Enflasyon Nasıl Düşürülür?

Enflasyon Sorunu ve Kökenleri

Son günlerde ‘Türkiye’nin en önemli sorunu enflasyondur onu çözersek her şey çözülür’ şeklinde bir söylem aldı yürüdü. Enflasyon gerçekten önemli bir sorundur ve mutlaka çözülmesi gereklidir. Özellikle de dünyada enflasyonun, yalnızca sorunlu ülkelerde kaldığı bu dönemde düşürülememesi kabul edilebilir bir mesele değil. Bunların hepsi doğru ama nasıl ki yüksek faiz yüksek enflasyonun sonucuysa enflasyon da başka şeylerin sonucudur.

Enflasyon sorununu çözebilmek için önce enflasyonun nereden kaynaklandığına bakmak gerekir. Enflasyonun iki kaynağı vardır: Talep kökenli enflasyon ve arz (ya da maliyet) kökenli enflasyon.

Eğer bir ekonomide arz miktarı değişmediği halde talep miktarı artıyorsa o zaman ekonomide talep kökenli enflasyon oluşur. Talep kökenli enflasyon çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Örneğin nüfus artmışsa talep de artar. Ya da her şey sabitken merkez bankası piyasaya daha fazla para sürmüş ve bu para tüketicinin eline geçmişse talep yine artar. Talep enflasyonunu önlemenin yollarından birisi piyasadaki para arzını düşürmek ve/veya faizleri enflasyonun üzerine yükselterek pozitif reel faiz vermek ve bu yolla insanları daha fazla tüketimden vazgeçirip tasarrufa yönlendirmekten geçer.

Eğer bir ekonomide arzda daralma ya da maliyetlerde artış oluşmuşsa o ekonomide arz yönlü enflasyonist baskıdan söz edilebilir. Arzda daralma, talep düşmediği halde üretim miktarında düşüş olması halidir. Ki bu fiyatların yükselişe geçerek enflasyon oluşumuna yol açabilir. Maliyetlerde artış üç şekilde ortaya çıkabilir: (1) Üretim faktörlerine ödenen bedellerde artış olabilir (ücret artışı, kira artışları, finansman maliyetleri ve dolayısıyla faizlerde artış.) (2) Girdi fiyatlarında artış olabilir (üretimde kullanılan hammadde, ara malı, sermaye malı fiyatları artabilir.) (3) Kurlarda artış ortaya çıkabilir. Bu durumda üretimde kullanılan ithal girdilerin fiyatları artabilir. Petrol, doğalgaz fiyatlarında artışın etkilediği enerji fiyat artışlarına ek olarak kurda ortaya çıkan artışlar bu tür girdilerin ithal fiyatlarını dolayısıyla firmaların üretim maliyetini artırır.     

Türkiye’de durum

Türkiye’de Kasım 2020 itibarıyla yıllık manşet enflasyon (TÜFE ile ölçülen enflasyon) yüzde 14,03 olarak açıklandı. Bu enflasyonun kökeni nedir? Talep enflasyonu mu yoksa arz enflasyonu mu yoksa her ikisinin de bulunduğu bir karma enflasyon mu söz konusu? Bu soruya yanıt verebilmek için önce talebi etkileyen unsurlara bakalım.

Yanıtlamamız gereken ilk soru talepte artış yaratacak şekilde para arzında bir artış olup olmadığıdır. Bu soruyu yanıtlamak için M1 ve M2 para arzı miktarlarına ve bunların GSYH içindeki yüzde paylarına bakalım (Tabloda yer alan 2020 verileri 18 Aralık 2020 tarihlidir. 2020 yılı GSYH’si tahminidir. Tablodaki veriler için kaynak: TCMB, Haftalık Para ve Banka İstatistikleri, 18.12.2020.)


Bu tablodaki oranları bir grafiğe dönüştürelim:

Tablo ve grafik bize 2020 yılında para arzında önceki yıllara göre önemli bir artış olduğunu gösteriyor. Enflasyon üzerinde bu artışın bir miktar etkisi olduğunu düşünüyoruz. 2020 yılında artan para arzının temelinde Covid-19 Salgını nedeniyle ortaya çıkan ödemeler olduğunu söyleyebiliriz.

Yanıtlamamız gereken ikinci soru nüfus artışı olup olmadığıdır. Türkiye son yıllarda ciddi sayıda Suriye, Afganistan ve diğer ülkelerden mülteci kabul etti. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre bu mültecilerin toplam sayısı 4,2 milyon dolayında bulunuyor. Son yıllarda ortaya çıkan bu nüfus artışının bir talep artışı yaratarak enflasyonist baskıların artmasına yol açtığını tahmin ediyoruz.

Demek ki Türkiye’deki enflasyonist baskıların bir bölümü talep kökenlidir. Gerek para arzında gerekse nüfusta ortaya çıkan artışlarla beslenen talep artışının yarattığı enflasyonist baskıyı durdurabilmenin yolu faizi yükseltmektir. TCMB, son iki toplantısında faizi yükseltmiştir. Bununla birlikte insanlar açıklanan enflasyon oranına (yüzde 14,03) inanmamakta ve o nedenle bankaların önerdiği yüzde 17 oranına varan mevduat faizlerini yeterli bulmayıp döviz almaya ya da yaşam daha da pahalılaşmadan paralarını mala yatırmaya yönelmektedir.

Yanıtlamamız gereken üçüncü soru 2020’de maliyetlerde artışa neden olan bir gelişme olup olmadığı sorusudur. Ücretler, kiralar, üretimde kullanılan girdilerin fiyatları yükseldi mi? Kurlar arttı mı? Bunlara tek tek bakalım. Ücretler ve kiralardaki artışlar, genel olarak geçmiş enflasyona göre ayarlandığı için bu düzenlemelerin enflasyona katkısının çok düşük kaldığını düşünüyorum. Faizlerdeki artış ise açıklanan enflasyona göre yapıldığı için onun da gerçek enflasyonun gerisinden geldiğini ve enflasyona fazla etkisinin olmadığını tahmin ediyorum.

Ücretler, kiralar ve faizler dışında firma maliyetlerini en fazla etkileyen kalem maliyetler içinde önemli yer tutan kur kalemidir. Kurlardaki artış için sepet kura (½ USD + ½ Euro) bakıyoruz. 2019 yılsonunda sepet kurun ortalaması 6,67 iken 25 Aralık 2020 itibarıyla 8,41 olmuştur. Bu fark yüzde 33,3 oranında bir artışa işaret ediyor. Enflasyon üzerinde en olumsuz etkiyi TL’nin dış değer kaybının yarattığını tahmin ediyoruz.

Bu aşamada enflasyon sorununu çözebilmek için yeni bir soru sorup yanıtlamamız gerekiyor: Kurlardaki yükselmenin (ya da TL’nin dış değer kaybı) niçin bu kadar yüksek düzeye çıkıyor? Bu sorunun yanıtı da Türkiye’ye, çıkan dövizden daha az döviz girişi olması ve vatandaşın enflasyonun anapara üzerinde yarattığı kayıpları giderebilmek için bir yandan harcamalarını artırırken bir yandan da tasarruflarını dövize yatırması yani döviz talebi yaratması şeklindedir.

Bu sorunun kısa vadedeki çözümü gerçek enflasyonun üzerine reel faiz verecek biçimde faizi artırmaktan geçiyor. TL’nin faizi vatandaşın tasarrufunu enflasyona karşı koruyabileceği düzeye gelirse vatandaşın döviz talebi düşer, yabancıların Türkiye’ye döviz getirmesi artar, bu da TL’nin değer kazanmasını sağlar.

Böylece Türkiye’de gerek talep enflasyonunun gerekse arz (maliyet) enflasyonunun kısa vadedeki çözümünün aynı kapıdan (reel faizi enflasyonun üzerine çıkarmaktan) geçtiğini ortaya koymuş olduk.

Bununla birlikte bu çözümün kısa vadeli olduğunu, hemen ardından risk yaratan hukukun üstünlüğü başta olmak üzere sosyal, siyasal ve ekonomik sorunların çözümü için gerçek anlamda yapısal reformlara girişilmesi gerektiğini bir kez daha vurgulamamız gerekir. 


Yorumlar

  1. Hocam merhaba,

    Bu yazıdan anladığım kadarıyla Türkiye'de üretmek pahalı yani üretim enflasyonu var. Peki nükleer santraller enerjideki dışa bağımlılığı azaltırsa hasta ekonomimize faydası olur mu ne derecede olur?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Nükleer santral için Ruslara döviz bazlı, yüksek ve sabit fiyatlı ve uzun müddetli alım garantisi verilmiştir, ayrıca operasyon döneminde nükleer yakıt, ekipman ve birçok girdi Rusya'dan ithal edilecektir, dolayısı ile nükleer santralin yakın dönemde ülkemizden döviz çıkışını önleyeceğini düşünmek biraz iyimserlik olur.

      Sil
    2. Gerçek enflasyon kur artışının üzerinde .Hayatımız yalan üzerine kurulu olduğu gibi devlet yönetimide yalanlarla yyürüyorÜretimi arttırmak gerekir.Türkiyeye bu saatten sonra reform değil,devrim gerekir.

      Sil
    3. Selam Emre,

      Nükleer santral için Türkiye de propaganda yapanları takip ederseniz, gelişmiş batı ülkelerini misal gösterirler. Doğrudur.

      Size kurdukları tuzak 1707 nin yazdıklarında gizlidir.

      Tüm batı nükleer santral ülkeleri bir şekilde kendi teknolojileri ile santrali yapar. Devletler arası ortaklıklarda, eş başka bir konu üzerinde karşılıklı anlaşma yapılmıştır. Bizimkinde politik istek ile beraber yüksek maliyetli teknoloji ürünleri ve know-how satışı vardır. Birim elektrik üretim maliyetini yukarı çıkarır.

      Keza, yeşil enerji denilen güneş enerjisinde de benim bulunduğum ülkede, piyasayı Çin malı teknoloji hızla ele geçirmeye başlamıştı. Hükümet farkına varınca, kota uygulaması üstüne de yerli üretim teşviği, üstüne yerli alımlarda hanelere emlak vergisi desteği verdi. Çin firmalarına yerli üretim oranı kotası koydu. Önü alındı.

      Çinliler her türlü fiyat ile rekabet ederler, bir sebebi ihracat pazarını ele geçirmek konusundaki ÇKPnin ucuz kredi politikasıdır. Batı dünyasında bir sektörde lider olmak için batacak Çinli firmaları bile ayağa kaldırırlar. Yani, Türkiye Ruslar 100 fiyata yapıyor derse, Çin firması hemen 90 fiyat verir. Kazanca bakmadan kritik sektörün dış ülkede lideri olmak politikadır.

      Buradan bir tüyo yazalım. Yakında Türkiye'ye teknoloji konusunda bir dış kaynak girişi olacak. Firmalar özellikle Çin ve Rus firmaları ciddi yatırım yapacaklar. Türkiye'ye lisans bedeli ödeyecekler.

      Tahminen 8 milyar Euro kadar 5G lisans anlaşması ve teknoloji kurulumu işi. 5G ile nesnelerin interneti veya cihazlardan internet girişleri imkanı Çinli firma teknoloji altyapısına geçirilir gibi geliyor bana.

      Bu cihazlar doğaları gereği, uydu ve Çin bulut sistemlerine entegre olacak, çünkü üretici Çinli firmaların cihazların yerini, çalışıp çalışmadığını, yenilenmesi gerekip gerekmediği gibi ürün hizmet kalitesini artıran servisleri sunması için elzem işleri yapabilmesi gerek. Bu da sektörlere özellikle askeri cihazlara kadar, askeri cihaz olmasa bile askerin kullandığı cep telefonundan askeri hareketliliğin ölçümüne kadar yapay zekalara bilgilerin aktarılması demek.

      Bir anlamı ile Türkiyede ameliyata giren doktor sayısından, bulaşık makinası kullanan ev kadını sayısına, sınırda nöbet tutan askere, yolda giden araç sayısına kadar Çin den bilinmesi(veya bir batı ülkesinden) anlamına geliyor.

      Politika ile neler olur bilinmez ancak bunun dışında ciddi miktarda yatırım yapmaya hazır kurumlar kapıda bekliyorlar.

      ZWxK02#2kL$hLJ@1

      Sil
    4. Turkiyenin ozeti olan Istanbulun, cogunluk nufusunu olusturan fakir semtlerinde dolasarak soyle bir test yaptim:
      Sokak ya da caddelerinde yuruyup Turkce ya da Arapca konusan ilk 100 kisiyi saydim.

      Hangi fakir semtine gidersem gideyim sonuc hic degismedi.
      Her 100 kisiden 20 si arapca konusuyordu.
      20/100=%20 eder.

      Aciklanan enflasyon orani: %14
      Ne ilginc degil mi? Birbirlerine yakin rakamlar.

      Simdi %20 yi Turkiyenin toplam nufusuyla carpalim.

      %20*85 milyon= 17 milyon siginmaci eder.

      Bu sebepleTurkiyedeki siginmaci nufusunun 4.5 milyon oldugunun iddia edilmesi mantigima pek yatmiyor.

      Ve bence bu durum sadece bu iktidar doneminde olmadi.
      Onceden de hep vardi. Ama son 5 yilda asiri bir sekilde olunca farkedilmeye baslandi.

      T.C. nin ozellikle son 50 yillik tarihi boyunca surekli devam eden bir durumdu.

      20 yil onceki iktidarlar doneminde kimse farketmedigi icin bastakilerde durumu belli etmemeye calisti.
      Bence bastakilerde biliyordu.
      .


      Iste size T.C tarihi boyunca bitmek bilmeyen enflasyon, ekonomik sikinti ve terorun ana kaynagi.

      Bir Ataturkcu olarak uzulerek itiraf etmeliyim ki bu tur ayrintilarin gozden kacmasi sebebiyle Turkiye Cumhuriyeti Osmanlidan daha cok ARAPLASTI.

      Sil
    5. Haklı olabilirsiniz fakat ''Türkiyenin özeti olan Istanbul'' tanımınızı doğru bulmuyorum. En basit örnekle Ankara'ya gelip ilk 100 kişi üzerinde deneyinizi uygularsanız 20 sayısına ulaşamayacağınzdan eminim. Hele ki nispeten küçük şehirlere bakarsanız 20 tam bir hayal olur. Bu nedenle 17 milyon sığınmacı tespitinizi hatalı buluyorum.

      Sil
    6. Unknown 15:59
      Turkiyenin ozeti dedim.
      Ankarayi Bakirkoy semtiyle eslestirebilirsiniz.

      Kaldi ki buldugum 17 milyon rakami bir tahmin.

      Bu rakami cok olarak kabul edip yariya bile indirseniz rakam yine inanilmaz buyuk cikiyor.
      8.5 milyon cikiyor.

      Nerden tutsan alarm caliyor.

      Demek istedigim de tam olarak bu.





      Sil
    7. Istatistikte representatif diye bir tabir vardir. Yapilan/tespit edilen örneklemenin ne kadar/hangi dogrulukta gercegi yansitmasina ait kullanilan bir terimdir. Mesela eger incelenecek olan popülasyon N= 1.000 olsun ve gözlemlenen/örneklenen populasyon n=4. Bu bize n/N=0,004 oranini veriyor, yani bu deneyden edinilen sonuc genellemeye yayilamaz/representatif degil. Sizin Istanbul örneginiz, yapmis oldugunuz genelleme bu yanilgidan geliyor. Rastgele sokaga cikip, konustuklari dile göre edindiginiz veri genellemeye yaymak icin cok kücük bu sebepten dolayi 17m gibi yanlis bir yoruma variyorsunuz. Ancak yine ayni tespitiniz eger yeterli adette sokakta dolastiysaniz ve dogru sayida örnek gördüyseniz, o zaman yanlilislik payi icermekle birlikte fakir mahallalelerde %20’ye yakin oranda Arapca konusulmaktadir diyebilirsiniz, ben n/N=0,05 ve yukarisi icin bir genelleme yapilabilir görüsündeyim ama bu da aslinda kücük bir oran.

