Türkiye Ekonomisinde İvme Kaybı Ne Zaman Başladı?

Türkiye ekonomisi, 2001 krizi sonrasında yarattığı olumlu gidiş ivmesini, 2013 yılında Fed’in açıklamaları sonrasında kaybetmeye başladı. Bu kayıp son 3 yılda iyice belirgin bir durum aldı. Türkiye’nin 2000 – 2020 dönemindeki durumunu Avrupalı dört ülkeyle (Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Romanya) karşılaştırarak değerlendireceğiz. Bunu yaparken bir ekonominin refah ve sağlık durumunu en net biçimde özetleyen üç göstergeyi (kişi başına gelir, enflasyon ve işsizlik) grafiklerle ele alıp analiz edecek ve Türkiye ekonomisinin ivme kaybının nedenlerini değerlendirmeye çalışacağız (Grafiklerin dayandığı veriler için kaynak: IMF, World Economic Outlook Database, October 2020.)

İlk grafik kişi başına geliri USD cinsinden gösteriyor. 2001 kriziyle bir çöküş yaşayan Türkiye ekonomisi hemen ertesinde çıkışa geçiyor ve 2009 yılına kadar ciddi bir çıkış yaşadıktan sonra küresel krizin etkisiyle bir düşüşle karşılaşıyor ve ertesinde yine çıkışa geçerek 2013 yılına kadar kişi başına gelirini artırıyor.

2013 yılı sonrasında inişe geçen Türkiye’nin kişi başına geliri, gerilemeye devam ederek 2020 yılında 2006 yılı düzeyine kadar düşmüş görünüyor. Aynı dönemde Macaristan ve Polonya kişi başına gelirini sürekli artırırken Romanya 2017’de, Bulgaristan da 2018’de Türkiye’yi geçiyor. Türkiye’nin hızla geri düşmesinin temel nedeni TL’nin yabancı paralara karşı yüksek oranlı değer kayıpları yaşaması. Onun da nedeni siyasal, sosyal ve ekonomik risklerin sürekli artış göstermesi.

İkinci grafik enflasyon oranlarının gelişimini gösteriyor.  

Grafiğe göre 2000’li yıllara çok yüksek enflasyonla giren Türkiye ve Romanya, uygulamaya koydukları programlarla enflasyonu hızla düşürmeye başladılar. 2005 yılına gelindiğinde bu beş ülke birbirine oldukça yakın enflasyon oranlarında buluşmuşlardı. Türkiye dışındaki dört ülke enflasyon oranlarını düşürerek devam ederlerken Türkiye 2013 yılından başlayarak enflasyonu denetimden kaçırdı ve bir daha hiçbir zaman 2005 – 2013 arasındaki düzeye indiremedi. Bu bozulmada Türkiye’nin sosyal, siyasal ve ekonomik risklerinin artması etkili oldu. Risklerdeki artış ülkeye sıcak para dışında döviz girişinin azalmasına yol açtı. Bunun sonucunda kurlar yükseldi. Yüksek ithal girdi kullanan ekonomide maliyetler arttığı için enflasyon da sürekli yükseliş ortaya çıktı.   

Üçüncü grafik işsizlik oranlarının gelişimini sergiliyor.

Bu 20 yıllık dönem boyunca işsizlik oranları açısından en büyük başarıyı Polonya ve Bulgaristan yakalamış. Türkiye, 2015 yılından başlayarak gruptan kopmuş görünüyor. 2020’de Covid-19 salgınıyla yaşanan ekonomik bozulma nedeniyle beş ülkenin hepsinde işsizlik oranları sıçrama yaşadı.

Sonuç

Karşılaştırmaya aldığımız Avrupa Birliği (AB) üyesi dört ülkenin son 5-6 yılda Türkiye’yi geçmesinin en önemli nedeni demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi alanlarda AB etkisiyle kaliteyi yükseltmiş olmalarıdır. Bu kalite yükselişi bu ülkelerin risklerinin düşmesi ve borçlanma yerine doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çekmeleriyle sonuçlandı. Türkiye, 2010 yılına kadar AB ile tam üyelik müzakerelerinin olumlu rüzgârıyla riskleri düşürmeyi ve ciddi miktarda yabancı sermaye çekmeyi başardı. Sonrasında o ilk ivmeyi kaybetmesine karşılık risklerini denetlemesi sonucu yabancı sermayeyi çekmeye ve TL’yi güçlü tutmaya bir süre daha devam etti. Küresel sistemde likidite bolluğunun gelişmekte olan ülkelere daha yüksek getiri elde etmek üzere yönelmesi Türkiye ekonomisinde başlayan bozulmayı bir süre gizledi. Türkiye, AB ile müzakerelerden kopmasının da etkisiyle demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi alanlarda hızla geriye gitti. Bunların yanı sıra ekonomi politikasında neden-sonuç ilişkilerinin karıştırılması, merkez bankası bağımsızlığının zedelenmesi, kamu hesaplarında şeffaflığın kaybedilmesi gibi ciddi yanlışlar yaptığı için kaçınılmaz olarak rakiplerinden geriye düştü.

Türkiye’nin gündeminde demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarının yükseltilmesi, eğitim kalitesinin düzeltilmesi, ekonomi politikasında neden-sonuç ilişkilerinin yerli yerine oturtulması, AB ile ilişkilerin düzeltilmesi gibi konular ilk sırada yer almadığı sürece rakiplerimiz arayı açmaya devam edecek.   

 





Yorumlar

  1. Mahfi bey, her şey iyi gitse çok iyi demokratik ülke olsak, insan haklarına saygılı, savaşın olmadığı sakin bir ülke haline gelsek. Tüm sorunlarımız bitse bile yine de nüfus nedeniyle belli bir noktaya kadar gelebiliriz değil mi? Şuanki türkiye iş gücü ve nüfusu bizi 50 bin dolarlık gelire ulaştırabilecek kadar nitelikli mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vietnam ile Türkiye'nin 2002-2017 yılları arasında yüksek katma değerli ürün kiyaslamasina gore:
      1. 2002 de her iki ülke aşağı yukarı aynı civarda (2 milyar dolar) ihracat yapmistir.
      2. 2017 de Vietnam 7 kat artırırken ihracatını Türkiye nin artışı 1.5-2 kat gerçekleşmiş.

      Sonuçta GSMH arttırıcı faaliyetler yapilmadikca gelir artmaz

      Sil
    2. Sayın Tuncay, ülkeler sadece ihracatla gelişmiyor biliyorsunuz. Tabi ki ihracatın önemi çok büyük ama tek başına bir faktör değil. Mesela yıllık et üretimimi 1,5 milyon ton. Bu rakam 8 milyon tona çıktığında, 400-500 milyar liralık bir milli gelir artışı sağlarız. Vergi gelirlerine de katkısı olur. Yani ülke çapında üretimin miktar bakımından artması lazım. Bunun içinde sanayileşmiş ve yüksek teknolojili makineleri üretmemiz veya ithal etmemiz lazım.

      Sil
    3. Çağatay Bey, biraz spekülatif bir yorum yapacağım ama muhtemelen ihracat rakamlarındaki kayda değer artış (Vietnam için) genel gelişimi de gösterecektir, çünkü Asya-Pasifik marketi oldukça rekabetçi bir piyasa ve burada başarı elde edebilmek için teknolojik ilerleme de şart. Onun dışında doğal olarak ihracat artışı üretim kapasitesinin artışını da gösterecektir. Tabii bu söylediklerim sadece spekülasyon ve bunların doğruluğunu incelemek için bir çok veriyi incelemek lazım.

      Sil
    4. Yüzde 80 den fazlası müslüman olan ülkede nasıl demokrasi olabilir, insan hakları nasıl gelişebilir?
      Cumhuriyet bile bu toplumda, devlet yöneticilerinin zoru ile 20 - 25 sene yaşayabildi, sonra toplum Cumhuriyeti farklı bir şekle değiştirdi, şimdi de tamamen ortadan kaldırıyor. İslam topluluklarının yazdığınız kişi başı gelir seviyesine gelmeleri doğal kaynaklar sahipliği dışında mucizedir.

      Sil
    5. Anonim 20:36, biraz tarih ogrenin.

      Ogrenince meselenin din ile alakasi olmadigini goreceksiniz. En azindan kalkinma kisminin.

      'Devlet yoneticilerinin zoru ile' demokrasi getiremezsiniz. Oxymoron nedir bir arastirin.

      Sil
    6. Sevgili Doğan Cüceloğlu'nun şu yazısından görüldüğü üzere, kendi ailesi ve kültürü bile Türk toplumunun ne kadar bağnaz kaldığını gösteriyor. Bu adam dünyanın en iyi üniversitelerine gidebilmiş, psikoloji uzmanı bir insan olmasına rağmen, anadolu bağnaz kültürünün üzerindeki etkisini zor atabilmiş.

      Anadoludaki milyonlarca insanın islam kültürünü bırakmalarını beklemek imkansızdır.

      http://www.dogancuceloglu.net/yazilar/102/sizin-cocuklariniz-ne-kadar-sansli/

      Türkiye de diğer bağnaz insan topluluklarının başına geldiği gibi zaman ile etkisini kaybeder. Ha vardır ülke, ha yoktur. Etkisi sınırlıdır.

      Sonra bir bakmışsınız ki, kendi topraklarınızda amele olarak çalışıyorsunuz, tıpkı Afgan, Pakistan, Sudan gibi, ha yeryüzünde varlar ha yoklar, hiç bir etkileri yok.

      Türkiye, Irak ve Suriye savaşı sonrasında büyük prestij kaybetti. Kendi sınırları dibindeki olaylara güçlü ordusunu sokamadı. Ordu bu işlere yarar. Güç dengesini Nato ve Rusya kapattı.

      Nato, 30 yıl önce Türkiye olmadan ortadoğuya harekat yapılamaz diye düşünürken, Irak savaşında alternatif lojistik kanalları kurdu, Türkiye ye rağmen harekat yapabilme yeteneği kazandı. Rusya, Türkiye'ye rağmen Akdenize giremem diye düşünürken, şimdi Türkiye olmadan giriyor. Gören gözler bunu görüyor.

      Türkiye'yi tamamen safdışı bırakmak imkanı olduğu ispatlandı. İlerde Türkiye sorun çıkarmasın diye, güney kürt unsurlarına ucuz silah desteği verilir, onlar toprak ister. Türkiye ordusu ile terör ile uğraşırken ekonomisi daha da küçülür. Türkiye'de bulunan Suriyelileri saymadım daha.

      Günü gelince de kolay yutulur lokma haline gelir. Bunlar yeni olan şeyler değil, onlarca ülkenin başına geldi. Dünya hayatının kuralı bu.

      Demokrasi, insan haklarına saygılı bir ülke olmak Türkiye için uzak gelecekte bile görünmüyor. Savaş, Türklerin isteği ile olup olmayan bir unsur değil, güneyine Rusları ve Amerikalıları yerleştiren Türkler, savaş engelleme insiyatifini kaybetti.

      İş gücü, Türkiye tipi ülkeler için kurtarıcı etken olmaz, ancak AB stratejik olarak yatırım yapmak isterse, iş gücü ucuza AB ye mal üretimi için kullanılır.Basına yansıdığı kadarı ile AB stratejik yatırım ortağı olarak Türkiyeyi görmüyor, aksine basına yansıyan AB istihbaratı bilgileri Türkiye'yi etkisizleştirme zamanı geldiğini vurguluyor.

