Para Teorisi ve Politikası Üzerine Düşünceler

Para Teorisinin Özü

Son derecede karmaşık denklemlerle ifade edilen para teorisinin özü aslında basit bir eşitliğe dayanır. Irving Fisher tarafından formüle edilmiş bu basit eşitlik şöyle ifade edilir:

MV = PQ[i] Bu eşitlikte M: Para arzını yani bir tarihte piyasada bulunan para miktarını (para stokunu) gösterir. Burada para ile kastettiğimiz yalnızca nakit para (banknot ve madeni para) değil aynı zamanda mevduatlardır. Buna geniş para arzı diyoruz ve M2 adı altında şöyle tanımlıyoruz:

M2 = Dolaşımdaki Para + Vadesiz TL ve YP Mevduat + Vadeli TL ve YP Mevduat

Bu denklemde yer alan dolaşımdaki para da şu şekilde hesaplanıyor:

Dolaşımdaki Para = (Dolaşıma Çıkan Banknot + Dolaşıma Çıkan Madeni Para) – (Banka Kasalarındaki Banknot + Banka Kasalarındaki Madeni Para)

MV = PQ eşitliğindeki diğer harflerin anlamlarını da açıklayalım:

V: Paranın dolaşım hızı yani her bir para biriminin belirli bir dönem (örneğin bir yıl) içindeki el değiştirme sayısı

P: Fiyatlar genel düzeyi (GSYH zımni deflatörüne denk gelen endeks sayısı)[ii]

Q: Belirli bir dönemde (mesela bir yıl içinde) ekonomide üretilen bütün nihai mal ve hizmetlerin miktarı.  

Cari fiyatlarla GSYH’yi; belirli bir dönemde (üç ay ya da bir yıl) bir ülke içinde üretilen nihai mal ve hizmetlerin piyasa fiyatı cinsinden toplam değeri diye tanımlıyoruz[iii]. Buna göre eşitliğin sağ tarafı yani PQ, GSYH’ye eşit demektir. Bunu şöyle gösterebiliriz:

GSYH = PQ = (Pa x Qa) + (Pb x Qb) + (Pc x Qc) +…+ (Pn x Qn)

Yani her bir nihai mal ya da hizmetin üretim miktarı ile piyasa fiyatını çarpıyor ve sonucu toplamaya ekliyoruz. Böylece ekonomideki bütün nihai mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarıyla üretim miktarlarını çarpıp toplayarak GSYH’ye ulaşıyoruz.

Şimdi bu eşitlikteki harflerin yerlerine Türkiye’nin 2020 sonundaki verilerini koyalım (sayılar milyar TL olarak okunmalı):

Dolaşıma çıkan banknot + madeni para = 192

Banka kasalarındaki banknot ve madeni para = 17

Dolaşımdaki Para = (192 – 17) = 175

Vadesiz Mevduat (TL + YP) = 1.044

Vadeli Mevduat (TL + YP) = 2.106

M2 = 175 + 1.044 + 2.106 = 3.325

V = ?

P = 0,148 (2020 yılı GSYH zımni deflatörü)

Q = 4.398

Bu değerleri eşitlikte yerine koyalım:

MV = PQ

3.325 x V = 1,148 x 4.398

Buradan V’yi bulalım[iv]:

V = 5.048 / 3.325 = 1,5182

MV = PQ

3.325 x 1,5182 = 1,148 x 4.398

MV = PQ eşitliğindeki en kritik değişken M’dir. Çünkü M, yukarıda M2’nin tanımında gösterdiğimiz gibi yalnızca dolaşımdaki paradan ibaret değildir. Eğer öyle olsaydı Türkiye’de 2020 sonunda M2 para arzı 175 milyar TL olurdu. Oysa o tarihte M2; 3.325 milyar TL’dir. Yani piyasaya sürülen paranın 16 kat fazlası. Bunun içinde bankaların yarattığı kaydi paraların[v] mevduata dönüşmüş olanlarının kur arttıkça yükselen TL karşılıkları, yurt dışından sağlanan krediler, Merkez Bankasından alınan ısa vadeli borçlar da var.   

Türkiye gibi dual (ikili) para rejiminde olan ülkeler için M2’nin kritikliği daha da ön plana çıkar. Çünkü yukarıda verdiğimiz M2 tanımına dikkat ettiğimizde M’yi yalnızca bizim piyasaya sürdüğümüz ve bankaların yarattığı kaydi paralar belirlemiyor, işin içine yabancı para olarak gelip mevduata dönüşen paralarla TL mevduattan yabancı para mevduata dönüşen paralar da giriyor.

Para Politikasının Özü

Günümüzde TCMB’nin de aralarında yer aldığı birçok merkez bankası, para politikasını enflasyon hedeflemesi üzerine kuruyor. Bu politikada merkez bankası, ya tek başına ya da (bizde olduğu gibi) hükümetle birlikte bir enflasyon hedefi belirliyor ve para politikası araçlarını (faiz oranı, zorunlu karşılıklar, açık piyasa işlemleriyle likidite yönetimi, makro ihtiyati önlemler, açık sözlülük politikası) bu hedefe ulaşmak için kullanıyor. Yılsonunda gerçekleşen enflasyon oranıyla hedeflenen enflasyon oranı arasındaki fark uygulanan para politikasının başarısını ya da başarısızlığını gösteriyor. 

Yukarıdaki eşitliği bir kez daha hatırlayalım:

MV = PQ

Parasal iktisatçılara göre; enflasyon her yerde ve her zaman parasal bir olgudur (Milton Friedman.) Bunun anlamı şudur: Eğer enflasyonu denetim altında tutmak istiyorsak o zaman M’yi artırmamamız gerekir. Çünkü yukarıdaki eşitlik gereği M’yi artırırsak eşitliğin sağlanması için ya V’nin düşmesi, ya P’nin yani fiyatların yükselmesi ya da Q’nun yani fiziksel üretimin artması gerekir. V, yani paranın dolaşım hızı, yılların getirdiği alışkanlıklar, gelenekler sonucu belirli bir düzeye oturmuş olduğu için çabuk değişen bir değişken değildir. O nedenle onu sabit kabul edebiliriz. Bu durumda geriye P ve Q kalır. Q, yani fiziksel üretim miktarı da öyle kolay kolay artan bir şey değildir. Her şeyden önce iç ve/veya dış talep artışı olması, bunu karşılayacak yatırımların yapılması ya da kapasite kullanımının artırılması gerekir. Ki bu zaman alıcı bir iştir. O halde M’de ortaya çıkan artış kısa vadede P’yi yani fiyatlar genel düzeyini yükseltir ve enflasyona yol açar. Bu yaklaşım çerçevesinde biçimlenen para politikası uygulaması eskiden para arzı yani M (ya da yukarıda gösterdiğimiz gibi M2) üzerine kurulurdu. Bu uygulamada merkez bankaları P’nin artmaması için M’yi, Q’daki artışla yani reel büyüme oranıyla (mal ve hizmetlerdeki fiziksel artış oranıyla) sınırlı tutmaya çalışırlardı. Günümüzde uygulanan enflasyon hedeflemesi de aslında eski uygulamanın revize edilmiş halinden başka bir şey değildir. Bu uygulamada merkez bankası P için bir artış hedefi öngörmekte ve M’yi bu hedefe uyumlu tutmaya çaba göstermektedir.

