20 Kasım 2020 Cuma

Merkez Bankası Faizi Artırınca Ne Oldu?

19 Kasım günü toplanan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu politika faizini 475 baz puan (4,75 puan) artırarak yüzde 10,25’den 15,00’e yükseltti. Bu kararda: “Para Politikası Kurulu; Politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 10,25’ten yüzde 15’e yükseltilmesine, tüm fonlamanın temel politika aracı olan bir hafta vadeli repo faiz oranı üzerinden yapılmasına karar vermiştir” denilmek suretiyle ilk bakışta artık gecelik fonlamanın ve özel hallerde kullanılması gereken geç likidite penceresinden fonlamanın kullanılmayacağı mesajı vermektedir. Merkez Bankası aynı gün yayınladığı Türk Lirası likidite yönetimine ilişkin basın duyurusunda da şöyle demektedir: “Para politikasının operasyonel çerçevesinin sadeleştirilmesi kapsamında Merkez Bankası tarafından hâlihazırda bir ay vadeli geleneksel yöntemli repo ihaleleri ve geç likidite penceresi imkânlarıyla sağlanan fonlama 20 Kasım 2020 tarihinden itibaren Merkez Bankasının temel para politikası aracı olan bir hafta vadeli repo miktar ihaleleriyle yapılmaya başlanacaktır. Likidite yönetimi çerçevesinde ikincil piyasa gecelik faiz oranlarında oluşabilecek oynaklığı sınırlandırmak ve likiditenin haftanın günlerine dengeli dağılımını sağlamak amaçlarıyla 20 Kasım 2020 tarihinden 26 Kasım 2020 tarihine kadar (bu tarihler dâhil olmak üzere) bir hafta süreyle gecelik borç verme faiz oranı politika faiz oranı olan %15 olarak uygulanacaktır.”

Bu açıklamalar ne anlama geliyor? Öncelikle alınan bu karar doğrultusunda Merkez Bankası faizlerinin hangi oranlara yükseldiğine bir bakalım (bu tablodaki veriler TCMB sitesinden alınmıştır. TCMB faizlerin eski ve yeni oranları için bu linkte yer alan tablolara bakılabilir: 

https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/tr/tcmb+tr/main+menu/temel+faaliyetler/para+politikasi/merkez+bankasi+faiz+oranlari)

TCMB Fonlama İmkânı

Eski Faiz (%)

Yeni Faiz

Açıklama

Gecelik Fonlama

11,75

16,50

27.11’e kadar %15 uygulanacak

Haftalık Repo İhalesi

10,25

15,00

20.11’de yürürlüğe girdi

Geç Likidite Penceresi Fonlaması

14,75

19,50

İstisnai hallerde kullanılacak

TCMB Ortalama Fonlama Maliyeti

Değişken

Değişken

Maximum oran

APİ Repo İhalesi

Değişken

Değişken

Likidite amaçlı kullanılacak

Yukarıda değindiğim TCMB açıklamalarına ve bu tabloya bakıldığında TCMB’nin geç likidite penceresi fonlamasını olması gerektiği gibi yani zor duruma düşen bankalar için kullanacağı, gecelik fonlamayı kullanmayacağı, açık piyasa işlemleri repo ihalelerini yalnızca likiditeyi düzenleme amacıyla kullanacağı ve likidite düzenleme ve zor durum halleri dışındaki tüm fonlamayı bir haftalık repo ihalesi aracılığıyla ve politika faizi olan yüzde 15’i kullanarak yapacağı anlaşılıyor.

Bu yeni düzenlemenin eskisinden farkı nedir? Bu karar alınıncaya kadar Merkez Bankası ağırlıklı olarak geç likidite penceresi fonlamasını normal fonlama gibi kullanıyor ve TCMB ortalama fonlama maliyetinin yüzde 15’e yakın bir yerde oluşmasını sağlıyordu. Bu açıdan bakılınca faizde bir artış olmamış görünüyor. Geç likidite penceresi fonlaması, normal hallerde kullanılmaması gereken bir fonlama yöntemi olduğu için hem anlaşılmayı hem de kabullenmeyi zorlaştırıyor ve riski artırıyordu. Yeni düzenlemeyle Merkez Bankası’nın haftalık repo ihalesini temel fonlama yöntemi ve politika faizini gerçekten politika faizi olarak benimsemesiyle karışıklık ortadan kalkmış görünüyor.

Karışıklığın ortadan kalkacağına ilişkin işaretler ilk kez geçtiğimiz haftalarda ortaya çıktı. Ve bu yolda verilen mesajlarla USD/TL kuru 8,54’den gerilemeye başlayarak 7,50 düzeyine kadar düştü. Bu düzey aslında 18 Eylül 2020’deki kur düzeyiyle aynıdır. Ve hala yılbaşına göre yüzde 28 dolayında değer kaybını gösteriyor. Bu değer kaybı telafi edilebilmiş değil. Üstelik bu arada milyarlarca dolarlık rezerv de kuru tutma çabasıyla harcandı. Bu hatayı ‘rekabetçi kur’ adı altında haklı gösterme çabası da faiz artırılınca boşa çıkmış oldu.    

Milyarlarca dolar harcayarak düşüremediğimiz kuru faizi artıracağımız izlenimi yaratarak ve ardından da artırarak düşürdük. Ne rekabetçi kur söylemi kaldı ne de rezerv. Aşağıdaki grafik TCMB politika faizinin (kırmızı) ve USD/TL kurunun (mavi) son beş aydaki seyrini gösteriyor (kaynak: www.piyasa.paratic.com ve TCMB sitesi.) 









Grafikte USD/TL kurunun pik yaptığı yıldızla gösterilen aşamada faizin artırılacağına, yeni düzenlemeler yapılacağına ilişkin açıklamalar gelmeye başladı ve kurdaki düşüş ilk kez o zaman ortaya çıktı. Faiz artırımı sonrasında da kur belirli bir noktada durağanlık kazandı. Bundan sonrası artık faizden öte bazı adımların atılmasına bağlı. Bu kadar büyük sorunları olan bir ekonomide faizi artırarak nihai çözüme varmak mümkün değil. Ekonomiden önce sosyal ve siyasal alanda adımlar atılması gerekiyor. Hem de hiç zaman kaybetmeden. Aksi taktirde kur yine yukarı gider ve TCMB yeniden geç likidite penceresini normal fonlama gibi kullanarak faizi dolaylı yoldan yükseltmeye başlamak zorunda kalır. 

Bu çok pahalı deneyim bize bir kez daha gösterdi ki iyi yönetici kendi söylediğini yansıtanları değil, farklı görüşleri dile getirenleri dinlemelidir. Az hata yapmanın bilinen en basit kuralı budur. 


91 yorum:

  1. Elinize sağlık.

    "İyi yönetici kendi söylediğini yansıtanları değil, farklı görüşleri dile getirenleri dinlemelidir."

    Şimdiye kadar bu uygulansaydı bu noktada olur muyduk hocam?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dur bakalim ne olacek...

      Sil
    2. Iyi desen iyi degil (yurt disinda ve yurt disinda sonuclari ortada), yonetici desen yonetici degil (diploma tartismali, anayasa oylamasinda bazi oylar gecersiz, secimler saibeli). Peki suc sadece onda mi? Boyle basa boyle tras. Tezekten terazinin ...

      Sil
    3. 120 milyar dolara 240 tane fabrika kurulurdu.

      Her fabrikada 5000 bin kişi çalışırdı. 240x5000 = 1.200.000 istihdam.
      Bu fabrikaların herbirine tedarikclik yapmak için yan iş kolu olarak en az 10 farklı firma açılırdı.

      Bu yan tedarikci firmaların herbirinde de 500 kişi çalışırdı.
      240*10*500=1.200.000 istihdam da burdan gelirdi.

      Toplam 1.200.000 x2 = 2.400.000 istihdam

      Her istihdam edilen kişinin bir eşi iki tane de çocuğu olsun.