      Bu projeksiyonda 50 bin doları, Türkiye göremez. 10 yıl sonra sakin şekilde ülkesini yönetebilirse yatsın kalksın dua etsin.

      Sil
    7. "Afgan, Pakistan, Sudan gibi, ha yeryüzünde varlar ha yoklar"

      Bu dusunce bicimini gercekten anlamak imkansiz. Yuz milyonlarca insandan bahsediyoruz. Begenmediginiz Islam Kulturu tek bir insani, tum insanliga deger kiliyor. Daha ne diyeyim.

      Sil
    8. Anonim 13:41

      Bu konulara fazla girmek istemesem de sizin mesajınız gibi çarpıtmaları görünce dayanamıyorum. Çok iyi bildiğinizi düşündüğüm üzere islam terminolojisinde insan, "müslüman kişi" anlamı taşır, müslümanlar dışındakiler insan kabul edilmez. Din Allahın oluncaya kadar onlarla savaşılması (Bakara 193, Enfal 39), müşriklerin görüldükleri yerde öldürülmeleri (Tevbe 5), Yahudi ve Hristiyanların dost edinilmemeleri (Maide 51) Kur'an emridir. İslam kültürünü savunacaksanız lütfen gerçeklerden ayrılmadan yapın ki bizler de saygı duyup ona göre cevap verelim...

      Sil
    9. HOCAM GURBAN OLDUĞUM SİZE SAYGIM SONSUZ AMA SANKİ BU ÜLKEDE YAŞAMAYIPTA DIŞARDAN SADECE MAKRO EKONOMİK POLİTİKALARA BAKAN BİRİ GİBİ YAZI YAZMIŞSINIZ ÜLKEMİZ TERÖR LE YILLARDIR MÜCADELE EDİYO 2016 DA DARBE ATLATIP ONDAN SONRA SURİYEDE OPERASYON YAPAN BAŞKA Bİ ÜLKE VARMI YANİ BÖYLE BADİRELER ATLATAN ÜLKEMİZLE YILLARDIR HİÇ BİR SİYASİ POLİTİK SORUNLARI OLMAYAN ÜLKELERİ KIYASLAMA YAPMIŞSINIZ BİRAZ REALİST DÜŞÜNELİM.

      Sil
    10. Sevgili kardeşim bu karşılaştırdığımız ülkeler 30 yıl öncesine kadar Sovyetler Birliğinin güdümü altında yaşayan diktatörlüklerdi ve bütün batı dünyasıyla düşmandılar. Bunlarla karşılaştırmayacaksak kimle karşılaştıracağız?

      Sil
  2. Hocam yazınızın son bölümüne bir yorum yazmaktayım.

    "Türkiye’nin gündeminde demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarının yükseltilmesi, eğitim kalitesinin düzeltilmesi, ekonomi politikasında neden-sonuç ilişkilerinin yerli yerine oturtulması, AB ile ilişkilerin düzeltilmesi gibi konular ilk sırada yer almadığı sürece rakiplerimiz arayı açmaya devam edecek."

    Türkiye çağdaş ülkelerdeki gibi burjuvaziden kapitalizme geçişini tamamlamış bir ülke değildir. Kısa sürede tamamlayabileceği düşünülmemektedir. Yukarıda belirttiğiniz alanlarda da bu standartları bugünden yarına halledemeyeceğiz. Kaldı ki bu sadece bir hükümet ve devlet sorunu değil, daha köklü bir şekilde tüm birey kalitesi ve davranışlarını da içermektedir. Avrupa burjuvaziden kapitalizme geçmiş, çağdaş liberalizmi yukarıda belirtilen standartları sağlayarak uygulamaktadır. Avrupa'da insanlar çalışıp para kazanırken, ülkemizde insanlar para kazanmak için çalışmaktadır. Avrupa'da şirketler büyümeyi ve istihdamı esas alırken, ülkemizde şirketler sahiplerinin zenginleşmesini esas almaktadır.

    Ayrıca Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da durum daha da kötüdür. Liberal politikalarla tüketilen tarım ve işsizlik üst boyutlardadır. Asgaride bu bölgede devletin istihdam yaratıcı üretim faaliyetlerine girişmesi gerekmez mi? Özel sektör yapsın diyerek seneler geçti düşüncesindeyim.

    Bunlardan çıkardığım sonuç bu ülkeye bu çağdaş liberal sistem uymamaktadır. Ülkenin bu seviyeye gelene kadar mevcut yapıda çözüm sağlayabilecek bir ekonomik modele ihtiyacı var düşüncesindeyim. Bu konuda varsa yazı, kitap ve yayın ismi verilmesi konusunda yardımınızı arz etmekle birlikte, konu hakkında görüşünüzü arz ederim.

    Saygılar,

    Alp Aydın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatımızda hiç çağdaş liberal sistemi denemedik ki. Hep o isim altında çağdaş olmayan bir kumanda sistemini denedik.

      Sil
    2. Sn Alp Aydın, kitabın ortasından konuşmak gerekiyor.

      Gerçeğin söylenmesi gerek.

      Türkiye dediğimiz ülke, İngiltere ve Rusyanın güç savaşına girmemek için kurulmasına izin verdikleri bir ülkedir. İngiltere'nin ekonomik sıkıntısı, üstüne Rusların da, Anadolu'da Yunan yönetimli uydu bir İngiliz varlığı durumunda Türkleri silahlandırıp silahlandırıp isyan ettiririz tehdidinin görülmesi ile kurulmasına izin verilen ara bir yönetimdir.

      Türkiyenin Cumhuriyet olarak kurulması tamamen Anadolu Türk liderliğinin insiyatifidir. Türk halkının, ne yönetim, ne bilim, ne demokrasi, ne hukuk ile hiç bir alakası yoktur. Anlamazlar da, yüzyıl geçti hala anlamadılar, yüz yıl sonra da anlayacaklar yoktur. Türkiye Cumhuriyetini kuranlar da bu durumu bilir. Anadolu insanına yönetimin şöyle olacak de, hee der kabul eder.

      Ruslar, durumu değiştirmek istedi, Stalin Doğu Anadoluyu alacaktı. Ortada İngiltere kalmadığı için Türkiye koşa koşa Nato ya sığındı, Nato da kabul etti.

      Şimdi Nato ile papaz olan Türkiye ye, Rusya da gel gel yapıyor. Hem Nato , hem Rusya Türkiyenin güneyine yerleşti. İki güç isterse, bizim Doğu, güney doğu anadolu doğu karadeniz, iki ayda Afganistana döner. Zor bişi değil ki!

      Bizimkilerin boş laflarına bakmayın, Nato ve Rusya istesin, 2 haftaya İstanbul ve Ege elde kalmaz gider. Orduya filan güvenmeyin, herkes kendi ailesinin derdine düşer, ordu sıkıyı görünce dağılır. Bak Fransız hemen dalmak istiyor, küçük enişteyi tutuyorlar. Fransa, uçak gemilerini getirdi bizim sınıra kadar, Güney Kıbrıs alanında bekliyor. 15 günde Fransız askeri, Hatay, Antalya civarından giriverir Anadoluya.

      Türkiye gibi devletlerin durumu çok da böyle sallantıda kalmaz, tarih öyle diyor. Kurulalı 100 yıl kadar oldu, devletler için uzun zaman değil, 150. yılı Türkiye tek devlet olarak görmez.

      Sil
  3. Sayın hocam, pandemi koşullarında gelişmiş ülkelerin merkez bankaları parayı yine bollaştırdı. Yazınızda değindiğiniz "likidite bolluğunun gelişmekte olan ülkelere yönelmesi" senaryosunu yine yaşayabilir miyiz? Yönetenlerin hesabı ve seçim stratejisi de buna dayanıyor olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle olsa bile yürümez çünkü önceki dönemde risklerimiz çok daha düşüktü.

      Sil
  4. Hocam ekonominin nispeten iyi olduğundan bahsettiğiniz dönemleri inceledim. Sonra 2001-2011 ve 1950-54 arasındaki dönemlere baktım. 1950'lerde yine global likidite bolluğu var, 54'e kadar işler iyi gidiyor, sonra bozuluyor, 58'de devaluasyon oluyor. 2001 krizi sonrası yine dolar endeksi tarihinin en düşük seviyelerine geriliyor, 2011'lerdeydi sanırım, FED bilanço küçültmeye başlıyor, bizde yine işler sarpa sarıyor. Bütün bunlara bakınca benim gördüğüm bizde ekonomi yönetimlerinin ana makro ekonomik değişkenlere etkisi çok sınırlı gibi, neredeyse ekonomimizi dış konjonktür yönetiyor gibi. Sizin bildiğiniz, bunun aksi bir dönem var mı? Yani dış konjonktür kötüyken bizde ekonominin iyiye gittiği bir dönem?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1929 - 1940 dönemi. Her yerde kriz varken Türkiye müthiş bir atılım yapıyordu.

      Sil
    2. 1929-40 CHP iktidarı o zamanlar.

      Sil
  5. Hocam yazı için elinize sağlık. Dolar 7 TL'nin de altına düştü. Sıcak para iyi para kazandı. TL'nin değer kazanması durduğu zaman asıl sıkıntı o zaman. Yabancı, kârım düşmesin diye TL'yi satmaya başlar ve domino etkisi oluşturur. Kurda da sert hareketler görürüz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolar biraz daha düşerse sıcak para daha çok kazanacak.

      Sil
  6. Karşılaştırma geçersiz ,AB liginde değiliz zaten, ortadoğu ligindeyiz yerimiz sağlam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karşılaştırmayı İngiltere, Almanya, Fransa ile yapmıyoruz ki. Düne kadar bizim gerimizde olan Bulgaristan, Romanya ile yapıyoruz.

      Sil
    2. Macaristan'daki illiberal demokrasiyi Türkiye ile aynı kategoriye koymuyorsunuz umarım. İş insanlarının uydurma dellllerle tutuklanıp düzmece iddianamelerle yıllarca hapsedildiği bir ülkeden söz ediyoruz. Ne kadar illiberal olursa olsun hiçbir AB ülkesinde bu olmaz. Rusya'da olur, Çin'de olur, burada olur... Çin'de sistemin bir öngörülebilirliği, istikrarı var yine de, burada ve Rusya'da o da yok. Böyle bir ülkeye yabancı sermaye yatırım yapmaz. Bkz. Mercedes'in yılan hikayesine dönen yatırımı. Ama Macaristan'a yapar. Bkz. BMW'nin milyar dolarlık yeni fabrikası. Sizin küçük gördüğünüz fark, Avrupa'dan bakınca devasa.

      Sil
  7. "Karşılaştırmaya aldığımız Avrupa Birliği (AB) üyesi dört ülkenin son 5-6 yılda Türkiye’yi geçmesinin en önemli nedeni demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi alanlarda AB etkisiyle kaliteyi yükseltmiş olmalarıdır."

