Kitap İncelemeleri

 Kendime Yazılar / Mahfi Eğilmez / Kitap İncelemeleri / 29.06.2021

Turan Akıncı, Galata: İstanbul'un700 Yıllık Karakutusu, Remzi Kitabevi, 2021

Turan Akıncı’nın Galata kitabı tam anlamıyla bir başvuru kitabı. Yalnızca bir semt ve o semtin İstanbul’la ve Osmanlı İmparatorluğu’yla ilişkilerini değil aynı zamanda imparatorluğun finans ilişkilerini ele alıp inceliyor ve değerlendiriyor. Osmanlı borçlanması, Galata Bankerleri, Galata Sarrafları gibi birçok finansal konuyu derinliğine irdeliyor. Yalnızca Galata’yı, onun kültür varlıklarını, askeri tesisleri değil son dönem Osmanlı finansal yapısını öğrenmek isteyenler için çok önemli ve yararlı bir kitap. Kapak isminin altında yazıldığı gibi kitap gerçekten de İstanbul’un kara kutusunu inceliyor.

Fikret Kartal, Bankacılıkta Finansal Yönetim, Efe Akademi Yayınları, 2021

Fikret Kartal bu kitabında finansal yönetimini bankacılık ve bankalar açısından ele almış, finansal analizden başlayarak, risk yönetimi, sermaye yeterliliği, rasyolara kadar bütün konuları incelemiş. Bankalar açısından önemli bir konu olan aktif pasif yönetimini ele alarak kârlılık analizi yapmış. Kitabın önemli bir özelliği de çok sayıda sayısal örnek kullanarak anlamayı kolaylaştırmış olması. Bankacılığı meslek seçmiş olanlara ve öğrencilere öneririm.

Paul Krugman, Zombilerle Tartışmak (Çeviri: Aslı Candaş), Literatür Yayınları, 2021

2008 yılı Nobel Ekonomi Ödülünü (gerçek adı Alfred Nobel anısına ekonomi bilimi alanında verilen Sveriges Riksbank Ödülü) almış bulunan Paul Krugman’ın New York Times Gazetesindeki köşe yazılarından derlenmiş bu kitabı ekonomiyle ilgilenen herkesin okumasında yarar var. Çünkü kitabı okuduğunuzda özellikle ekonomi politikasının nasıl yerel bir uygulama olduğunu göreceksiniz. Krugman’ın yazdıklarının ve önerdiklerinin çoğu ABD ve benzeri gelişmiş ekonomiler için geçerli olsa da Türkiye gibi kurallara uymayan ülkelerde ne yazık ki geçerli değil. Ekonomi bilimi ne kadar evrenselse ekonomi politikası da o kadar yereldir. Örneğin Krugman yapısal düzenlemeleri hafife alıyor. Yazdıkları ABD için doğru olabilir ama henüz hukukun üstünlüğünü, güçler ayrımını yerleştirememiş Türkiye gibi bir ülkede doğru olmaz. Hele ki o ülke dual para rejiminin içindeyse.  

Taha İ. Özel, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, Vadi Yayınları, 2021

Özel’in kitabı son dönemlerde okuduğum en ilginç ve önemli kitaplardan birisi diyebilirim. İngiliz emperyalizminin en önemli köşe taşlarından birisi İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’dir. Günümüzdeki çok uluslu şirketlerin de babasıdır. Taha İ. Özel’in, son derecede titiz bir çalışmayla yazdığı bu kitap, araştırmacılara, sosyal bilimlerle ilgilenenlere ve özellikle de ekonomi tarihi üzerinde çalışma yapacak olanlar çok yararlı olacak.  

Attila Köksal, Parasal Konularda Yaptığımız Hatalar, Scala Yayıncılık, 2021

Yatırım bankacılığı ve finans alanında son derecede derin bir deneyime sahip olan Attila Köksal’ın deneyimlerle teorik altyapıyı birleştirerek yazdığı bu kitap davranışsal ekonomiyle açılıyor. Türk halkının tasarruf eğilimlerini ele alıp inceleyerek devam ediyor. Özellikle bu bölümde yer alan Köksal’ın özgün görüş ve yaklaşımları oldukça önemli. Kitap, son bölümde kredi kartlarını yanlış kullanmak, varlıklarımızı sigorta ettirmemek, dolandırıcıların tuzaklarına düşmek gibi parasal konularda yaptığımız hataları irdeliyor. Çok beğendim.

Mutlu Günay, Başlangıç, Scala Yayıncılık, 2021

Mutlu Günay’ın Başlangıç adlı kitabı bir öykü kitabı. Yazar bu ilk kitabındaki öykülerinde yarı hayal yarı gerçek konuları büyük bir ustalıkla işliyor. Bu öykülerin bir bölümü okuduğunuzda size tanıdık gelecek, daha doğrusu içinde geçen bazı konular tanıdık gelecek. Mutlu Günay bilinen bazı destanlardan, söylencelerden ve öykülerden yola çıkarak onları kendi hayal gücüyle birleştirip değişik ve çarpıcı öykülere dönüştürmüş ve etkileyici bir öykü kitabı çıkarmış ortaya. Beğenerek okudum.