Para Politikasının Açmazları

Bankaların para yaratmasının günümüzdeki boyutlarına erişmediği geçmişin dünyasında para politikası uygulaması kolaydı. Merkez bankaları bastıkları parayı, ellerindeki para politikası araçlarıyla denetleyebiliyorlardı. Piyasada dolaşımda bulunan nakit paranın (banknot + madeni para) 200 milyar TL olduğunu, vadesiz ve vadeli mevduat toplamının da 200 milyar TL olduğunu varsayalım. Bu durumda merkez bankası para politikası araçlarını kullandığında piyasadaki para üzerinde ciddi bir etki yaratabilecek demektir. Buna karşılık vadesiz ve vadeli mevduat toplamı 2.000 milyar TL ise o zaman para politikasının etkisi çok düşük kalacaktır. Para politikasının ithal girdilere bağımlı ve dolarizasyona açık ekonomilerde etkinliği oldukça düşüktür. Çünkü bu ekonomilerde enflasyonun temel belirleyicisi paranın dış değer kaybı (kurdaki yükseliş) olmaktadır.

Özellikle küresel kriz sonrasında parası rezerv para durumunda olan gelişmiş ekonomilerin (ABD, Euro Bölgesi, Japonya, İngiltere) parasal genişlemeye gitmesi yabancı kaynak ihtiyacı çeken ve dolarizasyon etkisinde bulunan Türkiye gibi ekonomilerde para politikasını iyice açmaza sokmuştur. Bu ülkeler dünya geneline göre daha yüksek faiz önerdikleri ve paralarının değer kaybı yabancı yatırımcıya daha çok para kazandırdığı için bu tür rezerv paraların kazanç sağlamak için sıcak para[vi] olarak geldiği ekonomiler haline dönüşmüştür. Sıcak para geldiğinde kurlar üzerinde düşürücü etki yaparken geri gittiğinde de kurlar üzerinde yükseltici etki yaratmaktadır.

Parası rezerv para konumunda olan ekonomilerde parasal genişlemenin enflasyon yaratmamasının nedeni de küreselleşmedir. Küreselleşme öncesinde sermaye hareketleri böylesine serbest değilken yani rezerv paralar dünyada bu kadar rahat tur atamazken merkez bankaları sonuçta enflasyona yol açacağı için para arzıyla oynayarak ekonomiyi canlandırmaktan korkarlardı. Oysa küreselleşme sonrasında sermaye hareketleri serbest kalınca bu ülkelerin bastığı paralar, başka ülkelerin de alış verişlerinde kullandıkları rezerv para konumunda olduğu için, sınırları aşarak bütün dünyaya yayıldılar ve içeride enflasyona yol açmadılar. Ne var ki bu paralar günün birinde gelişmiş ülkeler parasal sıkılaştırmaya geçip de faizleri artırmaya yönelince geri dönecek. Bu geri dönüş iyi planlanamazsa gelişmiş ülkeler için ciddi sıkıntılara yol açabilir. Bu işi en net şekilde görüp önlem almaya çalışan kurum ABD Merkez Bankası Fed’dir. Eğer 2018 sonlarında başlayan bozulma olmasaydı Fed, piyasaya sürdüğü paraları belirli bir plan çerçevesinde geri çekmeye başlamıştı. Bozulma ortaya çıkınca bu eylemden vaz geçerek yeniden parasal gevşemeye geri döndü. Fed’den bugünlerde yine yavaş yavaş parasal sıkılaştırmayı yaşama geçireceğine ilişkin sinyaller geliyor.   

Özetle söylemek gerekirse küreselleşmenin geldiği bu aşamada parası rezerv para konumunda olan gelişmiş ekonomilerin uygulayacağı para politikası, sermaye hareketlerinin serbestliği sonucu, yurt dışına çıkışlar nedeniyle beklenen etkinlikte olmuyor. Gelişme yolundaki ekonomiler açısından konuya baktığımızda onlarda da dışarıdan gelen bu yabancı paraların çokluğu ve dolarizasyon etkisiyle uygulanan para politikası yeterli etkinliğe ulaşamıyor. Bu durumda ekonomiye yön vermek ve etkin bir ekonomi politikası uygulayabilmek açısından yapılması gereken şey para politikasının yanında mutlaka etkili bir maliye politikası[vii] uygulamasına gidilmesidir. Para ve maliye politikalarının birbirini destekleyici biçimde bir arada uygulanması her zaman önemliydi ama bugün bu mesele her zamankinden daha önemli görünüyor. 



[i] Fisher’in yazdığı özgün eşitlik MV = PT şeklindedir ve bu eşitlikteki T: Satılan mal miktarını gösterir. 

[ii] GSYH Zımni Deflatörü için şu yazıma bakılabilir:

https://www.mahfiegilmez.com/2013/11/manset-enflasyon.html

[iii] Burada nihai mal veya hizmet ifadesiyle neyi kastettiğimizi anlatabilmek için ekmeği örnek olarak alalım. GSYH hesabında ekmeği hesaba katıyorsak ekmeğin üretimine girmiş olan buğdayı, unu, suyu, mayayı ve üretimde kullanılan emeği, elektriği, fırının giderlerini, kirasını ayrıca hesaba katmamamız gerekir. Çünkü bunları da hesaba katarsak çift sayım yapmış, GSYH’yi olduğundan büyük hesaplamış oluruz. 

[iv] V’nin bu şekilde denklem içinden hesaplanıp sonra yeniden denkleme yerleştirilmesi bir çeşit totoloji olarak kabul edilir (Bir şeyi kendi kaplamıyla tanımlamak.) Bu tür tanımlar yeni bir bilgi vermez. V’yi denklem içinden değil de dışarıdan hesaplamak mümkün olursa o zaman bu denklem anlam kazanır (Bununla birlikte bu denklemi sembolik olarak anlatımımızı kolaylaştırmak amacıyla kullandığımız gözden kaçırılmamalıdır.) 

[v] Kaydi para yaratma mekanizması için şu yazıma bakılabilir:

https://www.mahfiegilmez.com/2019/11/piyasada-ne-kadar-nakit-para-var.html 

[vi] Sıcak paranın nasıl kazandığı konusunu merak edenler şu yazıma bakabilir:

https://www.mahfiegilmez.com/2021/01/scak-para-kazanyor-biz-kaybediyoruz.html 

[vii] Maliye politikasının kapsamı için şu yazıma bakılabilir:

https://www.mahfiegilmez.com/2018/05/ekonomi-politikas-zor-durumda.html

Yorumlar

  1. Hocam türlü swap antlaşmaları liraya pansuman olurmu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yarayı sürekli kaşıyan biri varsa pansuman yapmak nafiledir :) Swap sadece rezervleri şişkin gösterir. Hoca değilim. Yanılıyorsam lütfen düzeltiniz.

      Sil
    2. Swapla gelen swapla gider.

      Sil
    3. Güzel makale elinize sağlık. Bu arada size bir sitemde bulunmak istiyorum. Pandeminin ilk dönemlerinde para basımından (70 Milyar TL) sonra alelacele açıklama yapıp (para basılmasına başta karşı çıktığınız halde) enflasyonu artırmadığını ve bu para basımının çok da kötü olmadığını açıklamıştınız. Oysa kaydi para basılı paranın 10 katına kadar hayali paranın ortaya çıkması demektir. Bu kaydi para da yavaş yavaş oluştuğu için bir anda mevduatlara yansımamaktadır. Öyle de oldu ve sonrasında enflasyonun nasıl fırladığını gördük. Tabi basılı para yavaş yavaş azaltıldı ama olan oldu. Öyle sanıyorum ki gelişmiş ülkelerin aşırı parasal genişlemelerinden etkilendiniz. Oysa kaydi para ile bu makalenizi birleştirdiğimizde (benim ısrarla ifade ettiğim gibi) onların para basması ile bizim para basmamız aynı şey değil sonucuna gelmiş olundu. Neticede bizim para basmamız enflasyonun olağanüstü artmasına neden oldu. TÜİK rakamlarına bakmayın. Ben arabamı bir yılda iki kat fiyatına sattım. Kısaca ifade etmek gerekirse Kapitalizm bizi para yoluyla perişan ediyor ve yine öyle sanıyorum ki dünyadaki dolar şişkinliğini yeni bir dijital parayla ortadan kaldıracaklar. Aksi takdirde dediğiniz gibi kendi sonları olur.

