Son Dönemde Okuduğum En İyi Ekonomi Kitabı: Skidelsky, Para ve Devlet

Robert Skidelsky, Para ve Devlet – Ana Akım İktisadın Eleştirisi (çeviri: Barış Gönülşen), Tellekt (Can Sanat Yayınları), 2021  

Robert Skidelsky, zamanımızın önde gelen iktisat tarihçileri arasında yer alıyor. Eğitimini tarih alanında (Oxford Üniversitesi) aldıktan sonra bir süre tarih, felsefe ve Avrupa Çalışmaları üzerinde sonra uluslararası çalışmalar konusunda ve en sonunda da siyasal ekonomi dersleri verdi. Siyasetin de içinde buldu, aktif görevler aldı. Baron unvanı taşıyan ve Lordlar Kamarası üyesi olan Skidelsky”nin en ünlü eseri, John Maynard Keynes”i anlatan üç ciltlik, ödüllü, biyografidir. Bu biyografiyi okumuş ve çok beğenmiştim.

Kitaptan Bazı Alıntılar

“Devlet, etkin piyasa mübadelesi için gereken şartları temin etmekle sınırlı kalmalıydı. Makro politikaların tek görevi para arzını kontrol etmekti.”

“2008 çöküşünün nedeni özel borç birikimiydi; bu da büyük oranda borç verenler tarafındaki sahtekârlıkla borçlananlar tarafındaki miyopluğun bir sonucuydu.”

“Parasalcılığın mali sonucu, kısa dönemli talep yönetimi aracı olarak bütçeyi ortadan kaldırması oldu. Bu, bütçe açıklarına dair Keynesyen mantığı ortadan kaldırdı.”

“Oy verenler daha fazla refah istiyordu ama daha yüksek vergi ödemeye razı değildi…”

“Siyasetçiler ekonomileri istikrara kavuşturmaktan çok oylarını artırmanın peşindeydiler.”

“Robert Lucas”ın 1980 yılında dikkat çektiği üzere: ‘Araştırma seminerlerinde insanlar artık Keynesyen kuramlaştırmayı ciddiye almıyor; dinleyiciler kendi aralarında fısıldaşmaya ve kıkırdamaya başlıyor’du. İşte bu kıkırdayan iktisat öğrencileri büyük 2008 çöküşüne yol açan politikanın mimarları oldular.”

“Kısacası, regülasyon sisteminde yaşanan evrim, finans sektörü için eşi benzerine rastlanmadık ölçüde müsamahakâr bir ortam yarattı. Devletler, finansal yeniliklerin servet yaratıcı gücüne inanmayı seçtiler ve bu ürünlerin anlaşılmayacak kadar kapalı hale gelebileceği tehlikesine karşı gözlerini yumdular. Bu araçların yapısı o kadar karmaşık hale geldi ki, tehlike potansiyelleri ölçülemez ve takip edilemez hale geldi.”

“(Kredi derecelendirme kuruluşlarının bunları görmezden gelmesinin nedeni) bu kuruluşlara ödemeyi yatırımcıların değil menkul kıymeti ihraç edenlerin (bankaların) yapmasıdır. (Bu kuruluşlar) onlara ödeme yapan çıkar gruplarının hizmetkârlarıydılar.”

“Ardından 2008 krizi geldi. Güvenli bir şekilde optimum performansın uzun döneminden çok uzak ekonomiler birden kendilerini üretim azalmasının Keynesyen kısa dönemi içerisinde buldular ve onunla mücadele için ellerinde sadece faiz politikası vardı.”

“Mali politika ile para politikası birbirinden koparılmamalı, eşgüdümlü hale getirilmelidir.”

“Sovyetler Birliği kapitalist Batı’nın iktisadi performansıyla aşık atmayı başaramasa da, komünizmin cazibesi kapitalist sınıfın gücünü yıllarca dengelemeyi başarmıştı. Fakat 1990’dan itibaren neoliberal devlet yönetimi rakipsiz kaldı. Kendisini siyaseten kabul edilebilir kılan savaş sonrası düzenin korumacı özelliklerini zayıflattı ya da tümden bordadan attı. Ütopyacı teorilere esir olmuş ve tarih cahili serbest piyasa ideologları cehennemin taşlarını döşemeye hazırdılar.”

“(Serbest ticaret uluslararası refahı artırmak için en iyi seçenektir) Fakat bir hükümet kendi halkının zararına olacak şekilde ‘dünyanın refahını artırmak üzere’ seçilmez. Bunu yapmaya kalkarsa bir süre sonra halkının gazabına uğrar. Serbest ticaret argümanı üzerinden ilerlemek, serbest ticaretin uzun dönemde en iyisi olduğu kanaatine dayanır. Uzun dönemde yaşananların kısa dönemde yaşananlar tarafından belirlendiğini unutur.”

