2 Eylül 2020 Çarşamba

Türkiye İçin Yapısal Reformlar El Kitabı

Yapısal Değişim ve Yapısal Reform
Yapısal reform deyimine farklı anlamlar veriliyor. Her şeyden önce yapısal reform bir yapısal değişimi, dönüşümü içeren bir kavram. O nedenle bu iki kavramı ele alarak başlayalım.

Yapısal değişim; bir ekonomide tarımdan sanayiye ve oradan da hizmetler sektörüne geçişi ifade eden ve genellikle kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu. Toplumlar geliştikçe, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretim ekonomideki ağırlığını kaybediyor ve onun yerine üretimin ağırlığı sanayiye ve hizmetlere kayıyor. Türkiye’de 1923 – 2019 arasında yaşanan yapısal değişimi (bazıları yapısal dönüşüm diye adlandırıyor) aşağıdaki tablo özetliyor (Kaynak: TÜİK: İstatistik Göstergeler 1923 – 2013 ve TÜİK Dönemsel GSYH Bültenleri.)

GSYH’deki Paylar (%)
1923
2019
Değişim
Tarım Sektörü
37,3
6,4
-83
Sanayi Sektörü (İnşaat dahil)
12,2
27,2
123
Hizmetler Sektörü
46,2
56,5
22
Ürün Üzerindeki Vergiler eksi Sübvansiyonlar
4,3
9,9
130

Tablodan görüleceği gibi tarım sektörü yıllar içinde GSYH (bir başka deyişle toplam üretim) içindeki ağırlığını kaybetmiş ve GSYH’ye katkısı hızla azalmıştır. Buna karşılık sanayi sektörü ve hizmetler sektörünün katkılarında ciddi artışlar ortaya çıkmıştır. İşte bu dönüşüm yapısal değişimi ifade ediyor.

Yapısal reform; bir sistemin daha verimli çalışabilmesi ve şoklara karşı daha dayanıklı hale getirilebilmesi için o sistemin yeniden yapılandırılması olarak tanımlanabilir. Diyelim ki bir ülkede vergi sistemi ağırlıklı olarak dolaylı vergilere dayanıyor olsun. Dolaylı vergiler kişiye göre farklılaştırılamadığı için zengin de fakir de aynı vergi yüküyle karşılaşır. Örneğin bir içeceğin KDV oranı yüzde 18 ise bu oran bu içeceği satın alan en zengin kişi için de en fakir kişi için de aynıdır. Dolayısıyla bu vergi gelir dağılımını düzeltici yönde değil tam tersine gelir dağılımını bozucu yönde etki yaratır. Oysa gelir vergisi, gelir tutarı arttıkça yükselen tarifeye sahiptir (müterakki tarife.) Bu durumda yüksek gelirliden fazla düşük gelirliden az alınmak suretiyle gelir dağılımını düzeltici etki yaratır. Bu durumda bu ülkede gelir dağılımını düzeltmek amacıyla yapılacak ilk şey dolaysız ve dolaylı vergiler arasındaki ağırlık farkını dolaysız vergiler yönünde değiştirmekle başlar. Burada bir yapı değişikliği yapıldığı için bu düzenleme yapısal reformun örneği olarak gösterilebilir. 

Yapısal reformlar, farklı bir biçimde de tanımlanabilir. Bir ekonominin, içinde yaşadığı ekonomik sisteme, çevreye ve çerçeveye uyumlu hale getirilerek o sistem içinde daha uyumlu çalışmasının sağlanması için atılması gereken adımlara yapısal reformlar diyebiliriz. Atılması gereken adımlar yalnız ekonomik konularla sınırlı değildir. Ekonomiyi yakından ilgilendiren ve etkileyen siyasal sistem, yargı sistemi, eğitim sistemi hep birer yapısal reform alanıdır. Demokratik, kapitalist ve dışa açık bir sistem içinde yer alan bir ekonominin bu sistemin koşullarına ve çerçevesine uyması gerekir. 

IMF’nin Yapısal Reform Tanımıyla Benimki Aynı Değil
Yapısal reform deyimini ilk kullananlardan ya da belki daha doğru ifadeyle tanıtanlardan birisi IMF’dir. IMF, kendisinden finansal destek isteyen ya da danışmanlık alan gelişmekte olan ülkelere sürekli olarak yapısal reform önerisinde bulundu ve birlikte bir program uygulamaları halinde de bu reformları o programın koşulları haline getirdi. Örneğin Türkiye’de uygulanan son IMF programının yapısal reform koşullarından birisi bankacılık reformuydu. Ve Türkiye bu reformu uyguladı. Pek çok ülkede sosyal güvenlik sisteminin düzeltilmesi, ücretlerin sınırlandırılması gibi konuları yapısal reform olarak önerdi. O nedenle de yapısal reform deyimi geniş kitlelerce sevilmeyen bir ifade haline geldi.

Benim yapısal reform deyiminden anladığım ve bu deyimi kullanarak anlatmak istediğim şey farklı. Ve bana göre doğrusu da bu. Ben yapısal reform dendiğinde yalnızca ekonomi alanında atılması gereken adımları değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünün, düşünce ve ifade özgürlüğünün, bilimsel bir eğitim sisteminin yaşama geçirilmesi için atılması gereken adımları anlıyorum. Oysa bunlar IMF’nin ajandasında yer almaz. Bunda IMF’nin kabahati yok. Çünkü onun misyonunda ülkelere bu tür siyasal ve sosyal konularda öneri getirmek gibi bir tanımlama bulunmuyor. O nedenle IMF ile aynı kavramı kullansak da benim yapısal reformlardan anladığım çerçeve oldukça farklıdır.

Türkiye’nin İhtiyacı Olan Yapısal Reformların En Önemlileri
Türkiye’nin ihtiyacı olan yapısal reformlar üç ana başlıkta toplanabilir: Siyasal reformlar, sosyal reformlar, ekonomik reformlar. Bunlardan en önemli gördüklerimi alt başlıklar halinde açıklayayım.

Siyasal reformlar
1. Anayasa değişikliği: Türkiye’nin siyasal alanda yapması gereken yapısal reformlar anayasa değişikliği ile başlayarak demokrasiyi, özgürlüğü, düşünce özgürlüğünü, hoşgörüyü, kişi haklarının korunmasını, kadın erkek eşitliğini en üst düzeye çıkaracak ve kısıtlamaları savaş hali gibi çok zorunlu hallerle sınırlı tutacak düzenlemeleri getirmek gerekiyor. Anayasa, yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrımını tam olarak ve kesinlikle geri dönüşemez biçimde vurgulamalı, erklerden birinin ötekine üstünlüğünü önleyecek bir yapıda olmalıdır.
2. Seçim sisteminin ve siyasal partiler sisteminin düzenlenmesi: Yurttaşların kullandığı oyların yok sayılmaması için seçim sisteminde baraj uygulamasının kaldırılması şart görünüyor. Siyasal partiler kanununda paralel değişiklikler yapılması, milletvekilliğinin (en fazla iki kez seçilmek gibi) süre sınırlandırılmasına tabi tutulması, lider egemenliğini ve milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıracak düzenlemelerin yapılması gibi birçok konu bu çerçevede sayılabilir.