      2.400.000 x4 = 9.600.000 para sahibi mutlu insan.

      Parası olan bu 2.400.000 insan parası olduğu için daha çok elbise, alet, oyuncak, yeme-içme alışverişi yapacak. Para biriktirip araba alacak ya da arabasının lastiklerini yenileyecek. Koltuk alacak, TV alacak.

      Sonuc:
      Piyasa canlanacak. Hizmet sektörleri de hareketlenecek.

      Bunları da hesaba katarsanız Türkiyenin ekonomisinin kalkınması için ihtiyacı olan herşey sağlanmış olacak.


      Sil
    4. Yapmış olduğunuz hesabın ve MB rezervlerinin çizdiğiniz senaryodaki şekliyle harcanmasının pratikte mümkün olmayacağını sizler de biliyorsunuzdur. Şu anki tabloya bakıldığında, temennilerimizi ve enerjimizi daha efektif araçlara kanalize etmemiz gerektiğine inanıyorum.

      Sil
  2. Hocam TL'yi bu kadar değerlndirmek bizim yararımıza mı? İhracata darbe anlamına ve cari açık problemini tekrar yüksek seviyelere çekmeyecek mi? Sadi Uzunoğlu hocanın da dediği gibi MB'nin faizi 8 veya 8.20 de sabitleyip, satıcı geldikçe rezerv yükseltmesi, yükselme alameti olduğunda küçük faiz artırımları ile dengelemesi daha doğru bir politika değil mi? Neticede düşük kur, sıcak paranın çıkması için de rahat ortam hazırlayan bir faktör. Hem faizi hem kuru belirli bir noktada tutmak şu anda yapılması gereken en uygun politika değil mi? Teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. MB'nin faizi değil kuru 8 veya 8.20'de sabitlemesi (yanlış yazmışım)

      Sil
    2. TL'yi değerlendirmek mi? Yazıda zaten belirtiliyor yılbaşından itibaren %28 değer kaybı olmuş daha ne olsun.
      İstikrar isterük. Kur uzun süre yatay, öngörülebilir kalsın da dolar ister 6 ister 9 tl olsun.

      Sil
    3. Düşük kur, yüksek faiz, 10 yıl böyle gittik sonunu gördük. İthalata dayalı bir ekonomimiz varken, düşük kurla bu ülke ne kadar gidebilecek? Ben döviz hep yükselsin demiyorum, ama rekabetçi denilen bir kurda tutulsun, 8 veya 8.30 gibi, düşük kurdan sıcak para haricinde kimse yarar görmeyecek, ihracat düşecek, ithalat artacak, tekrar faiz artışı isteyecekler... Bu döngü ne zaman bitecek?

      Sil
    4. İthalatı kısmanın daha iyi yolları var. Bu kur ülke kaynaklarının müslüman kardeşlerimize 3 kuruşa peşkeş çekilmesine sebep oluyor. Elin Makariyakukarayalısı ülkemizde ağa oluyor.

      Sil
    5. Kuru sabitlemek MB'nin değil siyasilerin kararı olabilir. Şu anda dalgalı kur rejimindeyiz. MB tek başına bilmem ne seviyesine kuru sabitledim diyemez. Bunu demek için dalgalı kur rejimini terk etmek gerekir. Bu da siyasilerin kararıdır.

      Sil
    6. 13:33
      Bu faiz arttirimi ayni zamanda var olan talebi de daraltacak(bana gore dovecek) Bu vesile ile ithalat, hem faizin hem de yuksek kurun olusturdugu sok ikili etki ile talep daralmasina ugrayarak azalacak. Daha dogrusu azalmak zorunda.

      Sil
    7. Bu saatten sonra sabit kura geçmekle ülkeyi yıkmak eşdeğer.

      Sil
    8. İyice Hindistan olalım senin gibi Almancılar da gelsin keyif yapsın.

      Sil
  3. GECELİK FONLAMA

    "TCMB’nin, gecelik olarak borç almak ya da gecelik olarak borç vermek isteyen bankalara uyguladığı faize bu ad veriliyor. TCMB, bu yolla ikincil piyasada oluşan kısa vadeli faiz oranlarını, döviz kurlarını ve kredilerin büyüme hızını etkileyebiliyor."

    şeklinde tanımlanıyor.

    Gece fonlamasına neden ihtiyaç duyar bankalar? Neden gece denilmiştir? Bir metafor mudur yoksa gece kelimesinin bir manası var mıdır? Metafor değilse bu iş neden gece yapılmak zorundadır? "Sabah kalk, ayık kafayla efendi gibi yap işlemini!" diyesi geliyor insanın :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bunun anlamı bir gece alınıp ertesi gün kapatılacak demektir. Bankalar mevzuat gereği her gece sıfır ya da artı bakiyeyle kapanmak zorundadır. Eğer açık v ermişlerde o gece denk kapanabilmek için TCMB'den borç alırlar. Böylece ertesi gün açılışta artıyla başlamış olurlar.

      Sil
    2. @Mahfi Egilmez Sizin bahsettiginiz gec likidite penceresi degil mi?

      Gecelik fonlama bankalar arasi piyasadaki gecelik faizdir. Burada MB fonlamasi degil, bankalarin birbirleri arasindaki faiz miktari belirtilir. O yuzden, borc alma ve borc verme olarak iki farkli faiz vardir. Gecelik likiditede ise sadece borc verme faizi olur.

      Bu arada 'Gec likidite penceresi' de, aslinda bir nevi metafor gercekten. Eskiden bankalar, gece aciklarini kapatmak icin borc istediklerinde, mesai saati disinda oldugu icin sadece acik kalan bir pencereden islemlerini yaparlarmis, bu yuzden adi Gec Likidite Penceresi olarak kalmis.

      Sil
    3. Bankanın nakit ihtiyacı haftalık ve günlük olarak az çok bellidir. Banka da buna göre imkanı varsa merkez bankasından haftalık borçlanır ama bir gün içerisinde tahmininin ötesinden kredi kullandırmış olabilir. Haftalık fonlamanın yetişemediği yerde günlük fonlamaya ihtiyaç duyabilir. Örneğin günlük 100 TL harcıyorsunuz ve 1 hafta için bankadan 700 TL para çektiniz diyelim. Hiç hesapta yokken musluğunuz bozuldu. Eve muslukçu geldi. 75 TL sizden para istedi. Normalde günlük 100 TL harcarken o gece harcamanız 175 TL'ye çıktı. Karşı komşudan 1 geceliğine 75 TL borç alıp sabah borcunuzu ödediniz.

      Sil
  4. 6.04 kredi verildi bankalar görev zararı yazdı topluma yansıması olacaktı tabi..dolara bakmıyoruz syg

    YanıtlayınSil
  5. Ne yazık ki bu 'arttırım' mevduat faizine hiç yansımadı.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yansıdı bugün hocam. Yüzde 16.50 gördük bugün

      Sil
    2. Aktif rasyosu garabeti kalksa çok daha hızlı ve net yansır Hocam

      Sil
  6. Fatih Kömürcüoğlu20 Kasım 2020 14:00


    "En kötü plan bile plansızlıktan iyidir."