      Sil
  2. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Hocam öncelikle elinize sağlık. Yanlış hatırlamıyorsam önceki yıllarda okuduğum bir makalede Dolar talebinin yalnızca 1/3'ünün Amerika sınırları içerisinde olduğu bilgisi yer alıyordu. Bu durum FED'in parasal genişlemede daha rahat hareket etmesine sebep olabilir mi ? Çünkü basılan para ülke içinde enflasyon yaratmaktan çok dünyada etki doğuruyor. Bir nevi enflasyon ihraç ediyorlar diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
  4. Siz melon şapka giyip, pipo içerek sokakta dolaşıyormuşsunuz.

    Vatandaşlarımıza üstün olduğunuzu göstermeye uğraşıyormuşsunuz.

    Doğru mu Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yaparsam yapayım sizin gibi soğuk espri yapanlarla uğraşmak mümkün olmayacağı için evden çıkmıyorum.

      Sil
  5. Hocam sadece kâr eden firmalara ve riski çok az olan kişilere kredi versek bunun ülkemize ne gibi bir zararı olur?
    Geçen sene oturduğu evini kayınbiraderine satıp kredi alanlar vardı. Bu insanlar o paraları hangi gelirle ödeyebilir ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu insanlar o paraları dolara yatırdığı için iyi kazandılar merak etmeyin.

      Sil
    2. Almanya dediğinizi yaptı, onu yapmadan önce dünyanın en büyük mal ihracatçısı idi, şimdi ikinci sıraya düştü. Devam ederse daha da düşer.

      Ben 2018 de dediğiniz gibi kayınbiraderin kiradaki evini hülle ile aldım.
      Yüzde 75 kredi kullandık. O zaman pound almıştım, 5.73TL idi, şimdi 12TL üzerine çıktı. Ortalamada kiraları faize gitti. Bir yıldır kiralar anaparadan da bir miktar ödüyor.

      Düzgün ödeme yapmama rağmen düşen TL sebebi ile o evden bir buçuk tane daha alabiliyorum.

      Faizler düşerse, evin borcunu yüzde iki ceza ödeyip tamamen kapatacağım. Sonra tekrar bütün bedeli ile banka kredisi üzerinden hülle satış yapacağız.

      Sil
  6. Mahfi bey,

    Adam Smith "iktisadın babası" olarak genel kabul görür. Fakat kendisi aslen "ahlâk profesörü" idi.

    Sizin yorumunuzu ve çözüm önerinizi merak ediyorum Mahfi bey, yargılamak için sormuyorum:

    Türkiye'de A kişisi: "Kızların açık-saçık giyinmesi, ahlâkımızı bozuyor." der.

    Türkiye'de B kişisi: "Kamuda tanınan-bilinen kişilerin yolsuzluğa bulaşmış olması, ahlâkımızı bozuyor." der.

    Dikkat ederseniz "ahlâk" kelimesi, korunup kollanması gereken, eğer bu yapılmazsa "ülkenin çöküşe gideceği" yönünde uyarılarda ve hâttâ eylemlerde bulunulan bir konsept olarak, herkes tarafından kullanılıyor.

    Ahlâk bekçiliği yapmaya hevesli çok kişi var, ama, bekçiliğini yapmaya heveslendikleri ahlâk çeşit çeşit.

    Buradan, insanların gündelik hayatındaki her davranışını "müphem bir ahlâkçılık" dayatmasıyla dizayn etmeyi amaçlayan, nihayetinde insanların özgürlüklerini sakatlayan bir Türkiye'ye dönüştük.

    Sadece ama sadece "eğitim reformu" yapmanın, bu boğucu konsepti değiştirmeye tek başına yeterli olmayacağı kanaatindeyim.

    Biraz gaddarca bulabilirsiniz düşüncemi ama, birkaç kuşağın geçmesi gerekmiyor mu? Yoksa, kuşaklar değişse bile, "müphem ahlâkçılık dayatmaları" devam eder mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanıtı için bakılması gereken yer dini inanç ile günlük yaşamın kesiştiği yer.

      Sil
    2. Ahlâk denen kavramın temeli, neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan "sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma" ilkesine dayanır ki bu açıdan Bonobo maymunlarının insanlardan daha üstün bir ahlâk anlayışına sahip oldukları bilimsel araştırmalarla gösterilmiştir. Zaten evrensel ahlâk kuralları da tüm dinlerden bağımsız olarak, bu temel ilkeye göre şekillenmişlerdir. Evrensel ahlâk kuralları sayesinde "ahlâk" denen kavram günümüzde öznel (sublektif) ya da "müphem" olmaktan çıkmış, nesnel (objektif) hale dönüşmüştür. İnsan hakları evrensel bildirgesini dikkatlice okursanız orada aslında evrensel ahlâk kurallarından bahsedildiğini görürsünüz.

      Sizin verdiğiniz örnekler bence bu açıdan bakıldığında hatalı. Neden derseniz:

      Türkiye'deki A kişisinin ahlâk anlayışı özneldir. Evrensel ahlâk kurallarının da temelindeki ilkeye göre kendi kızının örneğin başı kapalı, ya da çarşaflı dolaşmasından başkalarının rahatsız olmasını, hatta ahlâksızlık olarak nitelemesini istemiyorsa başkalarının kızlarının nasıl giyindiklerine karışmaz, inançlarının etkisiyle ahlâksızlık olarak görmez, böylece giyim-kuşam konusunda evrensel ahlâk kurallarına uygun toplumsal bir uzlaşı sağlanır.

      Türkiye'deki B kişisinin savunduğu ahlâk anlayışı nesneldir ve evrensel ahlâk kurallarına uygundur, uygar dünyanın istisnasız tümünün doğru kabul ettiği bir ahlâk anlayışıdır. Bunun tersine inananlar varsa, kamu görevlilerinin yolsuzluk yapmalarının ahlâklı bir davranış olduğunu savunuyorlar demektir. Bunlar, muhtemelen örneğinizdeki A kişisi ile aynı grupta yer alan, inançları gereği giyim-kuşam da dahil her konuya öznel yaklaşan kişilerdir.

      Sözün özü, insanlara temel eğitimden itibaren evrensel ahlâk kuralları öğretilir ve içselleştirilmeleri sağlanırsa sorun kolaylıkla çözülür. Dini kurallara göre eğitim verilirse öznel bir ahlâk anlayışına sahip olurlar ve aradan bırakın birkaç kuşağı, yüzlerce yıl bile geçse evrensel insan olamazlar. Bugün ülkemizde yaşadığımız ahlâk sorunun temelinde de bu yatmaktadır.

      Sil
    3. Bir iktisat öğrencisi olarak bildiklerimi paylaşmadan önce yanlışım olursa şimdiden özür diliyorum.

