Türkiye’nin Sorunlar Envanteri

“Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkânını vermiyor” Ahmet Hamdi Tanpınar

  

Sorunlar Envanteri Çıkarmak

Bugüne kadar hep yapısal reformları anlatmaya çalıştım. Bu sefer hedef olarak kabul ettiğimiz muasır medeniyetler (çağdaş uygarlıklar) düzeyine çıkmayı engelleyen sorunlarımızın neler olduğunu ortaya koymayı deneyeceğim. Bunlar aynı zamanda çağdaş dünyanın bize baktığında risk olarak nitelediği sorunlar.

Bizim en ciddi sorunlarımızdan birisi çoğunu kendi başımıza yarattığımız sorunları, sorun olarak görmemek ya da onları birer sorun olarak kabul etmemek. Öyle olunca da sorunları azaltma ve çözme çabası içine girmiyoruz. Bırakın mevcutları çözmeyi her gün bu envantere yeni sorunlar ekliyoruz. Sonuçta sorun sayısı sürekli artıyor.

Sorunları çözmek için önce başlıca sorunların neler olduğunu yazalım. Bu liste tam bir liste değil, buna eklemeler yapılabilir kuşkusuz.

 

Hukuk

“Hukukun bittiği yerde diktatörlük başlar” John Locke

 

Hukukun herkese eşit ve tarafsız biçimde uygulanmayışı (hukukun üstünlüğünün bulunmayışı)

Yasaların, yasaları yapanlara ve uygulayanlara uygulanmaması

Kadınlara ve çocuklara karşı şiddet ve tacizin gerektiği biçimde kovuşturmaya ve cezalandırmaya konu olmaması (İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasıyla bu konudaki kötü yaklaşım cesaretlendirilmiş oldu.)

Hayvan haklarının yeterince korunmaması

İktidarın görüşleri aleyhine verilmiş, AİHM kararları dâhil, yargı kararlarının uygulanmaması

Yargının muhalefet için caydırmak ve sindirmek için bir araç olarak kullanılması

Yargıdaki atamalarda siyasetin en üst düzeyde rol oynaması

Bütün bu uygulamaların bir sonucu olarak Türkiye,  en iyinin ilk sırada bulunduğu Hukukun Üstünlüğü Endeksinde toplam 128 ülke arasında 107’nci sırada yer alıyor (https://worldjusticeproject.org/our-work/research-and-data/wjp-rule-law-index-2020)

 

Siyasal Konular ve Dış Politika

“Devlet yönetiminde üç büyük tehlike vardır: Yasamanın yürütme gücünü eline geçirmesi ya da tam tersi, yasa koyucuların kendi koydukları kurallara uymaması, yasa koyucuların kuralları kendi durumlarına göre yapması.” John Locke

 

Demokrasi eksikliği

Güçler ayrımının olmayışı

Laiklik ilkesinin zedelenmesi

Siyasal partiler yasasının lider sultasını özendirici yapıda olması

Yüksek Seçim Kurulunun tümüyle bağımsız olmaması

Merkezi yönetimle yerel yönetimler arasındaki ilişkilerin siyasal içeriğe dayalı olarak kurulması

Bütün komşularla sorunlu olunması

Bizimle yakın ilgili olan üç büyük güçle, ABD, AB ve Rusya ile sorunlu ilişkilerin düzene sokulamaması

Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin yürtülememesi

Bütün bunların bir sonucu olarak Türkiye, en iyinin ilk sırada bulunduğu Siyasal İstikrar Endeksinde 194 ülke arasında 174’üncü sırada yer alıyor

(https://www.theglobaleconomy.com/rankings/wb_political_stability/)

 

Eğitim

“Osmanlıyı bilim yolundan ayrılması, aydınlanmaya sırt çevirmesi batırdı. Bilimden ayrılanı kurt kapar.” 

 

Eğitimde sorgulayıcı, araştırıcı ve analitik bir yönteme dayanmak yerine ezbere dayalı yöntemlerin tercih edilmesi

Okullarda bilimin gerektirdiği eğitimin dinsel inanç süzgecinden geçirilerek biçimlendirilmesi, bilim ile din arasındaki konuların dinsel inanca göre kitaplara konulması veya konulmaması

YÖK’ün demokratik ve özgür üniversite yapısını önleyici tutumu

Üniversitelerin kendi rektörlerini, fakültelerin kendi dekanlarını seçme hakkından yoksun bırakılması

Gereksiz üniversite ve bölümlerin varlığı ve bazı bölümlere ihtiyaçtan çok fazla öğrenci alınması

Bunların sonucu olarak Türkiye, en iyinin ilk sırada yer aldığı OECD ülkeleri öğrencilerine uygulanan PISA testi sonuçlarına göre yeri 37 OECD ülkesi arasında 31’inci sıradır. OECD ortalama puanları ve Türkiye puanları (ikinci sayılar) şöyledir: Okuma: 487 / 466, Matematik: 489 / 454, bilim: 498 / 468.

(https://www.oecd.org/pisa/Combined_Executive_Summaries_PISA_2018.pdf)

 

Kamu Hizmeti Görevlileri

“Millete efendilik yoktur; hizmet etme vardır.” Mustafa Kemal Atatürk

“Kamu hizmetinde olmayı amaç edindiyseniz kamuya hizmet edin kendinize değil.” Jack Abramoff

 

Kamu hizmetinde görev alanların atanma ve yükselmelerinde liyakatin değil taraftarlığın esas alınması

Kamu görevlilerinin yaptıkları işte yetki kullanamamaları

Bunların sonucu olarak Türkiye, en iyinin ilk sırada yer aldığı Kamu Görevi Etkinliği Endeksinde 38 ülke arasında 32’nci sırada yer alıyor

(https://www.instituteforgovernment.org.uk/blog/uk-comes-top-2019-international-civil-service-effectiveness-index)

 

Ekonomi/Maliye

“Magna Carta'dan beri (1215) demokrasinin olmazsa olmaz (sine qua non) koşulu; hükümetin halktan topladığı vergileri nerelere harcadığının hesabını kuruş kuruş vermesidir. Bu hesabın verilmediği yerde demokrasi yok demektir.” 

 

Enflasyonun yüksekliği

İşsizliğin yüksekliği ve sistemin yeni iş yaratmadaki yetersizliği

Dış Borçların yüksekliği

Hesapsız verilmiş Hazine garantileri

Faizlerin yüksekliği

TL’nin dış değer kayıplarının sürekliliği ve yüksekliği

Cari açık ve/veya bütçe açığı vermeksizin büyüyeme sorunu

Merkez Bankası’nın swap hariç net rezervlerinin eksi olması

Bütçe açığının vergi affı, imar affı gibi tek seferlik önlemlerle kapatılması ve bunların ahlaki bozulmaya yol açması

Vergi sisteminin dolaylı vergilere dayanması ve bunun yarattığı adaletsizlik

Katma değer yaratma sorunu

Teşvik sisteminin ürün teşviki yerine kent veya sektör teşvikine yönelmesi sonucu teşvik olmaktan çıkması

Planlama eksikliği

Tarım kesiminin giderek ihmal edilmesi, köyden kente göçlerin bu nedenle artması ve tarımsal üretimin gerilemesi

Faiz konusundaki takıntıların da etkisiyle uygulanan yanlış para ve maliye politikaları

Bunların sonucu olarak Türkiye, en iyinin ilk sırada yer aldığı Ekonomik Özgürlük Endeksinde 169 ülke arasında 76’ncı sırada yer alıyor (https://www.heritage.org/index/country/turkey/)

 

Yolsuzluklar   

“Minareyi çalan kılıfını hazırlar” Türk Atasözü

 

Siyasal iktidara yakın kişilerin yaptığı öne sürülen yolsuzlukların soruşturulmaması

Kamu harcamalarında şeffaflık ve hesap verilebilirlik eksikliği

Denetim eksikliği

Yargı denetiminin işletilememesi

Bunların sonucu olarak Türkiye, en iyinin ilk sırada yer aldığı Yolsuzluk Algı Endeksinde 180 ülke arasında 86’ncı sırada yer alıyor (https://www.seffaflik.org/cpi2020/)

 

Kurumsal Eksikler ve Yanlışlar

“Hükümetlerin getirdiği çözümler genellikle sorunun kendisi kadar kötü olur.” Milton Friedman

 

Merkez Bankasının bağımsızlığının sıklıkla zedelenmesi

Düzenleyici ve Denetleyici Kurumların bağımsızlığının tümüyle tartışmalı hale gelmiş olması (RTÜK örneği)

TÜİK’e yönelik siyasal yaklaşımların bir sonucu olarak yayınlanan istatistiklere duyulan güvenin yok olması

Vergi denetiminin siyasal iktidarın yönlendirmesinden bağımsız hale getirilememiş olması

Bunların sonucu olarak Türkiye, en iyinin ilk sırada yer aldığı Yönetişim Etkinlik Endeksinde Yolsuzluk Algı Endeksinde 180 ülke arasında 57’nci sırada yer alıyor (https://solability.com/the-global-sustainable-competitiveness-index/the-index/governance-capital)

 

Medya

“Basın özgürlüğünden doğan sorunların giderilme yolu yine basın özgürlüğüdür.” Mustafa Kemal Atatürk

 

Medya patronlarının medya dışında işlerle uğraşmaları ve bunun sonucu olarak siyasal iktidarın etkisi ve yönlendirmesi altında bulunmaları  

Basın özgürlüğünün en düşük düzeyde olması

Siyasal iktidara eleştiri yönetenlerin çeşitli yollarla baskı altına alınması veya gözdağı verilmesi

Bunların sonucu olarak Türkiye, en iyinin ilk sırada yer aldığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde 180 ülke arasında 153’üncü sırada bulunuyor (https://rsf.org/en/ranking/2021)

 

Çevre

“Dünya insanların ihtiyacını karşılayacak şeyleri verir ama insanların hırsını gideremez.” Mahatma Gandhi

 

Çevreye saygısız yapılaşma

Rant uğruna ormanları yok eden, denizleri, gölleri, nehirleri kirleten projelerin yaşama geçirilmesi

Tarım alanlarının giderek küçülmesi, hayvancılığın gerilemesi

Paris İklim Antlaşmasının imzalandığı halde onaylanmaması

Bunların sonucu olarak Türkiye, en iyinin ilk sırada yer aldığı Çevre Performans Endeksinde  180 ülke arasında 99’uncu sırada bulunuyor (https://epi.yale.edu/epi-results/2020/country/tur)

 

Çözüm Yolu

“Yaşam sorun çözmek demektir.” Karl R. Popper

 

Bu sorunları ortadan kaldıramadığımız hatta tam tersine üzerlerine sürekli yenilerini eklediğimiz için Venezuela ve Arjantin’le birlikte dünyanın en riskli ülkeleri arasında yer alıyoruz. 

Çağdaş uygarlıklar düzeyini yakalamayı hedefleyen bir yapı değişikliği anlamında yapısal reform yapmak istiyorsak burada ele aldığım sorunları teker teker ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bu işe hukukun üstünlüğünü sağlayarak başlarsak attığımız her adımdan sonra Türkiye’nin risk priminin biraz daha düştüğünü görebiliriz. Hiç kuşkusuz asıl konu risk primini düşürmekten öte çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak ve halkına bunu verebilmektir. Risk priminin düşmesi çağdaş uygarlık düzeyine ilerlemenin bir yan ürünü olarak karşımıza çıkacaktır.

Yorumlar

  1. Her biri deve dişi gibi sorunlar ve hepsi de gerçek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepsi doğru ve bilinen şeyler de kim uygulayacak?

      Sil
  2. Yapısal reformlar rehberi gibi bir yazı olmuş hocam. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faruk Han :
      Özellike son 30 yılda hızlanan kentlilik oranının kültürel bir entegrasyonla beraber ilerlememesi sebebiyle oluşan toplum katmanları arasındaki kopukluk ve bunun neticesinde sayısal olarak artan ( ve toplumların çimentosu olan ) orta sınıfta yaşanan değerler erozyonu.

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Pek çok kanun var aynı şekilde, onları hukukun üstünlüğü altında toparlıyoruz.

      Sil
  4. Ülkede ki okumuş cahil sayısı en büyük temel nedendir bu yapı taşları değişebilir eğer insan zihniyeti değişirse ve ayrıca iltimas da bir sorun çeşiti bence

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanlış veya hatalı eğitimden kaynaklı

      Sil
    2. Yanlış veya hatalı eğitim eğitimsizlikten daha fazla riskli olmaktadır

      Sil
  5. Kötülerin çok, iyilerin az olması..!!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır..
      Sayıca az olan kötülerin, sayıları çok daha fazla olan iyilere oranla; çok fazla seslerinin çıkması, daha etkin, daha güçlü ve daha pervasız olmaları..Kaybedecek çok şeyleri olanların, bunları her ne pahasına olursa olsun ve her yolu deneyerek korumak için, hiç kimseyi dinlemeyip, gerektiğinde çok acımasız ve ahlaksız olabilmeleri..
      Sorun burda..

      Sil
    2. Evet , sizinki daha açıklayıcı olmuş 👏

      Sil
  6. Hocam 21 yaşında, İktisat ve aynı zamanda Siyaset Bilimi öğrencisiyim. Yazılarınızdan aldığım verim çok yüksek, emeğinizin hakkı ödenmez öncelikle bunun için çok teşekkür ederim, iyi ki varsınız.
    Tüm bunlara ek olarak kayıt dışı göçmen konusunun, önümüzdeki yıllarda ülkenin en büyük problemi haline geleceğini düşünüyorum. Maalesef neresinden tutsak elimizde kalıyor. İşin kötüsü artık toplumun bu durumu hak ettiğini de düşünmeye başladım. Biz insanca yaşamayı savunurken, ölümü değil yaşamı yüceltirken onlar bize düşmanca yaklaşıyorlar. En küçük olayda, yalnızca fikrimizi belirttiğimiz için terörist damgası yiyoruz. Market fiyatlarından hukukun durumuna kadar her şey ayan beyan meydanda ama çoğunluk hala kör ve sağır taklidi yapmakta ısrarcı. Söylemek istediğim daha çok şey var da artık anlamı yok

    YanıtlaSil
  7. Doğru hocam hepsi doğru da anlamazlar anlamazlar pek umudum yok hep diyoruz ama işte yok anlamıyorlar.