    Mikhail Chigorin

    YanıtlayınSil
  7. "Bir ülkenin parasının değeri,üretimi ile doğru orantilidir" Üretim düşükse,paranız rüzgara teslimdir. Maharetli yönetici, üretim artırma politikalarını hayata geçirecek zamani kazanmak için. Doğru rüzgarı yakaliyandir.
    Aslında, bugünlerin geleceği. Sözde lale devrindeki ekonomik verilerde gizli idi. Göremediler...
    Http://direngeziparki3.blogspot.com/

    YanıtlayınSil
  8. Size tümüyle katılıyor ve şimdiye kadarki tüm yönetimlerin, birbiri ardına inatla ve bilgisizce yaptıkları -bitmez tükenmez- hatalar nedeniyle, bu topluma inanılmaz pahalıya malolduklarını yaşayarak görüyorum. Göremeyenlere söyleyecek tek sözüm var: Şimdiye kadar olmamız gereken yerle, şu an bulunduğumuz yeri kıyaslayabilme beceriniz varsa, bir kıyaslayın. Onu da yapamıyorsanız, susun.
    İyi yöneticiler, yönetmeye kalktıkları konularda son derece donanımlı, sağduyulu ve o konuların emrettiği tüm gerçekleri çok ama çok iyi bilmeli ve o gerçeklere uygun hareket etmelilerdir. Çünkü, iş size emreder, size düşen, o emirlerin gereğini yerine getirmektir. Menemen yemek istiyorsanız, yumurtayı kırmanın bir zorunluluk olduğunu bilmeli ve yumurtayı kırmalısınız. Hem yumurtayı kırmayayım ama bu arada da menemen yiyeyim derseniz, menemen yiyemezsiniz. Yumurtasız menemen de zaten menemen değildir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. O dediginiz yonetici yada politikaci secilemez/biz secmeyiz-nokta-

      Sil
  9. Bence uluslar arası finans kapital, kur baskılarıyla faiz artırımlarına zorlayabilir. Çünkü herkes enflasyonun manşetteki gibi olmadığını onun çok daha yukarısında olduğunu gayet iyi biliyor. Doğal olarak politika faizi %20 li seviyelerde olmadan kur baskısı keskin azalma trendine girmez. Ancak hata daha 2019 yılından bu yana yapılmaktadır.Faiz hızlı düşürüldü. Enflasyon aynı hızda düşmedi. Oysa aşırı faiz düşürülmesi ve 128 milyarlık döviz rezervinin kullanılması yerine enflasyondaki trendle eşgüdümlü faiz politikası belirlense ve döviz rezervimiz daha ihtiyatlı kullanılsaydı ne kurlar bu seviyelere gelmiş olurdu ne de faizi bu kadar yükseltmemize gerek kalırdı. böylece finansal kırılganlığımız daha düşük seviyede olurdu. ödemeler dengesi krizi riskimiz de bu kadar ön plana çıkmazdı.şimdi ise hem 128 milyar dolarlık rezervi erittik kuruttuk üstelik vazgeçme maliyetini eklemiyorum bile ayrıca çok ucuz maliyetle dağıtılan kredilerin hızla yükselen faizler nedeniyle batık hale gelmesi riskini de artırmış olduk. yine artan kurlar nedeniyle enflasyonun kasım-aralık aylarında belirgin yükselişini göreceğiz. Bu da 475 baz puanlık faiz artırımının etkilerini azaltacaktır. Yine yeniden ek faiz artırımı talebi gelecek ve daha fazla sıkılaşma ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Bence burada en olumlu taraf merkezin para politikasındaki sadeleşmedir. tüm fonlama maliyeti %15 yapılmıştır. Açık ve öngörülebilir bir para politikası mesajıdır bu. Zamanında uygulanmayan doğru para politikasının bedeli şimdi daha yüksek enflasyon ve daha yüksek faizle birlikte yaşanacak durgunluktur.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Uluslararası finans kapital bizi zorlamaz. Bizi, hatalarımız, yanlış politikalarımız, yanlış harcamalarımız zorlar. Uluslararası finans kapital bir ülkeye giderken duruma bakar ve ona göre faiz ister. Faiz yüksekse bu uluslararası finans kapitalin zorlamasından değil bizim yanlış yönetimimizden kaynaklanıyor demektir.

      Sil
    2. hocam ben yukarıdaki yazıyı elbette uluslar arası finans kapitali eleştirmek adına yazmadım. hatanın bizde olduğunu belirtiyorum. uluslar arası finans kapital bizim bunca büyük açıklarımızı yıllardır finanse etmişlerdir. bizim bu açıkları vermeyecek bir iktisat modelini oluşturmamız ve uygulamamız elzemdir. finansörler haklı olarak istediğim faizi ver finanse etmeye devam edelim diyecek. oyunu kuralına göre oynuyor adamlar. sorun kesinlikle bizdedir. hem kalemizi ardına kadar açıp hem de rakibe gol atma demek çok saçmadır tabii ki.

      Sil
    3. Endonezya ve Filipinler 19 Kasımda faiz indirdi hem de faizleri 2-3 seviyelerindeyken. Uluslararası finans kapital neden onları zorlamıyor da bizi zorluyor? Demek ki bir şeyleri çok hatalı yapıyoruz. https://www.bloomberght.com/iki-gelisen-ulke-merkez-bankasi-faizi-indirdi-2268976


      Sil
  10. Bir yazısında Ege Cansen TL yi Euro ya sabitlemek çözüm olur yazmıştı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kendi beceremediğimiz işleri sürekli olarak başkalarının becerilerine endeksleyerek bir yere varamayız.

      Sil
    2. TL yi özellikle değerli bir paraya peg etmek büyük hatadır. 2001 krizi öncesi paramızı dolara peg ettik. sabit kur rejimi uyguladık. aşırı sıcak para girişi oldu. çünkü sıcak para sabit kuru daha çok sever.çünkü kur hedefi hükümet tarafından belirlenir. bir taahhüttür. ancak ciddi bir spekülatif atak ki bizim gibi üçüz açık yani bütçe cari denge ve tasarruf pozisyonu açık olan ekonomiler fazlasıyla bu ataklara açıktır; bu taahhüt yerine getirilemez ve devalüasyona gidilir 1994-2001 krizleri en iyi örneklerdir. gerçi bu açıklar verildikçe hangi kur rejimini uygulasak da ciddi sıkıntılar yaşarız ancak sabit kur resmen her an patlayacak bir bomba gibi oluyor. çünkü piyasa aktörleri pozisyon değiştirme fırsatı bulamadan büyük şoku çok hızlı yaşamış oluyorlar.

      Sil
    3. Ne icin cozum olur peki?

      Yuksek enflasyon icin olsa, bu sefer issizlik icin olmayacak. Ya Demokrasi? Irkcilik? Cehalet? Mulkiyet hakki? Bireysel haklar? 100 sene once altina, 50 sene once dolara sabitken bu sorunlar cozulmus mu ki, simdi hangisini cozecek TL'yi Euro'ya sabitlemek?

      Sil
    4. kactan? neye guvenerek? euroya girelim dese daha az komik olurdu..bence bu adam ana okulundan baslamali. ki bir daha konusabilecek belge alamasin.

      Sil
  11. Hocam Merhaba,
    Tablonuzda Haftalık Repo İhalesi eski faizi %10,25 olmayacak mı?
    Benim kaçırdığım bir nokta varsa kusura bakmayın.
    Teşekkürler, iyi çalışmalar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız metinde doğru, tabloda yanlış yazmışım. Düzelttim, teşekkür ederim.

      Sil
  12. Hocam elinize sağlık. Faiz arttırdıktan sonra reformlara başlanmaz ise faiz arttırımı hiçbir işe yaramaz. Bu faiz arttırımı, kısa vadelik olarak para girişlerine yarar. Uzun vadede ise reform gerekli. Ekonomik olarak mali disiplini sağlamak ve tasarruf oranımızı yükseltmek gerekir. Tasarruf fazlası vermemiz gerekir. Tasarrufumuzu istikrarlı bir şekilde arttırırsak yatırımlarda artacağı için Türkiye uzun vadede cari fazla veren bir ülke olur. Enflasyonumuz yüksek olması sebebi, cari açık ve rezervlerimizin yetersiz olması. Cari fazla verirsek, paramız istikrarlı bir para olacağı için enflasyon düşer. Cari fazla vererek, TCMB enflasyon hedefi olan %5 seviyesine ulaşmış oluruz. Tasarruf oranlarını düşüren ülkeler ekonomik krize girmeye mahkumdur. (Yunanistan ve İzlanda) 2002 yılında İzlanda'nın tasarrufu %21 idi. 2008 yılında %2 seviyesine kadar düştü. Sonuç olarak 2008 yılında büyük bir krize girdi. İzlanda'nın cari açığı 2002 yılında 112 milyon dolar idi. 2008 yılında 4 milyar dolar oldu. Sonuç olarak 2007 yılında 61 bin dolar kişi başı düşen milli geliri var iken 2011 yılında 37 bin dolara düştü. Borç ile büyüyen ekonomi krize girer. Türkiye ilk başta tasarruf açığını, tasarruf fazlası yapacak. Sonra tasarrufunu arttırması gerekir. Yoksa cari açık sorunumuz çözülmez.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Faiz artırımı iktidara 2023 e kadar zaman kazandırır, sonrası malum.

