Üç Korner Bir Penaltı

Türk futbolcuları topu kornere ya da taca atamazlar. Kalelerine gelen akınları durdururken topu kornere atmamak için yapmadıkları cambazlık kalmaz. Ve sonunda kornere çıkmaması için tuttukları topu rakibe kaptırarak gol yenmesine neden olurlar. Oysa Avrupalı futbolcular başları sıkıştığı anda topu taca ya da kornere atmakta hiç tereddüt göstermezler. Yıllardır futbol maçlarını izlerim. Yabancıların kornere çıkarmamak için direndikleri toplar yüzünden gol yediklerini pek görmedim. Bizimkilerin bu yolla yediği gollerin ise haddi hesabı yoktur. Bunun nedeninin mahalle maçlarından kaynaklandığını sanıyorum. Mahalle maçlarının yapıldığı apartman aralarına sıkışmış küçük arsalarda köşeler kaleye yakın olduğu için korner atılamaz ve o nedenle 'üç korner bir penaltı' kuralı uygulanırdı. Yani bir takım üç kez topu kornere attıysa cezası penaltı olurdu. Dolayısıyla penaltı olmaması için topu kornere atmadan kurtarmak çok önemliydi. Bir de 'atan alır' kuralı vardı. Top kimden çıkmışsa almaya o giderdi. Bu da topu taca atmamak için her türlü cambazlığı yapmaya iterdi insanı. Sanırım çocuk yaşta edinilmiş bu alışkanlıklar nedeniyle bizim futbolcular topu kornere ve taca atmamaya çabalıyorlar ve o yüzden de gol yiyorlar. Oysa Avrupalı çocuklar mahalle aralarında değil de antrenman sahalarında futbol oynadıkları için normal korner kuralı uygulanıyor ve dolayısıyla onlar açısından başı sıkışınca topu kornere atmak bizdeki kadar büyük sorun oluşturmuyor. Bazı Türk futbolcuların tıpkı Batılı futbolcular gibi davrandığını, yani sıkıştığı anda topu kornere atmaktan çekinmediğini görünce, insan önce şaşırıyor, sonra onların çoğunun Almanya'da yetişmiş olduğunu, yani 'üç korner bir penaltı' kuralının olmadığı bir ortamda futbol oynayarak bugüne geldiğini hatırlayınca konunun yetişmeyle ilgili olduğu sonucuna ulaşılıyor.

Benzer bir durum Türk futbolcuların kendi aleyhlerine verilen her kararda hakeme itiraz etmelerinde ortaya çıkıyor. Bizim futbolcu 3 metre ofsayta düşüyor, bayrak kaldıran yan hakeme itiraz ediyor, faul yapıyor, hakem düdüğü çalınca itiraz ediyor, kendisine faul yapılıyor, hakem faulü verdiği halde bu kez faul yapana niye sarı kart göstermedin diye itiraz ediyor. Sonunda hakem bu kadar itirazdan bıkıyor ve itiraz eden futbolcuya sarı kart gösteriyor. Sanırım hakemin her kararına itirazın temelleri de mahalle maçlarına dayalı. Mahalle maçlarında genellikle hakem olmaz. Birisi faul yaparsa ya da elle oynarsa öteki takımın topa en yakın oyuncusu hemen topu kapıp 'faul' ya da 'ent' diye bağırmaya başlar. (El sözcüğünün İngilizce karşılığı olan hand her nasılsa bizim mahalle futbolu jargonuna ent diye girmiştir.) Karşı taraf da başlar bağırıp çağırıp itiraz etmeye. Hakem olmadığı için kim çok bağırırsa onun dediği olur genellikle. Bazen bağırıp çağırmalar eşit düzeyde olduğu için kimin haklı olduğu anlaşılamaz ve bu durumda oyun hava atışıyla kaldığı yerden devam eder. Hiçbir hakemin şimdiye kadar itirazlara bakıp da karar değiştirdiğini görmediğim halde Türk futbolcuları, mahalle maçlarından kalma alışkanlıkla bu itirazlara profesyonel yaşamda da devam eder dururlar.

Çocuklukta edindiğimiz bu koşullanmışlıklar yalnızca futbolda değil yaşamın bütün alanlarında peşimizden ayrılmıyor. Tıpkı sarı kart göreceğini bildiği halde ikide bir hakeme itiraz eden futbolcu ya da topu kornere atmamak için en tehlikeli yerde rakibe çalım atmaya çalışan kaleci örneğinde olduğu gibi her konuda gerekli gereksiz risk almayı seviyoruz. Sonra risk realize olup da kaybedince üzülüyoruz. Riskleri düşük düzeyde tutabilmek için bilime ama yalnızca bilime dayalı eğitim çok önemli. Bunu başaramadığımız sürece ‘üç korner bir penaltı’ koşullanmışlığından hiç kurtulamayacağız. 


Not: Bu yazı 11 Kasım 2001 tarihinde Radikal Gazetesinde yayınlanmış aynı başlıklı yazımın bazı değişiklikler ve eklemelerle yenilenmiş halidir.