“1980’lerden bu yana makroekonomiyi iktisattan çıkarma yönünde kararlı bir girişimde bulunuldu…(bugün) yapılması gerekenin makroekonominin mikroya dayandırılmasından ziyade, mikroekonominin makroya dayandırılması olduğunu söylemeliyiz…Bu nedenle Keynes’in Genel Teorisinde yaptığı gibi bireysel karar alışın içerisinde gerçekleştiği toplumsal yapılar, ilişkiler, normlar ve kurumlarla işe başlamalıyız.”

“Önümüzdeki yüz yıl boyunca bize yardımcı olmalarını istiyorsak, aralarındaki tüm farklılıklara rağmen büyüklükleri kendilerini iktisatla sınırlamamalarından gelen Adam Smith, Karl Marx, John Stuart Mill, Thorstein Veblen, Karl Polanyi, Friedrich Hayek Joseph Schumpeter ve John Maynard Keynes gibi düşünürleri iktisat öğrencileri kendilerine örnek almalılar.”

Son Birkaç Yorum

Skidelsky ana akım ekonomisini eleştirdiği bu kitabında Friedman’la birlikte para politikasının ve giderek merkez bankalarının kutsallaştırıldığını, maliye politikasının geri plana itildiğini ve bunun nasıl yıkıcı sonuçlar yaratarak ekonomileri çözümsüzlüğe ittiğini vurguluyor.

Skidelsky bu kitabı 2018’de yazmış. O tarihte gelişmiş ekonomilerde enflasyon endişesi yoktu. O nedenle kitapta asıl vurgular ekonomiyi maliye politikasına ağırlık vererek canlandırma görüşü üzerine yapılmış. Oysa günümüzde enflasyon giderek yükseliyor ve yavaş yavaş ekonomik daralmanın yanına yerleşiyor. Bu durumda yine Skidelsky’nin vurguladığı para ve maliye politikasının birlikte kullanılması görüşü en doğru görüş olarak bir kez daha karşımıza çıkıyor.

Kitabı okurken zaman zaman benim 2008 yılında yazdığım Küresel Finans Krizi kitabımın bazı bölümlerini yeniden okur gibi oldum (Dr. Mahfi Eğilmez, Küresel Finans Krizi – Piyasa Sisteminin Eleştirisi, Remzi Kitabevi, ilk basımı 2008, 17. Basım.) Birçok konuda Skidelsky’nin yazdıklarıyla benzer (hatta bazen neredeyse bire bir aynı) görüşleri ben ondan tam on yıl önce dile getirmişim. Ama kitabı beğenmemin tek nedeni bu değil.  

Yorumlar

  1. Hocam bizim serdengeçtilerin Çin sevdası hakkında ne düşünüyorsunuz, virüsü nereden kapmış olabilirler?Gerçi benim aklımda bir isim var ama... Baya baya "Çin tipi ekonomik" büyüme modeli uyguladığımız kesinleşti de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TR yöneticilerinde üretim perspektifi yok, iki ihtimal üzerinde duruyorum.

      1. Dikkat edin artık yeni TL basmıyorlar, 200TL son basılan para. Atatürk resimli kağıt basmayacaklar. Belki yeni bir para birimine geçiş düşünüyorlar, yeni bir rejim açıklaması ile.

      2. Batı dünyası, Çin den kayan üretimi arka bahçe ülke olarak TR ı yeterince ucuzlatıp TR üzerinde yapacak. Etrafı ile uğraşmayacak kadar zayıf, batıp Avrupayı zora sokmayacak kadar dış girdisi olan bir yer. Politik olarak Batı dan tamamen kopmuş, dış yatırımların ( ve sermaye hareketlerinin) Batı güdümlü bir komisyon aracılığı ile yapıldığı bir ekonomi yönetimi.

      Türkiye'nin arsası çok değerli, ucuzladığında TR yönetimi ile kavgalı olan devletlerin bile hemen iştahı kabarıyor, malın daha da ucuzlamasına engel oluyor.

      ncMqcCXo1iF7!8dc

      Sil
  2. Hocam son satırda yazdığınıza ben de katılıyorum. Doğrudan veya dolaylı olarak "para ve maliye politikasının birlikte kullanılması" konusunu siz hep belirtiyorsunuz.
    Şahide ihtiyacınız yok tabii ki fakat sizin görüşlerinizi paylaşanlara negatif şeyler söyleyenler utanır belki diye doğrulama ihtiyacı hissettim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, aksi taktirde tutarsızlıklar çıkıyor.