      Sil
  13. Hocam merhaba,

    Mevcut koşullarda Merkez Bankası rezerv oluşturmak zorunda diyebilir miyiz? Görülen risk ve yapılan müdahalelerin temeli buna mı dayanıyor?

    YanıtlayınSil
  14. Hocam ellerinize sağlık.Bu arada Kolay Ekonomi kitabınızı okuyorum yine de anlamadığım yerler oluyor.Sağlıcakla kalın.

    YanıtlayınSil
  15. 120 milyar dolarimizi yakanlar neden yargilanmiyor? Tam demokrasinin isledigi ulkelerde boyle oluyor degilmi hocam?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hicbirsey unutulmaz. Zamani gelince. Pek yakinda.

      Sil
  16. Hocam,cari açık kapanmadan bu kısır döngüden çıkma şansımız var mı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ya üretimimizi artıracağız ya da tüketimimizi azaltacağız. Başka yolu yok.

      Sil
  17. Umarım işe yarar ve dolar biraz daha düşer.

    YanıtlayınSil
  18. Hocam, ümmetin kafa çok karıştı.

    Devlet tüm kaynakları ile değersiz TL bizi rekabetçi yapar propagandası basınca,
    ümmetin aklı yatmaya başladı, euro dolar yükselirse ülke üretecek, satacak para kazanacaktı. Bayraktarı da damat idi, ümmet benimsedi, ümmet reklamını yapmaya başladı, ümmet sizleri tu kaka yaptı.

    Ümmetin sloganı FSES -faiz sebep enflasyon sonuç- olmuştu, ESFS ciler vatan hainiydi.

    Ümmeti bu kafaya getirmek devletin 2 yılını aldı.

    Bir anda damat gitti, teori ters döndü, ümmet hemen dönemedi,
    reis de dönüp dönmeme arasında kaldı.

    Ümmet şaşırdı hocam, şimdi bir gün acı reçeteli bir ekonomi, ertesi gün şahlanan ekonomi, sonrası gün tekrar acı reçete, haftasonu bi daha şaha kalkacak ekonomi...

    Ümmet bitti hocam.

    YanıtlayınSil
  19. 65 yaş üstü Cuma namazına gidebilirmiş.
    Reis, emekliye böyle kıyak geçer.

    Şaka bir yana, kamu bankaları ile kıyak geçilen firmalar var,
    nam-ı diğer Batık krediler. Şimdilik göklerden gelen karar onların
    banka denizinde kendi hallerine sağa sola salınmaları yönünde, hiç bir rüzgarın
    hareket ettiremediği, su almış, dibi delinmiş gemi gibi firmalar.

    Bunları ne zaman konuşacağız?
    IMF gelince mi?

    Gösterge faiz piyasa gerçeklerine geldi, ama temel hiç bir konu değişmedi.
    Bu biraz, Türkiye'den çıkamayan yabancıların çıkmasına fırsat tanıdı,
    onların parasını ödemek için MB gerekirse yine faiz artırırız dedi.

    Cari açık da üzerine gelecek.
    Kamu yabancı para borcu yine artacak.
    Sıcak paranın da bir limiti var, adamlar doğarken hedge ile doğmuşlar,
    koyacakları dövizin karşılığında rahat çıkmak için döviz görmek,
    swaplarının kesilmeyeceğinden emin olmak isterler.

    Bunu Türkiye ve Dünya Türkleri yapamaz,
    İslam dünyası müslümanları da yapamaz,
    Türk-İslam sentezi çöktü,
    Elde kaldı, IMF sentezi,

    IMF ne zaman gelir? diye sorayım.

    Niye mi IMF?

    Reisin halka sunacağı tek kıyak yukardaki gibi kıyak, 65 yaş üstüne Cuma müjdesi,
    yaraya merhem sürmüyor, kezzap döküyor.

    279Ruup!BtVZ7At4

    YanıtlayınSil
  20. Rizelilerin yönettiği piyasa bu kadar olur işte!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ağır yanlış bi önyargı olmuş bi kere eleman rizeli değil. Misakı milli dışından. ama karadenizin ve doğu Anadolunun siyasette çok baskın bi hali var sanırsam İnşaat işi ve çok göç edip hemşehri işi gördüklerinden. Bi de eğitimsiz göç eden Vurgun kafasında oluyor. Kolay yoldan birşeyler elde etmek mafya işi vs. Bi de güneydoğulu şeyhlerin durağı karadenizdir. Sosyolojik durumuna kafa patlatmıştım milli görüşçülerin çıkış yeri güneydoğudur mesela. Suriyedeki işidin kökünü takip ederseniz önce ıraka sonra Afganistan'a Pakistana ve nihayetinde suudiye varırsınız.

      Sil
  21. IMF nezaman gelecek onu bilen varmı

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Temmuz veya en gec Agustos 2021'de gelecek. Mayis-Haziran 2021 de erken secim olacak. Yeni secilen CB ve hukumeti IMF'ye gidince IMF'de Turkiye'ye borc verebilmek icin su an gecerli olan ABD vetosu kaldirilacak ve yeni secilen hukumete destek icin bir standby anlasmasi yapilacak. Bu sayede IMF'nin de zorlamasi ile seffaflik gelecek ve yolsuzluklar da ortaya cikarilacak.

      Bu tarihten daha once IMF'ye gitmek gerekirse ABD vetosunun kalkmasi gerekiyor. Bunun icin yeni ABD baskanina ne tavizler verilecegini bekleyip gormek gerekiyor. Eger dogu akdeniz, Suriye, Kuzey Irak, Libya, Kibris'dan asker cekmek, TC elciliginin Kudus'e tasinmasi konularinda Turkiye aleyhine gelismeler veya verilen tavizler olursa anlayin ki IMF'ye gitmeye hazirlik yapiliyor.

      Her ne olursa olsun, IMF gelsin veya gelmesin, halihazirdaki IMF'ye gitme ihtiyacinin siyasi sonuclari olacak. Cenazeyi sahibine tasitacaklar. Su an icin belirsiz olan cenazenin ne zaman kaldirilacagi. Ortada bir cenaze oldugu tartisma konusu olamayacak bir gercek artik.

      Sil
  22. MB fiyat istikrarı gereği enflasyonu %5lere indirene kadar faizleri kullansa ve hükümet de maliye politikasıyla buna destek verse bu eylemlerle eş anlı bir şekilde sosyal, siyasal alanda yapısal reformlara girişilse kaç yıl acı reçeteli ilaç kullanmış oluruz? (ceteris paribus pandemi)

    YanıtlayınSil
  23. Hocam benim bir sorum olacak hükümetin imkansız üçlüyü (kur, faiz ve enflasyon) düşürmeye çalıştığı ve faiz indirirken kur ve enflasyonun her türlü okus pokusa rağmen yükselmesiyle birlikte politika değişikliğine gidip sonunda faiz arttırmayı kabul edince enflasyon ve kurun kalıcı düşmesine neden olmaya yetecek olsaydı.Neden Berat Albayrak zamanında böyle bir karar alınmadı da Berat Albayrak gittikten sonra alındı.Burası biraz kafamı karıştırıyor benim buda demokrasinin araç olarak kullanma niyetinde olmanın başka bir versiyonumu.

    YanıtlayınSil
  24. Mahfi bey üzerinde pek düşünülmeyen bir şeyi hatırlatacağım size.

    Ekonomi, Yunancada, "ev, hane idaresi" anlamına geliyormuş.