Dursun Ali Yaz, Düşünce Tarihi Işığında Muhasebe Felsefesi, Timaş Yayınları, 2021

Dursun Ali Yaz, daha önce bu köşede çok beğenerek değerlendirdiğim Para kitabından sonra şimdi daha az popüler ama oldukça önemli bir konuyu yazmış. Adından yola çıkarak kitabın muhasebeciler için yazıldığını düşünmeyin. Kitap bilim felsefesiyle ilgilenen herkes için yazılmış bir kitap. Para kitabında olduğu gibi bu kitabını da beğendim. Umarım Dursun Ali Yaz, kitap yazmaya ve bizlerle paylaşmaya devam eder. Çünkü ondan öğrenecek çok şey var.

Ömer Faruk Çolak, Atilla Gökçe, Enflasyon Hedeflemesi: Kuram ve Türkiye Uygulaması, Efil Yayınları,   2021

Son dönemde merkez bankalarınca uygulanan para politikası; para arzı üzerine hedef konulması ve bu yolla fiyat istikrarı sağlanmaya çalışılması yerine enflasyona hedef konularak para politikasının bu hedefi yakalamaya çabalaması şekline dönüştü. Buna enflasyon hedeflemesi deniyor. TCMB de uzunca bir süredir enflasyon hedeflemesi uyguluyor. Çolak ve Gökçe, bu kitaplarında enflasyon hedeflemesini masaya yatırıyorlar. Bu çalışmalarında ABD’li iktisatçı John Taylor’un kendi adıyla geliştirdiği Taylor Kuralı’nı[i] Türkiye için ele alıp test ediyorlar. Çolak ve Gökçe’nin kitabı konunun teknikliğine karşılık okunması rahat, kısa ve özlü bir kitap.  



[i] Merkez bankalarının kısa dönem borç verme faiz oranlarını, gerçekleşen ve potansiyel GSYH arasındaki fark ile gerçekleşen ve hedeflenen enflasyon oranı arasındaki sapmalarla aynı yönde değiştirmesi gerektiğini öne süren kural.

 

Yorumlar

  1. Mahfi Hocam, kitap değerlendirmeleriniz için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  2. Saygılar muhterem.

    YanıtlaSil
  3. Hocam kitap tavsiyeleri için teşekkürler. Tarih alanında da tavsiyeler bekliyoruz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocamız tarihi yazıyor kardeş,
      Hititlerden başladı, zaman ile günümüze kadar gelecek.
      Ekonomi alanında da günümüzden başladı geriye doğru gidiyor.

      Sil
  4. Kara para aklama işlerini anlatıyorlar sonrada soran sorgulayan yok diyorlar kitaplar yazıyorlar.

    Varlık barışı yine uzatıldı bu zaten karapara nın meşrulaştırılması sonuçta para nasıl gelirse gelsin demek. Ondan sonrada hukuk adalet beklemek çok komik artık.

    YanıtlaSil
  5. Hocam eskiden elimden hiç kitap düşmezdi. Çalıştığım kurumda doğru dürüst bir kitap sayfası açmamış ancak imza gerektiğinde üstlerini hiç kırmayan kişi beni ekarte edip daha yüksek maaşa ve makama kavuştu. Çevremdekiler bir ona bir de bana baktı. O daha iyi imkanlara sahip işleri düştüğünde bir şekilde çözebilecek ilişkiler kurmuş. En yakınlarım dahil herkes kitaplardan öğrendiğim doğruları dinlememeye başladı hele ki o arkadaş farklı bir şey söylüyorsa yine bir ona bir bana bakıp çoğu kez lafımı ağzıma tıktılar.

    Şimdi ben kitap okumaya devam etmeli miyim yoksa bu ülkede kitap okumak artık zaman kaybı mı?

    Bu soruya kendin için oku cevabını vereceksiniz diye bir tahminde bulunuyorum. Doğruları bilip anlatamamak, anlatsam da insanların bildiğini okuduğunu görmek bana daha çok üzüntü getirmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kariyer yapmak ve baskalarini gecmek icin kitap okuyosaniz hic okumayin daha iyi, kitapa verdiginiz paraya yazik olur, benden tavsiye,

      Sil
    2. Bir sistem veya kurum içinde liyakatı bitirmenin bazı yolları vardır. Türkiye özelinde, kamuda orta kademelerde en sık uygulanan method, tüm yöneticilerin kendi altlarındaki çalışanları önce bilmesi, sonra onlardan yavaş yavaş boş kağıda ıslak imzalı dilekçe kağıdı almasıdır.