Sosyal reformlar
1. Hukukun üstünlüğü: Hâkim ve Savcıların siyasal iktidar dışında kendi mesleki sınırları çerçevesinde kendileri tarafından seçilen bir Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından atanmaları, terfileri sağlanabilirse bu alandaki tartışmalar önemli ölçüde sonlanır. Hukukun devletin en üst kademesinden vatandaşa kadar herkese eşit şekilde uygulanması sağlanamazsa, adalet tarafsız olmazsa öteki yapısal reformlar yürütülemez.
2. Eğitim sisteminin bilimsel temele oturtulması: Bugünkü eğitim sisteminin köklü olarak değiştirilmesi ve eğitimde tümüyle bilimin egemen kılınması tek çıkış yolu olarak görünüyor. Türkiye ne yazık ki bu alanda 30 – 40 yıl öncesine göre çok daha geriye gitmiş bulunuyor. Eğitim sisteminde 30 – 40 yıl önceki sisteme geri dönsek ve o sistemi günün koşullarına göre revize etsek, o sisteme sorgulayıcılık, analitik düşünmeye yöneltme gibi unsurlar ekleyebilsek bu alanda yapısal reform yapmış sayılabiliriz.

Ekonomik reformlar
1. Kamu harcamalarında israfa son verilmesi: Kamu kesiminde israfın yüksek olduğu hemen her alanda açık ve net olarak görülüyor. Uçaklar, lüks arabalar, lüks binalar, gereksiz harcamalardan vazgeçilmelidir. Bu harcamalardan çok büyük tasarruflar sağlanamayacak olsa bile bunlar halkın gözünde sembolik etkiler yaratan harcamalardır. O nedenle bunların sınırlandırılması reformlar için başlangıç adımı olabilir. Tasarruf itibar getirir.
2. Büyümenin ithalâta bağımlı yapıdan kurtarılması ve cari açığın düşürülmesi: Türkiye, 2000’lere kadar bütçe açığını, 2000’ler sonrasında ise cari açığı itici güç olarak kullanmış ve bu itici güçle büyümüştür. Yani açık vermeden büyüyemeyen bir ekonomi görünümündedir. Bu görünümden kurtulmak yani açık vermeden büyüyebilmek için iki yol var: İç tasarrufları artırmak veya üretimin ithalâta dayalı yapısını yerli girdilere yöneltmek. Her ikisi de zaman alıcı ve biraz can acıtıcı önlemleri gerektirse de tıpkı deprem önlemi gibi mutlaka yapılması gereken şeylerdir. Eğer bu iki önlem alınıp da yapısal reform yapılamıyorsa o zaman tek çare büyüme hızını potansiyel büyüme düzeyi olan yüzde 5’lere düşürmektir. Demek ki bu alanda yapısal reform yapamamanın maliyeti daha yavaş büyümek olacaktır. Bunun maliyeti ise işsizliğin düşürülememesinden başlayan birçok başka sorun olarak karşımıza çıkacaktır. Bu konuda iki önlem söz konusudur. İlki kısa vadede kanamayı durdurmak için ithalatı pahalı hale getirecek kur artışı, ikincisi de faiz artışıdır. Bunlar yapısal reform değildir. Çünkü yapısal reform kalıcı düzeltme sağlayacak önlemlerle yapılır, oysa kurların yükselmesi yoluyla ihracatın artması ve ithalatın düşmesi sonucunda ortaya çıkacak cari açık düşüşü geçici düzeltme sağlar. Yani yapıdaki eksikliği, yanlışları kalıcı olarak düzeltemez. Bu eksikleri düzeltmek için ithal mallarından içeride de üretilmesi mümkün olanları teşvik ederek dışarıya ödenecek dövizi azaltmak yoluna gidilmesi gerekir. O nedenle ben bu alanda ‘kısmi ve geçici ithal ikamesi’ yaklaşımını ortaya atmıştım. Bu yaklaşımı ithal mallarından burada da aynı fiyata üretilebilecek olanları geçici süreyle teşvik ederek maliyetini düşürmek şeklinde özetleyebilirim. Bunu yapabilmek için öncelikle sanayi ürünlerinin envanterini çıkararak maliyet, vergi, satış fiyatını sıralamak, sonra bunları dünya fiyatlarıyla kıyaslamak ve hangilerinde teşvik yapılacağını belirlemek gerekir. Bu yolla cari açığı düşürmek mümkün olabilir. Buradaki kritik nokta fiyat olarak rekabet edemeyeceğimiz ürünleri burada üretmeye kalkışarak kaynak tahsisinin bozulmasına yol açmamaktır.
3. Bütçe gelirlerinin konjonktürel etkilerden mümkün olduğunca arındırılması: Bu konuda atılması gereken ilk adım vergi sisteminin KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilere dayalı olmaktan çıkarılmasıdır. Vergi sisteminin, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi dolaylı vergilerle gelir ve kurumlar vergisi gibi dolaysız vergiler arasında dengeli ağırlıkları içeren bir yapıya dönüştürülmesi gereklidir. Bu değişiklik öncelikle adil bir vergilemenin yerleştirilebilmesi için gereklidir. Çünkü dolaylı vergiler düşük gelirliden oransal olarak daha yüksek vergi alınmasına yol açar. Bu dönüşüm ayrıca ithalât artışına bağımlı vergi geliri artışlarından uzaklaşmamızı sağlayacağı için de önemlidir. Bugünkü durumda ithalat (dolayısıyla cari açık) arttıkça vergi gelirleri de artmakta, dolayısıyla bütçe açığı azalmaktadır. Bu ikili arasındaki ters ilişkiyi mümkün olabildiğince kırmak gerekir. Bu reformun bir başka yararı da kayıt dışılığı önlemesinde ve GSYH hesaplarının gerçeği göstermesinde görülecektir.
4. Sosyal güvenlik ve sağlık reformu: Bu konu yalnızca Türkiye’nin değil birçok ülkenin sorunudur. Türkiye, birkaç kez iflas aşamasına gelmiş olan sosyal güvenlik sistemini genellikle primleri artırarak ve emeklilik yaşlarını yükselterek reforme etmiş ve sistemi yaşatmaya devam etmiştir. Bugün de bu alanda alınması gereken önlemler bulunuyor. Önümüzdeki dönemde sosyal güvenliğin sorun yaratmaması için bu alanda sürekli olarak maliyet dengelerini izlemek gerekiyor. Bu aşamada bundan daha önemlisi sağlık reformudur. Son yıllarda Türkiye bu alanda önemli gelişmeler sağlamış ve vatandaşlarının sağlık hizmetlerine ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Ne var ki her düzenleme gibi burada da sınırlar iyi belirlenemediği zaman maliyetler yüksek oluyor. İngiltere, 1980’lere girerken genel sağlık sigortası (national health service) yüzünden batmanın eşiğine gelmişti. Bizim de bu konuyu yeniden ele alıp maliyete dayalı bir sistemi hayata geçirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde bir süre sonra bütçe bu yükü taşıyamayacak hale gelebilir.
5. Enerji faturasının azaltılması için gerekli tasarruf önlemlerinin alınması: Enerjimizi dışarıdan ithal ettiğimiz için cari açığa olumsuz katkı yapan bu ithalât kalemini azaltıcı önlemleri almamız gerekiyor. Bu konuda yapılabilecek işler ötekilere göre daha sınırlı görünüyor. Petrol ve doğal gazımızın olmaması ya da ticari boyuta taşınacak düzeyde bulunmaması alternatif enerji üretimi kaynaklarına yoğunlaşmamızı gerektiriyor. Bu alanda güneş ve rüzgâr enerjisi, biyoenerji alanlarında yoğunlaşmanın yanı sıra nükleer enerjiyi de planlarımızın içinde tutmamız ve bu yolda asımlar atmamız gerekli görünüyor. Cari açığımızın çok önemli bir bölümünü enerji faturası tuttuğu için bu alanda yapılabilecek küçük düzeltmelerin bile katkısı olacağını düşünüyorum.
6. Tarım sektörü reformu: Türkiye, son 20 yılda 'tarımsal açıdan kendine yeten ekonomi' niteliğini tamamen yitirmiş durumda. Tarım alanlarımızın yok olmasına ve hayvancılığımızın yitirilmesine yol açan nedenleri ortaya koyan bir sektörel çalışma yapılmalı ve buna göre ülkenin tarımsal açıdan yeniden kendine yeterli hale gelebilmesi için gereken her türlü önlem, maliyeti ne olursa olsun alınmalıdır. 
7. Diğer sektörel reformlar: Bu noktada bankacılık reformundan reel sektöre yönelik reformlara kadar bir dizi düzenleme yapılması gerekiyor. Türkiye, 2001 krizinden sonra bankacılık sektörünü ister istemez reforme etti. Son 40 yılda yaptığımızı en önemli yapısal reform budur. Onu da kendi isteğimizle değil, kriz sonucunda zorunlu olarak yaptık. Reel sektörün de ciddi anlamda bir yapısal dönüşüme sokulması gerekiyor. Bu çerçevede son dönemde Türk Ticaret Kanunu ile atılmaya başlanan adımlar ne yazık ki daha işin başındayken budanarak birçok açıdan işlevsiz hale getirildi. Bunların yeniden ele alınması gerekiyor. Özel sektör kuruluşlarının çoğunun ticari defterleri, belgeleri, mali tabloları gerçeği yansıtmaktan uzak bulunuyor. Bu alanda bankacılıkta yapılana benzer sıkı düzenlemelerin hayata geçirilmesi zorunlu görünüyor. 
8. Kurumsal reformlar: Bu alanda atılacak ilk adım Merkez Bankası ve diğer bağımsız kurumların gerçek anlamda bağımsız hale getirilmesi için yasalarında gerekli güçlendirici düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bunlara ek olarak bazı kamu kurumlarına da bağımsızlık verilmesinin zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bugün en çok tartışılan konulardan birisi TÜİK tarafından yayınlanan istatistiklerdir. Halkın başta işsizlik ve enflasyon verileri olmak üzere TÜİK tarafından yayınlanan verilere güveni yoktur. O nedenle TÜİK’e net bir biçimde bağımsız bir statü tanınması itibar iadesi anlamında yararlı olacaktır. Vergi Müfettişlerine de bağımsız bir statü verilmesi çok önemlidir. Vergi incelemelerinin ve bunlara dayanılarak salınan ek vergi ve cezaların objektif olduğuna halkın inandırılması için bu adımın da gerekli olduğu kanısındayım.
9. Şeffaflık ve Açıklık: Türkiye'nin ciddi sorunlarından birisi sorunların tam olarak teşhis edilmesini önleyen açıklık eksikliğidir. Kamu kesiminin bütün hesapları, gelirleri, harcamaları, kararları, uygulama sonuçları mutlaka açıklanmalı ve bağımsız organlarca denetlenmelidir. Aksi taktirde sorunun ne olduğu ve nereden kaynaklandığı tam olarak görülemediği için doğru çözümler de geliştirilememektedir.  