    En temel, en kök tanım bu olsa gerek, evin geçimini sağlamaya uğraşmak...

    YanıtlayınSil
  25. Hocam teşekkürler yazınız için. Benim kafama takılan bir soru var. TCMB'nin açıkladığı istatistiklere göre geçen hafta dışarıdan 900 milyon dolar sıcak para gelmiş. Yerleşiklerin döviz mevduatı ise yaklaşık 1,5 milyar dolar artmış. 1,5 milyar doları döviz talebi 900 milyon doları döviz arzı olarak alırsak geçen hafta kurların yükselmesi gerekmez miydi ama yaklaşık 1 lira düştü?

    YanıtlayınSil
  26. Merkez bankası bize sadece zaman kazandırır, tl nin değer kazanması için de yapısal reformlar şart gibi duruyor. Gerçekleşeceğine pek inanmasam da umarım tez zamanda hukukta, eğitimde, liyakat temelli yaklaşımda, bilim ve teknolojide gözle görülür bir ilerleme kaydederiz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Buyuk filozof Buda'nin yururken soyledigi gibi teke'den sut sagilmaz. Bunlarin hic birisi gerceklesmeyecek. Soforun ehliyeti yok, soforu degistirip yola devam etmek gerekiyor.

      Sil
    2. ya hepsi tekeyse?

      Sil
  27. Rasyonel akıl, seküler düşünce ne kadar önemli. Gerisi hep önünde görünen yolda yürümek. Keşke bunu gerçek anlamda idrak edebilseler.

    YanıtlayınSil
  28. Hocam çok açıklayıcı olmuş. Ben bir üniversite öğrencisiyim ve sizi ok sıkı takip etmeye, her makalenizi okumaya çalışıyorum.
    Geç Likidite Penceresi Fonlaması, politika faizi gibi kullanılması neden zararlıdır?
    Bize gösterdikleri faiz 9 iken de normalde piyasaya geç likidite penceresinden verdikleri için politika faizini düşük gösterip, aynı aldılar. Bu hatalı mıydı sizce hocam ?

    YanıtlayınSil
  29. Merhaba hocam . Cumhurbaşkanının faiz sebep enflasyon sonuçtur söylemine rağmen aynı anda acı reçete diyerek faiz yazınızda belirttiğiniz gibi artırıldı.

    Peki Başkanın söylemini savunmak zorunda olsak şöyle bir argümanı nasıl karşılarsınız.

    Her ülke özeldir örneğin usa para basar faizi sıfırlar devasa cari açık verir parası değer kaybetmez hatta değer kazanır. Tersine türkiye bunu yapsa tam ters sonuçlar olur.

    Bir ithalatçı hammadde örneğim ham pamuk ithal etti. Burası türkiye sermaye yok/az/sınırlı finans kullandı maliyete 1.faiz eklendi. Hammadde vadeli olarak fabrikaya satıldı (vade farkı -yada faiz) maliyete 2.faiz eklendi. fabrika kumaş üretti bayiye toptancıya sattyı vade yada finansman 3. faiz eklendi. toptancı atölyeye kumaş sattı malesef atölyede vadeli yada finansman yoluyla aldı. 4.faiz maliyete eklendi. atölye mağazaya sattı. 5.ci faiz . mağaza tüketiciye sattı taksit -vade -kredi kartı vs .6. faiz.

    Şimdi bu üretimden tüketime süreç ab yada usa'da olsa sermaye birikimi var ve faizler 0 gibi. maliyete %5 bile etki etmezken.

    Türkiyede sermaye birikimi yok ve faizler %15+ olması sebebiyle 100 birim maliyet mal usa da 105 e mal olacakken türkiyede 200 bile "olabilir".

    dolayısıyla faizler ne kadar düşükse aynı malın fiyatı o kadar düşük olacaktır. Bu şekilde faizin enflasyonu etkilediğini düşünebilirmiyiz.

    Elbette bu etki yukarıdaki 6 aşamalı üretim tüketim sürecinin tamamında faiz eklenecek değil. Elbette enflasyon dolayısıyla ürünün üretimden tüketime fiyatında reel erozyon olacaktır. vs..

    Ancak bu bakış açısına yorumunuzu çok merak ediyorum .

    YanıtlayınSil
  30. Faiz artisi gercek nedeni kurdaki oynakligi engellemenin yaninda
    Bana gore gercek nedeni onumuzdeki aylarda yukselecek olan enflasyonu kontrol etmeye yonelik bir adimdir.Ayrica Bu kadar yuksek kura ragmen cari dengenin olusamamasi(Bunda Turizmin bu yil olusmamasida buyuk etkendir) ve Ticaret dengesinin de ozellikle alinan onlemlere de ragmen ithalatin da dusmemesi onemli bir meseledir.
    Bu baglamda bu faiz artisiyla zaten zayif talebi daha zayiflatarak yuksek kurun yarattigi atmosferle cari dengede en azindan ithalati dusurmeye yonelik bir kazanim elde etmeye calisilmaktadir. Bu ne kadar basarili olur zaman gosterecek. En azindan onumuzdeki 2 ila 4 ay arasinda hem enflasyonda hem de cari dengede bunu gozleyebilecegiz.

    Benim sahsi gorusum Enflasyonda bir kazanimin artik bu saatten sonra olmayacagi yonundedir. Boyle bir kazanimin kazanimda da kasit tek rakamli %7-8-9 larda bir enflasyonun artik cok uzun yillar goremeyecegiz yonundedir. Cari dengede de hem faiz hem kur sokunun olusturdugu talep kirici atmosferin ithalatta daralmayi yaratacagi yonundedir.

    YanıtlayınSil
  31. Enflasyon bir depremdir. Bu depremi engelleyemezsin. Ama depremin insanlara zarar vermesini engelleyebilirsin.

    Ücretlilere gerçek enflasyon oranında zam yapılırsa o zaman enflasyon sorun olmaktan çıkar. Bu durumda ekonomiyi bitirecek faiz artışına gidilmez. Sadece büyümeye odaklanılır.

    YanıtlayınSil
  32. Benim merak ettiğim IMF konusu nezaman açılacak kimden çıkacak ve ortam hazır mı IMF için.

    İslam ekonomisi patladı zaten yoktu. Tüm Arap ülkeleri bize amborgo uyguladı çok ilginç reis hiç ses çıkarmadı çok şaşırdım.

    Sonuçta AB yada ABD bize amborga uygulansa naralar atarlardı bakın dış güçler falan diye bağırırlardı. Bu Arap ülkeleri açıktan amborgo uyguladı hiç ses seda yok.

    Doğrusu zaten türkiyede Müslüman kardeşliğine güvenen olmasında çok komik çünkü adamlar herzaman birbirini yeme peşinde kim kime destek olmuş İslam ülkelerinde ki. Hatta hrisyitiyana daha çok güveniyorlar kendi aralarında güven hiç yok.

    Suudi araplar dahil tüm ülkeler paraları ABD yada ingiltereye faize veriyor bize faizle bile para vermiyor. Sahiden faiz günah değilmiydi islamda bu adamlar faizle yabancılardan para alıp para veriyor faiz sadece kendi ülkelerinde mi günah bununda çözemedim. Ayrıca o faizle aldıkları paralar yine ülkelerine dönmüyormu.

    Neyse Müslüman ekonomi patladı şimdi kaldı elde yine Hristiyan ekonomi yada Avrupa abd İngiltere ekonomisi diyelim.

    Yahu 1 tane Müslümana çıkmadı hiç İslam ekonomi modeli çıkaran ortaya koyan hepsi hacı hoca oluyor parayı bize ver diyor iyide parayı halk nereden alacak ki yani ekonomik sistem mi ortaya attın ki birde beğenmediğin sistemin parasını istiyorsun bunu da anlamadım.

    En düşük faiz ile para veren IMF en garanti yol galiba yine. Yoksa damat gibi ingiltereden dehşet faizle para almakla bu işin aldın tan kalamayız zaten tefecilerin merkez üssü olduk.