      Boş kağıda ıslak imza vermek demek, kendi yetersizliğini, liyakatsizliğini, karaktersizliğini ispatlamaktır, imza verilen kişi ve yöneticiler, onların bağlı olduğu yerler tarafından her şeyi bir şekilde yetkisini kullanarak yapacağına kendi hayatını bağlamak demektir.

      Alan tarafa da kamu görevlilerini bir nevi fişleme imkanı vermektedir.

      Aktif çalıştığım 2003 ile 2006 yılları arasında bazı belediyelerde personel alımlarında uygulandığını görmüştük. Daha sonraları bu kadrolar yönetici olarak kamu kurumlarına da aktarıldılar.

      Şimdi, uzak ailemin gençlerinden kamuda en düşük seviyede görev alanlardan da benzeri şikayetleri duyuyorum, filan görevdeyim, benden amirim ıslak imzalı boş kağıt istedi gibi.

      Kamu hizmetleri yasaları, tüzük ve yönetmeliklerinde böyle bir uygulama olmadığı için, o ıslak imzalı kağıtların nerede arşivlendiği de önemlidir. Yöneticiler değişse bile o kağıtların varlığı devam etmektedir.

      Ordu, siyaset ve kamu üst kademelerinde bir dönemler kadın, para, mal-mülk kullanımı ile makamların bu üst düzey görevlilerce kötüye kullanımı ve kullandırılması suçları işlenmiş, kamu görevlilerine bazı insani zaaflarından dolayı tehdit suçları da işlenmiştir.

      Üst düzey için hukuk ve yargılama yoluyla cezalandırma, cezalandırma sonunda o makamların aldıkları kararların incelenmesi, geri alınması, atadıkları personellerin durumları incelelenmemiş, görevden almalar yapılmamıştır.

      İş Orta Kademe yönetici kadrosuna düştüğünde, geri dönüşü olmaz. Toplumun geri dönüştürmeye gücü yetmez. Öyle çürür gider. Tahminlere göre boş kağıda imza atmış kamu çalışan sayısının 500 bin ile 700 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. 3.4Milyonluk memur arasında bu rakam temizlenemeyecek seviyeye ulaşmış.

      Benim gibi insanların 2017 yılındaki seçimde yapıldığı gibi seçim sandığından uzaklaştırılmamız, kanunsuz bir kaç gün nezarete atılmak gibi hadiseler bu tip memurların görevlerini kötüye kullanması sebebiyle. Sonraki seçimde de benzeri olur.

      Türkiye özelinde, hal böyle olunca önce Fetö ile sızılan kamu bürokrasisinde Fetö ye gerek kalmamış, sonra siyasi partiler konsolide olmaya başlamıştır. CHP de zaman içinde, beşerin doğası gereği asla rücu edip, konsolide olacaktır.

      3gCjiJLc6z&23^0y

      Sil
    3. Yeraltindan notlardaki karakter geliverdi aklima

      Sil
  6. M.Murat Kubilay'ın "Herkes için iktisat " kitabını nasıl buldunuz hocam?

    YanıtlaSil
  7. Mahfi hocam merhabalar. Hocam esnek kur sisteminde yoğun sermaye girişi içeride kredi genişlemesi yaratır mı?

    YanıtlaSil
  8. Ülkeye inancımı kaybettim hocam, ne okusak boş geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam, ülkeye inancınızı kaybetmeniz gerçeğe giden doğru yolda olduğunuzu gösterir.

      Miş, muş gibi yapılan kavramlardan sıyrılıp, saf gerçekliğe ulaşmanın bir aşamasıdır, inancı kaybetmek.

      Net tabloyu şöyle koyalım, siyasetten bağımsız, Türkiye de ne olduğunu yazalım.

      Yaklaşık 83M insan var. Değişim yapabilcek insan sayısı kaçtır?

      - 0-19 yaşında 25 M insanı silin. Bu grup bağımlıdır, değişim yapamaz.
      - 57 yaş üzerindeki 13M insanı silin. Ortama uyup kalan zamanını sıkıntı yaşamadan geçirmek ister. Değişim isteyenleri çıkabilir, hareket enerjisi yoktur.
      - 1M civarında imkanları olmayan, bakıma muhtaç vb durumlardaki insan silin.
      - 4M civarında mobilite, köy ve kırsalda yaşayan insanları çıkarın.

      40M insan kalır.

      - 4M insan, kamuya çalışır. Eşleri ile 6M insandır. Siyasi ağ ile mevcut sisteme eklemlidir, rejimin devamının güvencesidir. Kendileri bireysel olarak istemeze bile her gün yaptıklaı
      ile rejim lehine çalışırlar. Yasa ile bağlılıkları güvence altına alınmıştır. Düzenli gelir, çalışma saatleri, resmi tatilleri, sağlık hizmetleri,
      işten atılma zorluğu vs ile güvende hisseden kesimdir. Rejimin devamı, işlerine gelir.