      Sil
  3. Hocam sizce başarılı olmak için zeka mı daha önemlidir çalışkanlık mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tıpkı para politikasıyla maliye politikasının birlikte kullanılması gereği gibi çalışkanlık da zekaya eşlik etmelidir.

      Sil
    2. Gerçekten zeki insanlar aynı zamanda çok çalışkandırlar. Ancak pek de zeki olmayan biri çalışmaya ihtiyacı olduğunu düşünür. Dunning-Kruger etkisini okuyabilirsiniz.

      Sil
  4. Yazınız için teşekkür ederim.
    Hocam Youtube da şöyle bir video var "How The Economic Machine Works by Ray Dalio". Çok basit ve anlaşılır bir dil ile ekonomi, iktisat bilmeyen bana bile bazı fikirler verdi. Bu videoda ünlü fon yöneticisi Ray Dalio nun prensipleri anlatılmış. Size ait bu bloğa yorumlara bakaraktan iktisat konusuna meraklı herkes uğruyor. Benim gibi bu alanda fazla bilgisi olmayıp sizin gibi profesyonellerden öğreneceği çok şey var. Ekonomi makinası nasıl çalışır adlı bu videoyu benim seviyemdeki arkadaşlara eğer müsaade ederseniz tavsiye ediyorum. Her ne kadar sizin kitap tavsiyeleriniz yanında basit kalsa da günümüz iletişim ve teknoloji çağında bu ve benzeri videolarında önemli yeri olduğunu düşünüyorum. Eğer bu videoyu izlerseniz düşüncelerinizi paylaşır mısınız.


    video link: https://www.youtube.com/watch?v=PHe0bXAIuk0

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu videoyu birkaç yıl önce paylaşmıştım.

      Sil
    2. Ray Dalio bu anlatımıyla aslında faizsiz bir sistemin gerekliliğini farklı bir şekilde anlatmış. Uzun vadede baktığınızda ürettiğiniz kadar gelişiyorsunuz. Arada gerçekleşen borç, faiz, büyüme, ödeme, çöküş ve yeniden toparlanma aşamaları sonucu değiştirmeyen oyalanmacalar. Sadece borç verenlerin kesesine yarıyor. Israrla üretmekten ve büyümek için azimli ama sabırlı olmaktan başka çare yok.

      Sil
  5. YENİ BİR PARA POLİTİKASI ÖNERİSİ - DALGALI SABİT KUR

    Olağanüstü dönemler olağanüstü çözümler gerektirir. Benim Merkez Bankamıza önerim şu bilmem siz ne dersiniz?

    Malum dalgalı kur rejiminde MB’nin bir kur taahhüdü yok. Kur seviyesi piyasa koşullarında belirleniyor. Bu durum belirsizlik yaratıp ticari hayatı olumsuz etkiliyor. Bunun yerine MB her PPK toplantısında politika faizi ile beraber bir sonraki toplantıya kadar geçerli olacak sabit bir kur belirlese. Örneğin bir sonraki toplantıya kadar dolar kurunu 12 TL olarak ilan etse ve elindeki imkanlarla bir ay boyunca kuru bu seviyede tutsa. Kur belirlenen seviyenin altına düştüğünde piyasaya girip dolar alsa, üstüne çıktığında dolar satsa. Bir sonraki toplantıda son durumu gözden geçirip yeni bir seviye belirlese nasıl olur?

    Bu model işe yarar mı sizce?

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ekonomide gerekli düzenlemeler yapılmadan, doğru politikalara geçmeden ne yapsanız kâr etmez. Bilimde mucizeye yer yoktur.

      Sil
  6. Hocam Türkçe çevirisini okuduysaniz önerir misiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkçe çevirisini okudum, İngilizcesini okumadığım için karşılaştırma olanağım yok ama Türkçesi bana çok düzgün geldiği için çevirinin iyi olduğu kanısına vardım.

      Sil
  7. Hocam araç alım satımıyla uğraşıyorum.Bütün varlığımla araba aldım ve enflasyona karşı kendimi korudum fakat bu enflasyon böyle devam ederse elimdeki araçları satamamaktan korkuyorum çünkü insanlarda alım gücü kalmadı.İleride elimdeki malı nakite dönüştürebilirmiyim yoksa dolarda mı kalmalıyım?
    Bu konudaki görüşünüzü merak ediyorum,teşekkürler.