    Sorularımı cevaplayan olursa yada cevaplayacak Müslüman çıkarsa sevinirim

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Arap istihbaratı memleketimizi delik deşik etmiş, vatan altın kafeste sunuluyor. Ben Araplar la 1 sene yaşadım BAE, Ürdün, Lübnan üst seviye Araplar, ahlak diye birşey yok. Alkol su gibi akıyor, Zina yapıyorlar. Zengini AB ABD Kanada fakiri Türkiyede gecekonduda kapak atıyor turist vizesini otomattan alıyorsun artık ölene kadar istediğin yerde kal. Haberlere bak hergün evi yanan çocuğu ölen işidçi uyuşturucu bilmemne olayları.

      Sil
  33. Ülkemizin ilk 500 şirketinin yıllık karı 9 milyar dolar. Yıllık Ödediğimiz faiz 30 milyar dolar.

    Abdnin yıllık ödediği faiz 270 milyar dolar, sadece apple şirketinin geliri 270 milyar dolar.

    Arjantinin borç /gsyih oranı %65(morotoryum ilan ettiler borçlarını ödemiyorlar)

    Ülkemizin dış borç/gsyih oranı %76
    421/ (4200/7.63)=%76

    Ülkemizin borçları içinde dövize endeksli borç oranı ciddi biçimde arttı. Bu sebeple hem faiz ödüyoruz hem de kur farkı kaynaklı faiz ödüyoruz.

    Kurlardaki artışı nasıl durdurabiliriz?
    Faiz yükselterek.

    Peki kur artışının sebebi ne? Cari açık.
    Cari açığın sebebi ne? Yüksek faizle kur baskılaması.

    O zaman faiz artışı kur artışını durdurmanın çaresi değil. Faiz artışı cari açığımı arttırıyor. Faiz arttırdım diye ülkeye 1 milyar dolar para giriyor ama cari açıkla her ay 4 milyar dolar dışarı kaçıyor. Bu kaçan para geri gelsin diye dış borçlanma yapıp dış borcu daha da arttırıyoruz.

    Çözüm ne? Kurlardaki artışı faizle baskılarım düşüncesini terk et.

    Kuru faizle değil cari fazlayla baskıla.

    Nasıl cari fazla vericem?kuru yükselterek. Kur nereye kadar yükselir?
    Cari dengeye kadar. Daha da yükselir mi? Yükselmez. Cari dengede ülkeye giren çıkan döviz eşitlenir...

    Anlamak zor mu?

    Başa dönelim.
    Ülkemizin en büyük 500 şirketinin geliri 9 milyar dolar. Borcumuz 420 milyar dolar. Yani devlet bu 500 şirkete el koysa ve aynı verimlilikle işletse, borcumuzu 45 yılda öder.

    Bu düzen nereye kadar gider böyle?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kur yükselmesi ve cari açık verilmesinin sebebi aynı.

      Kur yükselmesin diye önce 120-130 milyar doları sokağa atıp para bitince birden bire rekabetçi kurun keşfedilmesi, DTH'ların 220 milyar doları geçmesi, devasa bütçe açığı verilmesi, enflasyonun alıp başını gitmesi, pandeminin kontrolden çıkması, ülkede ahlaki erozyonun zirve yapması, eğitimin yerlerde sürünmesi, hukukun ve mahkemelerin en az güvenilir kurum haline gelmesi, birilerinin hoşuna gitmeyen başka birilerinin yıllarca tutuklu olarak hapiste tutulması, şeffaflık ve hesap verilebilirliğin, sayıştay denetiminin, kuvvetler ayrılığının ortadan kalkması, ihale kanunu'nun adamına göre 180 küsur kere değişmesi, tüm dünya ile ilişkilerin berbat hale gelmesi, herkesin dalga geçtiği bir ülke haline dönüşmemiz, sağa sola ikide bir atarlanıp bir takım eşkiyayı bu amaçla dolarla beslememiz, 5 milyon küsur Suriyeli'ye bakmamız hangi sebeptense aynı sebepten ve bu sebep ortadan kalkmadan cari açık dahil hiçbir şey düzelmeyecek; her gün, her saat, her dakika, her saniye daha kötü olacak.

      Bunu anlamak zor mu?

      Sil
    2. Net olarak sorunun kaynağı budur.Teşekkürler Mahdut Bey.Eğer iktidar Türkiye Cumhuriyetinin tüm vatandaşlarının iktidarı olsaydı.Ehliyet ve liyakate değer verseydi.Arkaik ortaçağ ideolojisi cahilliğinden erken uyansaydı,Vatandaşlarını ötekileştirecek yerde ortak ulus bağı ile bağlayabilseydi (Şansıda vardı);cari açık ne Allah aşkına.Gerçek liderlik edersin vatandaşını yerli kullanmaya dönük,önce kendinden başlayarak ulusal kampanyalar oluşturursun.Cari açık düşerdi. Tarımda maliyet hesaplamaktan aciz bir yönetimle yaşıyoruz.Tarımı bile çökertmek için ithalat silahını kullanan,''paramız var ithal ediyoruz'' diyen,yıllarca karşılanabildiği sürece cari açık sorun değil diyen iktidar varken birileride kur yükselterek (burnuna kadar döviz borcuna batmışken) cari açığı dengeleme hayalleri kuruyor.İçeride üretimi bitirdikten sonra kuru ne kadar artırırsan artır,cari açık kapanmaz.Öncelikle tüm taraflarla barışacaksın,adaletsizliği,nepotizmi,tek adam rejimini ve diğerlerini vatandaşınla barışmak için değiştireceksin ve faiz artışıyla zaman kazandığın sürede tabandan desteklenen kanpanyalar ve tüm sektörlerde üretimi destekleyeceksin.Ha bunları yapmada çok zaman ve güven kaybettiler ama toplumu cefada ve sefada adalet getirirsen bu toplum her zorluğu katlanır.Elbette bu süreçte zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar geliri düşmüş kesimi desteklemek zorundasın.Milli gelir dağılımındaki akıl almaz dengesizliği düzeltecek politikaları acilen gerçekleştirmek zorundasın.Bu ne geri kafalılıktır arkadaş ya.Gemi batıyor hala ilkel ideolojileri ve ilkel insanları ile toplumu nasıl egemen olur,ilkel ideolojimize mecbur bırakırız derdindeler.Haklısınız Mahdut Bey.Bu kafalarla olmaz.Bu memleket Hollanda insanı kadar bisiklet kullansa,enerji ithalatı düşer,trafik sorunu ve gideri azalır,hava kirliliği azalır,gürültü kirliliği azalır.halk sağlığı sorunu ve SGK giderleri düşer,toplumsal çöküş ve mutsuzluk azalır,gelir dağılımı dengesizliğinin psikolojik etkisi azalır,park sorunu azalır,şehirler daha yaşanır hale gelir.Daha da sayabilirim.Ne olur her biri ithal pahalı arabalar kullanmasa,model olmak için en azından işine gelip gitmese bile hafta sonları bisikletle gezinti yapıp,yayınlasa. Bağları güçlü olan toplumlar her zorluğu aşabilir.Kum toplumlar aşamaz.Bu bağı islami ideolojiyi dayatarak yapacağını sananlar hala uyanmadı.Öyle bir bağ yok.Sadece otoriter yönetim için kullanılıyor ve sömürgenler tarafından teşvik ediliyor. Bunu anlamak zor mu arkadaş ya.