Değerlendirme
Yukarıda değindiğim gibi yapısal reformların en önemlileri olarak düşündüklerime değindim. Bunlara eklenebilecek birçok konu var. Örneğin özelleştirme bunlardan birisidir. Üstelik özelleştirme, gelir sağlayıcı bir reform olduğu için başlangıçta gelir kaybettirici olacak olan yapısal reformlar için destek sağlayabilecek bir adımdır. Bu gelirleri, geçici ve kısmi ithal ikamesi gibi öteki yapısal reformların yaratacağı gelir kayıplarının telafisinde kullanmak mümkündür. O nedenle özelleştirme gibi geçici gelir artışı sağlayacak reformları diğerlerini yapacak zamanlara denk getirmek önemlidir. Türkiye son on yılda özelleştirmelerden 60 milyar doların üzerinde gelir sağladığı halde bu saydığım yapısal reformların hiçbirini yapmamış, yalnızca düşük gelirlilere uygun fiyatla konut sağlama yolunda TOKİ kanalıyla bazı adımlar atmıştır. Türkiye, son on yılda konjonktüre dayalı geçici önlemleri yapısal reformlara tercih etmiştir. Örneğin faizleri düşürmek ekonominin canlanmasına yol açmış ama işin temelindeki sorun çözülemediği için faizler yeniden artmış ve ekonomik büyümeyi frenlemeye başlamıştır. Kredilerin artması büyümeyi canlandırmış ama dışa bağımlılıktan kurtulamayan ekonomi, bu büyüme artışıyla cari açığını artırarak risklerini, yükseltmiştir.  

Bu kadar yıl sonra hala en temel yapısal reformları tartışıyor olmamız inanılması zor bir durumdur.


98 yorum:

  1. hocam merhaba 3 sınıf işletme öğrencisiyim. Psikoloji, sosyoloji, felsefe ve tarih gibi dallara daha fazla ilgim var. Kamu ya da özel sektörde çalışmak gibi bir hayalim yok. ilgi duyduğum alanlar hakkında araştırma yapmayı çok seviyorum. İş hayatında da bireysel olarak çalışmaktan çok zevk alacağımı düşünüyorum ama nasıl ilerlemeliyim bilmiyorum. Sizin bir öneriniz var mı? Yüksek lisansı sosyoloji alanında yapıp akademisyen olabilir miyim ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam, 1703,
      Maddi geliriniz var ise, dilini bildiğiniz batı dünyası ülkelerine gidip orada eğitim alın.

      Sil
    2. Kısacası, tüm işlerimizi objektif akılla yapmalıyız. Türk ne zaman aklın hakimiyetini kabul eder işlerimiz o zaman düzelmeye başlar.

      Sil
    3. Kamuya girmek istemiyorum diye kendinizi kisitlamyin,Turkiyedeki calisma hayati cok yipratici ve hayal kirikligi yaratici.oncelikli olarak kamuyu garantileyin sıkılirsaniz diger alternatiflere bakarsiniz.

      Sil
    4. Akademisyen olmak kamuda veya özel sektörde çalışmayı gerektirir.

      Sil
    5. Sözüm dünya üzerinde bulunan herhangi bir geri kalmış ülkeyedir:

      * Askeri güç olarak kullanmak için "cahil halk üretme taktiği" bin yıl öncesinde kullanılan geri kalmış bir yöntemdir.

      Evet o zamanların savalarında çok işe yarıyordu. Birer robota dönüştürebiliyordunuz.

      Artık bu taktiği unutun.

      Çünkü artık uzay tenolojisine girdik.

      Yeni dünyanın savaşçıları teknolojidir. Uzaydan vuruyorlar.
      Nerden geldiğini bile görmüyorsunuz.

      İçinizde "kastılı" olarak oluşturduğunuz "cahil üretme yapılarının" namlusunu size döndürecekler.

      Bunu "ANLAMANIZ" lazım.

      Sil
    6. Yüksek lisansınızı sosyoloji alanında yaparsanız, doktoranızı da davranışsal ekonomi ya da davranışsal finans alanında yapmanızı öneririm.

      Sil
  2. Hocam elinize, kaleminize sağlık...