    Bu satırları okuduğuma inanamadım. Macaristan, Orban yönetimi altında bizzat Türkiye'yi model almış bir demokrasi çölü, otokratik yolsuzluk timsali. Polonya da benzer şekilde, aynı yönde giden problemli 3'lünün parçası. 3 Şubat'ta kendi "Demokrasi Sınıflandırmasındaki Yerimiz" yazısında atıf verdiğiniz Economist'in demokrasi endeksine göre bakın bu ülkeler son 5-6 yılda yani 2015-2020 arasında ne şekilde değişim yaşamış:

    Macaristan: 6.84, 6.72, 6.64, 6.63, 6.63, 6.56
    Polonya: 7.09, 6.83, 6.67, 6.67, 6.62, 6.85

    Şimdilik istikrarlı ve normal bir ülke olmayı sürdürse de son seçimde faşist partinin sıçrama yapmasıyla ilk alarm sinyallerini veren Romanya, ve son bir senedir protesto dalgası yaşanan Bulgaristan:

    Romanya: 6.68, 6.62, 6.44, 6.38, 6.49, 6.40
    Bulgaristan: 7.14, 7.01, 7.03, 7.03, 7.03, 6.71

    Bu ülkelerin hepsi "flawed democracy" kategorisinde. Hepsinde 5-6 yıl öncesine göre gerileme var.
    Referans için "hybrid regime" kategorisine girmiş kendi ülkemiz;

    Türkiye: 5.12, 5.04, 4.88, 4.37, 4.09, 4.48

    Daha uzun dönem değişimlere de bakabilirsiniz, yine aynı düşüş trendini göreceksiniz. Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Democracy_Index

    Bu ülkelerdeki ekonomik başarıların demokratikleşme yönündeki ilerlemenin bir sonucu olmadığı açık. Adeta bu "kapitalist ekonomilerde demokratikleşme başarıyı getirir" düsturu, eldeki verilerden çıkan bir saptama değil de, bir liberal wishful thinking ezberi. Başka faktörler gerekiyor durumu açıklamak için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olayı farklı yönden almışsınız. AB içindeki bir ülke belli bir standardı sağlar. Üstü olmayabilir. Bizde standart kalmadı. Sistem çöküyor. Yani demokrasi hukuk belli bir aşamaya geldi denmesi kuzey Avrupa ülkeleri oldular anlamına gelmez

      Sil
    2. Daha sağlıklı analiz yapabilmek için, sanırım aşağıdaki faktörleri de analize dahil etmek gerekebilir.

      ÜLKE NÜFUS PARA BİRİMİ

      Bulgaristan. 7 Milyon Leva

      Macaristan. 10 Milyon. Macar Forinti

      Polonya. 38 Milyon. Zloti

      Romanya. 20 Milyon. Yeni Rumen Leyi


      • AB üyesi olmalarına rağmen halâ kendi para birimlerine sahipler.

      • AB’den verilen fonlar dünya rezerv para birimi olan değerli euro ile ödeniyor.

      • Son 20 yılda jeopolitik riskler ve güvenlik için ne kadar harcamışlar?

      Sil
    3. Dört ülkenin nüfusunun toplamı bir Türkiye etmiyor!

      Sil
    4. Anon 10:52

      Dunyadaki tum musluman ulkelerin nufuslarini toplayinca da bir Cin etmiyor. Sonuc?

      Sil
    5. Mahfi Bey’in analizini okuyanların belki şu soruları sorması beklenebilir:

      5 ülkeyi 3 farklı ekonomik veri ile karşılaştırdığınız bir analizde,ülkelerden birinin nüfusu diğer dört ülkenin nüfusunun toplamından fazla ise,bu analizin sonuçları sağlıklı olur mu?

      İşsizlik ve kişi başına gelir karşılaştırmasının,bu büyük nüfus farkına rağmen,objektif sonuçlar vermesini bekleyebilir miyiz?

      Sil
    6. Nüfusla bunun hiçbir ilgisi yok. 20 yıl önce de nüfus farkları aynıydı ve Türkiye Bulgaristan ve Romanya'nın çok önündeydi.

      Sil
    7. Bir taraftan "nüfusumuz şu kadar, şu kadar ünv.öğrencimiz var" diye caka satmak, en az 3 çocuk önermek,
      Öte yandan ülke istatistiklerimiz dibi boylayınca "ama bizim nüfusumuz fazla yaa" demek.

      Ne anlatsanız, nasıl anlatsanız mutlaka zıt bir bakış açısıyla sizi yalanlayan, mazereti hazır bir ahali.

      Bu ülkenin insanlarına hala bir şeyler anlatabilme sabrınıza nazar değmesin hocam.



      Sil
  8. "Karşılaştırmaya aldığımız Avrupa Birliği (AB) üyesi dört ülkenin son 5-6 yılda Türkiye’yi geçmesinin en önemli nedeni demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi alanlarda AB etkisiyle kaliteyi yükseltmiş olmalarıdır." Diyorsunuz, Hakkaniyetli bir karşılaştıma olabilmesi için ;
    1- Bu dönemde ülkelerin EU dan aldıkları maddi destekleri de belirtmek gerekir. Tabii bizim aldığımız destek ile de kıyaslamak lazım. Bunu da çalışmaya eklerseniz harika olacak.
    2- Ayrıca bu ülkelerin gerçekten demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları konusunda ne gibi iyileştirmeler yapmışlar belirtmeniz gerekmez mi, Türkiyeden daha iyi olduklarını söyleyebilirmisiniz? EU ya girdiklerinde bizden daha mı iyiydiler bu konularda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu ülkelerin tamamı bizden yıllarca sonra AB üyeliğine başvurup da üye olmuşlar ama biz olamamışsak o zaman sorunu başka yerde aramak doğru olmaz. Bu ülkelerin AB'ye girmesi ve o standartları kabul etmesi bile demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları konusunda bizden iyi oldukları açık. Ayrıca bu ülkeler diktatörlük rejiminden geliyorlar bizim gibi 70 yıldır demokratik rejim altında olduklarını iddia etmiyorlar. Yani onlar iyiye giderken biz kötüye gidiyoruz. Olaya bundan ibaret.

      Sil
  9. Sevgili üstat, referans aldığınız diğer dört Avrupa ülkesinde de 2014 yılından 2015 yılına kişi başı milli gelirde bir düşüş yaşanken 2015 yılından sonra söz konusu ülkeler kişi başına gelirlerini yeniden artırmaya başlamışlar. Türkiye ise gerileme eğilimini sürdürmeye devam etmiş.Sanki net kopuş 2015 yılında başlamış gibi gözüküyor.

    Çok selamlar.
    Cafer Demir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bizde işler iyice bozulmaya başlarken farklar açılıyor.

      Sil
  10. Yazınız için çok teşekkürler hocam bir kez daha bizi aydınlattınız.1 tane sorum olucaktı.
    1)Sizce Türkiye son paragrafta yer alan sorunları ne zaman kabul edicek ve gündemine alıp çözüme kavuşturmak için plan yada müzakereye yapıcaktır
    .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yakın zamanda böyle bir olasılık görünmüyor.

      Sil
  11. Avrupa batisindam bakinca, hocam, elinize saglik ama... dogu avrupa blogu -eski Sovyet uydulari- ile kiyaslanabilecek, demografi ve cografyada degil gibiyiz sanki.. biz daha cok eski Osmanli cografyasina, yeni adiyla ortadoguya aitiz gibi. Karakterimiz corruption uzerine kurulu, yalan en buyuk gunah degil, cocuklari oyle, protestan ahlakiyla yetistirmiyoruz.. Zaten, iki yakaya da ait olmayan, kirilgan yapiya, kopru, deniliyor. Tam bizlik tanim. Simdilerde hedef: Karachi, jakarta, kuala lumpur. Yani.. cinlilerin dominansindaki kalabalik, sefalette tevekkul eden, islam ulkeler. Mumbai gibi, sokakta fakiri bol, ama uzun bina dolu sehirler.. trump shithole dedi gecti. Kiyas bunlarla olmali kanaatindeyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskiden kendimizi İtalya, İspanya gibi Avrupa ülkeleriyle kıyaslarken, sonra Balkan ülkelerine düştük şimdilerde orta doğu ülkelerine kadar indik.

      Sil
    2. Bir zamanlar da Ingiltere, Fransa, Italya vs. ayni masadaydik...

      Sil
    3. Bir zamanlar Hollywood filmlerinde dunyadaki en ileri 10 milletten biri olarak gosteriliyorduk.

      Sil
    4. Bir kaç gün önce, Boğaziçi Üniversitesinden gençler ile konuştum, matematik, inşaat mühendisi bir de makina mühendisi 3 genç, sohbet sonunda yemek paralarını ben ısmarladım.

      Gençler 2. sınıfa giden çocuklar, sınavda derece yapmışlar. Benim zamanımda ÖSS den sonra ÖYS vardı, ben 700+ olmuştum, İTÜye girdim, kuzenim de 400+ ile Boğaziçi İnşaata girdi. Yani bu çocukların bilgilerini iyi kötü test edecek düzeydeyim.

      Derslerini, konularını sordum, benim onların sınıfında iken çalıştığım konuları 20 yıl geçmiş çok iyi hatırlıyorum, onlar ile kıyasladım. Bu çocuklar çok geride kalmışlar.

      ÖYS sınavının eksikliği bu çocukların analitik düşünce yeteneklerini köreltmiş. İş hayatından eskiden tesbit ederdim ancak, hiç üniversiteli gençler ile oturup konuşmamıştım, konuşunca durumun ne kadar kötü olduğunu anladım. Gençliğin beşeri yetenek potansiyeli azalmış, eğitimleri sulandırılmış.

      Londra'da iyi bir üniversitede de 5 yıl öncesine kadar, 3 yıl kadar mühendislik ve algoritmalar üzerine ders vermişliğim var. O gençler ile de kıyaslama imkanı buldum. Bizim çocukların temel konulara hakimiyetinde sıkıntı var.

      3 tane genç geneli yansıtacak bir örneklem sunmaz, ancak o konumda bulunmaları o konumda bulunması gereken bazı bilgilere sahip olmalarını gerektirir. O bilgileri göremedim. Türev ve İntegral uygulamaları üzerine sorularla, sorgulamadan fikirlerini almak amaçlı ucu açık sorular sormuştum. Temelini Lise 2 matematiğinden aldığım bazı konular vardı, çocuklar benim lise 2de kavradıklarımı matematiğe dökemiyorlardı.

      Bu iyi bir gidişat değil, gençlik kalitesinde bozulma var, ciddi bozulma var.

      Mahfi Hocamızın sitesinde de sorular soruluyor. Bakıyorum, sorulan soruların kalitesi düşük. Temel bilgilerin eksikliğine dair sorular çok, insanlar okuyup öğrenip gelmemiş, araştırmamış belli, üniversite öğrencilerinden de bu bloğa soru gelmiyor.

      Şimdi bizde şıh uçmaz, mürit uçurur diye bir laf var. Mahfi Hocanın bakıyorum, kitapları çok satar, üniversite seminerleri dolar, üniversitelerde de ders veriyor, çok fazla sayıda öğrencisi vardır. O çocukların bu ortama gelip, yorumlar ile blogları bilgi hazinesine çevirmeleri gerekirken, tık yok.

      Bu popülerlikte bir blogda makale başına, 500 ile 600 arasında iyi yorum, soru cevap gelmesi lazım. Gelmiyor. İnsani gelişim kalitesi çok düşük. Bu malzemeden kaliteli yapı üretilemez.