    YanıtlaSil
  8. ÖğrettiYine de umusuz olkleriniz ve yeni öğreneceklerimiz, daha önce konuyu bilenler ve anlamaya çalışanlar için doğrulayıcı ve yön gösterici oluyor ama ne fayda, erk sahipleri ve finans kapitalin dizginlenemez hırsı bunları uygulamaya ve refaha erişmeye mani oluyor ve korkarım yakın dönemde çözüm bulunamayacak ! Yine de umutsuz olmayalım ve izlemeye devam edelim ! Teşekkürlerimle...

    YanıtlaSil
  9. Enflasyon düşmeden Cari açık düşmez.!!!27 Kasım 2021 07:07



    Akp hükümeti , 20 yıl boyunca uyguladığı,” doları düşük tut,ekonomiyi iyi göster” politikasını bıraktı. Cari dengeyi bitirmeye odaklandı. Son derece doğru ve ümit verici bir hedefti bu.

    Ama bu hedefe ulaşmak için önünde 2 yol vardı .

    1-)Bataklık yolu.(düşük faiz-yüksek enflasyonlu yüksek kurlu yol)
    2-)Asfalt yol.(yüksek faiz Düşük enflasyonlu yüksek kurlu yol)

    Akp , bu yollardan 1.sini tercih etti. %60 enflasyonun olduğu bir ortamda, Tcmb borç verme Faizlerini %15 yaparak, talep enflasyonunu patlattı.

    Şu saatten sonra cari dengeye ulaşmak mümkün değildir. Çünkü enflasyon- devalüasyon sarmalı başlamıştır.

    Düşük faizle oluşan yüksek enflasyon, devalüasyonun getirisini götürecektir. Gidilen yol yol değildir. Bataklık yolundan giderek cari dengeye ulaşmak mümkün değildir.

    İşte bu sebeple , ülkeyi cari denge hedefine odaklayan Ege Cansen, ağlıyor. Çünkü yüksek enflasyonla cari dengeye ulaşmak mümkün değil.

    Bir yandan Tcmb sürekli para basıyor, diğer yanda bütçe açıkları rekor üstüne rekor kırıyor, en kötü yıllar olan 1994-2002 yılları arasında bile, bütçe, faiz dışı fazla verirken, 2021 yılı Türkiye’sinde, bütçe,faiz ,dışarıda tutulsa bile açık veriyor. Yani faiz dışı bütçe açığı veriliyor. Bu şekilde enflasyon düşmez...


    Enflasyon o kadar arttıki, firmalar fiyat veremez hale geldi çünkü malı kaç liradan yerine koyabileceklerini onlar da bilmiyor..

    Bu şartlar altında ekonominin devam etmesi mümkün değildir. Akp’nin önünde 3 yol var.
    1-) Bu işin böyle gitmeyeceğini kabul edip ilk baharda seçim yaparak, anahtarı Muhalefete teslim etmek,

    2-)Kurun düşmesine izin vermeden, Faiz artışıyla önce enflasyonu düşürmek ve sonra cari dengeye gelip ekonomiyi daha da kötüleşmeden bu haliyle seçime kadar götürmek,

    3-) ülke ekonomisindeki olan bitene gözünü kulağını tıkayıp, 2023hazirana kadar bekleyip, 2023 haziranda, bitmiş bir ekonomiyle %100 enflasyonla, 30 Tllik dolar kuruyla ülkeyi mulafete teslim edip, barajı bile geçemeyecek durumda seçime gitmek...

    Eğer faiz artışı başlamazsa, 1.5 yıl sonra ülkenin geleceği yer %100 enflasyon ve 30 Tl dolar kurudur. Çünkü rezerv satma imkanı da olmadığı için doların, enflasyondan daha az artması mümkün değildir.


    Enflasyon düşmeden cari açık düşemez. Cari açık düşmeden enflasyon düşemez. Bunun hafızalara kazınması gerekir.

    Çünkü enflasyon demek, bir ülkedeki malların diğer ülkelere göre pahalılaşması demektir.

    Siz, ülkenizdeki malların değerini arttırarak nasıl cari dengeye ulaşabilirsiniz? Tam tersini yapmanız gerekir.

    Cari fazla veren Japonya, Almanya ve Çin’de enflasyon yok. Bu sayede cari fazla veriyorlar.

    Almanya’da %50 enflasyon olsa, 50.000 euroluk Mercedes, 75.000 euro olsa Almanya mercedes satabilir mi?

    Lütfen bunu görün. Enflasyon düşmeden Cari açık düşemez..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru tespit. Çünkü enflasyon düşmeden tasarruf artmaz.

      Sil
    2. Katılmıyorum.