      Sil
    8. Arkadaşlar, Türkiye'yi sanırsam kaybettik veya kaybetmek üzereyiz. Yılda 1 milyon kaçak göçmen yükünü kimse kaldıramaz. ABD bile bu kadar göçmeni sokmamak için orduyu kullanıyor. 2013 CB Suriyelilere resmen kimliklerle sınırları açtıktan sonra bunu duyup teşekkür eden Irak, Afganistan ve Pakistan ülkemize hareketlendi. İran bunu ticarete döktü, 3 günlük pass verip sınırlara bırakıyorlar.
      Irak'a ve bir çok az gelişmiş ülkeye kapıda vize var, mahfi eğilmez bloga yorum yazar gibi giriyorsunuz.
      AB almayınca ihale bize kaldı.

      2012'de 60 bin olan düzensiz göç, 2019 senesi ile yakalanan göçmen sayısı 500 bin'i buldu.
      Geri gönderin merkezi kapasitesi AB fonlarıyla 16 bin yapıldı. Göndermek parayla. Ülkede tutuyorlar.
      Somali, Tanzanya, Gana, Kamerun, Vietnamlı bile var ülkemizde. 11bin km 9 ülke var Vietnamla aramızda. Suriye, Afgan, Irak ilk 3. Uygurlar 60 senedir Menderes'e ABD dayatmasıyla geldi ülkede attılar gitti. 9 çocukları oluyor. Afganlar 80lerde artmıştı, gizli saklı Konya'ya yerleştirdiler sırada Eskişehir. Eskişehirde köylerde çalışıyorlar. Türkiye doğumlu sanatçıları var. Spotifyde listelerde tvye çıktı geçen.
      17 yaşında Afgan 2 çocuk annesi Bursada gördüm. Eskişehirden kovmuşlar kocasıyla.

      İstanbul, Türkiye'nin özeti değildir. Bu kadar plansız gecekondu başka yerde göremezsiniz. Çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da tutunamayanların özetidir. Osmanlı dönemi göç izne tabi idi. Benim gördüğüm İstanbul'da insanlar sefil kişilere karşı bir yok sayma güdüsü geliştirmiş. İstanbulda eski semtlerdeki göçmen fakirlik, diğer şehirlerdeki göçmen fakirliği gölgede bırakıyor. Bu eski semtlerden bazılarında nasıl yaşanabildiğini bilmiyoruz. Bizim İstanbulla alakamız eğitim ve turistik maksatlı olduğundan varlıklı ailelerin çocuklarına ev kiralamak veya almak konusunda bir terimimiz var 4000 kira ama "eşek bağlasan durmaz" diye.
      Ama diğer büyükşehirlerimizdeki Arap durumu aynı yer yer daha kötü. Urfa'da 3 kişiden biri Suriyeli. Antep 5 kişiden 1i Suriyeli. Adana, Mersin'i geçtim Bursa'da sanayide iş imkanı diye aktılar, İzmir'de gidici. Oteller sokağı gidin görün karşıya sefer yapıyorlar. Ankara'ya güvenlik sebebiyle daha fazla kabul etmeseler de kaçak olarak geliyorlar.

      Resmi Gazete ve İlan.gov.tr'ye bakın hergün istisnasız adres beyansız kayıp kaçak Suriyeli, Iraklı, Libyalı, Cezayirli, Afgan, Özbek, Azeri hatta Doğu Avrupalı kriminallere hiç bi ceza verilemediğini ülkemizde kaybolduklarını ve çocuklarına ceza almasın diye suç işlettiklerini ve sınırdışı edilmediklerini görebilirsiniz.

      İranlı Kürt suç liderinin sülalesi Türkiyede ve vatandaş.

      Acayip bi kafa var.

      Unhcrye göre toplam 4 milyon farklı ülkelerden sığınmacı varmış, 110bin üstü vatandaş yapıldı CB söyledi 2019 Ocakta. 1 milyon üstü ikametli ve ikametsiz yabancı var.

      7m doğru bir rakam olacaktır. Türkiyede yaşayan 76 milyon var gerisi yurtdışında ikametli. 50 milyon Türk.

      Sil
  2. Hocam bu yılın sonunda nüfusumuzun 10 da biri olan İsviçreye milli gelirde geçiliyor muyuz? Allaha hamd olsun sırada dünyada ülke olarak bile tanınmayan Tayvan var. Başkanlık geldi Türkiye uçtu. Ama tersden. Hocam gençleri teşvik ediniz. Bu tarz adamların bakan olduğu ülkede herşey başarabilirsiniz diye. Saygılar

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tayvan muhteşem gelişmiş bir endüstri ülkesidir. Çin tanımaz.

      Sil
    2. Çin tanımıyorsa sıkıntı büyüktür kardeş zaten ben de onu bilerek söyledim

      Sil
  3. Ne zaman uzun vadeli kararlar almaya başlayabiliriz sayın hocam ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki bu konuda bir tahminim yok. Çünkü hatada ısrar etmek gibi bir hatamız var.

      Sil
  4. Enflasyon üzerinde faiz kısa vadede etkili olabilir ama ileriye dönük sermaye yetersizliği kaynaklı arz yönlü enflasyona da odun toplamış olur çare köklü Reform

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. bence reformda devrimde gerekli. bu arada dediğiniz gibi kurdan yüksek bi enflsyon var, öyleki aldığımız bir çok şeyin fiyatını dolar kuruyla orantılasak belki 11 12 tl dolar kuruna denk gelecektir.

      Sil
  5. Teoride basit bir işlem gibi görünse de, ülkenin politik konumu da ele alarak, yapısal reformlar için uzun yıllar ve birkaç seçim gerekiyor. Kısa vadede (5 yıl) düşük ve istikrarlı enflasyon gözlemlememiz bu durumda mümkün değil mi Mahfi Hocam?

    YanıtlayınSil
  6. Hocam para arzındaki artış grafiği terse çevrilebilir mi? 2017'ye geri dönmek istesek ne olur?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Şu anda olmaz. Salgında gelir elde edemeyenlere yardım yapılması gerekiyor.

      Sil

  7. Hocam hukukun üstün olmadığı diğer ülkelerde niçin yabancı yatırımcı sorun olmuyor? Kuruluş felsefimizden saptığımız için mi bizi bu kadar etkiliyor? Bu konuya açıklık getirebilir misiniz rica etsem? Saygılarımla..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Arapçılık, İslamcılık Araplar dahil herkesin nefretini çekiyor. Arap imajına yatırım da gelmiyor.

      Sil
    2. Hukukun üstünlüğünün yanında istikrar da lazım. Hukukun üstün olmadığı ama yabancı sermaye gittiği ülkelerde istikrar var. Bizde o da yok. Sürekli konum değiştiren, komşularıyla ve başkalarıyla sürekli kavgalı olan bir ülkede yatırım olmaz.

      Sil
  8. Mahfi Bey hep ekonomiyi düzeltecek yazılar yazıyorsunuz. Bir yandan da bu ülkede hukukun üstün olmadığını söylüyorsunuz. Peki eğer hukukun üstün olmadığı bir ülkede ekonomi düzelirse, bu durum hukuksuzlukları normalleştirmez mi? Bu durumda zengin ama özgür olmayan ve kendini baskı altında hisseden bir toplum yaratılmış olmaz mı? Sizce böyle bir toplum sağlıklı bir toplum mudur?

    Para için özgürlükler feda edilebilir mi?

    Sizce ülkede hukukun üstünlüğü kurulmadan ekonominin düzelmesi iyi bir şey midir?
    Eğer iyi değilse niye bunun için çaba sarf ediyorsunuz? Önce hukukun üstünlüğünü sağlamak için fikir beyan etmeniz gerekmez mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir noktadan yakaladınız konuyu.

      Mahfi beyin uzmanlık alanı ekonomi, ekonominin tıkandığı yeri hukuk diye işaret ediyor.
      Benim durduğum yerden, devletin halk için olması önemli.
      İşi bilen kişilerin halkı devlete yönlendirmesi, bu devleti yıkıp yeni devlet kurması lazım, halkın da sahiplenmesi.

      Batı devletlerinin küçük nahiyelerine gidin, memurların Türk memuru kadar yasa ve tüzük bilgisine sahip olmadığını,
      daha az yetenekli olduklarını görürsünüz. İşler yürür, sistem basittir, memurlar o bölge çocuklarıdır,
      insanlarını bilirler, onlarla kamu arasında aracı olurlar.Özel yeteneklere ve teknolojiye ihtiyaç yoktur.

      Yargıçlar, bizim yargıçlar kadar uluslar arası hukuk, vs detayları bilmezler, detayın detayına girmezler, giremezler.

      Bankacılık da benzeridir, Merkez Bankacılığı da.
      MB yazdığı metni, lise mezununun anlayabilmesi gerekir, MB ve bankalar da dönen işler de basittir.

      Bankada memur beni tanır, iş yerimi bilir, evimi bilir.

      Bankaya ilk ev kredisi için gittim memur sordu, nerelisin diye, Türkiye dedim. Şundan sordum dedi, başka bir şubenin ismini verdi,
      bir Türk çalışıyor, isterseniz onu arayım onla konuşun ya da gidin işlerinizi o yapsın, rahat olacağını düşünürseniz dedi.

      Sistemi insan için yapabilecek Türk insanların varlığı hukuku da, devleti de insan için yapar.
      O insanlar Türkiye'de var. Devleti dönüştürecek kadar sayıları arttı. O insanların devlet içine girmeleri,
      hatta benim gibi düşünen kişilerce pozitif ayrımcılık ile devlete alınmaları lazım, yoksa devleti değiştiremezler.
      (Tersini FETÖ ve cemaat yapılanmaları ile yaşadık, yapmamız gereken terse döndürmek.)

      Türk ekonomisini, verimlilik sorunlarını, halk-devlet uyumsuzluğunu o insanlar çözer. Çözmek için özel bir lidere yasaya ihtiyaçları yok.
      Devlete girip çalışmaya başlamaları yeterlidir.

      Hazine müsteşarı olmuş ise, takıldıkları konu için, eski müsteşar Mahfi hocamızdan tutun,
      diğer akademisyenleri de bir eposta ile arar fikir alırlar, ayıp değil.
      Böyle böyle halkın ortak aklını kendiliklerinden devlete sokarlar.

      İnsanlara zor gibi geliyor, zor değildir. Aksine yapamamak daha zordur.
      Türk insanına Batı AB devletleri gibi devlet kurmak kolaydır, basittir de, herkes size zor olduğunu söylüyor, yalan söylüyorlar.

      Siz anlamayın diye çok çalıştılar. Başardılar.

      Mevcut Türkiye'yi yapmak daha zordu, bu dandik yapıyı kuranlar zoru başardılar.
      Orduya girdiler, orduya darbe yaptılar.
      Size düzgün yolu gösterenleri vurup öldürdüler, arabalarını patlattılar, yaktılar, bombaladılar.
      Siz de yediniz, yuttunuz, üstüne yarabbi şükür dediniz.

      Para için özgürlük feda eden köledir. Mevcut sistem 80 milyon Türk'ü köle gibi kullanıyor.

      Bakın size bir sır yazayım. Mevcut iktidara muhalif misiniz? Kendinize güveniyor musunuz?

      Sizin gibi düşünen insanları internetten toplayın, iktidar partisinin kollarına üye olun.
      İktidar olmak için 20 yıl beklemenize gerek yok, 5 yıl sonra sizler seçimsiz iktidardasınız.
      Türkiye'de 100 bin kişi çıkmaz mı? Çıkar. Birinizi atsalar, ardından 5 taneniz karşılarına çıkar.
      Partiden attılar mı? Yarın rakip partiye girin.

      İstihbarat böyle çalışır. Gezi parkı gençliği vardı, 7 sene önce. Benim gibi adamlar devletten çıkmıştı. Çıkmasaydık, o gençleri toplardık,
      onlara en çok hakaret eden adamın partisine üye yapardık. Şimdi o gençler şikayet ettikleri iktidarı değiştirmişti.

      Almanlar, İngilizler böyle yaptılar size. Sizi sevmeyen cemaatçileri, anti Türkiyecileri devlete soktular.
      50 yıl uğraştılar. Yaptıkları zor bir şeydi, zoru başardılar. Sizin yapacaklarınız daha kolay, meşru ve basit.

      Bence gidin, devletinize sahip çıkın, o devlet sizle çocuğunuz, torununuz arasındaki bağdır.

      5c^NAvTKG03Sc33M

      Sil
    2. Bu ülkede onlarca hukuk fakültesi var, bunlardan bir iki tanesi gerçekten hukuk fakültesi vasfı taşıyor, ya da biz öyle zannediyorduk. Yaşanan bunca hukuk katliamına, rezaletine rağmen bunların herhangi birinden yüksek sesle bir itiraz duydunuz mu? Bu kadar öğretim üyesinden, hoca olduğu söylenen onca kişiden ortak bir bildiri, bir deklarasyon yayınlandı mı da hukuk üstünlüğünü sağlamak için Mahfi hoca'nın görev üstlenmesini bekliyorsunuz?

      Mahfi hoca ekonomist olduğu için elbette kendi alanı ile ilgili görüşlerini açıklıyor ve hukuk reformu yapılmadan ekonominin de düzelmesinin mümkün olmadığını neredeyse her yazısında belirtiyor ama hukuk reformunun nasıl olacağı konusunda her aydın kadar genel bir görüşü olabilir, o kadar. Bu konuda iktidara baskı yapmak, yaşanan hukuk sefaletini her yönüyle ortaya sermek ve eleştirmek, doğruları göstermek herhalde hukukçu olduğu söylenen tiplere düşer ama hukuk fakültelerinin kimi inanılmaz bir sessizlik içinde olanı biteni seyrederken kimi de bütün bu uygulamaları meşrulaştırıp haklı gösterme ve iktidara yaranma derdinde.

      Kendi alanları olan hukukun üstünlüğünü sağlamak konusunda ülkenin hukukçuları tek bir kelam etmezlerken bir ekonomistten bu görevi üstlenmesini beklemek garip bir yaklaşım olmuş bence...

      Sil
    3. Hukuk üstünlüğüne devlet karar verir.

      Sil
    4. @Mahdud Mesuliyteli, hukukun ustunlugu (rule of law), hukukcularin kendi alanlari felan degildir, adinda hukuk var diye bu ikisini iliskilendirmeniz normal ama, hukukun ustunlugu ulkede yasayan, esitlik arzulayan tum bireylerin alanidir.

      Sil
    5. İngilterede bankacılık Türkiyenin 20 yıl gerisinde. Şubesiz bankacılık hiç bilinmiyordu hala egzotik. Ada olduğunu hissediyorsun. Avantajları konsolidasyon, dezavantajı kültürel çeşitlilik. Hepsi böyle Santanderi HSBCsi TSBsi... Almanya'da da pek yenilikçi değil.

      Bir de 80 milyon Türk yok ki Türkiyede. Yurtta yerleşik vatandaştan Türk kökenliler 50 m en fazla.

      Sil
    6. Anonim 18:19

      Hukukun üstünlüğü hukukçuların kendi alanları değildir demek covid'le mücadele sağlıkçıların kendi alanları değildir demek kadar saçmadır. Nasıl ki pandemi mücadelesi için tüm toplumun katkısı gerekiyor olsa da asıl mücadeleyi sağlıkçılar veriyorlarsa hukukun üstünlüğü için de öncülüğü hukukçuların üstlenmeleri gerekir. Onların öncülüğü olmadan toplumun mücadelesinin hiçbir anlamı olmaz...

      Sil
    7. @Mahdud Mesuliyetli, sapla samani karistiriyorsunuz.

      Hukukun ustunlugu,

      0- Kanunlarin yapilisinin kanunlara (ya da anayasaya) dayanmasi
      1- Ulkenin kanunlara dayanilarak yonetilmesi
      2- Bu kanunlarin herkese (devletin kendisine dahil) ayrim gozetilmeden esit bir sekilde uygulanmasi

      anlamina gelir. Tek basina bir anlam ifade etmemekle birlikte, bir ulkede adaleti guvence altina almak icin en temel kurallardan birisidir.