      34M insan kalır.

      -1M insan, kamu, kamuya dayalı, siyasiye dayalı, işveren olarak görev alır. Eşleri ve üst düzey çalışanları ile 2M diyebilirsiniz.
      Maaşlı çalışan kesimin büyük kısmı bu kesimin işyerlerinde çalışır. Düzenin devamı, geçmiş birikimlerini korur, gelecekleri siyasiler ile yaptıkları işbirlik süresince garantidir.

      8M insan siyasi düzenin devamı, rejimin aynen devamı için direk vergi kaynakları ile beslenmektedir. Değişim yapabilir nüfusun yüzde 25 idir. Çok yüksek orandır.
      Siyaset ekonomik servet bölüşümüdür. Bu kesim milli gelirin yüzde 50sini alır. Düzen kendi geleceği için servetin yarısını bilerek ve isteyerek, nüfusun bu kısmına verir.
      Eğitim düzeyi ülke ortalaması üzerindedir.

      Kalan 32M; 14-15M kadarı, nasıl bir ortamda yaşadığının farkında olmayan, gelenekselci, popülist, günlük yaşam idame ettirir.
      Dini, milli propaganda söylemlerinin etkisini gösterdiği kesim. 5M kadarı işsiz, gerisi kendi hesabına çalışan, işveren, düzenli maaşı olan bir kesimdir.
      6M kadarı SGKlı çalışandır.

      Elde 16M ile 18M insan kalır. 2-3M kadarı düzenl veya düzensiz işsizdir. 14-15M kadarının maddi/manevi enerjisi sistem tarafından emilir. Ağırlıkla SGK çalışanlarıdır.
      Değişim isteyebilecek kitle max 18M iken, onlar içinde hareket enerjisi bulabilecek sayısı çok azdır.

      Temel yapı bu.

      80 darbesi sonunda tek adam rejimine giden siyasi yapı, gücü siyasetçiye yukardaki kaynak dağılımını sağlaması için vermiştir.

      Türk insanı, siyasetçi ise, iktidara yakın olmak ister, bakanlık, vekillik ister; iş adamı ise 1Mluk siyasetçi ile çalışan olmak ister,
      maaşlı ise kamuya girmek ister, cemaat lideri ise iktidara yakın olmak ister, mafya ise siyasi iktidar ile iş tutmak ister...

      Bu yapıya istediğiniz isimde istediğiniz siyasi partiyi koyun, ülkede hiç bir şey değişmez. Muhalefet ancak, kitlesini tabloda bulunduğu yerde kalması için oyalar.
      İktidar ile her zaman ortaktır. Günü gelince iktidara destek verir. Demokrasi ve parlementer rejim denilen örtü de budur. MuhalifMİŞ gibi yapar. Tüm kurumlar bu yapıyı korur. Demokratik KurumMuş, HukukMuş gibi yapar.
      Bunlar örtü üzerine örtü olduğu için, benim gibi zamanında örtünün altından bakmış insanlar için nettir.

      Güç olan siyasiyi de kontrol eden batı istihbaratıdır. 1922 de Yunan kazansaydı, batılı bir ülke valisi veya başkanı emrinde, zengin yunan işadamları, yunan vatandaşı üst bürokratların yerli
      Türkler ile çalıştığı bir arka bahçe ülkesi olacaktı. 90 yıl sonra, yine aynı düzen bazı ufak farklılıklar ile yerli Türk halktan kurulmuş oldu.

      s4zSHc%uISxRWNc3

      Sil
  9. Hocam, Engin Yılmaz'ın Parayı Kim Yaratır¿adlı kitabını da yorumlar mısınız? Zorunlu karşılık oranı 0 (sıfır) olduğunda para çarpanı (para çoğaltanı) sonsuz olacağından bankaların kaydi para yaratmasına ilişkin "neo-klasik iktisadın tezi" olarak adlandırdığı kaydi para yaratma hacminin hesaplama yöntemini (mevduat/zorunlu karşılık oranı) hatalı olarak değerlendirmiş. Bu hesaplamanın bu kadar idealize eleştirilmesi şaka gibi sanki.

    Bir de sorum olacak: Bankalar vadesiz mevduatları da kredi olarak verebiliyor mu?

    YanıtlaSil
  10. Benim ve bizim adımıza çınarsınız, takipteyiz, teşekkürler kıymetli hocam

    YanıtlaSil
  11. teşekkürler hocam, inşallah bir kaçını okuyup bitireceğim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rezervlere Ne Oldu?

Ne Oldu da TL Değer Kazandı?

Veriler Kötüyse Piyasa Nasıl Böyle Canlı Olabiliyor?