    YanıtlayınSil
  3. hocam 31 Agustos'ta bir makale payalasip, kisa bir sure sonra sildiniz... makaleyi tekrar okumak istiyorum ne zaman geri yuklersiniz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. O makalede kullandığım verileri TÜİK sitesinden aldım. Bir süre sonra TÜİK serilerinde bir karışıklık olduğunu fark ederek okura yanlış izlenim vermemek için makaleyi yayından kaldırdım. Şimdi TÜİK'in eski ve yeni seri GSYH'yi birlikte yayınlamasını bekliyorum.

      Sil
    2. hocam ne kadar ince düşüncelisiniz. teşekkürler, ben de o yazıyı merak ediyordum

      Sil
  4. Teşekkürler hocam, eski yazılarınızı okumayıp "yapısal reform deyip duruyorsunuz, nedir bu yapısal reformlar" diye ikide bir soranlar için çok güzel bir güncelleme olmuş. Mevcut iktidarla bunların hiçbirinin yapılmayacağını, hatta tam tersinin yapılacağını ve yapılmakta olduğunu hepimiz biliyoruz ama ülkenin bu yönetim biçimiyle ve ekibiyle gidebilecek çok uzun bir yolunun kalmadığı da açık. Bundan sonra yönetime talip olacaklar bu yazıyı print edip sabah-akşam okusunlar, içselleştirebilirlerse hem kendileri, hem de bizler için çok yararlı olur bence...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Mahdut bey, kitap yazsanız alacak çok insan var, başta ben.. Sizden din tarihi ve dinler ile ilgili kitap tavsiyesi rica ediyorum. Selamlar..

      Sil
    2. Evet, genelkurmay baskanliginin laser printerleri fazla mesai yapmaya baslamislar bile.

      Sil
    3. MİG.29

      :)

      Bence o kadar uğraşmasınlar, MSB'nda bir nüsha basıp üst makama takdim etsinler, yeter...

      Sil
    4. Sayın Uncle-Benjen,

      Güzel sözleriniz için teşekkürler.

      Açıkçası ben, dinlerin ve "inanç" denen olgunun son derece gereksiz ve aynı derecede de zararlı olduğunu düşünürüm. Genelde dinlere fazla kafa yormanın, kişisel gelişim açısından boşa zaman kaybı olduğunu da 20 küsur yıl bunlara kafa patlatarak öğrendim. Bunun yanında, ülkemizdeki konjonktürde her aydının bu ülkenin baskın dini olan islâmı çok iyi bilmesi gerektiği kanısındayım. Ülkemizin bu günlere gelmesindeki en önemli etkenlerden biri, aydınlarımızın islâm konusundaki derin cehaletleri, ne olduğu ile ilgili en ufak bilgileri bulunmayan islâm'ı fikir ve inanç özgürlüğü kapsamında değerlendirmeleridir.

      Gerçek islâmın ne olduğunu öğrenmenin en bilimsel, objektif ve kestirme yolu, bu konuda müthiş eserler vermiş İlhan Arsel ve Turan Dursun'un kitaplarını okumaktır. Bu yazarların tüm kitapları bence aynı değerdedir, o nedenle size kitap ismi vermek istemem. Yazarın ismini yazıp kitaplarının içinden ilginizi çekenleri seçerek başlayabilirsiniz, bitirdiğinizde bugüne kadar nelere inandırıldığınızı öğrenip çok şaşıracağınızdan eminim.

      Ayrıca Arif Tekin'in, islâmın temel kitabı olan Kur'an'la ilgili çok güzel eserleri vardır, "Kur'an'ın tarihçesi ve yazım serüveni", "Hz.Muhammed'in hocaları" ve "Hz.Ömer'in Kur'andaki izleri" bence mutlaka okunması gereken kitaplardır.

      Bir de uyarıda bulunayım, sakın ola ki piyasada bulunan "Allah'la aldatmak" "Kur'an'la aldatmak" gibi Kur'an'ı ve islâmı şirin göstermeye çalışan, aslında başlı başına toplumu aldatmaya yönelik bir takım kitaplara kapılmayın, onları yazanlar eminim o yazdıklarına kendileri bile inanmıyorlardır.

      Sevgiler, selamlar...

      Sil
    5. Evet maalesef her yapısal reform dediğimizde bu nedir diye soran çok sayıda kişi var. 2 yılda bir yapısal reformlar rehberimi güncelleyip yeniden yazmaktan başka çare bulamıyorum.

      Sil
  5. Harika yazı olmuş Hocam. Elinize sağlık.

    YanıtlayınSil
  6. Hocam merhaba, konudan bağımsız olarak size bir soru sormak istiyorum. Türkiyede telafi edici bütçe uygulaması var mı örneklendirebilir misiniz? teşekkür ederim şimdiden cevabınız için.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Size bir şey söyleyeyim mi? Bırakın telafi edici bütçe uygulamasını Türkiye'de bir süredir bütçe uygulaması bile yok.

      Sil
  7. Eğitimdeki en büyük reform : 209 Üniversitenin 195'inin kapatılarak 14 tanesiyle lisans/ön lisans eğitimine devam edilmesidir.

    YanıtlayınSil
  8. dolaylı ve dolaysız vergilerden elde edilen gelirlerin dağılımını görebileceğimiz bir veri kaynağı var mı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu istatistikler içinden hesaplamanız gerekiyor.
      https://www.gib.gov.tr/istatistikler

      Sil
  9. tüm sorunları çözümleri ile birlikte açıklayan siz sayın hocamıza saygılarımızı iletiyoruz

    YanıtlayınSil
  10. Selam Mahfi Hocam,

    Bu yapısal reformların listesini alıp, 4 yüzyıl önce yaşamış Sultan Ahmed'e(*) götürseniz (modern dünyanın ürettikleri dışındakileri) aynen kabul ederdi, ama çare bulamazdı. Bunlar bu toprakların kadim sorunları.

    Büyük felaketler yaşayıp, yönetim kademelerindeki insanların ve düzenin tasviyesi ile değişim gelir. Osmanlı'dan sonra kurulan I.Cumhuriyet güzel başlamış, kötü bitirmiştir.
    Ülke yeniden Meşrutiyet yönetimine girmiştir. Türkiye üzerine olan tartışmalar, ülkenin Meşrutiyet olarak devam mı edeceği, yoksa normal her devletin yaşadığı sorunlarını çözemeyip, Otokrasi rejimine mi gireceğidir. Otakrasi seçeneği ağır basmaktadır.

    I. Cumhuriyet rejimi, uzun süreli ülke yönetimi ve siyasi alanda demokratik filtreleri kuramamış, batı ülkelerinin tecrübelerini aktaramamıştır, halkı tarafından değiştirilmiştir.

    Türkiye mevcut şartlarında büyük çaplı bir tasviye mümkün değildir, düzen devam edecektir.

    Türk insanının gelenek ve görenekleri, inançları modern dünya toplumlarının temel değerleri ile çelişir. Günümüzde dünyanın kabul ettiği standardlaşan toplum değerleri Türk insanının değer yargıları ile çelişmektedir. Türkiye dünya ile adapte olamaz. Bakınız, Çin ve Rusya insanları adapte olabilmektedir. Rusya'nın bugün batıya yakın şehirleri ile doğu da Çine yakın şehirlerindeki insanların değer yargıları benzerdir. Giyimleri ve tavırları, insani değerleri ortaktır. Türkiye de katman katman değerler farklılığı vardır.