      "Hukukcu" cok muglak bir tabir ama bundan, avukat, hakim ve savcilari kastettiginizi varsayarsam, eger bu meseleyi onlara birakirsaniz, bir tanesi gider sarayda yesil pasaport kuyruguna girer, bir tanesi trafikte tartistigini tutuklatir, bir tanesi de gelir 'bana gore ust mahkeme bu ise karisamaz' der gecer. Hepsine de 'hukuki' zemin bulur.

      Sonra siz de birisi gelsin hakkinizi korusun diye bekler durursunuz.

      Sil
    8. Anonim 10:25

      Hukukun üstünlüğünü sağlamak elbette iktidarların en başta gelen görevleridir ama bunu yapmaktan imtina ettiklerinde hem iktidarı, hem de toplumu uyarmak hukukçuların görevidir. Burada "hukukçu" derken kimi kastettiğimi varsaymanıza gerek yok, zaten ilk yorumumda üniversite öğretim üyelerini kastettiğimi açıkça belirtmiştim. Sizin yorumunuza eleştiri noktam da hukuk fakültelerinin öğretim üyelerinden ülkemizde yaşanan hukuk katliamlarına dair çıt bile çıkmazken, hatta bir bölümü tarafından bu durum legalize edilmeye çalışılırken bir ekonomist olarak Mahfi hoca'ya sorumluluk yükleme çabanızın yersizliğini vurgulamaktı ama anladığım kadarı ile ne yazarsam yazayım siz hukukun üstünlüğünün sağlanması konusunda hukukçular dışında herkesin sorumlu olduğunu savunmaya devam edeceksiniz.

      Ne diyelim, kolay gelsin...

      Sil
    9. Mahmud Mesudiyeli, her seyi gectim de siz hic Baris Akademisyenleri diye bir grubu duydunuz mu? Baslarina ne gelmis biliyor musunuz? Duymadiysaniz bir arastirin derim.

      Iste bu yuzden bu isler herkesin meselesidir. Toplumun geneli bilincli olmazsa, iyisi zor bolunur gerci ama, ozellikle kotu niyetli iktidarlarin isi cok kolaydir. Otekine terorist, berikine komunist der dusman eder, gemisini bir guzel yuzdurur.

      Malesef bizim toplumun da egitimlisi egitimsizi, zengini fakiri pek de bilincli degil.

      Sil
    10. Aslında bu gereksiz bir tartışma çünkü her 2 tarafta haklı.
      Hukukun üstünlüğü yanı bunun için gerekli yapıların kurulması ve kuralların oluşturulması ( başta anayasa olmak üzere) teknik bir konu ve detayları ile birlikte bu konuda iyi hukukçulara olan ihtiyaç görmezden gelinemez.
      Fakat bu işin teknik ve nispeten kolay kısmı. Türkiyede hala sayıları gittikçe azalsa da hukuk nosyonuna sahip gerçek hukuk insanları var.

      İşin zor olan kısmı ise kurulan ve hukukun üstünlüğüne dayalı böyle bir sistemin yürütülmesi, korunması ve değişen koşullara göre adapte edilmesi. İşte bunun için halk desteği gerekiyor.
      Türk halkı geçmişte böyle bir sistemin değerini bilemeyeceğini ve anlamadığını ispat etti. Hukukun üstünlüğüne dayalı bir sistemin son kalıntıları olan YSK ve Anayasa mahkemesi Türk halkının talebi ve isteği ile değil, bu kurumlara gerek olduğunu düşünen 1960 cunta yönetimi altında toplanan mecliste oluşturulan komisyonlar tarafından anayasaya yazıldı. Bu kurumlar da daha kuruldukları günden itibaren yıpratılmaya başlandı. Halkın ise bu kurumların önemi ve gereği hiç umurunda olmadı.

      Zaten dini taassup tarafından gözleri kör, beyinleri iğdiş edilen bir halktan da bu kurumların değerini anlaması ve bunları idame ettirmesi beklenemez.

      Kör topal 2010 yılına kadar devam ettirilen hukukun üstünlüğünü destekleyen bu kurumların da zaten görev ve işlevlerine tek adam rejimi altında yavaş yavaş etkisiz hale getirilerek son verildi. Türk halkının çoğunluğunun da buna sesi çıkmadı.

      Mevcut kurumları koruyamayan Türk halkına Dünyanın en gelişmiş demokrasi kurumları da verilse değeri bilinmeyecektir. Aynen hoyrat bir çocuğun eline verilen güzel bir oyuncak gibi kırılacak veya bir köşeye fırlatılacaktır.

      Sil
  9. Hocam saygılar, herkesin yapacağı ücret artışlarında (Kira, sözleşme bedeli, ücret vb.) TÜFE baz almasının yüksek enflasyonu kronikleştirdiğini düşünüyorum. Geçen bir senede ücretler %15 artmış o yüzden ben de bugün sana 15% ücret artışı uyguluyorum demek yerine beklenen enflasyon oranını baz almak doğru olmaz mı? Bütün ücretler geçen 1 yılın ücret artışı üzerinden zamlanırsa sene sonunda gerçekleşecek enflasyon nasıl olacak da geçen sene gerçekleşenin büyük ölçüde altına inecek? İlla ki enflasyonun tek sebebi maliyet artışı değil ama bu enflasyonu bütüncül bir çalışmayla artık 3-4% seviyelerine sabitleyeceksek maliyet artışlarında geçen sene olmuş bitmişi değil bu sene için bekleneni baz almamız ve artışları buna göre yapmamız gerekmez mi? Teşekkürler

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kuru makul bir düzeyde tutamazsanız, TL'nin yabancı paralara karşı her yıl % 25 - 30 değer kaybettiği bir ortamda ne yapsanız enflasyonu düşüremezsiniz.

      Sil
  10. Hocam merhaba, maliyet kaynaklı enflasyonu engelleyebilmek adına, geçen 1 yıl içinde gerçekleşen fiyat artışını gösteren TÜFE veya ÜFE yerine beklenen enflasyon rakamları üzerinden (kira, sözleşme bedeli, maaş vb.) zam yapılması daha uygun olmaz mı?

    Açıkçası; eğer herkes geçen sene olmuş bitmiş fiyat artışını baz alarak hatta onun da üstüne koyarak zam yaparsa bu sene enflasyon nasıl geçen sene gerçekleşenin altına büyük ölçüde inecek bunu anlamakta zorlanıyorum.

    Teşekkürler, saygılar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Maliyet kaynaklı enflasyon kur artışından geliyor.

      Sil
  11. "TL’nin faizi vatandaşın tasarrufunu enflasyona karşı koruyabileceği düzeye gelirse vatandaşın döviz talebi düşer, yabancıların Türkiye’ye döviz getirmesi artar, bu da TL’nin değer kazanmasını sağlar."

    Hocam yabancının Türkiye'ye döviz getirmesine etken" Hukuk Reformları Paketi Müjdesi " haberleri ne zaman yayınlanmaya başlayacak

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sizce AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarını dinlemediğimiz ve uygulamadığımız bir ortamda hukuk reformu haberinin müjde olarak algılanması mümkün olur mu?

      Sil
  12. Hocam öncelikle emeğinize sağlık.

    Enflasyonun kısa vadede çaresi olan yüksek faizin, yıllardır yanlış yolda ilerleyen ve artık borç tuzağında debelen türkiye ekonomisi için ciddi mahsurları vardır. Yüzde 20 üzeri faizin 6 ay kadar bile uygulanması, bilançolardaki kredi ve faiz risklerinin hızla realize olmasına yol açar. Siyasi iktidar bunun altından kalkamaz.

    Bu nedenle son çare dth'lar ve yurtdışından gelecek kara para..

    Xyz..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Riskin bu kadar yüksek olduğu yere o da gelmez.

      Sil
    2. Hocam, Bu bence yılın yorumu olabilir..

      Sil
  13. Hocam, dunya in hiv bir ulkesinde olmayan, vadeli cek ve hatir bonosu sistem sayesinde, para kisilsa bile is hayati devam edebiliyor. Kanimca bu faktor bizi guclu kilan bir esneklik. Her populist iktidar sonlarina dogru, ilginc derecede yuksek bedel odesek de, yeni gelene hareket alani yaratiyor bu esneklik. borsacilar, kol kesip devam derler ya, bir an once kol kesip yeni donem baslatmaliyiz, 130myr nereye gitti, neden tcmb karsiliklara kaydi.. bunlari keselim devam edelim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selam Vedat G,

      Türk usul çek kullanımının(firmaların para üretmesinin) bazı çok güzel avantajları var, çok kişi bilmez (Facebook da farklı bir şekilde yapmak -para üretmek- istedi, hemen FED karşı çıktı). Bazı yasal düzenlemelere Türkiyenin ihtiyacı vardı, yapılmadı. Düzenleme olmayan ortamda bizde sistem şöyle işledi.

      Çek, Türk piyasasında firmanın kredibilitesine göre piyasanın size kredi verdiği miktarda vadeli ödeme aracı olarak kullanılıyor.

      2010 sonrasında şu sıkıntı ortaya çıktı.

      - Firmalar çek ile para üretebildiklerini farkettiler.
      - Piyasa onlara birer kredi açtı.
      - Firmalar çek kullanımı (para üretimini) artırdıkça, sermayesiz firmalar düşük kazanç ile iş yapmaya başladılar.
      - Sermayesi olan firmaları , özellikle Kobi ölçekli zora soktu, onlar da çek kullanımına başladılar.
      - O kobiler de kazançları düşürdü.
      - Firmalar kardeş firma kurup, zararları o firmaya, kazancı ana firmaya aktardılar, kardeş firmaların çeklerini bankalara kırdırdılar, kardeş firmaları yüzdürürken, ana firmanın kazançlı konumunu kredibilite artırmak için kullandılar.
      - Türk tedarik zincirleri, zarar eden kardeş firmalar ile doldu, zincir zaman ile birbirine bağlandı.
      - Bankalar durumu anladı, hükümet baş edemeyeceğini anladı, sene oldu 2017, bankalar kredi vermeyi durdurdu, hükümet garantisi ile KGF piyasaya pompalandı.
      - Birbirine teminatlı, birbirinin çekini taşıyan, zombi ana firma kardeşlikleri, özellikle inşaat sektöründe binaya dayalı teminat, 20 yıla varan kredi pompalaması, inşaat firmaların binaları birbirlerine hülle ile kredi satışları ile, halka satılan uzun vadeli ucuz konut kredileri ile ötelenmeye çalışılıyor.

      Durum budur.

      100-130 milyar USD, gitti. Çok iyi bir şekilde gitti, devlete bizim vatandaş sahip çıkmadı, başka ülkenin vatandaşı sahip çıktı, aldılar gittiler. Bir daha gelmez. Borç ile tekrar gelecek o para. O parayı alanlar para yönetimini iyi biliyorlar. Borç ile verme sebepleri uluslar arası hukuk ile parayı geri alabilmelerinin -ve anaparanın erimesinin engellenmesinin- tek yolu. O para borsa, yatırım, firma satın alma ile gelirse, anaparanın da erime riski var. Borç verilince, anapara döviz cinsinden sabit kalacak, değişken oranlı faiz her yıl alınacak.

      Şimdi parayı ülkeye sokmak isteyenlerin en büyük riski Türk ekonomisinin verimsizliğinden dolayı, cari açık vermesi. Cari açık artışı, ödemeler dengesi krizine sokar, onların anapara alacak miktarı garanti olsa bile nakit akışlarını bozar. Zeybekçi ve Ağbal'ın kamçısı bu. İkisi, Türk cari açığını düşürmek zorunda ki, ülke döviz açığı azalsın, o açık faiz olarak dışarı aktarılabilsin.

      Olay çok basit. Bunu Afrika -kabile- yapılarına da yapıyorlar. Kongo'da da aynısı var. (Ekonomi büyüklüğü önemli değil, borçluluğun arttığı bir seviyede denge olacak Türkiye'de.)

      Ben o borcun ne zaman gireceğini merak ediyorum, yüksek faiz ile de girebilir, yüksek döviz kuru ile de. Her ikisinde de hesap/kazanç transferi dönem sonunda farketmiyor.

      3csBF^zp5mCfm6L#

      Sil
  14. Hep görüyorum uzun vadeli çözüm reformlar diye ancak reformdan kasıt ne kestirebilmiş değilim. Hukuki kısmı anladım ama diğer şeyler nedir hocam? Ne yapmalı? Bir de karanlık mod eklerseniz güzel olur akşamları okurken çok yoruyor gözlerimi. Yanıtlarsanız sevinirim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu blogda yapısal reformlar diye aratın karşınıza çıkacak ilk yazıyı okuyun. Orada var.

      Sil
  15. Mahfi bey sizi niye seviyorum biliyor musunuz?

    Çünkü objektif kalabiliyorsunuz. Günümüzde bunu başarmak çok zor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Günümüzde belki de en zor şey bu.

      Sil
  16. Merhaba Mahfi Bey, dış yolla gelen yabancı paralar karşılık olarak gösterilip para basıldığında yine enflasyon oluşur mu? Diyelim ki Türkiye'nin para arzının %20'si kadar yabancı para cinsi girdi Türkiye'ye. Türkiye'de üretim bu kadar artmadığı için talep yükselişi olacaktır, bu enflasyona neden olur mu?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Para arzındaki artış tek başına enflasyon yaratmıyor. Bunu ABD ve Avrupa'da yaşanan para arzı artışıyla gördük. Ama bu para piyasaya çıkıp ek talep yaratırsa o zaman enflasyona neden olur.

      Sil
  17. Kimse kusura bakmasın değerli hocam'da Erdoğan'ın bu Türkiye'yi istikbal yarınlara bırakmasının en büyük unsuru BAŞKANLIK sistemidir şuana kadar kullandıgım en mantıklı oydur, çevremdeki biri bana tarafsız olduğumu en azından ritüel vs.. dikkat etmediğimi bildiği için direkt sorup, direkt cevabını aldı. Türkiye de 1 yılda 1 den fazla hükümetler değişiyordu, ORDU 1998'de(Erdoğan'ın gelmesine 4-5 yıl kala) sözde' Laiklik nöbeti yapıp, Erbakan'ı dipçiği ile istifaya zorluyordu kimdir bu erbakan 1960 yılında Almanya'dan yanılmıyorsam motor üreten bir fabrikadan gelip Türkiye'nin neden yok motoru be kardeşim edindiğim bilgiyi Türkiye'de kullanıp çığır açmak için geliyorum desede Türkiye işler öyle gitmediğini koalisyonların düzensizlik yarattığını bizzatihi gördü ha tekerrür edip 1998 de kendisine yapılanlarıda biliyoruz %15 ile Başbakan gördü bu ülke aynı ülke kumar masasında burnu kırılan başbakan gördü koalisyonlu başbakan... O YÜZDEN ŞUAN EKONOMİ KÖTÜ olsa'da diğer parametleri de unutmamak gerekir yıllarca bu sebepler yüzünden enflasyon sıkıntısı çektik KRONİK ENFLASYON kavramınıda dünyaya biz kazandırdık. (1975-2002) O YÜZDEN BİR TABİR VARDIR SEVERİM, NERDE ÇOKLUK ORDA ...... anladınız. ( Ha bunun yorumunada yaparsanız pes artık açık bir şey görünen bir şey hale buna karşı inat yapan cahiller olacak Biz Avrupa'da ülke değiliz, tam ortadoğunun göbeğindeyiz avrupada olsak dediklerinizin hepsine katılırdım,saygılarımla...)

    Bazı ahmaklar 20 yıldır evini idare edemiyor kalkıp ERDOĞAN'a laf atıyor ona da ayrı gülüyorum (Libya,Azerbaycan,Suriye) de çözülemeyen sorunları çözüyor ve destan yazıyor ha bazı ahmaklar anlamakta güçlük çekiyor yurtdışı istihbarati raporlar Türkiye'nin güçlendiğini yazsada TOPLUMUMUZDA UZUN BİR SÜREDİR İDEOLOJİK SAVAŞ VAR VE BU SAVAŞIN KAZANANI OLMAYACAK KAYBEDENİ TÜRKİYE OLACAK.