      Kronikleşmiş cari açık konjonktürlerinde enflasyonun düşmesi döviz fiyatının düşük tutulabilmesine bağlıdır. Bunun için ülkeye düzenli ve sürekli döviz girişi gerekir. Düzenli ve sürekli döviz girişi için faiz oranlarını yüksek, vadelerini ise kısa tutmak, dolayısıyla giren dövizin vade sonunda kendi cinsinden ballı-kaymaklı bir gelir elde ederek çıkabilmesine yönelik algıyı canlı tutabilmek şarttır. Böylece birbirini besleyen bir kısır döngü yaratılmış olur. Bu döngü devam ettirilebildiği müddetçe -kamu maliyesinde disiplini korumak ve bütçe açığına da izin vermemek koşuluyla- enflasyon (kalıcı ve sürekli olarak hedeflenen seviyelere indirilemese de) kontrol altında tutulabilir. AKP’nin 20 yıla yaklaşan icraatının uzunca bir bölümünde uyguladığı ekonomi politikası da tam olarak budur. (Meşhur “cari açık finanse edildiği müddetçe sorun değildir,” yaklaşımı.)

      Ne var ki bu politikanın ilanihaye sürdürülebilmesi mümkün değildir. Önünde “uzun vadede” 1 adet, “kısa-orta vadede” ise 2 adet başat risk unsuru mevcuttur. Uzun vadeli mesele, ülke toplam dış borcunun aşırı artması ve bir zaman gelip kısa vadeli sıcak döviz girişini engelleyen (hatta tam tersine döviz çıkışını tetikleyen) ana etken haline gelmesidir. Kısa-orta vadeli risklerin ise ilki dış kaynaklı, ikincisi iç kaynaklıdır. Dış kaynaklı risk, gelen dövizin menşei olan ülkelerde parasal sıkılaştırma konjonktürüne girilmesi, faiz oranlarının yükselmesi, parasal genişlemenin durması ve bütün bunlara bağlı olarak küresel ölçekte para akımlarının yavaşlaması/zayıflamasıdır. İç kaynaklı risk, ülkedeki majör iç politik gelişmelerin etkisiyle bütçe disiplininden taviz verilmesi, daha açık bir ifadeyle bütçe açığı verilmeye başlanmasıdır.

      Türkiye’nin öyküsünde bunların tümü gerçekleşmiştir. İlkin iç kaynaklı faktörler başgöstermiş, 15 Temmuz olayı, başkanlık sistemine geçiş referandum süreci ve en son olarak da uzun pandemi dönemi nedeniyle bütçe dengeleri bozulmuştur. Üstüne küresel para bolluğunun ana kaynağı konumundaki ABD’nin faiz oranlarını artırarak dolaşımdaki USD’nın yönünü ana kıtaya çevirme politikası eklenmiş ve küresel para akımları ciddi ölçüde yavaşlamıştır. Bütün bu süreç ve faktörler, Türkiye’nin zaten yüksek olan dış borçlarının çevrilebilirliği yönündeki kaygıların sesli olarak dile getirilmesine (yani uzun vadeli riskin konuşulmasına) yol açmış ve bu kez ters yönde birbirini besleyen bir döngü oluşmuştur.

      Bu sayılanlar bir anda olmamıştır. Her dönem adeta bir sonraki dönemi (her çeyrek bir sonraki çeyreği, hatta her ay bir sonraki ayı şeklinde okuyun) haber verir şekilde döviz akışı yavaşlamış, hatta dış borç ödeme yükümlülüklerinin de etkisiyle hatırı sayılır bir net çıkış başlamıştır. Dönemin ekonomi yönetimi gidişatı doğru okuyamamış, durumun birkaç ay içinde yeniden düzeleceği(!) umuduyla MB’nın -söylenegeldiği gibi 128 Milyar USD düzeyinde olmasa da- kullanılabilir rezervlerini kura müdahale amaçlı kullanarak çarçur etmiştir. Ne var ki dalgalar bir türlü durulmamış ve Türkiye günün sonunda beliren fırtına tehlikesine dengeleri tamamen bozulmuş halde ve en savunmasız pozisyonda yakalanmıştır. ...