      Sil
  12. Hocam dolarda altının altı artık mümkün ?

    YanıtlaSil
  13. Hocam elinize sağlık, dolar 7'nin altına düştü gidişat ne olacak acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolar genişlemesi sürdükçe kur 6 ya gevşer.

      Sil
    2. Tatlı tatlı gevşeyecek dolar.

      Sil
    3. Yakındır ihracatçılar ve turizmciler ayaklanır.

      Sil
    4. MB umarsızca küçük yatırımcıya dolar bozdurmaya ve sokağa attığı rezervleri yerine koymaya çalışıyor ama tarihte ilk kez küçük dolar yatırımcısı uyandı, satmak bir yana, dolar düştükçe alabildiği kadar alıyor. Bu taktik bu kez tutmaz, daha yaratıcı bir şeyler bulmaları lazım :)

      Sil
    5. Fatih Kömürcüoğlu16 Şubat 2021 13:02

      İsyan başladı Hocam.
      Bu durumda döviz alım ihalesi mi, yoksa faizlerin düşürülmesi mi daha mantıklı?

      https://www.dunya.com/sektorler/ihracat-kusatildi-uretim-tekliyor-haberi-611078

      Sil
    6. Yurtici yerlesiklerin doviz tevdiat hesaplarini cozdurebilmek icin bayagi yirtiniyor hukumet medyasi. Naci'ye destekleri halen tam ancak yurtici yerlesiklerin 7 seviyelerinden dolar bozarak TL'ye gecmesini beklemek biraz naiflik gibi. Bu arkadaslarin pek naif olmadiklarini goz onunde bulunduracak olursak henuz bilmedigimiz baska bir senaryonun kurgulanmakta oldugunu rahatlikla dusunebiliriz.

      Sil
  14. Mahfi Hocam, sadece sayılara bakıp bir dönemi doğru tanımlamamız çok doğru olmuyor bence.

    2003 sonrası hem özelleştirmeler hemde akp-fetö iktidarına güvenerek türkiye de iyi para kazanacağına inanan batılı sermayenin ülke ekonomik yapılarını ele geçirmek üzere Türkiye'ye akan para iluzyona sebep oldu. 10 yılda ülkedeki mal ve hizmetlerin fiyatı 2 katına çıķarken dolar/tl aynı yerde saydı. Yani genel olarak yurt dışından direk mamul veya yarı mamul getirip onlar üzerinden ticaret yapılması şeklinde kısaca tanımlayabileceğimiz türkiye ekonomosinde kârlar birkaç kat arttı.
    Bugün yurtdışı sermayenin niçin türkiye ye güvendiğinin bence çok anlamı da yok, belki hukuka güvendiler, belki gidecek yer bulamadılar, belki de fetö ye güvendiler.
    Esas olan bu paralar geldi, onlara bakan diğerleri birşeyler oluyor diye onların peşine takılarak geldi. Bir kısmı ülkedeki mevcut tesisleri satın aldı, bir kısmı da sıcak para olarak kâr etmeye çalıştı.

    Bu paralar ile ticaret hızlandı, devletin aldığı vergiler arttı. Esnafın büyük kesmi inanılmaz para kazandı. Ama vatandaş asgari ücrete market kasasında çalısmak dışında, kendi ülkesinde sermayenin kölesi olmak pozisyonunu kesinlikle sağlamlaştırdı. Hem de çoğunluğu yabancı sermayenin.

    Bence 2003-2013 dönemi asıl vatandaşın kendi ülkesinde köle olması tohumlarının atıldığı yıllardır. Bugün o tohumlar yeşermeye başladığı için, bu dönemde artık gizlenmeye gerek bile duyulmayan halk düşmanlığı zihniyet bozulmasının giderek hızlanmasının bizi getirdiği sıkıntıları yaşıyoruz.

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın anonim 18.10
      İlk olarak batılı sermayeyi kötü bir şey olarak görmeniz doğru değil. Bugün ülkedeki sağduyulu herkes nasıl sermaye getirebiliriz, yatırım çekebiliriz diye düşünüyor.
      İkincisi insanların türkiyeye niçin güvendiğinin bir anlamı yok ama güvenip güvenmemesinin çok anlamı var. Zaten herkes hukuka güvenerek iş yapar, terör örgütüne hiç bir sermaye güvenmez.
      Üçüncüsü sermaye güven olmadan da gelebilir. Ancak o da kısa vadede faiz yemek için gelir, ülkeye uzun vadede hiçbir faydası olmaz.

      Sil
    2. Herkes sermayeyi seviyor diye bu doğru anlamına gelmez. Sizi geliştirmeyen, kolaya tüketime iten başkasının parası toplum içinde birilerini zengin etse de toplumun tamamını uzun vadede kaynakların başkasına teslim edilmesine sebep olacağından kesinlikle zarar ve kayıpla sonuçlanır, sonuçlanıyor. Bir mühendis olarak ezberden konusmayı yanlış buluyorum. Uzun vadeli baktığımda, türkiye tipi yabancı sermaye getirmenin, kapitülasyonlardan farksız olduğunu görüyorum, iyi bir analizci olarak hesaplıyorum.

      Başka türlüsü mümkün mü, elbette mümkün fakat türkiye gibi bir ülkede tarihsel, sosyo-ekonomik sebeplerle mümkün değil.

      Sil
    3. Kim bilir belki de siz haklısınız. Sonuçta Sosyal Bilimlerde teoriyi ispat etmek hiç kolay değil. İnsanlar büyüme ve kalkınma için demokrasi gerekip gerekmediğini bile hâlâ tartışıyor. Ama dünyadaki pek çok örnek gelişmekte olan ülkelerin yabancı sermaye girişiyle kalkındığını gösteriyor. Bu durumu da teknoloji paylaşımının daha fazla olması, oluşacak yeni rekabet ortamlarının verimi de arttırması gibi makul sebeplere dayandırıyorlar.

      Sil
    4. Tam da benim dediğim bu ekonomik kalkınma dediğiniz şeyle ilgili, ülkedeki varlıkları yabancıya verirseniz, onlar size sattıkları üzerinden daha fazla kâr etmek için teknolojilerini getirir. En sonunda insansız, sadece robotlarla üretim yaparak, hatta bir de oligopol pazar kurarak sizi soyarlar. Bunun adı zaten modern sömürgecilik. Onlara aracı olanlar, iş tutanlar hiçbir vasıfları olmamasına rağmen sömürüden paylarını elbette fazlasıyla alıyor. Yukarıda bir yorumda geçen "yüksek gökdelenlerin caddelerindeki sefil halk" bunun tipik fotoğrafı.
      Uzakdoğu bizden farklı olarak daha baştan ucuz işgüclerini onlara teslim ederek, çoğunluğu ihracat amaçlı yatırım çekmeyi hedefledi. Yani amerikan şirketi çin de daha ucuza üretti, daha yüksek kâr ile amerikada sattı. Bu arada çin insan gücünü eğiterek teknoloji transferini gerçekleştirdi.

      Bizde zaten var olan orta ve düşük teknolojili tesisleri sırf yerel pazarları için aldılar. Biz de bu paralar ile iphone kullanmayı, yol yapmayı, mercedese binmeyi, saray yapmayı birşey sandık.

      Sil
  15. Neden böyle olduğu ile ilgili fazla kafa yormaya gerek yok. Mevcut iktidar, sonuna kadar bağlı olduğu ve hiçbir zaman da bu bağlılığını gizlemediği ideolojisinin gereklerini daha sıkı yerine getirme olanağı buldukça ülke her bakımdan daha geri gidiyor ve gitmeye de devam edecek. Bu ideolojinin gereği budur, bugüne kadar uygulandığı hiçbir ülkeyi ve toplumu ileri götürdüğü, refaha ve huzura kavuşturduğu görülmemiştir. Bilakis, dünya üzerinde 1400 küsur yıldır gelmiş, geçmiş ve geçmekte olan tüm islâm ülkeleri, hem kendi içlerinde hem de çevrelerinde en büyük huzursuzluk ve mutsuzluk kaynağı olmuşlardır, tek bir istisnası yoktur...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek bir istisna bile yok mu
      Nesnel olarak bir kez daha düşünün lütfen

      Sil
  16. Bir koyunumuz eksik olduğu zaman nice dağlar aşardık. Babam kızmasın diye. Ne eder eder mutlaka bulurduk ölü yada diri. Bulmadan eve dönmezdik.
    SAYGILARIMLA.

    YanıtlaSil
  17. 24 yaşında bir genç olarak şunu sormak isterim: Bu ülke hiç düzelmeyecek mi? Gelecek kaygısı olmadan, yoksulluk ve fakirlikle dolu bir hayat geçirmek istemiyorum. Tek umudum 2023 seçimleri. Eğer o da olmazsa bu ülkeyi terk etmenin yollarını araştıracağım. Mevcut durumdan dolayı zaten umutsuzum. Rasyonel düşünsem bile olmuyor. Nereden tutsak elimizde kalıyor. En kötü Avrupa ülkesinin konumuna gelmemiz bile en az 30-40 sene alır, ki o kadar bekleyecek sabrım yok. Çok güzel yazıp çiziyorsunuz, ve bu ülkeden umudunuzun olduğunuzu söylüyorsunuz. Sizce de bu biraz çok iyimserlik olmuş olmuyor mu hocam? Celal Şengör'e bakıyorsun, "yurt dışına gitmeyin" diyor; İlber Ortaylı'ya bakıyorsun, o da aynı şeyi diyor. Nedir bu "yurt dışına gitmeyin" dalgası almış başını gidiyor? Bu insanlar Türkiye'de nasıl bir gelecek görüyorlar ki? Bunun için dediğim gibi "ya romantik çağ kafasıyla yaşamak gerek ya da realist olmayan dozda optimist olmak" gerek. Bende ikisi de mevcut değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bak sen şu Celale İlbere hele, gençlikleri yurtdışında geçmiş orada akademik kariyer yapmış herfırsatta yurtdışına çıkmış adamlar gençliğe "yurt dışına gitmeyin" buyuruyor.

      Sil
    2. Sevgili 23:21,

      Ben fırsatların kapılarını aralamak için elimden geleni yapıyorum. Elbette beyin göçü iyi bir şey değil. Gönül isterdi ki nitelikli eleman göçü vermeyelim başka ülkelere. Ama Atatürk'ün bize bıraktığı Cumhuriyet ile mevcut yönetim arasında dağlar kadar fark var. İlerisi hala daha belirsiz. Bizim elimizden bir tek kendimizi mümkün olduğunca geliştirmek gelir (Ben ve diğer gençler için söylüyorum. Tabii her insan kendini geliştirmeli aslında). Atatürk Cumhuriyet'i biz gençlere emanet etti, ama her 10 gençten 8'i "Artık buralarda kalamam" diyor. Yapılan bir araştırmada, Türk gençleri geleceğinden en umutsuz gençler çıkmış. Tek yol bireysel, zihinsel devrim. Yani kişinin kendi yaşayacağı aydınlanma. Ama bunu da halk istemiyor. Alım gücümüz düşük, her şeye zam geliyor, asgari ücret sistemi ile maaş alıyor insanların büyük çoğunluğu. Liste uzar gider. Bir şeyler değişmeli artık.