    Saygılarımla.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 18 yıllık iktidar dışarıda çözdüğü sorunları niye içeride çözemedi bazı ahmaklar anlamıyor neden acaba.

      Sil
    2. Duyduklarınıza değil bağımsız yazarların yazdıklarına bakın sonra yorumlayın geçmişi ve bugünü.

      Sil
    3. Hocam tavsiye edebileceğiniz bağımsız yazarlar kimlerdir?

      Sil
    4. Hey Krippel,

      Yazında bir kaç yanlışlık yaptın. Ben birini söyleyim. Başkanlık sistemi ile koalisyon gitmedi.
      Bkz. MHP+AKP ortaklığı. Sn Akşener'i de çağırıyorlar, oy oranı azaldıkça.

      (Ek: Kumar masası konusunda değişen bir şey yok, yazdığınız başbakandan, son başbakana kadar hepsinin çocukları kumar masasında bulundular. Senin çocuklarının ve ahmak diye hitap ettiğin insanların çocuklarının parasını iç ettiler. )

      Sevgili İbrahim Alkan, internette faili meçhul cinayete kurban giden gazeteciler, aydınlar diye aratın. İstediğiniz birini okuyabilirsiniz. Onlar olayları objektif olarak size aktardılar, öldürüldüler.

      Not. Yorumu göndermeden önce ilgili dönemlerin başbakanları listesine baktım. Bir tek Davutoğlu'nun çocuğunun kumar masasına oturup oturmadığından emin değilim. Merhum Ecevit'in çocuğu yoktu. Yanlış bilgi olmasın. Listenin gerisi için kumar masası doğrudur.

      k72@A1LxpkT9sCYC

      Sil
  18. 5c^NAvTKG03Sc33M yorumu güzel giriş oldu;

    Ekonomi nasıl düzelir, enflasyon nasıl düşer, yapısal reformlar nasıl yapılır,
    bunlar basittir. Size zor olduğunu söyleyenler, yazanlar size yalan söylüyor.

    Tek yolu, iyi bir insanım, muhalifim diyen kişilerin yarın gidip
    İktidar partisine üye olması, aktif çalışmaya başlaması. Partiden kovulurlarsa
    aynı gün muhalif partilere geçsinler.

    Türk insanı çok şikayetçi, sesimizi duyan yok diye. Sesimizi duyan yok diyen herkes yarın
    kamu görevine aday olsun, bir yıl sonra herkes herkesin sesini dinlemeye başlar.

    Türkiye'ye olanlar, hepimizin gözü önünde o kadar berrak ki!

    Sn Devlet Bahçeli, bilirsiniz meydanlarda neler neler söyledi. Yukarda yazdığımı
    yaptı değil mi? Gençliğinde yaptığı çalışmaları biliyorum. Şimdi iktidar ortağı değil mi?
    Görmüyor musunuz, iktidar ortağı olarak neler yaptırabiliyor?

    İki anı:

    Bir: Askerden emekli olmuşum, 2004, kafatası-beyin ameliyatı olan bilir, sert migren, halsizlik, uzun uyku.
    Sivil hayat için fiziken gitmem gereken çok yer olurdu. Yerime biri lazım. Ortaokul arkadaşım, avukat olmuş, durumu anlattım.
    Ordu emeklisi gazi arkadaşını kırmadı, vekaletimi aldı.
    Muhaliftir, sevdiği partiye üye olmak istiyordu. İç Anadolu insanı.
    Dedim, iktidar partisine üye ol. İli biliyorum, başka parti oy alamaz. İtiraz etti, şaşırdı, sonra aklına yattı.
    Bir kaç yıl parti teşkilatında çalıştı, köylere gitti, çevre genişletti, akıllı çalışan bir çocuk, 2007 de vekil oldu.

    İki: 2006, sivilde farklılaşmak için İstanbulda iyi bi ünide yüksek lisans yaptım,
    doktora başladı. Akademik çevreyi tanıdım. Sevdiğim bir Prof. vardı. Kafatasımdaki sorun için ameliyat olacaktım, ziyarete gitmiştim,
    senin için ne yapabilirim dedi. İç-Batı Anadolu insanı. Vekil olun dedim. O da ilini ve imkansızlığını söyledi.
    Ben de kazanan partiye girin dedim. (Sivilin durumunu anlamam, asker önce kazanır sonra savaşır,
    sivillerde bu iş ters). Olmaz dedi, güldüm. Dağda gezen PKKlılar arasında ihbarcı subayların da olduğunu,
    her ordu içinde düşman ordunun kurmayının da olduğunu bir kaç hikaye ile anlattım. Adam Prof, sanırım
    eski çevresi olan ilde yoklama yaptı, olumlu olunca, 2007de vekil oldu.
    (öyle bir Profa her parti onay verir)

    Hınzırlık işte, iktidar partisinin iki vekili koltuğunun, parti başkanından bağımsız seçtirdim.
    Bu işler çok basittir. Size zor diyenler yalancıdır. İktidar partisi başkanının da yeri gelir iş yapan
    insana ihtiyacı olur. Türk iktidar partisinin %0.6 sını hasta ben mi seçtirdim?

    Meclis sitesinden önerdikleri yasalara baktım, imzaladıkları yasalar, iyi yapmışım, iyi yapmışlar.
    Prof hoca, yaşı ileri, siyaseti bıraktı, diğeri bürokraside güzel bir kurumda genel müdürlük makamında, bulunduğu yerlerde sizler
    gibi iyi insanları seçiyor, koruyor. O girmese kim girerdi oralara?

    Eski askerim, size fiziken bir faydam olmaz. Sınır ötesine giderken, sınırdayken, arkadakilerin hangi partiden olduğunun
    bizim için bir önemi yoktu. TC Kimlik kartı taşıyan kişilerin hepsi gözümüzde eşittir, partileri önemsizdir.
    Önemli olan sizin işinizi dürüst yapmanız, herkesi eşit insan algılamanız.

    Kozmik oda ile sizin yatak odanıza mı girdiler? Siz de onlarınkine girin. Meşru ve hukuki yoldan girin,
    ayıp değil, işinizi dürüst yapın. Ne kadar çok girerseniz, o kadar silinmez olursunuz.

    Enflasyon düşer?

    Yorumu okuyanlar siyasi partiye üye olsunlar, görev alsın, işine güvendikleri beşer kişiyi
    partiye soksun. Enflasyonu siz düşürürsünüz. Ülkeyi yönetenin
    önemi kalmaz. Mümkünse en çok şikayet ettiğiniz iktidar partisine girin.

    İddialıyım, 10 yılda Türkiye'yi İtalya'nın önüne ekonomik büyüklükte koyarsınız.
    Mahfi bey, İtalya'yı nasıl geçtik diye keyif yazıları yazar.

    1f1CQCE188eMbz$T

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. @1f1CQCE188eMbz$T Realiteyi güzel kurguluyorsunuz,anılarınızı,sırları vb kitaplaştırında zevkle okuyalım.

      Sil
    2. Değerli yorumcu; ''Sazan gibi olma'' deyimi gerçek kimliğinin dışında görünebilme becerisi olanlar için söylenir. Ben iki kimlikli yaşayamıyorum. Kapasitem yetmiyor.Doğru bildiğimi her koşulda uygulamaya çalışıyorum ve diskalifiye oluyorum.kendime olan saygım her şeyin üstünde.Ülkenin kurtuluşu için bile bu konuda taviz veremem. Böyle bir risk gördüğüm göreve de talep etmem.Niye ömrümü sazan gibi geçireyim.Vatandaşın niteliksel gelişmişliği yetmiyorsa, kötü yöneticilerin kahrını çekmeye devam edeceğiz. Sizlerden de çoğunuz mücadele edip büyük kayıplar yaşamamak için yurt dışına gitmişsiniz.12 Eylül'den önce mücadele edenler ne elde etti.Hazır yaşamlarını kaybettiler veya akıllara sığmaz işkencelere maruz kaldılar.Üstelik bugün yüce bir amaç için bunu yaparsanız, bu yanlış dönüşümlere sebebiyet verebilir.Bu iktidarda,cemaatçi yapılanmalarda yüce amaçları için her türlü yolsuzluğu,her türlü ahlaksızlığı aklayabiliyor. Özü -sözü bir insan olup,çevresinde saygınlık uyandıran bireyler olursak uzun evrim sürecinde gerekli değişimi gerçekleştiririz. Bence günaha ortak olmak pek akıllıca değil. Üstelik yalancının yalanını unutmama gibi bir zihin yükü,zihnin faydalı faaliyetlerini azaltıyorsa, sazan gibi davranmak da zordur. İstihbaratcılar yapabilir. Benim kapasitem elvermez. faydası olsaydı bunu en iyi yapabilen fetöcüler başarırdı. Temel sorun zeki,akıllı ,aydın insanlarımızın geçmişte az gelişmiş, öznel benlik arızalarından dolayı toplumdaki saygınlıklarını kaybetmeleri de bir nedendi. Saygın, özü-sözü bir olalım,model bir kimlik sergileyelim,saygınlık kazanalım,değişim kendiliğinden gelir.

      Sil
    3. 2031 yorumunuz ne kadar samimi ve içten, çok güzel cevap, çok sevdim.

      Tuik bir enflasyon rakamı açıklıyor, insanlar güvenmiyor, normaldir. Bu vaka başka ülkelerde olsa -batıda hesaplar halka açık ulaşılabilir, batı değil de doğu ülkesi olsun-, Mahfi hocamız, başka ekonomistler, akademisyenler bir şekilde kurumdaki tanıdıklarına sebebini sorar, en azından teknik bir cevap alırlar, bir şekilde hesabın sebebini anlarlar. Biz de o da yok, erişilemiyor. Tüm ülkeyi ilgilendiren mesele.

      100 milyar üstü kaynak gitmiş. Kurları döviz satarak bastırma hatasını Ruslar bir dönem yaptı, hatayı anlayınca vazgeçti. İnternetten, halka açık, resmi rus ajanslarından, Rusların sattıkları dövizin nereye gittiğini kabaca da olsa fikir verecek şekilde buluyorum.Rusya da bile bu konu önemli, biliniyor. Bizde kimse bilemiyor.

      Büyük taaruz öncesi, bilinen hikaye, Yunan zamanında ordusunu kaydırmasın, güçleri bölünsün diye, çok subay Yunan tarafında bilgi zehirlemesi yaptı, sanırım 3 tane telgraf memuru bize çalışıyordu. Kilit yerlerdeki insanlar olmasa, güzel, temiz, özü-sözü bir insanların canları daha çok yanar, zaman kaybederdi.

      Saygın, özü-sözü bir olan,model bir kimlik sergileyen güzel insanları arada ittirmek gerek, pozitif ayrımcılık ile merkeze, koltuklara almak gerek, sizler dürüstlüğünüz ile hizmet verin, gerisi basittir, dürüst olarak gönül rahatlığı ile görevinizi yapmanız yeterlidir. Değişim gelir.

      Parti, gözümde önemi olmayan bir yapı. AKP, CHP, HDP, İYİ, MHP vd hepsi aynı, yeterki içinde dürüst TC kimlik no taşıyan insanlar olsunlar.

      Çete ile mücadele yöntemleri bir miktar değişir. Dürüst insanlar iktidar tarafına ağırlıklarını versinler, çeteler de kendiliğinden çözülür. Hukuken meşrudur, sizin yasal hakkınızdır, siyasetin sizlere ihtiyacı vardır, ülkenin de sizlerin iktidar koltuklarında olmanıza ihtiyaçları vardır. İktidar partisine girmekle, yalan söylemenize gerek yoktur, kendiniz olun, kendi doğrularınızı söyleyin, vakıa sizi atarlarsa, yerinize yine sizin gibi biri girerse bir süre sonra sizi atanlar da bi-çare kalırlar. Görev yaptığınız her süre ülkenize kazançtır, o kadar süre gereksiz birini görevden uzak tutmuş olursunuz.

      T$1!5ohsosIv$gcM

      Sil
    4. Anonim, 23:35 , 2023 seçimlerinde AKP yi tekrar iktidara getirmek için iyi yöntem uygulatmaya çalışıyorsunuz. Millet Vekili olabilmek için , aday adayı olabilmek için gereken şartları neden es geçiyorsunuz?

      Sil
  19. Hocam en kötu senaryo nedir? ekonomik kriz siyasi krizi dogurmak uzere Umudum yok en kotusu nedir bilmek istiyorum ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İçinde bulunduğumuz durum bir kriz durumudur zaten.

      Sil
  20. Turkiyede enflasyon bu saatten sonra hukuka da gecilse iktidarda degisse kolay kolay daha cok uzun yillar tek rakamli seviyelere gelmesi hemen hemen imkansizdir. Hele hele biz gibi ulkeler icin makul enflasyon orani olan %4 ve alti enflasyon orani ornegin %3.5lar gibi ise imkan dahilinde degildir.
    Bu baglamda enflasyonu konjokturel bir olay olarak degil olgu olarak ele almak gerekiyor. Bu bakimdan ilk ele alinmasi gereken konu para reformunu uretim ve hukuk reformu ile baglantili ele almak gerekir.
    Kendi parasina guvenmeyen itibar etmeyen bir toplumda enflasyon bir olgu halini alir. Boyle bir toplumda kisiler arasi guven sorunu da soz konusudur. Bu ekonomik aktiviteyi de etkileyen toplumsal bir sorundur. Kendi parasina itibar etmeyen guvenmeyen toplumlarda ahlak sorunu da ortaya cikar. Lumpenlesme ve snoplasma sureci aktiflesir. Para birimine guvenmeyen toplumlar kendine devletine hukukuna yasadigi toplumsal kosullara da guvenmez. Bunun disindaki sureclere meyil eder.
    Oncelikli saglam bir para reformunu diger reformlarla irtibatli ilgili kilmak en onemli konudur.Turkiyede 2005te yapilmis para reformu salt sifir atma tabanli olan yapay ve guduk bir reformdu. Para reformu dedigimiz durum Paranin tasarimdam basilan kagit kalitesinden o ulkede uygulanan ekonomik makro ekonomik mali politikalara kadar genis bir perspektifte ele alinmasi gereken bir konudur. Bu hususta sahsen mevcut siyasi aktorlarin populer siyasi kahramanlarin yeni tek adam adaylarinin boyle bir vizyona sahip oldugu konusunda derin suphelere sahibim.
    Kisaca Turkiyede enflasyon olgusu daha cok uzun yillar uzerinde konusulacak bir konudur. Korkarim ki bu konu adeta kulturel bir form oldugu dusuncesine kapilmaktayim. Yani bir gelenek bilincaltina islenmis ekonomik bir durum hatta bir kulturel tutum oldugu kanisindayim. Bu tur bir surec latin amerika ulkelerinde olusmus kroniklesmis bir gelenek kulturel form halini almistir. Ben enflasyonun her zaman bir kulturel form oldugu dusuncesinin de yabana atilmamasi gerektigini dusunuyorum.

    YanıtlayınSil
  21. Para arzı ı attırıken bu paranın kimlere gittiği çok önemli. Yani halka verilen para bir şekilde kira gıda sağlık vb kale lere giderken harcama olarak tekrar ekonomiye döner.

    Fakat firmalara giden ve verimsiz işlerde kullanılan para geri dönüşü olmayabilir ki çok yüksek ihtimaldir. Çünkü faiz arttığında şirketler küçülür işçi çıkarılır harcamalar azalır ve firmalar satış yapamaz olur bu ise küçük esnafı kredisini ödeyrme duruma sokar ve batar.

    Önemli olan paranın nereye verildiğidir. Bu paralar ile iş sahaları açılsa. Sürekli gelir getiren işlere yatırılsa kredi ödeme zamanı sıkıntı yaratmaz çünkü üretim sonucu halkında geliri ve işi kaybolmadığı sürece sorun olmaz.