      "Adam Smith "iktisadın babası" olarak genel kabul görür. Fakat kendisi aslen "ahlâk profesörü" idi." diyerek giriş yapmışsınız yazınıza. Ben, iki cümleyi bağlamak amacıyla kullandığınız "fakat" kelimesine çok takıldım. Sanıyorum, iktisat denince benim aklıma gelenler ile sizin aklınıza gelenler arasında fark var.

      Öncelikle iktisat, sadece parasal işlerle ilgilenen, ekonomik verileri analiz eden, politika üretmeye yardımcı olan bir bilim değildir. İktisat; ekonomik ajanlar arasındaki ilişkileri inceleyen ve bu ilişkilerin insanoğlunun ilk dönemlerinde dahi nasıl olduğunu araştırma gayesiyle antropoloji ile içli dışlı olan, dünya tarihinde belirli dönemlerde ülkelerin - krallıkların - imparatorlukların ürettikleri politikalar üzerinde yadsınamaz etkisi olan teoloji ile içli dışlı olan, fikirsel akımların ve özellikle bu akımlarla yorumlanışlarıyla yani felsefeyle içli dışlı olan, çeşitli kültürlerin ve toplulukların neden birbirlerinden farklı olduklarını ve bu farklılıkların ne gibi sonuçlar doğurduğunun merakıyla sosyoloji ile içli dışlı olan, insanoğlunun neden tek bir dil konuşmak yerine farklı diller ürettiğini ve bu dillerdeki kelimelerin yoğunluğuna ve farklılığına göre nasıl bir yaşam tarzları olduğunu ve bunun ne gibi sonuçları olduğunu öğrenmek gayesiyle filoloji ile içli dışlı olan, daha nice sayamadığım bilimler ile belli bir uyum içinde olan SOSYAL bir bilimdir. Yani Adam Smith'in ahlak profesörü olması garipsenecek bir durum değildir, ki iktisadın babası olarak kabul edilmesinin sebebi, ilk kez iktisadi düşünceleri üretmiş olmasından değil, var olan düşünceleri (kendi dünya görüşü çerçevesinde) temelleriyle ve ilişkileriyle birlikte bir bütün haline getirmesinden dolayıdır. Düşünsel anlamda bakıldığında birçok konuda fikir beyan etmiş Sokrates, Platon, Aristo, Xenopon, Çanakya (Hint Machiavelli) gibi düşünürlerin de iktisat literatüründe önemli yeri vardır. Yani Adam Smith'in ahlak profesörü olmasının "fakat" kelimesi ile söylenmesi bana göre pek anlamlı olmuyor.

      Sil
  7. Sn. Hocam, daha önceki yazılarınızda sıklıkla tekrarladığınız gibi ana sorun Hukuk, Eğitim, Etik ana başlıklarında yani yapısal reformlarda düğümleniyor.

    YanıtlaSil
  8. Hocam bizim kafalar çok kalın, bunları almıyor. Bize Sedat PEKER gibi anlatın. Aspirin şeklinde. Öğrencilerinizi ise ameliyat edin. Derin derin anlatın onlara. SAYGILARIMLA.
    R. ÖZTAŞ

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben onu beceremem, herkesin yeteneği farklıdır.

      Sil
    2. Bir de böyle mafyatik tiplerin meşrulaştırılması var. Adam mafya, hırsız ve daha fazlası, gelmiş onun gibi anlat diyorlar. Adam, çalmış çırpmış , yurtdışına çıkmış, ordan nasıl çaldıklarını hikaye anlatıyor. bir de mafyanın adını büyük harfle yazmış.

      Sen git mafyanı dinle, nasıl anlatıyorsan öyle dinle. Mahfi bey anlatılabilecek en güzel şekli ile anlatıyor, en basit şekli ile sunuyor.

      Sil
    3. Her konuyu uzmanından dinlemek lâzım. İktisat öğrenmek istiyorsanız Mahfi hoca'yı okuyun, dinleyin. Devletin, aslında millete hizmet amacı ile kurulmuş hayati mekanizmalarına çökmüş bir güruhun mafya ile işbirliği halinde işlediği suçları ise Sedat Peker ve benzerlerinden dinleyin. Yani Sedat Peker gibi kişileri "suç örgütü lideri" diye niteleyerek anlattıklarını da önemsizleştirmek doğru değildir zira işlenen ve işlenmekte olan suçlar ancak "suç örgütü liderleri"nden öğrenilir...

      Sil
    4. Sn Mahdut, keşke, suç örgütü liderinin yaptıklarını savcılık makamından örgüt lideri hapise atılınca dinleseydik. SP ilk günden ne olduğu belli, onun bunun malına siyasilerin gücünü kullanarak çökmek, karşılarına çıkanı kamu bürokrasisine yerleştirdikleri kişilerin gücü ile korkutmak, tüm bunları bizim çocukların okullarına,öğretmenlerine, kütüphanelerine, hastaların sağlık giderlerine gitmesi gereken vergilerimiz ile yapmak.

      Sil
    5. Sn Adsız,

      Sedat Peker de zaten mesih olduğunu iddia etmiyor. Sizin de haklı olarak şikayet, hatta isyan ettiğiniz o suçların ortaklarına baktığımızda savcılık makamının hepimizin beklentisi olan aksiyonu neden almadığını ya da alamadığını anlıyoruz. Eğer bunları anlatmasaydı bu suçlar da hiç duymadığımız binlerce benzeri gibi gizli kalacaktı, şimdi en azından bir bir ortaya çıkıyorlar. Elbette ideali sizin söylediğinizdir, halka düşen ise ideal olmasa da en azından ona yakın bir sistemi kurabilecek kişileri iktidara getirip Sedat Peker'lere muhtaç olmadan yaşamaktır. Halihazırda kadıyı kadıya şikayet etmek durumunda bulunduğumuz bir ortam mevcut olduğundan suçların ve suçluların ifşasını da mecburen suç örgütü liderlerinden bekliyoruz...

      Sil
  9. Mahfi bey

    (1a) ÜFE ile TÜFE arasındaki açık devasa boyutlarda olmasına rağmen, üreticilerin bu fiyatları son etiketlere yansıt(a)mamasının TEMEL sebebi; insanlarının alım gücünün iyi olmadığını bilmelerinden mi kaynaklanıyor? TEMEL sebep bu mu?

    (1b) Üreticiler, sırtlarındaki artan maliyeti son etiketlere daha nereye kadar, ne zamana kadar yansıtmak istemezler? Dayanıklı olmanın da bir sınırı, sonu yok mu?

    (2) Dolar/TL kurundaki dalga boyu çok yüksek ve siz bu konuda sıklıkla yazıyorsunuz:

    26 Mayıs tarihli yazınız: https://www.mahfiegilmez.com/2021/05/tl-nicin-deger-kaybediyor.html
    18 Haziran tarihli yazınız: https://www.mahfiegilmez.com/2021/06/dolar-yukselten-beklentiler-ve-sonuclar.html

    Kurda dalgalanma hâlâ devam ediyor. Vatandaşların isyan etmemesinin sebepleri neler olabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1a) ÜFE'de hizmetler yok, kayıtlar daha çok firmalardan alınıyor o nedenle daha gerçekçi
      1b) Üreticiler stoka çalışıyorsa dayanabilirler. Sonra sıra satışa gelince fiyatlar artabilir.
      2) Vatandaş ağırlıklı olarak dolarda olduğundan ses çıkarmıyor.

      Sil
  10. Kaleminize sağlık hocam. Sizce Merkez Bankası önümüzdeki ay politika faizini düşür mü ( kur ve fiyat baskısına rağmen)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiçbir fikrim yok çünkü MB'nin hangi etkiler altında karar verdiğini bilmiyorum.

      Sil
  11. Saygıdeğer Hocam, ülke gündemine bakınca sizin yazdıklarınız ile ilgili ne söyleyeceğimi bilemiyorum.
    Yazınız ve emeğiniz için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sürekli ülke gündemine bakarsak bilimden koparız. O da bizi daha da yanlış yerlere götürür.

      Sil
    2. Dersimi tekrar hatırlattınız, çok teşekkür ederim.

      Sil
  12. Kaldor-Hicks verimliklik teorisini hiç duydunuz mu Mahfi bey?

    YanıtlaSil
  13. Hocam yazınız için teşekkürler ,ellerinize sağlık. Dolarizasyon kavramının içine hapsolmuş ve Sıcak Para denen yabancı yatırımına muhtaç hale gelen Türkiye ekonomisine Merkez Bankası araçları artık ne kadar müdahale edebilir ? Merkez Bankası'nın her geçen gün geri dönüşsüz bir güç kaybına uğradığını hissediyor ve otonomisini kaybettiği için üzülüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer gerçekten müdahale etmek isterse hala imkanı var.

      Sil
  14. Hocam emeğinize sağlık. Para ve maliye politikasi arasinda gunumuzde bir kolerasyon olduğunu düşünmüyorum. Ikisi arasindaki makas ciddi biçimde acildi. Para politikasinda kararli ve disiplinli bir durus olmadigi gibi, maliye politikasida ayni sekilde devam ediyor. Guven ortami zemininde ekonomi politikalari olusturulmadan sorunun cozumune iliskin yapilan cabalarda boşa gidecektir diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet haklısınız bizdeki uygulamada ikisi birbirinin aksi yönde çalışıyor.

      Sil
  15. Merkez bankasının para basması, Bankaların kaydi para yaratması, Borç para, Sıcak para borsa işlemleri ve swap anlaşması yani para takası. Bunlar ekonomiye para pompalamak için atılan adımlar ancak sonuçta hepsi zararlı yatırımlara gittiğinde işler çok karışacak.

    Merkez bastığı para ile devlet tahvili alıp açık kapatıyor bunun üretime katkısı yok.

    Bankalar kaydi para yaratıp kredilerle büyüme yüksek görünüyor ancak bu krediler aynı sektörlere ve Sanayi eğitim arge gibi sürekli getirisi olmayan işler ve hatta çoğu zombi şirketlere iflas etmemesi için verilen krediler. Bunlarda çok büyük risk.

    Borç para adı üzerinde ödeme günü geldiğinde faiz ile birlikte anapara ödemesi için verilen ve süre sonu geri alınan para. Bu paralarda üretime girmiyor günü kurtarmak için.

    Sıcak para borsada hisselerden para kazanmak için gelen ve bizim gibi sığ olan borsada yüksek hacimli işlemle küçük balıkları yok eden kumar masası gibi bu para herzaman tehlikelidir özellikle gelişmemiş ekonomilerde küçük yatırımcıyı yok eder ve güveni bitirir.

    Swap ise tamamen komedi benim paramı al ve sende bana senin paranı ver kağıt üzerinde brüt rezerv yüksek görünür ancak günü gelince geri verilen paradır.

    Bunların hepsi iyi kullanılmadığında ülkeyi daha fazla borç ve faiz sarmalına sokar.

    Para ekonomisi sadece sürekli hacmi artan borçlar ve sürekli balon borsa tahvil yatırımlar oluşturdu. Gerçek değer için gerçek fiyat olmalı. Çok fazla rant şişmiş fiyatlar enflasyon yaratan ekonomik sarmal bu işin sonu büyük ekonomileri vurmaya doğru gidiyor. Sonuçta diğer ekonomiler sıkıntıya girdiğinde ticaret hacmi daralır ihracat düşer gelişmiş ülkelerde de sıkıntı yaratır dahası enflasyon yaratması ise faizleri artırır zombi şirketleri batırır işsizlik çopalır ve ciddi resesyon hatta buhran dönme ihtimali yükselir diye düşünüyorum. Yanlışı düşünüyorum sizce hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır, doğru düşünüyorsunuz.

      Sil
    2. Sahtekarlardan neden korkuyoruz anlamış değilim. Sahtekar işi doğru yapmayan dürüst olmayan kişilerdir. Bizim bunlardan korkmamız da sorun var asıl sorun Sahtekarlardan korkanlarda.

      Doğru olan kanun nizama saygılı işini dürüst yapmaya çalışan bunun için emek harcayan herkes birleşmeli tek parti altında birleşip sahtekarlar karşı çıkmalı. Kimi bilgisiyle kimi malı ile kimi emeği ile birleşip ideolojiler kenara bırakılmalı ve tek bir parti ile herkesin ortak noktası hukuka saygılı bireylerin olduğu bir yol çizilmeli.

      Sahtekarlardan korkan halk ya ezilir yok olur yada onlarda sahtekar olur ve sistem bu şekilde kabul görür.

      Ben bu sistemi sistemi kabul etmiyorum para sisteminide bu ekonomik modelinde kabul etmiyorum ve mecbur kalmadıkça tüketim toplumu olmamak için harcama yapmıyorum. Bana dayatılan ev fiyatlarına itiraz ediyorum ve başka seçenek arıyorum.

      Sizde ideolojilerinizi bir kenara bırakın ve sisteme karşı durun yeni alternatifler bulun yoksa sistemi patlacak tüketimi kesin. Sonuçta yazdığınız gibi herşey ortada kabak gibi biliniyor sistemin nasıl çalıştığı yada hayali para ile birilerini zengin ettiği ve bu yolla sanal paraları çok olanların gerçek mal ve ürünlerin sahibi olduğu ortada.

      Yazdığınız doğru bu sistemin bilinen yüzü bu sistem nasıl bozulur nasıl karşı koyulur ise o şekilde yaşayın. Dünyanın fed amb IMF bunların adım atmasını beklemeyin emin olun çıkarları dışında herşeye karşılar. Bu sistem kabul edildiği sürece sürmeye devam eder. Yok etmek için tüketimi kesin kredileri kesin harcama yapmayın çünkü bu düzende önemli olan tek şey kredilerle öpara yaratmak.

      Sil
  16. Sevgili üstat,
    “…Oysa o tarihte M2; 3.325 milyon TL’dir….” Milyar TL mi olmalı?

    Cafer Demir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru hemen düzelttim, teşekkürler.

      Sil
    2. https://www.bddk.org.tr/BultenHaftalik/ burada 3,871 Milyar TL olarak geçiyor.

      Bu arada hocam siz doğru yazmıştınız aslında. Arada virgül olursa Milyar TL yazılır nokta olursa Milyon TL yazılır.

      Sil
  17. Gelişme yolundaki ülkelerdeki dolarizasyon ile yurtiçi yerleşiklerin varlıklarını borsada veya kripto borsasında değerlendirmesi arasında nasıl bir ilişki vardır?

    YanıtlaSil
  18. Hocam ülkemizin her alanda başarılı olabilmesi hangi durumların sonucu oluyor?Bizi diğerlerinin önüne çıkaran farkımız nedir?

    YanıtlaSil
  19. Tablodaki V'yi kısa vadede hiçbir şekilde etkilemenin yolu yok mu Hocam? Bir Hollywood komedi filminde karakterlerden birinin "benim 18 tane spor 1 tane de aile arabam var. Biz bugünlere bu israf sayesinde geldik. Yaşasın israf." diye bir repliği vardı. Bizim inancımızda ise "yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz" hükmü var. Bir keresinde bizdeki TOBB'un "Al Ver Ekonomiye Can Ver" kampanyası vardı ama toplumumuzdaki genel eğilim ele para geçince ev, araba, döviz, altın dörtlüsüne yönelmek.
    Sizce toplumumuzdaki girişimci ruh eksikliği neden köreldi? Eskiden Kızıl Elma ülküsü vardı. Cihat kültürü vardı. O sayede savaşlardan elde edilen ganimetle iyi kötü bir yerlere gelmiştik. Ama bilim kültürü çok kök budak salmadı. Sebebi mensubu olduğumuz din mi? Ama öte yandan dinimiz ilim Çin'de bile olsa gidip alınız diye emreder? Benim şahsi görüşüm bütün bunların sebebinin toplumda fırsat eşitliği yok düşüncesinin egemen olması. Adamını bulanın işini yürüttüğünü gören toplumun parlak beyinli üyelerinin kendini boş yere yormak istememesi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Spartacus,

      "Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz" dediği iddia edilen inancınızın kurucularının, sağlıklarında "edindikleri" hurmalıklarında, arazilerinde yüzlerce köle çalışır, hakkın rahmetine kavuştuklarında geride bıraktıkları altın külçelerini mirasçıları baltalarla bölerek paylaşırlardı.

      "Çin'de olsa gidip alın" dediği iddia edilen "ilim" ise sonraki nesillere yol gösterici olarak bıraktığı, hükümleri değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez kitabın içeriği ve o içeriği destekleyen bir takım "bilgiler" idi. Bu gözle bakarsanız belki içinde bulunduğumuz durumu daha sağlıklı değerlendirirsiniz...

      Sil
    2. Şah padişah imparator bunların olduğu yerde fırsat eşitliği olmaz mevki sahibine yakın olan akılsız da olsa kazanır ve bilgiyi başkasından çalıp padişaha götüren ödül alır ama bilgiyi üreten öldürülür çıkarcı tarafından.

      Şimdiki düzende aynen böyle oldu. Bu ülkede ne beyinler var sokakta çay ocağında konuştuğunda ne insanlar ve müthiş fikirleri var nasıl devlet bunlara destek olmuyor diyorum ama aslında onlarda bu işin farkında bu insanları dinleyip bilgisini projesini alıp adamın fikirlerini bedava alıp kendisi yapıyor adama da yol veriyor.

      Bu yüzden kimse üretmiyor artık yada konuşmuyor söylemiyor. Çünkü hırsız çok bilgi bilim hırsız çok başkasının fikirlerini hayeller ini bedava satın alan mevki sahipleri çoğaldı hepsi kendini kurnaz sanıyor ama insanlar uzaklaştıkça sorunlara çözüm üretemez oluyorlar ve luandaki durumda bu işte.

      Bende üniversite birincisiyim 6 yıldır işsizim sebebide çok basit benim mesleğinde hizmet sektöründe asgari ücrete çakılan yabancı dolu anladınız mı.

      Ayrıca itiraz etmeyen gerekirse müdür ile yakınlaşan günlük eğlenen çok güzel işçileri var.

      Türkiyede en büyük sorun yabancı kaçak işçi problemi oldu. Kendi insanımız eğitim alsa bile pratik yok çalışma imkanı yok özgürlüğü yok fikrini açıklama denileni yap mantığı ile işler yürüyor.

      Kısaca adalet olmayınca aslında hiçbirşey olmaz. İnsanda olmaz sahtekar çıkarcı günü kurtaran sovyet ülkeleri gibi ülkeler sınıfına girdik çıkarcı yalan söyleyen aldatan insanlarımız çoğaldı. Karnını doyurmak için insanları sahtekar yaptılar.

      Yalan alt kesimde var üst kesimde adalet varsa yayılamaz. Çünkü yukarısı yalanı ortaya çıkarır doğru ile yanlışı ortaya çıkarma gücü yetkisi mevkisi yaptırım ve uygulama imkanı vardır. Ancak yalan yukarıdan aşağıya yayıkıyırsa işte ozaman hızla yalan yayılır karşı çıkanı yok eder kendini hep haklı gösterir. Mahkeme kanun imkan medya herşey elindedir. Bizde yalan yukarıdan yağmur gibi yağıyor ve heryeri ıslıyor. Eğer altta dere olsaydı geçtiği yeri ıslar çoğu yer kuru kalırdı.

      Sil
    3. Sayın Mesuliyetli,
      Sizinki akıl, mantık, bilim değil düpedüz düşmanlık. Sallamadan önce biraz araştırsanız iyi olacak. Hz. Ömer yamalı bir cübbe giyerdi. Peygamberimizin vefatında geriye, nakit para olarak altın veya gümüş kalmamıştır. Elbise, iki kilim, bir çarşaf, birkaç su kabı, tencere, tarak, makas ve misvak gibi zaruri olan eşya ile bir de gümüş mührü kalmıştır.

      Sil
    4. Sayın Spartacus,

      Tam da beklediğim gibi bir yanıt vermişsiniz. Ülkemizdeki en önemli sorunlardan biri olan "neye inandığını bilmemek" sorununu canlı olarak örneklemişsiniz teşekkürler.

      Aslında islâm tarihçileri yazılarında son derece dürüst davranmışlardır. Örneğin ibn Hişam, ilk islâm tarihçisi kabul edilen İbn İshak'ın çalışmalarını kendi çalışmaları ile harmanlayarak ortaya çıkardığı kitabı "Siret-i ibn Hişam"da bu konuları çok net bir şekilde anlatır, okumanızı tavsiye ederim. İslâm tarihinin en temel kitaplarının başında gelir, diyanet yayınlarından bulabilirsiniz.

      Not: Araştırmaya Fedek hurmalıkları ile de başlayabilirsiniz. Bu konu sizi peygamberin mirasına, o miras paylaşımına halife Ömer'in, peygamberin kızının ölümüne kadar gidecek şekilde müdahalesine götürür. Oradan cennet ile müjdelenen 10 sahabiden Talha'nın, Zübeyir'in, halife Osman döneminde kur'an'ı derleyip bugünkü şekline getiren heyetin başındaki Zeyd.B.Sabit'in bıraktıkları miraslara falan geçmenizi öneririm, çok heyecanlıdır, hiç sıkılmazsınız...

      Sil
    5. Ön yargınızı kırmak atomu parçalamaktan da zor. Koca İslam tarihinden kendi kafanıza uygun bir tarihçi bulmuşsunuz nitekim. İbn-i İshak sonradan Müslüman olmuş bir hristiyan ve maalesef önceki dininden kalma bazı hurafeleri kitabına geçirmiş. Diğer İslam tarihçileri kendisini ve rivayetlerini güvenilir bulmaz. İslama olan kininiz sizi adaletsizlikten alıkoymasın.

      Sil
    6. Sn Spartacus,

      İslâm tarihi ile ilgili tüm bilgiler, İbn-İshak-İbn Hişam-Taberi zincirinden gelir. Beni ön yargılı olmakla suçlayıp kendi bilgisizliğinizi haklı çıkarmak için tüm islâm aleminin kabul ettiği bu gerçeği reddetmeniz ilginç olmuş doğrusu. Bildiğinizi düşündüğüm üzere ve eşyanın tabiatı gereği islâmın başlangıç döneminde peygamber dahil tüm müslümanlar başka bir dinden veya dinsizlikten gelmişlerdir, haliyle İbn İshak da bunlardan bir tanesidir.