      Sil
  18. Mahfi hocam konu dışında naçizane bir sorum olacaktı. Biliyorsunuz son zamanlarda özellikle gida başta olmak üzere birçok ürüne zam geldi ve bunun ana nedeninin dövizin fırlaması sonucu maliyetlerin artması olduğu söylendi fakat son zamanlarda faiz artırımının da etkisiyle döviz sepetinde Kasım ayına göre %15 civarı bir düşüş gerçekleşti, ancak ürünlerin fiyatı düşmedi hatta bazı ürünlere hâlâ zam geliyor, acaba bunun temel nedeni nedir, bir de 2020 yılında oluşan üfe- tüfe arasındaki fark nedeniyle yeteri kadar zam yapamayan üretici şimdi indirim yapmak istemiyor mu, bununla ilgisi olabilir mi? Teşekkürler şimdiden.

    YanıtlaSil
  19. Hocam güçlü tl ile hangi pazarda rekabetçi olabiliriz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olamayız ama güçsüz TL ile de olamadığımızı geçen yıllarda gördük.

      Sil
  20. Hocam doların günlük işlem hacimlerine bakıyorum. 10-15 milyon dolar görünüyor. Ayda 2-3 milyar dolar alım satım işlemi varsa, bu sözü edilen 20 milyar dolar nasıl giriş yapıyor?

    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sözü edilen 20 milyar dolardan bilgim yok.

      Sil
    2. Sizin gorebildiginiz alim satim platformu hacimleri. OTC desk hacimlerini goremezsiniz.

      Sil
  21. Merhaba, konudan bağımsız olarak 1970 krizi nedeni olarak TL'nin aşırı değerlemesi diyoruz. 1 dolar : 15 TL olacak şekilde Türk lirası %40 oranında devalüe edilmiş. Burda TLnin aşırı değerlenmesinden anlamamız gereken tam olarak nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1970 krizinin neden TL'nin aşırı değerli olması değil bizim risklerimizin yükselmesidir.

      Sil
    2. Mahfi bey isterseniz kızın ama, Türkiye'de 1970'lerde risklerin yüksek olduğunu yazmışsınız, 2021'de de aynı şeyi ısrarla söylüyorsunuz.

      51 yıl geçmiş!

      Hiçbir şey değişmemiş!

      Riskler hâlâ var!

      Sil
    3. TL'nin dolar karşısında değer kaybı hızlandı demenin farklı bir açıklaması mı o zaman TL için aşırı değerleme yazılması. aşırı değerlendi denilerek mi değer kaybı yaratılmış?

      Sil
  22. Doların böyle düşmesi bizim için hayır değil. Bu yıl Dünya büyümesi iyi olacağı için sanayi emtiaları ve brent petrol yükselir. Hem kur düşüyor hem de emtialar yükseliyor, bu yıl cari açık baya yüksek çıkacak. Bir de yüksek cari açık verirken, para çıkışlarına maruz kalırsak, TL'de yüksek değer kayıpları görürüz. Yine artır faizi. Döndük mü en başa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet yükselişi de düşüşü de dert. Doğrusu mümkün mertebe istikrarlı tutabilmektir.

      Sil
  23. Mahfi Bey,
    Ben cahil biriyim. Demokrasi, hukukun üstünlüğü sağlandığı zaman büyümenin kalkınmanın nasıl gerçekleşeceğini bu kalın kafam anlamıyor. İsminin önünde Prof. kısaltması olan bir sürü insanda sorunları sayıyor çözüm olarak demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğünü sağlamak olduğunu söylüyorlar. 2. Dunya savaşı sonrası büyüyen Japonya Kore Çin demokrasiye tapindiklari için mi buyuduler. Ya da köleleri boğaz tokluğuna calisan işçi yapmak için iç savaş çıkaran Amerika insan hakları, hukukun üstünlüğü uğruna mi bunları yapmıştır.Fransa Almanya İngiltere nasıl zenginleşmiştir? Askeri güç açısından zayıf olan ülkelerin kaynaklarını somurerek zenginlesmemisler mi? Ne demokrasisi, ne hukuku, ne insan hakları... Siz hiç Platon diye bir adam duydunuz mu, onun demokrasiye ilişkin düşüncelerini de okuyunuz, siz hiç Bastia diye bir adam duydunuz mu onun hukuk isimli bir kitabı var onu da okunuyunuz. Adam hukuk hırsızlıktır diyor. Adam demokrasi en kötü yönetim şeklidir diyor. Bu fikirler hakkında siz ne düşünüyorsunuz ya da bir düşünceniz var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili kardeşim,
      Hukuk hırsızlıksa hukuk dışılık cinayettir.
      Önemli olan istikrardır. Demokratik sistemle yönetilmeyen ülkelerin istikrarı demokrasiye geçiş çabasıyla bozulur. Türkiye 70 yıldır demokrasiye geçmeye çabalıyor ve bu çabası ikide bir darbelerle ya da siyasal girişimlerle kesiliyor. Yani ortaya bir istikrarsızlık çıkıyor.
      Bastia'yı okudunuz madem bir de Beccaria'yı okuyun.
      Yazdığınız meseleler ve kıyaslamalar önceki yüzyıllara ait. Bu yüzyılda bunlar geçerli değil.
      Sevgiler

      Sil
    2. Fatih Kömürcüoğlu16 Şubat 2021 15:30

      Tam demokrasiye geçince kesin zengin, diğer yönetim biçimlerinde kesin fakir kalırsınız diye bir kural veya tarihte örnek yok.
      Ancak, demokrasi ile yönetilen ülkelerin zenginleşme ihtimali %70 ise, diğer yönetim biçimleri altında bu ihtimal %30 olur gibi. Üç aşağı beş yukarı. Bunu da demokrasilerdeki denge-denetleme mekanizmaları sağlıyor.

      Sil
  24. Mahvi Bey! 2005 te lisenin 3 yıldan 4 yıla çıkarılması, daha sonra 12 yıllık zorunlu eğitimle okumayanların bile otomatik açık liseye kayıtları, üniversite sayı ve kontenjanlarının hızla arttırılması işsizliğin istatistiksel de olsa düşürülmesinde etkili olmuşken emeklilik yaşının önce 60 sonra 65 e çıkarılması Genç işsizliği arttırdı diye düşünüyorum. Babalar, dedeler emekli olabilsin ki gençlere yer açılsın, işsizlik azalabilsin. 60 ve 65 emeklilik henüz etkisini göstermedi işsizlik açısından bence.

    YanıtlaSil
  25. Dünya Bankası verisine göre, Dünya'nın enflasyon ortalaması %2. Bizde ise inanmasak bile %15. Arada 7,5 kat fark var.

    YanıtlaSil
  26. Selam Hocam,

    Bizim gelirler idaresi ile maliyeyi nasıl yönetiyorlar?

    Bana 7 yıl kadar önce ehaciz geldi, tüm banka hesaplarını ve kredi kartlarını bloke ediyor maliye, hiç bir şey kullanamıyorsunuz. 8 kişi ile küçük ölçek atelye üretimi yapardım. bir sabah tüm hesaplar ehacizle kilitlenmiş. Tam ödeme almadan da açmıyor.

    Bu adamlar ne yaptıklarının farkındalar mı? Kamu borcunu bu yolla alabileceklerini hangi aklı evvel bunlara söylemiş, dünyada kim yapmış da bu süper zeka yöneticiler uyguluyorlar.

    Bir firmanın, çalışanından tut, mal aldığı yere, kamuya, müşterilerine kadar ticari ilişkileri olur, bunların kilit yeri de banka hesabıdır. Bana ehaciz geldiğinde, maliyeden açtıramadım, ne yapacağımı şaşırdım, o ay can havli kaç kişi ile telefonda birbirimize girdik, kaç kişiden alacağım hesaba geldi borçlulara aktaramadım. Çekim vardı o ay içinde parasını denkleştiremedim, çalışanlara maaşı ödeyemedim. Üretim yaptığım için çok KDV alacağım oluyor, KDV alacaklarımı mahsup etmiyor, hemen eHaciz yapıyor.

    2 çocukla eşim, cepte 5 lira para olmadan kaç günüm geçti, İstanbulda taksiye çıktım aylarca evi geçindirmek için. Maaşlı işe de giremiyorsun, maaş hesabına da ehaciz geliyor. Ödenmemiş çek vardı, hapse atmak için işlemler yapılıyordu.

    Öğrendim ki Ankara anlaşması varmış, onla dışarı çıktım. Tek yön bilet alabilmiştim, yalan yok, havalanına indiğimde, cebimde 40 pound para vardı, öylece işe başladım. 7 yıl geçmiş, hala eHaciz öyle duruyor, bir gün bile ülkeye geri gitmedim. Çoluk çocukla kafam rahat.

    Böyle iş mi olur hocam, insanların hesaplarına ehaciz koy, çekini ödeyemeyince hapis koy.
    Sonra der ki, ekonomi niye büyümüyor? Ekonomi niye büyüsün? Bunların muhalefet olmuşları da aynı, hep boş laf, boş konuşma, somut hayata yönelik hiç bir şey yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ingiltere’de vergi borcunu odeme bakayim ne oluyor.

      Sil
    2. Kardeşim onlar ne yaptıklarını bilseler millet bu halde olur mu?

      Elektrikli Haciz herkesin derdi, ailemin mahallesindeki esnafın tamamı hacizli, tüm hesapları haciz altında, adamlar mecburen dükkanları eşleri üzerine yapmışlar, oradan iş yapıyorlar. Bir bakkal-manav abimiz var, 42 yıldır bu sokakta, onun eşine de haciz yapmışlar, şimdi kızı üzerinden dükkanı işletiyor.

      Kaç kişi ülkeden gitti bilmiyorum. Ben de yurtdışındayım.

      Amcamın sanayide küçük bir dükkanı var, hesaplarına haciz gelmiş, eşinin emekli maaşı ile geçiniyorlar, dükkanı boş kalmayıp iş yapmak için tutuyor. Eşinin üzerine yapamıyor dükkanı emekli maaşına haciz gelmesin diye, dükkanı benim üzerime yaptık. Benim üzerimden iş yapıyor, benim hesapları kullanıyor.

      Af yasası çıkarıyorlar, arkadaşın babası iş adamı iken maliye borcu yapmış. Şimdi geliri yok. Yapılandırma yapılmış parayı bile ödeyecek durumu yok. Ödemek istese bile 18 taksidin birini bile ödemeye gücü yetmiyor. 50 kişi çalışan firmanın geçmişteki borcunu ben tek başıma nasıl kaldırayım diyor, hiç ödemiyor.

      Başka biri ehaciz yemiş, yurtdışına çıkmış. Türkiyede yatırım yapmak istese tüm hesapları ehacizli. Yapılandırmaya başvurmuş, tek seferde öderse hacizler kalkıyor, taksitli ödemeye gücü yetiyor, bu sefer borç 3 yılda biteceği için devlet haczi kaldırmıyor. Haciz kalkmayınca ülkeye yatırım için de para gönderemiyor. O da ödemekten vazgeçti.

      Hani haberlerde diyorlar ya, vatandaş yapılandırmaya başvurdu, ama yine de ödemedi diye. İşte ödemeyenlerin durumu bu. Ödemek isteseler bile devlet, onların ödeyebileceği koşulları sunmuyor. Borç öylece kalıyor.