    Günümüzde, en bağnaz Hint toplumlarından çıkan insanlar bile, dünya ortak değerlerini benimseyip dünya değerlerini ülkelerine aktarmak konusunda kaynak üretebilmekte, Hint köyleri bazında olumlu sonuçlar almaktadırlar. Türkiye, benzer bağları batı toplumları ile kurma becerisine kavuşamamıştır.

    Türkiye'de yapı ile ilgili reformlar yapılmayacak. Neden yapılmayacağı ve yapılamayacağı ile ilgili çok daha derin yazılar yazılır, bunları yazmak boşa zaman kaybıdır. Yazana da okuyana da getirisi yoktur.

    Türkiye'yi kendi başına bırakmak en iyisidir.

    (*) Sultan Ahmet yazmamım bir teknik sebebi var. Sultan Ahmet (ardından oğulları Murat ve İbrahim), Osman Gazi neslinden gelen son Padişahlardır. Osmanlı nesli 4. Mehmet ile yeni bir DNA zincirinden gelir. Bugün Osmanlı şehzadesiyim diye dolaşanların 4yy önce nesli bilinmeyen bir adama aittir.
    Bu bilgi doğrudur, halka henüz açılmamıştır, eğer Türk halkı bağnazlığını kırıp, Türk Tarihçilerine Vahdettin ve Osman gazi üzerine DNA testi yaptırırsa bilimsel olarak ispatlanacaktır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yukardaki yorumda, Osmanlı nesli 4. Mehmet ile yeni bir DNA zincirinden gelir. ifadesi, Osmanlı idaresindeki padişahlar olacak.

      Sultan I.(Deli) İbrahim döneminde Kösem Sultan, çocuğu olmayan padişah hanedanın devamı için padişaha çok fazla cariye sunmuş, padişah çeşitli ilaçlar aşırı zorlanmış, neticesinde hastalanmıştır. Sarayda padişah a erkek evlat vermesi için iki yüz üzerinde cariye bulundurulmuştur.

      Sonuç alınamayınca, Kösem Sultan, hanedan devamı için, cariyelerin bir kısmının saray dışından erkekler ile gizlice beraber olmalarını sağladı. Bilinen 17 tane çocuk doğdu. Bu çocuklardan 4. Mehmet tahta çıkmıştır.

      I. İbrahim den önceki padişah, 4.Murat'ın erkek çocuğu olmaması sebebi ile hanedanın geleceği üzerine derin sıkıntıları olmuştur. 4. Murat, padişahlığı döneminde kardeşi I. İbrahim 20 li yaşlarında idi ve kardeşi İbrahim'in çocuğu olmuyordu. 4. Murat ın erken ölümü ile tahta I. İbrahim 25 yaşında geçmiştir.

      Devletin bekası için 4. Murat kardeşi İbrahim yerine Kırım Hanlarından birinin de geçmesini düşünmüştür, bu konuda resmi yazışmalar yapmıştır. Divan haberlerini alan Kösem Sultan, kendi saltanatının da biteceğini bildiği için bu yol ile Osmanlı'nın devamını sağlamıştır. O dönemin teknik bilgileri çocuk ile baba arasında bilimsel sonuç bulamayacağı için hanedan 1648 yılında bitmiştir.

      4.Mehmet sonrasındaki padişahların nesli belirsizdir.

      Sil
    2. Yorumunuz mükemmel!
      Karamsar bir yaklaşım değil, sadece doğru bit tespit

      Sil
    3. Teşekkür ederim Sn Fdoğans,

      Yalan ve masalların, eski halk hikayelerinin devlet eliyle nesillere doğrular diye aktarıldığı garip bir devlet yapısı kuruldu. Halk, bin yılın masalları ile reel dünya tercihi arasında ikilemde kaldı, beyni uyuştu. İnsan kalitesi bozuldu.

      Bu tarz halkların kurduğu yapıların sürekliliği yoktur. Zamanla çöker. Türkiye'ye yazık oldu. Tahminime göre Anadolu, 25-30 seneye dağılır.

      Sil
  11. Hocam ekonomik reformlarda 2 tane 1 var.

    YanıtlayınSil
  12. Hocam yapısal reform yapabilmek için yapısalcı olmak gerekir,Türkiye siyasetinde iktidar olan son yapısalcı kimdi,biliyormusunuz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yapısal reformları yapabilmek için aydınlanmacı olmak gerekir.

      Sil
  13. Hocam yapısal reform zaten yapıldı,başkanlık rejimine geçildi.Yukarıdaki beklentileriniz bu reel politiğe uygun değil.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Reel politiğe uygun olmadığını biliyorum. Esasen reel politiğe uygun yazsam o zaman yazmama da gerek kalmazdı. Benim yazdığım ideal politiğe uygun.
      Yapısal reformlar zaten yapıldı derken haklısınız. Herkesin yapısal reform anlayışı farklı. Ne var ki bir toplumu ileriye götürebilmenin yolu bir tane: O da hukukun üstünlüğü, güçler ayrımı, düşünce özgürlüğünden geçen aydınlanma yolu.

      Sil
  14. Hocam kaldırdığınız yazınızı güncelleyecekmisiniz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. TÜİK'in veri karmaşasını düzeltmesini bekliyorum.

      Sil
  15. Hocam 0 verdim. Olabilirliğine 0 verdim. Çünkü bu iktidarı getiren kimseler, oy tabanı bunu istemez, böyle bir talebi yoktur. O kitlenin kısa vadeli ihtiyacı çok farklı. Oysa hepimizin ihtiyacı uzun dönemde yapısal reformlar idi. İktidar da anketlere bakarak iş yaptığı için yapmaz. Yapsaydı 19 sene içinde bir miktar da olsa yapardı. Yapılan şey içeride para yoksa özel sektör vasıtasıyla dışarıdan çok çok borç al, bunu da vatandaşların gözüne sokmak için inşaat yap şeklinde oldu. IMF borcu tamam azaldı ama her halükarda dış borç, net uluslararası yükümlülükler bakımından çok arttı. Herşeye belediyecelik gözünden baktıkları için eksiklikleri çok oluyor. Sosyal (toplumdaki bölünmüşlük, sosyal hakların geriye gitmesi, boyumuzdan büyük göç'e izin verme, bu kişileri Avrupa ile paylaşamama, AB üyeliği hedefinden fiilen uzaklaşma), siyasal (kutuplaşma, dini semboller, aynı kişinin sürekli iktidarda kalmasını sağlayan kanunlar, Osmanlı hamaseti, cumhuriyet değerlerinden uzaklaşma, parlamenter sistemi bırakma, başkanlık sisteminin ABD'deki gibi kesin güçler ayrımına dayanmaması ve balance and check noktalarının olmaması, yeni sistemin daha çok Arap şeyhliklerine benzemesi, kararın bir yerden çıkması ve tüm güçleri etkilemesi), hukuki (hukuka güvenin bayağı bir azalması, yargıçların bağımsızlığı, seçimlerin tekrarlanması), askeri (fetö olayı), mali (aşırı dış borç, kişi başı milli gelirin çok düşmesi, hazine garantileri, sanayisizleşme, tarımsızlaştırma, gösteriş harcamaları), dış ilişkiler (herkesle dalaşma, ABD, Rusya, AB, Araplar, İsrail, Almanya, Osmanlı hayali, yurtta barış dünyada barış ilkesinden uzaklaşmamız ve etkileri) alanlarında maalesef çok çok geriye gittik. Büyük bir 0 da onlara. Son bir not, sağlık politikaları da iyi değil. Tamam Sağlık Bakanı şakacı, şeker bir adam ama, Sağlık Kurulunu medyada göstermiyorlar, konuşturmuyorlar. İl ve ilçe bazında bağımsız kuruluşlardan açıklama yok. Doktorları Fauci gibi ekranlarda göremiyoruz. Rakamlara inanç yok. Eğitim politikasını da ekleyecektim ama eklemeyeyim. Herkes neyin ne olduğunu görüyor. Bakınız liselerin halindeki kalite eksikliği, ihtiyaç dışı imam hatipleştirme ve rektörlerin düzeyi. Bunların en sonunda faturası en fakirinden, en zenginine kadar hepimize çıkacak. Ama düşük gelirliler ve orta halliler daha çok ödeyecek. Halk anlayacak bir gün ama anladığında zaten çok geç olmuş olacak. Sonra yeni birilerinde umut arayacak ama 20-30 sene ömründen gitmiş olacak.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 0547,
      Mahfi hocamız Türkiye'nin bittiğini bizden daha iyi biliyor.
      O yine de bir umut vermek, son ana kadar mücadele etmek istiyor.
      Müslüman bir toplum kesinlikle reform yapamaz. Ekonomi reformu için önce
      toplumsal reform gerekir. Toplumsal reform yapmış bir müslüman ülke yoktur, hiç bir zaman olmayacaktır.

      Kuran'ın dili ırkçı, cinsiyet ayrımcı ve kölelik taraftarıdır. Bunları değiştiremezsiniz. Değiştirirseniz müslüman olamazsınız. Şeri hukukta köle sahibi olunur, cariyeleriniz olur, cariyelerinizi alıp satabilirsiniz, hediye verebilirsiniz. Hepsinin Kuran da yeri vardır.

      Ya müslüman olursunuz, ya aydınlanmış bir toplum. İkisi bir arada durmaz.

      Sil
    2. İslam ile büyük bir sıkıntın var. Araştır bakalım islam köleliği kaldırmış mı onaylamış mı

      Sil
    3. İslam'da kölelik ve cariyelik ile ilgili yorumlarınız tamamen doğrudur.

      İslam'da bunların yeri yoktur diyenlerin İslam hakkında bilgisi yoktur.

      Sil
  16. Hocam yazınız için teşekkürler. Şahsen ben bırakın yapısal reform yapmayı zamanla yeni yapısal problemler çıkacağını düşünüyorum. O kadar sorun varken hala idam falan diyorlar görmüyor musunuz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Görüyorum tabii, o nedenle yazıyorum zaten. Belki birileri okur da doğruyu bulabilir diye bir umutla.

      Sil
  17. Hocam ne kadar güzel özetlemişsiniz. Noktasına virgülüne kadar katılıyorum. Özlemim; bu hususların bir siyasal parti programında yer alması... Keşke!...

    YanıtlayınSil
  18. Hocam çok teşekkürler. Yapılacaklar bu kadar netken yapılmamasının sebebi nedir sizce? İnsan gerçekten hayret ediyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun.
      Yapılacaklar net ama yapacaklar net değil.

      Sil
  19. Cok faydali bir yazi olmus.umarim yonetim kademesindekiler de sizi takip ediyordur...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ediyorlardır ama yapısal reform anlayışımız farklı.

      Sil
  20. Yazılanların hepsinin tersinin yapıldığı bir dönemdeyiz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ve işin ilginci aslında tersinin de yapısal reform olduğu iddiası var.

      Sil
  21. Hocam enflasyon rakamlarına inanıyor musunuz ? Dolar 1 ay da 50 kuruş yükseldi enflasyon aynı.

    YanıtlayınSil
  22. Hocam ben sizi uzun bir süredir takip ediyorum. Sormak istediğim bir soru var. Geçmişte bir takım sıkıntılar yaşamış, yaşı otuza gelmiş, ne özel sektörde ne de kamuda bir işe girememiş, her gününü gelecek kaygısıyla geçiren bir insana ne tavsiye edersiniz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevdiğiniz iş nedir? Hemen o işe dönün ve gerekirse en baştan eğitimini alıp orada uzmanlaşmaya çalışın.

      Sil
  23. Ülkemiz için yapısal reformun tarım üretiminde gerekenlerin (destek , planlama, pazarlama ve kontrol edilmiş toprak çeşitliliğine uygun üretim ) yapılarak tarımın GSYH payının % 30 lar seviyesine acilen çıkarılması olduğuna inanıyorum...Tüm tarımsal ürünleri 0 gümrükle ithal ettikçe bataklık büyüyecektir..Teşekkürler Mahfi bey çok aydınlatıcı bir yazı olmuş...

    YanıtlayınSil
  24. Çok teşekkür ederim. Makaleleriniz ve kitaplarınız sayesinde çok şey öğrendim. Özellikle bu makalenizi her oy verecek kişi okumalı ve şimdiki TÜM SİYASİ partilerden böyle şeyler talep etmelidir. Aksi taktirde biz daha çok, afaki vaatlere oy veririz.

    YanıtlayınSil
  25. "Bugünkü durumda ithalat (dolayısıyla cari açık) arttıkça vergi gelirleri de artmakta, dolayısıyla bütçe açığı azalmaktadır. Bu ikili arasındaki ters ilişkiyi mümkün olabildiğince kırmak gerekir."
    Ben burayı anlamadım; ithalat ile vergi geliri ilişkisini.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye ithalattan yüksek oranlı KDV ve ÖTV alıyor. Bunlar da bütçe gelirleri içinde çok önemli yer tutuyor. O nedenle ithalatımız arttıkça vergi gelirleri artıyor ve bütçe açığı azalıyor. Tuhaf bir çelişki.

      Sil
  26. Hocam yazılarınız için öncelikle tebrik eder ve sonrasında teşekkür ederim.
    Bugünkü yazınızı okuduğumda okumuş olduğum bir kitaptan bölümler geldi aklıma "Ahmet Şerif İzgören - Şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır" kitabından "Yurt sevgisi üzerine" bölümünü anımsadım ve benim düşüncem bir şeyleri başarabilmemiz için asıl değişmesi gerek şeyin bizim toplumumuzun düşünce yapısı olması gerektiğini düşünmekteyim.

    YanıtlayınSil
  27. Elinize sağlık hocam. Hangi iktidar bunları yapmaya kalksa karşısında medyayı ve rantiyeci holdingleri bulur. Bunların para musluklarını kesmiş olur. Bence bunları yapacak babayiğit bir iktidar zor görürüz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Medyanın da holdinglerin de çoğu zaten siyasal iktidarla iç içe.

      Sil
  28. Elinize sağlık hocam. Hangi iktidar bunları yapmaya kalksa karşısında medyayı ve rantiyeci holdingleri bulur. Bunların para musluklarını kesmiş olur. Bence bunları yapacak babayiğit bir iktidar zor görürüz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hiç bir iktidar istemez, çünkü tüm ülke müslümandır. Müslümanlar yapısal reform yapamazlar. Tüm o holdingler, rantiyeciler, medya, para musluklarındakiler müslümanlardır.

      Yapısal reform yapmak için önce İslamı uydurulmuş bir inanç bütünü olduğunu kabul etmek gerekir. Bunu bu halk kabul etmez. Etmeyince hiç bir reform yapılmaz.