    Ancak burada iş çok ters çünkü bu paralar çoğunluğu verimsiz işletmelere verilen ve faiz de arttığında halkın işsiz kaldığında harcama yapamayan halk esnafında gelir kaybı demek oluyor.

    Bundan çıkış için iç tüketim değil ihracat yapmanız lazım ancak bizde ihracat çok ucuz olduğumuz için yabancılar mal alıyor yani getirisi düşük ve üzrine ihracat rakamlarımızda düşük.

    Kısaca çok kötü bir saçmala girdi Türkiye. Covid 19 salgını ihracat için sıkıntı olurken birde turizm kaybı dehşet verici döviz için. Bunların yanında düşük petrol ve enerji fiyatları bizi sürüncemede götürüyor.

    Kısaca milyonlarca insanın kredi ödemesi 2021 ocak itibarı ile başlıyor işte ozaman gerçek sıkıntı ortaya çıkmaya başlayacak. Hazirana kadar yapılandırma uzatma gibi geçici yani palyatif çözümlerle ülke gitmez.

    Sonuç mutlak IMF kapısı ve ondan önce bir seçim görünüyor.

    YanıtlayınSil
  22. Hocam merhaba, Twitter'da baya meşhur olan steve hanke diye bir profesör var, kendisi oluşturduğu modelle enflasyonu anlık ölçtüğünü ve şu anda 29 olduğunu iddia ediyor. Ben de çoğu insan gibi resmi enflasyona inanmasam da bu adamın açıklamaları da çok mantıklı gelmiyor zira 1 ay kadar önce 36 falan diyordu. Anladığım kadarıyla döviz kuruna göre karar veriyor direkt. Kur artışının enflasyonda önemli bir etkisi olduğu kesin ama bu adam sanki kur bugün% 2 artsa enflasyon da benzer şekilde artacak gibi değerlendiriyor tam tersi düşünce de hemen düştü diyor. Bana çok doğru gelmedi zira özellikle düşüşler hemen fiyatlara yansımıyor gözlemim. Siz ne dersiniz bu adamın hesaplaması hakkında?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hanke TL'nin yabancı paralara karşı durumunu ölçüp ona göre enflasyon ölçüyor. Doğru ölçüm için ENAGrup'un blog sayfasına bakın derim.

      Sil
  23. Hocam talebi ekileyen ve para arzı sağlayan bir unsur olarak: Geçtiğimiz yaz aylarında düşük faizle verilen kredileri de sayamaz mıyız?

    YanıtlayınSil
  24. Halk yüksek enflasyonu kabullenmiş, mülteci politikası gibi içselleştirerek en hayırlısını yapmıştır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Halk bunu kabullenmişse o zaman pazara gidip her şey pahalanmış diye şikayet etmeye hakkı yoktur.

      Sil
  25. Hocam uzun vadede Dünya'da ekonomik kriz bekliyor musunuz ? Ben bekliyorum. Borsalarda büyük bir balon var. (Buffett indikatörü) Ayrıca Dünya'da müthiş bir borçluluk var. Bunları bir araya getirdiğimiz zaman küresel kriz olma olasılığı yükseliyor. Merkez Bankaları sıkıştıkça para basıyorlar. Bu nereye kadar böyle gidecek ?

    YanıtlayınSil
  26. Sayın Eğilmez, Ülkemizdeki sorunların büyük bir çoğunluğu Bilimsel değil, Zihniyetsel dir. Ekonomik olayları uzunca bir süredir, bilimsel ve basite indirgeyerek çok güzel açıklıyorsunuz, çok teşekkür ederim. Ancak her şey Halkımıza, dayanmaktadır. Halkımızın büyük bir kısmı Bilimsel açıklamaları okumaktan sıkılır okumaz ve öğrenmez, az bir kısmı bu açıklamalardan hoşnut kalır ve öğrenir. Bence Demokrasi demek Halkın Eğitim seviyesi ortalaması tarafından yönetilmesi demektir. Eğitim seviyesi ortalamadan yüksek insanlar tarafından yönetilmek mümkün olamaz çünkü bünyemiz bunları reddeder, bünyeye uymaz. Monşerlerin aşağılanması, Almanların bizi kıskanması gibi. Bence diğer bir çok sorunumuzun halledilmesi gibi, Enflasyon sorumuzun da halledilmesi Bilimsel yollardan değil, Halkımızın Zihniyetsel değişimiyle olacaktır. Halkımız, Söylemlere değil, Eylemlere baktığı zaman çoğu sorunumuz düzelecektir. Bu da zaman alacak bir çalışmayı gerektirir. Bizler bu zamanı kısaltmak için çareler aramalıyız. Tüm izleyicilerinize ve size İyi Seneler, Mutlu Yıllar Temenni ederim. Saygılarımla.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ülkenin tek sorunu gelir dağılımı eşitsizliğidir,diğer sorun adledilenler buna bağımlı gelişmektedir.

      Sil
    2. Teşekkürler, iyi yıllar.

      Sil
  27. İş dönüp dolaşıp yapısal reformlara geliyor. Bu iktidar, daha önceki iktidarlar gibi koltuk için duruyorlar. Halka, yurttaşa, vatandaşa hizmet için bulunsalar ülkeyi krize sokmaktan çekinirlerdi.

    YanıtlayınSil
  28. Hocam pandemi nedeniyle para arzı artışı sağlanması gerekiyordu. Ancak önemli bir sorun bu para dövize gidip kur artışına yola açıyordu. Bu tür koşullar karşısında TCMB çelişkili gözüken şu şekilde bir politika izleyebilirmiydi? MB bir yandan para arzını artırır bir yandan da faiz oranını artırır. Böylece piyasaya çıkan paranın bir kısmı dövize değil yüksek faiz nedeniyle mevduata gider? Piyasa çıkan para enflasyon üzerinde baskı yaratsa da en azından kur kaynaklı enflasyon baskısı azalır.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Basılan para gerçek ihtiyaç sahiplerine verilse dövize gitmezdi.

      Sil
  29. Gayet bilgi verici bir yazı olmuş, kaleminize sağlık.

    YanıtlayınSil
  30. Hocam,

    Evinizde beslediğiniz hayvanınız var mı?

    YanıtlayınSil
  31. bakın dolarizasyon 2002 de %57 imiş, %30’a ancak 2010’da inmiş , tekrar 2011 sonrası kesintisiz artarak 2020 ekiminde %56 olmuş, yani bu öyle kısa sürede düzelen bir şey değil.
    Benim anladığım ülkenin toplu bir döviz kaynağına ihtiyacı var ama bu kaynağı bulacağı kuruluş yok, pandemi ortamında golü aslında turizm de bu sene sıfır çekerek yedik, en iyi ihtimal ülke 2021 turizm sezonuna kadar ekonomik olarak kavrulmaya devam edilecek, faiz yüksek kalacak, büyüme, işsizlik ise allaha emanet.
    Ne dersiniz ?

    YanıtlayınSil
  32. Çok açıklayıcı bir yazı, halk anladı politikacı daha anlayamadı!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Herkes anladı muhtemelen ama uygulanacak politika can acıtıcı ve oy kaybettirici olacağı için uygulanamıyor ve sorun büyümeye devam ediyor.

      Sil
  33. Türkiye mevcut konsolide bilançosu ile artık enflasyon-kur sarmalında dibe doğru yol almaktadır. Gidişat en iyimser senaryoda arjantin olma yönündedir. Diğerlerini yazmaya artık elim varmıyor ama küresel babaların şakası olmadığını 1920'lerin başında öğrenmiş bir millettik biz. Fakat sonra bınları unuttuk..türk milleti balık hafızalıdır diye boşuna söylenmemiş sanırım..

    Akp'den alırsanız 18 yıl, özal'dan alırsanız neredeyse 40 yıla yaklaşan neoliberal ekonominin üretim biçiminden, borç yapısına, aktif kalitesine kadar yapmış olduğu tahribatın hasarları öyle birkaç yılda hallolacak mevzu değildir.

    Kaldı ki, yorum bırakan bir üstadın da belirttiği gibi, türkiye edilgen bir ülkedir. Yeni küresel paradigmadaki pozisyonu da kendi insiyatifinden bağımsız belirlenmektedir. Tıpkı 40 yıl önce olduğu gibi..

    Enflasyon ve kurun komple kontrolden çıktığı tarih ağustos 2018'dir. Sonrasındakiler uzatmalardır. Maçın ne zaman biteceğine de biz karar vermeyeceğiz, maçın skoruna da..

    Şimdiden iyi seneler..

    Xyz..


    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Vergi afları, torpilli ihaleler, aile/akraba/tanıdıklara şirket kurdurmalar bence neoliberal değil. Neoliberalizm tüketiciye sanal tatmin yaşatır. Oligark ekonomi kan emer. Böyle bi tanım var mı bilmem ama bu oligarşidir.

      Sil
    2. Yükselen Korumacılık brexit, belirginleşen küresel ticari bloklar, ticaret savaşları, ekonomilerin kamulaştırılması, aşırı sağın yükselişi ve hatta covid vs derken neoliberalizmin tasfiyesi çoktan başladı. Dua edelim de sifonu türkiye'nin üzerine çekmesinler..

      Xyz..

      Sil
  34. Hocam; ekonomideki bu kadar büyük sorunlara rağmen (Enflasyon,kur yükselmesi,döviz rezervi açığı,bütçe açığı,işsizlik,cari açık,güven kaybına bağlı dolarizasyon v.b.) iktidarın rahatlığı neye bağlanabilir.Elini belli etmeyen poker oyuncusu mu?.Güvendiği yerler mi var..? Eğer ABD'nin yeni başkanı caatsa yaptırımlarını artırırsa (AB ile birlikte hareket ederek) ülkeyi Avrasya tarafına iterek tamamen kaybetmiş olmazlar mı? Türk Kamuoyunun ABD'ye nefreti de oldukça yüksek düzeyde. Tam bağımsızlığımızı kaybetmemizden dolayı ABD'nin Türkiye'ye fütursuz müdahaleleri de gerçekten katlanılır gibi değil. Bu nedenle savunma sanayisindeki yerlileşme politikaları doğru bir strateji ve iktidarın bu konudaki politikası iyi sonuç veriyor.Türk ordusunun operasyonel yeteneği dikkat çekmeye başladı.Buradan iyi bir ihracat kapısı açılacak gibi görünüyor. Yukarıda yazan emekli asker (yazdıklarını çok beğenerek okuyorum) arkadaşın belirtiği gibi Çin ve Rusya'dan gelebilecek yatırımlar dış açığın yıkıcılığını azaltabilir mi? Ülkenin Nato istikametinden çıkmasıyla AB ülkelerine ihracatımız tamamen yaptırım kapsamına girer mi? Onlarında mecburiyet şartları dolaysıyla azalsa da tamamen bitmeyebilir mi? Dünyadaki ekonomik krizler sonuçta büyük savaşlarla ve birçok insanın ölmesiyle sonuçlanıyor.Yine öyle bir Dünya'ya doğru gidiyoruz.Böyle bir durumda mevcut para sistemi çökeceği için borçluluk önemini yitirebilir mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İktidar rahat değil; bilakis 2013 yılından beri tam bir teyakkuz halinde. Ancak ellerinde tuttukları limon o kadar suluydu ki, sıka sıka bu günlere kadar geldiler. Tabii bu yolda, geziydi, fetöydü, rahipti vs derken epey hayatta kalma tecrübesi de edindiler..

      Ancak tüm bunlara rağmen, yaklaşan büyük fırtınayı atlatabilecekler mi? Bunu elbette zaman gösterecek..

      Sil
  35. Blog yazılarınızı sürekli takipteyim oldukça bilgilendirici ve tüm detaylarıyla anlattığınız için teşekkürler. ufkumuzu açıyorsunuz.

    YanıtlayınSil
  36. Adrese dayalı nüfus sistemine ve mülteciler.org daki resmi Suriye'li mülteciler sayısına baktığımızda,

    24 yaş altındaki nüfusun %7 ile %7.5 arasının ailesi Suriye kökenlidir.

    0-4 yaş ve 5-9 yaş gruplarında bu oran yükseliyor.

    Çoğu hayatının uzun dönemini Türkiye'de geçirmiş olan, ailesi Suriye kökenli çocukları, Türkiye'li diye niteleyebiliriz.

    0-4 yaş arasında 500 bin üzerindeki çocuk Türkiye'de doğmuştur. Doğum sebebi ile Türk vatandaşıdırlar.

    Bu yaş gruplarının, savaş ve doğal afetler dışında ülke değiştirmesi imkansıza yakındır.

    Bu insanları nasıl ülkelerine göndeririz sorusu abes soru olmuştur.

    O insanların ülkesi Türkiye'dir. O insanlar ülkelerindedir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. O zaman bu insanları da nüfusa ekleyip kişi başına geliri öyle hesaplayalım. Ürettiklerini GSYH hesabına ekleyip toplam GSYH'yi nüfusa bölerken kişi başına gelir yüksek çıksın diye bu arkadaşları niye yok sayıyoruz?

      Sil
    2. Doğum sebebiyle vatandaşlık veren bir ülke değiliz. Mülteci sayımız 330.000. Suriyeli sığınmacılara mülteci statüsü vermedik. CB'nin niyeti belli gibi ama...

      Sil
  37. Yapilsal enflasyon (built-in inflation)'dan bahsetmeyen bir enflasyon yazisi. Ne kadar bilimsel.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye için geçerli değil. Türkiye'deki enflasyonun nedeni risk artışı ve onun yarattığı kur artışı.

      Sil
  38. Elinize sağlık yapısal reform bey.

    YanıtlayınSil
  39. Mahfi hocam, mülteci sayısının ve açlık ve yoksulluk sınırında olan insan sayısının bu kadar çok olduğu ülkemizde faiz artırarak enflasyonu düşürmeye çalışmak ne kadar doğru bir de faize karşı ön yargılı olan toplumumuzda belli bir kesim enflasyondan korunmak için jer zaman dolar veya altın talep etmekte. Bu durumun önüne geçmek için neler yapılabilir ? Kamu bankalarının katılım bankası açmasını ve kira sertifikası ihraçlarını bu duruma çözüm olarak görebilir miyiz ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Göremeyiz. Bunlar hep denendi hiçbir işe yaramıyor. Katılım bankalarının kâr payı dediğiniz ödemesinin faizden hiçbir farkı yok.

      Sil
  40. Bence bilim kurulu gibi ekonomi kurulu kurulsa ne güzel olurdu bugünlerde

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bilim kurulunun ne kadar yararını gördük ki ekonomi kurulunun yararı olsun.

      Sil
  41. Mahfi bey, refah seviyesi sürekli dünya çapında yükseliyor. Bugün sıradan bir afrika ülkesi dahi 20-30 sene öncesine göre daha kalkınmış ve daha refahlar. Bu refah seviyesi 100-150 yıl sonra sıradan bir personelin bir yıllık kazancıyla iyi bir daire ve araba alabileceği düzeye kadar gelme ihtimali var mı? Ya da mutfak harcamalarını maaşlarının %2 gibi çok komik bir düzeyde alabileceği kadar gelişme imkanı var mı :D

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Var tabii ama o zaman diğerleri bir yıllık kazancıyla uçak alabilecek noktaya gelebilir.

      Sil
    2. 150 yıl sonra su kıtlığı, küresel ısınma, gıda sorunu, nüfus problemleri?

      Sil
  42. Hocam tek soru soracağım.

    Türkiye ekonomik buhrandamı ( kriz demiyorum)

    Dünya ekonomisi ekonomik buhranı çözemediği için sürekli para basıyor bunun sonucu global ekonomik kriz olurmu.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye ekonomisi uzunca bir süredir krizde. Bizim kriz tanımımız farklı olduğu için olayı tam olarak anlayamıyoruz.