    YanıtlaSil
  8. Hocam gelişemeyecek olan ülkeler indeksinde kaçıncıyız?

    YanıtlaSil
  9. Toplumun yozlaşması ve yaşanan ahlaki çöküntü. Yukarıda saydığınız durumlar ülkenin bir kısmı tarafından sorun değil, çeşitli kazançlar elde edebilmek için bir fırsat olarak görülüyor ne yazık ki. Aslında yozalaşma ve ahlaki çöküntü belirttiğiniz sebeplerin sonucu fakat aynı zamanda gelecekte de saydığınız durumların devam etmesinin sebebi olacak. Kötü bir paradoksun içinde sıkıştık kaldık.

    YanıtlaSil
  10. Sorunların envanter olabilmesi sorunu.

    YanıtlaSil
  11. Anayasanın ilk dört maddesine; hukuka uymak ve hukukun üstünlüğü ilkesine saygı göstermek ve eğitim de çağdaş eğitimden uzaklaşmamak ilkeleri getirilmeli ve bunlara karşı eylem ve söylemler idam edilmeli.
    Bizim sorunumuz kafa yapımızda. Bunu değiştirmeden atılacak her eylem geçici olur.

    YanıtlaSil
  12. İşin iyi tarafı sorunlar o kadar çok ve birbiriyle bağlantılı ki bir alanda örneğin eğitim veya hukukun üstünlüğü konusunda başlatılacak gayretler hemen hemen diğer alanların tümünde de olumlu yansımalarını gösterebilir.

    YanıtlaSil
  13. Eksiksiz olarak LAİKLİK uygulanmadıkça çok zorluklar devam edecek.Zorunlu TRT kesintileri kaldırılmalı ki haber alma özgürlüğü olsun.Diyanet Tarafsız olmadıkça LAIKLİK tehlikede.Ordu Okul Cami ve Yargı asla siyasetçe yönetilmemeli....Kurtuluş ATATÜRK ' çü çağdaş bilimsel karma tam gün parasız eğitimle yetişen nesillere olacak.Sağolunuz iyi ki varsınız..

    YanıtlaSil
  14. Ahlâksızlığın "iyi ahlâk", cehaletin "ilim", kurnazlığın "feraset", kendi ülkesini yağmalamanın, kendi vatandaşlarının malına-mülküne çökmenin "ganimet" olarak kabul edildiği, vatan-millet kavramının "ümmet" ile yer değiştirdiği, kendisinden olmayanı insan kabul etmeyen, onları düşman olarak gören ve gösteren, her türlü zulmü uygulamayı da kendisine "hak" gören siyasal islâm, bütün bu sorunların biricik temelidir.

    Ülkenin bugünkü durumu, 1950'den itibaren laikliğin adım adım yok edilmesi ve dinin siyasetin tam göbeğine monte edilmesinin ulaştığı son noktadır. Laiklik hakkıyla uygulanıp tüm inançlar siyasetin-devlet yönetiminin dışına atılmadıkça bu ülkenin başı dertten kurtulmaz...

    YanıtlaSil
  15. Son dönemde yaşadığımız sorunlarda ülkeye çok büyük bir risk yarattığına inandığım ve demokratik bir cumhuriyette mutlaka olması gereken iki husus var; biri hesap verebilirliğin işlememesi, diğeri yönetimde açıklığın olmaması. Yapılan işler toplumdan gizleniyor ve kapı arkasından topluma rağmen iş çevriliyor.

    YanıtlaSil
  16. Toplumca birşeye körü körüne bağlanma sorununu da aşmalıyız bir siyasi partinin bu kadar yıl iktidarda kalması bence yanlış. Bu kadar uzun süre iktidarda kalmalarından dolayı bizler yaptıkları yanlış sayısı artık göz ardı edilemeyecek kadar arttığında farkına varıyoruz oysa belirli seçim yıllarında değişecek olsa halk tarafından doğru ve yanlışlar daha fark edilir şekilde olur. Kötünün iyisi değip yapılanlara da göz yummak yapılan yanlışları yapanlardan bizi de farksız kılar. Halkın düşünce yapısının da değişmeyeceği veya değiştiremeyeceğimiz için bu sözler nafile..

    YanıtlaSil
  17. Hocam elinize sağlık.Tüm vücudunuza sağlık.Nadir de olsa sizin gibi değerlerimiz var ve bunlar ülkeye katkı yapmak için elinden geleni yapıyor. Ancak umutlar tükeniyor. Saygılar,sevgiler minnetler sayın hocam.

    YanıtlaSil
  18. Seçim yolu ile seçilmiş hükümetin yıkılmaya çalışılması, dış güçlerin sürekli müdahalesi, aile yapımıza suikast edilmesi ve cinsiyetsiz nesil projesi, döviz lobisi, faiz lobisi, fetö/pkk/sedat peker gibi terör yapılanmaları. Bunların hiçbirini yukarıdaki listede göremedim sayın hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi Bey’in tespitleri yerine getirilirse yazdıklarınızın hiç birisi zaten olmaz.

      Sil
    2. Sayın Adsız 11:03,

      Daha az A-Haber, daha çok kitap okumanızı tavsiye etmekten başka çare yok. İnşallah ironi yapmışsınızdır ve ben sizi anlayamamışımdır.

      Sil
    3. İronidir o. Gerçek olsa o kafanın içindeki beyin çoktan vücudu terk etmeliydi 😉

      Sil
  19. Doğrusu ben bu alanlarda bizden daha kötü durumda olanların var olmasına şaşırdım desem yalan olmaz.

    YanıtlaSil
  20. Hocam daha önceki yazılarınızda eski Türkiye'nin daha iyi durumda olduğundan bahsediyordunuz. Peki bu sıralamalarda eski Türkiye yani 2002 öncesi Türkiye'nin durumu nasıldı bu sıralamaların neresindeydik

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu anketlerin çoğu o kadar eskiye gitmiyor.

      Sil
    2. Farkındayım hocam fakat sizin tahmininizi merak ettim. Eski Türkiye sıralamalarda bu kadar altlarda olur muydu

      Sil
    3. Bu konuda PISA'nin yetiskin bireylere yaptigi testlerin sonucuna bakilabilir. 2002 öncesi PISA sonucu olmayabilir; ama yanlis bilmiyorsam PISA sadece egitim yasina test yapmiyor. 2002 öncesi egitim almis bireylerin gösterdigi performansa bakilabilir. Yanlis hatirlamiyorsam ögrencilerin sonuclarindan cok farkli degil.

      Sil
  21. Kendi mesleki alanında uzun yıllara dayanan tecrübesi olanların, alanlarına ilişkin sorunların envanterlerini hazırlamalarını özellikle dilerim. Araştırmacı-yazar, bibliyograf olarak kütüphaneleri 45 yıldır kullanıyorum. Kullanıcı olarak dertlerimi içeren kısa bir liste hazırlamıştım. (Sanırım ülkemizde ilk kez yazıldı.). Paylaşırım: https://bulentagaoglu.blogspot.com/2021/06/kullanclara-yonelik-temel-kutuphane.html

    YanıtlaSil
  22. Uğurhan Akyüz14 Haziran 2021 12:15

    İdari pozisyonda da bulunmuş bir üniversite öğretim üyesi olarak üniversitelerde yöneticilerin seçimle gelmesini doğru bulmuyorum. Bugünkü atama sistemi de sakıncalı ama bunun yerine yine sakıncalı bir yöntemi önermek doğru değil. ABD'de üniversite rektörleri nasıl atanıyor buna bakılabilir. Düzgün bir mütevelli heyetinin atadığı, rektörün icraatlarının değerlendirildiği bir sistem daha doğru. Seçim popülizmden öteye götürmez üniversiteleri.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uğurhan Bey, düzgün mütevelli heyeti bir süre sonra farklı bir yapıya bürünüyor ve yine aynı yere geliyoruz.

      Sil
    2. kanımca işler donup dolaşıp insan kalitesine geliyor. Salt iyi egitim belki analitik dusunceyi hayatımıza sokar ancak ahlaken zayıf birey ,eline gecen her fırsatta sahsi menfaatlerini on plana cıkartarak toplum cikarlarını göz ardı edebilir. Yani kanımca onemli olan insanın aynaya bakabilmesi ve gördugunden memnun olabilmesi meselesidir. Gel gör ki ulkemizde " konu ekonomiyse gerisi teferruattır" . Yani aksam eve ne göturecegini dusunmek zorunda kalan vatandasa " once durust ol kardeşim "demek havada kalıyor

      Sil
  23. Yüreğinize ve ellerinize sağlık sn Eğilmez. gerçekçı ve anlamlı biçimde sorunları ve nedenleri ortaya koymuşsunuz. Anayasa'da yapısal değişikliklerin iktidar ve muhalefet işbirliği ile yapılmasının sakıncalarını somut örnekleriniz ortaya koyuyor.Önümüzdeki yıllarda KURUCU MECLİSE bile gerek duyulabilir. Sizin gibi donanımlı kişilere de ihtiyacı var ülkemizin.. .

    YanıtlaSil
  24. Kürt sorununu da ekleyin hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buradaki sorunların çoğu layıkıyla çözülürse Kürt sorunu önemli ölçüde hafifleyebilir ama ayrıca eklenmesi gerekir haklısınız.

      Sil
  25. Hocam bir yazida butun sorunlari ana basliklar halinde ozetlemissiniz. Pek umudum yok ama umarim ilgililer de okur ve bir ucundan geregini yapmaya baslarlar🙏🙏🙏

    YanıtlaSil
  26. Eğitimde, eğitimcilerin de sıkıntılı bir konu olduğunu düşünüyorum. Önce fikirlerimi belirtip sonra tek madde haline indirmeye çalışacağım hocam.
    Yöneticilerden başlayarak, eğitmen sıfatı altındaki kişilerin, modern hayat ve teknolojilerden uzak olduğunu düşünüyorum. Herkesin her şeyi bilmesi gibi bir iddiam yok ancak eğitimle ilgili kurumlarda çalışan tüm eğitmenlerin, sürekli olarak kendini geliştirme çabasında olması gerekiyor. Dünyadaki gelişmeleri takip edemeyen, gençleri "dünya vatandaşı" olarak hazırlayamayan eğitimciler, eğitimin en büyük belalarından birisi. Herkesin en iyi eğitimi alması gerekmiyor; bu durum hem yüksek maliyet doğurur hem de bazı öğrencilerin, ilkokul kademesinde eğitimden uzaklaşmasına neden olur. Ancak; bilgisayar kullanamayan, nasıl para kazanacağı öğretilmemiş, hakkını aramayı bilmeyen, neye ihtiyacı olduğunu bilmeyen ve ihtiyacını talep etmekten aciz kişileri eğitim sisteminden -bence liseden- mezun etmenin çok yanlış bir durum olduğu kanaatindeyim. Bunların ilkokul 4. sınıftan itibaren yavaş yavaş öğretilmeye başlanması gereken şeyler olduğu düşünüyorum. Her kesimden insanımız, dünya vatandaşı tanımının en azından bir ucunda bulunmalıdır.
    Eğitimcilere gelecek olursak; onların da yaşam boyu gelişim içinde olmaları gerekiyor. Eğitimin amacı geleceğe hazırlamakken, eğitimin; ideolojilerle, "geçmişimiz böyleydi, çok güzeldi"yle, din ile sınırlandırılması ve hatta öğretmenlerin ve eğitimcilerin dünyadaki; olaylardan, yaşanan durumlardan, dünyanın gelecek planlarından haberdar olmamaları kabul edilebilir değil. Ha, dersek ki okullarımız temel eğitim versin, çocuklar kendini geliştirsin; çocuklara nasıl öğrenecekleri öğretilsin en azından.

    Toparlarsak: Bazı eğitimcilerin, aldıkları eğitimle yetinmeleri ve kendini geliştirmeyi bırakarak maaş beklemeye başlamaları. Bunun yanında bakanlık konumunda görevli eğitimcilerin hazırladıkları programların şimdiye ve geleceğe yönelik olmaması ve öğrenmeyi öğretmemesi, diyebilirim.

    Tüm öfkemle eklemek istiyorum: bilgisayar kullanmayı öğrenmeyen, kendi kullanacağı programları öğrenmemekte ısrar eden tüm eğitimciler, eğitimcilikten uzaklaştırılmalıdır.

    YanıtlaSil
  27. Hocam yazi icin teşekkürler. Receteyi kısa ve öz biçimde yazmışsınız. Gayet net. Tekrar tesekkurler.

    YanıtlaSil
  28. Herzaman ki gibi neredeyse kusursuz tespitler.İyi ki varsınız.Envanterinizde Tarım-Su-Çevre konusu da yer alabilir mi? Tüm su tüketiminin %70’i tarımsal sulamada kullanılıyor.Tüm sulama sistemi , kapalı-doğal basınçlı sisteme dönüştürülmelidir.Bu yapıldığı takdirde;
    -) Tarımsal sulama tüketimi yarı yarıya azalır.
    -) Barajlardaki rezervler hep yeterli olur, olası kuraklık dönemleri için sigorta görevi yapar.
    -) Gübre kullanımı azalır.
    -) Üretim maliyetleri azalır.
    -) Verimlilik ve kalite artar.
    -) Toprağın yapısı iyileşir.
    -) Elektrik tüketimi azalır.
    -) Elektrik hatlarındaki ve trafolardaki arızalar azalır.
    -) Enerji nakil ve trafo yatırımları azalır.vs, vs.
    Uğurcan Nazlı
    Makina Mühendisi/Narenciye Üreticisi
    Kozan/Adana

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önerilerde genel olarak tarım ve çevre var ama bir daha bakacağım eksik olabilir tabii.

      Sil
    2. Aslında benim yazımın başlığı yanlış oldu.Çevre konusu diye başlığınız var zaten.Ben bu başlığınızı zenginleştirmek amacıyla çok önemli bir konuda sizin ve takipçilerinizin dikkatini çekmek, bundan sonraki çalışmalarınızda bu konuya önem vermeniz amacındaydım.Sağlıklı-üretken bir yaşam diliyorum.

      Sil
  29. Venezuela Arjantin yine iyi.... Venezuela ve Arjantinde nufus az. Cok uzun yillardir da artmiyor. Dahasi Yuzolcumune oranla nufus yogunlugu bizden kat be kat daha az seyrek nufuslu ulkeler. Venezuelayi bilmem de Arjantin nufusu diger latin amerika ulkeleri gibi mafya vs bulasmamis daha medeni bir gorunum sergiliyor.Yani Bizden cok daha avantajlilar.
    Cevreye gelince Benim bildigim en bakir el degmemis cografi yerler bu iki ulkede. Bakin mesela Brezilya icin bunun tam tersini soylerim. Nufus devasa nufus yogunlugu fazla cevresel zarar da ortada yagmur ormanlarina verdikleri kiymette ortada. Turkiye nufus yogunlugu ve cevresel zararda venezuela ve arjantinle kiyaslanamaz kiyaslansa kiyaslansa Brezilyanin muadili olur.
    Oteki verilerde zaten su goturmez bir benzerlik oldugu kuskusuz. Salt nufus ve nufus yogunlugu cevresel etki zarar konusunda bir bakisim.

    YanıtlaSil
  30. Mahfi Hocam, Göç ve buna bağlı olarak düzensiz kentleşme sonucunda yeni kasaba soylu ( Tanım İlber Ortaylı'ya aittir.) sınıfın, iktidar açgözlülüğü ,her şeyi çok çabuk tüketmesidir sebeplerden bir tanesi.
    Midesi aç insanı doyurabilirsiniz ama gözü aç insanı doyurmak nerdeyse imkansızdır. O yüzden Türk toplumunu çok yıpratıcı bir süreç bekliyor.

    YanıtlaSil
  31. Hocam, gerçek çözümü yazmamışsınız. "Sorunlar, onları yaratanların mantığı ile çözümlenemez."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslına bakarsanız bu sorunları yaratanların yalnızca siyasetçiler olduğunu söylememiz çok gerçekçi olmaz. Hepimizin bu sorunların oluşumunda az veya çok katkısı var.

      Sil
    2. En çok yapılan hatalarımızdan biri de bu. Sorunların gerçek kaynağını tespit edememiz. Özellikle de suçlu olarak hep başkalarını, muhalefeti göstermemiz. Muhalefet dediğimiz aslında kendimiz. Muhalefet işini iyi yapamıyorsa o zaman yapılacak şey muhalefet olmak. Bu da

      Sil
  32. Suriyelileri de eklemeliyiz. Diger gocmenler de keza banglades pakistan vs...Vatandaslik almalari lazim. Turkiye toplumuna tam entegre olmalari siyasal sosyal dini kulturel haklar elde etmeleri.Vatandaslik alarak diger Turk vatandaslari ile esit olmalilar.
    Bu baglamda onumuzdeki secimlerde eger demokrasiden bahsedilecekse sayet adil bir secim icin neredeyse burada 10 yili askindir yasayan suriyeliler de oy kullanmali yonetimde diger turk vatandaslari ile esit soz sahibi olmalilar.
    Dahasi gocmenlerin daha fazla egitim imkanindan yararlanmalari gerekiyor toplumun yuzdelik olarak temsiline gore kamuda ozel sektorde cesitlilik manasinda bu insanlar temsil edilmeli memur amir de kamu gorevlisi de ogretmende poliste olmalilar. Bu esitlik ve demokrasi icin sarttir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vatandaş olmadıklarını kim söyledi çatır çatır kimlik alıyorlar..

      Sil
  33. Ya ustat yazilarinizi okuyoruz cokta guzel yaziyorsunuz ulkemizin yanlislari var ama birazda dis guclerden emperyalist ulkelerden bahsetseniz birazda onlari elestirseniz olmaz mi.Birileri senin hakkini zorla alirken sen susarmisin Allah askina..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kim hangi hakkımızı zorla almış? Bizim ses çıkarmadığımız ya da onaylamadığımız bir şeyi kimse yapamaz.

      Sil
    2. Selam Unknown14 Haziran 2021 15:56;

      Sanırım hocamızın bloğunda, yabancı istihbaratın türk siyasetini nasıl dizayn ettiğini en çok, belki de tek yazan benim. Sizlerin oy verdiğiniz siyasilerin nasıl oralara getirildiğinden tutun, ülkenin inandığı dinin nasıl uluslar arası siyaset için manipüle edildiğine, ülke servetinin nasıl yurtdışına bilinçli bir şekilde çıkarılıp, ortadoğuda ülke aleyhine kullanıldığı hakkında yazdığım yorumlar vardır. Neticede ortadoğu pisliklerini Türk insanının maddiyatını kullanarak finanse eden bir sistem var.

      Hepsinin başarısının en büyük sebebi Türk halkının vurdumduymazlığı , adam sendeciliği, boşvermişliği, bağnaz cehaletidir. Dikkat edin, son 40 yıldır sözde Türk siyasiler de Türk halkının cehaletine yatırım yaparlar. Fırsat buldukça, umutsuz daha cahil insan gruplarının milyonlar ile ülke içine alırlar, daha kötü siyasi sistemi önerirler. Ülkenin ordusuna darbe yapılır, ordusu dağıtılır, ülkenin koruma kalkanı kozmik odalar kırılır. Yargıçlar ülke insanını uyarır, askerler uyarır. Hepsinde de Türk halkı kendi aleyhine olan seçeneklere onay verir.

      16 Nisan 2017 tarihinde baktılar, oylar aleyhte gelişiyor, saat 4ü 10 geçe Türk halkının iradesini hiçe sayan kararı deklare ettiler. Türkler ne yaptı? Sadece sustu. 4:30 da benim gibi yüzlerce kişi sandık görevlerimizden alındık, cep telefonlarımıza el konulup, 4 er gün nezarete atıldık. Polis aracına zorla bindirilip telefon alınana kadar ulaşabildiğim kadar kişiye durumu aktardım, onların da başkalarına ulaşmasını istedim. Türkler güzellik uykusuna devam ettiler.

      Türkiye üzerinde olan, üretilen, yaşayan herşeyi ve herkesi boş verdim. Türkiye'nin askeri açıdan boş arsa değeri çok yüksektir. Türk ordusunda çalıştım, ben batı ordusunda benzeri konumda çalışsam, Anadolu arsasında pay sahibi olabilmek için ağzımın suyu akardı. Bir şekilde üstündeki türkleri defetmek için elimden geleni yapardım.

      Bakın bu akşam, Türklere biçilen rol olan ucuz asker için pazarlık sonucu açıklanacak. Türkler ucuz asker olmayı kabul etmezse, güneylerinde daha ucuz güçlü bir askeri varlık bulacaklar, mafya+siyasetin içiçe geçtiği Türk diktatörlüğü daha yüksek sesle ilan edilip sermaye çevrelerine net mesaj verilecek, Batı ile ortaklıklarından ayrılmasının net planları yapılmaya başlanacak.

      Kimsenin şu aşamada kimseden zorla birşey aldığı yok.

      Zorla alım bir sonraki safha. 200 yıl önce herkesin Türkçe anlayabildiği, yarısına yakın nüfusun anadil olarak Türkçe konuştuğu, Türk arsası Balkanlarda, bugün nasıl Türkçe konuşan kalmamış ise, 100 yıl sonra da Konya ovasında Türkçe konuşan kalmaz. 500 yıl önce İstanbul da Türkçe konuşan yok idi, 150 yıl sonra da kalmayabilir.

      Daha önce yapılmış birşey, bugün de yapılamayacak bir şey değil. Hayatın, tarihin ilk belirlendiği toplum düzeninden beri değişmeyen kuralı budur. Malına sahip çıkmayanın malını yerler.

      wEH@l$xH5Ep^Uyp8

      Sil
    3. Haklarımızı zorla alan emperyalist güçlerin en başındaki zatla görüşebilmek için göbeğimiz çatladıydı, sonunda sayın cumhurbaşkanımız bugün büyük bir diplomasi başarısı göstererek 40-45 dakika görüştü galiba. Hepsini geri almıştır umarım...

      Sil
    4. her olumsuzluğu dış güçlerine bağlama sorununu atlamışsınız hocam.

      Sil
    5. Unknown, TC dünden bugüne;

      Bulgaristan içlerine ordu yürüten Atatürkten,
      Rus Büyükelçiliğine bir gece ansızın gidip telgraf çektiren Atatürkten,
      Hatay gibi büyük bir toprağı ülkeye katan Atatürkten;

      Mezar kaçıran yöneticilere,
      Kokain yürüten yöneticilere,
      Mafya'ya toprak veren yöneticilere kadar dış güçler epey iş yapmışlar.

      Demek ki dış güçler olmasa! millet Atatürk' ü saygıyla anıp dünyanın saygın milletleri arasına girmek için çok çalışcak.

      Sil
    6. Sn. Unknown Dış diyerek uzaklaştırmayalım, dahili de ve harici bedbaht lar olarak açıklandığı gibi içerden içerden yürütülür bizim gibi histerik, durumsal reaktif milletlerin operasyonları. Biz millet olarak ekseri oobleck tepkimesi veririz, sert vurursanız karşılığı sert olur, yumuşak yaklaşırsanız ses etmeyiz, akılcı davranamayız. Bizi bizden daha iyi tanıyanlar operasyonlarını buna göre düzenler, yüzyıl belki binyıllık planlar yaparlar. Türklerin sömürgesi hiç olmamıştır, ama medeni olan batıdır mesela. Türkler pek iyi kuyu kazıp, kapalı devre siyaset yapamaz.

      Birde Ana Ata kucağında edinilmesi gereken Anadolu irfanı, İslam hoşgörüsü elinden yavaş yavaş çalınınca, bedavadan üste atılı kalmış bir din ve sokaktan kazanılan-kaybedilen kültür. Maalesef düşünmeyen, üretmeyen, hep dahasını isteyen ulaşsa da mutlu olamayan bir millet doğurdu.

      Sonuç itibari ile Tarih tekerrürden ibaret 3 kere seçilip indirilen gene olmayınca asılan başların olduğu memleketimizde, elinden dini-ahlakı-hoşgörüsü çalınmış milletin karşısına geçip sen yobaz dincisin denildiğinde; sende dinsizsin diyeceği matematiğini okuyabilmek için toplum mühendisi olmaya gerek yok. Vesselam içi dışı birbirine geçmiş.

      Sil
  34. Genel adıyla kaçakçılık faaliyetleri, suç oranlarının yükselmesi, bir suç örgütü üyesinin( kendi deyimiyle ) açıklamaları, ülkede yaşayanların gelecek umudunun bile bulunmaması, yöneticilerin sorumluluğu kabul etmemesi, para yönetimini bilmemek, şeriat söylemlerinin fazlalaşması ....

    YanıtlaSil
  35. Sevgili Mahfi Hocam,
    Son 20 yıldır, inşaat teknolojisi alanında farklı ülkelerde inşaat projelerine katıldım. 6 ay ve daha uzun süreli projeler yaptığım ülkelerin bazıları şunlar : Türkiye, Çin, Libya, Tunus, Norveç, Kanada, Amerika, Fransa, Japonya.

    Çin'de inşaatlarda özellikle seramik duvar sıvaması, boyama, dış cephe çalışmalarında kadın işçi sayısı çoktur. Her inşaatta görürsünüz. Kadın işçiler, mevsim sebebi ile erkek işçiler gibi şort ile çalışırlar. Türkiye şartlarında belli semtlerdeki kadınların rahat giyebildiği şort ile sabahtan akşama kadar çalışırlar. Sözle veya fiziken taciz ile karşılaşmazlar.

    Aynısı, Norveç, Amerika, Fransa için de geçerli. Kadınlar iş güvenliği için tulum giymek zorunda değilse yaz sıcağında şort ile hem tarlalarda hem inşaatlarda çalışır, vinç kullanır, beton döker, kablolama yapar, tahta parke, seramik döşer, erkeklerin yaptığı her işi yaparlar.

    Ancak, ne zaman, Çin'in Batısı, Avrupanın doğusu arasında iş yapsanız, hiç bir inşaatta yoğun kadın işçi bulamazsınız. Bu coğrafyalar, bağnaz coğrafyaları. Gördüğüm kadarı ile Türkiye, bağnaz coğrafyanın bağnazlık liderliğine oynayan bir ülke.

    Bunu şunun için yazıyorum, inşaat işçileri Türkiye'de kültürel gelişim ve maddi imkan olarak en alt sınıf işçiler arasında görünür. Bulunduğumuz seviyeyi siz düşünün.

    Bu halk değişmeden hiç bir şey olmaz hocam. Türklerin kültürü, kendi ekonomik ve sosyal potansiyellerinin yarısını Türkiyeli olmak ile kafadan dışlayan bir kültür.


    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginç bilgiler için teşekkür ederim, şaşırtıcı.

      Sil
  36. Hocam elinize sağlık tarım politikasını unutmuşsunuz.

    Gittikçe artan nüfus ve köylerdeki nüfusun azalması (genç nüfusun sıfıra yakın) gelecek için kaygı verici.

    İklim değişikliğinden kaynaklı kuraklık ve dekara verimin azalması.

    Çiftçinin ürününe fiyat biçememesi. Kooparatifleşme eksikliğinden.

    Bu gibi sorunlara çözüm için iyi bir tarım politikası gerekli.

    YanıtlaSil
  37. Selam Sn Müşteşarım Mahfi Hocam,

    Erzurum Atatürk Ziraat Yüksek Mühendisi olarak 73'te mezun oldum.

    Bizim nesil ile çocuklarımızın zamanı, nüfus mobilizasyonu açısından çok büyük fark var.

    Bizim nesil için mesleki birikimi üretime çevirmenin en güzel -çoğunlukla hayatta tek yolu kamu hizmetlerinde görev almamız idi. O dönem bilirsiniz, özel sektör bile yoktu bizim alanlarımızda. Hoş, şimdi de yok. Adana, Konya, Kayseri, Nevşehir, Rize gibi değişik şehirlerde siyasi istekleri kabul etmediğimiz için sürüldük, bunu da iyi bilirsiniz. Sürüldük diyorum, çünkü benle beraber kabul etmeyen tüm arkadaşlarımızı bölge müdürlükleri her sene süre süre temizlerdi.

    Bizim nesil buna katlanırdı, çünkü şimdiki nesil gibi alternatifimiz yok idi. Benim tek alternatifim istifa edip, ziraat alet ve ilaçları bayiliği almak idi onu yaptım. Bunu yaparken de köy köy dolaşıp çiftçileri en iyi tarım uygulamaları konusunda eğittik, işimizin gereği buydu. Arada bayisi olduğum firma Almanya ve Hollanda da uygulamalı seminer yapardı, orda gördüklerimizi yine Anadolu çiftçisine ürün satarken aktardık.

    Benim çocuklar ise daha farklı. Elektrik ve bilgisayarda gelecek var diye, 13-14 yaşlarında elektrik ve yazılım üzerine eğilmelerini sağladım. 3ü de ülkede şanslarını denediler, yaşadıkları sıkıntılar bizim neslin sıkıntılarına benzer idi. En fazla duran evladım 30 yaşına kadar durdu. 30 yaşında başka ülkeye gitti. 6 torun var, 6sı da yabancı dil ile okuma yazma öğrendi. Türkçe yazamıyorlar, ama gördüklerini okuyabiliyorlar.

    Nereye geleceğim, bizim nesilin zoraki ülkede durmasının, ülke eşrafına bir faydası olurdu. Akademi bilgisini ahaliye iş yaparken aktarırdık. Çocuklarım bile dursalar, etraflarına çok faydaları olurdu. Ancak, öyle şeyler yaşıyorlar ki, bilgi ve görgülerini aktaracak iş ortamı bulmakta zorlanıyorlar. Bir de Batılı akranları ile ücretlerini kıyaslayınca moralleri bozuluyor.

    Kaliteli nüfusun, ülkeye katkısını da ülke istemez hale geldi. Sermaye gibi, kaliteli işçi de dolaşıyor. Çocukları yokluyorum, Batıda işiniz olmaz ise ne yaparsınız diye? Hepsi Çinde bile yüksek maaş ile iş yapabiliriz diyorlar. Benim gibi emekli bir kaç arkadaşın çocuklarına bakıyorum, onların da iş yapabilecekleri çıkmışlar, İtalyadan Amerikaya kadar nerdeyse her ülkede arkadaşlarımın da çocukları var.

    Değerli hocam, hukuk, sistem, para pul bulunur da bu kaliteli insan nesli bulunmaz. Bu çocukları eğitmek için çok emekler verildi. Hunharca nesilleri harcıyorlar. Ülkeye yazıktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin çocukları tebrik ederim kendileri ve aileleri için en doğru seçimi yapmışlar. Üzülecek bir şey yok ortada. Ben de kendi çocuğumun adaletin ve hürriyetin olduğu bir ülkede yaşamasını isterim.

      Sil
  38. En büyük yapısal reform aynı nüfuslu Almanya ile Türkiye karşılaştırıldığında, işgücü Almanya’da neden 46 milyon kişi iken Türkiye ‘de neden 26 milyon kişidir, bu farkın kapatılmasıdır. Janet Yellen gibi Çalışma Ekonomisi uzmanları gerekiyor Türkiye’ye.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek fark kadınların çalışma yaşamına sokulmamasıdır.

      Sil
  39. Mahfi hocam sizce Türkiye`nin 10-15 yıl arasında kendine yetecek enerji kaynağı bulana kadar yüksek kur politikası uygulaması mantıklı mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değil çünkü bu enflasyonu belirliyor.

      Sil
    2. ama o zaman tüketim yükseliyor ve cari açık oluşuyor + enerji açığı ekleniyor

      Sil
    3. faiz i yükseltirsen yatırım artmaz

      Sil
  40. Hocam Ali Babacan dönemindeki ortalama 70B Dolarlık caari açığın en büyük sebebi enerji kaynaklarıydı.( Yaklaşık 40B Dolar) Yani 30B Dolarlık hala açık olurdu. Fakat Türkiye`ye gelen direkt yabancı yatırımlar da yaklaşık 30B civarın da olduğu için Enflasyon oluşmazdı o yüzden faiz yükseltmesinede gerek kalmazdı. Fakat bu yatırım miktarı uzun süre sürdürülebilir olmadığı için yine caari açık vermeye başlardık.Bu durumda da Faiz arttırılmak zorunda kalırdı.İnsanlar, faiz yüksek olduğu için kredi çekip şirket kurup ihraacat yapamazlardı. Bu böyle bir kısır döngü olurdu. Fakat bu yüksek faizli kredileri 5 yıl ön ödemesiz verilmesi durumunda bu kısır döngüden çıkılabilir miydi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yukarıda sayılan sorunlar çözülmeden faizle bir yere gidilemez.

      Sil
    2. peki hocam, siz cari açık probemini tüketimi azaltmak yerine üretimi arttırmaya yönelik düşünüyorusunuz. Ama bu denendi ve sanayi sektörü inşaat şektörüne kaydı .Bu yüzden de cari açık arttı

      Sil
  41. Hocam iyi güzel diyorsunuz da çağdaş uygarlıklar olarak adlandırdığınız uygarlıklarların emperyalizminden insana bir çöp kadar bile değer vermeyişinden, gazze meselesinde çok açık bir şekilde gördük, keza ermeni soykırımı meselesinde de, ekonomi denilen şey siyasetle göbekten bağlı hocam medyası muhalefeti abd nin sözcülüğünü yapan bir ülke. Uluslararası raporların güvenilirliği tartışılsın. Hukuk devleti diye geçinen devletlerin mahkemelerinin, senatörlerinin iş adamları tarafından satın alındığı uygar devletler. Dünyada bazılarının gelişmesini istemeyen sömürgeci devletler var ve amaçları doğrultusunda ne gerekiyorsa yapıyorlar. Hatalarımız var elbet fakar hırsızın hiç suçu yok gibi davranmayın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ağzınıza sağlık kardeşim

      Sil
    2. Guzel ozetlemissin agzina saglik.Bende hocamizi bu yonden elestirmistim.Yillardir yazilarini takip ediyorum cokta faydalandim kendisinden ama birazda yazilarinda emperyalist somuru duzeninden bahsetmesini ve elestirmesini istiyorum.Hemen dis guclere baglamis gibi yazilar okudum.Hayir ulkemizi yonetenlerinde hatalari vardir ve hocamizin yazisindaki bir cok elestiriyede katiliyorum.

      Sil
    3. Sen razı olmadıkça kimse seni sömüremez. Boşuna kendinizi kandırmayın. Bu ülkenin başına ne gelmişse kendi seçtiği siyasetçilerin rızasıyla olmuştur. Halk on siyasetçileri tekrar tekrar seçmeye devam etmiştir. Halkın cehaletinden dolayı başkasını suçlama, o cehaleti de halk kendisi talep etmiştir.

      Sil
  42. Türkiye'nin derdi bitmez Mahfi hocam, sizi de, beni de, okuyanları da bitirir.
    En iyisi kendi bahçemizi güzelleştirelim.

    gA58hjBhCaZ*8Kqr

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz kendi hatalarımızı düzeltirsek, hırsı buralara sokmayız: Bakınız Atatürk dönemi.

      Sil
  43. Hocam elinize sağlık. Covid ve aşılanmayı risk olarak değerlendirebilir miyiz kısa dönemde?

    YanıtlaSil
  44. Hocam, sorun olmayan konulari yazsaniz daha az yorulurdunuz ...😃

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama o zaman sorunlara çözüm düşünmemeye devam ederdik.

      Sil
  45. Bu sitedeki bazı yorumların sonunda bulunan kriptografik imzaları doğrulamak için gerekli anahtarlar nerede paylaşılıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir şey yok. Bu sitede elimden geldiğince kişilere hakaret içermeyen, suçlama yapmayan yorumlara izin vermeye çalışıyorum.

      Sil
    2. Kripto yazanların bir kısmı eski askeri istihbaratçı. Birbirlerini tanımak için kripto kullanıyorlar. Korgeneral emeklisi bir akrabamdan öğrendim, yurtdışı görevler alırlarmış. Genel kurmay başkanından emir almazlar, direk Cumhurbaşkanı onlara emir verir, direk Cumhurbaşkanına karşı sorumluymuşlar.

      Öcalan'ı Moskova'da dinlemişler, Öcalan'ın Kenya'da yakalandığı havalanında silahlı pusu kurmuşlar, bir tanesi Kenya polisi kıyafeti giymiş, Öcalan'ın arabası ve arkasındaki arabada Öcalan'ın korumaları varken korumaların aracını trafikte durdurup teröristin havalanına korumasız girmesini sağlamış, eğer Öcalanı uçağa bindiremezlerse orda infaz edeceklermiş.

      Kozmik oda sonrasında öldürülenler veya yurtdışına çıkan kişiler bunlar. Başkanlık sistemi öncesinde ilk bunlardan kurtulmak istemişler. Ne kadarı öldürüldü akrabam da bilmiyor, bunlar öldürüldüyse bu ülke iflah olmaz bir daha demişti.

      Sil
    3. Yanıt verdiğiniz için teşekkür ederim.

      Sil
  46. Burada yazılan yorumlar elle mi onaylanıyor?

    YanıtlaSil
  47. Merhabalar hocam
    Yine güzel bir yazı olmuş
    Aslında yazdığınız sorunların çözümleri de birer cümlelik yasalar ile basit bir şekilde çözülebilir
    1) kamuda çalışanlar sadece bir maaş alabilir
    2)belediyelerdeki doğrudan temin yöntemi kaldırılmıştır
    3)belediye personel alımları kpss puanı ile alınacaktır.
    4)kamuda kullanılan araçlar yerli üretim olup gereksiz kullanımlar dan kaçınılacak tır.
    5)kamu zararı oluşturan bürokratlar sorgulanıp keyfi uygulama veya menfaat varsa cezalandırılacak tır.
    6)hakim ve savcılar keyfi ve menfaatlerine Uygun davranışlarından sorumludur ve yargılanır.
    7)düşük faizli kredi imkanları verimli alan olan tarım sanayi ve ARGE önceliği olmalıdır.
    8) hibe destekleri ileri teknoloji üreten şirketlere verilmelidir.
    9) elektrik faturalarından kesilen TRT payı yenilenebilir enerji kaynaklarına aktarılmalıdır.
    10) Tarımda toprak tahlili yapıp halkı yönlendirerek arz dengesizlikleri giderilmelidir.sezon başlamadan fiyat garantisi verilmelidir.alım kotaları kaldırılmalıdır.
    Zihniyet değişikliği ile hızlı bir toparlanma olacağını düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  48. Nasıl kalkınamayızin hap gibi tarifi olmuş hocam kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha doğrusu niçin kalkınamadık tarifi gibi oldu.

      Sil
  49. Sayın hocam, burada eksik kalan tek şey Atatürk'ün gençliğe hitabesi olmuş. Zaten bunu yürekten okuyup inananlar ve gerektiği gibi davranalar olsa hiç buralara kadar gelir miydik?

    YanıtlaSil
  50. Ülkeyi de aile gibi düşünürsek ; kredi ile ev, araba vs alıp durmuşuz. Borç gelirimizi aşmış, borcu borç la çevirmeye başlamışız ve artık kredi verecek banka da kalmamaya başlamış. Özelleştirme vs adı altında varlıklarımız icradan satılmaya başlamış biz de aile içi iletişim, demokrasi, çocukların eğitimi, komşular vs konuşuyoruz:) Bir aile borç batağına batarsa ne olur? Karı koca kavgası başlar, huzur kalmaz vs. O borçlar ödenip kasada zenginiz diyecek kadar varlık olmazsa demokrasiyle, hukukla vs ile karın doyar mı? Aç adamdan korkacaksın, tok adamdan zarar gelmez derler. Sonuçta öncelik borçların ödenmesi bence. Sonra hukuk, demokrasi, mutluluk hepsi gelir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke o kadar kolay olsa. Tam tersidir aslında: Hukukun üstünlüğü, demokrasi vb gelirse borçlar da ödenir.

      Sil
    2. Hukukun üstünlüğü,demokrasi geldiğinde kur düşüyor faiz düşüyor ama üretim artmıyor. Artsa bile tükettiğinden fazla artmıyor.

      Sil
    3. Adsiz Bey bu ailenin hikayesinin tamamini yazmayi unutmussunuz sanirim, müsaadenizle tamamlayayim.

      Bu aile kredi ile mala mülke doymadan önce bazi aile fertleri "Bu degirmenin suyu nereden geliyor" demis, baba "Üzümü ye bagini sorma" demis. "Bari nereden geldigini söylemiyorsun, evi arabayi nereden kaca aldin" demisler. Siz bana hesap mi soruyorsunuz diye azarlamis baba.

      Bazi aile bireyleri bu endiseleri ile dikkatli harcarken, bazilari da oh artik paramiz var diye bol keseden harcamaya baslamis. Ailenin bazi bireyler, "Baba bu isin sonu kötü, bari paranin bir kismiyla yatirim yapalim" demis. Baba "Arabayi degistirelim, itibardan tasarruf olmaz" demis.

      Mahallenin esnafi evin ekonomisi kötü gidiyor diye veresiye vermeyince durumu babalarina anlatmislar. Baba "Onlar bizim evimizi, arabamizi, tarlalari kiskaniyor; ondan öyle yapiyorlar. Siz ne lazimsa bana söyleyin, ben aksam getireyim" demis. Tarladan yeterince ürün alamayinca müteahhite vermeye karar vermis. Müteahhit tarlanin yerini biraz sapa bulunca baba "Olur mu canim öyle sey, sen yap binayi kiraci bulamazsan ben su fiyattan kiralarim." demis.
      Endiseli aile fertleri, baba adama tarlayi veriyoruz, kiraci bulamazsa üstüne bir de kira ödeyecegiz, adamin zarar etme ihtimali yok, sacma degil mi bu diye sormuslar. "Fena mi canim, gecer oturursunuz iste" diye yanit almislar.

      Sürec sizin dediginiz yere gelmis, borclar ödenemeyecek hale cikmis, aile ici gerginlik had safhaya cikmis. Bazilari bu durumdan ben kurtaririm diye babanin aile reisligine rakip olmaya kalkmis. Baba onlari ayrilikcilik yapmakla suclamis, aileyi birlik olmaya cagirmis. Simdi bu alie bu duruma gelene kadar, baba aileye karsi seffaf olmamis, kendisine gelen elestirileri ciddiye almamis, kendisine akil verenleri terslemis ve bu duruma gelmisler.

      Olaya böyle bakinca, hala seffaflik, hesap sorulabilirlik gibi demokrasinin önemli degerlerinin önemsiz oldugunu dusunuyor musunuz? Demokrasi, hukukun üstünlügü gibi degerler olmadigi icin düstügümüz bu durumdan yine bunlar olmadan mi cikacagiz?

      Sil
  51. Ülkede ticaret yapmak için kanunlara uymak yerine adamını bulmak gerekiyorsa veya bir işe girmek için torpil gerekiyorsa, işte o ülkede kanun vardır ama uygulama yoktur.

    Ticaret yapmak için halkın önü kesiliyorsa yada zorluk çıkarılıyor veya imyitiyazlı şekilde sadece birilerine lisans verilip diğerleri yapamıyorsa işte ozaman aç kalmamak için insanlar bir zaman sonra önü kesilen kanunlara uyamayan yada uyamsı imkansız hale getirilen kesim kanun dışı işlere bulaşır şuan olduğu gibi.

    Birilerine kredi imkan verip diğerlerinin önünün kesilmesi aslında zamanla oligarşi bir yapı oluşması sonucu belirli bir zümrenin zenginliği ve çoğunluğun fakirliği ile sonuçlanır ve parasız halk kanun dışı işlerde geçimini aramaya başlar. Buna yönlendiren sistemdir.

    Herhangi bir iş için bu market için dahil geçerli şuan, torpil gerekiyorsa veya genç iş bilmeyen asgari ücrete 12 saat çalışacak her denileni yapacak birilerine köle olacak bir yapı oluştuğuna göre halkın ya bu sisteme uyması yada sistem dışından beslenmesi bekleniyor demektir.

    Ticaret yapmak için Avrupa standartları getiren ülkemiz bir kamyonet çalıştırmak için sizden birçok belge istiyor ve o belgeyi almak için kamyonet parası istiyor bunu yerine getirecek adam da karşılığında taşımacılıktan sabah akşam çalıştığı halde mazot köprü sigorta harç kasko muayene trafik cezası park parası yer parası muhasebe ücreti derneğe üyelik parası gibi birçok para toplanıp akşama borçlu çıkıyorsa sistem çok sorunludur.

    Anlamadığınız şu ki bukadar ödeme yapmasını beklediğiniz insan, nasıl okadar para kazanacak yada o parayı kazanmak için köle gibi çalışsa bile iş olacakmı.

    Bizimkiler iş yapanların Avrupadan euro ile para kazandığını sanıp, ödemeyi Türk lirası ile ödüyor zannediyor. Akıl tutulması yaşıyorsunuz. Yaptığınız yanlış değil resmen zulümdür.

    YanıtlaSil
  52. Öncelikle kaleminize sağlık.
    Sorunların yapısını inceleyen bir çalışma için https://ggle.io/3cYM adresine; sorunların yapı taşlarını içeren liste içinse https://ggle.io/3f2y adresine göz atılabilir. Kuşkusuz, yapı taşlarının tek tek çözümü ancak orta ve uzun vadede mümkündür ama sanırım başkaca da yol görünmüyor.

    YanıtlaSil
  53. Faizin haram kabul edilmesi, enflasyonist ortamda parasının değerini korumak isteyenleri altın/döviz almaya yönlendiriyor. Bu nedenle döviz kuru ve faiz (cds) oranı yükseliyor.

    YanıtlaSil
  54. Bana kalırsa siz kendi tarzınız ile bu sisteme eleştiri getiriyorsunuz ama sizin hakkınızda sitem dolu konuşma yapan Ünsal Ünlü için bir cevabınız var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ünsal Beyi izledim. Hikayenin gidişini ya tam olarak izlememiş ya da başka bir anlam çıkarmış.
      Merkez Bankası Cuma günleri verileri yayınlar ve ben de genellikle ayda bir bu verilerden gidip hesaplama yaparak Merkez Bankası'nın rezervlerini hesaplar ve sosyal medyada paylaşırım. Bir gün önce Cumhurbaşkanı Merkez Bankası rezervleri 100 milyar dolar oldu diye bir açıklama yapmıştı. Ertesi gün ben şöyle bir tweet attım:
      "28 Mayıs 2021 itibarıyla TCMB'nin brüt rezervleri 93,7 milyar dolar, net rezervleri 13,6 milyar dolar, swap hariç net rezervleri eksi 56 milyar dolardır. Merkez Bankası rezervlerini güncellenmiş olarak aşağıdaki siteden izleyebilirsiniz."
      Bazı medya organları bu tweeti alarak "Mahfi Eğilmez'den Cumhurbaşkanı'na İtiraz" gibi başlıklarla bu tweeti manşete taşıdılar. Ben de şöyle bir tweet attım:
      "Benim hiç kimseye itirazım falan yok. Swap hariç net rezervlerin -56 milyar dolar olduğu Merkez Bankasının verilerinden çıkıyor."
      Burada yaptığım medyanın benim bir tweetim üzerimden kendi kafalarında oluşan itirazı yazmalarına karşı çıkmaktı.
      Ünsal Bey, ne yazık ki bu konuyu tamamen yanlış yorumlayarak benim korkup geri adım attığımı anlatmış, hatta buradan bir sosyolojik yorum çıkararak 'sistemin toplum üzerinde yarattığı korkuları' irdelemiş.
      Türk insanının temel sorunu meselenin özüne inmemek ilk okuduğundan yola çıkarak bir dünya analiz yapmaktır. Oysa benim tweetlerime, bloguma, kitaplarım, yazılarıma sadece göz atan birisi korkup korkmadığımı hemen anlar.
      Bu yorumu yapmadan önce beni arayabilirdi, aramamış kolay yoldan suçlamaya gitmiş. Ne yapalım, canı sağ olsun.

      Sil
  55. Mahfi Bey, biraz spordan konuşalım. Djokovic Roland Garros'u kazandı. 19. Grand Slam. Müthiş efor. Diğer yandan 20'şer Grand Slam ile Federer ve Nadal. Federer sakatlıktan çıktı ve Wimbledon için hazır olmaya çalışıyor. Onun sevdiği zemin. Bu üçlü hakkındaki fikirleriniz neler?

    Ayrıca Euro 2020 için favoriniz hangi ülke acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Federe artık 39 yaşında. 3 setten ötesine dayanması çok zor. Nadal (35) ile Djokovic (34) aşağı yukarı aynı yaşlarda. Hepsi çok deneyimli ama artık yaş faktörü zorlayıcı görünüyor. Djokovic sanki biraz daha hazır görünüyor.

      Sil
    2. Hocam, bir de Willams kardeşler var. Kadınların şanssızlıkları sadece kadınlar kategorisinde oynamaları, onları erkekler kategorilerine de alsalar, bir kaç grand slam kazanırlardı :P

      Gen hocam gen, afrikada aslandan kaçan büyük büyük ebebeynlerden, amerikada tarlalarda çalışan ebebeynlere genler sağlam gelişmiş :)

      Hocam, kadını canlı canlı gördüm. Seyirciler arasında ağzınızı açın, topu ağzınıza tıkar o kadar keskin atışları var.

      Sil
  56. Şu an yönetimde bulunan ve yönetime talip olan jenerasyonun bu sorunları çözemek için geçerli bir planı yok gibi duruyor, iş biz gençlere düşüyor sanki. Bu sorunların hepsi de birbirini besleyen sorunlar hocam, Nereden başlamak lazım sizce

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hukukun üstünlüğü. Onu çözersek birçok sorun zincirleme çözülebilir gibi duruyor.

      Sil
  57. Hocam çocukluğum boyunca her yaz ailem kuran kurslarına gönderdi sürekli şu yasak bu yasak büyüğe itaat ile yetiştirildim ailem adeta bir insan değil de bir köle gibi yetiştirdi sadece benim ailem değil çevremdeki bir çok insan böyle yetiştirildi yazmaya kalksam sayfalarca yazarım kısa bir özet geçtim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam, Türk insanı pedagojik eğitim almadığı için büyüklerinin hatalarını çocuklarına aktarıyorlar.

      2 yaşından beri çocuklar yurtdışında büyüdü, onlar küçük yaşta iken onları Türkiye'ye tatile getirmekten korkuyorum.

      4 yaşında iken bir aylığına gittiler. Çocuk oyun parkında komşu kadınlar kendi çocuklarına, yalan söyleme, yalan söylersen ağzına biber sürerim, yalan mı konuşuyorsun gibi laflar etmişler. Çocuklara bir kere bile yalan kelimesini kullanmadık, biz hep doğruyu söyle dedik onlara. Çocuk bana 6 ay yalan nedir, niye yalan söylenir, yalan söyleyince niye biber sürülür diye durmadan sorular sordu.

      5 yaşında iki aylığına ülkeye geldik. Oturduğum evin etrafı ağaçlık, sürekli ağaçların altında gezeriz. Türkiye'de yeşil bir alanda çocuk ağaçlara doğru koşup uzaklaşmaya başladı. Ben bakıyorum, bir şey demiyorum. Bir akrabam uzaktan nasıl bağırdı çocuğa ağaçlara gitme, yılan olur, kurt olur seni kapar ısırır. 3 saniye yetti. Akrabaya çok kızdım ama zararı verdi. Ben yokken de çocuğu kurt ve yılan ile korkutmuşlar. 2-3 ay evimizin yanındaki ağaçlara yaklaşmadı çocuk, gece bana soruyor ağaçların arkasında kurt gizlenir mi diye.

      Çocukları hep denize götürürüm, deli gibi sevinirler dalgalar ile oynarken. Girer çıkar, iki saniye çıkamazsa, biraz kendini kurtarmasını bekler, sonra zaten ben kucaklayıveririm, kontrollü şekilde suya bir daha atarım. İstanbulda havuza gitme gafletinde bulunmuşlar. Etraftaki ailelerin hepsi çocuklarına, aman suya girme, boğulursun, nefesin kesilir, suya yaklaşma gibi laflar etmişler. Çocuğun biri biraz dalınca, ailelerden biri kendi çocuğuna bak suya girersen onun gibi boğulursun diye de korkutmuş. Bizimki sudan korkmaya başladı. Çocuk haftalarca denize giremedi.

      Bu çocuklar büyüyorlar, sonra hırsız, sahtekar, yalancı insanları bir şekilde güç elde etti diye lider kabul ediyorlar. Bu tipler ile nasıl mücadele edeceklerini toplum onlara öğretmiyor, aksine hayatın parçası gibi toplum öğretiyor. Sonra mafyanın tekinin pis işlerini nasıl yaptığını merak ile izliyorlar, mafyaya saygı duyuyorlar.

      Kişilikleri 12-14 yaş arasında kalıyor gelişmiyor. Milyonları yöneten, 50 60 yaşlarında iş adamı oluyorlar bir bakıyorsun hepsi ergen velet kadar gelişmiş. Adam ülkeye lider olmuş, bir bakıyorsun, 13 yaşındaki kız çocuğunun karakterine sahip, millet asrın lideri diye peşine takılıyor.

      Askerde binlerce genç elimizden geçti. İnce - kaba motor yeteneklerinden, iş yapma tarzlarından, hareketlerinden hemen anlıyorsun onların ana-babalarının küçük yaşta veremediklerini. Toplum da öyle oluyor.

      Çocuklara 9 yaşından sonra anlattım, din eski masalların anlatılmasıdır, eski insanlar bilmediği için onları yönetmek için kullanılmış hikayelerdir, dindar insanlar bilgisizliklerinden hayallere inanırlar, ama onlara da insan olduğu için saygı gösterin vs vs...

      On binlerce sayfa uzmanları tarafından yazılmışları var.

      @mX52@Afi0R1n#Rn

      Sil
  58. Harika bir yazı olmuş, Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  59. İnsan gelişimi açısından, Anadolu dünyanın en şanssız bölgelerinden birini oluşturdu. Uzun süre, iç savaşsız, dış savaşsız zamanı olmadı.

    En son Doğu Roma ile Osmanlılar Anadolu üzerinden silindir gibi geçti. Osmanlıların Anadolu'da öldürdüğü insan sayısı, savaş alanlarına sürdüğü insan sayısı, Anadolu'nun gelişimini tamamen durdurdu. Dile kolay, Osmanlıların Anadolu yu tamamen kontrol ettiği son 300 yıl, Anadolu nüfusu artmamıştır. Salgın hastalıklar, mezhep çatışmaları, Osmanlının yönetim için devam ettirdiği feodal yapılar, Anadolu insanının kültürel birikim yapmasını engellemiştir.

    Günümüzde, son 100 yıl kadar barış ve huzur ortamı bulan Türkiye, yine hatalı tercihlerinin bedeli olarak eski tarihi kaderine geri dönecek gibi durmaktadır. Nato üyeliği ile Batı dünyasının koruma kalkanı altında, Türkiye uzun süre dış tehditlerden uzak yaşamıştır. Bu zamanı malesef kendi kültürel gelişimi, üretim verimliliği yerine, iç siyasi çatışmalar, iç gruplaşmalar ile heba etmiştir.

    Batı ile ilişkilerinin bittiği gün, Anadolu yine eski günlerindeki gibi kaos ve çatışma ortamına dönüşecektir.

    Sanırız, nasıl diğer milletler Anadoludan gelip geçti ve silindi ise, Türkler de kültürleri ile gelip geçecek ve silineceklerdir.

    Saygılar.

    YanıtlaSil
  60. Mahfi Hocam elinize sağlık. Sanki "Beyaz Zambaklar Ülkesi" kitabını okur gibi. Hem umut hem de karamsarlığı hissediyorum. Her yazınız, tüm gazetelerde basılacak ve ibret alınacak yazı olmalı.

    YanıtlaSil
  61. Umarım bu sorunların çözülebilmesi için bir an evvel yapısal reformlar düzenlenir.
    Mahfi Hocam, kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  62. Hocam çok güzel özetlemişsiniz kaleminize sağlık. Her bir başlık neden böyle olduğu ya da olmadığına dair ayrı bir merak ve araştırma konusu olmalı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız bunları da üzerinde çalıştığım Yapısal Reformla ve Türkiye kitabımda ele alıp yazacağım.

      Sil
  63. Hocam merhaba bı soru sormak istiyorum konudan bağımsız olarak reel faiz formülündeki -1 var bu neyi ifade ediyor beni aydınlatmanın mumkun mu ? Şimdiden çok teşekkür ediyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Baştan her iki parantez içini de 1 ile topladığımız için elde olunan sonucu 1'den düşüyoruz.

      Sil
    2. Hocam çok ama çok teşekkür ederim.

      Sil
  64. Vergi affı, imar affı gibi yöntemler neden ahlaki yozlaşmaya neden oluyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü namusuyla kurala uyarak ödeyenler kendilerini bir nevi cezalandırılmış gibi hissediyor.

      Sil
    2. Sn Hocam,
      altı yıllık firmamızda ilk üç yıl her şeyi zamanında ödedik. 2018 yılında 10000 TL idari para cezası almıştık ve hemen ertesi gün 7500 TL ödedik. Biz borcumuzu ödedikten çok kısa, başkanlık seçim arifesinde, tüm idari cezalar vergi borçları vesaire affedildi. 7500 TL çok büyük bir meblağ değildi ama çok ağır gelmişti o dönemde. Ödemeyen verginin, cezanın nasıl da birden affedilebileceğini, yapılan yanlışın, ahlaksızlığın yapanın yanında kar kalabileceğini görmüştük. O günden sonra bir daha hiç cezai durum söz konusu olmadı. Bugün, benzer bir ceza alsak ödemeye cesaret edebilir miyim inanın bilmiyorum.

      Sil
  65. Belki de tüm bunların sebebi/sonucu olarak toplumun genelinde hakim "öğrenilmiş çaresizlik" büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

    Bununla birlikte, maalesef ülkenin sosyo-ekonomik mevzularına olan "kayıtsızlık (duyarsızlık)" son 10 yıllık süreç içerisinde özellikle aktif çalışan nüfus içerisinde salgın gibi yayılıyor...

    YanıtlaSil
  66. Hocam Kaleminize sağlık. Her kalem ayrı ayrı öneme sahip. Çözüm olmaza hedef olmaz ilerleme olmaz. En önemlisi ülkemize zorla gönderilen Suriyelilerin durumudur. Ülke nüfusu demografik olarak bozuldu. Ekonomimize diğer bahsettiğiniz kalemlerdeki konular kadar çok büyük zarar verildi, halada vermeye devam ediyor. Bu konuda düşünceleriniz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ama hukukun üstünlüğünden başlayarak devam edersek ekonomiyi toparlamak kolay olur.

      Sil
  67. deveye boynun eğri demişler nerem doğru ki demiş ne yazikki ülkemde hiçbir şey duzelmeyecek

    Kaleminize, emeğinize saglik

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim ama umudunuzu kırmayın, her şey düzelir.

      Sil
  68. Sanayi devrimi sonrasındaki toplum yapısının yönetimi konusuda Türkiye ile Batı dünyası arasında büyük farklılıklar vardır.

    Türk toplumu ise, feodal düzenden arta kalan, gelenekselci ve dindar toplum yapısına sahiptir. Sanayileşmeden sonraki 250 yıldır Türk toplum düzeni değişmemiştir.

    Her iki toplum düzeni arasında ciddi ekonomik güç dengesizliği vardır. Mahfi hocamızın yazdığı ekonomi yazılarının tamamı Batı toplum düzeni için geçerlidir. Türk toplumunda uygulanamazlar.

    Türk toplumu bedelini 100 yıl önce milyonlarca insan kaybedip, milyonlarca km kare toprağını kaybederek ödemiştir. Günümüzde de geri kalmışlık ile ödemektedir.

    Türk insanı, gelenekselci köklerinden kaynaklı olarak kendisini kurtaracak bir lider beklemektedir. Burada yazan yorumlara dikkat ederseniz, insanlar seçim olsun iktidarı değiştirelim diye hatalı bir gelenekselci beklentiye girmişlerdir. Bunların tamamı gelenekselci toplum düzeninin kentli insana yansımasıdır. Halbuki 100 tane seçim yapıp, 100 farklı siyasi partiyi de Türkiyenin başına getirseniz değişen bir şey olmayacaktır.

    Japonya ve Almanya özelinde devlet yapılarına bakarsanız, dünya savaşlarında yenilmelerine rağmen ekonomik olarak ayağa kalkabilmiş toplumlardır. Sanayi toplumu düzeni bunu gerektirir. Türk toplumu ise, daha acı savaş ile çok daha büyük topraklar kaybetmesine rağmen ayağa kalkamamıştır.

    Hem Japon, hem Alman devlet yapılarında ilk dönem zamanlarında, toplumun sanayi ile zenginleşen kesiminin hem insan hem lobi hem de siyaseten gelenekselci kesimi siyasete sokmadıklarını görürsünüz. Sanayileşen kesimin gelenekselci siyaseti dizayn ettiğini, gelenekselcilerin kaynaklarını sanayi kesimi lehine bölüştürdüğünü görürsünüz.

    İngiliz devlet yapısı ise, daha farklı gelişim göstermiş, gelenekselci, dinci kesimi yönetme üzerine üst düzey çalışmalar yapmışlardır. Kendi deneyimlerini Müslümanlar üzerinde de denemişler, Osmanlının son 200 yılının iç siyasetini dizayn edebilmişlerdir. Osmanlının çöküşünden sonraki devlet sınırlarından, müslüman aşiretlerin yeni devletleri yönetmesine kadar, hatta Osmanlı Sultanlarının kararlarına kadar İngiliz etkisini görürsünüz.

    Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da, Türk dincilerin batı toplumunun ekonomik, siyasi, politik faydasına kullanımı, Türklerin kaynaklarının Batı operasyonlarının finansmanı için kullanımı mümkün olmuştur.

    Günümüz Türkiye'si de dinciler tarafından yönetilmektedir. Toplum yapısı değişmediği için, üzerine konulan tüm siyasi yönetimler etkisiz olacaktır.

    Eğer Batıdan Türk toplumunun dönüştürülmesi ile ilgili bir irade gelirse, Türk toplumu da sanayi toplumuna doğru dönüşecek, kaynakları bu amaç ile kullanılacaktır.

    Gördüğümüz kadarı ile Batı bürokrasi ve siyasi iradesinde böyle bir arzu yoktur. Batı toplumu da kendi kaynakları ile Türkiye gibi ülkelerin dönüştürülmesini istememektedir.

    Türkiye böyle bir arada kalmış insanlar yığınıdır. Zaman ile ne olacaklarına dünya gelişmeleri karar verecektir.

    vTgB821CKU*YcG5j

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütün dedikleriniz doğru ama unutmamak gerekir ki arada bir Atatürk Dönemi var ki o tam bir devrim.

      Sil
    2. Selam Mahfi Hocam,

      Yazıyı yazarken, Atatürk dönemini Alman ve Japon devlet yapılarındaki ilk dönem olarak bahsettiğim paragraf sonrasına, Türkiye için ilk dönem kabul edilebilecek olan Atatürk dönemi olarak ek koyacaktım, sonradan vazgeçtim. Türk toplumu hala geleneksel yapısından gelen özlem ile hala lider beklemektedir kısmı ile o liderin Atatürk olduğunu düşündüm.

      Atatürk dönemi özel bir dönem. Lider olarak Atatürk ve Türk devrimleri devamı gelseydi, toplumun düzenlenmesinde yardımcı olurdu. Atatürk ve ekibi toplumu kademe kademe ıslah ederek kentlere, kentlerden de yetiştirerek devlete alma yolunu tercih etmişlerdi.

      O dönem içinde çok sıkıntılar var ama bir tanesi çok ince. Türklerin gelenekselci ahalisini, mevcut devlet ve Atatürk hükümeti ile eklemlendirebilecek elit bir üretici yok. Elit derken, sermaye üretimi üzerine uzmanlaşmış üreticileri kastediyorum. Tarım da bir miktar bulunabilirken, tekstil vs gibi alanlarda Osmanlı kendi üreticilerinin verimliliğinde sanayileşmiş ülkelerin üreticilerinden çok geri kalmıştı. Atatürk hükümeti gibi elit bir hükümetin modernleşme çabasında, direk gelenekselci ahalinin kaynağını hükümetin ekonomik çabası için kullanabilecek, ardından hükümetin gelenekselci siyaseti dizayn etmesini sağlayabilecek insan kaynağını üretecek insanlar eksikti.

      Tarım üretiminin kullanılıp, sanayi hamleleri yapılması elzemdi, yapıldı, ancak yönetici kadrosu bürokrasiye bağlı kalmak zorundaydı, ıslah edilmiş halkı yönetim kademesinde kullanmak gerekiyordu, doğası gereği özel sermaye üreticisi gibi sivil halkın yönetimini dizayn edebilecek kadar halka inemiyorlardı.

      Alman ve Japonların ilk dönem sanayi toplumuna geçiş aşamalarında olan bizde olmayan ince bir yapıydı. Atatürk dönemini sözde eleştirenlerin de lafları arasına çok sıkıştırdıkları meseledir bu, halktan kopuktular, halka inmediler, halkın değerlerini benimsemediler. Halkı sözde öven ikiyüzlü eleştiri yaparlar. Halbuki Alman Bismark, halktan daha kopuktu ancak, elinde lafını dinleyecek prenslerin olduğu bir toplum vardı. Alman devleti gelenekselci Almanları kaynaklarını aktarmaya ikna edebildi. Atatürk, daha zoru olan, halkı savaşmaya ikna edebilmişti.

      İngiliz istihbaratı, geleneksel müslüman insan yığınlarını yönledirmek konusunda Atatürk zamanını baz alırsak o dönem için 150 yıldan fazla kurumsal bir birikimi Ortadoğu da oluşturmuştu.

      Çoklu parti hayatına geçişte dikkat ederseniz, toplumu sanayi toplumuna dönüştürmek amaçlı kurulan kurumları ilk önce İngiliz istihbaratı hedef almıştır. Sanayi elit bürokraside kalsın, ahali dinci köklerinden ıslah olmadan kentlere gelsin, enstitülerde eğitim almasın, dinci feodaller Türk siyasetine girsin vs gibi adımları incelerseniz, hepsinin yasal düzenlemelerinin adım adım geldiğini görürsünüz. Batı istihbaratının işidir bunlar. Dinci geleneksel kökten devlete siyaset ile girmişlerdir, tüm devletin bürokrasisini de siyaset ile ayarlamak güdüleri vardır.

      Tüm bunları engelleyecek tek güç liyakatli kadrolardır.

      Dikkat ederseniz, her darbe sonrası devletten atılan liyakatli insanlar, kurulan sözde milliyetçi partiler, sözde dindar partiler, hepsi aynı istihbarat çalışmasının ürünüdür. iyi kötü bir demokrasi ortamında, kurulmak zorunda kalan koalisyonlarda liyakatli türk yöneticilerini koalisyon ortağı olarak alternatifsiz bırakmışlardır. Yani Türkler batı istihbaratı ile her zaman koalisyon ortağı olmuşlardır. Haberleri olmamıştır.

      Siz kendi müsteşarlık deneyiminizde hepimizden daha iyi siyasilerin sizleri nasıl boğduğunu bilirsiniz. Bilmediğiniz onların hepsinin kukla gibi batı istihbaratı tarafından bilinçli şekilde kullanıldığıdır.

      Sizin gibi değerli bürokratları engelleyen siyasileri şöyle bir çetele olarak yazıp, basın haberlerinde hangi yeni siyasileri yetiştirdiklerini, kimler ile çok iş yaptıklarını incelerseniz, onların günümüzde laik kadrolar bittikçe nasıl birleştiklerini görürsünüz.

      Özal'ın altındakilerden günümüz iktidarına, Fetö den, Milliyetçi ve dinci partiye, ordu ve yargı bittikçe nasıl birleştiler, zaman çizelgesi üzerinde. Hepsi aynıydı.

      Kk$F5extwVnx!Vx0

      Sil
    3. Dusuncelerinizi paylastiginiz icin tsk. Bunlari duyup/okuyamayinca kendimi bazen cok yalniz hissediyorum. Benzer gorusleri olanlari fark etmek iyi geldi :)

      Sil
    4. Ilave olarak ben gunumuz ust duzey burojratlarin ve siyasilerin de bu durumun farkinda oldugunu, bizim gibilerin nasil olsa kebdini kurtarabilecegini dusunduklerini, kalanlari sistemin carklarina sokarak donusturmeye calistiklarini dusunuyorum

      Sil
  69. Hocam öncelikle emeğinize sağlık.
    gündem üzerinden gidersek, farklı bir görüş belirtmek isterim. Sp/sedat peker bilindiği üzere derin devlet ile iç içe olmuş bir şahıs. bu yakınlaşma kendisinde çok büyük bir etki bırakmıştır ve kendisini profesyonel bir seviyeye çıkarmıştır. psikolojik harp konusuna kadar hakim olduğu birçok konu, çekmiş olduğu videolar ile kendini ispatlamıştır. sp'in politik duruşuna bakarsak bu bazı ipuçlarını bizim elimize verecektir. politikada bazı evrensel kanunlar vardır. politikada hiçbir şey kazara olmaz. olmuşsa, öyle planlanmıştır. sp planlanmış bir konuda, "kazara" ifadesini ortaya atıyor ki bu da zaten bazı noktalarda gizlenmesi gereken yerlerin üzerini kapatıyor. yani beni bu duruma getirdiler diyerek video çektiğini anlatması, planını yapmış olduğu eylemin bence farklı bir savunmasıdır.bu noktayı ise destekleyen kanıtımız ise şudur, şayet sedat peker gerçekten infaz emri verilmiş bir şahıs olsaydı öyle düşünüyorum ki gözünde hiçbir şeyin değeri olmazdı. yani peşinizde kiralık katiller varken devleti düşünmezsiniz. tüm köprüleri yakarsınız ve verebilecek en büyük zararla kendinizi tatmin etmeye çalışırsınız. sp bu şekilde davranmıyor. tamamen devleti gözeterek hükümet bazlı çalışma yapıyor yani şahıslara yükleniyor. şimdi gelelim politikanın başka bir kanuna. politika gerçekleri gizleyip yalan söylemek değil, gerçeklerin istenen yanını göstermektir. sp muazzam bir politika uygulayarak gerçeklerin sadece istenen yanını gösteriyor yani kafasında planladığı program dahilinde gerçeğin kendine uygun yanını servis ediyor. bunu başarmak herkesin harcı değildir. Sp bu konuda gerçekten eğitimli. bazı eğitimlerden geçerek donanım kazanmış bir şahıs. sivil hayattan böyle donanımlı şahısların çıkması pek görülmüş bir şey değildir.

    sp devlet aklı ile geliştirilmiş bir şahıstır. bu konuda cezaevinde kendisine sürekli ders verildiğini düşünüyorum. siyasette bilinen bir gerçek vardır, bir politikacı yada siyasetçi gelecek seçimi, bir devlet adamı gelecek kuşağı düşünür. sürekli z kuşağı vurgusu, 40 yaş altı vurgusu profesyonelce seçilmiş konu başlıklarıdır. sp gelecek kuşağı şekillendirme görevini de üzerine almış görünüyor. bu ise bazı ipuçlarını bizim önümüze çıkarıyor. Sp gerçekten kendini düşünen, kendi can güvenliği için hareket eden, kendisini sattığı için bazı isimleri ifşa eden bir adam olsaydı kesinlikle z kuşağı ya da 40 yaş altı vurgusu bu adamın umrunda dahi olmazdı. bu devleti hiçbir zaman hafife almayın. türkiye cumhuriyeti basit sıradan bir devlet değildir. bu devletin meşhur bir yönü vardır. bu devlet kim ne yaptıysa gün gelir yaptığı şeyin hesabını sorar. fetö bu ülkede 40-50 yıl barındı. her türlü usulsüzlüğü yaptı sınav sorularını çaldı, usulsüz ihaleler yarattığı yani yapmadığı kötü bir şey kalmadı. ama ne oldu? bir gecede hepsini paket yaptılar adamların altında sadece donu kaldı. fetö için zamanında kimse dokunamaz, türkiye'nin en büyük yapılanması diyorlardı. devlet bir gecede başını tuttuğu gibi yerin altına soktu. ben öyle düşünüyorum ki devletimiz bu ülkede hainlik yapan herkesin, yanına yapmış olduğu hainliği bırakmayacaktır. hesabını soracaktır. o sebeple eskiler şöyle derler, devlet fil hafızalıdır. devlet izler, kayıt eder, tek tek not alır, tek tek inceler, zamanı gelince de hepsini girdiği deliklerinden teker teker çıkarır. herşeyin hesabını sorar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok, böyleleri serseridir. Türkiyeden ayrılmaya karar verme sebebimdir. O hapisteyken, onun iş ortamına hazırlanması, bilgisinin artırılması, biraz yapacağı işler için eğitilmesi için beni kullanmak istediler. Tahmin edileceği gibi arkasından da yaptıklarının çetelesinin tutulması, yoldan çıkarsa hizaya sokulması gibi işler de gelir.

      Emekli genç askerdim, bir şekilde ismimiz dolaşmış, önerilmiş. Devlet geleneği ile büyümüş, aklı başında, emir komuta zincirinin önemini bilen bir insan böyle saçmalıklara aracı olmaz. Olmadım da. 2014te hapisten çıktığında anladım ki birini bulmuşlar.

      Kozmik odaya girildikten sonra bu tipleri böyle çıkardılar. Fetö ile hükümet de konsolide olmuştu. Bürokrat ve siyaset ile kendine güç devşirmek isteyen, siyasi konumunu güçlendirmek isteyen gruplar bu işlere girer. Doğu anadoluda meşhur olan torosları kullananlar gibi.

      Mantığı basittir, siyasetçi ve bürokrat bu tipleri güvenilir aracı ile kullanır, önlerini açar, kamu kolluk kuvvetlerinden elinden geldikçe korur. Mafya tipinin başına bir şey gelirse de, aradan sıyrılırlar.

      Kurumsal derin devleti olan ülkelerde, yargının kolluk kuvvetinin güçlü olduğu ülkelerde, siyasetçi ile bürokrat böyle alengirli mafyalı işlere girmezler, giremezler.

      Derin devlet ile adları anılır oldular. Derin devlet ile adlarının anılmas sebebi de şudur.

      60 askeri darbesinden sonra türk derin devleti denilen askeri istihbarat en büyük darbesini almıştır. Mısır dan İsraile, İran içlerine, Irak içlerine, kısmen kafkaslara ve kısmen Yunanistan içlerine giren türk askeri istihbaratı bitirilmiştir.

      Türk askeri istihbaratının da, ne vatandaşımızın etnik kimliği ile, ne yaptığı iş ile alakası yoktur, ilgilenmezler. Kürt veya Türk dediğinizde duyarsızdırlar, benim gibi.

      Zayıflayan kolluk otoritesi içinde, önce siyasi sonra bürokrasininde dahil olduğu grupların pis işleri için kullanılmaya başlanmış tiplerdir. Sözde halk nezdinde meşru gösterilmek için sol siyasi görüşteki insanlar veya kürt insanlarımız aleyhine bir görünümde bulundukları söylenti olarak yayılmış, halkın ayrıştırılmasına katkıda bulunacak söylemler ile saçma bir meşruiyet perdesi verilmiştir.

      80 darbesi de ordu düzenini ciddi anlamda bozmuş, ordunun kendine gelir gibi olması 12 yılını almıştır. 92 yılında tekrar özel kuvvetler komutanlığı kurulmuş. kendi istihbaratını yetiştirmeye başlamış, rüştünü kardak kayalıkları ve öcalan nın takip edilip yakalanması ile ispat etmiştir.

      Bu yapı da başkanlık sistemine giden süreçte, kaldırılmış, kozmik odaya girilmiş, listeleri belli olmuş, lağvedilmiştir. Ardından piyasaya yine böyle serseri tipler salınmıştır.

      Halbuki Atatürk ve İsmet paşa tarafından güçlendirilmeye çalışılan askeri istihbarat türkiye sınırları içindeki siyaset ile ilgilenmez, türkiye komşu ülkelerinde türk devletine sempatisi olan grupların güçlendirilmesine çalışır, türkiye ile olumlu siyasi ilişkiler geliştirmek isteyen grupların siyaseten güçlenmesine destek verir.

      En güzel örneğini Atatürk, istihbaratçılar tarafından kurulan müdafa-i hukuk cemiyetlerini birleştirip tek meclisi kurarak ve Hatay'ı anayurda katarak göstermiştir.

      F82G8XnktSo&$#%j

      Sil
    2. Devleti sanki olağanüstü bir varlık gibi tanımlamışsınız. Devleti idare edenler insandır ve bu insanlar kimi zaman ideolojik kimi zaman şahsi çıkarlarını devletin çıkarlarının üstünde tutar. 15 Temmuz'da devleti halk sokaktan topladı. Halk sokağa çıkmasa görürdüm ben o devleti.

      Sil
  70. "Yapısal Reformlar ve Türkiye" kitabınızla ilgili önemli bir tavsiyem var Mahfi bey.

    Özellikle bu kitabınızı, anlaşmalı olduğunuz yayıneviyle (Remzi Kitabevi) sadece ama sadece "para karşılığı" satışa sunMAmanızı öneririm.

    Sebebine gelince,

    Diğer kitaplarınızı, elbette, telif hakları ve diğer regülasyonlar sebebiyle "para karşılığı" satar yayıneviniz. Bu normal.

    Fakat, özellikle "Yapısal Reformlar ve Türkiye" kitabınızı okumak isteyenleri sadece "paralı" seçenekle sınırlarsanız, hem okumak isteyen ama parasal imkânı olmayan kişiler okuyamaz, hem sizin yıllardır anlatmaktan bıkmadığınız "yapısal reformlar" meselesine odaklanmak gürültü-patırtı arasında erir gider.

    Duymuşsunuzdur: "Zarfa değil, mazrufa bakmak gerekir." Eğer özellikle "Yapısal Reformlar ve Türkiye" kitabınızı sadece "para karşılığı" satarsanız; zaten kutuplaşmış ve holiganlaşmış/trolleşmiş kitleler bu kitabınızın "neden paralı?!" olduğuna yüklenecekler, böylece kitabınızın içindeki analizler ve çözüm önerileriniz gündemde hakettiği değeri göremeyecek.

    Size şunları öneriyorum:

    (1) "Yapısal Reformlar ve Türkiye" kitabınızı fiziksel olarak satın alıp okumak isteyenler; ister kitabevlerinden, ister on-line alışveriş sitelerinden "parasını ödeyerek" alabilir. İnsanları özellikle bu kitabınızı okumaya teşvik etmek için; ödedikleri paranın hepsinin veya bir kısmının, bir veya birkaç STK (sivil toplum kuruluşuna) bağışlanacağını belirtebilirsiniz. Tercih sizin.

    (2) "Yapısal Reformlar ve Türkiye" kitabınızı okumak isteyen ama parasal imkânı olmayanlar; kitabınızın tamamının PDF format linkini sizin twitter profilinize pin'lemenizle doğrudan indirip okuyabilir. (Blog'unuza açacağınız bir başlık altına da bu linki yazabilirsiniz.)

    Dikkat ederseniz, amaç, "bedavacılığı" cazip hâle getirmek değil. Bu iki opsiyonu sadece "Yapısal Reformlar ve Türkiye" kitabınız için öneriyorum, çünkü bu kitabınız olabildiğince çok kişiye ve kuruma ulaşmalı! Diğer kitaplarınızın yayın-dağıtım haklarını nasıl kullanacağınız tamamen sizin takdiriniz.

    YanıtlaSil
  71. Merhaba Hocam,
    Kapsamlı bir liste, malesef geciktikce ağırlığı artan bir yapı var.

    "Merkezi yönetimle yerel yönetimler arasındaki ilişkilerin siyasal içeriğe dayalı olarak kurulması" maddesini biraz açar mısınız?

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merkezi otorite, son 700 yıldır anadolu da çok güçlü.

      Yerel yönetimlerin teknik konularda sorunları olur. Mesela, buğday yetişen bir yerde sulama sorunu, badem yetişen bir yerde gübre sorunu, fındık yetişen yerde toplayacak işci bulma sorunu, çocuk sayısının çok olduğu bir yerde ilkokul yeterlilik sorunu, öğretmen açığı sorunu, ticari hayatın bazı sorunları vs...

      Bunlar yerel siyasetin gündemini belirler. Yerel insanların sorunlarını gösterir.

      Merkezi yönetim, bunlar ile ilgilenmez. O meclisteki ağırlığı ile ilgilenir. Kendine yakın kişinin meclise girmesi ile ilgilenir. Merkezi yönetim güçlü olunca, yereldeki bölgeye sorunları bilen halkın içinden gelen biri yerine kendi adamını koyar. Böylece merkez ile yerel arasındaki bağ siyasileşir, halkın ihtiyacı olan sorunlardan uzaklaşır.

      Seçilen yerel yönetici de, halkın istekleri yerine merkezdeki otoritenin takdirini almak için çalışır. Merkezi yönetim bütçesine gerekirse kendi yerel bölgesinin ihtiyaçları için kaynak ayırtmaz. O kaynakları merkezi yönetime devreder, veya merkezi yönetimin bir sonraki seçimde kazanması için bölgesinin kaynaklarını kendi seçmenlerine dağıtır.

      Yerelin sorunları gözardı edilmiş, bir sonraki seçime kalmış, bir sonraki iktidara devrolmuş olur.

      Mevcut başkanlık sisteminde yerel - merkez arasındaki uçurum biraz daha açılmıştır. İktidara kim gelirse gelsin daha da açılacaktır. Yani türk halkı, veya doğu illerinde yoğun yaşayan kürt halkı veya bir kaç yıl içinde vatandaş olacak Suriye halkının ihtiyaçlarına cevap veremeyen iktidarlar ülkeyi yönetecek iç sıkıntılar başlayacaktır.

      Bu durumda, huzursuz bir türkiye istemediklerini belirtecek olan komşularımızdan Rusya ve Avrupa Birliği, türkiyenin bölgesel özerk yapılar ile yönetilmesinin zorunluluğunu dile getirecekler, meclislerinden Türk yerel idarelerinin desteklenmesi için bütçeler oluşturacaklar, federal türkiye yönetimine geçişi finanse edeceklerdir.

      Başka yakın komşularımızdan aşina olduğumuz gibi, yakında, Türkiye de de Rusya yanlısı bölge yönetimi ile Avrupa yanlısı bölge yönetimi tabirleri uluslararası haber ajanslarında kullanılacaktır.

      2Nlycc4%a61Z$ES%

      Sil
  72. Kara kış geliyor..17 Haziran 2021 00:57

    Dikkat kara kış geliyor. Fed, faiz artışı yapacağını açıkladı.

    Kırık olan çatımızı şimdiden onarmamız lazım. Ppknın faizleri enflasyon +0,25 puan seviyesine yani 16,50 ye çekip, cari açığın bir an önce sıfırlanmasını sağlaması gerekir.

    Bu cari açıkla fırtınalı kış geçmez. Ev çok su alır.

    Nisan ortalama kuru 8.15 Tl Nisan cari açığı 1.7 B dolar .

    Bu şekilde giderse 1 yılda rezervler 20 B dolar daha erir.

    Eğer kur, 8.75-9.00 bandına gelirse cari açık sıfırlanır hatta cari fazlaya geçilir. Bu şekilde negatife inen TCMB rezervleri dolmaya başlar.

    Eğer kur arttırılmayıp Çin ve Katar swaplarıyla baskılanmaya devam ederse cari açık kapanmaz ve rezervlerdeki erime hızla devam eder. Büyük global krize kötüleşmiş negatif rezerv ve çok büyük devalüasyonla gireriz. Cdslerimiz uçar.

    Ppk , faizleri en az 250 bp indirmelidir. Bu işin şakası yok...

    Çin neden swap yapmayı kabul ediyor hiç düşündünüz mü? Çünkü Tlnin değersizleşmesini durdurup,ülkemizin uluslararası piyasadaki rekabet gücünün zayıflaması için.

    Çin için Tl nin değersizleşmesi çok büyük tehlikedir. Çünkü dış pazar hakimiyetini kaybeder.

    Bu oyunlara gelmeyelim. Cari dengeyi sağlayana kadar, kaybettiğimiz rezervlerimizi doldurana kadar yüksek kur düşük faiz politikasına devam etmeliyiz. Cumhurbaşkanımız haklıdır. Faizler indirilmelidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. adsız 00,57,
      hangi çatıdan bahsediyorsunuz..ortada artık bina bile kalmadı..çoktan yıkıldı..

      cari dengenin kurulması da sadece kur seviyesine bağlı bir parametre değildir artık. asimetrik risklerin realize olmasıyla yepyeni dengeler kuruluncaya kadar türkiye ekonomisinde işler sürekli daha kötüye gidecektir..

      Sil
    2. Keşke o kadar kolay olsa. Aslında Damat Bakan son günlerinde ben artık dövize bakmıyorum diyerek dediğinizi yapmaya çalıştı. Dursalar o zaman onun arkasında dururlardı.
      1- Enflasyon alır başını gider.
      2- Döviz borçlusu pek çok şirket ve şahıs batar.
      3- Toplumsal patlama olur ve sandık gelir.

      Böyle bir ortamda seçime gidilmek istenmeyeceği için günü kurtarma politikalarına devam.

      Sil
    3. Hacı, temerrüde düşmeden şu kredi taksitlerini öde artık....

      Sil
    4. Yukarda arkadaşlar yazmışlar, düşük TL çok iyi olsaydı, Reis kendi damadını kovmazdı.
      Şimdi de USD 10 TL bandında seyrederdi, bizler de hastanelerde uyduruk ilaçlar ile bakım yapılmamış cihazların hastaneleri nasıl cihaz çöplüklerine çevirdiklerini izlerdik.

      Türkiye de öğrenci iken, kardeşim ile kaldığım evimi doğal gaz ile ısıtacak param olmazdı. iki ay üç ay ev soğuk dururdu. Battaniye ve kalın kazaklar ile dururdum. Kardeşim yüksek lisansa yurtdışına çıkınca yanına taşındım. Geliri olmayanlara ve vatandaş olmadığımız halde öğrencilere bedava doğalgaz desteği veriliyor. Yüksek değil, bir ailenin ihtiyacını da tam anlamı ile görmez ama tatlı bir sıcaklık yapacak kadar veriyor.

      Türkiyede böyle bir sosyal paylaşım kültürü yok, artan döviz fiyatları ile ısınamayan milyonlar ne yapacaklar? Doğal gazlarını kapatıp ülkenin cari açığını mı kapatacaklar?

      Milyonlarca Türk çocuk, evlerinde bir bilgisayar, mobil cihaz ve internet olmadığı için derslerine devam edemedi. Döviz yükselince bunlar aman üretim yapalım, yaptığımız üretimi satıp çok daha pahalı da olsa iyi bilgisayarlar mı alalım diyecekler?

      Üretim ve zenginlik türkiyede sadece en zengin yüzde 10un elinde. geri kalanlar onların yanında çalışanlar, onlara iş yapanlar, işsizler, emekliler, memurlar ve esnaf. Para bu yüzde 10 içinde dönüyor. Dışarı gitmiyor.

      Bugün kaç tane çalışan bodrum, didim, urla, yalovadan yazlık alabilir? Fiyatlar orta direk seviyesini aşmış gitmiş. Ben çocukken memurlar birikimleri ile yazlık alırdı. Şimdi memurlar , yazlıkların önünden geçecek uçak bileti parasını alamıyor.

      Gücü yeten buyursun yapsın TL yi en değersiz para yapsın. eline geçecek olan tek şey daha düşük gelirli insan yığını olur.

      Birileri hayal alemlerinde yaşıyor.

      Sil
    5. Çin kime dış pazar payını kaybedecek?

      Bizim sektörlerde en çok ihracatı AB ye yapıyoruz, Çinlilerin ürettikleri miktarlara Türkiyede hiç bir kurum yetişemez. İmkanı yok, Avrupa pazarına mal Türkiye üretemez.

      Tekstil de en yüksek ihraç kalemlerimizden birisi, Avrupalı bir müşterim türkiyeden mal istedi, istediği miktarı üretcek fabrika bulunamadı ki siparişleri iki yıl sonra teslim edilecek düşün. Ucuz olsa ne olacak?

      TL fiyatı ne olursa olsun, Çinliler bizim fiyatların altına hemen giriyorlar.

      Çinliyi geçtim, Hindistandan bir firma yetkilisi adam, benim müşterime eposta atmış, Türkiyeden ne verdilerse yüzde 5 altını veriyorum, diye. Adam fiyat hakimiyetine o kadar güveniyor. Müşteriye ordan alma benden al diyo resmen.

      Hintli firma, bir tane firma bizim alandaki en büyük üretim yapan Denizlinin yarısından fazla üretim yapıyor.

      Yüzde 5 , yüzde 10 u geçtim, adam navlundan taşırken ek yüklü hacminden dolayı aldığı indirimden bile kazanıyor o kadar. Adamlar gemileri 3 yıllığına 4 yıllığına bağlamışlar, boş tutmuyorlar, gemi içinde boş yerleri doldursa bile navlunu zaten bedava getiriyor.

      Ne fiyat rekabeti Allah aşkına?

      Sil
    6. Bir de bunlar çıktı, neymiş negatife geçen merkezin rezervleri dolacakmış. Sanki benim ebem boşalttı rezervleri. Rezerv dolsa ne olcak. Boşaltan bir daha boşaltacak.

      Sil
    7. Mahsurlu Mahmut, benim kredi borcum falan yok çocuğum. Ama bu ülke evladıyım. Bu ülkenin ekonomisinin kötüleşmesi, yüksek faizden dolayı , döviz açık pozisyonundan dolayı ekonominin darbe almasını elbette istemem.

      Şimdi sen beni bırak Şahap bey'e kulak ver..

      Şahap Bey 09 Şub 2021 tarihinde yani TCMB başkanı olmadan 40 gün önce ne demiş?

      Buyrun okuyun:

      Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın yüksek faiz politikasında ısrar etmemesi gerekir. Dünyada faizler sıfıra yakınken bizde faiz artışına gitmek ekonomik sorunları çözmeyecektir. Aksine, ilerleyen dönemlerde sorunları daha da derinleştirecektir. Çünkü, faiz artışları dolaylı olarak enflasyonun artmasına yol açacaktır. Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın yüksek faiz politikasında ısrar etmemesi gerekir. Dünyada faizler sıfıra yakınken bizde faiz artışına gitmek ekonomik sorunları çözmeyecektir. Aksine, ilerleyen dönemlerde sorunları daha da derinleştirecektir. Çünkü, faiz artışları dolaylı olarak enflasyonun artmasına yol açacaktır.

      Dünyada likiditenin bol olduğu dönemlerde Türkiye yıllarca yüksek faiz düşük kur politikası uyguladı. Sıcak para yatırıma değil yüksek faize geldi. Sıcak para ülkeden çıkarken de düşük kurdan TL’den dövize dönüp ülkeden çıktılar. Yüksek faiz düşük kur politikasından kaybeden hep ülkemiz oldu.

      Şahap Kavcıoğlu
      Kaynak:
      https://www.yenisafak.com/yazarlar/sahap-kavcioglu/enflasyon-faiz-ve-doviz-kuru-2057586

      Eee Şahap bey şimdi ne değişti? Buyrun paranın patronu oldunuz neden faizleri düşürmediniz?

      Şubat ayında ; faizler yüksek olursa enflasyon da yüksek olur,
      Bugün ise ; faizler yüksek olursa enflasyon düşer. Bu sebeple faizi düşürmeyeceğiz.

      Hangisi doğru?

      Sil
    8. Evet kardeş, geçen çinli liderler de türkiyenin parasını nasıl değerli yapsak diye kara kara düşünüyorlardı. Yoksa bütün avrupa pazarını bize kaptırırlarmış.
      Önce inanmadım tabi sonra eniştem söyleyince kavradım.

      Çinliler bizden o kadar korkuyorlarmış ki, ilerde uygur türklerine destek verip çini fethedeceğimizi anlamışlar, şimdiden önlem alıp uygur türkü bırakmayalım demişler.

      Sn cumhurbaşkanımız da planlarımız ortaya çıkıp çinliler uyanmasın diye uygur türklerine destek vermiyormuş, gizliden destek veriyoruz işi anlayacağın şekliyle.

      Ha unutmadan , Çinden aldığımız swaplar da ilerde Çine yapacağımız finansal saldırı için, kapiş :)

      Sil
  73. Hocam, Boğaziçi direnişi hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce direniş yapan hocalar başarılı olurlar mı?

    YanıtlaSil
  74. "Rusya akılla kavranmaz, arşınla ölçülmez, kendine hastır : Rusya'ya sadece iman edilir..." Fyodor Tyutçev

    "Rusya, Rusya! Çıkarıp atmak istediğim bir miğfer gibisin başımda!"

    "Bir sabah uyanıyorsunuz ve yoksunuz. Aynaya bakıyorsunuz, yüzünüz aynı yüz, elleriniz aynı eller... Bedeninizi yokluyorsunuz, orada duruyor... Ama siz hükümsüzleştirilmişsiniz, yoksunuz... Tapındığınız Allahın kitabı da dahil olmak üzere her şey, herkes değişmiş, tanımıyorsunuz... Rusyaya ve bana böyle oldu."

    "Millî endişelerden uzaklaşmak isteyen her İspanyol günde on kere onların ağına düşecek, sonunda anlayacaktır ki, Bidasoa ile Cebelitarık arasında doğmuş bir insan için, bir numaralı, dört dörtlük, kaçınılmaz mesele İspanya’dır” Gasset


    "Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
    Bu şehir arkandan gelecektir.
    Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın. Aynı evlerde kır düşecek saçlarına. Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
    Başka bir şey umma. Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de." Kavafis, “Şehir”

    YanıtlaSil
  75. Mahfi hocam, bu da gençler için bir sorun, üçüncü bölümde rakamsal analizler var. https://gencmemursen.org.tr/uploads/orantisizsinavucretleri.pdf

    YanıtlaSil
  76. Mahfi hocam merhaba,
    Bence çok doğru ve net tespit etmişsiniz sorunları.
    Aklıma birsey geldi yalnız, bilmem katılır mısınız?
    Biraz da bütün problemlerimiz nüfus - ekonomik büyüklük oranının dengesiz olmasından kaynaklanıyor olabilir mi?
    Bir de büyük bir kentleşme problemimiz olduğunu düşünüyorum.
    Sağlıcakla kalınız.

    YanıtlaSil
  77. Mahfi bey bir yazınızda 17 yaşında olsaydım ne yapardım şeklinde bir tavsiye yazısı yazar mısınız gençler için ?

    YanıtlaSil
  78. Hukuğun üstünlüğü Türkiye'de yanlış biliniyor. Sokaktaki pek çok insana sorsan hukuğun üstünlüğünü kanunların uygulanması olarak söyler. Oysa hukuğun üstünlüğü kanunlar önünde herkesin eşit olması ve kanunların herkese eşit şekilde uygulanmasıdır. Örneğin bir kanun halkın %99'una uygulanıyor fakat imtiyazlı %1'e uygulanmıyorsa o ülkede hukuğun üstünlüğü yoktur. Hukuğun üstünlüğünün olmadığı yerde de bir süre sonra insanlarda kanunlara saygı kalmaz ve herkes kanunları bir yerinden delme çabasına girer. Aynı ülkemizde olduğu gibi.

    YanıtlaSil
  79. Teşekkürler çok güzel ve anlamlı bir makale. bu ilkelerin uygulandığı ülkeler demokrasi ile yönetiliyor.. Sayıları da çok az.

    YanıtlaSil
  80. Okuduğum en iyi yazınız. Romantik olacak ama temel sorun birbirine adeta düşman bir topluluk olmamız, ikinci olarak da eğitim sisteminin kişiyi hayata değil devlete itaate hazırlamayı hedefliyor olması.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rezervlere Ne Oldu?

Ne Oldu da TL Değer Kazandı?