      Sil
  29. Sayın Eğilmez, yapısal reformları tekrar toparlayan ve açıklayan güzel yazınız için teşekkürlerimi sunarım. Açıkladığınız yapısal reformların gerçekleştirilmesi Halktan ziyade siyasetçilerin canını yakacaktır. Bu reformları gerçekleştirecek kanunların çıkarılması siyasetçilerin işi olduğundan, siyasetçilerin de kendi ayaklarına kurşun sıkmak istemeyeceklerinden kısa sürede yapılmaları mümkün gözükmüyor. Siyasetçiler kendi imkanlarını azaltmak istemezler ve tekrar tekrar seçilebilmek için çabalarlar. Siyasetçilere bu reformların yapılması için zorlayacak seçmenlerdir. Seçmenler sadece ideolojik düşünürlerse , yani pazara kadar değil, mezara kadar, ölümüne zihniyetinde olurlarsa yapısal reformların bu ortamda gerçekleştirilmesi beklenmemelidir. Reformlar ancak seçmenlerin bilinçlenmesi, ideolojik yaklaşımlarının azalması sonunda, siyasiler zorlanarak en basitinden,siyasilere en az zararı olandan başlayarak gerçekleştirilebilecektir. Bizler çoğunluk olarak Kulluk zihniyetinden, Ümmet zihniyetinden, Aşiret zihniyetinden , Özgürlük zihniyetine, Hürriyet zihniyetine, Demokrasi zihniyetine geçebilirsek, siyasetçileri bu reformların yapılması için zorlayabiliriz diye düşünüyorum. Halkın da Kulluk zihniyetinden, Ümmet zihniyetinden, Aşiret zihniyetinden, Özgürlük zihniyetine, Hürriyet zihniyetine, Demokrasi zihniyetine geçişi en az 3 nesil geçmesini gerekli buluyorum. Türkiye Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu güne kadar 3 nesil geçti. Ancak yeni nesil, yani Y ve Z nesilleri inşallah bu reformları, siyasetçilerin canını en az acıtacak olanlardan başlatarak gerçekleştireceklerdir diye düşünüyorum, acaba yanılıyormuyum?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yani müslümanlar bunu yapacak diye bir beklentiniz mi var?
      500 yıldan fazla süre geçti adamlar reform yapamadı. Bundan sonra da yapamazlar. Öle öle biterler.

      Sil
    2. Kurtuluş savaşında müslümanlar öldü. Onların kurtardığı topraklarda yaşama o zaman

      Sil
  30. Hocam elinize sağlık, iki numaralı ekonomik reformu açıklarken büyümeyi azaltacak iki yol var deyip sadece ilkini açıklamışsınız. İkincisi de faizi yükseltmek olacak galiba.

    YanıtlayınSil
  31. Bendeniz 25 yıllık hukukçuyum. Alanıma giren bazı hususları vurgulamak istedim.
    1- Milletvekili dokunulmazlığı; milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması, milletvekillerinin bazı sahte iddialarla, bazı oturumlara katılmasının engellenmesi ve bunun gibi ihtimaller düşünülerek konulan bir önlemin kaldırılması anlamına gelir. Milletvekili dokunulmazlığı gereklidir. (Daha fazla bilgi için http://www.anayasa.gen.tr/dokunulmazlik.htm adresinden bilgiler alınabilir.) Aksi takdirde kötü niyetli idareciler yine kötü niyetli insanlarla işbirliği içinde milletvekilinin oturuma katılmasını engelleyici şikayet başvurularında bulunabilir.
    2- Hakimler savcılar kurulu; böyle bir kurulun sadece meslek mensuplarının arasından ve bizzat onların oylarıyla seçilmeleri, meslek mensupları içinde kliklere ve siyasi ayrışmalara neden olmaktadır. Eski HSYK oluşumundaki kliklerin (gerek FETÖ ve gerekse de eski solcu kliğin) ne dümenler çevirdiğini, misalen bazı aynı kliğe mensup hakimleri ne suçlardan kurtardığını bilseniz, şaşırırsınız. Belirli bir siyasi görüşe ait şahısların vereceği oylarla seçim, açıkça, zaman içinde hep aynı sonucu vermektedir. Oysa bu seçimde avukatların da oy verebilmesini ve kurulun "Hukuk Meslek Mensupları Kurulu " olarak düzenlenmesini ve sadece hakimlerin savcıların değil tüm hukuk mesleği mensuplarının oy kullamasını sağlarsanız, büyük sayılar kuramı gereği bir kliğin ebedi üstünlüğünün mümkün olmayacağı açıktır.

    3- Genel sağlık sigortası; bu sistemin ancak ve ancak devlet tekelinden kurtarılarak düzeltilebileceği açıktır. Sgk yanında özel şirketlere de yasal genel sağlık sigortası yapma hakkı verilmesi ve bu şirketlerin oldukça yüklü teminatlara bağlanması halinde birçok insan tercih hakkını kullanarak, daha fazla bedelle kendisini (daha kaliteli hizmet veren) sağlık sigortalı yapmayı tercih edecektir. Maliyet kavramınızın güzelliğinin yanında uygulanamaz olduğu da açıktır. Nüfusun %30'unun resmen çalıştığı bir toplumda nüfusun %100'üne sağlık hakkı tanıyamazsınız. Emeklilik ise zaten gönüllü olmalıdır. Bu kişilerin kendi ihtiyarında bir başvuruya bırakılarak çözülmelidir.

    Nacizane fikirlerimdir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Görüşlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

      Sil
  32. Merhaba Hocam,

    Müslüman toplulukları yapısal reform yapmaz, yapamaz.

    Evirip çevirmeden çocuğun adını koymak lazımdır. Cumhuriyet, İslam'a karşı doğmuş bir rejimdi. Yaptığı hata gününün şartlarında Diyanet ile İslam ı dönüştürmeyi hedeflemesi oldu. O hatanın bedelini ödedi, ve Cumhuriyet bitti.

    Cumhuriyet'in çocukları son kez 28 şubat süreci ile ülkeyi toparlamak istediler, olmadı. Ilımlı İslamcılar, İslamcılar ile Cumhuriyeti temizlediler.

    Her gün bir kısmının namazda okuduğu bir duanın Türkçesini izninizle okuyucularınız ile paylaşayım.

    Nebe Suresi 31-34. ayetleri Diyanet çevirisi ile koyayım. Kendileri tomurcuk memeli kadın sahibi olsunlar.

    (31-34) Şüphesiz takvâ sahipleri için umulanı buldukları yer, bahçeler, üzüm bağları, göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, içki dolu kâseler vardır.

    Bu adamlar yapısal reform filan yapmaz, yapamaz. Dünya ile uyumsuzdurlar.

    YanıtlayınSil
  33. Bu reformlar türkiye de uygulanamazlar.

    Anayasa değiştirilmesi için uzlaşıyı Türk halkı siyasi arenada oluşturamaz.

    Türk halkı ve siyasi yapısı İslam geleneklerine bağlı ve onların siyasi yapısı ile iç içedir. Hukuk alanı ve diğer sosyal alanlarda reform yapılmasını istemezler.

    Tarihimizde, gelenekçilerin medrese mezunlarını askeriye sokmak girişimi çok eskiye dayanır. Harbiye nazırları ile ciddi mücadeleler etmişler, isyanlar ile kan dökmüşlerdir. 1900 lü yılların başında, okuma yazmayı bile bilmeyen medreselilerin askere alınması için ulema ve şeyhülislam Harbiye nazırı ile sıkı pazarlıklar yapmıştır, sonunda bir kaç satır basit cümle okuyabilen, oruç, zekat vs gibi temel islam bilgisini bilenlerin askere girmesi sağlanmıştır.