      Sil
    3. ... Bu noktada çaresiz kalınarak son gayretle bir kontra hamle denenmiş ve ekonomi politikasında 180 derecelik bir dönüş yapılmıştır. İçinde bulunduğumuz durum bir çırpınış halini tasvir etmektedir. Söylemlerde intizam kaybolmuş, doğrularla yanlışlar birbirine girmiş durumdadır. Bir yanda “faiz sebep, enflasyon sonuçtur,” zırvalamasında ısrar edilerek kamuoyunda hangisi sebep, hangisi sonuç tartışmaları sürdürülmekte (aslında ikisi de birbirinin sebebi değildir, ikisi de sonuçtur), diğer yanda Çin/Uzakdoğu benzeri ucuz işgücünün ihracatı artırmasına dayalı bir büyüme modeline geçmekten dem vurulmakta (halbuki o iş 90’lar ve 2000’lerin başında kaldı, büyüme paternleri son 15 yılda tamamıyla değişti, sonuç vermez demek yanlış olur ancak bu yolu seçmek bugünün dünyasında belki o ülkelerin bile kaldıramayacağı kadar uzun ve meşakkatli bir süreç demektir ki her geçen gün artacak sıkıntılar nedeniyle siyaseten göğüslenmesi olasılık dışı görünmektedir), öbür tarafta da “ekonomik bir Kurtuluş Savaşı” verildiği söylenerek “dış güçler” vurgusu yapılmaya devam etmektedir.

      Açık söylemek gerekirse gelinen bu durum, beni her seferinde “olmaz,” diye yanıtladığım bir soruya “belki de olabilir,” şeklinde yaklaşma yönünde kaygıya sürüklüyor. “Türkiye Bir Venezuela Olur Mu?” Bunu artık daha ciddi tartışmak gerekiyor. Hikâyelerimiz arasında kök sebep olarak büyük bir fark söz konusu. Onlar buraya her şeyi devletleştirerek geldiler, biz ise devlette hiçbir şey bırakmadan ilerliyoruz. Ama kim bilir, belki de dairesel düzlemde ikimiz de aynı şeyi yapmışızdır. Zira hikâyenin devamında benzerliklerimiz çok fazla olmaya başladı.

      Görünen o ki Türkiye siyaseten “kırk katır ile kırk satır” arasında bir seçim yapmak zorunda. Erdoğan yönetimi bir süredir ulusal çıkarlara hiç olmadığı kadar vurgu yapmak suretiyle dış alemden giderek daha da izole olma politikasına devam edemez gibi görünüyor. Belki söylem olarak şahin kalmayı sürdürebilirler. Gerçekte ise “bir avuç dolar için” her tür anlaşmaya açık bir noktaya sürüklendiler. Bu koşullarda, “belirli bir süreci idame ettirecek kadar” para girişleri görebiliriz. Sonrası yine muamma.

      İşin nihai çözümü cari dengenin sağlanmasından (hatta en az yıllık dış borç geri ödemeleri kadar cari fazla verebilmekten) geçiyor. Öyle ya da böyle (büyüme ya da başta küçülüp sonra büyüme konjonktürlerinden birinde diye okuyun) bunu başarmak gerektiğine karar verilmiş gibi görünüyor. Ama ikincisi için artık çok geç ve ortam çok kötü. Yolun sonu aydınlık olabilir ama yolun uzunluğu göz korkutucu. Hangi düzeyde sıkıntıya ne kadar süreyle katlanılmak zorunda kalınacağı belirsiz. Böylesine sıkıntılı bir süreci yönetebilecek bir siyasi iradenin varlığına inanmak ve yönetme kabiliyetine itimat etmek de güç.

      İkincisi (yani büyüyerek dengeye gelme) için ise bambaşka şeylere ihtiyaç var. Dış politikayı (küresel aktörlerle ve komşularla ilişkileri) yeni ve sürdürülebilir bir düzleme oturtmak gerekiyor (ama yine de günün sonunda işin ucu ulusal çıkarlara dayanacaktır.) İçeride toplumsal birliği ve düzeni yeniden tesis etmek gerekiyor (çok çetrefilli bir konu, fay hatları birden fazla çünkü.) Yeniden bir hukuk devletine dönüşmek, adaletin tecelli ettiği bir ülkeyi yeniden yaratmak gerekiyor. Eğitimin kalitesini yükseltmek, fırsat eşitliğini yeniden sağlamak gerekiyor. Yolsuzluğu, israfı, devlet eliyle rant yaratmayı, kayırmayı, rüşveti, avantayı sona erdirmek gerekiyor. Bilim ve teknolojide geri kalmışlıktan kaynaklanan dezavantajı kapatmak için çok çalışmak gerekiyor. Üstelik bütün bunları yapmaya aynı anda başlamak gerekiyor. Kolay bir yolu yok görüldüğü gibi. Ve şimdiye dek bütün bunların tam tersini yapan bir iradeden bunları beklemek en hafif tabiriyle safdillik olacak gibi görünüyor. Başlangıç noktası yönetim sistemini yeniden değiştirmek olabilir. Ama kuvvetler ayrılığını gerçekten tesis edip, her bir erkin tam anlamıyla denetlenebildiği sözde değil özde bir hukuk devletini inşa etmek şartıyla.