      Sil
    3. Bunu anlamak zor degil, ayrica butun bunlara sebep olanin tek adam rejimi oldugunu ve tek adamin kim oldugunu bilmek de zor degil. Esas zor olan bu rejimin ve ve tepesindeki tek adamin nasil degistirilebilecegini belirleyip uygulayabilmek. Neden zor butun bunlar, cunku tek adamin iktidari birakmamak icin neler yapabilecegini ve isi nereye kadar goturebilecegini bilmiyoruz. Turkiye'nin ic dinamikleri bu iki faktoru degistirmeye yetmeyecek, ancak dis dinamikler bunu saglayabilir. Ve ABD secimleri aslinda dis dinamiklere bu yolu acan ilk adim oldu. Bu degisim bugunden yarina olmayacak ama eninde sonunda olacak. Aslinda esas problem bu degisimden sonra baslayacak. Devir alinan enkaz nasil toparlanacak, Turkiyenin toplumsal, hukuksal, askeri, ekonomik, sosyolojik ve diger unsurlari rayina nasil geri oturtulacak esas mesele bu. Geri donus cok zor olabilir hatta hic mumkun olmayabilir. O zaman ne olacak? Toplum bunun bedelini nasil odeyecek, hatta odemek isteyecek mi? Bu isin sonu Iran 2.0, Suriye 2.0, Irak 2.0, Lubnan 2.0 olarak da bitebilir. Belki de amac buydu?

      Sil
  34. IMF Ne zaman geliyormus?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. TC israil buyukelciligi Kudus'e tasindiktan sonra. Malum borc alan emir alir. Daha cok borc alan daha cok emir alir, ve uygular.

      Sil
  35. Hocam seneye 350 milyar TL iç borç ödememiz var.(2021 Ocak-2021 Ekim) Bu kadar yüklü borç ödememiz var. Bu da faizleri daha da yükseltir mi ?

    YanıtlayınSil
  36. Sayın Üstadımız,

    Bilgi ve tecrübelerinizi paylaştığınız yazılarınız için çok teşekkür ediyorum. Çok önemli bir katkı sağlıyorsunuz. Türkiye gibi bir ülkenin döviz rezervlerinin olması gereken düzey hepimizin malumu.
    Merkez Bankasının net rezervlerinin eksi olması normal koşullarda piyasa talebinin yanı sıra Merkez Bankasının da bir alıcı olarak döviz talebinde bulunması anlamına gelmesi gerekmiyor mu ? Bu ise döviz fiyatlarının daha da artmasına diğer taraftan Merkez Bankasının döviz almak için ya ilave para basmasına ( enflasyon yaratmasına ? ) yada piyasadan para çekerek faizlerin daha da yükselmesine yol açmayacak mı ? Aksi halde Merkez Bankasının mevcut durumunu sürdürmesi mümkün mü veya TCMB'nin mevcut durumunu sürdürmesinin ne sakıncaları olacaktır. Bu konudaki görüşlerinizi bizlerle paylaşabilir misiniz ? İyilik ve sağlık dileklerimle

    YanıtlayınSil
  37. Mahfi bey herhangi bir fısıltı gazetesinin tuzağına düşmemek için doğrudan size soruyorum:

    "12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliği Referandumu" öncesinde, "Yetmez ama EVET" kampanyasına destek verdiniz mi / vermediniz mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Vermedim. Çünkü olayın nereye varacağını tahmin ediyordum ve yanılmadığımı da kısa sürede gördüm.

      Sil
  38. Toplum, Bakan ve TCMB Başkanlığı değişimini yeterli görmemeli. Şimdi tam zamanı. TÜİK ve BDDK Başkanlarının değişimini de talep etmeli. Bu da yetmez toplumda saygınlığı olan, sözlerine güvenilecek birilerinin gelmesini talep etmeli. Şimdi tam zamanı! Ondan sonra dolarda mı kalmak TL’de kalmak mı hangisi daha iyi diye düşünürüm.

    Bir de 5 müteahhittin vergileri ve paralarını nerelere gönderdikleri incelenmeli.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok beklersin... O 5 şirket ve dahası zaten derin devlet. İnşaatçıların devleti olduk yazık.

      Sil
    2. 5 muteahhidin silinen vergileri ve paralari o sirketlerin gizli sahibi nereye dediyse oraya gonderildi. Ingiltere'de prens Charles'in buyuk ciftlikleri ve tarimsal isletmeleri vardir. Prens Charles bu sirketlerden elde ettigi karlar uzerinden vergi odemez, vergiden muaftir. Isin mantigi kral kendi ulkesine vergi odemez, cunku butun ulke kral'a aittir fikrine dayanir. Turkiye'de bu 5 sirketin vergilerinin silinmesi de ayni mantikla yapilmaktadir.

      Sil
  39. Mahfi Hocam merhaba,
    Bu faiz artırımının kurumsal finansman üzerindeki etkileri nelerdir?

    YanıtlayınSil
  40. Osman Altuğ: borcu olan "fâiz" öder(5n1k purogramında konuk iken)..

    YanıtlayınSil
  41. Geleceğimizi avrupa'da tasavvur ediyoruz dedi CB.

    Şimdi para bitti barışalım demek mi oluyor.

    Bunlar dış mihrak değilmi ve bize oyun oynayan sıkıştırmaya çalışan düğmeye basan dış güçler diye hatırlıyorum.

    Hatta biz fransa ya boykot uyguluyoruz şuan. Anlamadım çok hızlı dönüldü kavrayamadım. Ekim ayında bu Avrupa tüm iri kimini bizim 2 bin yıllık geçmişimizden aldı diyen CB.

    Yahu tarihi mi yanlış okuttular bize

    YanıtlayınSil
  42. Sayın Mahfi hocam merhabalar. Sizin yazılarınızı takip eden bir öğrenciniz olarak gerçekten sizin yazılarınızla büyüdük. Bir yazınızın Yorumlarının arasında bir yorumunuzda şunu yazmışsınız:

    Bunu babam da söylese aynı yazıyı yazardım.

    Yorumunuzda ki bu düşünce biçimiyle paralel olarak ve haddim olmayarak bir eleştiride bulunmak istiyorum.

    Eleştirim Montrö Boğazlar sözleşmesi ile ilgili yazınızla ilgilidir.

    Uluslararası hukuk uzmanı sayın Rıza Türmen beyefendinin bir yazısı var. Bu yazının linki aşağıdadır:

    https://t24.com.tr/yazarlar/riza-turmen/kanal-istanbul-ve-montro-sozlesmesi,24880

    Bu yazının bir bölümünde şu hususlara değinilmiştir:

    Birincisi, Montrö Sözleşmesi'ndeki "Boğazlar" sözcüğü, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı'nı kapsar. Montrö Sözleşmesi'ndeki "Boğazlar" yani İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı bir bütün ve tek bir su yolu. Kanal İstanbul ise, Montrö Sözleşmesi dışında kalan başka bir alternatif su yolu.

    O nedenle Kanal İstanbul'dan geçerek, Montrö Sözleşmesi'ne tabi olmayan bir gemiye Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı'ndan geçerken Montrö hükümleri uygulanamaz. Kanal İstanbul'dan geçerken Montrö Sözleşmesi dışında kalan bir gemi, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı'ndan geçerken de Montrö Sözleşmesi dışında kalır.

    Sizin yazınızda belirttiğiniz husus ise burada yazanın tam tersi. Şöyle yazmışsınız:

    Montrö Boğazlar Sözleşmesi yukarıda da değindiğimiz gibi yalnızca İstanbul Boğazından geçişleri düzenleyen bir antlaşma değildir. Sözleşme, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul (Karadeniz) Boğazı deniz trafiğini düzenleyen bir antlaşmadır. Kanal İstanbul, savaş gemilerinin Karadeniz’e İstanbul Boğazı kısıtlamalarından kurtularak çıkmasının önünü açsa da Akdeniz’den gelip Çanakkale Boğazından Marmara Denizi’ne geçmesinin önünü açamadığı için örneğin ABD donanması Karadeniz’e Montrö Boğazlar Sözleşmesi kısıtlamalarına tabi olmadan geçemeyecektir. Dolayısıyla Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksei Erkhov’un “Kanal İstanbul’un Karadeniz’deki hukuk rejimini belirleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesini değiştirmeyeceğini, değiştirmediği sürece de Türkiye’nin kendi meselesi olacağı” yolundaki açıklamasını bu çerçevede anlamak gerekir.

    Dolayısıyla yorumunuz sayın Rıza Türmen' in yaptığı yorum ile taban tabana zıt oluyor.

    Bu noktada bir öğrenciniz olarak ben sayın Rıza Türmen beyefendinin görüşünün doğru olduğunu düşünüyorum. Bunun birçok nedeni olmakla birlikte sizin yorumunuzun doğru olduğu varsayımını yapacak olursam; şu sorunun cevabını bulmakta zorlanıyorum: 1950 den beri Amerika neden kanal İstanbul'un yapılmasını ısrarla istiyor? Boşa mı kürek çekiyorlar acaba?

    Bu noktada sayın Rıza Türmen beyefendiyi tanıyıp tanımadığınızı bilemiyorum. Bu yorumdan sonra yazısını okuduktan sonra kendisiyle irtibat kurarak veya yazısında yer alan ilgili hususu değerlendirerek tekrar bir yazı yazarsanız bence çok yerinde olur. Böylece sizi beğenerek takip eden öğrencilerinizin kafasında oluşan çelişkiyi gidermiş olursunuz.

    Anti parantez olarak ben projeye karşı olmamakla birlikte taraftar da değilim. Kendimce tarafsızım. Bana cevap verme nezaketini göstereceğinizi düşündüğümden bu hususu da belirtmek istedim.

    Bu yazı ve önceki tüm yazılarınız dolayısıyla bizlere kattıklarınız için teşekkür ederim ve saygılarımı sunarım hocam.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Karşı olunan şey tek başına Kanal İstanbul değil. Etrafının araplara ve yandaşa peşkeş çekilmesi ve doğayı değiştirmesi. İstanbul gibi minnacık yüz ölümüne sahip bir yerde yeni bir şehir kurmak intihar ve bir ada haline getirmek siyasi bütünlüğü bozmak. Bu şehir göç alacak ama içerden göç yetmez bunu yapmak için memlekete bi 7 milyon Arap daha sokacaklar.

      Sil
    2. Selam,

      Montrö'ye göre : "Karadeniz'e kıyıdaş devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları ya da satın aldıkları denizaltılarını, tezgâha koyuştan ya da satın alıştan Türkiye'ye vaktinde haber verilmişse, deniz üslerine katılmak üzere Boğazlar'dan geçirme hakkına sahip olacaklardır. Söz edilen devletlerin denizaltıları, bu konuda Türkiye'ye ayrıntılı bilgiler vaktinde verilmek koşuluyla, bu deniz dışındaki tezgâhlarda onarılmak üzere de Boğazlar'dan geçebileceklerdir. Gerek birinci gerek ikinci durumda, denizaltıların gündüz ve su üstünden gitmeleri ve Boğazlar'dan tek başlarına geçmeleri gerekecektir. "

      O dönem koşullarında, Rusya, ingiltere, Romanya aynı taraf oldukları için bu madde aralarında sorun teşkil etmedi.

      Sözleşme kapsamındaki koşullar, sözleşmeyi esnetme olasılıkları, yerleşik güç nizamının devamı şartlarında geçerlidir.

      Yani, Nato üyesi olan bulgaristan ve romanya, kıyıdaş olmayan başka bir nato ülkesinden gemi alırsa, bu gemileri boğazdan geçirme hakkına sahiptir.

      Bu tarz anlaşmalar nizami düzen devamını sağlamak için nizami düzen sürdüğü müddetçe geçerlidir. Yarın bir gün, Putin görevden çekilir, Rusya iç kargaşa yaşar, başka sorunlar ile de karşılaşır ise, Rusların herkesten sakındıkları nükleer başlıklarının kontrolünü ister istemez BM nezdinde Nato kontrol altına almak ister, kimse de engel olamaz.

      Keza, Türkiye'de bütünlüğünü tehlikeye atan bazı sorunlar yaşar ve çözemez ise aynısı geçerlidir.

      Bu tarz durumlarda sözleşme ister istemez yaptırım gücünü kaybeder, yeni dengelere binaen yeni bir sözleşme imzalanır.

      Tabi ki bunlar olasılıklardır.

      Büyük bir savaş vukunda, Rusya derin devleti Nato ile ortak harekat yapar. Bu geniş stratejik açıdan bakılınca da boğaza bir kanal yapılması Nato için kısa vadede taktiksel bir kazanım imkanı verir, uzun vadede ortaklar arasındaki pazarlıklarda Rusya'nın pazarlık gücünü kırma amacı güder.

      Olayın Türkiye ile politik ve askeri bir alakası yok. Ülkeye stratejik kazanım vermez. Türkiye pasif konumdadır. Şartlar uygun olunca, yap denildiğinde kanalı yapar.

      İstanbul batısına kanal yapılması, Avrupayı rahatlatır! Türkiye'nin batıya kara taaruz imkanını bitirir. İstanbul savunmasını mevcut Türk ordusu envanteri ile imkansız hale getirir. Trakya'nın olası bir işgal gücü ile kaybedilmesini kolaylaştırır. İstanbul'un emniyetini tehlike altına koyar. Trakyanın lojistik desteğini bitirir. Bunları bertaraf etmek için Kanal yapıldıktan sonra, Trakya için ek askeri birliklerin eklenmesi gerekir.

      H4&lu!CobCQqG6D@

      Sil
  43. Selamlar sayın Hocam, öncelikle sizinde belirttiğiniz gibi,esasen MB fai artırmanın,politika faizi denilen yeri fiili yani ağırlık ortalama fonlamaya esitlemistir.Durum bu merkezde ise eğer,dolar kurunun 8.57 seviyesini gördüğü bir dolarizasyonlu ülkede kim 7.50 den dolar satip, gercekte hiç değişmemiş veya 200 baz puan civarında değişen mevduat faizini cazip bulup tl.ye gecerki.Ayrica enflasyon rakamlarının saibesi üzerinden kalkmadigi sürece hangi yabancı yatırımcı dolarını getirip, satar ve tl. Varlıklara %15 yıllık getiri garantisi üzerinden yatırım yapar.
    Yapılanı aynen covid hastası olmuş kişiyi entübe etmeye benzettigim söde faiz artırım karari sonrasi bunye bağışıklık kazanmazsa çok başarılı bir ameliyat olmayacaktır. Umarim hastayi kurtarabiliriz.
    Saygilarimla.

    YanıtlayınSil
  44. Hocam bütün bunları okuyunca aklıma, bir şirketteki finans müdürü, ceo, yönetim kurulu başkanı vs. şirketi bu şekilde yönetip hem şirkete hem de hissedarlara zarar vermiş olsaydı acaba ne olurdu sorusu geldi. Yani Türkiye'de değil de "normal" bir ülkede bunlar olsaydı o ülkeyi, o kurumu, o şirketi yönetenler bakımından bütün bunların hukuki, cezai ve siyasi sorumluluğu acaba ne olurdu? Neticede bu "pahallı deneyimin" faturası da "acı reçete" olarak bizim önümüze getirilecek ki zaten getiriliyor da. Bu reçetede de, yeni vergiler, vergilere ve temel tüketim mallarına daha çok zam, ücretlere ve emekli maaşlarına daha az zam yazıyor. İnsanların acı reçeteyi uysalca kabullenmesi için biat etmeleri,kitaptan, okumaktan, öğrenmekten, bilmekten, örgütlenmekten, tartışmaktan, anlamaktan, korkmaları; bir "öcüyle" korkutulmaları gerekiyor. Ülkeyi korkuyla yönetmeye alışmış iktidarın/iktidarların hukukun üstünlüğünden, çoğulcu demokrasiden, insan haklarından, amacı soran sorgulayan, biat eden değil de tartışmaya açık, bilimi esas alan açık fikirli insan yetiştirmek olan/olması gereken çağdaş eğitimden hazzetmeleri mümkün mü? Peki ya kendi sesinden başka sesleri dinlemeye tahammülü olmayanların başkalarını dinlemeleri mümkün mü?

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...