      Bunlara devlet değil, tavuk kümesi bile verilemez.

      7256 diye bir yasa çıkardılar, yakında bunun 8binlisi çıkacak, sonra 9 binlisi millet yine ödeyemeyecek, temelde yatan sebep kaldırılmıyor ki.

      Yapmaları gereken, basit mantık ve irade ile çözülür. Maliye ve Hazine kendileri haciz sorununu çözmek istiyor başaramıyor. Yapmaları gereken, esnaf, iş adamı, hukuk, milletvekili ve kamu temsilcilerinden bir grup kurum ile sorunu 5-6 ay değerlendirip yasayı çıkarmak. O zaman sorun %99 insan için çözülür. Ortak akıl ile çözmeleri gereken sorunları kendi başlarına daha da zorlaştırıyorlar, artık insanlar kendi kimlikleri ile ticaret yapamıyor, daha ne kötülük yapsınlar ülke ekonomisine?

      Sil
    3. 1. İngiltere tüm vergilerde alacak ve vereceklerini çeyrek dönem bazında ayarlıyor, alacağın var ise, bizim maliyeye gidip yalvarmak zorunda kalmıyorsun, borçlarını mahsup edip banka hesabına yatırıyor. Bizde alacaklı isen paranı almak büyük yetenek istiyor, büyük sermayenin almaya gücü oluyor. Sıradan firmalar, insanlar hemen paralarını alamıyor.

      2. İngiltere, ehaciz diye bir saçmalıkla vatandaş ve firmanın hesaplarını haczetmiyor. Mahkeme prosedürü var. Kararı mahkeme verir.

      3. Bireysel iflasını istediğinde şahıs olarak, borçlarını senin ödeme gücüne göre mahkeme ayarlıyor. Devlete borç yaptın diye tüm varlığın ile tepene binmiyor. İşe girip çalışmana engel olmuyor, gelirine pat diye kaynaktan haciz koymuyor.

      4. Evet, öyle bir durumda vergi daha çok toplanıyor, hesapları muhasebeciler devlet ve senin aranda hakkaniyet ile hesaplıyor.

      5. Kimse kimseyi suistimal edemiyor. Türk maliyesi bizi çok suistimal ettiği için kendi de suistimale uğruyor. Vergi gibi teknik bir işte bile günün sonunda gücü gücü yetene, kim ne kaçırdıysa kazanç gözüyle görüyor.

      İngiltere de borcunu ödememezlik diye bir durum da olmuyor. Ödeyen de alan da razı şekilde taksitlere bölünüyor.

      Yorum da, Türkiye'yi kötülemiyoruz, herşey gün gibi ortada, kimin ne kadar iş yaptığı belli.
      Ben bir daha ne Türkiye'ye bulaşırım, ne de Türkiye bana bulaşabilir. Ben dersimi aldım.
      Yakın akraba, tanıdık maddi sıkıntıya düşmediği sürece 5 kuruş para da göndermem Türkiye'ye.

      Siyasetçilerin boş lafları ile ekonomi yürümüyor, adam gibi bir maliye sistemi kuramamışlar, ülke olalı 100 yıl geçmiş, şimdiki iktidar olalı da 20 yıl geçmiş, bundan sonra da kuramazlar. Birbirlerine sabah akşam bağırsın dursunlar, birbirlerini yesinler, beni ilgilendirmez, ben işime bakarım, benim işim hakkaniyetli oluyor mu olmuyor mu? Gerisi beni ırgalamaz.

      Sil
    4. Yazdiklarinizin coguna katiliyorum.

      Ama E-Haciz denen sey Turkiye'ye ozgu degil. Zaten Turkiye'de boyle seyler icat edilmez, genellikle bati ulkelerine bakilir, oradaki uygulama islerine geldigi gibi kopyalanir, uygulamanin gecmisi olmadigindan dolayi dilimizde benzer bir terminoloji olmadigi icin de sacma sapan isimler verilir 'E-Haciz' gibi.

      Son olarak da Turkiye'den gitmis olabilirsiniz. Bunu sizde baska milyonlarca insan yapti. Dusunebiliyor musunuz, milyonlarca.

      Sil
    5. Anonim 19:08 ve 23:03 sizde az sabredin,2023 de genel afla birlikte vergi barışıda sağlanacak, vatandaşlarımız ihya olcak.Böyle şeyler İngiltere benzeri ülkelerde asla olmaz memleketimizin kıymetini bilelim.

      Sil
    6. Anonim 1221;

      Batı ülkelerinde ehaciz uygulaması yok. Ehaciz kişilik hakkını gasp etmektir. Ben Fransa'dayım. Mesela burada vergi borcunu ödemez isen, Türkiyedeki gibi maliye uyarı gönderir, ancak mal varlığına haciz getiremez.

      Mal varlığına haciz getirmesi için mahkeme kararı çıkarması lazım. Mahkeme de kendini savunursun. Mahkemede şunu diyebilirsiniz, maddi durumum uygun olmadığı için ödemedim.
      Tek cümle yeterli, iki de belge verirsiniz. O zaman mahkeme ya kişisel iflas ister, ya da takside böldürür. Kişisel iflas durumunda, birey diğer alacaklılardan da korunur. Tüm alacaklılar ile mahkeme heyeti yapılandırma yapar. Bu yapılandırma, alacaklıların istediği miktar taksit ile olmaz. Borçlu iflas ettiği için, mevcut ve tahmini gelir durumuna göre yapılır.

      Banka hesabına blokaj yukardaki aşamaları yapmayan, üstüne kara para aklaması, illegal gelirler vs gibi kanun dışı işlere bulaşan kişilere yapılır. Vergi ödemedi diye bir insanın hesabına keyfi ehaciz yapılamaz.

      Diyelim ki; bir hastam var. Doktor parasını denkleştirdim, hastaneye parayı ödemeden ehaciz geldi maliye parayı aldı. Hayatın içinden bir durum, kabul edilemez.

      Hiç bir aklı başında yöneticileri olan devlet vergi ödemedi diye vatandaşına ehaciz yapmaz.

      Türk yöneticilerin aklı başından gitmiş, eskiden bunlara aklı bir karış havada derlerdi. Bizim de tanıdıklarımız var, ehaciz mağduru olmuşlar. Bir de ehacizliden alacağı olup alamayanlar oluyor.

      Türkiye'dekiler fıttırmış, bu yaptıkları normal değil. Üstüne birilerinin vergi borçları yüz milyonlarca TL siliniyor ki; burada vururlar, polis molis kurtaramaz.

      Sil
    7. 1316, konuyu ilk ben açtım, 7 yıl geçti benim hesaplara ehaciz konalı.

      2023 yılında benim 10 yıl dolacak;

      1. 2023 te banka hesaplarım kapanacak, TMSF ye devredilecek.
      2. Ehacize konu olan kamu alacaklarının tahsil zaman aşımı dolacak, kamu alacağı ortadan kalkacak.

      2. madde ile ilgili olarak; ben yapılandırmaların hiç birine başvurmadım, çünkü yapılandırmaya başvurmak demek borcun her başvuru ile 10 yıllık zaman aşımının yeniden başlaması demek.

      2. madde ile ilgili olarak: eğer kamu borç kadar varlığa haciz koysaydı, 10 yıllık tahsilat süresini aşşa bile yasal olarak yine tahsil yapabiliyor. Varlık haczi zaman aşımını ortadan kaldıran etkiye sahip. Benim üzerimde hiç bir malvarlığı yok. eHaciz banka hesaplarına geldi. Bu durum zaman aşımını kaldırır mı bilmiyorum.

      Pratikte; hayatımı etkileyen bir durum artık yurtdışına çıkmam sebebi ile olmuyor.

      Az değil benim borcum, 1.400.000TL oldu faizleri ile. Anapara borcum 540 bin TL civarında idi. Ben kamu ile de iş yaptığım için, o dönemlerde, kamu ihalesi öncesinde vergi ve SGK borcu yoktur yazısı alınır. Benim tüm vergi borçlarım temiz olurdu, vergi borcum olsa bile ürün verdiğim kamu kurumu vergi dairesine öder, kalanı bana aktarır, hiç vergi borcum kalmazdı.

      Benim çok büyük iki müşterim alacaklarımı vermedi, mahkemelik olduk. Nakde sıkıştım.

      Kamuya iş yaptım derken yanlış anlaşılmasın, ben kamuya maliyetine ürün verirdim. Sebebi de şuydu, kamu benden çok yüklü mal aldığı için benim alış miktarım artar, alırken yüksek iskontolu mal alırdım. O iskonto ile piyasaya iyi fiyat verebilirdim. Diğer bir sebep te, firmamda çalışan arkadaşlar düzenli olarak farklı siparişler üzerinde çalıştıkca, becerilerini artırırlardı. Hem hoşlarına gider, hem de piyasaya verdiğimiz işin kalitesini yükseltirdi. Kaliteden hiç ödün verdirmezdim.

      İngiltere de de aynı işin farklılaştırıp yapıyorum şimdi. Hayatımda değişen bir şey olmadı. İstanbulda param yokken nasıl taksiye çıktıysam, burada da bir kaç ay Uber yaptım. Benim için hiç farketmedi.

      Şimdi geçmişe bakınca, iyi ve çok özenli iş yapmışız diyorum İstanbul'da. Kendimden de çok fedakarlık yapardım, ctesi gecelerine kadar tek başıma çalışırdım.

      Derler ya; yaptığın gider ama öğrendiğin seninle kalır diye, sermayeden de, paradan da daha değerli öğrendiklerin, becerilerin.

      Sil
    8. Millet devlete borç yapmışsınız, devlette size ehaciz yapmış, sizin durumunuzda ne var ki?

      Benim hesaplarıma hayatımda hiç gitmediğim, görmediğim yerdeki maliye ehaciz uyguladı. Artık nasıl olduysa, bilmiyorum.

      Maliyeye gittim, borcum yok, suçum yok, haberim yok, işim yok, tüm banka hesaplarımı bloklamışlar.

      Derdimi müdür yardımcısına anlattım, hacizlerin kaldırılması 3 hafta sürdü.
      3 hafta ömrümden 3 seneyi götürdü.
      Çocuğun okul masrafı var, kredi kartı bile kullanamıyorsun, elektrik/su/telefon faturası otomatik ödemede, ödeyemiyorsun. Hesaba para koyamıyorsun. Hesapta paran var kullanamıyorsun. Arabaya benzin alamıyorsun, işe müşteriye gidencen, gidemiyorsun, müşteriye malzeme alacan alamıyorsun. Haciz gelmiş mal alamadım, müşteri ile de papaz oldum.

      Gittim eşimin evlendiğimizdeki altınlarından birini bozdurdum, 3 hafta öyle idare ettik.

      Siz ne diyorsunuz? Ne güzel, borcunuz varmış haciz gelmiş. Benim gibi borçsuz olana bile gönderiyor.

      Memurlar herhalde ya tutarsa diye tc kimliklerden kur'a çekip sisteme koyuyorlar.

      Sil
    9. En çok da neye üzülürüm biliyor musunuz?

      Böyle ehaciz vs uygulamalara maruz kalınca devlet dairesine gidersin, veya web sayfasına girersin.

      Sayfada ve devlet dairesinde Atatürk'ün fotoğrafı olur, sanki bunlar ne boş iş yapıyorlar der gibi bakar. Uğraşır uğraşır bir şekilde çözersin de, çok zaman ve enerji kaybedersin.

      Sil
    10. Anonim 23:45, ABD'yi bati devleti sayar misiniz bilmem ama IRS mahkeme karari olmadan bankalardaki paraniza el kolaybiliyor. Kaldi ki devletler icin mahkeme karari almak pek de zor olmasa gerek. Turkiye'de de ornegin telefon dinlemeleri mahkeme kararina bagli, ama mahkeme dediginiz noter gibi calisan bir hakimden ibaret olabiliyor bazen. Bunlar sekli meseleleri bana gore.

      Siz Fransa'yi ovmussunuz ama ulkenin ikon aktoru, vatandasligini degistirdi vergi sorunlari yuzunden, oyle ornekler de var.

      Sil
  27. "İlk incelemelere göre Doğan Cüceloğlu'nun evde düşerek hayatını kaybettiği belirlendi. Polis ekiplerinin evde incelemeleri sürüyor."

    Mahfi Hocam lütfen kendinize dikkat ediniz. Yer buzlandı, eğer balkona çıkacaksanız, terlik giyiniz, acele etmeyiniz, kaymamaya dikkat ediniz.

    Hatırlıyor musunuz, zatürre olmuştunuz, hastaneye yatırmışlardı sizi birkaç yıl önce.

    Eğer şimdi yine zatürre olursanız, koronaya yakalanma tehlikeniz de artar.

    Sağlığınıza dikkat ediyor musunuz Mahfi Hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginize teşekkür ederim.

      Sil
    2. Hocam Hot Money belgeselini izlediniz mi?

      Sil
    3. Sevgili Doğan Cüceloğlu, huzur içinde uyusun.

      Papa 2. John Paul'da banyoda ayağı kayıp düşmüştü, omuriliği zedelendi. Sonradan yaşadığı parkinson hastalığını tetikleyen darbeyi aldı. Papa olduğunda ise, enerjik, sportif yapısı, günlük sporları ve fit sağlıklı vücudu ile dikkatleri çekmişti.

      Onun konsülünde üst düzey görev alan İngiliz kökenli bir kişi 90 ların başında Türkiye'ye geldi. Babası, İngiliz Kraliçesinin de önemli bürokratlarındandı. İzmir, Kayseri, Konya, Nevşehir, Erzurum, Kars, Adıyaman'da çalışmalar yaptı. Okulları, hayır dernekleri, yurtdışı yatırımları ile meşhur cemaatlerin finans sistemlerini kurdu. Dinler arası diyalog ile kendi gibi yetişmiş diğer kişilerin de Türkiyedeki cemaatlere yerleşmesini sağladı. Türk cemaat kadrolarını yetiştirirken ve konuşurken, Sevgili Hocamız, değerimiz Doğan Cüceloğlu'nun (Cüceloğlu'nun ismini hiç kullanmadan) eserlerinden çok cümleyi kullandı. Hocanın Türkçesinden çok faydalandı.

      Onun öğrencilerinden birisinin, İslami finansın da sözde fikir sahiplerinden diye anılan bir kişinin ismi İstanbul da bir üniversiteye verildi (SZ- İZÜ).

      Huzur içinde uyusun, Doğan Cüceloğlu, kendisinin bildiği ve bilmediği milyonlarca kişinin hayatına dokundu.

      Yazmazdım da, bana da o kadar katkısı oldu ki Cüceloğlu'nun, buradan da anmak istedim. Hayatlar ve insanlar, nereden nereye, nasıl birbirine giriyor.

      n8ue38C^VSx5K#R2

      Sil
  28. Türkiye'nin 2010 3.çeyrek itibariyle doğrudan yabancı yatırım stoku 192 milyar dolarmış. 2020 3.çeyrekte 185 milyar dolar. 10 yıl geçmesine rağmen, doğrudan yabancı yatırım girişi artmamış. Tam tersi azalmış.

    YanıtlaSil
  29. We live in a society where honor is a distant memory. Isn't that right, Mr. Egilmez?

    YanıtlaSil
  30. Sayın Hocam,

    korkarım ki bu gidişle, çok değil birkaç yıla, bu tarz bir mukayese yazısını Çad, Nijer, Kamboçya, Sudan, Pakistan vb. ile revize edip yazma ihtiyacı duyacaksınız ama elden de ferdi olarak bir şey gelmiyor maalesef.

    Değiştiremeyeceğim şeylere üzülmeyi ve kederlenmeyi çoktan bıraktım çünkü halin birinci derece sorumluları halen destek görüyorsa, o sorumlular vaziyeti lehte bir tabloya çevirmek için kılını dahi kıpırdatmıyorsa, tutup da vatadandaşı zorla ikna edip, rıza üretimi adına gayret gösterecek değilim.

    O meşhur laf aklıma geliyor istemsizce "Bu ülkeye ve bu hayata dair hiçbir şeyin, hiçbir zaman benim dilediğim gibi olmayacağını biliyor, artık bundan acı duymuyorum".

    YanıtlaSil
  31. Mahfi bey merhabalar. Kitaplarınızı okumaya başlayacağım kafamda birkaç kitap var ama sizin de önerinizi almak istedim. Sorduğum sorularla da düşük seviyede iktisat bilgim olduğunu anlamışsınızdır. Bana hangi kitabınızı önerirsiniz?

    YanıtlaSil
  32. Merhaba hocam çok güzel bir yazı olmuş zamanlaması ve detayları ile geniş zaman dilimini kısaca açıklamışsınız.

    Türkiye ekonomisi 2015 yılında sorunları başladı ve açıkcası ozaman da çok defa bunları ifade etmiştim. Hemde dünyada özellikle İngiltere tarafından bize yalan uydurma makaleler yazılırken.

    O dönemde ekonomi kötüye giderken İngiliz yayınlarında Türkiyenin hızla büyüdüğü gelecek 10 yılda dahada hızla büyüyeceği hatta 2030 da çok güçlü sıçrama yapacağı yazılıyordu.

    Aslında bunlar politik oyunlardı ve siyasi değil sadece ekonomik olarak okundu herkes inandı. Hatta türkiyede krizin böyle devam ederse 2018 de çıkacağı ve seçimin erken yapılacağını 2017 yılında söylemiştim.

    2019 ekonomik sorunların artacağı ve her yıl bu sorunlar devam edeceğini benim beklentiminde 2025 ten önce düzelmeyeceği yani 2026 yılına ancak toparlanacağı ve bunların sebebinin tamamen siyasi hatalar olduğunu söylemiştim.

    Türkiye çok fazla poh pohlandı ve arkası oyuldu herkesle kavga ettirildi Avrupa araplar herkes bize düşman oldu. Bu sorunlar başkanlıkla çok daha fazla bozulacağı ve manevra kabiliyetinin kalmayacağı ortadan kalkacağını söylemiştim.

    Çünkü önceden suç atacak bir yer vardı cumhurbaşkanı izin vermedi yada meclis izin vermedi gibi şikayetlerle halka gidiliyorsu yada abd ye okuma yapılıyordu. Şimdi herşey elinde ama daha kötüsü çünkü manevra alanı kalmadı başkanlık yolun sonu oldu.

    YanıtlaSil
  33. Biz 40 ı geçtik be hocam. Memleketin derdi bitmedi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Durun bakalım, biz 70'i geçtik ülkenin derdi azalacağına arttı.

      Sil
  34. Başta Türkiye olmak üzere tüm dünyada, zaten hem üretim hem de dağıtım işleri lafta verim artırıcı konsolidasyonlar la birkaç kişinin eline geçmişken, yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşmasıyla süreç hızla tamamlanacak. (Büyük sıfırlama) O zaman bugün kendini üst gruba atamayanlar bugünlerde ekonomik hırsızlar ve işbirlikçi siyasi aktörler tarafından nasıl soyulduklarını anlayacaklar, inşallah savaşacak takatleri kalmış olur.
    Bizde 40 yıldır başkasının parasıyla halka üç beş kuruşluk sadaka ve geçici (borçla tüketim) refah algısı sunanlar, aslında ülkenin bütün kaynaklarını kapitalist dünyanın sömürüsü için halkı kontrol altında (başını) tutmayı çok marifetli beceriyor.

    Bakıyorum çok insan bu süreçte borçla dönen esnaf çarkından pay alamadığından şikayetçi. Büyük resme bakan yok.,
    Üreten insanın cezalandırıldığı, kurnaz insanın ödüllendirildiği bu ortamda dünyanın en iyi eğitimini yapsanız işe yaramaz. Çünkü eğitim sadece okuldan ibaret değil, hiç kimse zarar göreceği belli olan yola yürümez. Bu konumumuzu yani halkın konumunu daha kötüye gitmeden koruyacak tek yol değerli bir doğal kaynağın bulunması. Bu yazdıklarım ülke GSMH büyümez anlamına gelmiyor, ülkedeki soyguncu kesimin sahip olduklarının katlanması veya para oyunları ile halkı kapsamayan büyüme bir süre daha mümkün.

    YanıtlaSil
  35. Türkiye 2020 yılında 255 milyar lira borçlanma yapmış. 230 milyarı iç borçlanma yapmış. 230 milyarlık iç borçlanmanın 130 milyar lirası, döviz cinsinden borçlanmış. Yani yaptığı iç borcun %56'sı döviz cinsinden. Kendi halkından döviz cinsinden borçlanmak, acınacak bir durumdur.

    YanıtlaSil
  36. Hocam kendimizi kandırmayalım millette reform yapacak,uygulayacak irade filan yok.Bize sadece ekonomiden anlayan bir başkan lazım,onuda uzaklarda aramaya gerek yok,adı Mahfi Eğilmez dir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tansu Çiller ekonomi profesörü idi, daha iyi kim anlasın?

      Sil
    2. Bir ülkenin halkı reform istemeden kimse reform yapamaz. Önce halka reformların neye yarayacağını, insanların yaşamını nasıl iyileştireceğini anlatmak gerek.

      Sil
    3. Bernard Lewis'in "What went wrong?" diye bir kitabı vardır. İslam dünyasıyla Batı medeniyetinin arasındaki mesafenin açılma sebeplerini açıklar. Özetin özeti bu topraklarda;

      1. Bilim terk edildi (Matematik, fizik, kimya, biyoloji, evrim, mühendislik vs vs)

      2. Müzik terk edildi (siz bunu güzel sanatlar veya genel olarak sanat gibi de okuyabilirsiniz)

      3. Kadınlar terk edildi (nüfusun %50'sini oluşturan unsuru yok sayıyorsunuz, aşağılıyorsunuz, öldürüyorsunuz, eğitmiyorsunuz, siyasete sokmuyorsunuz vs vs vs)

      Şimdi Mahfi Hoca'nın her zaman dile getirdiği eğitimde bilime dönme, hukukun üstünlüğü, insan haklarının tesis edilmesi, yapısal reformlar vs vs konuları alt alta yazın. Bu kadar basit. Aklın yolu birdir, bilimdir. Ellerinize sağlık Mahfi Hocam.

      Sil
    4. Bernard Lewis, kendine akıl versin.
      İslam dünyası ilk kurulduğu günden itibaren, kadını, bilimi ve müziği terk etmişti. Bunlara değer verdiği bir dönemi olmadı. Lewis, kuklacıyı gizlemek için bunu yazmış, size kuklayı gösteriyor.

      Orduların kol gücü ve nüfus, insan sayısı ile güçlerinin ölçüldüğü dönemlerde İslam devletleri güçlüydü, orduya kaynak ayırırlardı. Neyin karşılığında ayırırlardı? Toplumsal insan maliyetinin, ekilir dikilir ürün miktarının azalmasının maliyetine katlanırdı.

      Din de insan sayısının çoğalmasına göre ayarlanmıştı. Savaşta yok ettiğin kabilenin kadınları senindir, cariyen olarak al, onlardan çocuk sahibi ol. Savaşlarda azalan nüfusu takviye için çok kadın ile evlenmek, kadınları alıp satmak serbestti.

      Güzel, yetenekli olmayan, çocuk vermeyen kadını niye beslesin ki? Semt pazarında satardı.

      Bunlar olurdu da, zararı bütün olarak coğrafya çekerdi, bir bölgenin kazananı da, komşusu diğer bölgenin kaybedeni de insan kaybederdi.

      Müslümanlar , Avrupa sınırlarına geldiklerinde, orduları yetişmiş, tam zamanlı ordulardı. Karşılarında düzensiz çiftçi, sanatkar, az da prensinin kalesini korumak dışında iş bilmeyen paralı askerleri gördüler. Düzenli ordular için kolay lokmaydı, aldılar.

      Peki, rönasans, keşifler, barutun icadı ne yaptı? Süreci tam tersine çevirdi. Osmanoğullarının Avrupaya karşı kaybeden ordularına müslümanlar insan yetiştiremedi coğrafyada. Yetişen insanlar askerde öldü. Kolay değil 200 yıl boyunca öldüler. Osmanlı yıkıldı, hala ölmeye devam ediyorlar. Libya, Suriye, Irak, Afrika, Afganistan ve yakında Türkiye de kervanın yolcusu gibi.

      Karadenizin kuzeyinde ve batısında, balkanlarda müslüman kalmadı.Anadolu gibi müslüman olmuştu buralar, temizlendiler. Şimdi sıra diğer yerlere geliyor. Anadolu, Kuzey Afrika ve yavaş yavaş Ortadoğu. Buralar, biz görmeyeceğiz, 150 yıl kadar sonra temizlenmiş olacak.

      Türkiye özelinde, 40 ile 50 yıl dayanır bu ülke. 4-5 yıl önce sorarlardı, zaman vermezdim, veremezdim. Şimdi verebilirim. Kurumsal yıpranma, devleti geri kurtarabilecek insan sayısının üretilmesi imkanı vardı. Şimdi yok. Türkiye kendi haline gider, biraz, kendi sorunları başlar, 40 - 50 yılın teknolojik gelişimleri karşısında sermaye biriktiremez dağılır.

      Sil
  37. Hocam elinize sağlık, çok yerinde tespitler yapmışsınız.

    ufak bir katkı yapmam gerekirse, aslolan yabancı sermayenin gelmesi değil hangi saiklerle gelip gelmediğidir. 2002 sonrasında, siyasal islamın tek parti iktidarını adeta kutlarcasına, ülkeye her kanaldan yabancı sermaye yağdı, ancak bunlar kalıcı ekonomik atılımları, kazanımları hiç bir zaman finanse etmediler.. zaten insiyatifi tamamen onlara bırakırsanız etmezler.. misal, coca cola geldi, erikli suyu aldı. Hollandalı geldi banka satın aldı.. oluşan ekonomik ve ticari canlanmanın kaymağını bir güzel yediler.. bunlar doğrudan yatırım olarak gelenler.. portföy yatırımlarına hiç girmiyoruz zaten.. ülkenin konsolide bilançosu ve üretim kabiliyeti bu şekilde mahfoldu ve bugünleri hazırladı..

    bugün coca cola bizim ülkemizde kaynak suyumuzu bize satıp abd li patronlarını zengin ederken, bizim gençlerimiz üçkuruşa aynı şirkete damacana taşıyorlar..tabii iş bulabilecek kadar şanslı olanları..yabancı sermaye güzellemesi yapan neoliberal algı oyunlarına dikkat etmeliyiz..

    yabancı sermayeyi ülke çıkarları doğrultusunda kabul etmeliyiz. kutsal piyasa her şeyi doğru yapar anlayışı ile hareket edilirse, bizim gibi ülkelerin payına paryalıktan fazlası asla düşmez..düşmüyor da..

    xyztt..

    YanıtlaSil
  38. Boğaziçi universitesinde okuyan çocuğuma temmuz 2019 da yatak almıştım, şimdi diğer üniversite öğrencisi çocuğuma yatak lazım oldu, aynı firmanın, aynı yatağına bakıyoruz %45 zamlanmış. Diğer firmalara baktık onların fiyatları da benzer. Bankada biraz param vardı, bakıyorum aynı sürede %17 artmış.
    Şimdi 1-(117/145)=0.193 aynı yatağın %20 sini alamıyorum. Birisi paramın %20 sini çalmış, haram olsun!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bak Anonim 1758; Millet ne hale geldi aşağıya yazayım.

      Çocuk boğaziçinde okuyor, sakıncalı olabilir.
      Temmuz 2019 demiş, 9 u ters çevir 2016 oldu, temmuz 2016 darbesinden bahsediyor.
      Ne demiş, yatak demiş, yatak nerde olur içerde, içerde kimler yatıyor, darbeciler yatıyor.

      Diğer yazdıklarını çözmeye uğraşmadım, bu kadar delil benim için yeterli, Cimer e yazıyorum.

      Sil
    2. bu ülkede "demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları vs." dediniz mi anlattığınız her şey güme gider, acayip acayip tartışmalar içinde bulursunuz kendinizi.

      Allah sabır versin Mahfi Hocam.

      Sil
  39. Yiğit Bulut yine çıkmış konuşmuş. Reel olarak büyüye tek üke türkiyemiş.

    Merkez bankası 140 myar dolar sattı demek yalandır demiş. Merkez bankasında hiç bir zaman böyle bir satış olmamış.
    Zaten merkez bankası rezervleri brüt hesaplanırmış.

    Yani net rezerv gizlenir söylenmez demek gibi birşey ifade etmiş.

    Siz ne dersiniz hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimseye yanıt vermek gibi bir misyonum yok ama eğer net rezervler önemli olmasaydı Euro faizlerin eksi olduğu bir ortamda bizim Hazine yüzde 5 Euro faiziyle borçlanır mıydı?

      Sil
    2. Merkez bankası satmadı zaten. Merkez bankasının rezervleri satıldı. Arka kapı yöntemleri ile kamu bankalarına aktarıldı, onlar da piyasaya sürdüler. Yiğit beyefendi bunu bilmiyorsa orada oturmasın. Bilerek çarpıtıyorsa uygundur, iktidar değişmediği sürece oturmaya devam edebilir, zaten o makamda bulunma nedeni budur ve görevini hakkıyla yerine getirmektedir...

      Sil
  40. Hocam Fitch, Türkiye'nin 2021 büyümesini %5,7 bekliyor. Enflasyonu %11 düşmesini bekliyor. Yüksek büyüme var iken ve bunun üzerine cari açık beklentisi yüksek iken, enflasyonun düşmesi kendi içinde tutarlı mı ? Fitch yoksa baz etkisine mi güveniyor ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fitch'in neye güvendiğini bilmiyorum ama negatifi durağana çevirme kararında asıl olarak TCMB'nin faizi artırma kararının etkili olduğunu sanıyorum. Bu karar sonrasında CDS primi de düştüğü için Fitch geleceğe daha olumlu bakmaya başlamış olabilir.

      Sil
  41. Hocam

    Instagram'da hiç özel hayatınızı paylaşmıyorsunuz, mesela sakal traşı olurken çekip yayınladığınız video hiç yok, niye?

    YanıtlaSil
  42. Yukarıda Mahfi Bey'in yaptığı analizde bu 4 ülkenin demokrasi ve hukuk alanında son 5 yılda yaptığı atılımlar sayesinde istikrarı koruduğu yönündeki ifade gerçeği yansıtmıyor. Eski Doğu Bloku'nın özellikle bu 4 ülkesi zincirin zayıf halkasını oluşturuyor. İşsizlik, kişi başına düşen GDP nin iyi bir seyir izlemesi bu ülkelerin AB serbest dolaşımından yararlanmaları sayesindedir. Ucuz iş gücü nedeniyle Avrupalı büyük firmalar bu ülkelerde fabrika ve shared service center açarak işsizliğin düşük olmasına neden olmakta, ülkelerdeki daha kalifiye iş gücü ise Almanya, Hollanda vb de çalışarak ülkelerine EUR getirmektedirler. Özetle tamamen AB üyesi olmaları sayesindedir.AB de bu ülkeleri stratejik olarak hem buffer zone hem de ucuz, mevsimlik ve eğitimli iş gücü olarak görür, gül gibi olmasa da geçinir giderler. Mahfi Bey'in çabuk yargısı biraz eski dünyanın liberal wishful thinking(yukarıda birinin dediği gibi) sınıfına giriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim söylediğimi doğrulayarak yanlışlamaya çalışıyorsunuz. Ben de aynı şeyi diyorum. Eğer Türkiye de bu ülkeler gibi AB üyesi olabilseydi, hem demokrasisini hem hukukun üstünlüğünü hem de insan haklarını standardını yükseltecek yani AB sayesinde yatırımları çekerek çok daha iyi bir konumda olacaktı. Tam okumadan ya da tam anlamadan sırf eleştirmiş olarak eleştirdiğiniz için benim dediğimi onayladığınız halde eleştiri yaptığınız sanmışsınız.

      Sil
    2. Örnek gösterdiğiniz 4 ülkede de bizzat sizin referans verdiğiniz Economist'in endeksine göre demokrasinin gerilediği 2015 sonrası dönemde işsizlik azalmış, kişi başı gelir artmış, enflasyon düşük kalmış. Siz ise bu ülkelerde AB sayesinde demokrasi yükseldiği için bu ülkelerde bu ekonomik başarılar yaşanmış diyorsunuz. Neresini eksik anlamışız?

      Sil
    3. "Karşılaştırmaya aldığımız Avrupa Birliği (AB) üyesi dört ülkenin son 5-6 yılda Türkiye’yi geçmesinin en önemli nedeni demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi alanlarda AB etkisiyle kaliteyi yükseltmiş olmalarıdır."

      Kendi referansladığınız Economist'in endeksine göre bu dört ülke son 5-6 yılda "demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi alanlarda" kaliteyi düşürmüş. Bunu inkar mı ediyorsunuz? Sadece Macaristan'a son 5 yılda biraz göz atmış birisi bu ifadenizin gerçeklerle tamamen ters olduğunu bilir. TR'deki rejime en çok benzeyen ülke Macaristan. Bu yazınız resmen "olmamış", kabul etmek istemiyorsunuz.

      Sil
    4. Onların düşürdüğü kalite bizim ulaşmaya çalıştığımız kalite düzeyinde. https://tr.wikipedia.org/wiki/Demokrasi_indeksi

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rezervlere Ne Oldu?

Ne Oldu da TL Değer Kazandı?

Veriler Kötüyse Piyasa Nasıl Böyle Canlı Olabiliyor?