      Sil
  43. Hocam Sorum Şu Şekilde Olacak Dereyi Görmeden Paçayı Sıvamamak Gerektiğini Atasözümüz Söylüyor Neden Türkiye de Tasarruflarımızın Harcamalarımızdan Fazla Olmadığı Gerçeğine Rağmen Uzun Süre Faiz Düşük Seviyelerde Kaldı Negatif Reel Faiz Ve Düşük Nominal Faiz Uygulaması Politikası İle Yüksek Kur Politikası Uygulanarak ki Yanlıştı Sonucunun Enflasyonist Bir Baskı Oluşturacağı Malumdu ki Oldu ve Yanlıştan Dönüldü Bizde Maliyet Yönlü Enflasyon da var Talep Yönlü de Ama Fahiş Fiyatçılarda Yok Değil Bile Bile Neden Lades Denildi? İkinci Soru Belki de En Önemli Sorunlardan Biri Gıdada Özellikle Nakliye Büyük Bir Maliyet Neden Demiryolları Güzegahları Artırılmıyor ve Deniz Taşımacılığı Dörtbir Yanı Denizlerle Çevrili Ülkemde Halen Düşük Seviyede?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İlk sorunuzun yanıtı: Faizi neden enflasyonu sonuç sanmamızdan kaynaklandı. Bu yeni bir durum değil. 1994 krizi de aynı yanılgıyla çıkmıştı.
      İkinci sorunuzun yanıtı: Marshall yardımları alınırken demiryolları yerine karayolu taşımacılığının geliştirileceği taahhüdü verilmişti.

      Sil
  44. Hocam merhaba, faizin artışı da arzı etkileyip arz yönlü enflasyonu tetiklemeyecek midir? Dolayısıypa faiz artışının enflasyon üzerindeki etkisi kesin negatif olacak, enflasyonu düşürecek diyebilir miyiz?

    YanıtlayınSil
  45. Degerli hocam merhabalar,

    bugunun bir konusu 2021 asgari ucretinin ne kadar olacagi. Hocam sahsen bu tartismayi cok gereksiz buluyorum, zira asgari ucretin artmasi / artmamasi hic bir seyi degistirmeyecek bence.

    Asgari ucret %100 artsa, firmalar da giderleri arttigi icin bunu misliyle fiyatlara yansitacaklar, yine alim gucu dusmus olacak. Bence hatta enflasyona fazladan bir artis yonunde etkisi de var.

    Siz bu konuda ne dusunuyorsunuz?

    Saygilarimla

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sadece firmalar degil, SGK primleri (eski adiyla Bag-kur) de asgari ucrete endeksli oldugu icin ciftcilerin maliyeleri de yukseliyor.

      Sil
  46. Isabel Schnabel, yüksek kaliteli veriler ve istatistikler, ECB dahil olmak üzere sağlam politika kararları için vazgeçilmez girdi sağlıyor diyor.elimizdeki veriler saglammı ne kadar kredi batıgımız var.kanunla belirlenen temerrüt süresinin yönetmelikle uzatıldıgı bir ülke?.yüksek faiz ne kadar firmanın batmasına neden olur.işsizlik verileri gerçekcimi.yüksek faiz ne kadar kişiyi işsiz bırakır.sadi hoca kredi kartlarındaki /1 artış kdv gelirini 1,64 artırıyor diye araştırma sonucu söyledi.devletin sadece vergi geliri var işsizlik sgk gelirlerini azaltıyor.enflsyondan kaçmak önemli ama küçülen bir ekonomide bütce açıgı artar milli gelir azaldıgı için milli gelir borç oranı bozulur.üstüne birde bankacılık kirizi gelirse sonuç ne olur.2008 krizinde bernake faizleri 5,25 çıkardı degişken faizli mortgaç kredileri ödenemedi varlık fiyatları düştü kriz patlak verdi.ecb - faiz için tahvil alımı için tasarruf sahiplerini madur ettigi içi eleştiriliyor.tüm ecb yönetim kurulu üyeleri kefenin diger tarafındada borçlular oldugunu yüksek faizin ve sıkı finansman koşullarının bir çok saglam firmayıda batırabilecegini söylüyor.hatta süper mario bu politikanın 15 milyon insana iş buldugunu söyedi.ben sadece sgk primini hesapladım bunun ero zon devletlerine katkısının ne kadar büyük oldugunu gördüm.işsizlik ve büyümede dikkate alınmalı 1929 buhranı ve uzun depresyona yüksek faizin sebeb olduguda unutulmamalı.


















    YanıtlayınSil
  47. Salkım Hanımın Taneleri (Yılmaz Karakoyunlu) varlık vergisini anlatan kitabı haddim olmadan okumanızı tavsiye ederim.enflasyon olmasın diye yeterli para basılmadan alınan vergi tam manasıyla bir servet degişimine neden olmuş.mallar yok pahasına satılmış.Rosa Luxemburg'un Sermaye Birikimi isimli kitabındada amerikan çifçisinden alınan fazla verginin zararları anlatılıyor.amerikaların parasal sıkılıkları malum.demir yolu şirketleri iflaslarında bile altın standardını bırakmadılar.1929 krizinde fed faiz artırımı hem borsayı çökertti 5500 banka battı binlerce insan işsiz kaldı.jhon stenbergin gazap üzümlerini tavsiye ederim.celali isyanlarını anlatan mustafa akdağ isyanların bir nedeni olarakta para kıtlıgı birde bunun üstüne aşırı vergi oldugunu anlatır.işsiz medreselilerin yaptıgı feceat inanılır gibi degildir.işsizligin hesaba katılması gerekir.şevket pamuk hocanın osmanlıda paranın tarihi kitabını tavsiye ederim.ingilterede faizler /5 iken osmanlıda faizler /30 ama ingilterede enflasyon yokken osmanlıda bırakın enflasyonu mal bulunmamış.faizlerin bir taraftan yatırımı azaltırken diger taraftan tüketimi azaltarak toplu işsizlige ve iflaslara sebeb oldugu tarihi bir gerçekliktir.demirbank vade uyuşmazlıgı nedeniyle taş gibi bir bankayken batmıştır.elinde uzun vadeli devlet tahvilleri vardı o gün bu tahviller teminat alınıp parayı merkez bankası verebilirdi.ama piyasa faizlerinin /7000 lere çıkmasına izin verildi.faiz meselesine bakılırken banka bilançoları büyüme varlık balonları her şey hesaplanmalı.vesselam veriler çok güvenilir olmalı.saygılarımla

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Demirbank, faizler fırladığı için değil; batması gerektiği için battı. Küresel babaların at değiştirmesi gerekiyordu. Böyle akp ve siyasal islamın önü laik türkiye'de sonuna kadar açılmış oldu.
      Demirbank'ın batışıyla tetiklenen olaylar zincirini türkiye özelinde, 9/11 kırılımından bağımsız okursanız, yanlış çıkarımlara ulaşabilirsiniz..

      Xyz..

      Sil
  48. Hocam yazı için elinize sağlık. Avrupa ülkelerinin net dış borç stokuna bakıyorum. Linki burada:https://ec.europa.eu/eurostat/tgm/graph.do?tab=graph&plugin=1&language=en&pcode=tipsii20

    Örnek olarak Almanya'nın net dış borç stokunun GSYH oranı %-17,1. Yani Almanya'nın nette dış borcu olmadığı anlamına mı geliyor ?

    YanıtlayınSil
  49. Mahfi bey

    "Inferis"i yazmış olabilirsiniz fakat kendinizi Arthur Conan Doyle ile lütfen kıyaslamayınız.

    Kulvarlarınız çok farklı.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız A. Conan Doyle klasik polisiye yazarı. İnferis ise aslında klasik ve kara roman kurguları içinde bir polisiye gibi görünse de aslında toplumsal yapıyı eleştiren çok farklı bir roman.

      Sil
  50. Değerli hocam çalışanların neredeyse yüzde 40'ı asgari ücretten maaş alıyor. İşverenlerin maliyetlerinin önemli bir kalemi de ücretler. Sizce asgari ücretteki artışın enflasyona etkisi ne kadar olur?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Etkisi olur tabii ama asgari ücret artışı enflasyonu artıracak diye insanlar açlık sınırında yaşamaya itilmemeli.

      Sil
  51. Merhaba Hocam, Size bir soru sormak istiyorum. Zaten enflasyonu sürekli artan bir ülkede, Asgari ücreti arttırmak freni patlamış araçta gaza basmak değil midir? Bilmiyorum çoğunuza saçma gelebilir ama benim düşüncem asgari ücret azaltılsa enflasyona fren etkisi yapmaz mı? Asgari ücret her sene arta arta tl'nin değeri git gide düşecek. Sonra Almanya gibi para dolu bavulu boşaltıp bavulun daha değerli olduğu ülke olmayalım.

    Saygılar

    YanıtlayınSil
  52. Hocam öncelikle elinize kaleminize sağlık. Ücretler konusu ele alinmisken bir öğretmen olarak 2011da göreve başladım. Asgari ücret 658Tl yeni başlayan öğretmen maaşı 1583tl USD kuru 1.6tl idi. Gram altın 105tl idi. Bugün. 2021 Asgari ücret belirlendi. 2825 TL bana kalsa 3000 TL üzeri olmalıydı. İnsanlar Sizinde yukarıdaki ifade izle açlık sınırına mahkûm edilmemeli.
    Dikkat çekmek istediğim diğer nokta öğretmen maaşı (memur da olabilir). 2021 Ocak zammi(%3)+%3 enflasyon farkı dikkate alinarak hesaplandığında yeni başlayan öğretmen maaşı 4670tl olacakmış. Burada öğretmen memur maaşları asgari ücrete kıyasla 2126 TL daha az artmış.
    Hesap= 1583/658=6796/2825
    Ocak ayında öğretmen maaşı 6796tl olmalı ki asgari ücret artışına eşit oranda artmış olabilsin. Ancak korkarım ki dört beş yıl içinde öğretmen maaşı asgari ücret seviyesine kadar düşer. Her dönem yapılan zamlar oranında 2-3 ay içerisinde enflasyon altı kalmaktadır. Haziran-Aralik enflasyon rakamları düşük gösterilerek zaten geceye yakın olmayan enflasyon rakamları da düşürülerek enflasyon farkı az gösterilmektedir. Ülkemizde maalesef ki çalışanlar enflasyon rakamları altında ezilmektedir.
    Burada şöyle bir not ile bitirmek istiyorum. 2020 asgari ücret usd/TL kuru zirve yaptığı zaman 270 USD ye düşmüştü. Bu oranın altına düşecek bir 2021 asgari ücretin olması için usd/TL kuru zirvesi 10,46tl ve üzeri olması gerekmektedir. Buda benim cikarimlarima göre çok daha zor günler bizi bekliyor.

    YanıtlayınSil
  53. Az önceki yoruma bir ek daha yapmak istiyorum. Birde ücretli öğretmen ayıbını varki. Bir ücretli öğretmen maksimum haftalık 30 saat ders okutabilir. Aylık 120 saat (ki en üst seviyedir) ders verdiği zaman alabileceği maksimum ücret 2096 TL dir. Resmi tatilde bayram tatilinde idari tatilde sömestr tatilinde yaz tatilinde bu ücreti de alamamaktadır. Bu durum bize ayıp olarak yeterse artarda. Ve maalesef ücretli öğretmen görevlendirilmesine dahi milletvekili seviyesinde müdahale ler yapılmaktadır.

    YanıtlayınSil
  54. Parasal genisleme kredi genislemesi para basmak hirsizliktir Lira altina endekslenmeli

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İngiltere, I. Dünya Savaşından sonra altına endeksli Pounda geri döndü ve batışı o yüzden oldu. Keynes'in 'Economic Consequences of Mr. Churchill' yazısını okumanızı öneririm.

      Sil
    2. Ne Keynes'miş be arkadaş!

      Değinmediği konu kalmamış!

      Her yerde çıkıyor bu adam zırt diye!

      Sil
    3. Selam Mahfi hocam,

      Altına endeksli para -veya günümüzde bitcoin'e endeksli para-, artan teknolojik gelişim, artan insan nüfusu, değişen üretim teknolojileri, artan ürün çeşidi, yıllara göre hızla değişen ürün fiyatlarının olduğu ekonomi koşullarında ekonomileri mutlak şekilde batırmaz mı?

      Para hem değişim aracı, hem servet birikim aracı. Bu iki fonksiyonu bir anda görmesi uyumsuzluk yaratır. Özellikle, altın gibi bir maden değerine, veya bitcoin gibi elektrikle dijital işlem birimine bağlı ürünlere para değerini bağlamak ciddi sorunlar ortaya çıkarır.

      Paranın, günümüzdeki gibi MBları aracılığı ile değeri belirlenen bir meta-varlık olması lazım. Yani kağıt olması, değeri her yıl ekonomik koşullara göre değişebilmeli. Öngörülebilir gelecekte ekonomik aktörleri tarafından değeri kestirilebilmeli.

      Misal: Çok ülke Covid sebebi ile vatandaşlarına destek açıkladı. Bitcoin veya altın olsa esnek şekilde para veremezlerdi. Keza, bir şekilde bitcoin verecek yasa tasarısı çıkarsalar, 3 ay sonra bitcoin dağıtılacak deseler, 3 ay içinde, bitcoin fiyatındaki hızlı yükseliş hükümetleri zor duruma sokardı, tüm bütçe dengesini sarsardı.

      Misal, altın. Bazı ülkelerde altın stokları yükseldiğinde onlarda fiyat enflasyonu, altına erişemeyen ülkelerde üretim faktörleri fiyatlarında aşırı düşüşler olur, dünya ticaret dengesi alt-üst olurdu.

      İngiltere de altın standardına geçtiğindeki altın fiyatları aşırı yüksekti.

      Başka bir konu da var, ekonomi dışı, ekonomi ile ilgili. Hocamızın paylaştığı yazıda Keynes, Churchill'e silly (budala) diyor. Böyle bir düşünce ortamı da var.

      Lavuğun teki, kendisine sıfatı olan budalayı söyleyince millete neler neler yapıyor.
      ( Hakaret diye suç icat edilmiş, şimdi ortaya lavuk ve budala dediğimde tüm okuyanlar adresi biliyor. Maddi ispatı olmayan bir eylem. Ne oldu? )

      ZF08!y!90c2GJYuN

      Sil
  55. Mahfi bey

    Blogunuzun bir önceki tasarımında, yorumlar bölümü daha kullanışlı, daha verimli idi.

    Bir önceki tasarımınızda, yorum çerçevesi içindeki yazı şekli "standart arial" ve punto nispeten küçük olduğu için, odaklanmak kolaydı. Şimdiki tasarımda, yorum çerçevesi içindeki yazı şeklinin değişmiş ve puntonun büyümüş olması nedeniyle, odaklanmak zor.

    Not 1: Blogunuzu cep telefonu üzerinden takip ettiğimizde, yorumlar bölümü çok uzun çıkıyor. Bir-iki kelimeden hemen sonra bir alt satıra geçtiği için, yorumlar ardı arkası kesilmeyen bir liste gibi uzuyor. Bilgisayar ekranında tolere edilebilir. Ama cep telefonu ekranından yorumlar bölümünü takip etmek çok zor. Buna dikkat etmenizi öneririz Mahfi bey.

    Not 2: Blogunuzun bir önceki tasarımında, yorumlarımızı yazdıktan sonra ve "yayınla & gönder" simgesine tıklamadan önce, "önizleme & düzelt" diye bir simge daha vardı. Bu simgeye tıklayarak, yorumumuzu kontrol edip yanlış veya eksik gördüğümüz yerleri düzelttikten sonra "yayınla & gönder"e tıklayabiliyorduk. Yeni tasarımda, "önizleme & düzelt" simgesini kaldırmışsınız. Buna da dikkat etmenizi öneririz Mahfi bey.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Önceki tasarımla ilgili de çok şikayet vardı. Özellikle mobil telefondan okuyanlar için çok sıkıntılıydı. Bu dediklerinize bir bakacağım bakalım yapılabilecek bir şey var mı?