      Sn Spartacus, enfal 1'de ganimetlerin tümünün, enfal 41'de ganimetlerin 1/5'inin Allah'a ve peygambere ait oldukları hükmü vardır. Ayrıca Haşr suresi 6-10 Fey kavramını tanımlar ve peygambere ait olduğunu belirtir. Kısaca şöyle belirteyim, savaş yapılmadan ele geçirilen mal-mülk-arazi Fey kapsamına girer ve peygambere aittir.

      İlk yorumunuzda bir dönem cihatla, ganimetlerle bir yerlere geldiğimizi kendiniz belirtmişsiniz. Acaba bu hükümler kur'an'da ne arıyor, sayın peygamberimiz de bu ganimetlerle, feyle bir yerlere gelmiş midir diye düşünmeyen de, onun miras olarak değerli mal-mülk bırakmadığını iddia eden de sizsiniz, ilginç.

      Önceki cevabımda, eğer Siret-i İbn Hişam'ı okumak ağır gelecekse hiç olmazsa Fedek hurmalıklarını araştırmanızı önermiştim. Bu hurmalık, aslında Hayber yahudilerine ait olup Fey kapsamında peygamberin mülkü olmuş Medine'nin en değerli hurmalığıdır ve peygamber tarafından kızı Fatıma'ya miras olarak bırakılmıştır. Sizin adaleti ile ünlü yamalı cübbeli halife Ömer ise bu durumu kabul etmemiş, Ali-Fatıma'nın evini basmış, Fatıma'nın ölümüne kadar giden bu baskın aslında Şii-Sünni bölünmesinin de ilk kıvılcımı olmuştur.

      Sn Spartacus, size hacı-hoca takımının anlattığı masalları bir kenara koyup tarafsız bir gözle okumaya başlamazsanız ne islâmı, ne de islâm tarihini öğrenemezsiniz. Öğrenmek için hiçbir zaman geç değildir, nereden başlasanız kârdır...

      Sil
    7. Sayın Mesuliyetli,
      Sizin arzunuz gerçeği bulmak değil, yüreğinizde oluşan öfke ve kini dindirmek. İslam aleyhine bir metin bulduğunuzda hemen işte gerçek İslam deyip onu doğru kabul ediyorsunuz. Farklı rivayetler ise masal oluyor. Öyleyse size bir masal daha anlatayım:

      Yakut'un, Mu'cemu'l-Buldân'da anlatımına göre Fedek, Medine'ye iki üç günlük mesafede, akar suları ve bol hurmalıklarıyla ünlü bir kasabadır. Hicretin yedinci yılında (629), Hz. Peygamber, Hayber'i fethedince kendi topraklarının da işgal edileceğinden korkan Fedek halkı, Peygamber'e haber salıp kendi topraklarında kalmak ve yarıcılık yapmak kaydıyla topraklarını teslim etmeyi önermişler, bu öneri kabul edilince Fedek, barış yoluyla fethedilmiş ve savaşsız ele geçtiği için Allah Elçisi'nin özel mülkü olmuştur.

      Peygamber, hayatında buranın geliriyle ailesinin zorunlu masraflarını karşılar ve fazlasını yolculara harcardı. Yani Fedek, Hz. Peygamber'in vakfıydı. Hz. Peygamber'in vefatından sonra Ebubekir, bu toprağı Hz. Peygamber gibi tasarruf etmek istemiştir. Peygamber'in kızı Fatma, Ebubekir'e gelip, toprağın babasından kaldığını söylemiş ise de Ebubekir, "Biz peygamberler miras bırakmayız" hadisine dayanarak talebi reddetmiştir.

      Fatma, bu toprağın kendisine miras değil, hediye olduğunu, babasının, sağlığında burayı kendisine verdiğini söylemiş. Ebubekir buna tanık istemiş. Ali ile Ümmü Eymen tanıklık etmiş ise de Ebubekir, "Tanık olarak iki erkek veya bir erkek iki kadın gerekir" diyerek Fatma'nın isteğini kabul etmemiştir.

      Bir rivayete göre babasının vefatından sonra Hz. Fatma, Hz. Eubekir'e geldi, "Sana kim varistir" diye sordu. Ebubekir, "Çocuklarım, ailem" dedi. "Peki öyleyse sen niçin Allah Elçisi'nin mirasını bizim elimizden alıyorsun?" dedi Fatma. Ebubekir, "Ey Allah Elçisi'nin kızı, ben onun altın ve gümüş mirasını almadım" dedi. Fatma, "Hayber'deki payımızı, Fedek sadakamızı (vakfımızı) niçin elimizden alıyorsun?" dedi. Ebubekir, "Ey Allah Elçisi'nin kızı, bu, hayatımda Allah'ın bana verdiği bir lokmadır (bir nasiptir). Ben öldükten sonra (çocuklarıma kalmayacak) Müslümanların olacaktır" dedi.

      Sil
    8. Sn Spartacus,

      Buraya taşıdığınız masalı islâmi sitelerde belki bir yerini değiştirip gerçeğe uydurarak yazarlar umuduyla o kadar çok okudum ki, sayısını tahmin edemezsiniz. Neyse, zaten siz de masal olduğunu kabul ederek copy-paste yapmışsınız, sorun kalmamış. Hacı hoca takımının gerçekleri çarpıtmak için anlattıkları masallardan bir örnek ver deseydiniz ben de herhangi bir islâmi siteden tam da bunu kopyalar yapıştırırdım, beni sıkıntıdan kurtardığınız için çok teşekkürler.

      Not: Dinler soyut kavramlardır ama toplumlara verdikleri zarar, ülkemizde de her gün deneyimlediğimiz üzere somuttur. Bu nedenle ateistler herhangi bir dine öfke duymazlar, o dinin bir şekilde kandırılmış mensuplarına gerçekleri anlatıp gözlerini açmaya çalışırlar. Sizde işe yaramayacağı belli de, bunları okuyan "kalbi mühürlenmemiş" başka arkadaşlar yararlanırlar belki :)

      Sil
    9. Fedek hurmalıkları işi epey karışık.

      Rivayet üzerine rivayet, olay üzerine olay birbirine girmiş. Peygamber dönemi ve sonraki halifeler dönemi kayıtların eksik tutulduğu dönemler. Kimin gücü var ise onun borusunun öttüğü bir dönem. Hiç bir konuda uzlaşı yok.

      Fedek olayı ile ilgili kayıtlar, Emevilerin düzenli bir devlet kurmasından sonra biliniyor. Abbasiler ve Emeviler döneminde yerel güç devşirmek için bir ona bir buna verilen bir mülk.

      Konu özetine gelince, Fatıma, Ebu bekirden burayı istiyor. Ebu bekir de mala konmak istiyor. Önce Fatımanın şahitlerini bir bahane ile kabul etmiyor. Yukarda yazılmış. Fatıma burası babamdan bana miras kaldı, nasıl senin çocukların mirasçı ise burası da bana miras diyor. Ebu bekir de, senin baban peygamberdi. Peygamber miras filan bırakmaz, bıraktıkları sadakadır, peygamber ailesi sadaka alamaz deyip Fatımayı başından savıyor.

      Topa, Ayşe de giriyor. Biliyorsunuz Ayşe, Muhammedin karısı, Ebubekir in de kızı. Ayşe de, peygamberin varisi olmaz. bıraktıkları sadakadır, ancak Muhammed kendisi o maldan ihtiyacı kadar yeme hakkına sahiptir, diyerek babasına arka çıkıyor.

      Ebu bekir politik bir adam. Ne diyeceğini bilen bir adam. Diyor ki ; Fatıma'cığım, senin baban benden daha mübarek bir adamdı, sen de benim kızlarımdan daha mübarek bir kızsın. Ama baban peygamber, ne yapalım, kendi ağzıyla miras bırakmadığını söyledi, elimden bir şey gelmez" tarzı ile iki güzel kelam ile siyasi eşrafa da mesajını veriyor, onların olası tepkisini 0 ın altında indiriyor. Tabi elalemin de çok umurundaydı mallara kimin çöktüğü? Onların işi halife ile. Onlar da peygamberin ailesi iyi aile hoş aile, hem de cennetlikler, mal mülk işlerine biz girmeyelim diye kulağın üstüne yatıyorlar.

      Fatıma aşırı sinirlenip gidiyor. Yapacak bir şeyi yok, gücü yok, elinde tapusu yok, kaydı yok. Kolay değil tabi, Yalova da çok büyük arsalarının olması gibi bir şey, malına çökseler sen ne yaparsın?

      Tabi Muhammedin diğer eşleri de Fedek ten pay istiyor ama karşılarındaki rakibeleri Ayşe, Ayşe yaman bir kadın, babası da halife olmuş, yedirmez malı.

      Tabi çok ilerde, bin yıl sonra, Abdülazîz b. Ahmed b. Abdürrahîm ed-Dihlevî, Muhtasar et-Tuhfetü’lİsnâaşeriyye gibi bu konuları Fatıma tarafını onurlandırmak için yazanlar, yahu tamam ebu bekir bir şekilde malları aldı ama, Fatıma da ona kızmadıydı, siz yanlış hatırlıyorsunuz, Fatıma Ebu bekirin isteğini kabul edip, mal davası gütmedi diye, Fatımaya politik bir destek çıkıyorlar, ama biraz geç kalıyorlar.

      gJ6&3w13xHPG&k23

      Sil
    10. Sn Adsız 19:22

      Fedek hurmalıkları, sizin de belirttiğiz gibi epeyce karışıktır. Temelde "mala çökme" gibi görünse de altında Ali'ye ve peygamber soyundan gelenlere (ehl-i beyt) duyulan büyük kin-öfke, Ümeyye-Haşimi çekişmesi yatar. Bunu, 8.Emevi halifesi Ömer.b.Abdülaziz'in bu araziyi aradan 100 yıla yakın bir süre geçtikten sonra haksızlığı gidermek amacı ile peygamber soyundan gelenlere iade etmek istemesinden kısa süre öldürülmesi, yerine gelen 9.halife Yezid'in de ehlibeytten geri alması ile net şekilde görürüz.

      Katkınıza teşekkürler...

      Sil
  20. Gustave Le Bon "Topluluklarin Psikolojisi" kitabinda derki: Devletler ve devletin kurumlari bir toplulugun karekterini belirlemez, tam tersine, toplulugun karakteri devletin ve onun kurumlarinin karakterini belirler! Yani demem su ki, hak kukuku birilerinin lutuf edip topluma getirmesini beklemeyin bayanlar/beyler, bu devlet ve kurumlari sizin karekterinizi temsil ediyor! DEGISIN!

    YanıtlaSil
  21. Hocam Anayasal iktisat teorisi nin doğmasına neden olan ekonomiler ile Türkiye ekonomisinin benzerlikleri varmıdır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Var. Ama bizde Anayasa uygulanmıyor ki oraya yazacağımız ekonomik kurallar uygulansın.

      Sil
  22. Hocam emeğinize sağlık, teşekkürler.

    YanıtlaSil
  23. Hocam inferisin devamını sabırsızlıkla bekliyoruz. Yaz içerisinde okuma fırsatımız olur mu

    YanıtlaSil
  24. Hocam, Bakan Elvan ikinci çeyrekte 'yüzde 20 büyüme' beklentisi açıkladı,enflasyonun üstünde büyüme pratikte mümkün olurmu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elvan bakanım baz etkisine güveniyor.

      Sil
    2. Geçen yılın ikinci çeyreği eksi 10,3 olduğu için bu yılın ikinci çeyreği baz etkisiyle çok yüksek çıkacak.

      Sil
  25. Hocam, Allah aşkına söyler misiniz.
    Haberlere yeni düştü, 200 bin kişiyi 100Milyon dolar dolandırmışlar.
    Daha önce bitcoin borsacısı da 75 veya 100 milyon dolar götürmüştü.
    Ondan önce çiftlik bank var, ismi bile ben vurguncuyum derken o da bi bu kadar götürdü.

    Bu adamlar bu paraları yemek için yurtdışına çıkarıyorlar.
    Her sene bildiğimiz bu kadarlık bir enayi kaynaklı yurtdışına para çıkışı var.

    Bunu ne para teorisi durduracak, hangi para politikası engel olacak?
    Dolar normalde yükselen bir şey, bir de enayiler yüzünden yükseliyor, bedelini biz ödüyoruz.

    YanıtlaSil
  26. Saygıdeğer hocam,
    Öncelikle elinize sağlık.

    " ... P = 0,148 ( 2020 yılı GSYH zımni deflatörü )
    ... değerler eşitlikte yerine yerine koyulduğunda ise P = 1,148 ... "

    2020 yılı GSYH zımni deflatörü 1,148 mi olmalı ?

    YanıtlaSil
  27. Hocam o halde bizim Açık Piyasa İşlemlerinden vazgeçmemiz de gerekmez mi?

    Çok bilgilendirici bir yazı olmuş her zaman ki gibi kaleminize sağlık.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?/evds/dashboard/1441

      Hocam bu linkten baktığımızda TCMB'nin TL fonlaması günlük 300 milyar TL civarı birde sanırım bir bu kadar daha Swap ile TL yaratılmıyor mu?

      Sil
  28. Hocam, teessüflerimizi iletiyorum, hiç demiyorsunuz ki, kamu borçlarına yeniden af geldi.

    30 Haziran SGK 7256 geçen senenki yapılandırma taksit ödeme günüm, bugün ödeme yapmak için siteye girdim. SGK site ekranına bir baktım, 7326 diye bir şey var. İnternette arttım, yeni bir af gelmiş. Hemen başvurdum tabi. Ödeme de Kasım ayına kadar ötelendi.

    Devletimiz ne güzel bir hizmet yapmış.

    YanıtlaSil
  29. Hocam teknik bir soru soracagim;
    Herhangi bir ulkede Ana gecis Koprulerindeki fiyat gecis ucretlerinin ve Arabali vapur fiyatlarinin yuksek oranda dusmesi o ulkede enflasyona ozelinde gida enflasyonuna etkisi dusus yonunde olur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer gıda taşıyan tırlar paralı köprü ve otoyollardan geçerek gıda getiriyorlarsa olur.

      Sil
  30. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  31. Elinize sağlık hocam, yine çok bilgilendirici bir yazi hazırlamissiniz. "Parası rezerv para konumunda olan ekonomilerde parasal genişlemenin enflasyon yaratmamasının nedeni de küreselleşmedir" cumleniz oldukca onemli geldi bana. Bu ulkeler, enflasyon sorunu olusturmuyorsa, paralarini geri cagirma derdine neden dusuyorlar. Tesekkurler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rezervlere Ne Oldu?

Ne Oldu da TL Değer Kazandı?