Yorumlar

  1. Hocam sizi övmek için söylemiyorum ama gerçekten de yalnızca sizin kitaplarınızı bir oturuşta okuyup bitirebiliyorum. Dün akşam da yine öyle oldu ve Inferis adlı romonınızı bir oturuşta okudum :)..Teşekkürler ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah. Benim amacım tam da bunu yapabilmek. Kimsenin eskiden olduğu gibi, günlerce haftalarca bir kitabı okuyacak ne zamanı ne tahammülü var. O nedenle olabildiğince basit ve anlaşılabilir yazmak gerekiyor. Ben de bunu yapmaya çabalıyorum. Ben teşekkür ederim.

      Sil
  2. Hocam merhaba, çok guzel bir yazı elinize sağlık. Sadece son paragraf mükerrer olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uyarı için çok teşekkür ederim. Aslında o taslaktı ve düzeltip yayınlayacaktım ama her nasılsa o haliyle yayınlanmış oldu. Düzeltilmiş halini yayınladım tekrar. Teşekkür ederim.

      Sil
    2. Alışkanlıkların bu davranışlarda etkili olduğunu düşünüyorum ancak bence daha önemli faktörler de var Mahfi hocam.
      Bizim toplumumuzda özellikle ataerkil geleneğin yoğun yaşandığı sosyal ortamlarda gördüğümüz şeyler vardır. Bunu doruklarına kadar yaşayabileceğiniz bir ortam da elbette stadlardır. Bizde geri vites yoktur. Kornere atmak da bir geri vites ve korkaklık göstergesidir bize göre. Özür dilemek bizde enayiliktir.
      Bunun yanında taraftar bizde yırtıcı hırçın futbolcu seviyor. Sürekli itiraz eden ona buna bağıran futbolcu da gerçekten galibiyeti çok istiyor, takımı için mücadele ediyor, çok heyecanlı göründüğü için futbolcular buna yatkın oluyor. Taraftara şirin görünmek önemlidir türkiyede. yönetim hocalar sevilen futbolcuyu kolay yiyemez.
      Avrupadan gelen ve orada gayet beyefendi olan futbolcuların burada neden bize benzediğinin sebebi bu bence. Akıllı olanları bize benzeyip kendini taraftara sevdirmeye bu yolla da garantiye almayı istiyor kendini.
      Bunun yanında bizim hakemler de baskıya gelemiyor. yoğun 2 3 itirazdan sonra yanlış karar verdiğini düşünüp eyyama başlıyor çoğu. bunu bilen futbolcu da her fırsatta üstüne yürüyor hakemde algı oluşturuyor.
      Saydığınız durumların alışkanlıklardan ziyade toplumsal yapı ve kültür ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü böyle alışmayan yabancılar da buraya gelince mevzuyu görüp öyle davranmak istiyor.

      Sil
    3. Çok doğru, paylaşımınız için teşekkürler

      Sil
  3. Merhum Derwall’in bir sözü var,futbol kolay oyun, ancak onu futbolcular zorlaştırıyor.Siz de bu probleme parmak basmışsınız.Ancak
    ekleme ve düzeltme olsada bu yazınız güncelliğini kaybetmiş,çünkü artık mahalle aralarında top oynayan çocuklara pek rastlayamıyoruz.Artık halı sahalardaki futbol okullarında oynuyorlar.Orada korner atılıyor.Bu okulların bir çoğu zaten para kazanmak anacıyla kuruluyor,hatta franchising veren futbol kulüpleri bile var.Durum böyle olunca verilen eğitimde öylesine oluyor.
    Ekonomi için yapılması gereken yapısal reformlar, futbol ve diğer spor dallarında da gelişme sağlayacaktır diye düşünüyorum.Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız artık halı sahalar var ama benim kastettiğim küçük yaştaki çocuklar halı sahaya pek gidemiyor ve yine de mahalle aralarında başlıyorlar futbola.

      Sil
  4. Tespitleriniz ne kadar doğru. Topu taça ve kornere atmak bir zayıflık göstergesi, teknik eksiklik hatta becereksiz olarak yorumlanabilmektedir. Yazdıklarınıza ek olarak, transfer zamanında genelde mevki bağımsız futbolcuların topu sektirmesine bakarlar. Yetenekli olup olmamasının göstergesidir bu. Aslında defans oyuncusunda oynayan oyuncu topu sektirmemesi bile gerekir:)

    YanıtlaSil
  5. Bu arada bu yazıyı ekonomiye bağlayacaksınız diye bir an çekinmiştim. Futbolsever olarak rahatladım.

    YanıtlaSil
  6. Hocam elinize sağlık, tespitler çok doğru. Bir de bizim kalecileri 6 saniye kuralına uymamasını ve yine bizim hakemlerin bu kural yokmuş gibi davranmaları vardır ki evlere şenlik. IFAB da kural yokmuş gibi davranıyor nedense:)

    YanıtlaSil
  7. 2000 li yılların başında-yazının yazıldığı dönem-mahallelerde arsa vardı ancak şimdi yok.Ortada arsa olmasa da isterse futbol sahasında yetişse de zihniyet değişmedikçe mekanın değişmesi çok da bişey ifade etmiyor.sorun arsa da değil felsefe de sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında benim çocukluğumda sokakta oynardır. Taşları kale yapar oynardık, araba geçince de çok kızardık. Ama şimdi zaten yolun yarısına arabalar park ettiği için yıllarda bile oynamak mümkün değil.