      Sil
    2. Hocam yeni tasarımda yazi içeriğinde yorum adedi de yazmiyor. Bu bilgi ana sayfada yer alıyor. Mobilden yorumları okumak gerçekten zor bir hal aldı. Kolaylıklar dilerim Hocam.

      Sil
  56. Çağlar Sevinç28 Aralık 2020 22:58

    Hocam sürekli cari açık veren bir ülke dışarıdan yatırımcı bulamaz ise içerde dövizi sıfıra düşmez mi? Biz bu açığı nasıl kapatıyoruz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Borçlanarak kapatıyoruz.

      Sil
    2. Faizi artırınca dışarıdan borç verenler bulunabiliyor.

      Sil
    3. Türkiye, ekonomisinin yapısı gereği cari açık vermek zorunda. Bu tip ülkeler için cari açık yolun sonu. Bir yere kadar borçlanır.

      İşin matematiği basit, genelde yönetilebilir olması için cari açık mesela, milli gelirin yüzde 2 sini geçmesin derler. Bu oran o ülkeyi 30 yıl kadar götürür. Eğer kredibilitesi varsa faiz düşer, 60 yıl götürür.

      Arada lastik patlarsa, IMF devreye girer, daha düşük faiz ile bir yapılandırma yapılır, lastik tamir edilir, motor elden geçirilir. Hadi yürü denir.

      Türkiye bu işlerde yeni daha. Neden anlamadım, bir ara Türk hükümeti atar gider yaptı, faiz lobisi, dış güçler, filan diye gaipten yaratıklar uydurdu (ki adamlara oy verenlerin dini inancı gaipten masal ve yaratık uydurmaya da, uydurulmuş masallara inanmaya da müsait) .

      Neticede, ha öyle ha böyle bir şekilde cari açık sorunu çözülmeli. Cari açık devam ediyorsa, dış yatırım ortamı iyileştirilmeli veya ihracat oranı artıp belli dönemlerde cari fazla verilmeli.

      İçerde döviz biterse, ödemeler dengesi krizi deniyor.

      Sn Çağlar Sevinç, 80 milyon insanı aç bırakacak kadar büyük sorunlar önümüzdeki bir kaç yılda olmaz. Dibimizde Kuzey Kıbrıs var. Bir hükümet gelir satar onu AB'ye. Başka hükümet, yıllık gıda veya dış borç silinme karşılığında Fırat ve Dicle etrafındaki verimli tarım arazilerini kiralar.

      Ülke içinde bazı gelirler varsa, onların tahsili borç karşılığı alacaklılara verilir. Avrupanın en böyük havalanı var, Alman veya Çinlilere okutulur.

      Para basan köprüler, yollar, geçitler var. İşletmeleri devredilir.

      Daha bunlar ne ki? Ülkenin dağı taşı beton bina dolu, emlak vergisi gelirleri toplaması devredilir.

      Yüzbinlik ordu var, sağa sola giderler, ihracat hizmeti olur.

      Ülkemiz zengin, ülkemiz bereketli, işini bilenler için ülkemizde çoook gelir imkanı var. Alacaklılarla anlaşmak kolay olur.

      Anadolu gibi bir mülkün üstünde oturuyoruz. Bir kaç yüz milyar dolarlık dış borç nedir ki? Ben en kötüsünü yazdım, en kötüsünde bile durum budur.

      Enseyi karartmayın, sizi emekli edecek süre boyunca cari açık versek bişi olmaz.

      Sil
  57. Hocam merhaba, birkac sorum olacak.

    1.ulkelerin refah seviyesini hep kisi basina milli gelirden inceliyoruz. Bunun icinde yurt ici hasilayi nufusa boluyoruz. Ancak bu yaniltici degil mi. Calisanlarin %40’inin asgari ucret aldigi bir ulke var ve ayni zamanda dunyada kamudan en cok ihale alan ilk 10 a 5 firma sokmayi basarmis. Refah gelisimini olcmenin daha saglikli bir yolu yok mu?
    2.ben bir ucretli calisanim ve vergi kacirma sansim yok, pesin olarak gelir vergisi kesiliyor. Halbuki odedigim faturalari, kredi faizlerini, saglik harcamalarini vs ciktigimda kalan gelirim ile odedigim vergiyi kiyasladigimda, %75 gibi bir oranda vergi odemis oluyorum. Bu hak mi? Tamam kobiler istihdam sagliyor ama ben de tasarruf ve harcamalarimla istihdama katki sunuyorum. Neden butun tesvikler kobilere, neden ben pesin vergi oderken onlar net kar uzerinden oduyor? Turkiyede herkesin ovundugu bir ayıp var, vergi kacirmak! Lafa gelince en milliyetci gecinen kisiler benim 10 katim para kazamasina ragmen benim %1 im kadar vergi odemiyor. En vatansever olan kisi en cok vergi odeyen kisi degil midir. Bizim etik/ahlaki degerlerimiz ne ara bu kadar dip yapti hocam :(
    3. Dunyada ozellikle cin ve hindistanda inanilmaz bir yetismis insan arzi var ve ucuz. teknolojik gelismelerin, robotik sureclere katkisini da dusununce kita avrupasinda ve bizde yuz milyonlar issiz kalacak diye dusunuyorum, cok mu karamsarim? Bu trend buyuk bir krize ve toplumsal tepkiye (refahin dagitilmasi/vatandaslik maasi) sebep olmaz mi?
    4. Umut her zaman vardir, umidi kesmeyelim tabi ki ama omrunuzde ulkemiz icin ekonomik/sosyal/ahlaki/egitim gibi bircol acidan dusununce daha kotu bir donem oldu mu hic? Gece kafanizi yastiga koydugunuzda cocuklariniz ve torunlarinizin gelecegi icin kaygilanmadan uyuyabiliyor musunuz?
    Uykularim kaciyor hocam, cok mu karamsarim?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 1. Yanıltıcı, işi yapan herkes biliyor. Alternatif olarak kişi başına düşen sosyal imkanları ölçen akademisyenler de var. Günün sonunda, işi rakama döküp kıyaslamak kolay olunca yaygın olarak o ölçü kullanılıyor, doğru olduğu için değil yani.

      2. Ücretli çalışan olarak yapacak hamle maaş ile sınırlıdır. 2013-2015 arasında çakallar küçük ofis ve esnaf yeri kurdular ailelerinin üzerine. sonra biraz ticaret yapıp itibar alınca çek ile mal topladılar, spotta satıp yurtdışına kaçtılar. Şimdi o kazıkları yiyen firmaları ayakta tutmak için hükümet senden benden topluyor, bankalar ile destekliyor.

      3. Ne Avrupaya , ne Çine ne Hindistana bir şey olmaz. Biz de milyonlarca işsiz şu halde var.

      4. I. dünya savaşı daha kötü bir dönemdi. Millet birbirini kesiyordu. Kayseri'de rahmetli büyük büyük anneme çarşıya pazara giderken sarkıntılık yapmak isteyen olurmuş, laf ile taciz edenlere bir şey demezmiş de elle sarkıntılık etmeye çalışan 2 kişiyi büyük büyük dedemin silah ile kafadan vurmuş. Kimse de gelip sormazdı derdi. İki üç kadın bile rahat gezemezmiş sokaklarda. 80 öncesi de bazı yerlerde çatışmalar olurdu.

      Uyku kaçırtacak bir durum yok. Herkes sallandı biraz.

      Sil
    2. 1. Olsa de o konularda elde sağlıklı veri yok.
      2. Maalesef vergi konusunda yerden göğe kadar haklısınız. Etik değerlerimiz her geçen gün
      daha da yıpranıyor.
      3. Haklısınız, bugün iş bulabilen niteliksiz işgücü yarın açıkta kalacak. Ve bizim bu insanları eğitmek yolunda hiçbir çabamız yok.,
      3. Ben daha kötüsünü yaşamadım. Aynı görüşteyim.

      Sil
    3. Anonim 23.10un 2.madde de belirttigi konuda bir yanlislik var.
      Evet kobiler net kar uzerinden vergi oduyor ama para sirketin vergilendirilmis parasi oluyor gunun sonunda. Eger ki kobi sahibi bu parayi kullanmak isterse O da vergilendirilmis karin uzerinden stopaj odeyerek parayi sahsina almis olacagi icin aslinda sizinle ayni suzgecten gecmis oluyor.

      Sil
  58. Ulkede asgari ucret artisi ile kalkinmayi birebir olacak sekilde ters orantili olarak degerlendirme egiliminde olan bir kesim var. Maalesef bu arkadaslar arasinda beyaz yakali ve sol goruslu insanlar cogunlukta. Bu bakis acisini cok sig buluyorum. Bir defa asgari ucret gerek mevzutaimizda gerekse uluslararasi sozlesmelerde kisaca insan onuruna yakisir yasam kosulunu saglayan miktar olarak ongorulmustur. Dolayisiyla birilerini acliga mahkum ederek kalkinma saglamak gerektigini savunmak hic ahlaki degil. Diger yandan siz belirsizligi arttiracaksiniz, uretim faktorleri yabancilasacak, dovuze bagli bir maliyet tablonuz olacak. Sonra da ucret artisini kalkinmadaki engel olarak goreceksiniz. Sorunu tespit edemez iseniz tedaviyi dogru yapamazsiniz. Iktisaden de bu sav hic dogru degil. Sanki tum isverenler hamallar araciligiyla nakliye isi yapiyor. Arac dahi kullanmiyor. Butun girdileri ucretten ibaret. Kaldi ki kayit disiligi, vergi adeletsizligini de bir kenara birakiyotum. Kalkinmis dedigimiz avrupa ulkelerindeki ucretin, asgari ucretin ve emegin milli geloirden aldigi paya baktigimiz zaman asgari ucret artisinin kalkinmada engel olamayacagi da ortaya cikacaktir. Birilerini acliga mahkum ederek kalkinmayi ileri surmek cok bakkal hesabi geliyor. Hic de insani degil. Birde asgari ucretin farkli fonksiyonlari da vardir. Ulkenin genel ucret duzeyini belirleme etkisini falan geciyorum. Bana gore en onemli fonksiyonu insan kaynagina dissal etkisi. Soyle ki asgari ucretli bir ailede yasayan cocuk, hangi duzeyde bir egitim alacak. Hangi gidalarla beslenip buyuyecek. Kendini gelistirecek. Bu ucret seviyesi ile bugun dogan cocuk 20 yil sonra ulkeye nasil bir katma deger sunacak. Sozun ozu asgari ucret aslinda millet olarak kalitemize verdigimiz degeri gosterir. Degerimizi dusurmeyelim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 20 yıl sonra o çocuklara birer silah verirler, birilerini de düşman gösterirler, oradan bir katma değer çıkar ortaya ama bize değil başkasına.

      Dünya dinamiktir arkadaşım, 1000 yıl önce bu topraklarda birilerine silah verdiler, onlar birbirlerine girdi, güçlü olan millet geldi, 200 yıl nüfus birbirini kırdı geçti, sonra biri tepelerine bindi. Şimdi de diğer taraftan birileri gelir, benzerini yapar.

      Boşver milletin değerini, sen kendi değerine bak, kendini değerli hissettiğin yere gitmeye bak.

      Sil
  59. Hocam! Kur artışı enflasyonu bizim gibi ülkelerde (ithal girdiler nedeniyle) arttırır. Ancak kur zaten arttı, yapacağını yaptı, zamlar yani enflasyon aldı başını gitti. Yapılan zamlar sanmıyorum ki kur düştü diye geri alınsın. Şu aşamada faiz arttırılarak kuru düşürmek değil de sanki biraz durağan hale sokmak lazım. TCMB rezervleri, ciddi dövize dayalı kısa vadeli borç ödemeleri vs düşünüldüğünde ödeme krizi de oluşabilir. Hele de ABD vs kötü niyetli davranırlarsa. Kaldı ki değerli TL ithalatı daha da körükleyecek, cari açığı patlatacak yerli üretimi zora sokacaktır. İşsizlik, batıklar, iflaslar artacaktır. O halde asıl çözüm klasik anlamda devalasyon yapıp doları 12 TL gibi yapıp ardından %28 gibi faiz arttırımı olması gerekli değil mi? Olan zaten oldu. Şok bir tedavi gerekli değil mi? Yoksa 5 Nisanda belkide dolarda 20 , faizde % 40 faiz görürüz kim bilir???

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yapılan kuş gibi maaş zamları ile o pahalı döviz ile giren malları kime satacaklar? Stok maliyeti tutacaklar.

      Devalüasyon niye olsun? Dalgalı kur var.

      Bir ihtimal daha var, ithalata daha fazla vergi ve kısıtlama ile cari açığı düşürmek.

      Millet bakıyorum ha bire dolar alıyor turşusunu kurmaya başladılar. Dolarları da ellerine patladı.
      Dolar 6.90 olsa hangisi doları daha fazla tutabilir? Şimdi maliyeti dolarcılara bindirdiler.

      Banka hesabındaki dolar sahte dolar.

      Biri aldı, diğeri sattı doları değil. Hesapta 800 lira varken 100 dolar alan biri için, banka o 800 lirayı 100 dolara saydı. Şimdi dolar 7.20 olmuş, banka ona 720 lira ödeyecek. Yani 80 lirayı banka almış oldu. Yükselirken de banka MB ile swap yapıp o aradaki TL farkını kapatıyor, vade günü MB bankaya aradaki fark kadar TL veriyordu.

      Bu maliyetin millete binmesi için en az 1 yıl doların 8 seviyesini görmemesi lazım. O zamana kadar da basarlar faizi, indirirler doları. Millet vazgeçer, 7 lira, 6.90 lira dan dolarları bozar, millet bozmaz ise bozana kadar faizi bindirirler. Öyle veya böyle o sahte dolarları millete bozduracaklar. Gerekirse 6.5 yaparlar, 6 yaparlar yine alırlar.



      Sil
  60. Faizi yukseltip, TL'nin degerinini sisirirseniz sicak para gelir ama dogrudan yatirimlar kacar.

    Iste VW, Manisaya yapacagi yatirimdan vazgecmis.

    (Alakasiz seyleri iliskilendirirseniz ayni seyi sizinle karsi fikirde olanlar da yapar.)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. VW, faiz yükseldiği için değil, faiz düşük tutulup riskler yükseldiği için vazgeçti.

      Sil
    2. Anonim 15:48,

      Piyasa fiyatlarındaki oynaklık herkes için zarar.

      Bakın yurtdışından biri için hesabı yazıyorum;
      Maliyeye borcum var. Yapılandırma yaptım. Peşin ödeme yapmak istedim. Daha önce maddi imkanım yoktu, şimdi oldu, borcu ödeyim istedim.

      Dolar 8.30 civarı idi. Ocak 15 inde peşin ödeme yapmak için kendimi ayarladım.
      Şimdi dolar oldu 7.30.

      Peşin ödeme yaparsam, %12 daha fazla döviz ödeyeceğim.
      Taksit ödeme yaparsam da yasanın verdiği indirim hakkım gidiyor, 3 yıl boyunca taksit ile ödemem lazım.

      Peşin ödeme seçeneği yeni döviz kuru ile masadan kalktı benim için.

      Şimdi yapılandırmam bozulmasın diye ilk iki taksidi ödeyip, dövizin gidişatına mı bakayım yoksa hiç ödemeyip iki üç yıl sonraki yapılandırmayı mı bekleyim diye düşünüyorum.

      Diğer seçenek; Büyük ihtimalle önümüzdeki 15 gün de böyle giderse, burdaki taksitli bir borcum var, nakdi maliyeye ödemek yerine, o borcu kapatmak için kullanacağım, iki - üç yıl yeni bir yapılandırma bekleyeceğim.

      Piyasanın dalgalı olması, herkesi etkiliyor. Para gönderecek adam da korkuyor.
      Şimdi derseniz ki, 4 ay sonra dolar 12 TL olunca ne yapacaksın diye?

      O zaman da yapılandırmam bozulmuş olacağı için 2-3 yıl sonraki yeni yapılandırmayı bekleyeceğim.

      Rakamlar ile Maliye ye borcum burada.

