesinde, Türkiye sağlam bir askeri garanti vermek zorunda kalır, belki de Kıbrıs hakları, Doğu akdeniz hakları ve ordunun bağımsızlığından feragat eder, tıpkı Japonya ve G. Kore gibi.

      Bu arada Mete Yarar gibi tipleri, artık tip diyorum bunlara geçen Youtube da izledim, S400 ün faydalarını anlatmış. Aynı okullarda aynı kitapları biz de okuduk. S400 ün Rusyaya bir faydası yok, Türkiye ye nasıl olsun?

      4 batarya, aynı anda max 144 füze atış imkanı, 1 saatten fazla dolum süresi, pratikte 2 saatten biraz uzundur. Saatte 145 füze gelirse sahayı nasıl korursun, 145 füzenin ardından, sınırdan giren uçakları ne ile durdurursun? (144 de füze de %100 verimlilik ile çalışır ise, %60 savaş verimi ortalama)

      Sevgiler, cahilleri kutsayanlara sadece acıyorum.

      S400 Putin'in Türk yönetimine attığı küçük bir kazıktır, Türkler yemi yemiştir. (Ya da kazık değil, düşen uçak ve öldürülen (canı Türkiye ye emanet edilmiş) Rus diplomat için kan parasıdır).

      Sil
  53. Sevgiler hocam..Sermaye suan icinde bulundugumuz yonetim bicimini istemiyor ve bu durum degismeden Turkiye ye sicak bakmalari mumkun gorunmuyor gibi..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yönetim biçimi aslında bir biçim değil.

      Sil
    2. Çok güzel "Bu yönetim biçimi aslında bir biçim değil." Aslında bu, yönetim de değil.

      Sil
    3. Şu an yaşanan yönetim biçimi Türk tipi bir yönetim biçimi de değil.

      Selçuklu, Osmanlı ve Göktürk Devletlerinde ve en son Türkiye Cumhuriyeti yönetimde ikili bir yapı her zaman oldu.

      Eyyübiler, Cengiz Han, Timur , Avrupa Hunları bizim mevcut sistemimize göre kurulu yapılardır.

      Hangilerinin daha uzun etkili olduklarını siz çıkarabilirsiniz.

      Sil
  54. Farklı kaygıları düşünmeden, şartlara göre değil her zaman doğruyu söylemekten vazgeçmeyen, kalemini bükmeyen bilim insanı sayın Mahfi Hocam bizleri bilgilendirdiğiniz şükranlarımızı sunuyoruz.

    YanıtlaSil
  55. Mahfi hocam saygılar, kitaplarınızı büyük bir zevkle okuyorum.Resesyon konusunda beni aydınlatabilir misiniz acaba? Teknik olarak resesyon üst üste iki çeyreği incelemez mi hocam? Bir önceki çeyreğe gore yuzde 1.3 büyümüşüz. Çeyreklik olarak baktığımızda bir önceki çeyreğe göre büyüme olduğu için resesyon durumundan çıkılmış diye düşünüyorum ancak yıllık bazda yani bir önceki yılın aynı dönemine göre bakıldığında 2018 son çeyreğinde girilen slumpflasyon durumu devam etmekte. Yazılarınız için teşekkürler,sayın Tuncay Bekiroğlu'nun tavsiyesiyle okumaya basladigim kitaplarinızdan bir öğrenci olarak ekonomiyi az çok anlayabildim. Tekrar teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Biz büyümeyi daima bir önceki yılın aynı çeyreğine göre değerlendiririz. Amerikalılar bir önceki çeyreğe göre değerlendirirler. Bizim sistematiğe göre Türkiye 2018'in 4. çeyreğinde yüzde 3, 2019'un ilk çeyreğinde yüzde 2,6 küçülmüş bulunuyor. Eğer enflasyonumuz yüzde 2 - 3 olsaydı bunu resesyon olarak görebilirdik. Bizde enflasyon çok yüksek olduğu için bu bir resesyon değil slumpflasyondur.

      Sil
  56. Dün bu yazınızla ve ülkemin ekonomik düzeni ile ilgili görüş ve düşüncelerimi hiç hakaret etmeden,saygı içinde açıkça yazmıştım. Ama yazdıklarım ve sizin savunduğunuz bu ekonomik düzenle ilgili düşüncelerim galiba işinize ve hoşunuza gitmedi ki, ne yayınladınız ne de cevap verdiniz.Galiba "evet efendim, herşeyin en iyisini siz bilirsiniz, ne güzel yazmışsınız" gibi sözler bekliyorsunuz. Yazık yazılarınızı takip ediyordum, demek ki sizde bu düzenden yana ve ekonominin bedelini sabit ücretlilere ödetmekten yanasınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazdığınızı hatırlamıyorum, bir karışıklık olmuş ve silinmiş olabilir. Bu gereksiz yorumu yazacağınıza o yazıyı bir daha yollasanız yayınlardım. Yine yollayın yine yayınlayayım. Ama hemen ön yargılarla birisini suçlamaya başlamak kusura bakmayın ama en hafif ifadesiyle ayıptır.

      Sil
  57. Hocam 2 noktada yorumunuzu rica ediyorum: 1) Avrupa Birliği’ne üyelik: bu kadar bize karşılarken, 60 yıldır bizi kapıda bekletip oyalarken, kendi içlerinde de sıkıntı ve İngiltere haricinde başka ülkeler de bazen çıkmayı düşünürken, her ne kadar ülkelerin başındakiler yüzümüze karşı olumlu söylemler de bulunsa da seçim sürecinde üye olmamamız gerektiğini (bin yıl geçse yine üye olamaz söylemleri) ve kendi istihbarat örgütlerinin başındakiler üyeliğimizin sakıncalı olduğunu belirtirken üyelik için bu kadar ısrarcı olmak ne kadar rasyonel? Ayrıca malüm kamuoyu desteği de geçmişe nazaran ciddi azalmış durumda.

    2) kamu yatırımlarının ertelenmesi ve yenilerinin yapılmaması: borçlanmasında ve ülkeye ilerde getirebileceği yüklerde bazı yanlış adımlar olabilir. Şu andaki finansman maliyetleri ekonomik sıkıntılar da malüm, ama uzun vadede ülkeye katma değer açısından bakıldığında bu yatırımların mutlak surette yapılması görüşündeyim. Ayrıca ileriki katma değer haricinde yapım süreci ve asıl kullanıma girdiğinde direkt ve dolaylı olarak istihdama büyümeye ciddi katkısı olur kanaatindeyim. Bu bir soru değildir, benim yorumum, varsa bunun üstüne sizin de yorumunuzu rica ederim. Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) Onlar bizi mi kapıda bekletiyor yoksa biz mi girmek istemiyoruz orası karışık. Eğer bizi almama niyetleri olsa 2005'de tam üyelik müzakerelerine başlamazlardı. AB'ye üye olmamamızın alternatifi demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü kaybetmek. Bugün bunu yaşıyoruz.
      2) Ben etraftaki altyapı yatırımlarına bakıyorum, bunlar için bütçeden ödenmiş garanti paralarına bakıyorum ve hiçbirini fizibl görmüyorum. Hele Kanal İstanbul yapılırsa hep beraber beyaz fili görürüz.

      Sil
    2. Selam,
      1- Ab üyeliği bizimkiler uzun süre istemediler, 90 lar Türkiyesi 2005 yılına kadar insan kaynak seviyesi bakımından AB ile uyum gösterebilecek bir seviyede idi. Ayrıca Mahfi beyin belirttiği Demokrasi, Hukuk üstünlüğü, Rejim ve Anayasa uyum konularında Türkiye Ab ile entegre olabilir yapıda idi.

      Günümüzde en azından 15-20 yıl kadar bir süre bu konularda iyileşme olmayacak.

      Daha da elimi, Türk halkının sosyolojik yapısı AB halkından ciddi olarak ayrıştı. 4 milyon Suriyeli yavaş yavaş Türkiye yi daha da ayrıştırmaktadır.

      4 milyon Suriyeliyi bu sebeple AB almamıştı, Suriyelileri almamak için Türkiye ye para bile vermişlerdi, şimdi Türkiye yi AB ye almaları kendi kendilerini hatalı duruma getirmeleri demektir. Türkiye yi şu anda alamazlar.

      2- Mevcut yapılanlara yatırım demiyorum, bazıları ölü yatırım demeyi tercih ediyorlar, bana göre Net Present Value hesabında negatif görünen hiç bir şey yatırım değildir.

      İstisnası devletlerdir. Parasal hesap ile NPV si negatif olan yatırımları üstlenen kurumlar devlettir, finansmanını halk sağlar. Bu sebeple NPV negatif ise sosyal bir amaca da hizmet etmesi gerekir.

      Son yapılan Büyük Türk Devlet yatırımlarında sosyal fayda da bulunmuyor.

      Kanal İstanbul, mevcut hükümet iktidarda kaldığı sürece yapılacak. Çünkü İstanbul daki insanların 8-9 milyon tanesinin batı ile ulaşımı arasına fiziksel engel oluşturur. İstanbul un kontrolünü askeri olarak sağlar.

      Başka bir amacı yoktur.

      Sil
  58. Hocam izninizle bütçe dengesi/GSYİH oranınız hatalı. Dönemsel veriyi, yıllık veriyle orantılamak-karşılaştırmak doğru değil.

    2019 ilk çeyrek bütçe dengesi, erken aktarılan Merkez bankası karını(33milyar) saymazsanız -69,2 Milyar tl oldu yani 69,2 milyar tl açık verdi..

    2018 İlk çeyrek Gsyih 793 Milyar tl oldu.

    2019 ilk çeyrek gsyih %2,6 küçülünce 793-(793*%2,6)=772 Milyar tl oldu

    2019 ilk çeyrek Bütçe dengesi/ 2019 ilk çeyrek GSYİH oranı

    69,2/771= %9 oldu

    Bu oran ,devlet bütçesinin felakete sürüklendiği anlamına geliyor.Çünkü 2001 krizi öncesindeki 2000 yılında bile bu oran %7,9 du.

    Hocam özel sektördeki ekonomi krizi yangını bence devlet bütçesine de sıçradı ve orayı da yakmaya başladı...

    Eğer ekonomi yönetimi, krizden çıkma hayaliyle Yep ,ivme , KGF ile batık borçları üstlenme gibi bütçe açığını çığ gibi arttıracak yöntemlere son vermezse faizler %40-50 leri bulur.

    Cüneyt Akman'ın dediği gibi bırakın dağınık kalsın.Özel sektöre destek verme anlamında hiçbirşey yapmazlarsa, yargı reformunu oturtabilirlerse, gereksiz Kamu istihdamını düşürebilirlerse ve gereksiz yatırımları sonlandırırlarsa zaten ekonomi 2-3 yıla düzelecek.

    Ancak ekonomi yönetimi panikle işleri daha da bozacak planlar ve programlar yapıyor bu şekilde kriz daha da büyüyor.Faizler artıyor, risk artıyor tüketici güven endeksi düşüyor. İnsanlar ev araba almıyor yatırım yapmıyor. Eğer devlet bu kriz döneminde güçlü kalmazsa biz büyümede artıya geçemeyiz.Bir önceki çeyreğe göre büyüdük diye kendimizi avutur dururuz..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütçe Açığı / GSYH oranını değiştireceğim.
      Sevgiler

      Sil
  59. Hocam, aydınlatıcı yazınız için teşekkürler.müsaadenizle eleştirilerim olacak.
    1-Başkanlık sistemine 'düşmanlığınızı' anlayabilmiş değilim. Kuvvetler Ayrılığı,Denge ve Fren bu sistemde de olabilir neden ille Parlamenter Sistem.
    2-Orta Doğu'daki gelişmeler ve terör ülkeyi tehdit ederken buradan nasıl uzak durulabilir. en azından Suriyelilerin vatanlarına dönmesi için güvenli bir bölge şart değil midir?
    3-Eğitim, Hukuk, İnsan Hakları konusunda aynı fikirdeyim,sevmesem de, Avrupayı örnek alarak geliştirmemiz gerek.
    Ekonomi konusunda ise naçizane siz ve diğer saygın ekonomistlerin bir araya gelerek ortak imzayla:
    'içinde bulunulan olumsuz haller ve bu hallerin çözümü için gereken bilimsel önerileri, başlıkları ve belirgin detaylarıyla bir bildiri halinde yayımlamanız bence çok katkı verecektir.
    saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Düşman filan değilim ama bu başkanlık sistemi değil. Bu tek adam rejimi. Ve ilk gününden beri son derecede başarısız sonuçlar verdi. Ekonomiye bakın yeter.
      2. Şart tabii ama baştan Suriye'nin kurcalanması işine girmeseydik bu belalar zaten başımıza gelmeyecekti. Kurcaladıktan sonra tabii uzak durulamaz. En baştan uzak durulacaktı. Bize ne Esat'tan bize ne Suriye'nin iç işlerinden?
      3. Bizim bir araya gelmemiz önemli değil. Önemli olan toplumun gerçekleri görmesi ve duymak istemesi. Bernard Shaw'un dediği gibi dünyanın bütün iktisatçılarını üst üste ekleseniz yine bir sonuca varamazlar.

      Sil
    2. Suriye'de yapılan yanlışın neresinden dönülse kârdır. Girilen kötü yolda devam etmek, ne yapalım bir kere girdik demek yanlıştır. Tabiidir ki, yapılan yanlışın bir bedeli olacaktır ve o hak edilmiş bedel ödenecektir.

      Ekonomide doğruları söylemeye devam etmelidir ama, bundan bir fayda ummak da fazla iyimserlik olur. Yönetici ve takımı her şeyi biliyor(!) ve kimseden fikir sordukları da yok.

      Sil
    3. Suriye den ne kadar uzak durulabilir artık?

      4 milyon suriyeli Türkiye de yaşamaya başladıktan sonra,
      Türkiye ile Suriye iç içe geçmiştir artık.

      4 milyon Suriyeli 10 senede 8 milyon olur,
      parti kursalar meclise girerler.

      Sil
  60. Hocam, emeginize saglik. Ancak demokrasi ve hukukun ustunlugu gibi konular uzun sure aliyor ve kurumsallik hafizasi iceriye islemediyse, yeni gelen tarafindan obstruktif gorulup, karakucak duzene geri donuluyor. Artik hayal kurmasak da, bu factual gercegi kabullensek daha dogru olmaz mi? Kalkinma saglamak ve yabanci yatirim cekmek icin, ornegin cb kararnamesi gibi, mevcut hukukun ustundeki evraklar ile isler yapilsa? Yani, ornegin nukleer santral arazisinin rus topragi yapilip, dahili satin alma rejimi bypass gibi yontemler, dubai deki yabanci yatirimcilarin kendi mahkemelerini serbest birakmak ve yerel hukuk etkisinden kurtarmak gibi yontemler, guncel pratik halinde getirilse, buyuk yabanci yatitimcilarla yapilacak 2li anlasma ve imtiyazlarla kalkinma devam ettirilemez mi? Para veren neden kazandigi pazarin ic isine karissin? Idi aminle calisan, bu sistem de calismaz mi? Gercekten, nedir bu dis kokenli onsartlarin mutlak gereklilik seviyesi?? Yabanci yatitimciyi ic hukukun belirsizliginden kurtaracak, Mahkemesinin ve tabi olacagi hukuku vs sozlesmesinde secme ozgurlugu veren, illa gerekiyorsa meclismatik, ama esasen cb onayli ikili anlasmalarin, realist halaskar cozumler yaratacagina inaniyorum. Zaten piyasa yolun bulup, iceriden kazandiklarini hedge fund vb yontemlerle disaridan sokanlara saglanan kirik dokuk imtiyaz dolu, bunu sistematiklestirmek guven verici olmaz mi? Illa kravat takarak mi yatirim isteyecegiz, peskir ile olmuyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Para veren para verdiği yerin iç işlerine karışmıyor. Orada istikrar var mı yok mu ona bakıyor. İstikrar yoksa paramı geri alamam diye düşünüyor. Türkiye'nin riskini ölçen CDS primi 500. Bu ne demek? Adam 100 Dolar borç verdiği belgeyi garanti ettirmek için 5 dolar verecek demek. Bu durumda o adam % 5 faize razı olur mu? Olmaz. En az yüzde 8 -9 ister. İşte bunların hepsi o hukukun üstünlüğü, parlamenter sistem, yargı bağımsızlığı gibi olaylara gelip dayanıyor.
      Bir ülkede kanunları başkan çıkarıyor, bütçeyi de o hazırlıyorsa 650 milletvekiline ne ihtiyaç var? Niye o kadar adama/kadına dünyanın parasını veriyoruz? Bunun gibi bir dolu yanıtsız konu var.

      Sil
  61. Hocam, eğer bayramda tatile gitmeyecek, İstanbul'da istirahat edecekseniz:

    1) Okuduğunuz son kitapların değerlendirmelerini, izlediğiniz son film & dizilerin isimlerini yazar mısınız?

    2) "Post-truth" yazınızın devamı niteliğinde, daha detaylı bir analiz yazar mısınız?

    ( http://www.mahfiegilmez.com/2018/09/gercek-otesini-tercih.html )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuduğum son kitap Stefan Zweig'in Mary Stuart adlı biyografisi. İzlediğim son dizi Versailles.
      Post-truth'a bir baha bakalım.

      Sil
  62. "Gerçeği konuşmak lazım, ne kadar acı olursa olsun. Gerçekleri saklamaya çalıştıkça risk artar. Gerçeği konuştuğunuzda insanlar durumu bildiğinizi ve önlem almayı planladığınızı düşünüyor ve paniğe kapılmıyor. Konuşmazsanız durumun farkında olmadığınız düşüncesine kapılıyorlar." (Mahfi Eğilmez, 1 Haziran 2019 Cumartesi)

    Hocam, felsefeyle bağlantılı bir sorum var:

    Hayatımızın tamamına yakınını, aslında, aklımızda (hayallerimizde) yaşamıyor muyuz?

    Mars'a gidemeyeceğimi biliyorum, ama "aklım"da gidebiliyorum.

    Çok param olmayacağını biliyorum, ama "aklım"da istediğim mal ve hizmeti alabiliyorum.

    (...)

    Bu durumun "gerçeği konuşup konuşmamak"la ilgisi yok gibi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet yok. Üstelik bunların hiçbir zararı da yok. Ama eğer hasta olduğunuzu tahmin ediyor ve bu durumu doktordan duyup da fena olmamak için hastaneye gitmiyorsanız ve sanki sağlıklıymış gibi hayal kuruyorsanız bu sizin yaşamınıza mal olabilir.
      Türkiye'nin sorunu hayal kurmamak değil. Türkiye'nin sorunu içinde bulunduğu krizi kabullenmemek.

      Sil
  63. Hocam zamanında GOBEN ve BRETSLAW diye iki Alman zirhlisinı Osmanlı zamanında alıp Turk bayragı çekmiştik. Sözde bu iki gemiyle Karadeniz de hakimiyet kuracaktık. Kazadeniz de kus ucurtmayacaktik. Sonuç olarak; 1. Dünya Harbi sonrası bırakın Karadeniz'i neredeyse Anadoluyu kaybediyorduk. S 400 de bunun bir başka versiyonu. Olaylar benzer tarihler farklı. Elin silahıyla hakimiyet kurulmaz. Anca başına dert alirsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emre Temelkuran2 Haziran 2019 05:09

      S400 alıp neresini vurucan? S400 bir savaş aracı değildir.
      S400 savunma aracıdır. Gelen büyük roketleri vurur.

      S400 ile bu dediğinin hiç bir alakası yok. S400 hiç olmaması gereken bir top. Türkiye iç kaynakları ile hava savunma sistemi geliştirebilirdi. Çinden teknoloji transferi yapabilirdi. Ya da Rusyadan yapardı. Hem de çok daha ucuza.

      100 milyona mal edilecek şey milyar dolara mal oldu. Üstelik elimize know-how geçmedi.

      Sil
    2. S400 milletin esas durusudur.Bekaasidir huzurudur ve guvenligidir refahidir

      Sil
    3. S 400 bizim ürettiğimiz bir şey değil. Rusların üretimidir. Yani Rus'un füzesiyle ABD'ye hava atınca mı bekaa, huzur ve güven gelecek?

      Sil
    4. 08:46 trolli

      Sil
  64. Kişi başına düşen gelir hesaplanırken, toplam milli gelirin, üreterek ve tüketerek o gelirin yaratılmasına katkı sağlayan nüfusa, yani 82.000.000 yurttaş + 4.000.000 mülteci + kaçak göçmenler toplamına bölünmesi gerekmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerekir ama öyle yapmıyor sadece vatandaş olanları dikkate alıyorlar.

      Sil
  65. Sayın Eğilmez; iyi güzel hoş anlatıyorsunuzda, bide biz sanayiciye bişey yazın, bu slumplfasyon döneminde ne yapmamız lazım? 250 kişi çalıştırıyoruz, ay sonu gelmesin diye dualarım bini bi para. Stoklarımız, satışlarımız, kar\zarar, faiz giderleri, şaştık artık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu ortamda yapılabilecek en doğru işi yapıyorsunuz: Dua etmek. Çünkü ne yazık ki ekonomi doğru politikalarla yönetilmiyor ve bunun için sizlerin yapabileceği bir şey yok. Olay bu aşamaya gelmeden önce yapılması gerekenler yapılmayınca gidişat kader oluyor.

      Sil
  66. Mahfi Hocam kaleminize sağlık. Sizler gibi bir kaç tane daha ekonomistimiz olsa keşke. Sizin gibiden kastım hiç ekonomi bilmeyen birinin bile anlayacağı yazılar yazan ekonomistler.

    Bahsettiğiniz kriz ortamına inanmayan bir sürü insan var ülkemizde. Bunu sokaklardaki arabalardan (BMW, Mercedes vs.), AVM'lerdeki veya kafelerdeki doluluk oranını referans alarak kendilerini savunuyorlar. Biz anlatamıyoruz. Karşı tarafı ikna edemiyor gerçepi gösteremiyoruz. Amacımız siyasileri kötülemek de değil. Gerçekleri göstermek. İş yoğunluğumuzdan da veriler ile karşı tarafa bir şey sunamıyoruz. Sunsak bile yine inanmıyorlar. Rica etsem BMW ile kafelerin doluluğu ile krizin varlığını inkar eden vatandaşlarımız için örnek bir yazı yazar mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazarsak yazalım bu boşuna bir çaba olur. Çünkü insanların çoğu algı yönetiminin esiri durumunda.

      Sil
    2. Krizin tek olcutu vardir ticaretin kesilmesi. Ticaretin devam ettigi bir ortamda kriz yoktur. Var diye ekonomik degil siyasi konusuyor. Yani kriz olmayinca her sey gullik gulistanlik mi? Mihalif olmak icin illa felaket senayosu yazmaya gerek yok. Kriz gormedik sanki ulkede de su duruma kriz diyegiz.

      Sil
  67. hocam teşekkürler. her zaman ki gibi sadece sorunu degil çözümü de sunmuşsunuz. sizler gibi ekonomislerin artması lâzım. syg

    YanıtlaSil
  68. Hocam genelde bir ekonomide işsizlik ve enflasyon ters yönde ivmelenir. Biz ikisinide yükselten ekonomilerden olduk. Artık olan olduda. İşsizliği enflasyonu artırmadan düşürmenin bir yolu var mı sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beklentileri düzeltmek ki o da bu ekiple çok zor.

      Sil
  69. Hocam Japon yeni tl den dahi aşırı değersiz olmasına rağmen, japonya uçuşa hazır nir konumda . Elbette önlem olarak saydığınız diğer etmenlerde bizden çok çok ileri durumdalar. Ancak paranın değerini deyim yerindeyse bu kadar takmayarak ekonomik iyileşme yaşamamız üretim fakiri ülkemiz için çok mu ütopik bir durum olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Japonya ihracatını desteklemek için Yen'i kasten düşük tutuyor.

      Sil
  70. Türkiyedeki Ekonomik sistem Ponzi Çiftlik Bank modelinin devlete uyarlanması

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...