      Sil
  8. Hocam, kurduğunuz bağlantı bence de ilginç ve güzel ama keşke tek koşullanmamız "üç korner bir penaltı" olsaydı, o zaman aşmak kolay olurdu. Bu toplumun; envai çeşit batıl, hurafe, doğaüstü karakterler ve olaylar, şiddet, nefret, eşitsizlik v.s. barındıran bir inancın küçük yaşlardan itibaren mutlak doğru olarak beynine kazınmasından kaynaklanan öyle koşullanmaları var ki bunları silip atmak neredeyse olanaksız. Bunlara bir de ilkel milliyetçilik eklenince ortaya çıkan kombinasyon tam bir felaket oluyor. Bunu aşmanın tek yolu, bu tip koşullanmalara sahip bireyleri her türlü yönetiminden olabildiğince uzak tutmak ve yeni nesillere de katıksız bilimsel eğitim vermek. Yapılabilir mi derseniz bence kesinlikle mümkün ama birinci koşul, bunun tam tersini yapmayı ve mevcut sistemi daha da bozarak kalıcı hale getirmeyi en önemli ilke olarak benimsemiş bu iktidarı değiştirmek...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Asıl sorun inanç koşullanmalarından ortaya çıkıyor.

      Sil
    2. 25-40 yaş arasında geçen bu çok değerli, uzun ve bir o kadar da kısa zaman diliminin nelere kurban verilerek heba edildiğinin basit ve bir o kadar da etkileyici izahı olmuş.
      Ben 40 yaşına nasıl geldiğini anlamayan biri olarak, bu en değerli zaman dilimine kaygı ve endişeden, yukarıda yorum yapan arkadaşın tabiriyle “kaba ve koşullandırılmış vatanperverlikten” başka bir şey sığmamış…

      En acısıda, son zamanlarda yaşadığım bazı olaylardan ötürü bu koşullandırılmış vatanperverliğin kurgulayıcılarının; “Hakem olmadığı için kim çok bağırırsa onun dediği olur” olduklarını görmek, inancımın bir daha geri gelmeyecek şekilde tamamen bitmesine sebep olmuştur.

      Sil
  9. Hocam daha erken ama bu sene Süper Lig'de kim şampiyon olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Trabzon güçlü görünüyor.

      Sil
    2. Yatırım tavsiyesi mi yoksa hocam!?
      Aman diyim… :) Şaka bir yana o spor hisselerinde çok işler dönüyor hocam.
      Hepsi yüksek borca gömülü,5-10 yıllık tüm gelirleri ipotek altında olan,zarar üstüne zarar açıklayan şirketlerin hisseleri,nasıl oluyor da halâ borsada işlem görebiliyor?Anlamak zor.

      Sil
  10. Bu kadar erken dönemi hatırlamanız çok güzel doğrusu. Benim de tespitim son yıllarda tüm alanlarda olduğu gibi futbolda da herkes keser kullanıp pastayı kendine yontuyor. Neymiş efendim yüreği ile oynamış. Neymiş efendim fedakarlık yapmış. Oysa sadece ve sadece herkes işini yapsın.
    Elin oyuncusu x km koşuyor bizimki x/2 gibi. Buna hatalı pas, isabetli şut v.s. eklenebilir. Yeter artık yeter herkes herşeyi bilmesin artık. Mahfi hoca da ekonomi yazsın. Futbol şenol hocanın işi. Kazanınca pirim cebe, kaydedince faturayı öde hoca. Şuçlu benim demek yetmez. Paralar iade lütfen. Çok kızdım valla. İnsan üzülüyor elin veledi nın tribünlere yürümesine.
    SAYGILARIMLA

    YanıtlaSil
  11. Sezon sonu Sergen Yalçın milli takıma Şenol Güneş Beşiktaş'a. Bu döngü de hiç şaşmaz hocam. 3 maç 5 maç olmadı 10 maçta harcarız adamı. Sonra hooop en başa Fatih Terim milli takımın kurtarıcısı olur😃

    YanıtlaSil
  12. Half time,bizde haftayim (:

    YanıtlaSil
  13. Mahalle maçında topu getiren takımını en güçlülerden seçer. İsterse topu alıp “oynamıyorum” der maçı bitirirdi. Şimdi de parası olanlar dokunulmaz ve söz sahibi her daim şampiyonluk adayı. Değişen bir şey var mı?

    YanıtlaSil
  14. Hocam ilk 11in 10u yabancı çıkan takımlar var. Tespitiniz sanırım yanlış :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O yabancıların pek çoğu da aynen bizim gibi mahalle aralarında top oynayarak büyüyen ve muhtemelen aynı kurallara göre yetişen ülkelerin çocukları.

      Sil
  15. Hocam sizi uzun süredir takip ediyorum. Harika yorumluyorsunuz. İyi ki varsınız.

    YanıtlaSil
  16. Hocam teşekkürler yazınız için

    YanıtlaSil
  17. Hiçbir yazınızda kaçak göçmen sorununa deyinmediniz. Defalarca yazdım kaç yıl oldu yazıyorum ekonomi için en büyük sorun göçmenler.