      Yapılandırma öncesi Faiz ve Anapara : 1,240,000 TL
      Yapılandırma sonrası peşin ödemede borç ana parası : 430,000 TL
      Yapılandırma sonrası taksitle ödemede borç taksiti : 629,000 TL

      34,900 TL x 18 ay (2 ayda bir toplam 3 yılda ödeme)

      Bu borç 2010 ile 2013 yılları arasından kalma.

      7 yıldır ülke dışındayım, banka hesabı, kredi kartı dahil hiç bir hesabımı ehacizden dolayı kullanamıyorum, ülkeye istesem de yatırım yapamıyorum, hesap açtığım günün akşamında ehaciz konulur. Sistem gelme, git nerede ne işin varsa orda işini yap diyor.

      Neresinden tutsan elinde kalıyor arkadaşım, bir insan maliyeye borçlu diye tüm hesaplarına haciz konup ekonomik hayatı kısıtlanır mı? Şimdi de para bulamıyor, alacağını alamıyor.

      Bir ticaret erbabı için bundan daha büyük risk mi olur? Değil araba fabrikası millet bakkal dükkanı açamıyor.

      Bu ehacizi kim icat etmişse, alsın yukardaki vergi borcunu tepe tepe ödesin.

      Sil
    3. Selam 1548,

      Ben şöyle düşünüyorum.

      VW, diğer yabancı yatırımcılar vs siyasi bir kaç yıl ömrü kalmış tiplerin söylemleri ile hareketlerini belirlemezler. Bulunan somut ortama göre hareket ederler. VW çok bekledi yatırım için. Somut bir yatırım ortamı olmadığını gördü, gitti.

      Bir aydır döviz düşüyor.

      Türkiyeden çıkmak isteyen sabit yatırımcılar için fırsat, onlar hükümetin söylemine göre hareket etmez. Yılsonu hesapları için de kazanç yazıyorlar düşük kur ile.

      Çıkanların talep ettiği dövizi verecek olanlar için, Türkiyeye borç vermek isteyenler için de fırsat.

      Yaşadığımız an hükümetten bağımsız olarak Türkiye'ye döviz ile borç vermek için büyük fırsat.

      İçerde sıkışan yabancı yatırımcıların döviz ihtiyacını giderirken, yüksek faiz ile kamu borçlandırılıyor. MB, borç dövizi kasasına koyup piyasaya TL verir, TL ile borsadan çıkan yatırımcının satışları karşılanır.

      Benim baktığım yerden gördüğüm, hükümet insiyatifi kullanmıyor, pasif durumda, piyasa kendi dinamikleri ile hareket ediyor. MB , bazı yorumların aksine piyasanın gerisinden takip ediyor.

      MB sı son bir aydır piyasanın önünde hareket ediyor demek için - bu durumda rezervleri net eksi bakiyede iken-, TL nin rezerv para olması gerek. MB, rezerv eklemek için piyasaya muhtaç.

      TL piyasası şu an için çok net, berrak. İhracat ile döviz toplayamadı, borçlanmaya gidiyorlar. Borç veren piyasaya istediği güzel mesajı veriyorlar(Twitterı takip edin, Türkiye'ye borç vermek isteyenler trene yeni birilerini almak için ek çaba sarfediyorlar, çok açık, çok net).

      Safe Bet:
      Bankada döviz tutuyorsanız, yurtdışına çıkarın, yüksek faizli Türk Euro bondlarına alım yapın.

      Yerli yatırım için:
      [Eğer iyi bir borsa trader iseniz, borsa fırsatları yatırımcı değişiminde olacak, 5-6 yıldan az trade tecrübesi olanlar asla borsaya girmesinler. Benim yazmama gerek yok, iyi traderlar kokuyu almışlardır. ]

      [ İşin muhasebesi yumurta-civciv hikayesi gibi ama kabaca, siz 100 birim döviz çıkarırsınız, bankacılık sistemi borçlanır, sizin çıkardığınız döviz için karşılık gerekir. O karşılık için sizin yurt dışına çıkarıp borç verdiğiniz döviz MB tarafından piyasa düzenlemesi için kullanılır. Hazine üzerinden sistem size daha yüksek faiz verir. Teknik olarak faizi yurtdışı hamleniz daha da yükselteceğiniz için MB sizi engellemek için iç piyasada TL ye daha yüksek faiz vermek durumunda kalır. ]

      vx#A&81%3PjF0@18

      Sil
    4. Anonim 1933

      Senin vergi borcun zaman aşımından dolayı silinmiş. Eğer 5 yıldan fazla süredir vergi dairesine tek kuruş ödemediysen, vergi borcun zaman aşımından temizlenir.

      Gönül rahatlığıyla, o parayı başka işlerinde kullan.

      Ehaciz ve diğer hacizleri, zaman aşımı süresi sonunda mahkeme kararı ile kaldırırsın. Bir avukata sor, konsolosluktan vekaletname çıkart, avukatın mahkemeye dilekçe versin.

      400 bin liralık bilgi sana.

      Iban vereyim mi?

      Sil
  61. Dolar geberdi,
    8 den dolar alan akıllılar yıllarca beklemek zorunda kalacaklar.

    YanıtlayınSil
  62. Mahfi Hocam merhabalar,
    Afınıza sığınarak, bu yazınızın konusu ile çok bağlantılı olmayan, çözüm bulamadığım bir konu hakkında bir soru sormak istiyorum.
    Altının ons fiyatı 1880$.
    Buna göre, gram altın fiyatı: 1880 ($) / 28,3495231 (gr/ons) x (7,34 TL/$) = 486 TL çıkıyor.
    Oysa gr.altın 448 TL.(!)
    Veya, güncel gr.altın fiyatı olan 448 TL'yi formüle koyarsak;
    448 TL / (1880 ($) / 28,3495231 (gr/ons)) = 6,752 TL/$ (!)
    Bir yerde hata mı yapıyorum?
    Güzel yazılarınız için teşekkürler, zevkle takip ediyoruz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Altın ölçümü normal ons (28,3 gram) ile değil Troy Ons (31,1 gram) ile yapılıyor.

      Sil
  63. Teşekkürler, bu değerli bilgileri bize kattığınız için.

    YanıtlayınSil
  64. 1- Sepette ağırlığı olan dizel otomobil bayilerini arayıp fiyatı düşürün yoksa .... dersiniz.
    2- Tanıdık market zincirlerine biz geliyoruz diye haber salınır.
    3- Laf dinlemeyen bürokrat görevden alınır.
    4- Zam yapacağınız alkol ve tütün mamüllerinin sepette ağırlığını azaltıp zam yapmayacağınız ertesi sene tekrar arttırırsınız.
    5- Her sene bozulmasın diye depolara konulan patates-soğan depoları basılıp belediye kaynakları ile ucuz sebze-meyve satılır.

    YanıtlayınSil
  65. Merhaba Hocam,
    Enflasyonun iki kaynağı vardır: Talep kökenli enflasyon ve arz (ya da maliyet) kökenli enflasyon.
    ifadesi doğru olmakla beraber bence en önemli sorun merkez bankasının karşılıksız para basmasıdır. Bunu tüm dünya yapmakla beraber bizim gibi gelişmemiş ülkelerde kötü niyetli kullanılmaktadır. Emisyon genişlemesi diye de millete çok güzel yutturuyorlar. Olan her zaman ücretli çalışana olmaktadır. Çünkü her zaman alım gücü düşmüştür. La casa de papel dizisinde (2. Sezon, 8. Bölüm 40 ile 44 dk arasında) bunu prof. savcıya çok güzel ifade ediyor. Bence bu sorundan ücretli lehine çıkış yolu yok çünkü toplumları asgari yaşam şartlarına mahkum edip borçlandırıp hiç bir şeye itiraz edemeyecek noktaya getirip kendilerine zarar vermeyecek şekilde yönetiyorlar. Yanlış mı düşünüyorum hocam ?
    Saygılarımla.

    YanıtlayınSil
  66. Hocam merhaba. Size bazı sorularım var. İlk sorum asgari ücret artışının fiyatlara yansımayacağını düşünüyorum çünkü fiyatlar geçilen senenin enflasyonuna göre belirleniyor yorumunuzla ilgili. Asgari ücret artmadan önce %14 artan fiyatlar asgari ücret %20 arttıktan sonra daha fazla artmaz mı? Diğer sorum ise bahsettiğiniz göçmenler ülkemizde kayıt dışı işçi olarak çalışıyorlar ve maliyeti çok düşürüyorlar bu maliyet temelli enflasyonun önüne geçmez mi?

    Saygılarımla

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Fiyatların yüzde 14 arttığına emin miyiz?
      Kayıt dışı çalışma maliyet kökenli enflasyona ödenmeyen vergi ve sigorta primi kadar olumlu katkı yapar ama sonuçta bu şekilde çalışanlara ödenen para da piyasaya çıkınca talep enflasyonuna yol açar.

      Sil
  67. İkinci yanıtınız ne kadar gözden kaçırılamayacak kadar büyük bir etken olsa da nedense herhangi bir ekonomi analizinde veya yazısında bu konuya değinilmiyor.

    Cesaretiniz için teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil
  68. Mahfi bey merhaba, nakit dolaşmayan para arzının enflasyon üzerinde bir etkisi veya para biriminin değeri açısından bir etkisi var mıdır?
    Örneğin türkiyede toplam nakit dışı para arzının 100 tl olduğunu nakit para arzının da 10 tl olduğunu kabul edelim

    Nakit dışı para arzı 500 tlye çıkarsa nakit para arzı 10 tl de sabit kalırsa enflasyon yaratmayacak mı? Çünkü insanlar hiç nakit görmeden de alışveriş yapabiliyor

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Enflasyon üzerinde para arzının etkisi ölçülürken genellikle M2 para arzı esas alınır. Bunun içinde nakit para + vadeli ve vadesiz TL ve yabancı para cinsinden mevduat da vardır. O nedenle nakit para azı değişmese ve vadeli ve vadesiz mevduat artsa yine enflasyon üzerinde baskı oluşacaktır. Kredi kartı, banka kartı ve havale yoluyla para harcanabiliyor. Vadeli mevduat da faizinden vazgeçildiği anda vadesize dönüşebiliyor.

      Sil
  69. Hocam, Türkiye'de neden İngilizce öğretilemiyor ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Matematik de öğretilemiyor. Çünkü çocuklarımızın çoğunun kafası karışık.

      Sil
    2. Belki de öncelikle Türkçe öğretilemediği için olabilir...
      Kelime haznemizi, "dili sadeleştirme", "öz Türkçe hale getirme" adları altında budayıp anlam zenginliğimizi yitirdiğimizden başka dillerdeki kavramları yeterince anlayamıyor olabilir miyiz?

      Toplumun önemli kesimi, mesela "infilak"/"patlama" , "cahil"/"bilgisiz" kelime çiftleri arasındaki nüansı anlamıyorsa, "iş insanı" gibi tuhaf kelime icatlarından rahatsızlık duymuyorsa İngilizceyi de biraz zor öğrenir.

      İngilizce bir kitap okuyordum, dili de biraz ağır. Kızım ne yazdığını sordu, bir sayfasını çevireyim dedim, bir türlü tam olmuyor. "Eski Türkçe" denilen kelimelerle yapılabiliyor, ancak 18 yaşın altındakilerin anladığı "modern" Türkçe ile imkansız. Hoş, hiçbir dil tam olarak birbirine "çevrilemez", ama diliniz ne kadar zenginse, yapılacak çevirinin de o kadar başarılı olacağı açık değil mi.

      İlginçtir, Arapça ve Farsça kökenli kelimelerden ciddi bir rahatsızlık duyarken, batı dilleri kaynaklı uydurma kelimeler kullanmaktan pek o kadar rahatsız olmuyoruz. Mesela, Hatay'da terör örgütü orman yaktığında, bir firmamız, fidan bağışında bulunan başka firmadan daha fazla bağışta bulunarak diğer firmaya "meydan okumuş" . Hareket takdire şayan, ah bir de şu uydurma kelimeleri kullanmasalar. İngilizce bilenler hemen bunun kaynağını anlıyor tabi. Bir de naçizane uyarım var: Yarın misal devlet bir bağış kampanyası başlatır, bu firmamız da çıkar "devlete meydan okuyoruz" vs. derse soluğu mahkemede alabilirler:)

      Yine de profesyonellerine sormak lazım tabi: Türkçede kaç kelime var, İngilizcede kaç kelime var? Türkiye'de 18 yaşın altındaki insanların kullandığı ortalama kelime sayısı nedir? Aramızda bir "çevirmen" var mı, hislerime "çevirmen" olabilir mi?

      Mutlu seneler

      Sil
    3. Dilimizde tutan kelimelerle tutmayanlar var. Ama din diyanet masalıyla Soğdça, Farsça ve Arapça öyle işlemişki öz kültür gitmiş. Arnavutluk sadeleştirme yaptı ve gayet tuttu biraz ısrarcı olursan tutuyor.

      Sil
    4. Üniversite sınavına ikinci kez hazırlandım, yine istediğim bölümü kazanamadım.

      Birinci ve ikinci girişimde de en zorlandığım, matematik ve geometri sorularıydı.

      Sınava üçüncü kez girip girmeme konusunda tereddüt ettim.

      Tanıdığım bir dershanenin müdürüyle görüşüp onun tavsiyesini dinlemek istedim.

      Bana, eğer üçüncü kez sınava girmeye niyetlenirsem, matematik sorularının daha ağır konulardan çıkacağını, sınav sisteminin artık değiştiğini söylemişti.

      Halbuki ben, işçi-havuz problemleri, kümeler, asal sayılar, rasyonel sayılar gibi en temel matematik konularında bile zorlanıyordum. Eğer sınava üçüncü kez girseydim, bu kez, fonksiyonlar, integral, türev, logaritma, polinomlar gibi daha ağır konularla cebelleşmek zorunda kalacaktım.

      Yapamayacağımı anladım, sınava girmedim.

      Sınava ikinci girişimde aldığım puan, iki yıllık önlisans bölüme girmeye yetiyordu.

      Ama sevmediğim, istemediğim bir bölümdü.

      Mezun oldum.

      Alanımda iş bulamadım.

      4 yıldır işsizim.

      Şu an, herhangi bir fabrikada sıradan bir işçi olmak için koşturup duruyorum...

      Sil
  70. Hocam düşük enflasyon için illa süper ülkeler gibi üretim yapmak şart değil ki. Bize benzer çoğu ülkede enflasyon düşük değil mi? Şili, Peru, Polonya gibi çok fazla ülke var. Biz kendimize ya g7 ülkeleri gibi ya da venezuela gibi ülkeler arasından iki kutup seçmişiz. Ya onlar gibi olacağız ya da diğerleri gibi diyoruz ama arada onlarca ülke var. Ve çoğunda enflasyon çok düşük göstergeleri görece iyi. Dünyada yerimizi ve haddimizi bilerek hareket edersek çok daha iyi göstergelere sahip olacağımızın bilincine varamaz mıyız?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yanlış sistemden doğru gösterge türetmek zordur.

      Sil
  71. Hocam

    2000 yılında doğanlar, 21. yaşına girdi.

    Ömür geçiyor...

    Haberiniz olsun.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Uyarı için teşekkür ederim, ben ömür geçmiyor sanırdım.

      Sil
  72. Ekonomiyi, ekonomistler ilk önce ekonomik teorilerle açıklamalıdır. Burkina Faso(günev afrika) da ki ekonomik durum ve açlık oranın diktatör rejimi ile alakası yok; su yok, su....

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi, içinde yaşadığı ve şekillendiği sosyal ve siyasal sistemlerden ayrı olarak açıklanamaz. Açıklanırsa yaşamla ilgisi olmayan teoriler çıkar ortaya.

      Sil
  73. Hocam şimdi enflasyon düşmesi faizi iyice arttırmaz mı
    Belli bi enflasyon olması lazım değil mi sizce yoksa ben mi yanlış düşünüyorum

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Bu blogdaki popüler yayınlar

Swap Hariç Rezervler Ekside

Dolar, Euro ve Altın