      Sil
  10. Hocam teşekkür ederiz her zaman ki gibi mükemmel bir yazı. Ayrıca siz bizim gözümüzde Skidelsky değil diğer tüm dünya iktisatçılarından daha değerlisiniz. Bu aralar kafayı taktığım için sizden tekrar bir isteğim olacak. 1994 yılında yaşadığımız kriz ile ilgili sizin okuduğunuz önereceğiniz o günleri canlı yaşamayan
    ve hatırlayamayanlar için bir kitap ya da makale var mı ? Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, eksik olmayın.
      1994 kriziyle ilgili makaleler:
      https://www.tesadernegi.org/1994-krizinde-turkiye.html
      https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/29479/4407.pdf?sequence=1

      Sil
  11. Sayın Eğilmez, Ekonomi alanında "Yapay Zeka" uygulaması kısmen de olsa başlatılabilir mi, bu uygulamalardan faydalanılabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence zeka yeterli yapaya gerek yok. Eğer zeka objektif olarak kullanılamıyorsa o zaman yapay ya da normal olması da fark etmiyor zaten.

      Sil
  12. Vergi resim harç ve değerli kağıt bedellerine % 36 zam gelmesi enflasyonun üzerinde bir rakam tabiki açıklanan enflasyon doğru olmadığının kanıtı kendileri tarafından.

    Asgari ücrete yapılması gereken en az % 50 artış yapılmalı bu açıklanan zam ve kur farkından ortaya çıkan rakamlara bakıldığında yıllık kur artışı ve yıllık enflasyonun en az % 50 üzerinde olduğu açık ve ortadayken.

    Umarım halka ödetmezler hesabı daha fazla.

    YanıtlaSil
  13. Hocam yaziniz icin oncelikle tesekkurler. Soz konusu kitabi en yakin zamanda temin edip okuyacagim. Benim burda dusuncem ozellikle populizme kurban giden ekonomiler sadece oy ve ekonomik buyume odakli yaklasimlari sonucu genislemeci para politikalarin umarsizca uygulanmasini goruyoruz. Kitapta da belirtildigi gibi gelismis ulke ekonomilerinde merkez bankalari kutsallastirilken, gelismekte olan ulke ekonomilerinde ise bir kukladan baska bir sey olamadilar malesef. (Bknz: sorgulanmayan FED kararlari, Bknz: Turkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasi). Bu baglamda 2008 sonrasi surdulen politikalar tamamen orta sinifi enflasyonla basbasa biraktilar. Sizin gorusunuze gore merkeziyetsiz bir para birimi en azindan daha adaletli gelir dagilimina yol acar mi? (Sinirli arz tabii ki de populist para politikalarini engelleyecektir.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz aşamaya henüz çok uzağız. Çünkü bir şeyin para olarak kabul edilmesi için değiş tokuşa aracılık etmesi lazım. Henüz kripto paralar o aşamadan çok uzakta.

      Sil
  14. Hocam para ve maliye politikası eş güdümlü olarak hareket etmeli tezini savunuyorsak, hükümetin merkez bankası kararları üzerinde etkisi olmaması mümkün müdür? Ülkemizde merkez bankası kararlarının(açık konuşmak gerekirse hükümetin) aldığı para politikası kararlarının doğruluğundan ve yanlışlığından bağımsız olarak, ben bu merkez bankası bağımsızlığı kavramını bir türlü anlamlandıramıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer enflasyonla mücadele yapılıyorsa MB'nin para politikası veri alınacak ve maliye politikası onunla uyumlu olacaktır. Yok eğer büyüme yönlü bir politika izlenmesi isteniyorsa o zaman hükümetin maliye politikası veri alınacak ve MB para politikasını ona göre oluşturup uygulayacaktır. Uyum böyle sağlanır.

      Sil
  15. çin bildiğm kadarıyla üretimin kölesi değil üretimin efendisi olma yoluna doğru adımlar atıyor a bize avrupanın üretim merkezi olma yolu doğru yolmuş gibi gösteriliyor televizyonlarda bence çok yalnış özellikle bu çağda

    YanıtlaSil
  16. Mahfi hocam emeğiniz için teşekkür ederim. Bir sorum olacak, Türkiye'nin dış borç ödeme takvimini ve o ödemelerin teker teker miktarlarını görebileceğimiz bir kaynak var mıdır? Araştırdım ama karşıma çıkmadı. saygıdeğer Devrim Akyıl belirli bir kur hedefi olduğunu ve esas sorunun faiz sorunu değil rezerv sorunu olduğunu söyledi. Burada küçük yatırımcı olarak hesap yapmakta zorlandığımızı düşünüyorum. Bu yüzden yeni gelen bae parasının bizi nereye kadar götüreceğini aşağı yukarı tahmin etmek istiyorum. Sizce tankta ne kadar yakıtımız var?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada bulabilirsiniz:
      https://ms.hmb.gov.tr/uploads/2021/10/Web_Kamu_Borc_Yonetimi_Raporu_Ekim_2021_v5.pdf

      Faiz sorunu kur ve rezerv sorununun nedenlerinden birisi olduğu için esas sorunumuz faiz sorunudur.