    Ev kiraları asgari ücreti geçti. Kiralık ev bulmak zorlaştı. Ev satanlar çok memnun birileri sürekli ev alıyor kiraya veriyor hangi ülkeden olduğu önemli değil adres beyanları yok.

    Araplara fahiş fiyata ev satamayanlar kaçaklara her türlü ev kiralayıp kazanıyor sürekli Türk halkı kaybediyor. Suriyeliler zaten konut piyasasını yeterinden fazla canlandırmıştı.

    Sadece emlak değil ticarette aynı şekilde çoğu ruhsatsız dükkan açıyor. Ucuz işçi birçok meslekte oteller dahil ucuz işçi çalıştırıyor. Para kazanamayan anne baba çocuğunu okuyamıyor ve devlet yardımlarına muhtaç bırakılıyor.

    Toplum açıkca kendi ülkesinde mülteci oluyor. Sağlık konusunda türkülere ücretli suriyeli ye bedava. Kaçak yabancıların yurt dışına çıkardıkları dolarları evlerine gönderdikleri paraları düşünün.

    Birçok yabancı üniversiteye kolayca giriyor yabancı olduğu için. Türkler sınavsız alınmıyor birçok devlet üniversitesi yös sınavı diye sınav yaptığını söylerek 15 bin dolar alıp istediği bölüme yabancı yerleştiriyor

    Açıklayan kimse yok ama herkes sözde Atatürkçü

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yönetici ve zengin elitler için, ülkenin altında kimin olduğunun önemi yoktur, din, dil, ırk, etnik kökenine bakmazsızın güç ve servet devşirmek isterler.

      Yöneticilerin bir kısmı bugün eğer Atatürkçü olduklarını söylüyor ise, yegane sebebi güç devşirdikleri ahalinin içinde Atatürk'e saygı duyan olduğu içindir.

      Yöneticilerin bir kısmı bugün eğer dindar olduklarını söyleyip Allah kelimesini kullanıyorlarsa, güç devşirdikleri ahalinin içinde Allah'a inanan olduğu içindir.

      Kendileri için ne Atatürk, ne Allah oy ve güç devşirme dışında bir anlam ifade etmez. Aldıkları güç ve oy ile hukuka etki ederler, zengin kesim ile ilişki kurarlar.

      Eğer ahali Atatürk ve Allah diye ikiye ayrılıp birbirilerini yiyorsa, siyasetçinin işi daha da kolaylaşır, alttaki kerizler birbirlerini yerken bunlar tepeden servetlere çökerler. Kimse de hesabını soramaz.

      Eğer bir de ülkenin batısında ve kuzeyinde, ülkeye göre olağanüstü güçlü devletler varsa, onların yönetim organları da bu ülkeye el atarlar. Onlar da kendi kavgalarını bu ülke üzerine taşır, teşkilatları ile ülke siyasetinde etkin olmaya çalışırlar. Dış ülkedekiler de imkan buldukça yerel siyasilere etki etmeye, daha da ötesi kendi adamlarını siyasete sokmaya çaba sarfederler.

      İnsan ürünü olan devlet böyledir, böyle işler. Ahalinin kendi teşkilatına, aynı toprakta yaşadığı diğer insanına, komşusuna sahip çıkması gerektir. Ahali sahip çıkmazsa, devlet değerlidir, bir sahip çıkanı bulunur.

      SeUNnLE.YX:9%N2[

      Sil
    2. Göçmen sorununu Değişim Sürecinde Türkiye kitabında uzun uzun ele alıp irdelemeye çalıştım.

      Sil
  18. Kalenin yan direkleri büyükçe bir taş ya da okul çantası olur üst direği ise kalecinin boyuna göre tayin edilir ve kabul görürdü 😊 genelde itiraz da edilmezdi.

    YanıtlaSil
  19. 3 korner 1 penaltının eğitim sistemimizde de izdüşümü var: 3 yanlış 1 doğruyu götürür. Bu da muhtemelen hepimizi hata yapmaktan korkar hale getirdi, hata yapacağıma boş bırakayım, etliye sütlüye dokunmayayım mantalitesi oturuyor. Halbuki insan hata yaparak, deneyim edinerek gelişir. En azından denemekten, bir tahmin yürütmekten (veriler ışığında en iyi tahmin/ingilizce best guess) korkmaması lazım.

    Batılı eğitim sisteminde ise boş bırakmak baya korkunç değerlendiriliyor. Bu insanın hiç fikri yok ve daha kötüsü, risk almaktan korkuyor diye nitelendiriliyor. Girişimci ile memur zihniyeti arasındaki fark da buradan geliyor. Halbuki biz yaşadığımız yaşam koşullarından dolayı çok daha kıvrak zekalı insanlarız.

    Bu ülkede bir gün sizin hep altını çizdiğiniz yapısal reformların yapılacağına inanıyorum. Önümüzdeki 5 yılda bunun olacağına inanıyorum. Bu olurken yukarıdaki konunun da yeniden değerlendirilmesinde fayda var.

    Not: Çocuğum ve arkadaşları ile futbol oynarken neye dikkat etmem gerektiği ile ilgili de bu yazı bana vizyon kattı, teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  20. Hocam siz bilim adamısınız ve meselelere veriler ışığında bakmayı seversiniz. Gelin bu meseleye ilginç bazı rakamlarla bakalım. Yıllardır bu ülkede futbolun çok sevildiği yanılsamasıyla yaşıyor, yaşatılıyoruz.

    Hollanda nüfus 17 milyon toplam amatör+pro. lisanslı oyuncu sayısı 1 milyon
    Fransa nüfus 64 milyon toplam amatör+pro. lisanslı oyuncu sayısı 2 milyon
    Almanya nüfus 83 milyon toplam amatör+pro. lisanslı oyuncu sayısı 7 milyon
    Türkiye nüfus 84 milyon toplam amatör+pro. lisanslı oyuncu sayısı 400 bin
    Daha ilginç bir veri:
    Almanya'daki Türk nüfusu 2,5 milyon bu sayı içinde toplam amatör+pro. lisanslı oyuncu sayısı 650bin
    (Veriler 2015 Hastalık Bu Futbol Youtube kanalı)

    Sanırım Türkiye Avrupa'da en fazla genç nüfusa sahip ülke bu veriler ışığında bir kişi (Futboldan anlamasına da gerek yok) Türkiye'de gözü kapalı olarak çocuklar arasından seçim yapsa ve bunlar yukarıdaki ülkelerde herhangi bir futbol kulübünde eğitilseler futbolda nicelik ve nitelik açısından mevcut durumumuzdan çok daha iyi durumda oluruz.
    Burada başka bir film var; hepimize iyi seyirler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yukarıda yorumlarda belirtenler olmuş, tekrar yazmaya gerek yok.

      1. Türklerin rahat yönetilmesi için türklere eğitim verilmiyor
      2. Eğitimsiz türkler eğitim talep etmiyor.
      3. Türkiyede ne demokrasi ne devlet var, devleti ülke yönetenler halkın sırtında kamçı şaklatmak için kullanıyor.
      4. Demokrasi ve eğitim olmayan Türkiyeyi, demokratik ve eğitimli ülkeler ile niye kıyaslıyorsunuz?

      Film ortada oynanıyor, gizli kapaklı bir şey yok, her şey açık, herkes her şeyi biliyor, ortada demokrasiymiş gibi davranan bir faşizm var, daha da başka bir şey beklemeyin bu düzenden.

      Sil
  21. Futboldan pek anlamayan, lıgleri de izlemeyen birisi olarak; bu yazınızdan ülke reel politikasına ve ekonomisine bir gönderme yaptığınızı yorumlayarak, kendimce bir değerlendirme yapmaya çalıştım:
    Futboldan anlamadığımız, çocukken neredeyse yegâne takım oyunu olan "maç yapma"yı bilmediğimiz, içinde yer almadığımız, temel futbol kurallarını bilmediğimiz anlamına gelmiyor tabi.
    Taca ve kornere top çıkarmama gayretinin, Devleti ve ekonomiyi yöneten kadroların; başarısızlık, liyakatsizlik ve hatta usulsüzlük ve ihanet hallerinde dahi takım dışına çıkarılmayışı, çıkarıldı gibi gözükenlerin de kısa bir süre içinde, daha iyi ve farklı alanlarda, hatta aynı anda birkaç takımda "kendilerinden ve hizmetlerinden yararlanmaya devam edildiği bir vakıadır.
    Beri yandan eskiden(Ortalama 55 yıl öncesi) bir mahalle takımında, yeteneği ne olursa olsun, belli vasıfta bazı kişilerin daimi kadroda olmaları, onlarsız neredeyse maç yapılamadığı da bilinir.
    Örnek: Topun sahibi istemezse maç olmaz..Babası önemli mevkide veya babası-ağabeyi biraz kabadayı takımından olanlara her zaman kadroda ilk 11 de yer vardır.Onlar faul vb.nedenlerle oyundan atılmaz..
    Arsanın sahibi olan aile varsa, temsilcisi de öyle..
    Tabi bu alışkanlıkların iyi olanları da yok değil..Mahalleye misafir gelen de takımda hemen yer alır.Açıkta kalırsa ayıp olur..Kız arkadaşının seyirci olduğu çocuk mutlaka oynatılır, mümkünse forvette ve gol atması sağlanır..
    Bir de verilen zararlara dair geleneksel kuralları atlamamak lâzım..Cam kırılırsa, kıranın babası öder.
    Şimdi bunu TR.deki siyasete ve ekonomiye bir uyarlama yapmaya kalksak, tam aksi sonuçlar elde ederiz.
    Çeyrek asıra yakın topu taca, kornere, hatta KENDİ KALESİNE atanlara ne penaltı var, ne de takımdan atıldılar, aksine mükâfat gördüler..
    Yedeğe alınanlara bile başarılı olmuş gibi davranıldı..
    Cam kıranların babası değil, kenarda izleyenler ödedi..
    Velhasıl ben, 65'i aştım..Şimdiki oyunu çözemedim..
    Saygılarımla..

    YanıtlaSil
  22. Bir de herkes kendini Messi sanıyor, topu bir kaç kere sektirmeden kontrol edemez ama üç kişinin arasına girip çalım atmaya çalışıyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mustafa Denizli'nin şimdi hatırlamadığım bir futbolcu için çok doğru bir yorum yapmıştı: "Son hamleyi yapmasa iyi oyuncu olacak" demişti. Bu söz aslında bütün oyuncular hatta futbol dışındakiler için de doğru galiba. Hep o fazladan son hamleyle topu kaptırıyoruz.

      Sil
  23. O zaman Coğrafya kader midir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kabahat coğrafyada değil kendi kaderini çizmeye üşenen ve kabahati hep başkasında arayan bizlerde.

      Sil
  24. Yazıyı okurken bu yazı çok eski diye düşünüyordum, altına 2001 yılı yazmışsınız. Biz çocukken mahalle maçları yapardık, 35 yıl kadar olmuş. Benim çocuklar, yurtdışında büyüdüler, orda yerel belediye okullara yakın arsaları yeşillendirip engelli insanları istihdam ediyor, bölge okul çocukları gelip yeşil alanda maç yapıyor, benim çocuklar orda futbolu öğrendiler.

    Çocukluğumdan 20-25 yıl sonra büyüdüğüm Anadolu kentine gittim, mahalle maçı yaptığımız yerler apartman olmuş, rastgele bisiklet park ettiğimz yerler daracık kaldırım olmuş bebek arabası ile bile yürünmeycek kadar darlaşmış, sokaklarda bırakın top oynayanı, yalnız dolanan çocuk bile kalmamış, insanlar öyle hayvan gibi araba sürüyor ki, aklı olan çocuğunu sokağa bırakmaz.

    Diyeceğim eski mahalle maçları oynayan insanlar kalmadı.



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle olmasına rağmen neden kimse ses çıkarmıyor biliyor musunuz? Çünkü herkes ara sokaklarda hayvan gibi araba kullanıyor. Yasalardan kaynaklanan yol hakkı nedeniyle canı arabanın altında kalan çocuk suçlu arabanın altında ezen suçsuz oluyor. Hiç hız limiti veya dikkat yok. Bütün yollar arabaların. Bu nedenle artık çocuklar sokakta büyüyemiyor.
      Eskiden arabalar yoktu. Elektrik de yoktu. Sürücülerin yayaların fasaryadan vaktini çalan trafik ışıkları da yoktu. Trafik yönetimi merkeziydi Ankarada trafik nasılsa en ücra köşede de trafik öyle yönetilirdi. Trafik belediye simsarlarının elinde değildi. Genel yönetimle yerel yönetim birleşsin dediler başımıza bunlar geldi bunlar daha başlangıç.

      Sil
  25. Dolar'ın 9 Lira olması aslında iyi haber.

    İhracatımız artacak ve Türkiye zenginleşecek.

    Memnunum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolar 9 tl olunca Türkiye zenginleşmeyecek ama cari dengeye ulaşılacağı için fakirleşmesi duracak.

      Dolar daha fazla artmayacağı için maliyet enflasyonu da bitecek..

      Ağustos ayında cari fazla verildi. Büyük bir ihtimalle Eylül'de de cari fazla verilmiş olacak.

      Bundan sonra cari dengeye ulaşıldığı için yurtdışına döviz transferi sonlanmış olacak ve ülke olarak döviz kaybını durdurmuş olacağız.

      Eğer dolar 10 seviyesine gelirse, cari fazlamız artar o zaman zenginleşme başlar. Tıpkı Japonya Almanya Çin'in zenginleşmesi gibi.

      Burada defalarca yazdık. Cari açık her türlü ekonomik felaketin sebebidir dedik. Şanslıyızki ekonomi yönetimi bunu gördü ve bu yönde faiz ayarlaması yaptı.


      Sil
    2. Evet buna inananlar da var.

      Sil
    3. Almanya'nın ihracatının ekonomik ve tarihi kökleri vardır. Almanya'nın cari fazla vermesinin politik sebepleri vardır. Açık ve fazla kavramı Almanya söz konusu olduğunda, iki tarafın anlaştığı bir uzlaşı alanıdır. Almanyanın büyük cari fazla verdiği ekonomiler de hesap kitap yapıyorlar, Almanya ya karşı cari açık vermeye politik olarak mevcut durum içinde razılar. Aksi olursa, Almanya cari fazla veremez, bir kaç yıl içinde cari denge veya cari açık noktasına gelir. Almanya TR için güzel bir misal değil.

      Çin konusu, yine politik bir tercih. Politik tercihin finans kapital aracılığı ile üretim firmalarını Çin üretimine teşvik etmesinin de etkisi vardır. Yani, vakti zamanında Batı finans kurumları Avrupa veya Türkiye gibi ülkeler yerine Çin tarafına yapılan yatırımlara ciddi teşvikler, faiz indirimleri verdiler. Olayın Çin dışında başka bir tarafı da var. Bu en basit anlatımı ile iş alım-satım ise alan ve satan anlaştı. Çin iç politikası ile de destekledi. Az değil, 1 milyar gariban Çin tarafında kötü koşullarda ucuz mal için çalışıyor. Son zamanlarda garibanlar da yetmediği için köle olarak Türkler de tarlalarda kullanılmaya başlandı.

      Türkiye'de çoğu hastalık için ilaç bulunmuyor. Firmalar getirmiyor, gelenler aşırı yüksek fiyat ile geliyor. Misal, bir tanıdığım arkadaşın 6 yaş çocuğu için aylık 27 bin TL bir ilaç fiyatı çıkarmışlar geçen Mart ayında, ikinci ilaç bir şekilde TR sınırlarına girmiyor. 10 aylık tedavi için 270bin TL sadece ilaç. Bulunduğum yerde doktor raporu ile iki ilaç sadece 3500TL filan aylık fiyatı. Çocuğu buraya getirdik, doktor raporunu burada aldı, bi iki haftadır ilaç kullanımı bıraktılar, iyileşiyor. Umarız daha ileri sorunlar paranın değersizleşmesi ile başlamaz.

      Sosyal medya türklerine şaka gibi geliyor ama paranın TR a geldiği Batı ülkeleri için resmi raporlara girdiği haliyle TR güvenlik meselesi haline geldi. Politik olarak ucuz TR ürününü almaya razı kaç ülke var? TR içinde ucuza ürün üretmeye razı kaç Batı ülkesi var?

      Buyursun, hükümetin elini tutan yoktur. TL yi daha da değersiz hale getirsin, faizleri indirsin. Fakirlikten başka getirisi olmayacaktır.

      Sil
  26. Hocam sadece tek bir sorum var. Hükümetin gitmesi için daha fazla hükümet ne yapmalı? Yani ekonomiye hemen hemen her kötü şeyi yaptı. Daha fazla neyi bekliyoruz? Aziz Nesin'in dediği "Türkiye'nin %60'ı salaktır." sözünün tescillenmesini mi? Sokakta ekmek bile bulamayan vatandaşlarımızın açlıktan gebermesini mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek bir kelime ile cevap vereyim : Faşizm.

      Ben ordumuzda yetiştim, kurmay olmak üzere yetiştirildim. Gerçek sorunlara gerçek çözüm bulmak üzere eğitim aldım. Ancak, sivil hayata geçtiğimde insanların hayal dünyasında yaşadıklarını gördüm. Çocukluktan gelen bir faşist eğitim herkesi sarmış. Ulusalcı ve dinci bir faşizm.

      A. Nihat Asya'nın Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım diyen şiirinin bizlere 8 yaşında ezberletilmesi gibi, günlük hayatta, her cuma namazında, her siyasi söylemde, her çok satan gazetede, her okulda insanlara faşist değerler aktarıldı, aktarılıyor.

      Farklı olanı dışlamak, kadını güçsüz algılamak, kadını dışlamak, hatalı gelenekleri baştacı ettirmek, zayıf olana destek olmamak, az gelişmiş toplum kesimlerine kaynak aktarmamak, sosyal yatırımlar yapmamak, pozitif eğitime yatırım yapmamak bunlar insanların günlük rutinlerinde öğretilenler. Ki Aziz Nesin gibi saf Türkçe yazan edebiyatçıyı da dışlamak.

      Mahfi hocamızın bu yazısı sokak-futbol ilişkisi kurmuş. Sokak ile Hükümet arasında aynı ilişki var.

      Hükümette ne görüyorsanız, karşılığı sokakta var. Hükümetin ismi, partinin tabelası değişebilir, faşizm bu insanların içine işlemiş. Farkında da değiller. En kötülerinden. Yapacak bir şey yok. Hayat, zaman ile yapılması gerekeni yapar, tıpkı diğer toplumlara yaptığı gibi. Yapmasın diyorsanız, sizin gibi düşünen insanlar siyasete girsinler, koltukları faşist düşünce yerine sizler doldurun. Özellikle de iktidar partisine girin, orayı sivil iradeniz ile rehabilite edin. Ben iktidar partisi deyince insanlar kızıyorlar. Gerçekçi olun, pisliği en yoğun olduğu yerden temizleyin.

      Başka da çözüm bu saatten sonra yok.

      NYjAp7A?D>?hW3*P

      Sil
    2. Türkiye'nin yaşadığını ailem de yaşadı. Bağdat 1977 doğumluyum, ailem Irak'ın eskilerinden, kültürlü bir aile. İlkokulu orda okudum. Yazdığınız şiirin benzerleri Irak çocuklarına ezberletildi. Saddam, Batı ile her zaman sorun yaşar görünen, her zaman batı ile işbirliği yapan bir adamdı. Ailem muhalefetti. Ailenin sosyal hakkı olmadı, dışlandılar, ezildiler. Ailemin yaşadıklarını burada görüyor, bu ülke için üzülüyorum. Ailem, ilk savaş öncesinde her şeyi kaybetti, Türkiye'ye iltica ettik. Memur babam ayakta kalmak için iki iş çalıştı. Sabah diş doktorunun getir götür işlerini yapar, akşam marangozhane çalışırdı. Memur elleri ağır işe alışkın değildi, avuç eklemleri şişler olur, ağrıdan eli oynamazdı, işten çıkmasın diye çalışırdı. 75 yaşında sosyal güvencesi yok, emekli olamadı, ben bakarım. Faşizm Irak'ı sardı, Türkiyeyi de sarıyor. Batı ortağı denen Irak'ı ne hale getirdiler. Ve Suriye. Hepsi faşist rejimin sonu oldu. Irak gibi Türkiye de girdapta sürükleniyor. Çocukken TV de Irak iş adam demeçleri dinlerim. Aynı laflar Türk iş adam dernekleri de duymak üzüyor. Halk faşist değerleri kutsuyor.

      Çok Irak muhalefet sokakta öldürüldü ki. Bilginler yok oldu. O insanlar Baas a gireydi, Irak kurtulurdu. Saddam içerden yavaşlatırlardı. Belki faşizmi silerlerdi. Ama öldüler ve öz değerleri ile kayboldular.

      Sil
  27. Mahfi bey, kafam karıştı:

    "Dolar, TL karşısında yükseliyor." mu?

    "TL, Dolar karşısında değer kaybediyor." mu?

    Sanırım, yukarıdakilerden birini kullanacaksak peşinden hemen gerekçesini açıklamamız gerekiyor:

    "Dolar, TL karşısında yükseliyor. Çünkü FED, dağıttığı paraları toplamaya başlayacak." Burada, dış etkenler gerekçe.

    "TL, Dolar karşısında değer kaybediyor. Çünkü Türkiye'nin Suriye'ye yönelik askeri harekat başlatacağı söylentileri ve TCMB Başkanı'nın muğlak açıklamaları TL'yi daha da güçsüz hale getirdi." Burada, iç etkenler gerekçe.

    İktisat bilimine göre, hangi söylem doğru? İkisi de yanlış mı? İkisi de doğru mu?

    YanıtlaSil
  28. Mahfi bey iktisatçı değilim fakat şu açıklamada bir tür mantıksızlık seziyorum: "TCMB şimdi faizi indiriyor çünkü yakın gelecekte faizi arttırmak için kendine şimdiden yer açıyor."

    İktisatta böyle mantık olur mu Mahfi bey, emin olamadım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hükümetin başkanı atadığı yerlerde normaldir, çok da şey etmemek lazım. İnsan hayret ediyor.

      Sil
  29. Dolar'daki yükselişin ne zaman sakinleşeceğini, duracağını BİLEMEMEK, ithal girdi ile üretim yapan şirketleri "İleride daha yüksek kurla ödeme yapmak zorunda kalabiliriz, bu nedenle kur daha da yükselmeden şimdiden yapabildiğimiz kadar bol ithalat yapalım ki mali yükümüz nispeten az olsun." düşüncesine sevk ediyor olabilir mi Mahfi bey?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Döviz fiyatlarındaki yükseliş yerine, döviz bazlı olarak ithal malların fiyatlarının artışları ürün bulabilen firmalar için stok fırsatı oluşturuyor. Tek başına döviz fiyat artışı etkilemiyor. Bazen döviz içerde artarken, malın döviz fiyatı azaldığı için ürün almak için biraz daha beklendiği oluyor.

      Burada TL pasif unsur. İhracat al ve satları döviz cinsinden belirleniyor, TL iç piyasa alımları satımları için işlem aracıdır. TL bazlı döviz fiyatına çok bakılmaz.

      İthalatçı için bir şey diyemem. Yerli alımgücü düşerse mal getirmeme yoluna veya az getirme yoluna da gidebilir.

      Sil
  30. Hocam dalga geçmiyorum.

    Twitter hesabınızdan şu an, "Siyasete giriyorum" diye yazsanız, Dolar/TL lap diye 5'e düşer.

    Ciddiyim.

    YanıtlaSil
  31. Mahfi bey
    merhaba
    sizi seviyoruz
    ölmeyiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne diyor Hayyam:

      Niceleri geldi neler istediler/Sonunda dünyayı bırakıp gittiler/
      Sen; hiç gitmeyecek gibisin değil mi?/
      O gidenler de hep senin gibiydiler.

      Sil
    2. Yenileceğini bile bile bu yarışa niye girdin diye sordu bana.

      Öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an. Bozmadım.

      Hocam bu da Ömer Asaf'tan.

      Sil
  32. SORU: Yanlışta ısrar etmek üzerine niye bu kadar inatçı bir siyaset yapımız var?

    CEVAP 1: Ahbap Çavuş Kapitalizmi (19 Mayıs 2014)
    https://www.mahfiegilmez.com/2014/05/ahbap-cavus-kapitalizmi.html

    CEVAP 2: İrrasyonel Beklentiler Teorisi (3 Haziran 2014)
    https://www.mahfiegilmez.com/2014/06/irrasyonel-beklentiler-teorisi.html

    CEVAP 3: Kanıksanmış Yanlış Davranışlar Seti ve Aldırmazlık Zırhı (25 Eylül 2021)
    https://www.mahfiegilmez.com/2021/09/kanksanms-yanls-davranslar-seti-ve.html

    YanıtlaSil
  33. Mahfi bey

    Yandık!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rezervlere Ne Oldu?

Ne Oldu da TL Değer Kazandı?

Veriler Kötüyse Piyasa Nasıl Böyle Canlı Olabiliyor?