    Günümüzün, harp okullarının ve askeri liselerin kapatılması da benzerdir. Kanlı bir 15 temmuz darbesi sonunda tarikat ve cemaatlere harbiye açılmıştır.

    Osmanlı'da cemaatlerin askere girdikten sonra, devlete ne olduğunu herkes bilir. Türkiye de aynısını yakın zamanda yaşayacaktır. Eli kulağındadır, 25 - 30 seneye Anadolu'daki Türk varlığı bitirilmeye başlanır. Unutmayın ki, 15 Temmuz sürecinde çok iyi askerler de görevlerinden el çektirildiler, 100 yıl önce bu seviyede bir değişim olmamıştı.

    Tahminime göre 70 yıl sonra Anadoluda Türkçe anadil olmaktan çıkmış olur, Türkler azınlık durumuna düşerler.

    Üzülmeyin, dünya böyle bir yerdir. Eskiyen, uyum sağlayamayan temizlenir. Bizim topraklar bağnazlığı kaldırmaz. Günümüzde bu işler biraz daha yavaş oluyor, BM daimi üyeleri kolay kolay bir yere başka devletin operasyon yapmasına izin vermiyor. Denge biraz daha Türkiye gibi eskiyen düzenlerin hayatını uzatıyor, ama eninde sonunda bir yere kadar uzuyor.

    Türkiye de yapısal reform olmaz.

    YanıtlayınSil
  34. Kerem İNANIR3 Eylül 2020 23:05

    Hocam bence bu yazınızı el kitabı yapıp herkese dağıtmak gerekiyor :)
    Ellerinize sağlık süper 👏👍
    Ve maalesef son paragrafta söylediğiniz gibi gerçekten çok yazık, halen daha tartışılan konular :((

    YanıtlayınSil
  35. Nihayet sık sık dile getirilen yapısal reform kavramının altını dolduran, basit ve fakat net ve öğretici bir yazı olmuş hocam. Emeğinize sağlık.

    YanıtlayınSil
  36. Hocam bıkmadan hatırlattığınız yapısal reformlar için teşekkürler. İlk kez sayıca fazla bulduğum okuyucularınız, müslüman Türkiye'nin yapısal reform yapamayacağını düşünüyor. Halbuki, 97 sene önce de Türkiye'nin halkı müslümandı ve çok daha eğitimsizdi. Ama cumhuriyeti kurmak gibi müthiş bir yapısal reforma imza attı. Yani demem o ki, yine yapabiliriz, hatta çok daha iyisini. Tek sıkıntı tamamen dara düşmeden, gerekeni yapmama gibi bir durumumuz var.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Anonim,

      Reformları toplumlar yapar gibi yanlış bir ön kabul var. Toplumları reforme eden de, deforme eden de yöneticileridir. Cumhuriyet’in kurulması ve ardından yapılanlar reform değil büyük devrimlerdir ve aslında günümüzde hiçbiri kaybedilmemiştir, sadece öyle gösterilmeye çalışılmaktadır. Bugün artık ciddi yapısal reformlarla bu devrimleri tekrar hayata geçirmek yeterlidir ve ortam büyük ölçüde hazırdır...

      Sil
  37. Madem ki bu yapısal reformlar ülkenin lehineyse madem ki uzun vadede refahi sağlıyorsa iktidarda bulunan insanlar neden bunu yapmıyor. Oy kaybetmeya neden olduğundan diye söylediğinizi duyar gibiyim . Madem ki oy kabedilmeye neden oluyorsa bukadar halk iyiyi bilmeyecek kadar düşünme kabiliyeti yok mu . Hem neden yapısal reform müslümanlığa aykırı olsun ki sanki tüm okullar imam hatip olmuş gibi bir öngörü var ancak öyle değil farazi olarak öyle diyelim imam hatipte dans öğretmiyorlar sonuçta ordada eğitim var bilahare müslümanlık modernlige karşı değil ahlaksızlık olarak nitelendirilebilecek herşeye karşı. Yanı iktidarın muhalefetin ve müslümanlığı kabul eden herkesin çalışması öğrenmesi okuması vb gibi bir çok şey öğütlüyor. Belkide dediklerinden çok yanılıyorum dur genelliklede yanilirim

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ülkenin önemli bir nüfusu burada yazdıklarımızın yapısal reform olduğunu ya kabul etmiyor ya da anlamıyor. Bu gerçeği bilelim. Hatta önemli bir kısmı bunların tam tersinin yapısal reform olduğu kanısında.

      Sil
  38. 04 Eylül 2020/ 10.04 Sayın Mahdut bey sizinle aynı fikirdeyim. Kurulan cumhuriyetimiz için yapısal reform demiştim. Siz haklısınız, çok büyük bir devrimdir. Düzeltmeniz için teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil
  39. Hocam sanayi sektör payını inşaat hariç olarakta belirtirmisiniz

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 1923'de inşaatın payı % 2,6. Buna göre inşaat hariç sanayi % 9,6. 2019'da inşaatın payı % 5,4. İnşaat hariç sanayi % 21,8 oluyor.

      Sil
  40. Hocam elinize sağlık , teşekkür ederiz. İnsanımızı yetiştirmeden bu kadar reformu nasıl yaparız ???
    20 yıl aradan sonra bu sene ikinci bir üniversite okuyayım diye sınava girdim ,kazandım, üniversiteye gittim kayıt yaptırcam , lise diploması istediler. Dedim lise diplomam kayıp ve başka bir şehirde bitirdim liseyi , lise dimlomamı tekrar çıkartmam zor vakit yok, lisans mezunuyum ,üniversite diplomamı getireyim. Olmaz dediler siz haklısınız ama YÖK böyle istiyor.
    Kıymetli hocam u kafayla bu reformlar nasıl olcak....

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun. Evet insanımızı yetiştirmeden bu kadar reformu yapamayız. Onun için işe hukuk reformu ve eğitim seferberliğiyle başlamamız lazım.
      Ehliyet için ilkokul diploması istiyorlardı bir zamanlar, hala öylemi bilmiyorum. Maalesef bu toplumda her şey güvensizlik üzerine kurulu.

      Sil
  41. Hocam,"GSYH’deki Paylar (%)" tablonuzdaki değişim oranları hatalı olmamış mı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, nasıl olmuş bilmiyorum ama o sütuna başka bir tablonun verileri girmiş. Düzelttim, teşekkür ederim.

      Sil
  42. Mahfi hocam yine severek okuduğum bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık yazılarınızı o kadar çok beğeniyorum ki sayenizde kendimi de geliştiriyorum.

    YanıtlayınSil
  43. Mahfi Hocam, bu hafta sonu Tarihsel Süreç İçinde Dünya Ekonomisi isimli eserinizi bitirdim ve notlarımı çıkardım. Bitirdiğim üçüncü eseriniz ve sırada Değişim Sürecinde Türkiye eseriniz var. Blog yazılarınızı büyük bir hayranlıkla takip ediyorum. Öncelikle tüm insanlığa ve ülkemize katkılarınızdan dolayı teşekkürlerimi iletiyorum. Öte yandan hocam blog yazılarınız altındaki yorumları okuduğum zaman gerçekten üzülüyorum. Maalesef farklı düşünceye saygı, inanç ve ifade özgürlüğü konularında ciddi problemlerimizin olduğunu görüyorum. Her şeye rağmen çabanız ve katkılarınız için bir kez daha teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...