21 Eylül 2020 Pazartesi

Merkez Bankası Faizi Yükselttiği Halde Niçin Sonuç Alamıyor?

Merkez Bankası (TCMB) sessiz sedasız faiz artırmaya devam ediyor. Bankaları fonlamakta kullandığı üç temel faiz oranı var: Politika Faizi ya da haftalık repo ihalesi yoluyla fonlama faizi-PF (%8,25), Gecelik Fonlama Faizi-GF (%9,75) ve normalde sıkıntılı bankalara kullandırılması gereken ama bizde politika faizi gibi kullanılan Geç Likidite Penceresi (Yoluyla Fonlama) Faizi-GLF (%11,25.) Bu fonlama yöntemlerinin birlikte kullanılmasından doğan ve borç verilen miktarlarla ağırlıklandırılarak bulunan bir de TCMB Ortalama Fonlama Maliyeti-OFM var. Bir çeşit dördüncü faiz gibi kabul edilebilecek olan OFM bizdeki uygulamada en önemli faizdir.   

Dünya merkez bankaları faizlerini gösteren listelere bakıldığında TCMB’nin faizi yüzde 8,25 olarak görünüyor (http://www.cbrates.com/) Oysa TCMB’nin geçtiğimiz haftanın son günü yaptığı fonlamalarda uyguladığı OFM yüzde 10,39 oldu. Yaklaşık bir aydan beri TCMB, geç likidite penceresi fonlamasını yine normal fonlama yerine kullanmaya ve bu yolla faizi yükseltmeye başlamış bulunuyor. Yani dünyaya ilan edilen faiz yüzde 8,25 ama gerçekte uygulanan faiz yüzde 10,39.

Bu durumu ortaya koyan grafik aşağıdadır

(kaynak: https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?/evds/serieMarket/#collapse_1)




















Gerek kurun hızlı artışı gerek enflasyonun ekonomideki küçülmeye karşın düşmemesi karşısında TCMB bir süre direndi. Bankalar zorunlu olarak faizleri yükselttiler. Bu durum karşısında TCMB de faiz artırmak zorunda kaldı ve geçmişte yaptığı gibi bunu yine geç likidite penceresini kullanarak yapma yoluna gitti. TCMB, bu haliyle piyasayı yönlendirmek yerine yine piyasanın peşine takılmış görünüyor. Öyle olunca da faiz artırmanın etkisi çok zayıf kalıyor.

Faizi bu şekilde artırmanın etkisinin zayıflığını dolarizasyon (para ikamesi) olgusunun hızlanmasından görebiliriz. Dolarizasyon oranını ölçmenin en kestirme yolu toplam mevduat içinde yabancı para mevduatın oranını hesaplamaktır. Aşağıdaki grafik 2002’den bu yana Türkiye’deki dolarizasyon olgusunu gösteriyor (kaynak: https://www.bddk.org.tr/BultenAylik













Grafikten görüleceği gibi 2001 krizi sonrasında zirve yaparak yüzde 57’ye çıkan dolarizasyon oranı zaman içinde gerileyerek yüzde 30’un altına düşmüştü. Bu dönemin en belirgin özelliği USD/TL kurunun oynaklık göstermeyerek 1,50 dolayında sabit kalmasıydı. Aynı dönemde enflasyonun ve faizlerin düştüğünü de belirtmek gerekir. 2010 sonrasında işler yeniden tersine dönmeye başlamış görünüyor. USD/TL kuru hızla yükselirken dolarizasyon oranı da yükselmeye başlamış. Bugün geldiğimiz noktada TL, Dolara karşı yılda yaklaşık yüzde 25 değer kaybediyor ve dolarizasyon oranı da yüzde 54’e ulaşmış bulunuyor.

Türkiye’nin temel sorunlarından birisi gerçekte olandan farklı bir görünüm sunma çabası içinde olmasıdır. Faiz konusunda da durum aynı. Görünen faiz yüzde 8,25 ama gerçek faiz yüzde 10,39. Faizi yükseltmiyor gibi yaparak yükseltmek, doğrudan yükseltmek gibi etki yaratamadığı için, faizle kontrol edilebilecek kuru, rezervleri harcayarak kontrol etmeye çalışıyoruz. Bu sefer riskler arttığı için insanlar daha fazla döviz tutmaya yöneliyor ve dolarizasyon artıyor. Dolarizasyon artınca bu kez riskler bir kez daha yükseliyor.

Görünenle gerçeği üst üste getirmeyi becerdiğimizde, risklerin azalacağını ve birçok sorunun çok daha kolay çözülebileceğini göreceğiz. 


176 yorum:

  1. Bir ülkede merkez bankasının kasaları içindeki dövizlerden fazla para ediyorsa, 24 saat tam kapasite çalışan baskı makineleri artı değer yaratamıyor, gün sonundaki değerleri o gün ürettikleri malın değerinden daha fazla artıyorsa o ülkenin yöneticilerinin bavulları toplama zamanı gelmiş demektir...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sn Mahdut,

      Sesli güldüm bu yoruma.
      Çok iyimser bir insansınız Sn Mahdut. İyiliğiniz artsın, daim olsun.
      O yöneticiler yeni bavullar ile gidecekleri yeni saray yaptırıyorlar.

      Siz daha ne ile karşı karşıya olduğunuzu idrak edemediniz.
      O insanlar hiç bir zaman gitmeyecekler.

      Referandumda, halkı sandıkta yeni sistemini istemediğini belirtti. Halkın iradesi o gece çalındı.

      340 bin ile 390 bin arasındaki hayır oyları evet olarak kayda geçirildi.
      150 bin ile 170 bin arasındaki hayır oyları geçersiz kılındı.
      5 bin ile 7 bin arasındaki evet oyları geçersiz kılındı.

      Bunların kaydını tutan tüm emniyet, emniyet istihbarat ve ilgili personel KHK ile atıldı.

      Urfa, Adıyaman, Osmaniye, Antep, Kilis te toplam 84 bin ile 92 bin arasında sahte seçmen oy kullandı.
      Bitlis, Muş, Kars ta toplam 22 bin ile 30 bin arasında sahte seçmen oy kullandı.
      Burdur, Hayır demişti, sonucu evet olarak açıklandı.

      Bunlara sandık kurullarının yaptığı değişimler dahil değil.

      Bu kayıtlar bir gün gün yüzüne çıkarılacak. Peki o zaman en olacak?

      Soru şu: Gün yüzüne çıkaracak olanlar, geçmişin hilesi görünsün diye mi çıkaracak?
      Yoksa, millet birbirine girsin çatışsın diye mi?
      Sanırım ikinci şık el altında tutuluyor.
      Bir taraf zamanı gelip, yetti artık ne olacaksa olsun gitsinler der ise,
      onların hıncını harlandırmak için sunacaklar. Diğer taraf inkar edecek.

      N.*`gEQw9kp4dgvb

      Sil
    2. Gidiyorlar sn. Anonim. Bunu görmek için gerçekçi olmak yeterli. Bence siz çok kötümsersiniz bu konuda...

      Sil
    3. Selam Sn Mahdut,

      Gümbür gümbür geliyorlar.
      Türk siyasetinin en güçlü grupları,
      Tüm siyasi partilerin içindeler,
      Minik bir Reis ismi değişimi olacak,
      Su gibi bulundukları kabın şeklini alıyorlar,
      İkinci başkan birinciye rahmet okutacak.

      Siz bu ülkede fakirliği yaşamadınız,
      Fakirliği yaşayan ülkelerdeki insanların umutları, O sistemi yaşatan gruplara meyillenir.
      Türk insanı ne yapıp edip, bir an önce devletine sahip çıkmalı,
      Göremediğiniz için inanmıyorsunuz,
      Bir gün anıtkabire ya bombalar atılacak, ya dozerler girecek imha edilecek.

      Saygılar,

      tx^Zc>?"{XUfZ2zR

      Sil
    4. Bir de Sn Mahdut,

      2017 de seçimi kazanmadılar, dediğiniz gitme işi 3 yıl öncesine aitti, unutuyorsunuz.
      Gördünüz mü nasıl kabul etmişsiniz gitmeyeceklerini.

      Gidecekler söylemi bir toplum mühendisliği çalışması,
      Umudu ilerdeki bir tarihi olaya öteleyip zaman kazanmak,
      Tepkileri söndürmek, o tarihte de hayal kırıklığına yeni bir umut söylemi sunmak.
      Gitmeyeceklerini bilirseniz mücadele edersiniz,
      Öbür türlü yavaş yavaş ısıtılırsınız.

      Benim elimde 2017 de yaşanmış somut kanıtım var, gerçekçi olmak budur.
      Kötümserlik değil, yaşanmış bir gerçek.

      Y5YW:89uq\rfTvtD

      Sil
    5. Sayın anonim, ben inanmam, bilirim. Bu ülkenin 5 yıl sonra çok farklı bir yerde olacağını da biliyorum ama orası sizin ısrarla tanımladığınız o karanlık çukur olmayacak, bundan emin olabilirsiniz...

      Sil
    6. Selam 1647,

      Sn Mahdut, Almanya'da olası Türk mülteciler için 150 bin kişilik mülteci kampı yapıldığını bilmiyor. Bilse bu olasılığın masada düşünüldüğünü bilirdi.

      Resimlerini, ayrılan evleri, günlük aile için ayrılan bütçelerini, mülteci türk çocuklar için ayrılan bütçeyi, eğitim programını, eğitmenleri, rehabilitasyon yerlerini, meslek sahibi türkler için hazırlanan toplum/meslek adaptasyon eğitimlerini görmedi.

      Bilmem, belki Almanların Türklerden daha çok inandığı şeyler vardır.

      K2jJ.K"q,}(c8\#P

      Sil
    7. Anonimler kendi aralarında konuşup benim dedikodumu yapmaya başlamışlar mı desem, reis giderse ülke perişan olur demeye getiren bir anonim kendisiyle mi konuşmaya başlamış desem, bilemedim :)

      Sil
    8. Selam 1647,

      Toplum mühendisliği çalışması öyle bir yapıldı ki, en entellektüel! denilen türk insanı bile daha anlamıyor.

      Hatırla, 3 dönem kuralı vardı. O dönem üst bürokrasi ona güvenirdi, en fazla 3 dönem sonra gidecek diye. 3 dönemde gitmeyecekleri raporlanmıştı.

      O aşama öncesinde itibarı düşürecekler.

      Bugün ABD Büyükelçisi ilk fişeği çakmadı ama uluorta gösterdi. İlaç firmalarımızın( Pf...r) ödemeleri yapılmıyor, hükümet söz vermişti hala yapmadı diye. S&P, Fitch ve Moody's raporlarından daha etkili bir açıklama. Direk alacaklı sitem etti.

      İnternette bu nasıl olur, niye bu kadar yüksek borç olur diye soranlar var. Açıklayalım sistemi.

      Pf...r(üretici) malı Büyükelçinin adamına satar.
      (merkezi yurtdışında olan uluslar arası Distribütör)

      Distribütör (Adamımız) malı yerli ithalatçıya verir (Yerli ve milli gardaş)
      İthalatçı malı bayiler (siz milletveki/siyasetçinin çantacıları/çocukları diye okuyun)
      aracılığ ile hastanelere(Kamu) satar.
      4 kademeli bir mal/para akış sistemi.

      İthalatçı malı vadeli olarak Distribütörden çeker.
      Bayi de vadeli olarak ithalatçıdan,
      Hastane de bayiden.

      Bayi, kendi marjı, siyasetçinin doyum marjı(rüşvet) ile faturayı hastaneye keser.
      İthalatçı ve Bayi sermayesiz olduğu için distribütör teminat ister. Bu teminatlar yetersiz gelir. Distribütör Hastanenin (kamu) nun faturasını da teminat olarak kabul eder.
      (Distribütör, özel sağlık kurumlarının faturalarını teminat kabul etmez.)

      Böylece Distibütör (bizim meslektaş), kamudaki alacağı dolaylı yerine direk borçlusu haline getirir. Distribütör aracıların sermayesiz olduğunu başından beri bilir. Kamu faturasını distribütöre itelemek ithalatçı ve bayinin öyle bir işine gelir ki, (eski türkler buna bozkır taktiği derler) kamuyu(siyasetçiyi de kendi adamları eliyle) kurt kapanına sokarlar.

      İç işleri Bakanlığı ve Sağlık bakanlığının hastaneleri bu duruma karşı çalışılması gereken bayiler ve kıstasları hakkında uyarması(bkz ihale kanunları ve mal alım tüzükleri, DMO uygulamaları vs) lazımdı diyecem de zaten yapanlar kendi adamları olunca o kalkanlar kırıldı.

      Böylece, Distribütör (bu işlerin kaşarı) Büyükelçinin kapısını çalacak belgeyi sunar.
      Aziz ve Necip vergi mükellefinin tahsili geçmiş alacağını almak devletin yükümlülüğü altına girer.

      (Biz bunu merhum CB Demirel döneminde, özellikle Irak, İran, Libya, Arabistan dan tahsilini yapamayan iş adamları için yapardık. Tabi bizim rakamlar 50Milyon dolar, 60 Milyon dolar idi. Hey gidi gençlik. Bulunduğum yerde Türk rakısı yok, olsaydı iki kadeh içer, Rusya'da mafya bir iş adamının alacağını vermemiş, panelvan ile kaçırmıştı, Şantiyedeki Türk işçileri de Kaleşnikoflu 30 adam ile çevirmişler, öldüreceklerdi. Bunlar rakısız anlatılmıyor.)

      İşin özeti sevgili okuyucu, misal 100 dolarlık malzeme, siyasetçinin de aracılığı ile 1000 dolar olarak kamu hastanesi aracılığı ile size fatura edildi. Sn Büyükelçinin bahsettiği işin raconu bu.

      9wZjp5"5s5&b\X3

      Sil
  2. Yine siz yine muhteşem bir yazı. Ellerinize sağlık Hocam.

    YanıtlayınSil
  3. Hocam söylemekten bıkmayacağız.
    YAPISAL REFORM,YAPISAL REFORM,YAPISAL REFORM

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yapisal reformlara gecmeden once yapilmasi gereken daha oncelikli birsey var. Dimokratia'nin bahsettiginin gerceklesmesi. Arkasindan yapisal reformlar adim adim gelir.

      Sil
    2. Bizde, demokraasi oluyor. Daha ilerisi zor.

      Sil
    3. Dimokratia'nin bir Yunan gazetesi oldugunu ve neler yazdigini bilmiyorsun belli ki. Turkiye'de yandas basin bahsetmez tabii. Istersen internetten dimokratia mr. seklinde bir arama yap. Yapisal reformlara baslayabilmek icin once neyin gerceklesmesi gerektigini bulursun.

      Sil
  4. Mahfi hocam,
    kaleminize saglık, bunları yazip bizleride aydınlatıyorsunuz, lakin bu durumu degistirmede önemli olan karar vericilerin tutumları ...
    Maalesef görünen; karar vericiler sizinle aynı kafada degil, ve gittikleri yolda ısrarcılar/kararlılar...
    Selamlar...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru, biz de gerçekleri bıkmadan usanmadan tekrarlamakta kararlıyız :)

      Sil
  5. Türkiye’nin temel sorunlarından birisi gerçekte olandan farklı bir görünüm sunma çabası içinde olmasıdır. Bu cumle herseyi acikliyor. Peki hocam bu tutum daha buyuk acılara sebep olacak midir ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. https://www.amazon.com/Are-Your-Lights-Figure-Problem/dp/0932633161

      A PROBLEM IS A DIFFERENCE BETWEEN THINGS AS DESIRED AND THINGS AS PERCEIVED.

      Çok şey söylenebilir ama kısa kesmeye çalışacağım:

      1. Algı-Gerçek farklı olabilir
      2. Arzular Otantik/Suni olabilir.
      3. Problem tanımı bu seçeneklerle dallanır, budaklanır.
      4. "Türkiye'nin temel sorunlarından biri" ibaresi de dallanıp budaklanmaya aday:
      4.1 Türkiye diye bir özne var mıdır.
      4.2 Türkiye'yi hangi aktörler oluşturmaktadır:
      4.3 Sorunlar hangi aktörlerin sorunlarıdır.
      4.4 Bazı sorunlar bazı aktörlere fırsatlar sunabilir.
      4.5 Bazı sorunlar bazı aktörleri süründürebilir.
      4.6 Sorunları çözme gücü olan aktörler kimlerdir.
      4.6.1 Sorunları çözme gücüne sahip aktörler, o sorunlardan kazanç sağlıyorsa, sorunları çözmek onlara kaybettirecekse, o sorunları çözmezler, o sorunların sürmesini isterler ve bunun için çalışırlar.
      4.6.2 Sorunlardan zarar gören fakat onları çözme gücüne sahip olmayan aktörler o sorunları çözme gücüne sahip olan aktörlerin sorunları haline getirmek zorundadır.
      5. Türkiye kimdir.
      5.1 Türkiye'nin sorunları aslında kimin sorunlarıdır(kime zarar vermektedir)
      5.2 Türkiye'nin sorunlarını çözme gücüne kimler sahiptir.
      5.2.1 Bu sorunları çözmek o aktörlerin çıkarlarına uygun mudur, yoksa uygun değil midir?


      Sil
    2. Bir çok sorun/olgu daha temel bir sorun/olgu kümesine indirgenebilir. Sorunların büyük bölümü bu çekirdek sorunlar kümesinden(aksiyomlar) kaynaklanan tezahürlerdir(teoremler). Sosyal/temel bilimler farkı, indirgemeciliğin sakıncaları, yöntemsel bireycilik gibi konulara girmiyorum, çok uzar. İlgilenenler için bir kaynak:

      https://alonot.com/wp-content/uploads/2019/06/Anadolu-A%C3%B6f-Sos101U-17V1-8-Pdf-Kitap-U01.pdf

      Ve kısaca yöntemsel bireycilik konusu:
      https://en.wikipedia.org/wiki/Methodological_individualism

      "In the social sciences, methodological individualism is the principle that subjective individual motivation explains social phenomena, rather than class or group dynamics which are (according to proponents of individualistic principles) illusory or artificial and therefore cannot truly explain market or social phenomena.

      Methodological individualism is often contrasted with methodological holism[1] and methodological pluralism.[2]"

      Meramım şu:
      1. Türkiye'nin sorunu ibaresi problemli., daha önceki yorumumda açıkladım.
      2. Sorun olarak ortaya konulan şey genelde temel sorunların sonucunda ortaya çıkan tezahürler oluyor.
      2.1 Gerçek sorunlar değil, gölge sorunlar konuşuluyor ve havanda su dövülüyor.
      3. (kanatimce) temel sorun Türkiye'deki insanların, sorunlarını, onları çözme gücüne sahip aktörlerin de sorunu haline getir(e)memesidir.
      3.1 Bu da disiplinlerarası bir konudur. Siyaset, psikoloji, sosyoloji, sosyal psikoloji, tarih ilk aklıma gelenler.
      3.2 Hep iktisat bir sosyal bilimdir deniyor, dolayısıyla saydığım disiplinlerden de beslenmesi gerekiyor.
      3.3 İktidar-Toplum sarmalının bu disiplinlerin açıklamalarına ek olarak, iktisat bilimiyle de(rasyonellik, çıkarlar, marjinal fayda gibi araçlarla) desteklenmesi gerekiyor.
      4. Bu kadar (iri) laf edince, hep yine çok ahkam mı kestim, boyumdan büyük laflar mı ettim duygusu kaplıyor içimi.

      Sil
    3. Tabii 'gölge' sorunların da konuşulması gerekiyor ama bu sorunlardan olumsuz etkilenen insanlara bu sorunların onları nasıl etkilediğini, bu sorunları yaratanların ve çözme gücü olup da çözmeyenlerin onların dostu olmadıklarını ve bu sorunların çözülmesi için onların da sorunları haline getirmelerinin zorunlu olduğunu anlatmak için. Evet söylemesi kolay, nasıl yapılacağı ayrı bir konu ama (bence) asıl yapılması gereken bu.

      Sil
    4. Bu alıntıları, sizin bahsettiğiniz "gölge" problemle, onun arkasında yatan gerçek problemlerle, bu ikisi arasındaki ilişkilerle, bütün bunların bizim (zamana içinde yayılan) toplumumuzla bağlantıları yüzünden aldım. Aslında kavramlarla olgular arasındaki bağlantıları, ilişkileri tek tek irdelemek, göstermek lazım ama hem benim boyumu aşar, eksik kalır hem de zamanım yok. Ayrıca kitapta belirtildiği gibi zihni açık insanlar için basit bir uyarı, bizim karmaşık açıklamalarımızdan, çözümlerimizden çok daha etkili olabilir.

      ARE YOUR LIGHTS ON?







      Sil
    5. Hocam, alıntılarla ilgili mesaj gelmemiş sanırım, şöyleydi:

      https://www.amazon.com/Are-Your-Lights-Figure-Problem/dp/0932633161

      A PROBLEM IS A DIFFERENCE BETWEEN THINGS AS DESIRED AND THINGS AS PERCEIVED.
      Seen in this way, the problem could be solved either by changing desires or changing perceptions.

      DON'T MISTAKE A SOLUTION METHOD FOR A PROBLEM DEFINITION-ESPECIALYY IF IT'S YOUR OWN SOLUTION METHOD.

      EACH SOLUTION IS THE SOURCE OF THE NEXT PROBLEM.
      We never get rid of problems. Problems, solutions and new problems weave an endless chain.
      The best we can hope for is that the problems we substitute are less troublesome than the ones we 'solve'.
      Sometimes, we make the problem less troublesome by putting them in someone else's backyard-or back end.

      IF A PERSON IS IN A POSITION TO DO SOMETHING ABAOUT A PROBLEM, BUT DOES'N HAVE THE PROBLEM, THEN DO SOMETHING SO HE DOES.

      It's a common impression among architects, engineers, and other designers that they must take care of everything.
      IF PEOPLE REALLY HAVE THEIR LIGHTS ON, A LITTLE REMINDER MAY BE MORE EFFECTIVE THAN YOUR COMPLICATED SOLUTION.
      Are your lights on?

      By getting at the source, or understanding the source's motivation for creating the problem,
      we may obliterate the problem or see what will alleviate it.

      We merely wish to indicate the bare possibility of the problem solving process, person, or institution becoming the problem itself.
      Too bad for them, because the source of a problem often contains some key elements in its resolution.

      IN SPITE OF APPEARENCES, PEOPLE SELDOM KNOW WHAT THEY WANT UNTIL YOU GIVE THEM WHAT THEY ASK FOR.

      Part of the answer is the human propensity for habituation: the successive reduction of response to a repetitive
      stimulus. Habituation allows us to cancel out the constancies in our environment, thus simplifying our lives.
      When something new appears in our little universe, it is most stimulating. After it remains a short time,
      offering neither threat nor oppurtunity, it becomes part of the 'environment' or background.
      Eventually it is cancelled out entirely.
      THE FISH IS ALWAYS THE LAST TO SEE THE WATER:
      When we contemplate problems, items to which we are habituated tend to be omitted from consideration.
      Only when the 'solution' causes the removal of the habituated element do we become startled.

      https://www.amazon.com/Thinking-Fast-Slow-Daniel-Kahneman/dp/0374533555
      Kahneman defines two systems of the mind.
      System 1: operates automatically and quickly, with little or no effort, and no sense of voluntary control

      Like the filmmaker, the problem solver is an artist dealing with imaginary worlds. Very early on-really from the very beginning-
      the problem resolver must strive to see the 'water' in which the other participants unconsciously swim-the water which will be
      transmuted to sand when the 'problem' is solved.

      By becoming immersed in the problem, the resolver yet risks another oversight. Fascinated with the problem-solving aspects,
      you may neglect to consider whether you would morally approve of a solution.
      To be true to yourself, in this business, you must consider moral questions before you get close to a solution,
      or even a definition, and thereby begin to lose your sensibility.

      Sil
  6. Hocam, 2015 yılını başlangıç alarak, dolar mevduatı tutan ile lira mevduata yatırım yapan arasında, TL aleyhine ne kadar fark oluşmuş bunu gösteren bir tablo yok mu acaba? Dolar faizini de hesaba katarak tabii.

    YanıtlayınSil
  7. Sorun sizin dediğiniz faizleri ani yükseltme ile çözülebilir mi yoksa beklentilerin daha kötü olacağı yatırımcıların kabul etmesi mi? Çok uzun zamandır beklenti yönetimi yapılamıyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Faizi artırmak zaman kazandırır. Ama tek başına asla çözüm olamaz.

      Sil
  8. Bilgilendirici bir yazınız daha...Teşekkürler.. Nasıl olsa hesapsız miktarda TL basıldığına göre (son durumu sizden öğrenebiliriz) faizler gereken normal orana yükseltilse, faiz de basılan paradan ödenecektir... Dolar zorlamasından daha iyi değil mi hocam ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam etoner,
      Kredi genişlemesi geçen ay durdu, genişlemenin etkisi bir miktar daha devam edecek.

      Hükümet, kredi genişlemesini bir miktar daha durdurursa, 2021 de kur fiyat artışının önüne geçebilir. Ancak, onun sonunda yine bir kredi artışı olacaktır.

      Mevcut krediler, döviz talebine çok yönelmedi. Batık özel sektör zombilerini yaşatan bir kredi oldu. Bu firmalar batık. Batmaması için daha fazla krediye bir sonraki dönem ihtiyaçları olacak. Hükümet, varsın batsınlar der ise, kur artışını engeller, özel sektörü bitirir.

      Türk hükümeti, zombi özel sektörü bitirmek istemiyor. Kredi artışı yapacaktır. Kur tekrar artacaktır. Arada bazı özel sektör firmaları temizlenecektir. Yavaş bir temizlik olacak.

      Jj4Zm":Krghat,Z

      Sil
    2. Ben daha ziyade marttan bu güne tedavüle çıkan para miktarını merak etmiştim... Kredi genişlemelerinin yapıcı hiçbir etkisinin olmadığı kanaatindeyim, ama genişleme belki de batmaları erteledi.. Aydınlatıcı açıklamanız için de teşekkürler...

      Sil
    3. Selam etoner,

      https://twitter.com/RobinBrooksIIF/status/1307313126409482240

      Burada Robin Brook bir grafik ile kredi genişlemesini ve TL kur fiyatını kıyaslıyor.
      Kendi yorumu benim için önemli değil, onun hesabında konu ile ilgili güzel grafikler bulabilirsiniz.

      Saygılar.

      [@}Ezvjx^ex/G9n)

      Sil
  9. Onlar yardım edilmiş yoksullar istiyorlar, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk! "victor hugo"

    YanıtlayınSil
  10. Sayın Hocam, değerli yazınız icin cok tesekkur ederim.
    Buraya yazarken bir yandan beraber dusunmek isterim.
    Faiz,dolar kuru, cari acik, dogrudan yabanci yatirim, portföy yatirimlari gibi verilerin olumlu seyretmesi icin bir dizi degisiklikten (sadece politika degisikligi degil, kurumsal degisiklik de soz konusu) bahsediliyor. Bu degisikliklere genel olarak sizin de çokça degindiginiz "yapısal reformlar" demek mumkun. Keza bunlari da siz ve diger bircok kıymetli hocamiz acikladi, iceriginin ne olduğunu belirtti. Ancak bu yapisal reform soylemi genis kitlelere dogru indiginde konu "tarafli" olmayi gerektiriyormuscasina daha farkli bakis acilariyla degerlendiriliyor. Ornegin bazıları yapısal reform ile sadece hukumet degisikligine isaret ediyor, bazilari sadece bakan veya ekonomi politikalari degisince yapisal reformun gerceklesecegine inaniyor, bazilari bu reformlari kapitalist "sömürü" duzenine alternatif olarak goruyor. Bu degerlendirmelerin cogu, taraf olmadan ya da taraf olmak zorunda hissetmeden kaynaklaniyor bence. Neden taraf insanlar? Bu cevaplanmasi gereken ayri bir soru, herkesin motivasyonu farkli olabilir ama şundan eminim ki herkes digerinin tarafini suclamaya hazir. Onyargilardan kurtulup objektif olarak degerlendirme yapmadan akli selim ve "kalici" cozumlere ulasmak zor.
    "Kalici" ifadesi ozellikle onemli. Cunku, mesela hükümet degisince, yurtdışındaki alginin da pozitife donecegini ve buna bagli olarak verilerin iyilesecegini iddia edenler cikabiliyor. Benzer sekilde hukumeti destekleyip sadece bakan degisikligi ile islerin yoluna girme ihtimali de olabilir. Bunlar kisa vadede olumlu algi oluşturabilir (tabii olusturmayabilir de). Ancak sunu unutmamak lazim; evet, kisa vadede bu tur değişiklikler icerde ve disarda olumlu hava yaratabilir ama mesele uzun vadede akla ve derinlikli bir stratejiye uygun politikalar ve kurumlar gelistirmek olmali. Yabanci bir siyasetçinin lafi veya bir kredi derecelendirme kurulusu raporu ya da yurtiçinde meclisten gecen bir kanun ekonomide kasirgaya neden olmamali. Arzu edilen istikrar, ongorulebilirlik ve guvenilirlik boylesine uzun vadeli, kisilere değil ilkere bagli, objektif ve akla dayali planlar ile saglanabilir. Dolayisiyla mevzu sadece ekonomiyi degil, genis tabanda siyaseti, devlet organlarini, sosyolojiyi, egitimi ve kulturu de yakindan ilgilendiriyor. Saygilar

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam ap,

      İletişim, empatiy, uzlaşma, kurumlaşma ve anlaşma birer yetenek işleridir. Yani, doğuştan bize gelmez, bir sonradan öğrenir, yaptıkça geliştiririz.

      Türk insanının eğitiminde bu yetenekler çocuklarımıza verilmiyor. Verilmeyince, büyüdüklerinde nasıl yapacaklarını bilmiyorlar.

      Ben askerde iken, eğitimli eğitimsiz, lümpen, entellektüel, aydın, yobaz, okumuş, okumamış, zengin, fakir, binlerce asker ile yıllarımı geçirdim. Türk toplumu bizim önümüzden geçti diyebiliriz. Yani siz de, Mahfi Hocamız gibi değerlerimiz de aylarca misafir oldular bize.
      Toplum ile askerde karşılaşmadan önce, askeri lisede ve harb okulunda biz bu yetenek eğitimlerinden geçtik. Sivil okullarda çocukların bu eğitimleri almadığını yüzbinlerce kere tesbit ettik. Benim şahsen görebildiğim kadarı ile, kendiği eğitmek isteyen Türk çocukları lise ve üniversite seviyelerinde kişisel gelişim kitapları ile bir yerlere gelmeye çalışıyorlar. Tabi ki o da pratik eksikliği sebebi ile istenen sonucu vermiyor.

      Yeteneği olmadığı için Türk insanı, - genel nüfus itibarı ile- çözümler üretemez. Unutun. Olmaz.

      Türk insanının psikoterapistler ile rehabilite edilmeleri gereklidir. İmam yerine bu kadroları
      devlet istihdam etmelidir. 5-6 yıl sonunda konuştuğunun ne olduğunu bilen, karşısındakini anlayabilen insanlar olmaya başlar Türkler. Bu Türk siyasetinin çehresini, dilini, yapısını değiştirir. Toplumun uzlaşı kültürü üretmesinin başlangıcı olur.

      Sonrasında, ekonominin yapı reformları ile ekonomi toparlanır.

      Yazdığınız gibi Hükümet değişimleri, Türkiye nin sorunlarını çözmez. Algı, dünya ilişkilerinde işe yaramaz, İyi niyet söylemlerinin (algı), hukuki yasa, veri ve somut kazançlar ile desteklenmesine bakılır.

      Sevgiler.

      {6""w{2v4?\=M:)

      Sil
    2. 16:34 Ütopik ufuklara yelken açmışsın ama memlekette esen rüzgarların yönü belli.

      Sil
    3. Sn. Anonim 18:40
      Ütopik değil!
      Temel analiz..
      "Sizin" belirttiğiniz esen rüzgar, teknik analiz!
      Dibe not: Aslında temel sorunumuz, sizin tanımadığınız bir kişiye "Sen" diye hitap ederek, onun düşüncesini ve şahsını aşağılamanızda yatıyor; tıpkı, bizi bu güne getiren muktedir(ler) düşünce yapısı.
      SEN DEĞİŞMEDEN, HİÇ BİR ŞEY DEĞİŞMEZ!
      F.B.DOĞANLAR

      Sil
  11. Üstadım selamlar, konuyla alakasız olacak ama;gümüş üzerine bir değerlendirme yazabilir misiniz? Ltın karşı olan bağı ve trent geçmişine göre altına karşı değeri. Bu konuda ekonomik temellendirilmiş bilgiye ihtiyacımız var gibi. Teşekkür ediyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben altın dışında yalnızca bakırı izliyorum. Diğer metaller konusunda benden daha iyi bilenler var.

      Sil
  12. Hocam merak ettiğim bir şey var. Özellikle merkez bankasının faizi artırmayacağının ve doların artışını sürdüreceğinin beklendiği şu günlerde bankadan kredi çekip, dolara yatırmak ne kadar mantıklı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kendi tavsiyem sakın düşünmeyin. Mb yeri geldi zoraki artışa zaten gitmek zorunda kalır. Zaten şuan mevduat faizleri de çok düşük değil. 0.80lerde olsa dediğiniz düşünülür de buralardan zor. Bir diğer husus fert olarak biraz kazanım yapılabilir bu şekilde ama toplum olarak kaybetmeye destek vermiş oluruz.

      Sil
  13. Ufuk da döviz mevduatlarına yüksek vergi olasılığı
    var desek bazı kesimler zıplayacak, bertaraf edildi diyelim, döviz mevduatlarının nakdi karşılığı yok ,faiz yükseltme hamlesi beyhude.
    Sonrası ne olacak ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam Vesselam,

      Döviz mevduatına vergi gelmez. onlara iki şey yapılır.

      A- Belli bir resmi kur fiyatından TL ye çevrilir.
      B- Döviz olarak durur, günlük çekim limiti getirilir.

      Yazdığınız gibi o mevduatların döviz karşılıkları yok. Sanal para, onlar dövize endeksli TL hesapları. Adı üstünde "Döviz Tevdiat Hesabı", "Döviz Hesabı" değil. Tevdiat arapça anlamından anlam kaymasına uğramıştır.

      Bir ihtimal daha var, o da döviz alımlarına resmi olarak vergi konulması. Yüzde 1 olan vergiyi yüzde 5, yüzde 10, yüzde 30, yüzde 60 gibi oranlarda artırabilir.

      Otomobilde, galiba yüzde 100 üzerinde bir vergi var. Döviz de de aynısını yapabilir. Yapamaz diye bir şey yok, arabada yapan, dövize de yapar. Banka kanalından 1 Euro kendinize alırsınız, 1 Euro hükümete.

      (Sakıncası?, insanlar döviz için karaborsaya yönelir.

      Faydası? Güneydoğu Anadoluda kaçak döviz sebebiyle yeni bir iş kolu oluşur. Dış politikaya etkisi? Irak ve Suriye de döviz fiyatları bir de Türklerin talebi yüzünden daha da artar, Irak ve Suriye'nin morali bozulur. Çünkü Türk döviz talebi onların ülkesinde fiziki döviz talebi yaratır.

      Niye Suriye-Irak? Çünkü sınırlar kevgir gibi be kardeş, nefesini Suriyede tut, Türkiye de bırakırsın. Hele cepte 50 bin Euro ile geçersen yüzünde ayrı bir tebessüm belirir.

      Yan etkisi? Fiziki altın talebi arşı âlaya çıkar.)

      :W)Ze-@jk3[4P#'

      Sil
    2. Detaylar için teşekkürler.

      Sil
  14. Hocam yine tane tane güzelce anlatmışsınız çok teşekkür ederim. Euro olmuş 9 lira. Şuraya ülkenin geleceğiyle alakalı iki kelime umutla güzel bir şey yazmak istiyorum ama içimden gelmiyor, en iyisi çekip gitmek. Hoşçakalın.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 15:03 kurdaki artışın önemi azalacak sabredin zira yerli üretim tüm sektörlede öne çıkacak,orta vadede ekonominin geleceği parlak.

      Sil
    2. Hangi ekonominin. Batik şirketlerin ekonomisi mi, yoksa üretemeyen bağımlı fabrikaların ekonomisi mi? Yoksa sürekli borçla kapatılan bütçe ekonomisi mi? Evet önemi azalır zira 12-13 lira olur sonra 11 lira olunca kur düşmüş olur bizde bununla hava atarız. Avrupa bizi kıskanıyor. Dış güçler saldırıyor...!!!

      Sil
  15. Elinize saglik hocam. Yeni kitabiniz ne zaman cikiyor ? Bir imza gunu olmali artik diye dusunuyorum.

    Selam ve sevgilerimle.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yıl bitmeden çıkar sanıyorum. Ama bu seferki kitabın ekonomiyle de Hititlerle de ilgisi yok.

      Sil
    2. Hocam içerik hakkında ipucu verir misiniz? :) :) :)

      Sil
  16. Hocam! Karadenize aldandım sepetin %55 i TL ye gitti. Kardan zarar çok. 10 gün malum sebepten evden çıkamayacağım. Bankadan alış da masraflı. Perşembeye de çok var daha. İç dış güçler :)) 8 e çıkarır mı perşembeye kadar endişeliyim. Ne yapsam bilemedim?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bunca yıldan sonra halâ Karadeniz'e aldanacak kadar iyi niyetli iseniz bence hiçbir şey yapmayın, bırakın dağınık kalsın...

      Sil
  17. Faizler yükselir harcamalar kısılır cari açık azalır bütçe açığı patlar.Hükümet ya cari açığa yol verecek ya bütçe açığına gerçekten zor bir durum tabi pansumanda yapılabilir vergi affı imar özelleştirmeler tek seferlik emeklilik paketleri hükümetin hayal dünyasına kalmış nasıl kurtuluruz hocam bu sarmaldan ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. isimsiz 16:12 cari açık artar bütçe açığı azalır ya da tersi durum eskidendi. sıcak para akımları güçlü iken bu talebi de canlı tutuyordu ve dış dengeyi bozarak cari dengeyi de bozuyordu ancak kurları aşağıya baskıladığı için faizler de inebiliyordu enflasyonda kontrolde tutuluyordu. böylece ucuz ithalattan bolca alınan vergilerle bütçe açığını düşük tutup güçlü bir bütçe çıpası oluşturabiliyorduk. ancak özellikle 2018 kur şokundan sonra özel sektörün aşırı borçlu pozisyonda olması nedeniyle yatırım ve harcamalarını daraltması ve yükselen kurlar iktisadi aktivasyonları bir hayli zayıflattı. bunun üzerine kamu merkezli talep ve harcamalarla ekonomi canlandırılmaya çalışılıyor. fakat bu da güçlü bütçe çıpasının elden gitmeye başlamasına neden oluyor ve kamunun borçlanma gereksinim düzeyi giderek artıyor. içeride tasarruflarımız çok düşük olduğundan ister istemez kamu da giderek dış piyasalardan çeşitli finansal enstrümanlarla borçlanıyor ve döviz getirmeye çalışıyor.bu da bir yandan bütçe açığının artarken aynı zaman da cari dengenin de açılmasına sebebiyet veriyor. işte hu çok tehlikelidir. çünkü kamu bütçe açığı ila cari açık arasındaki negatif fazlı korelasyon kamu merkezli olarak giderek pozitif korelasyona dönmektedir. bu durumda türkiye hem bütçe açığı hem cari işlemler açığı hem de tasarruf açığı verir hale gelmektedir. yani üçüz açık veren bir ekonomi ortaya çıkmaktadır. 2 yıl öncesine kadar çok yüksek oranda özel sektör kur riski alırken artık onun yerine kamu giderek kur riski almaktadır. bakın merkez bankası bilançosu durumuna bakınız özellikle kamu bankalarının bilançolarına ve hazinenin çıkardığı dövize endeksli borçlanma kağıtlarına. ekonomi tabanında büyük bir kur riski alınmış durumdadır. ve finansman kalitesi de giderek düşmektedir. aslında son bir yıldır çiller hükümetinin 1993 yılında yaptıkları yapılmaktadır ve o politikaların sonucu malumdur.

      Sil
    2. 1634 ve 1705 de yazmıştım, kurtuluş yok.

      -<mmH3JTcyH)BKj

      Sil
  18. Bir süre sonra para basmak için gereken kağıdı almak için de para bulamayacaklar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam Anonim,

      Kağıda ihtiyaçları yok, bilgisayar tuşu ile milyarlarca TL MB hesaplarında anında yaratılıp bankalara aktarılıyor.

      Vatandaşa günlük işleri için kağıt TL lazım, büyük işlemler için kredi ve debit kartlar kullanılıyor. Gündelik işler için mevcut kağıt stokları yeterli olur.

      :%wCZQF5N%]g4um

      Sil
  19. TL kapalı devre bir sistem içinde hareket ediyor.

    Kapalı devre sistem içinde hükümetin istediği şekilde TL fiyatını belirlemesi beklenir.

    TL nin kapalı devre sistemine karşı, mal akışı, hizmet akışı açık devrede. Yani yurtdışı ile mal ilişkisi devam ediyor.

    Sermaye akışı da, yarı kapalı bir sistemde. Yabancı yatırımcı, TL ve faiz fiyatına güven duymadığı için sıcak da olsa sermaye göndermekten imtina ediyor. Ona karşında yurtdışına döviz cinsinden borç faizi ödeniyor (borç anapara ve faizi kadar yeniden borçlanılsa bile faizi bir şekilde ödendikten sonra yapılandırılıyor).

    Para akışı devresinin sorun çıkardığı zamanlarda MB rezervleri ek kaynak sunmalı, MB rezervleri eritildi.

    Bu sistem içinde, mal akışında pozitif değeri görmek gerekir. Yani, cari açık bitmeli. Ekonomi yapısından dolayı, ekonomi küçülmedikçe cari açık azalmıyor.

    Turist gelmediği için hizmet tarafından katkı gelmiyor.

    İhraç pazarları talep azalttığı için değer kaybeden TL devreye yeterli döviz girişini sağlayamıyor.
    Hükümet ithal mallarına ne kadar vergi koyarsa koysun, alınması zorunlu mallar bile cari açık verdiriyor.

    Faiz artırılsa bile, sıcak para, devreye döviz sağlamaktan çekiniyor. Çünkü bu sistemde sıcak parayı sokarsa, Türkiye de işler bir yıl düzelecek, kazancını alıp çıkacağı zaman, hükümet duran ekonomiyi canlandırmak için işler düzeldi deyip faiz indirecek, inen faiz sıcak paracının kazancını bitirecek.
    Hükümetin bir yıldan uzun vadeli olarak yüksek reel faiz vereceği bir güveni sıcak paracıya vermesi lazım. Bu hükümet veremiyor.

    Kemal Derviş döneminde hükümet o güveni vermek için süper faizli bir ürün çıkarmıştı. Arkasında da devreye kaynak eksiğini tamamlasın diye IMF kaynakları hazır edilmişti.

    Kısa vadeli çözüm: IMF + Yüksek Faiz + Reform
    Uzun vadeli çözüm: Reform + Rekabetçi İhracat + Yetenekli işgücü + Düşük faiz

    Türkiye nin son 40 yılında bunu yapabilecek hükümet ben görmedim.

    Bundan sonra görür müyüm diye, sandığa gireceklere bakıyorum; Ali + Davut + Kemal + Meral + Selahattin + Tayyib.

    Önümüzdeki 20 yılda da görünmüyor. 20 yıl sonrasında ne olacağı da benim umurumda olmadığı için gençler düşünsün diyerek huzurlarınızdan çekiliyorum.

    Not: Sosyal çalkantı ve sosyal düzenin bozulması konusunda:
    Kısa vadeli USD kurunda, 8.69 TL ile 9.00 arası çok önemli.
    Bu seviye sosyal yıkıntıları başlacak seviye. Bir yıl kadar
    bu seviyede kalırsa, sosyal yıkım 10-12 seneden önce toparlayamaz.

    Eğer USD kuru, 1 yıl içinde 10.03 seviyesinin üzerinde kalırsa,
    2002-2003 yılı öncesinde doğan Türk insanı ile sonrasında doğan Türk
    insanı arasında daha önce hiç görmediğiniz kadar ciddi bir sosyal
    fark oluşacak. 2002-2003 yılı öncesinde doğan insanların ülke için
    hayal ettiği ne varsa, hiç birinin olmayacağı, kendi yaşam kalitelerinin de
    çok altında bir gelecek ülkeyi en az 35 - 40 yıl saracaktır. O kadar
    süre sonra belki 2002 yılı öncesindeki yaşam kalitesi ülkeye gelir.


    bz2D$SE#569c$$B

    $8!Ap`:!F{&CcX3

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yukarda yazdığım yorumu şimdi okuyunca, Davut diye bir siyasetçi yazmışım, adamın adı Ahmet olacaktı, adamın adını unutmuşum. Bahçeli'yi de atlamışım, onu Tayyib'in olduğu yerde ayrıca yazmaya gerek de yok.

      =M~:Yt52uMKK?VT

      Sil
    2. Yazınızda İstanbul depreminin vereceği sosyo-ekonomik zararları, Ege ve doğu Anadolu faylarının her an büyük bir deprem üretip bu bölgeleri de yerle bir ederek telafisi mümkün olmayan hasarlara yol açacağını, sonuçta en az 50 yıl da bu nedenle belimizi doğrultamayacağımızı yazmayı unutmuşsunuz :)

      Şaka bir yana, burada kendi fikrimi daha önce de birkaç kez yazdım; Atatürk döneminin ortaya koyduğu teze karşılık bu iktidarla birlikte ülkemizde antitez döneminin kapandığını, şu anda uzatmaların oynanmakta olduğunu ve ilk iktidar değişikliği ile birlikte işlerin çok değişeceğini düşünüyorum. Sağ olsun bu iktidar, yapılmaması gereken ne varsa hepsini yaparak geriye sadece yapılması gerekenleri bıraktı. Bunları yapmak için de allame-i cihan olmaya gerek yok, bu ülkenin pasifize edilmiş çok değerli devlet kadroları var, biraz aklı başında herhangi bir iktidar bu kadroların desteği ile ülkeyi çok kısa sürede toparlayacaktır, buna hiç kuşkum yok...

      Sil
    3. 17:05 Sınırlarımız içinde her kuşağın benzer kaliteli imkanlardan yaralanmasını sağlamak normalde zaten mümkün değildi.2003-13 arası dönem pek çok olmayacak şeyin biraraya gelmesi sonucu gerçekleşen mucize gibi 100 yılda bir açılacak bir fırsat penceresiydi.

      Sil
    4. Selam Mahdut,

      Antitezciler'e bakalım;

      Baykal, Cumhurbaşkanı olması koşulu ile destek vermişti.
      Cumbabayı da, yönlendiren irade, Baykal'ın çapkınlıklarını bilirdi.
      Önlemini aldı. Gizli kamera görüntüsü ile gönderildi.

      Bahçeli'nin de çapkınlıkları biliniyor.
      Tuğrul'un da.
      Şimdi bakanlık yapan haşin bir kişilik var, kendisi gay,
      İngiliz erkek sevgilisi ile gay evliliği de yapmış olabilir!
      (Türkiye'de lgbti karşıtı bir kişilik sergiliyor.)

      Mr. Kemal, Baykal'ın birebir devamı, cumbaba seçimlerine Ekmeleddin'i koydu,
      niye koydu?
      Yaşı ilerde bir insanı son dakika duyurusu ile her gün hazırlıksız toplantı, seminer, konferans, miting alanlarına sürdü,
      Sürdü anladık ama niye yalnız bıraktılar (elbette reis kazansın diye ama),
      O yaştaki insanı mikrofonu çalışmayan, ses düzeni kurulmayan salonlara niye soktular!

      Türkiye ye çıkış sunacak bir siyasi yapı yok.

      Cemaatler ki siyasetin temeli, hepsi finans olarak yurtdışına bağlı,
      para alan emir de alıyor, bürokrasi ve siyasete sirayet ediyorlar.

      Hükümet değişecek, gidişat değişmeyecektir.

      b26aq<YR%Xr/u\N

      Sil
    5. Sayın 01:57 siyasetteki aktörler değişse de hiçbirşeyin değişmeyeceği fikrinize katılıyorum. Siyaset toplumun aynasıdır. Bizde insanları kandırarak yönetimi ele geçirmek ve ardından yönetim gücünü kullanıp diğer insanların her türlü hakkını elinden alarak saltanat sürmenin adıdır siyaset.
      Son günlerin milli, yerli, Türkiye kavramlarına çok takıntılıyım. Ben ve çocuklarım ne yapsa açız. Türkiye de bulunan en iyi okullardan birini bitiriyorsunuz, evin kirasını ödediğinizde geri kalanla ayın sonunu getirmeniz imkansız. İşinizin olduğuna seviniyorsunuz.
      İş dünyası çalışanlar için adaletsizlik, torpil, sömürü ve kumpas yuvasıyken, patronlar için de farksız değil.
      Tarım ile uğraşayım dersiniz, denetimsizlik, haksız rekabet, tağşiş (devletin yayınladığı listeler buzdağının görünen yüzü bile değil), devlet eliyle soygun var iken yaşam imkansız.
      Namuslu insanlara hiçbir yerde yaşam alanı yok bu ülkede. Kimlerin malı ve nasıl götürdüğüne bir bakın yeter. Oyucular değişse de oyun bâki.

      Sil
    6. Selam 1442,

      Size ilaveten;

      Namuslu insanlara yaşam hakkı yoktur, doğrudur. Namuslu insan dediğimiz kavram orta halli türk insanıdır. okulunu bitirmek, bir iş yerine girmek, normal şartlarda güzel bir yaşam ile emekli olmak ister.

      türkiyenin namuslu insanları, namussuz insanlara kendilerini yönetmeleri için oy verdiler. namussuz insanlar, bazı namuslu insanları ezdiklerinde görmezden geldiler. sonra devran değişince türkiyenin namuslu insanları seçtikleri namussuzları güle oynaya yeni namussuz ile değiştirdiler. namussuzlar değişse de namuslu hep aynı kafada kaldığı için oyun baki. şimdi yine namusumuzu emanet ettik, namussuz adam namusumuzu çaldı diyorlar.

      Bkz: Film "Namuslu" Şener Şen, Adile Naşit, Ayşen Gruda. (Namusluymuş namussuz).

      Tabi dünyanın şartları çok değişiyor. Bu tarz sistemleri dünya artık eskisi kadar uzun yaşatmıyor. Rekabet daha çetin. 1970 lerde bu tarz durumlardan kurtulmak 30-40 yıllık gelişim planları ile mümkün idi. İki misal, Çin ve Güney Kore.

      1990 sonrası tek kutuplu dünya, 2000 sonrası dönemde belki bazı ülkeler 70-80 yıllık planlar ile kurtulabilir. Halkının sosyo-kültürel altyapısı uygun olan ülkeler yapar. Türkiye o ülkeler arasına giremez.

      Türkiye için ne olur? Nato üyeliğimiz var. Atılmadığımız sürece ülke parçalanmaz, bu üyeliğin keyfini sürebiliriz. Karşılığında ciddi kaynak ve siyasi bedel veririz, ülke fakirleşir.

      Benim sorum şu: türkiye'yi nato dan çıkarıp, bir kaç parçaya bölerler mi? olmaması için bir sebep yok, Nato ülkelerinin kendi aralarındaki bu konudaki anlaşmazlıkları biter ise olur. 3 ile 4 siyasi parçalı bir yarım ada olur Türkiye. Bundan öncesinde, Suriye, Afganistan ve Libya da olduğu gibi, önce ülkenin fakirleşmesi ve kaynaklarının dışarı aktarılması gerekir, ordunun zayıflatılması, bir de siyasi bölümlerdeki halkın arasına kan davası (iç savaş, mezhep, bölgesel fark, etnik fark) girmesi işin maliyetini çok düşürür. Türkiye yi parçalamak zor değil, zor olan parçalayanların kendi aralarında anlaşabilmeleri.

      cx\SGCj6VHSB=Mv

      Sil
    7. Anonim22 Eylül 17:09 Gerçekleri söylemek gerçekçi olduğunuzu göstermez.

      Sil
    8. Selam 2235,

      Olasılık içinde hepsi.

      Bir ihtimal daha var o da türkiye içindeki mezheplerin çatışması mı dersin?

      Misal, İsmailağa + Menzil/Nakşi ile Fetö çekişmesi sonucunda 15 Temmuz darbesini yaşadık. Meclis vuruldu. Niye çünkü Türk meclisi hiç bir cemaatin işine gelmeyen ortada kalmış bir alan.
      Fetö ve bir kısım Atatürkçüler kamudan el çektirildi. Millet meclisine millet sahip çıkmıyor. Meclisin devlet içindeki etkinliği doğal olarak düşüyor.

      Cemaatler içerde güç çatışmaları yapıyor. Şu anda 15 Temmuz gibi bir çatışma ortamına girmeyecekler. Çünkü pasta büyük, onlar pasta içinde büyüyorlar. 15 Temmuzda pasta daha büyük idi, ama Fetö de pastadan pay alıyordu. Fetö saf dışı kalınca kalanlara yeterli bir alan oluştu. Bir iki sene sonra bu cemaatlerden biri daha patlak verecek.

      Türk başkanı, cemaatler arasındaki dengeyi sağlayan bir merci.

      Türk siyasi partileri cemaatler arasında denge politikası ile oy devşirmeye çalışan organizasyonlar.

      Buna Ortadoğu tipi politika diyoruz.

      Türk ekonomisi ve siyasetinin ne üzerinde çalıştığını bilmek gerek.

      1709 da yazdığım olasılık yine mezhep çatışması üzerine idi, ancak, sunni cemaatler içi yerine alevi ve sünni arasında bir çatışma çıkarma senaryosu idi.

      Ben Irak savaşı öncesinde Bağdat'ın güneyine kadar tam 20 kere gidip gidip geldim.
      Tüm Irak köylerinin biz mezhep haritalarını çıkardık.
      Nato savaşa başlamadan önce tüm mezhep ve imamlarının nasıl taraf aldıkları, rakip mezheplere nasıl silahlı baskı yaptıları (baskı derken bildiğin köylerini basıp 70 80 kişiyi öldürmek) gibi öncü güç çatışmalarını inceledik.

      Türkiye de farklı değil, şimdi o TV de gördüğünüz cemaatlerin içinde TV de bilimsel başarılarını okuduğunuz batı ülkelerini ajanları cirit atıyor.

      Olur da, Türkiye devleti için emri hak vuku bulur ise; hangi cemaat fransızcı, hangi cemaat ingilizci, hangi cemaat almancı olacak, hangi cemaat ruscu olacak?

      Bugünü düşünmeyin, fakirliğin ve devlet düzensizliğinin sürdüğü 10 yıl sonrasını düşünün.

      Saygılar.

      (haQ6TYgFm[9-gAt

      Sil
    9. Selam 22 Eylül 2020 01:57 ,Mahfi Hoca birikim ve deneyimleri sonucunda bir şeyler yazar çizer.Kendisiyle tanışmadım ama kişilerin özel duruşlarıyla ilgileneceğine ihtimal vermiyorum.Bence bu platformda yanıtladığım dakika için yazdıklarınızın bloğun ruhu ve hocanın anlatmak istedikleri ile hiç bir ilgisi yok.Yapmak istediğiniz neyse başka yerleri deneyin.Mahfi Hoca'nın anlatmak istediklerine ve bunca yıllık emeğine saygısızlık etmeyin.Burası özgür bir düşünce platformu.Propaganda veya karalama alanı değil

      Sil
  20. şuan elimde hollanda da,almanyada bir babanın ilkokula giden ogluna harçlık olarak vermeyecegi,ancak dilenciye vereceği 2adet 2euro,5tane de 1euroluk bozukluk demir paralar var ve bunlar 100lira ediyor..düşünsenize bu ülkede sabahtan akşama çalışan milyonlara ay sonunda bu bozukluk paradan 23tanesini maaş diye veriyorlar,can sıkıntısından yine bloomberg e bakıyorum,bir reklam:ormankent..şirin bir sincapı oynatıyorlar agzında fındıkla,bedavaya..neden çünki birileri o 23tane bozukluk paraya 1ay çalışacak yüzbinleri çalıştırıp zengin olacak diye binlerce ağacı kesecek,sadece birkaç tanesini peyzaj mimari yalanıyla bırakıp betonu yığacak diye..reza zarrap doğru söyledi:hükümet de bizimle

    YanıtlayınSil
  21. hocam 2001 krizi sonrasında ımf çıpası, bankacılık sisteminin rehabilite edilmesi,bddk kuruluşu ve bunun türkiyenin kurumsallaşmayı öne çıkarmaya başladığı algısı fakat en ama en önemlisi başta fed olmsk üzere büyük para otoritelerinin ciddi bir parasal genişlemeye gitmelerinin de büyük etkisi vardır. yani dolar kurunun 1,50 ve altında uzun süre kalmasının da faizlerin sert biçimde aşağı yönlü olmasının da bunlara paralel olarak da enflasyonun düşmesinin de; türkiyenin üretimini artırarak talebin üzerine çıkmasıyla ve üretimdeki dış girdi ihtiyaçlarının düşürülmesine yönelik yapısal reformların yapılmasıyla elde edilmemişti. yüksek reel faizlere dayalı ve özelleştirmelere dayalı yoğun sıcak para girişlerine ve bunun kurları sürekli aşağıya baskılaması ve ucuz ithalatın patlatılması ve bu bol ve ucuz ithalattan alınan vergilerin artırılması suretiyle kur-faiz-enflasyon üçgeninde dalgalanmalar uzun süre yaşanmamıştır. bu türkiyeden çok dışsal konjonktürün getirdiği büyük rahatlıktan kaynaklanmıştır. işte son yıllarda bu dışsallık bozulduğu için ve o rahatlık döneminde gerekli yapısal reformları yapmadığımız için aynı faktöriyeller aleyhimize işlemeye başlamıştır. yani ne hikmetse her seferinde sanki 2001 sonrası 2002-2014 arası türkiye olarak doğru iktisat para ve maliye politikaları uygulamışız gibi yazmışsınız. ben buna asla katılmıyorum. sizin iyi dediğiniz dönem bizim tüm yanlışlarımızın üzerine örtecek kadar pozitif güçte bir global iktisadi dönemdi. öyle bir dönemde bence yakın bir gelecekte olmayacaktır. asıl başarı 1929 büyük buhranında dahi türkiye ekonomisini dünyada 2. en güçlü büyüyen ekonomi haline getiren karma ekonomik modeldi. o dönemde sovyetler birliği 1. ve türkiye ise 2. güçlü büyüyen ekonomi olmuştu. o ağır krizde bile bu ülke fabrikalar kurdu tarımını geliştirdi. büyümesindeki sanayi etkilerini istikrarlı biçimde artırdı hem de emisyonu fazla artırmadan. bütçe dengesini dış dengesini de korumayı başarmıştı. şimdi ise dünyadaki sermaye bolluğunda bile bütçe dengesini cari dengesini koruyamayan tasarruflarını artıramayan bir türkiye var maalesef. gerçekleri konuşalım derim. bugün iç-dış borç stoku yıllık milli gelirini dahi aşmış olan türkiye var.u kadar borçlanmaya karşın hala trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe çıkamamış bir türkiye var bunu konuşalım ve yazalım. 97 yılındaki büyük finansal krizi yaşadıktan sonra bugün bizi hızla sollamış ve dünya çapında önemli markalar üretir hale gelmiş bir g.kore örneği var önümüzde mesela. merkez bankası 24 eylül'de yine ağustos ayında olduğu gibi manşet faize dokunmayacak faiz artırıldı denilmesin birinin gönlü olsun diye. arka kapıdan faiz koridorlarında oynamalar yapacaktır. geç likidite pencere faizi repo faizi biraz yukarıya çekilecektir. kredi vadelerinde bir miktar kısaltmalar yapılacak ve mevduat munzamlarda artırılarak kaydi para genişleme hızı biraz daha düşürülecektir. döviz tevdiat munzamları da artırılıp bankalardaki dövizden bir miktarı daha emanet olarak alınacak ve faiz kararı sonrası olası dövize yönelik talep baskılanmaya çalışılacaktır. enflasyondaki görünümün ılımlı olduğundan dem vurulacaktır. haziran ve temmuz aylarında hem ilkbahar döneminde ertelenerek birikmiş olan talep hem de buna ek olarak yapılan güçlü kredi genleşmesine paralel olarak işletmeler stoklarını yaz döneminde erittiler. ancak kurlarda artan yukarı yönlü hareketlerin ve bu kurlar üzerinden yeniden artacak ithalatın da etkileriyle enflasyonist baskının artmaya başlaması da muhtemelen göz ardı edilecektir. yani daha geçtiğimiz ay yaşanan senaryonun bir benzerini izleyeceğiz kuvvetle muhtemel.

    YanıtlayınSil
  22. Hocam döviz fiyatının artışı milli gelir hesabını nasıl etkiler?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye döviz fiyatını yıllık ortalama kur üzerinden hesaplıyor.
      Ancak, burada büyük bir soru işareti var.
      MB yıllık ortalama kur için işlem bazlı ağırlıklı ortalamaya göre kur ölçümü yapıyor.
      Ben bir yıl içindeki tüm gün kapanışlarının ortalamasını alarak ortalama kur bulsam bile işlem ağırlıklarına göre kur hesaplandığında ortalama kuru istediği gibi değiştirme gücüne sahip oluyor.

      Yani hileli bir ortalama kur hesabı yapılıyor.

      Şöyle örnek vereyim:

      Bana göre yıl başı kuru 6, yıl ortası 7, yıl sonu 8 ise;
      benim ortalama kur hesabım 7 sonucunu verir.

      MB na göre ise eğer yılbaşı kuru 6 üzerinden 1000 birim işlem,
      yıl ortası kuru 7 üzerinden 300 birim işlem,
      yıl sonu kuru 8 üzerinden 100 birim işlem geçmiş ise;
      Ağırlıklı ortalama kur; 6.35 çıkmaktadır.

      Hile ise şurada, kamu bankaları kendi aralarında ve MB ile belli bir düşük kur üzerinden birbirlerine istedikleri kadar döviz işlemi yaparlar.

      Bazen duyuyoruz, gece yarısı filan kadar düşük kurdan işlem oldu diye. İsterler ise bu gece 5 TL üzerinden belirledikleri bir kur ile birbirlerine işlem yaparlar. Sonra sabaha ortalama işlem kurunu düşürmüş olurlar.

      b-;LK=CF5QgUwN=

      Sil
  23. Dolar yılbaşından beri %30 artmış durumda. Bankalar en az net %15 faiz vermeden ve tl'ye geçip tekrar dolar almaya isteyenlerden kambiyo vergisi alınmayacağına dair bir garanti verilmeden dolardaki yükseliş kırılmaz.

    YanıtlayınSil
  24. Hocam MB hükümetin kuklası olduğunu bir kez kanıtladı, bu saatten sonra faizleri bin baz puanda arttırsa dahi piyasalara inandırıcı gelmeyeceğini bildikleri için hiç değilse halk nezdinde kuyruğu dik tutmak adına faizleri arttırmayacaklar

    YanıtlayınSil
  25. hocam 70 ler,80 ler ve 90 lardaki yüksek enflasyon dönemlerinde asgari ücret dolar karşısında değerini korumayı başarmışken son 5 yılda neden koruyamıyor?sebep sadece gerçek enflasyonun hükümetin açıkladığından aslında çok daha yüksek olmasımı?ülkedeki son 5-10 yıldaki aşırı fakirleşmenin sebebini fed eskiden çok parasal genişleme yapıyordu sonra o para abd ye geri dönmeye başladı paradoxuna girmeden daha makul bir açıklaması varmı,bence bir sebebi aşırı vergiler,ancak ötv bugün sıfırlansa yine alım gücü düşük gerçegini pek değistirmez,yine herkes araba&telefon&baklava&pastırma alamaz,bir sebep kaynakların kötü harcanması,zimmet,himmet de olabilir.ancak düşünüyorum buda değil..birde bu sürecin ters yöne evrileceği,asgari ücretli bir tc vatandaşının almanya&hollanda olmasa da yunanistan,macaristan alım gücüne bir gün ulaşabileceğine inanıyormusunuz?ben inanmıyorum iktidar değişikliği olsa da.bir chpli yada iyi partili biri cumhurbaşkanı olup iktidar olsa da asgari ücreti 300doların üstüne çıkaramayız,yaparsak yine pahalılık olur diyeceğine inanıyorum,inanın şu anda bir doktor on yıl önceki asgari ücretli standardında yaşıyor,o kadar pahalılık var,har ay aldığım onlarca ürünün fiyatlarını düzenli olarak bir kenara yazıyorum,bulduğum sonuç şu:son 2-3 yıldır türkiye de aylık enflasyon %5-10 bandında,5in altına asla düşmedi,geçen sene ise yaz ayları dışında sürekli %10 nun üstündeydi aylık enflasyon ancak tv lerde çok farklı rakamlar telafuz edilip halka morfin verildi,uyutuldu,kısacası ekonomik olarak bu ülkeden umudum hiç yok artık..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Herşey her ay %5-10 zamlanıyor doğru ancak sebebi sadece kur&enflasyon değil,filadelfiyalıların fix cost dediği şey bir sebebi de,fix cost şu:diyelim et fiyatları yerinde sayıyor ancak restoranlardaki yarım döner fiyatları sürekli artıyor,sebebi kira,elektrik diger giderlerin fiyatları da artıyor olabilir,yine diyelim lokantanın müşterileri azaldı pandemi sebebiyle,döner fiyatı yine artar,çünkü ayakta kalmak zorundadır işletme,türkiyede şu anda her dükkanda her ürünün heray fiyatının düzenli olarak %5-10 artmasının esas sebebi kur değil fix cost tur diyebilirim..Türkiye de fix costu acısız olarak ancak yapısal reformlar veya acılı olarak yani zorla imf bitirir,ancak hükümet ne yarda ne serde yani ikisini de yapmayacağı için bu hayat pahalılıgı ve onun kronik semptomu fix cost bitmez..

      Sil
    2. Selam 2106,

      Bir sorun 1980 darbesi sonrasında ülkenin kurumsal yapısına ve işçi, eğitim, sosyal ihtiyaçlarına vurulan darbe oldu.

      Bugün başkanlık sisteminden şikayet ederiz. 1980 darbesi sonrasında her siyasi parti başkanlık sistemine geçmişti. Yani, parti başkanı tüm vekilleri atayan kişi, halk da atananları seçen insanlar oldular.

      Bunun alım gücü ile alakası, demokratik imkanlar tırpanlanınca halkın alım gücünü devlet nezdinde savunan kimse kalmadı. 1980 ve 1990 lı yıllar da alım gücü düşününün hissedilmemesinin bir sebebi de eski bürokratların hala devlette görev alıp, yasalar değişse bile eski teammülleri devam ettirmesi oldu.

      2000ler özellikle 2010 sonrasında o teammülleri bilen bürokrat kalmadığı gibi, askeriye dahil tüm üst düzey bürokrat ve hakimler siyasi başkanın atadığı kimselerden oluşuyor. İşin özeti, halkın sesi artık hiç bir şekilde devlet tarafından duyulmayacak.

      a3aFw6"@+G]'s8]

      Sil
  26. Hocam öncelikle teşekkürler. Faiz oranı yükseldiğinde yabancı sermaye geliyor ya bu teorik olarak nasıl oluyor ? Yani yabancı sermaye yüksek faizden DİBS alıp karşılığında dolar mı veriyor ve bollaşan dolar sonucu kur bu şekilde mi düşüyor? Mekanizmayı anlatabilir misiniz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yüzde 20 faiz verecem diyorsun. 1 milyar dolar getirip bozuyorum. 1.2 milyar dolarla çıkacağım şüpheli ama. Çünkü verdiğim parayı yemeyi bırak diğer borcuna kullanmışsın. Ha bide borçlar ödenmez hiçbir zaman. Ödeyemedin mi sürekli faiz alırım. Para kazanmak zordur. Zor kazanılan para güçlüdür.

      Sil
  27. Hocam bize rekabetçi döviz kurundan bahsedin de güzelleşelim...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Valla ben bunu bizim hanima defalarca anlattim ama bir guzellesme goremedim yillardir. Bence fazla iyimsersin. Rakı filan dene bence guzellesmek icin.

      Sil
  28. Gene, "miş gibi yapmak" üzerine, çok güzel bir yazı, hocam, ellerinize sağlık, sevgiler 🤗

    YanıtlayınSil
  29. Ekonomi bilgisi olan için kolay anlaşılır bir yazı ve çözümde belli ancak.

    Ekonomi bildiğin zanneden için anlaşılmaz bir yazı ve çözümünde yanlış.

    Bence çözüm olarak bırakın apsınlar bırakın denesinler ve sonunda tüm itibarları kaybolsun ve halk duvara toslasın. Ağzı sütten yanan bir daha yoğurt bile yiyemeyecek seviyeye gelsin ki. Ülkemizde bu zihniyete oy vermek için ben merkez sağ partiyim diyenlere bile üfleyerek değil uzak durarak kala kalsın.

    Müslüman ekonomi diyenler yıllardır bir ekonomik model geliştitemediler ve ekonomi finans maliye üçgenin sadece faiz ile halledecek leri ni zannettiler.

    Umarım finasın para olduğunu maliye in vergi ve kamu gelir giderleri olduğunu ekonomüninde üretim olduğunu ve tüm süreci kapsadığını anlarlar.

    Faiz sebep ekonomi sonuç olsaydı yada öyle düşünenlere sesleniyorum lütfen acilen faizi sıfırlayın bizde kolay kredi alalım ve sonucunu acil görelim.

    Umarım ve inşallah faizi kaldırırlar herkese de kredi verirler.

    Sadece para ile yani merkez bankası ile ekonomi yöneteceğini zannedenler para üretim ve tüketim için kullanılan araçtır. O racın değerini belirleyen üretim yani ekonomik gelişmişliktir. Aldığınız yada yanlış almaya çalıştığınız vergiyide birgün alamayacağınızı söyleyeyim çünkü piyasada para bir yerde civa gibi toplanınca ve çoğu israf edilince değersiz bir araç hurda bir araç elinizde kalır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de bu konuda "accelerationist"im. Direk hızlıca faiz 0'lama ve yönetimin aklındaki benzer diğer tasarımları da hızlıca KHK ile hayata geçirmesinden yanayım. Uzunca bir süreye yayılmış kronikleşmiş bir acı çekeceğimize, olacak olan hemen olsun.

      Sil
    2. Biraz akıllı olan insanlar kriz sürüncemesini asla istemez ve ne olacaksa hemen olsun ve bitsin hatta biran evvel yıkımı görelim çıkışa geçelim ister.

      Bu ekonomik sürecin uzaması daha çok yıkım getirir evet belirli süre çoğunu kredilerle ayakta tutar ancak sonunda daha fazla borç ile batarlar.

      Keşke ekonomik kriz 2018 de çıksaydı ve bitmiş olsaydı. Şimdi çıkışa geçen ekonomimiz olurdu yapısal reformlar yapılması gerekenler hayata geçirilmiş olurdu.

      Bencede derhal faizi 0 yapın ve en kısa sürede ne olacağını hep birlikte görelim sayın hükümet.

      Sil
    3. bir kere 2018 krizi yaşanıp bitmedi. hala özel sektör sabit sermaye yatırımı yapmıyor. çünkü 2018 kur şokunda şirketlerin kambiyo zararları 4-5 yıllık karları silip süpürdü. reel ekonomide kriz devam ediyor. eğer dünyada negatif faiz ve buna dayalı aşırı genişleyici para politikaları uygulanıyor olmasaydı o kriz bankacılık sitemimize de sıçramış olurdu. batık krediler rekor üzerine rekor kırardı. yani kriz var ama kaydi para genişlemeleriyle krizin üzeri örtülüyor 2 yıldır. ücretler artmıyor ama ucuz borçlandırmalarla geçici talep yaratılarak bütçe açığı büyütülerek canlılık sağlanmaya çalışılıyor. enflasyon sepetiyle oynanarak işte işsizlik fonu gibi merkezin kefen parası gibi birikimlere çöreklenerek bazı tasarrufları düşük faizle bankalar üzerinden aktifleştirilerek ekonomi ağır şekilde makyajlanıyor. kriz var hem de derinlerde. şimdilik ağrı kesicilerle az hissediyoruz. ama yakında bu ağrı kesicilerin de etkileri azalacak ve kriz acısını daha fazla hissedeceğiz derim.

      Sil
    4. Fiaz sıfırlansın kampanyası başlatalım herkes destek olsun. Bakalım ozaman nasıl oluyor tüm hepimiz görelim.

      Hükümet faizi dini argüman gibi koz olarak kullanıyor ve muhalefette buna o kozu vermemeli madem istemiyorsunuz yetki sizde sıfırlayın desin.

      Kimse aldığı paraya yüksek yada düşük faiz vermek istemez madem öyle faiz haram ozaman kaldırsınlar yetkide var niye yapmıyorlar sanki hükümet CHP yada başka parti.

      İslamcılar kampanya başlatma çünkü onlarda bu yalanı biliyor doğal olarak muhalefet kampanya başlasın faiz kaldırılsın diye.

      Sil
  30. Vallaha bir çok yoruma şaşırıyorum.Bir defa artik ülke başka bir sistemle yönetiliyor.Merkez bankası başkanlığı sadece göstermelik rutin islerini yapıyor.Karar verici cumhurbaşkanı.Daha onceki nerkez başkanı görev süresi dolmadan gorevden alındı ve artık bu kurumun bagimsiz olmadığın8 ulkeyi yoneten cumhurbaşkanı tarafindan cumle aleme duyuruldu.Bu zaten yeterince zarar verdi ulke ekonomisine bir de londra macerası yasananinca kibriti yaktik odunları bir güzel tutusturduk.Gerisi ne dersen boş
    Yaşadığımız tam bir güven krizi ve maalesef yeni bir yönetim gelmeden bu güven yerine gelmez kolay kolay.Ulke ilk defa bu tür sıkıntıyı yasamiyor ama bir gercek var ki imfsiz bu durumdan cikilamadi.Su anki ülke yönetiminin imf karşıtlığı ve faiz politikası düşünulurse biz bu girdabın icinde daha çok debeleniriz.
    Mahfi hocam lutfen merkez bankası ozgurmus gibi yazmayın Merkez bankasinin baskani cumhurbaskanidir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Doğru ama ben olması gerekeni yazmazsam bu durumu ben de kabul etmiş gibi olurum.

      Sil
  31. "Bugün geldiğimiz noktada TL, Dolara karşı yılda yaklaşık yüzde 25 değer kaybediyor". Benim anlamadigim (aslinda anlayip da bilmezden geldigim), bir yilda Dolara karsi deger kaybi %25 iken enflasyon nasil oluyor da oluyor hala %12 de kalabiliyor?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Maaşı enflasyonla mı alıyorsun da merak ediyorsun? Her şey Allahtandır de, rahat et. Huzur islâmda...

      Sil
    2. Tesekkurler, hidayete erdim sayenizde Mahdum Mesudiyeli.

      Sil
  32. Hocam öncelikle teşekkürler. Faiz oranı yükseldiğinde yabancı sermaye geliyor ya bu teorik olarak nasıl oluyor ? Yani yabancı sermaye yüksek faizden DİBS alıp karşılığında dolar mı veriyor ve bollaşan dolar sonucu kur bu şekilde mi düşüyor? Mekanizmayı anlatabilir misiniz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet aynen öyle oluyor. Ama faizin yükselmesinin de bir yere kadar çekiciliği var. Eğer riskler çok yüksekse faizin yüksekliği de yetmiyor.

      Sil
    2. Çok teşekkür ederim hocam 😇

      Sil
  33. Hocam ortalama fonlama maliyetinin 10,61 olduğunu yazmışsınız ya twitter'dan bu oranı direkt takip edebileceğimiz bir yer var mı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?/evds/serieMarket/#collapse_1

      Sil
  34. Ağzınıza Sağlık Hocam,

    Bir gün Hazine ve Maliye Bakanı olmanız dileğiyle,

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Bu dileğiniz hiçbir zaman olmaz.

      Sil
  35. Hocam yazınız için çok teşekkürler.Ekonomi yönetimi rekabetçi kur diye bir şey icat etti hocam bu rekabetçi kur nedir? Ve biz tam olarak kimle rekabet ediyoruz. Çünkü bu kur hiç dengelenecek gibi durmuyor.
    Saygılarımla

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. JP Morgan geçenlerde bir rapor yayınlayıp doların 5,50'ye kadar düşeceğini ilan etti. Teknik analizle ulaştığını söylediği bu sonucu hiçbir teknik analist anlayamadı ama hepsi bir şeyi fark etti, bu öngörüde bulunurken 7,65'e stop loss koydurmuş. Yani diyor ki, ben böyle diyorum da 7,65'i geçerse derhal TL pozisyonları dolara çevirin, yoksa dolar çoook rekabetçi olacak :)

      İşte rekabetçi kur, 7,65 üzeridir. Hele bir 7,70-80'e çıksın, düzeltme yapsın, 7,65'i destek haline getirsin, sonra gideceği yer rekabetçi kurdur...

      Sil
    2. Selam 1129,

      Türkiye'nin rekabet ettikleri;
      Bulgaristan, Kazakistan, Küba, bazı Hintli firmalar, Bangladeş, Tayland, Türkmenistan, Pakistan, Mısır, kısmen Tayvan, Endonezya, bazı sektörlerde Malezya, Güney Afrika Cumhuriyeti.

      Hayallerden kurtulmak iyidir.


      T%X*b767{{e6`bWE

      Sil
  36. Hocam saygılar. 7. ayda OFM nasıl mevcut 3 fonlama aracının altında bir oran veriyor? Bu bir ortalama olduğu için minimum PF kadar olması gerekmez mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet ama piyasa yapıcı bankalara PF % 7,25 olarak uygulanıyordu.

      Sil
  37. Merhaba,
    Siyasi iktidar halen hastayı tedavi edeceğine termometresi ayarlayarak işi götüreceğini düşünüyor.
    TÜİK, TCMB ve Sağlık Bakanlığı tamamen aynı yöntemi kullanıyor.
    Göstergeleri ayarlama enstitüsü...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam 1232,

      İktidar dediğiniz;

      birincisi iktidar değil,
      ikincisi sorunu bilmiyor,
      üçüncüsü tedavi etmek istemiyor,
      dördüncüsü tedavi etmeyi bilmiyor,
      beşincisi bütün bunlar onların umurunda bile değil.

      daha kötüsü; yukardaki iktidar kelimesi yerine muhalefet kelimesini koyun, maddeler onlar için de geçerlidir.

      daha da kötüsü; muhalefet kelimesi yerine "Türk Milleti" ifadesini koyun, maddeler yine geçerli.

      M{EUbR]w~c]2wx=

      Sil
    2. TÜİK, TCMB ve Sağlık Bakanlığı ve dolar? Korelasyon?

      %1000000000

      Sil
  38. Fatih Kömürcüoğlu22 Eylül 2020 13:11

    Hocam hayat çok gariptir. Mantık çoğu zaman ortalıkta gözükmez. Bir de hafıza-i beşer nisyan ile malüldür.

    Eğer söyledikleriniz bir gün veya bir hafta sonra gerçekleşse insanlar vay bee diyor. Ne adam bu böyle söyledikleri aynen çıktı. Mikrofonlar uzatılıyor. Arayan arayana. İnsanlar görüşünü almak için sıraya giriyor. Bu insan hepi topu bir gün veya bir hafta sonrasını öngörebilmiştir.

    Sizin gibi 1 yıl, 3 yıl, 5 yıl sonrasını görüp uyarılarda bulunan, dedikleri aynen çıkan insanlara uygun görülen sıfatlar ise; şom ağızlı, felaket tellalı, kara haberci, hain, dış güçlerin adamı vs. Çünkü hiç kimse sizin 5 yıl önce ne dediğinizi hatırlamıyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 1980 darbesinde 40 ve 50 yıl ileriyi görenleri hapislere atanları aziz ve necip milletimiz alkışladılar.

      Tu kaka yaptılar,
      Ülkeden kovdular,
      Yetmedi mal varlıklarını dondurdular,
      Yetmedi sosyal haklarını kestiler,
      Yetmedi öldürdüler.

      Türkiye ve Türk insanı kendi içinden doğan o insanlarının gönlünü almadan,
      onlar ile barışmadan, geçmişi ile barışmadan, geçmişinde yaptığı insan hakları
      ihlallerini kabul etmeden devam edemez.

      Kendi askerinin ölümünün bile hesabını soramayan insanlardan çok şey beklememek gerek.

      Kendi hallerine bırakmak en iyisidir.

      U3Cp]h^~t>gP*/F

      Sil
    2. Daha da kötüsü eski asker ve bürokratların millete hiç güveni kalmamış, bence hala Umut var ve bu umut hiç bitmeyecek asıl bitti dersek o zaman biteriz

      Sil
  39. Hocam elinize sağlık. Çok teşekkürler. Yazınızda geçen " Oysa TCMB’nin geçtiğimiz haftanın son günü yaptığı fonlamalarda uyguladığı OFM yüzde 10,39 " ifadesinde haftanın son günü yani Cuma günü MB'nin piyasayı fonlarken uyguladığı faiz oranı diye anlıyorum. Bu oranı bulmak için hangi verileri nasıl kullandığınızı söyleyebilir misiniz hocam?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?/evds/serieMarket/#collapse_1

      Sil
  40. Mahfi bey samimi cevabınızı merak ediyorum:

    Bazen, "Türkiye ekonomisi hep çalkantılı, hiç sakin değil. Ne güzel, bana sürekli malzeme çıkıyor." diye düşünerek, hınzır bir tebessüm oluştuğu oluyor mu yüzünüzde?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Eskiden böyle düşündüğüm olurdu. Ama oartık tebessüm edemiyorum, içim acıyor.

      Sil
    2. Selam 1536,

      Türk ekonomisinin yaşadığı sorunlar kendine özgü olsa bile, bir ekonomi duayeni için yeni malzeme üreten bir ekonomi değil. Öyle olsaydı, dünyanın ve avrupanın en iyi beyinleri Türk ekonomisi üzerine kafa yorup çözüm önerileri üretirler idi.

      Alman ve İngiliz ekonomileri, Türk ekonomisinden daha çok malzeme üretiyor. Türk ekonomisi karmaşık sorunları olan, sorunlarının çözümleri için yeni düşünce geliştirilmesi gereken bir yapıda malesef değil. Daha önceki ispatlanmış gerçekleri uygulamanız yeterlidir.

      Saygılar

      6DF:bK,jc6Jk}#}:

      Sil
  41. Hocam moddys in indirim yapacağı 2aydır konuşuluyordu ve sonrasında beklendigi gibi 2basamak değil ama 1basamak indirim geldi..şimdi de s&p nin türkiyenin döviz cinsinden kredi notunu 3basamak indirerek CCC+ ya indireceği konuşuluyor birkaç gündür ajanslarda,önümüzdeki haftalarda bu gerçekleşirse kur ve faizler bundan etkilenirmi?yoksa zaten türkiye bu kuruluşla çalışmıyor,keza içerde de yabancı kalmadı zaten, etkilenmez diyebilirmiyiz,teşekkürler..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam 1601,

      Anonim21 Eylül 2020 17:05 de yazdım.

      Türkiye dışardan mal ve hizmet alıyor. Mal ve Hizmet akışında fiyatları biz belirleyemiyoruz, dış dünya belirliyor. O sebeple Türkiye etkilenir.

      Türkiye'nin faiz ve kur sistemi içerde yabancı kalmadığı için Türkiyenin kendisini etkiler.

      Çok sorulan bir soru; Türkiye'ye dış yatırım CCC+ notunda gelir mi?
      Rastlantısal yatırımcı diyebileceğimiz bir grup gelir.
      Ciddi bir marka, belki gelir, belki gelmez.

      Şunu demek istiyorum, 1-2 milyar dolar dünya için önemsiz bir yatırım miktarıdır,
      Türkiyenin mevcut seviyesi için önemli bir yatırım miktarıdır. Bu miktar belki gelir.

      10 milyar dolar ve üzeri gelmez.

      100- 999 Milyon dolar skalasındaki yatırımcıların nevi şahsına bağlıdır. Gelse de olur gelmesede olur denecek kimselerdir. Yaptıkları iş için çok elzem bir ihtiyaç ise gelirler.

      Misal, Akdeniz kıyısında hizmet veren bir otel zincirinin müşterileri Türkiye'ye geliyorsa, Güney sahilinden bir otel alıp o müşterileri kaybetmemek için Türkiye yatırımı yapar/yapabilir. Portföyünde hizmetleri arasında Türkiye'yi koyup bir çeşitlilik yapmış olur.

      Türkiyenin mevcut seviyesinde faiz ve kur değişimleri tamamen Türkiyenin kendi dinamiklerine özgü bir durumdur. Artış ve azalışları yabancı yatırımcı açısından ülkenin ekonomik geleceğini olağanüstü etkileyecek, yabancı yatırımcıya da olağanüstü cazip bir imkan sunacak durumda değildir.

      Misal; faiz yarın yüzde 20 olursa, hangi yabancı yatırımcı gelir?
      Geçmişinde TL nin yüzde 20+ üzeri değer kaybettiğini bildiği için, gelip gelmeme kararı muallak olur. Ama içerden çıkamayan yatırımcı o faiz ile kalmasını bir süre daha artırabilir, çıkış için daha uygun bir zaman bekleyebilir.

      #tp4=u~~6Ac?@ps

      Sil
  42. Merhaba Hocam, kaleminize sağlık.

    "Bankalar faizleri artırmak zorunda kaldı, daha sonra da MB faizleri mecburen artırdı" cğmlenize istinaden soruyorum.
    Ortalama fonlama maliyetleri aynı iken bankalar neden faizleri artırmak zorunda kaldı ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü vatandaş negatif reel faiz nedeniyle bankadaki TL'lerini Dolara çevirmeye bu da bankaların döviz yükümlülüklerinin artmasına yol açmaya başladı. Bankalar bu olumsuz gidişi önlemek için mecburen faiz artırdılar.

      Sil
    2. Devletler gelir adaletsizliğine göz yumarak veya ön ayak olarak dünyayı bu hale getirdi. Şimdi para basarak, negatif faiz ortamı oluşturup bu oyunu, açıkçası hırsızlığı bir sonraki evreye taşıyorlar. Bu sahnenin sonunda %1 lik üst gelir-varlık grubu içinde küçük değişımler olsa da asıl olan, orta ve alt-orta gelir-varlık grubu elindekilerinin büyük kısmı üst grubun eline geçmesiyle sonuçlanacağı kesin.

      Sil
  43. Mahfi bey akademik tecrübem yok.

    İktisat biliminde, "kontrollü yoksullaşma" ismi ile aynı veya benzer bir konu başlığı, tarihi bilgiler, araştırma sahası var mı?

    Eğer varsa, üniversitede ders verirken anlatıyor musunuz?

    Sakıncası yoksa, blogunuzda da bir yazı yazar mısınız?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yüksek enflasyon kontrollü yoksullaşma dmektir zaten.

      Sil
  44. Mahfi Egilmez is a very, very dangerous scientist!
    He doesn't obey the authority!
    He should be tamed effective immediately!

    YanıtlayınSil
  45. Cehalet sebep , sefalet neticedir.

    YanıtlayınSil
  46. sayın atilla yeşilada, son videosunda bir ödemeler dengesi krizi beklemediğini belirtmiş. sebep olaarak da bankalardaki 220 milyar dolarlık döviz varlığına vurgu yapmış. bir de merkez bankasının brüt rezervine vurgu yapmış ve bunlara bakarak ödemeler dengesi krizi türkiye de olmaz demiş en az 1 yıl daha demiş. ben bu görüşe katılmıyorum. nedenlerine gelince : 1- bankalardaki 220 milyar doların ki o da kaydi olarak var olmakla beraber fiziki olarak kesinlikle yoktur; en az %30 unun gerçek kişilere ait olduğu biliniyor. yani en az 65-70 milyar dolar şirketlerin ve kamunun değil. yani en fazla 140-150 milyar doları tüzel kişilerindir. oysa kısa vadeli dış borç hacmi bu varlık hacminin üzerindedir en az 35 milyar dolar hem de üzerindedir. 2- merkez bankası brüt rezervleri munzam karşılıklar ve swap üzerinden ve altından oluşmaktadır malum 1,5 yılda 108 milyar dolar kuru baskılamak ve faizleri düşürebilmek adına harcandığından dolayı swaplar hariç net rezerv 19 milyar dolar civarındadır. swaplar 52 milyar dolardır bu da net rezervin -33 milyar dolar olduğunu göstermektedir. borç ödemeleri emanet dövizlerle değil net yani merkezin kendi asıl rezervinden yapılabilir. burada da sayın yeşiladaya katılmıyorum.3- bir de cari işlemler dengesinde bozulma arttı. yıl sonunda kuvvetle muhtemeldir ki 28-30 milyar dolara gelecek bir cari açık da ayrıca bir finansal kırılganlık alanı oluşturacak. ödemeler dengesini bir bütün olarak ele alacak olursak cari dengenin durumu da bu bütünün çok önemli bir parçasıdır. 3- ekim-kasım ve aralık aylarında dış finansal yükümlülük itfaları hem şirketler hem bankalar hem de kamu adına yoğunlaşıyor. dış ödemeler takvimi önümüzdeki 3 ay sıkışmaya başlıyor. ve üstelik bu sıkışmaya türkiye bir de aşırı kredi genişlemelerine dayalı olarak tasarruf kapasitelerini iyice düşürerek giriyor. özellikle kamu bankalarının son 1 yıldır fazlaca dövizde açık pozisyonlar alarak kur riski taşımaya başlamasını ve hazinenin içeriden bile dövizle borçlanmasını da eklersek kur riskleri almasını eklersek ve merkez bankasının net şekilde piyasaya faizleri gerekirse sert yükseltirim deyip de 400-500 baz puan politika faizi artışı yapması gerekirken yapamadığını da eklersek türkiyenin bir ödemeler dengesi krizine girmez demek bence fazla iyimserlik olur. sayın yeşilada biraz polyannacılık yapmış derim. yani bir iktisatçının bu kadar polyannacılık yapmasını garipsedim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam,

      Yeşilada Türkiye dış borcunu çevirebiliyor,
      1 yıl içerisinde kamu borcu çevirmek için gerekli olan 10+ Milyar doları bulabilir,
      noktasından girdi konuya. Faizi yüksek olur, bilmem ne olur ama bir şekilde dönderir mantığında idi. Odin'in yeşilada kulu da bankalardaki paranın döviz değil döviz cinsinden TL hesabı olduğunu biliyor.

      Moody's ödemeler dengesi krizi olasılığını yüksek görüyor.

      Siz ve ben gibi aciz kullar, haşmetli hükümetimizin hangi akıl dışı kararı alacağını bilemediğimiz için yarın Reis faizi yükseltenin tez elden kellesi vurula der ise, ödemeler dengesi krizinin ne olduğunu tüm millet yaşayarak öğreniriz.

      Sevgiler.

      Not: Şimdi youtube dan baktım, yeşilada nın o videosunu da sonuna kadar izlemememişim.

      \tHT,8Xq7tK,m<T=

      Sil
    2. Anonim 16:13, özel sektörün 1 yıl içinde çevrilmesi gereken borç stoku 160 milyar doların üzerinde fakat sektörün bankacılık sistemindeki kaydi döviz varlığı ise bunun 25 milyar dolar altında gibi. artı cari işlemler açığını da hesaba katarsak 50-55 milyar dolar en az açık pozisyon verilmiş demektir. 60 milyar dolarlık bir finansman bulabilirlerse ya da yurt dışına çıkardıkları yandaş dövizlerini buraya getirirlerse bence de ödemeler dengesi krizi yaşanmaz. fakat ödemeler dengesini oluşturan katmanların hepsi negatif durumdadır. işte bu ciddi sıkıntı yaratıyor. ayrıca kamunun da borçlanma gereksinim düzeyi sürekli arttığından dolayı artmaya devam eden bütçe açığı hem enflasyon üzerinde hem de bilhassa borçlanma faizlerinde ciddi baskı yaratıyor. yani yakında kamu tarafı da döviz cinsinden borçlanmada ciddi sıkıntı yaşayabilir. zaten merkez ve kamu bankaları adeta kamunun finansörleri haline getirildiler son 2 yıldır. kur yükselişi hızlanırsa borç çevirme kapasitemiz iyice düşecektir. dış borç stoku gsmh nin %65 ine çıktı ve yıl sonuna kadar bu oranı da aşabilir. riskten kaçınma hareketleri bir anda hızlı ve yoğun sermaye kaçışlarını tetikleyebilir. alın size ödemeler dengesi krizi. daha doğrusu dengesizliği krizi!.

      Sil
    3. Sn 1808,

      Avrupa basını baklayı çıkardı, uzun vadeli bir kredi imkanı turkiyeye verilir, ülke rahatlatılır.
      Karşılık olarak ege ordusunun tasviye edilmesini istiyorlar.
      Ege ordusu Nato emir komutası altında değil.

      Şahabeddin Batarel rumuzu aratırsanız aylar önce yazmıştı.

      Ege ordusu KKTC yi de koruyan ordu. Böylece Akdeniz ve Kıbrıs'ı Avrupa kendi lehine tamamen kapatmak istiyor.

      Kulislere göre, 1 2 3 . ordularımızı da doğu ve batı orduları olarak iki gruba indirgememiz istenmiş. Eskiden kalma kurmay askerlerinde emekliliği sonucunu doğuracak bir konu bu. Alttan da yeni kurmay yetişmediği için Türk ordusunu bir an önce tasviye etmek istiyorlar. O zamana kadar zaman kazanmak için kredi kolaylığı, pazar imkanı vs gibi çıtır çerez ile oyalayacaklar.

      türkiye masaya oturursa dış borcu bir seneliğine bir şekilde çevirttirirler, merak etmeyin.

      Onlar için bir sene önemli değil, kayıp bile değil, karşılığında daha fazla faiz alacaklar.

      İşin özü bu.

      >*t#6J`2^c@a_8%

      Sil
  47. Hocam merhabalar
    Birçok gereksiz kişi youtube da yayın yapıyor. siz youtube da yayın yapmayı neden düşünmüyorsunuz.

    YanıtlayınSil
  48. Hocam acaba türk lirası index ini öğrenebileceğim bir yer var mı? Yoksa sadece dolarla karşılaştırma yaparak mı listelenmeyen bir para birimine dönüştürebilirim türk lirasını?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merkez Bankası'nın yayınladığı bir REK (reel döviz kuru endeksi var. TL'nin yabancı paralar karşısındaki değişimini gösteren. Onu kastef
      diyorsanız TCMB sitesinde var.

      Sil
  49. Sayın Eğilmez gelişmeleri sizin kadar yakından takip edemiyorum.

    (1) Mart'ta Türkiye'de korona önlemleri ilk başladığında, siz, hem sitenizde hem twitter'da hükümete "acil önlem planı"nızı yazmıştınız, önermiştiniz. O günlerde yazdıklarınız bugün de geçerli mi? Vaz mı geçtiniz?

    (2) IMF herhangi bir şart koşmadan, korona önemleri neticesinde mali yönden zorlanan ülkelere para verebileceğini söylemişti. Bu kapı hâlâ açık mı? Bugün bile Türkiye bu parayı alabilir mi? (Not: Hükümetin almayı isteyip/istemeyeceğini sormuyorum. İstemediklerini biliyorum.)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 1. Paranın nereye harcandığının hesabı verilmediği sürece bu önerim geçerli değil.
      2. Açık. Teorik olarak alabilir.

      Sil
    2. Sn Anonim 13:56

      Hükümet o parayı alıp hazine garantisi verdiği köprü-yol-tünellerden gelen paraların olduğu yere koyabilse göbek atarak alır da, IMF paraları o şekilde dağıtmıyor, sıkıntı orada...

      Sil
  50. MAHFİ BEY

    TÜRKİYE'DE EĞİTİM SİSTEMİ ÇÖKMEK ÜZERE, FARKINDA MISINIZ?

    ÖZELLİKLE YOKSULLUK SINIRI ALTINDA YAŞAMAYA ÇALIŞAN AİLELER, BİLGİSAYARIN VE İNTERNET BAĞLANTISININ PAHALI OLMASI SEBEBİYLE ÇOCUKLARINA BUNLARI ALAMIYOR. BU ÇOCUKLAR HIZLI BİR ŞEKİLDE EĞİTİM HAYATINDAN KOPUP, GEÇİM DERDİNE DÜŞÜYOR!

    ÇÖZÜM NE?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 14:52'deki arkadaşım, EBA zaten "kalabalık" nedeniyle çöküyor!

      Sen gelmişsin Mahfi Hoca'nın sitesine, daha çok insanı EBA'ya girmesi için teşvik ediyorsun, "bilgisayar alınsın, internet bağlatılsın" diyorsun!

      Parası olan eğitime ulaşsa,
      Parası olMAyan eğitime ulaşmasa;

      Olmaz mı?

      Mahfi Hoca'nın cevabı nedir bu soruya?

      Sil
    2. Eğitim bu dediğiniz olmadan çok önce çökmüştü zaten.

      Sil
    3. Anonim 1452,hükümet şu anda zaten kadın-erkek,çoluk,çocuk herkesin asgari ücretle çalışmasını istiyorki,türkiye kalkınsın,78milyona nedemek 19milyon işgücü çok düşük,bunun minimum 49 milyon olması lazım almanyadaki gibi,buda ancak 16-66yaş arası %90lık bir işgücüne katılım oranıyla gerçekleşir,peki bu olmazsa enazından bu rakamlarda iyileşme olmazsa nolur,geçen sene asgari ücret 300$,endüşük memur maaşı 600$dı,bugün 250$-500$sa bu rakamlar,yarın 200$-350$olur 1sene içinde,3-5 sene sonra 30$-60$ olur burakamlar,1995teki çini hatırlayın,günde 1dolara çalışıyorlar yaw diye dalga geçmiyormuyduk,ozaman öyleydi,ne oldu çin çalıştı,üretti,gelişti.bugün çinde asgari ücret dolar bazında türkiyeden yüksektir..berat hocanın ropörtajlarında rekabetçi kurla aslında kastedilen tamda bu,herkes çalışmazsa,az sayıda çalışan da düşük ücretle çalışmak zorunda kalmaya devam edecek,herkes çalışırsa zenginlik katma değer yaratılır,ve hemen olmasa da seneden seneye ücretlerde dolar bazında artar,kapitalist sistem özetle budur,anlamıyorum insanlar neden halâ anlamak istemiyorlar bunu..

      Sil
    4. Sayın Anonim 18:46,

      Aceleyle yazarken, virgüllerinizi noktalarınızı birbirine karıştırmışsınız. Yine de ne demek istediğiniz anlaşılıyor.

      Analiziniz yanlış!

      Türkiye'de "asgari ücret"le bile olsa, iş bulmak (ve iş & istihdam yaratmak) zor. Siz burayı atlamışsınız, gitmişsiniz Çin'in 1995'teki hâlini örnek vermişsiniz.

      Bir ülkede "herkes"in çalışması diye bir şey olmaz! Mutlaka bir miktar işsizlik olur, doğanın (ve iktisadın) kanunu bu.

      Türkiye'de ise hem doğa kanunlarına aykırı, hem iktisat bilimiyle uyumlu olmayacak şekilde yüksek bir işsizlik var!

      Mevcut asgari ücretin seviyesinden bile Türkiye'deki şirketler şikayetçiyken, siz "herkes"in asgari ücretle çalışması gerektiği gibi bir garabet yazmışsınız, yanlışınızı pekiştirmişsiniz.

      Türkiye'nin her şeyden evvel, devasa boyutta "siyasi yönetim" sorunu var. Buradaki tıkanıklık ekonomiyi de boğuyor.

      Konu hakkında detaylı analizler için; Mahfi Bey'in meslektaşı iktisatçı Doç. Dr. Ümit Akçay'in "birikimli kriz" uyarısını ve blogundaki yazıları okumanız önerilir:

      https://kriznotlari.blogspot.com/

      Sil
  51. Mahfi bey twitterda yazdıklarınız altına bazen 1500-3000 tane soru-yorum geliyor. Bunların genellikle 3'ünü (bazen 5'ini) yanıtlayıp geçiyorsunuz.

    Niçin 3000 sorunun hepsini yanıtlamıyorsunuz Mahfi bey, mağdur etmiş olmuyor musunuz?

    Her tweetiniz altına yazılanların hepsini yanıtlamanız gerekmez mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam 1635,

      Yazı altında cevap bekleyenler birer dakikalık cevap başına 50 TL ile 75 TL arasında para ödesinler. O zaman hem soru kalitesi artar hem sayısı azalır. Böylece kimse mağdur olmaz, hoca da zamanının az da olsa bir karşılığını alır. Ne dersiniz?

      D!NWNf3`5rM*+@c!

      Sil
  52. hocam moddys in dediği "sert" devaluasyon ihtimali nedir sizce?kurun bir gün içinde atıyorum 8den 9,5a çıkmasımıdır,yoksa 2018agustostaki gibi birgün %3-4 çıkıp ertesi gün %0,5-1düşerek düzeltme yapmasıyla 20-25 gün içinde 8den 11-12 ye gitmesimidir?bunu şunun için soruyorum birincisi paniktir,biz yatırımcıların yapacağı bişey olmaz dövizde kalmaktan başka..ikincisi ise forex piyasasına bahar gelmesidir,alım satım yapmak için iyidir..bana bu sefer içimde birincisi geliyor gibi bir his var hocam,s&p-fitch not indirimleriyle gelirse birde..ikisinden de indirim bekleniyor zaten,sebebi şu anda bize verdikleri notlar cds imizle uyumlu değil..cds i bizim yarımızdan az olan güney afrikanın notları bizden düşük..

    YanıtlayınSil
  53. "Ben hep 50 liralık alış-veriş yaptığım için, Dolar-Molar beni ilgilendirmiyor" diyenlerin sesi, kur yükselince az çıkar oldu!

    YanıtlayınSil
  54. CDS

    Başarılarının devamını diliyoruz.

    1. Venezuela
    2. Arjantin
    3. Türkiye
    4. Ukrayna
    5. Pakistan
    6. Mısır
    7. Güney Afrika

    YanıtlayınSil
  55. Merkez bankası faizi 200 baz puan arttırdı.

    Sizce çok etkili bir sonuç mu. Yoksa ne kaz yansın ne tavuk misali mi.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Alınabilen izin çerçevesinde

      Sil
    2. 10-15 güne acil toplanıp bir 1000 puan daha artırırlar, olur biter...

      Sil
    3. Ufak ufak mesuliyetli.

      Sil
    4. Çok erken olur o da. Kış çetin geçecek biliyoruz da. O kadar da değil daha. Son zamanlar... Gecikmeli gidiyoruz yine 2018 gibi... usd9 olmadan o dediğiniz olmaz.

      Sil
  56. Mahfi bey beni yanlış anlamayın ama siz iktisatçıların sık dile getirdiği "yapısal reform" terimindeki "yapısal" kelimesi; Türkiye'de eğitimli/eğitimsiz farketmez, pek çok kişi tarafından yanlış anlaşılıyor.

    Türkiye'de "yapısal" kelimesini kullanınca; genellikle, "zemin, yer" anlaşılıyor, ve zeminin üzerine inşa edilen türlü türlü binalar anlaşılıyor. Dönüyoruz dolaşıyoruz, yine "inşaat"a ulaşıyoruz!

    "Siz iktisatçılar; en baştan bu terimi kullanmayacaktınız, başka bir kelime bulacaktınız." demiyorum size elbette.

    Sanırım, kültürümüze-davranışlarımıza işleyen "yapı(sal)" kelimesi ile iktisatta kullanılan terim arasında epey bir uyuşmazlık var.

    Ne dersiniz Mahfi bey?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Okumayan insana sadece reform da deseniz anlamayacaktır merak etmeyin.

      Sil
  57. merkez bankasının faiz kararından çok açıklamalarına dikkat ettim. enflasyonda beklenilen seviyelerin üzerinde güçlü artış eğilimi var denildi. yani bu da merkez bankasının enflasyon üzerinde talepten ziyade kur baskılarının daha güçlü olduğunu gördüğü yani kur ila enflasyon arasında güçlü bir geçirgenlik olduğunu kabul etmiş olduğu görünüyor. özellikle parasal sıkılaşmanın ayarlanacağı mesajı da önemliydi. tabi bu açıklamaların temelinde döviz rezervinin fazlasıyla erimiş olmasının büyük etkisi vardır. yani atacak kurşun kalmayınca mali tamponlar fazlasıyla zayıflayınca tek silah olan faize sarılmaya başladılar. ayrıca aşırı artmış olan kredi büyümesini de dizginlemek ve ekonomiyi biraz soğutmak için de faiz artırımı yapıldı. malum kredi genişlemesi direkt cari açığı ve tasarruf açığını büyütüyor. 3.çeyrekte büyümede güçlü ivmelenme oldu ama türkiyenin yapısal stoku maalesef böyle ivmelenmeleri zamanla kırılgan alanlardaki hassasiyeti de artırıyor. kaldı ki yüksek seyreden kurlara karşın cari açık ve dış ticaret açığı artıyor. oysa ne kadar kredi genişlemeleri de yapılsa 15 yıl öncesinde türkiye yüksek kur konjonktüründe kolay kolay cari açık vermez genelde cari fazla verirdi. fakat üretimde dışa bağımlılık iyice artırıldığı için yüksek kurlar olsa da dış açık veriyoruz ve cari denge de bozuluyor. 200 baz faiz artırımı esasen yetersizdir ancak merkez bankasının en azından faiz artırma iradesini izinle de olsa artırmış olması piyasayla fazla inatlaşmanın büyük zarar getireceğini kabul etmiş olabileceklerini gösteriyor belki de. ancak reel faiz hala negatif fazda olduğu için bir süre dövizde sakinlik sağlansa da uzun sürmeyecektir bu sakinleşme. kim bilir belki de birileri faizin sebep enflasyonun sonuç olmadığı tersine enflasyonun sebep faizi sonuç olduğunu öğrenmiştir. ancak para politikaları sadece zaman kazandırır. kırılganlıkları azaltmak için sorunları belirlemek için sorunlar net şekilde belirlenmiş ise çözüm üretmek için zaman kazandırır. aksi halde bir müddet sonra yine yeniden belki de daha fazla faiz artırımları gerekebilir. özellikle ekim-kasım ayları yoğun olmak üzere aralık ayında dış finansal yükümlülüklerin itfası takvimi sıkılaşıyor. ve böyle dönemlerde kırılganlığı yüksek olan ekonomilere yönelik olarak finansal piyasalardaki köpekbalıkları spekülatif saldırıya geçip kurları süratle yukarıya çıkarıp büyük dalgalanmalar yaratabiliyorlar. şöyle düşünelim: finansal piyasalar büyük bir okyanustur. bilirsiniz köpekbalıkları kan kokusunu ta 10 km öteden bile alabiliyorlar. burada kan elbette ki yüksek kırılganlıkları olup da yani mali çatlakları olan ve buradan sermaye kaybı yaşanması durumudur. işte bunu koklayan spekülatörler hızla saldırıya geçebilirler. sonbahar ve kış başı bu bakımdan oldukça riskli görünüyor derim . hocam bu hususta bir şeyler yazmak ister misiniz?.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Finansal piyasalarda köpek balıkları değil, nasıl para kazanacağını bilen homo sapiens sapiens bulunur. Bunlar aptal ama patolojik narsist yöneticiler tarafından yönetilen ülkeleri özellikle tercih ederler. Soyulmak istemeyen milletler bu nedenle akıllı yöneticiler seçerler ki salakça kararlarla ülkelerinin soyulmasının yolu açılmasın...

      Sil
  58. az önceki yazımın devamıdır: bu arada cumhurbaşkanının uzun zaman sonra merkezin para politikası kurulu öncesinde konuşma yapmamış olması ve ayrıca dolar kurunun bugün saat 14:00 a kadar 7.70 in üzerine çıkmaması faizin yükseltileceği düşüncesini doğurmuştu bende. tahminim doğru çıktı ama açıkçası ben 100-150 baz puan artış bekliyordum yani politika faizini çift haneye çıkarmaz diyordum biraz şaşırttı merkez bankası beni.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ama ateş bacayı sarınca işler biraz değişti.

      Sil
  59. Hocam ben 2004den beri Berlinde yasayan Almanyada Alman devlet kurumunda calisan bos zamanlarinda da stand-upculuk yapan biriyim. Burda Almanyada cok uzun suredir faizler dusuk sizce bu ileride ekonomide bir sikintiya neden olabilir mi?

    Safak Salda

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Şafak Bey,

      YouTube kanalınızın takipçilerinden biriyim. Özellikle röportaj serilerinizi çok beğendiğimi belirtmek isterim.

      Sorunuzun cevabına gelince:

      Yıllardır Almanya'da yaşadığınızı yazmışsınız. (Sizi videolarınızdan tanıyanlar, bunu zaten biliyordu ;-) Bu nedenle, Alman ekonomisi ile başka ülke ekonomilerini kıyaslayacak kadar tecrübeli olduğunuzu varsayıyorum.

      "Ekonomi"yi (bir bütün olarak) lokomotif ve peşine sıralanmış vagonlar olarak düşünürsek; Alman ekonomisi, "ihracat"ın lokomotif olduğu bir ekonomidir. Yıllardır böyle. (Türkiye ekonomisi ise, "ithalat"ın lokomotif olduğu bir ülke.)

      Sürekli inovasyon yaptıkları, ve bu inovasyon sonucunda ortaya çıkan ürünleri ihraç edebildikleri için; Alman ekonomisinin sırtı yere kolay kolay gelmez. Bazen sendelediği olur, ama yıkılmaz.

      Alman siyasetindeki aktörler, sık sık basında, sık sık twitter'da (ve benzeri platformlarda); Alman ekonomisindeki kurumları ve bu kurumlardaki liyakat sahibi yöneticileri "yönlendirerek", "hizaya sokarak", "eleştiri adı altında sopa göstererek" davranmadığı için, 'Deutsche Bundesbank' faizi arttırsa da arttırmasa da, Alman ekonomisi ve EURO'nın diğer para birimlerine göre değeri büyük çalkantılar yaşamıyor.

      Çünkü Alman siyasetçilerin çok büyük bir bölümü biliyor ki; "ekonomi" bir bilimdir, ve ekonomiden sorumlu kurumlar liyakatlı bir şekilde yönetiliyorsa, faiz politikasında alınan kararlar, ekonominin genelinde şoklar yaratmıyor. İşte bu sebeple; şu an Almanya'da faizler düşük seviyede devam etse bile, ileride artma eğilimine girdiğinde, bu, yine beklentiler doğrultusunda olur. Yani Alman ekonomisi; şok üstüne sok yaşamaz, sarsıntıya girmez.

      Şu an Almanya'da faizlerin düşük seviyede olmasının sebebi, hem iç hem dış yatırımcıların Almanya'da yatırım yapmalarını daha da cazibeli hâle getirmek. Pandemi öncesinde zaten var olan ticaret hacmindeki daralma, pandeminin başlaması ile birlikte katmerlenerek arttı. Şu an Alman ekonomisindeki oyuncular, faizleri yükselterek; halihazırda yavaşlamış olan ticari aktiviteyi daha da yavaşlatmak istemez, rasyonel değil.

      Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki; Türkiye siyasetinde ve ekonomisinde pek çok oyuncu, "rasyonel" düşünmeyi, davranmayı çoktan bıraktı.

      Saygılar,

      Mahfi Bey'in bir takipçisi

      Sil
    2. Sagolun tesekkur ederim. Videolarimi ve soylesi-roportaj serilerimi begendiginiz icin ayrica tesekkur ederim. Ben ekonomiden cok fazla anlamiyorum o nedenle sordum. Bu aksam ve ya yarin aksam isten firsat bulursam sayet yeni bir video koyacagim.

      Takipte kalin
      Sevgiler
      Safak Salda

      Sil
    3. Adam standupculuk yapıyorum diyor, diğeride ciddi ciddi alman ekonomisi neden sıkıntıya
      girmez onu açıklıyor. :DD

      Sil
    4. Selam Safak Salda

      Alman ekonomisi düşük faiz ile şu hatayı yaptı.

      Aşırı yüksek ihracat yapan eski dev firmaları ve eski tarz üretim yapan kartellerin sermaye erişimini kolaylaştırdı, bunun karşılığında yenilikçi ve gelişimci firmaları kredi kapsamı dışına aldı.

      ilk başta artan ihracat siyasetçinin hoşuna gider, gitti de, geçmişin devleri üzerinde büyüyen bir ekonomi siyasi oyun alanı da açtı. Alman burjuvasinin de işine geldi.

      Bu firmalar sürekli ucuz kredi bulacaklarını bilerek verimli yatırımlarını ötelediler, bunun yanında, ekonomi de katma değeri yükseltecek yenilikçi firmalarında büyümesine engel oldular.

      Şimdi gelinen noktada Alman ekonomisi iyidir, ama sırasını Çin e kaybetmiştir.
      Otomotivde bir numara iken önce iki, şimdi de üç numaraya düşme riskine girdi.
      Silah sanayisinde motorları iyi iken, yeni teknolojiler ile birleştiremedi.

      Bankacılıkta, Deutche Bank diğer bankaları ezdi, ucuz krediye erişimin rahatlığı ile büyüdü, şimdi sorunlu krediler başına bela oldu.

      Günümüzün popüler Kovid gibi bir konusunda da aşı geliştirmekte yarışta geri kaldılar.

      Almanya da yaşamadım. Ben Almanya dan göç eden çok kişi ile tanıştım. Onlar da şikayetçiler. Eski kalıp firmalarda yükselme imkanları azalmış, yeni öğrendiklerini uygulayabilecekleri firma bulamıyorlar.

      Tabi yukardaki arkadaşın sözlerinde haklılık payı var ama yukardaki arkadaş Almanyayı türkiye ile kıyaslıyor. Almanları, Japonya, Güney Kore ve Çin ile kıyaslamak gerekir.

      Bir de oldu olası, ne kadar çaba sarfeder ise sarfetsin, iş dünyasındaki ırkçılığı hala kıramadı. Kırabilecek gibi durmuyor. Doğası gereği göç alıyor, ırkçı söylemlerin artmasına sebep oluyor. bir şekilde toplumun o ırkçı kökenini bitiremedi.

      p/WRh#@M,5pEGZ#

      Sil
    5. 25 Eylül 04:13 Ortak standartlara sahip olmayan yapıların karşılaştırılması anlamsızdır,Almanların kıyaslanacağı ekonmiler Çin veya Japonya değil,İngiltere ve Fransa dır.

      Sil
    6. Sayın Anonim (25 Eylül 2020 04:13)

      Almanya ile Çin ekonomisi, sadece belirli kıstaslar içinde kıyaslanabilir. Daha ötesi olamaz. Çünkü, Almanya (tartışılır da olsa) demokrasi ile yönetilen bir ülke, hem kamu hem özel sektör "şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesi"ni benimsemiş. Bunları ne kadar uyguladıkları tartışılır elbette, ama hiç olmadığını söyleyemeyiz.

      Çin'e (ve uydusu olan pek çok ülkeye) bakarsanız; "demokrasi"den, "şeffaflık"tan ve "hesap verebilirlik"ten hiç bahsedemeyiz. Bu durum, tartışma başlatmaya gerek olmayacak kadar kesin.

      Vaziyet böyle olunca; Almanya ve Çin ekonomisini, spesifik olarak belirlenmiş parametreler içinde kalarak kıyaslayabiliriz. Daha fazlasını yapmaya çalışmak, analizin yanlış sonuçlar vermesine yol açar.

      Sil
  60. Mahfi hocam benim youtube adresim var ona abone olursaniz benim icin buyuk seref olur.

    https://www.youtube.com/channel/UC6CaxYnpYuh1nKfCql2eX8w

    Sayglarimla
    Safak Salda

    YanıtlayınSil
  61. merkezin faiz artırımı yerinde bir karar ancak yeterli midir?. elbetteki hayır!. sebeplerine gelince; herşeyden önce bu karar biraz geç alınmış bir karardır. zira yaz dönemi gibi enflasyon üzerinde en olumlu etkiyi yapan mevsimsel döneme rağmen enflasyonda gevşeme yaşanmadı.üzerine bir de gereğinden fazla kredi genişlemesi ki resmi enflasyon oranının çok üzerinde oranda bu genişleme yapıldı bunun tüketimi artıracağı dolayısıyla ithalatı dolayısıyla cari açığı ve paralel olarak da kur artışını getireceği aşikardı. özellikle de kur ile enflasyon arasındaki yüksek geçişkenlik de göz önünde bulundurulursa neden faiz artırımında biraz geç alındığı daha iyi anlaşılır sanırım. ayrıca 200 baz puanlık artış yeterli mi derseniz cevabım yetersiz olur. çünkü hala negatif reel faiz sunuyoruz piyasaya. üstelik para politikasında faiz dışında bir silahımız kalmış gibi de görünmüyorken!. ancak merkez bankası galiba bu silahı da hızlı kullanarak bitirmek istemiyor. hoş satacak döviz kalsaydı yine faiz artırmazdı muhtemelen. mecburiyet diyelim. ancak 200 baz puan artışı sert bir sıkılaşma değildir. kredi hızı yavaşlayabilir.ki zaten son bir aydır kredi tabanı büyümesinde yavaşlama dikkat çekicidir bunu biraz daha hızlandıracaktır. zaten merkez bankasının da satır aralarında sık sık cari dengenin durumuna vurgu yapması boşuna değildir. ödemeler dengesine yönelik artan piyasa endişelerinin merkez de farkında!. artık olumlu mevsimsel etki de bittiğine göre ve kurun yansımaları da başlayacağına göre son çeyrekte enflasyondaki yükseliş trendi artmış olacaktır. bu yüzden faiz artışının kur üzerindeki etkisi çok sınırlı kalabilir. fakat daha sert bir faiz artışı merkezin çok daha kararlı görünmesini ve piyasaya da güçlü mesaj vermesini sağlayabilirdi. bu yapılmadı. ekonomiye faiz şoku vermek istemedi merkez bankası ancak ileride bir kur şoku olması durumunda verilecek faiz şoku daha fazla zarar verir ekonomiye. çünkü kur şokuna faiz şoku da eklenmiş olacaktır. ben naçizane bu faiz artışına karşın cari açığın istenilen ölçüde düşeceğini düşünmüyorum. 2018 ağustos ayındakine benzer kur şoku olmadan cari açık kolay kolay cari fazlaya dönüşmez derim. çünkü ithalata aşırı bağımlılık var. merkez ekonomiyi hızlı soğutmak istemiyor bu net. ama ekonomi 3.çeyrek fazla ısındı yavaş hareket ederse enflasyon iyice kontrolden çıkabilir. kaldı ki kredilerin büyük kısmının sabit sermaye yatırımı yerine tüketime mobilize olmuş olması yatırıma dayalı değil tüketime dayalı büyüme olduğunu gösteriyor ki bu da enflasyonun ciddi ivmelenme gösterebileceğini ortaya koyuyor. bir de tabi kredi genişlemesi faiz duyarlılığını da artırıyor. bu da faiz artırım düzeyini kısıtlayıcı etki yapıyor. nitekim batık kredi hacmi iyice artabilir. ki bankacılık sistemini daha riskli hale getirebilir bu durum. tabi merkez bu kararın ardından gözlem yapacaktır. merak ettiğim enflasyon artışı güçlendiğinde tekrar faiz yükseltecek mi?. bekleyip göreceğiz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bekle görün zamanı değil aksiyon almak lazım.

      Sil
  62. hocam bddk, swap işlemlerinde çeşitli vadelerdeki işlemlere yönelik limit artırımlarına gitti. bunu yaparak merkez bankasının ve bankaların swap yapma imkanlarını mı artırmış oluyor. yoksa tersine kısıtlamaya mı gitti. ben swap yapma olanağını artırdı diye yorumladım tl faizin artırılmasından sonra böyle bir karar alınması böyle düşünmeme neden oldu hocam. ne dersiniz hocam?.

    YanıtlayınSil
  63. Hocam ekonomiyi yeni yeni öğrenmeye başlayan birisi olarak benim anlamadığım kısım şudur: (YP Mevduat / Toplam Mevduat) oranı artınca dolarizasyon neden artmaktadır? YP Mevduatının artması ülkedeki döviz miktarını artırmaz mı? Dolayısıyla da döviz kurunu düşürmez mi? YP Mevduat artınca neden insanlar dolar almaya başlıyor? Bunu açıklayabilirseniz çok memnun olurum. Teşekkürler.

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...