      Sil
  17. Sayın Hocam; Türkiye'yi Çin yapacağız,üretim üssü olacağız,ihracat patlayacak çünkü en değersiz para ve en ucuz işçilik bizde olacak diyorlar.Buradaki ucuz işçi diye bahsedilen bu ülkenin halkı değil mi. Bu halk ucuz işçilik yaparak refaha nasıl ulaşacak.Toplumsal refahı yukarı çekemiyorsak,herkesi aşağı çekelim mantığıyla eşit bir toplum olur muyuz ?

    YanıtlaSil
  18. Hocam kur politikası sürdürülebilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kur politikası var mı yoksa gidişe göre politika mı uyduruluyor önce ona bakmak lazım.

      Sil
  19. Hocam yepyeni bir çağın şafağında mıyız?

    YanıtlaSil
  20. Hocam ekonomik kurtuluş savaşımızda yazılarınıza cephe hattından mı devam edeceksiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kurtuluş savaşını bundan 100 yıl önce verdik.

      Sil
  21. bir hükümet kendi halkının zararına olacak şekilde‘dünyanın refahını artırmak üzere’seçilmez.bunu yapmaya kalkarsa bir süre sonra halkının gazabına uğrar.. :)

    YanıtlaSil
  22. Hocam merhaba. Türkiyede eskiden beri vergilerin ağırlıklı olarak tüketim malları youlyla dolaylı vergi şeklinde alınmasının bir nedeni tüketim yerine tasarrufun teşvik edilmek istenmesi olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır bu sadece gelirden vergi almayı becerememenin sonucudur.

      Sil
  23. Merhaba Mahfi Hocam
    Hiperenflasyon yaşama ihtimalimiz nedir biraz bilgilendirirmisiniz bizi ?
    Ayrıca Türkiye bunu daha önce hiç yaşadımı veya bizim yaşadığımız devalüasyonlarla farkı nedir ?

    YanıtlaSil
  24. hocam ayrıca hiper olmasada yüksek enflasyon dünyada devam ederse faiz artırmak amerikayı kurtarabilirmi yada pariteyi yukarı itme çabasına girebilirmi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zor bir durum söz konusu faizi artırırsa büyüme gidebilir.

      Sil
  25. Hocam ekonomide buhran yılları başladımı ?

    YanıtlaSil
  26. Hocam TL sahipsiz mi?

    YanıtlaSil
  27. Mahfi bey bu güzel yazı için teşekkürler.. Tüm ekonomik kuralların tuşa getirildiği günlerde doğruları öğrenmenin yanlışları algılama yönünde faydası oluyor...

    YanıtlaSil
  28. Selam hocam, yukarıda bahsettiğiniz Kenyes'i anlatan 3 ciltlik biyografinin Türkçe çevirisi var mı? Varsa hangi yayından olduğumu paylaşabilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onun Türkçesi yok bildiğim kadarıyla fakat aynı yazarın yine Keynes üzerine yazdığı bu kitabın var:
      https://www.hepsiburada.com/keynes-dusuncenin-ustalari-robert-skidelsky-pm-kaltin03887

      Sil
  29. Hocam ilk sorum, geçen haftaki kur yükselişinden sonra bu hafta 'yemek yendi,tabak sıyrılıyor' şeklinde mi geçer?yoksa yeni porsiyonlar yolda mıdır?
    bir ikinci sorum geçen hafta abu dabi veliahtı gelince kur 11,53e kadar gerilemişti 13 ten..bu yüzden önümüzdeki haftalarda turkuaz üniformalı atlı süvarilerin arkasındaki siyah maybach s600 pullmanda suud arabostan veliaht prensi selmanı da görürmüyüz?hazırlık yapalım mı?
    ben şöyle düşünüyorum o siyah mercedeste bir sisi birde esadı görmeyiz herhalde,onun dışında kimi görsek şaşırmayız..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rezervlere Ne Oldu?

Veriler Kötüyse Piyasa Nasıl Böyle Canlı Olabiliyor?

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz