İthalat Niçin İhracattan Hızlı Artıyor?

Önce durum tespiti yapalım. Aşağıdaki tablo bu yılın ilk beş ayındaki ihracat ve ithalat gelişmelerini 2021 yılının ilk beş ay sonuçlarıyla karşılaştırmalı olarak gösteriyor (milyar USD, veriler için kaynak: TÜİK, Dış ticaret İstatistikleri Bülteni, Mayıs 2022):

Tabloya göre TL, beşer aylık ortalama çerçevesinde dolara karşı büyük değer kaybı yaşamış görünüyor. Normal koşullarda parası bu kadar büyük değer kaybı yaşayan ülkenin ihracatının artması, ithalatının düşmesi, dış ticaret açığının gerilemesi gerekirdi. Oysa tablonun izleyen sütunları bize durumun tam tersine geliştiğini gösteriyor. İhracat yılın ilk beş ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19,3 oranında artarken, ithalat yüzde 39,9 artmış. Bu dönemde dış ticaret açığı ciddi biçimde yükselmiş. Bu gelişmenin bir sonucu olarak da 2021 yılının ilk beş ayında ithalat giderlerinin yüzde 81,2’sini karşılayan ihracat gelirleri, 2022’nin aynı döneminde ithalat giderlerinin ancak yüzde 69,3’ünü karşılayabilir olmuş.

Bu çarpıcı gelişmenin perde arkasını, ithalatın ihracattan çok daha hızlı artmasının nedenlerini sıralayalım: (1) Enerji fiyatlarındaki artış ithalatın artmasına yol açıyor. Bir yıl önce Brent petrolün fiyatı 46 USD/Varil idi, bugün 115 USD/Varil. Demek ki bir yılda fiyat iki katına yükselmiş. Petrol, enerji fiyatlarının göstergesi olduğu için diğer enerji kaynaklarının fiyatlarında da aşağı yukarı aynı artışlar söz konusu diyebiliriz. (2) Yanlış tarım politikası sonucu gıda maddeleri ithalatında artış söz konusu. Örnek olarak buğday üretiminin yıllardır 20 milyon ton dolayında kaldığını buna karşılık nüfusun sürekli arttığını dikkate alırsak her geçen yıl daha fazla buğday ithal etmek zorunda kaldığımızı görebiliriz. (3) Düşük faizlerin yarattığı tüketim talebi artışıyla ortaya çıkan ek üretim ihtiyacını karşılamak için ithal girdi kullanımında artış var. Eylül 2021’den itibaren faizlerdeki düşüş ile tasarruftan tüketime yönelen insanların yarattığı ek talep (öne çekilmiş talep) ciddi bir üretim artışı gereksinimi doğurdu. Türkiye’nin üretimi önemli oranda ithal girdi kullanımına bağlı olduğu için bu üretim artışı ister istemez ithalata da yansıdı ve ithalatı artırdı. (4) Dünyada fiyatların artması. Pandeminin ve devamındaki salgınların yarattığı etkiler henüz tam olarak geçmeden çıkan Ukrayna Savaşının neden olduğu sıkıntılar, piyasaya sürülen inanılmaz miktardaki paranın yarattığı etkiyle birleşince küresel sistemde enflasyonist baskılar ortaya çıkmış bulunuyor. Bu baskıların yarattığı fiyat artışları yalnızca ham madde, yarı mamul değil aynı zamanda makine, teçhizat gibi sermaye mallarının da fiyatlarının artmasına, dolayısıyla ithalata ödediğimiz tutarın yükselmesine yol açmış görünüyor. (5) İthal ettiğimiz malların talep katılığına karşılık (burada kastedilen talep katılığı veya esnekliği ekonomideki talebin fiyat ya da gelir esnekliği değildir) ihraç ettiğimiz malların talebinin esnek olması da ihracat - ithalat dengesinin ihracat aleyhine bozulmasına yol açıyor. İthalatımızın önemli bir bölümü talep esnekliği katı olan yani fiyatı artsa bile kolay vazgeçilemeyecek mallardan oluşuyor. Mesela doğalgazın ya da petrolün fiyatı yükselse de ithalatı fazla düşmüyor, çünkü bunlara ısınmak için, üretmek için ihtiyaç var. Bu malların alternatifi de pek yok. Buna karşılık ihracatımızın önemli bir bölümü talebi esnek mallardan oluşuyor. Mesela tekstil ürünlerinin fiyatı yükselirse ithalatçılar almaktan vazgeçiyorlar ya da daha ucuza satan ülkelere yöneliyorlar. Tekstil ürünleri hiçbir zaman doğalgaz ya da petrol gibi vazgeçilmez ürünler olmadığı için en küçük olumsuzlukta ithalatı hızla düşebiliyor. Bunun istisnası markalı ürünlerdir. Markalı ürünlerde fiyat yükselse de ithalat aynı hızla düşmeyebilir. Ne var ki Türkiye’nin hiçbir alanda vazgeçilmesi zor markalı ürünü olmadığı için bu durumdan yararlanma imkânı da bulunmuyor.

Daha önce birçok yazımda söz ettiğim gibi bir ülkenin ulusal parasının yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi halinde ihracatını artırıp ithalatını düşürebilmesi için bazı koşullar gerekiyor. Bunların en önemlilerini şöyle sıralayabiliriz: (1) İhraç mallarının talebi katı, ithal mallarının talebi esnek olmalı. (2) İhracat yapılan ülkelerin ekonomik durumları bozulmamış olmalı. (3) Dış ticaret hadleri bozulmamalı yani ihraç mallarıyla ithal malları fiyatları arasındaki ilişki, ihraç malları aleyhine gelişmemiş olmalı.

Ekonomi bilimindeki her bir hipotez, teori ve önerme bir takım varsayımlara dayanır. Eğer bu varsayımlara bakılmadan bu hipotez, teori ya da önermeler ele alınırsa bunlar içi boş sloganlara dönüşür. Mesela bu varsayımlara bakmadan ‘ulusal para değer kaybederse ihracat artar, ithalat düşer, cari açık da kapanır’ diye yola çıkılırsa yanlış yerlere varılır. 

Yorumlar

  1. Evet yerli para değer kaybederse genelde cari açık azalır. Ancak nasıl azalır? Cari fazla politikasına geçtim diyip aynı zamanda bol bol kredi pompalarsanız kur artışı ile artan fiyatlardan dolayı ithal maldan uzaklaşacak vatandaş "nasıl olsa ucuz kredi ile uzun vadeli azar azar öderim" diyip o ithal malı öyle ya da böyle alıyor, caydırıcı olmuyor. Oysa ki yapılması gereken para arzını/kredileri kesmekti. Ancak biz tam tersini yaptık. Asya modellerine baktığımızda ise iç talebe dayalı değil, tam tersi iç talebi tasarrufa teşvik ederek dış taleple büyüdüklerini görüyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. miharbi,

      Harbi konuşursam, asya modeli üretimdeki mühendis yoğunluğuna dayanır.

      İstediğin kadar para bas, krediyi azalt-artır, satılabilir üretim için mühendislik ve
      endüstriyel tasarım gerekir. Asya o kadar yatırıma rağmen endüstriyel tasarıma hala geçemiyor.

      Endüstriyel tasarım için sanat gerekir, toplumu tanımak gerekir. Asyalılarda iç piyasa insan kaynağı bunlara yetemiyor, büyük oranlı insan kaynağı üretime kaymış.

      Asyalı firmaların kaç tanesinin sahibi kendi yerel sermayeleri ki?
      Yüzde 75-80 i batılı şirketlerin ortağı olduğu şirketler. Öyle yerler var ki, batılı şirket yatırımı çektiğinde bölgenin geliri yüzde 50 yüzde 60 düşüyor, insanlar başka bölgeye göç ediyor, şehirler boşalıveriyor.

      Adamların tasarrufları dışardan yatırım gelince yükseliyor.

      Ben de Batıda bir ülkedeyim şimdi, sanayiye gittiğimde yetenekli ustalar var, arabadan, motora, elektrikli motora kadar hem tamirat yapabiliyorlar, hem motoru geliştirebiliyorlar. Yani işleri parça değişiminden ileride. Bi kere matkabım bozuldu, pahalı bir motoru var, Kovid kısıtlaması olunca yenisi de yok, parçası da yok, usta bozulan dişlilerin benzerini bulamayınca eski bir arabanın parçasını tornada benim matkap için yeniden işledi, şeklini değiştirdi, elle de incesini yaptı, orjinalinden daha sağlam malzeme kullandı.

      Çocukken, bizim Kayseri sanayisinde triportör vs yapan ustalar vardı, o zaman onlar da motor parçalarını bulamazlarsa, torna vs yerlerde üretebilirlerdi. Sanayide üretirken de büyüklerime, 2-3 günlük işinizi görür, orjinal parça gelene kadar idare edersin, 3 günden fazla kullanırsan motor içinde parçalanır der, yaptıkları işin, ellerindeki malzemenin ne kadar dayanacağını da bilirlerdi.

      Şimdilerde soruyorum, Kayseri de öyle ustalar kalmamış, Çin- Asya malları yerel üretimi bitirmiş ülkede.

      Türkiyenin üretimin temellerinde sorunu var.

      Para pul işleri ile çözülmez, para işine Türkiyede giren hükümet günün sonunda elinde pul bulur.

      Mahfi hocanın söylemi çok doğru, ne kadar ihracat yaparsan yap, bu üretim yetkinsizliğinde, ithalat hep artar.

      Sil
    2. 👏👏👏👏

      Sil
    3. Selam hocam 1709 a ek yapacak olursam bizim sektörde ihracat yaptıkça bazı yeni özellikleri yurtdışı müşterisi istiyor.

      Biz de talebe cevap verelim derken, kritik yeni bir kaç parçayı türkiyeden temin edemiyoruz, henüz yerli üreticiler üretmemiş oluyor. Bu sefer yurtdışından alıyoruz, ancak ordaki üretici de hacmimizin üzerinde min talep ile gelmemizi istiyor. Öyle olunca türkiyeden aldığımız bazı parçaları da onlardan alıyoruz. derken ihracat ithalatı da sürüklüyor.

      içerdeki üreticimize de kızamıyorum, çoğu mühendis insanlar, iyi eğitimliler ama 10-15 kişilik atelyeleri var, talebi bizim gibi yurtdışından takip edemiyorlar. onlar da kendi alanlarında hangi ürünlerin geleceği olduğunu iyi bilirler ama onlara da yeterli talep o an gelmeyince eski ürünle kalıyorlar.

      bazı alt ürün gamlarında ithalatın engellenmesi için talebin de yüksek olması lazım.

      Sil
    4. Türkiye de dışlanan çoğu iş kolundan iki iş kolu; Matematik ve Sanat.

      İkisinde de günlük hayatta firmalar, hatta vakıf üniversitelerinde de yaşam alanı yoktur. Dışlanırlar, getirisi direk yoktur diye yatırım yapılmazlar.

      İsviçre'de bir galeride sanatçının birisinin eserlerine baktım. Sayılarla arası çok iyi olanların yakalayabileceği bir kaç ortak detayı tüm resimlerinde gördüm. Sanatçıya söyledim, dikkatini çekti, eşi ile beni evlerine davet etti. Kadının yaptığı resimde benim yakaladığım, kullandığı bazı eğrilerin, farklı noktalarındaki 1. türevlerinden altta başka bir cisim daha oluşturmaktı.

      Meğersem kadın, endüstri ürün tasarımcılarına da hocalık yapıyormuş. Alman ve İtalyan motorlu araç tasarımcılarının önemli bir kısmı kadının tezgahından geçmiş. Milletin 50 - 60 bin Euro fiyatla aldığı çantacının da tasarımcıları ders almışlar.

      Eminim, vergiden kaçınmak için vakıf ünisi açıp, matematiğe yatırım yapmayan çoğu iş insanının evinde o marka çanta vardır. Altlarında Alman arabaları olduğunu hepimiz biliyoruz.

      Paranın değeri ile matematikçi sayısının artmadığını çok iyi biliyorum.

      Sil
  2. Hocam, aslında yazınız sanayiden , tarıma, sağlıktan, eğitime, kurumlara, bütünsel, bilimi merkezine alan, çok yönlü ve katmanlı reforma, yapılanmaya artık zorunluluğumuz olduğuna işaret etmekte.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, işin gerçeği o, haklısınız.

      Sil
    2. İşin özü 1 birim ihracat için 1,5 birim ithalat yapılması diye düşünüyorum.

      Sil
  3. Hocam haddime değil ama içinde olduğum sektörün dinamiklerini yakından takip ettiğim için bir ekleme yapmak istiyorum.Türkiyede depolara giren akaryakıt ile brent petrolün fiyat korelasyonunu bozan sebepler var.brent petrol 124 dolardan 109 dolara indiğinde bile gasoil(motorin) fiyatları uluslararası piyasada hareket inmiyor çünkü hem pandemide hareketin azalması hem de elektrikli araçlara başlayan dönüşüm nedeniyle rafineriler uzun zamandır kapasite artırımı yapmıyorlar,bu sebeple nerdeyse tam kapasite çalışmalarına rağmen arz fazlası yok.bu sebeple motorin fiyatı agresif şekilde inmiyor.ayrıca enerji ürünlerinin ithalatını dolar olarak yapıyor ama ihracatı euro yapıyoruz.eur/usd paritesi de 1,03 e kadar indi,bu da makası bir miktar açıyor.saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Paylaşım için çok teşekkür ederim. Öenmliydi.

      Sil
    2. Bence siz rafinelerin kapasitelerinin yetmediğini mi yoksa yetmeyecek şekilde ayarlandığı mı işin doğrusu bilemezsiniz. Benim tahminim ayarlandığı yönünde. Kapitalist sistem bu oyunu , her fırsatta sürekli tekrarliyor

      Sil
  4. Rekabetçi kur politikası ile Türkiye ihracatınin artış göstermediğini veriler ile açıklamışsınız hocam, teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
  5. Hocam, iktidara ilk geldikleri dönemde Derviş programı, IMF falan diyerek 3-5 yıl durumu idare eden bu yönetim, bir süre de eski kankası cemaat kadrolarıyla işi götürüp onlarla da papaz olunca kendi başına kaldı ve ne yapacağını şaşırdı. Üretim adına 20 yılda hiçbir şey yapmadığı gibi elde avuçta üretim yapılabilecek ne varsa satıp savdı, ne kadar kalifiye insan varsa hepsini ya küstürdü, ya yurt dışına kaçırdı. Cehalete övgü düzen ve cehaletten beslenen bir ideolojiye sahip olduğu için taş üstüne taş koyamadı, mevcudu da perişan etti. Maliye ve Hazine'nin başına getirilen kişi doları 6,85'te tutup kayınpederine yaranacak diye en az 140-150 milyar dolar sokağa atıldı, satacak döviz kalmayınca değersiz TL ile ihracatı patlatacağız, cari fazla vererek büyüyeceğiz, Çin modeline geçeceğiz zırvaları çıktı. O da tutmayıp borçlar şişince ve ekonomi iyice meteliğe kurşun atar duruma düşünce eski bakanın en değerli kurmayı, yeni ve gözleri ışıltılı bakan tekrar doları tutma politikasına döndü, bu kez artık kimin dolarını bulursa onu satmaya başladı, en son da sıra kasasında dolar tutan şirketlerin dövizlerine geldi.

    Bunlar, doları tutmak için geliştirdikleri üstün zekâ ürünü enstrümanlara KKM, GES falan gibi süslü isimler veriyorlar, ülkede uyguladıkları bu modele de ben bir isim vereyim; KKT, yani kafası kesik tavuk ekonomisi. Bu iktidarla ne üretim ve ihracat yapısı değişir, ne de herhangi olumlu bir iş yapılır, bunu zaten hepimiz biliyoruz da bunlar gittikten sonra bıraktıkları enkazı kaldırmak için artık yapısal reform falan da değil, her konuda yapısal devrim gerekecek...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel tespitler

      Sil
    2. Evet gerçekten net bir özet bu sevgili Mahdut mesuliyetli.

      Sil
    3. Bundan daha guzel anlatilamazdi 👍😊

      Sil
    4. Mustafa Dönmez1 Temmuz 2022 14:44

      Tam olarak özet bu, katılıyorum

      Sil
  6. 1709 iyi bir yerden giriş yapmış.

    Tüketim davranışları öyle bir değişti, her yıl öyle değişimler var ki, üretimin talebe cevap vermek için esnek olması lazım.

    Türkiye, kısmen bunu sağlıyor, yani diyelim ki ihracatın en fazla 15 milyar doları, 20 milyar doları kadar kısmı için esnek üretim yeteneği var, ama geride 150 milyar dolar daha var. O kısım için esnek değiliz.

    Asyalılar pazarı bizden daha iyi kokluyor.İstanbulda teknoloji üretimi yapan bir bilgisayar firması ile televizyon üretim firmalarında çalıştım. Yabancı firma ürün lansmanı yapıyor, tasarım değişmiş, o tasarıma uygun devre tasarımı yapmak lazım, ama bizim firmaların talebine yurtdışından ara parça gelmiyor, başka firmalar önce davranmış, iki - üç yıllık üretimleri kapatmışlar. Bizim siparişe sıra 3. yıl anca geliyor. Tabi o zamana kadar tasarım yine değişiyor, paranın kazançlı kısmı oraya giderken bizim üretim ucuz piyasa malı oluyor.

    Öyle global markalar var ki, adam bir televizyon için 100 milyon adet siparişin üretimini garanti altına almak istiyor, bu işin kargosu var, sigortası var, kredi finansmanı var, tasarımı var, yasal prosedürleri var, alt yüklenicilerin ayarlanması var... var oğlu var.

    Türkiye'de üretimini geçtim, sadece uluslar arası hukuki alanı takip edip, üretime katkı sunabilecek sayıda hukuk uzmanı yok, sigorta finansmanı yapabilecek finans kurumu yok. Sadece fabrika ile bitmiyor iş. Bu alanlar da yetişmiş çok insana ihtiyaç var.

    Hükümet istediği kadar parayı bassın, paranın değeri ister arşa çıksın, ister yerin dibine girsin, insan kolay yetişmiyor.

    Ekonomistlerden Osman Hocanın tabiri ile satmak için tavuğun yumurtlaması lazım, horozun mutlu olması lazım. Kağıdın üstüne istediğin rakamı yaz, kümesteki horozla tavuk yumurtayı çıkaracak, onlar kağıttan anlamaz.

    YanıtlaSil
  7. Rakamlar çok açık hocam,
    Türkiye maliyetlerini fiyatlara yansıtabilme yeteneğini kaybetmiş.
    Bir anlamı rekabet edemiyor, diğer anlamı yazdığınız gibi talep esnekliği yüksek ürünler satıyor.
    Daha acısı, tekstilden biliyorum, firma üretimini Bangladeş , Filipinler ve Hindistan gibi bir ülkeye kaptırdığında, onun üretim birim maliyeti düşüyor.

    Bizim tekstil ürünlerine aşırı talep var, var ama bu biraz da uzakdoğulu rakiplerin almak istemediği işlerden dolayı gelen talep. Üst segment kazançlı markaların üretimlerini kapatmışlar, düşük montanlı girmek istemedikleri üretimler bize kayıyor.

    Bir tekstilci dostumuzun başına geldi. Alıcı firma, öyle bir fiyat istedi ki arkadaşımızın pamuk alış fiyatının bile altında. Bangladeşten bir firma vermiş fiyatı. Nasıl vermiş? Bizim arkadaş spot piyasadan pamuk topluyor. Bangladeş firması, yıllar önce 5er 6 şar yıllık vadeli pamuk piyasasından işlemler yapmış, bu sene pamuklu daki tüm müşterileri topladı götürdü.

    İş üretim ile bile bitmiyor. Hammaddeyi uzun vadeli, ortalama maliyet ile alabilmek de gerekiyor. Koskoca fuara, İtalya'da 15 türk firması gittik, hiç biri geçen seneki fiyatı siparişi alamadı. Sorsanız, bu firmalar bir yıl boyunca full üretimle çalışacaklar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet maalesef acı bir durum. Ucuzla rekabet etmek yanlış bir strateji. Piyasaya her zaman daha ucuz emeğe dayalı bir rakip girebilir. Marka yaratmaya çalışmak lazım. O da bu teşvik politikasıyla olmaz.

      Sil
  8. Aydınlatıcı yazınız !ç!n teşekkür ederim.. Ülkenin ancak üretim seferberliği ile ( özellikle zirai üretim ) bu badireden çıkabileceği anlaşılana dek bu kısır döngü sürüp gideceğe benziyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun. Üretim seferberliği yetmeyecek bu sefer. Her alanda seferberlik gerekecek.

      Sil
  9. Hocam altın ithalatında durum nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçen yılın ilk beş ayına göre % 18 dolayında artış var.

      Sil
  10. Az önce bir vidyo izledim.
    Amca Tayyip Erdoğan'a oy vermiş, diyor ki "Talip Erdoğan sayesinde insanların cebi para gördü".
    "Tayyip" e oy veren amcalar, "Talib" diye birine oy vermediklerini bildikleri zaman ihracat/ithalat oranı yükselir.

    Bir de yorumlarda Mahfi yerine Mayfi, Mafhi diye hitap eden türler de var, onlara hiç girmiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MetroMüdavimi1 Temmuz 2022 13:22

      Keşke video deseydiniz. :)

      Sil
    2. MetroMüdavimi,

      Video güney avrupa dillerinden ithal, TDK da video şeklinde yazımı uygun bulmuş.
      Dilde söylenişi de vidyo çok pratik.

      Video kökeni yüzyıllar eskisine dayanır.

      Videre : ben izliyorum kelimesi, izliyorum ve dinliyorum gibi birleşik anlamı kelime oyunu ile verip, video haline gelmiş.

      Tam bir ithal kelime, TDK da işin içinden çıkamamış, video olarak bırakmış.

      Türkçe söylemlerde aynısı otobüs için de vardır, otobos der türk yerli halk.
      Metrobüs yerine de metrobos derler.

      Dil benle yaşar, ben vidyo yazarım.

      TDK, Radio'yu Radyo haline getirmeyi bilmiş de Video'yu niye Vidyo yapmamış?

      Buyurun Sn MetroMüdavimi, bir açıklamanız var ise yazınız.

      Sil
    3. Yokmuş galiba :)

      Sil
    4. Sn Adsız 16:22

      Videre kelimesi Latince kökenlidir ve "görmek" anlamına gelir. Videre'den türetilen video kelimesinin doğrusu da doğal olarak video olmaktadır. Keşke yanlışı savunmak adına bir dolu araştırma yapıp sonunda yanlış sonuca varmak yerine siz de TDK gibi yapıp "video" olarak bıraksaymışınız...

      Sil
  11. Hocam merhaba, mukemmel diye bir kavram yoktur ona yaklasmak vardir, teraziye koydugunuz zaman ekonomik, sosyal, insan refahi vb faktorleri baz alirsak, size gore ulke siralamalari nasil olur? Gelismis ulkelerde enflasyon nasil cozulur ile ilgili yazi yazabilirim demistiniz o konu ile ilgili bir gelisme varmi? Emeginize ve zihninize saglik, iyi aksamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuzey ülkeleri bu işi iyi yönetiyor. Gelişmiş ülkeler bu işi ya enflasyon ya büyüme seçeneğiyle çözmek zorundalar.

      Sil
  12. Ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Yaşım 55. Yazılarınızı okudukça doktora yapasım geliyor. 😊

    YanıtlaSil
  13. Ülkenin durumuna bakınca kendimi görüyorum. Kilo vermek için spor ve 16/8 aralıklı oruç yapıyorum. Yemek süresinde yemediğim bir şey yok. Tatlı, hamurişi vs. Spor yapıyorum ama ardına açılan iştahımla daha fazla yiyorum. Sonucunda kilo alıyorum. Oysaki 16 saat yemiyorum zayıflamam lazım. Spor yapıyorum sıkılaşmam lazım. Hocam ülkenin ithalat-ihracat dengesi de, enflasyonu da böyle değil mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. Aşağı yukarı benzer bir durum var. Sizin durumunuzu bilmiyorum ama ülke spor yapmıyor, yapıyor gibi yapıyor.

      Sil
  14. Hocam elinize sağlık. "Bir yıl önce Brent petrolün fiyatı 46 USD/Ton idi, bugün 115 USD/Ton. Demek ki bir yılda fiyat 2,5 kat artmış." Burada artış miktarı ilk miktarın 1,5 katı olacak değil mi? Hocam birde, ihraç mallarımız için talebin fiyata duyarlı olması (esnek olması), TL'nin değer kaybetmesi durumunda mallarımıza olan talebi artırmaz mı? Zaten mevcut iddia da böyle bildiğim kadarıyla. Tabii ki, eğer diğer alternatif mallarda da fiyat düşüşleri bizden daha fazla olmaz ise....Ama TL'nin bu kadar çok değer kaybetmesi her halükarda yurtdışı talebin bir kısmının bizim mallara dönmesine neden olur. Talebin katı olması durumu ise fiyatının düşmesi değil artması durumunda avantaj sağlar...Nitekim bize enerji ithal eden ülkelerin kazandığı avantaj gibi..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk değeri dahil edip etmemek hep sorunludur. Ama haklısınız yanlış anlamayı gidermek için bir düzeltme yaptım.
      Orada kastettiğim teknik anlamda fiyat esnekliği değil. Öyle bakılırsa yanlış yazılmış gibi oluyor. Talep katılığından kastım fiyat yükselse de talebin değişmeyeceği.

      Sil
  15. Hocam merhaba ithalat hemen hemen her kalemde miktarsal olarak azalmış, parasal olarak artmış.Bu duruma yorumunuz ne? Paramız değer kaybetmezse daha beter olmaz mıydı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enflasyon butun kötülüklerin anasidir..

      Sil
    2. Doğrudur,batılılar o yüzden katlanmıyor enflasyona.

      Sil
    3. 'Ekonomi bilimindeki her bir hipotez, teori ve önerme bir takım varsayımlara dayanır. Eğer bu varsayımlara bakılmadan bu hipotez, teori ya da önermeler ele alınırsa bunlar içi boş sloganlara dönüşür. Mesela bu varsayımlara bakmadan ‘ulusal para değer kaybederse ihracat artar, ithalat düşer, cari açık da kapanır’ diye yola çıkılırsa yanlış yerlere varılır.'

      Temel ders yazının sonundaki bu paragraf. Ama cari açığı oluşturan temel bileşen(ler) ya da neden(ler) ne, hala emin değilim. Dış ticaret hadleri aleyhte (öyle) bozulursa ithalatın azalmasına ihracatın artmasına rağmen cari açık tutar olarak artabilir. Ama bu nedenle ne kadar artar bilmiyorum. Hesaplamak lazım. Onun için de şimdiki ve önceki dış ticaret hadleri ve ithalat-ihracat miktarları gerekiyor.

      Birlikte program yaptığınız ve ısrarla genelin aksi görüşü savunan Ege Cansen'in bir yazısıyla birlikte kıt kanaat değerlendirmek istiyorum. Ama Ege Bey hakkındaki görüşlerim pek müspet değil, önyargılı olabilirim.

      https://www.sozcu.com.tr/2022/yazarlar/ege-cansen/ucuz-dovizin-maliyeti-yuksek-olur-7222233/

      Ege Bey iktisatçı değil ama bence fazlasıyla sığ, dogmatik, ezberci ve ideolojik ezberleri çok olan biri. Gazete yazısı basitleştirmek istediği için mi böyle sığ ve ezberci yoksa bahsettiğim özelliklerinden dolayı mı bilmiyorum. Bu bence PAPAĞAN EKONOMİSİ. Arz-Talep-Fiyat ve serbest piyasa ekonomisi.

      İktisatçı değilim ama az çok genel sistem teorisi de bilen bir sistem çözümleyici olarak iktisadın son derece karmaşık olduğunu biliyorum/seziyorum. Ege Bey bir sürü faktörü, değişkeni, etkileşimi soyutlayıp işine gelen parçaları alarak tamamen STATİK, DONMUŞ bir resim gösteriyor bize. Bu resmin gerçekçi olmaması bir yana fazlasıyla ideoloji yüklü ve bu terimler ideolojinin üstünü sıkı sıkıya örtme işlevi görüyor.

      Sil
    4. Kadir Güleç1 Temmuz 2022 20:34

      Ege Bey, sırtını teorinin otoritesine yaslamanın rahatlığı içinde bol bol ahkam kesiyor, karmaşıklıkları, gerçeğin kırışıklıklarını, dağlarını, vadilerini Platon’un iyi ideasının ışıkları altında dümdüz pürüzsüz bir ova olarak görecek, gösterecek kadar yükseklere çıkıp atıp tutuyor.

      Çok fazla irdelemeyip bir örnekle bırakacağım: <> Nedenin bu olmadığı bir senaryo hemen geliyor akla.

      Diyelim ki cari işlemler açığı yok. Kur fiyatı ‘doğru’, ve bir nedenle 1980’li yıllarda olduğu gibi yıllarca sürecek %100’ler seviyesinde bir enflasyon döngüsü başlattınız. Bu uzun ve yüksek enflasyon süreci sonunda, cari açığınız olmasa, kur fiyatı doğru bile olsa paranız 6 sıfır atılacak hale gelir.

      Ayrıca, Ege Bey serbest piyasa, arz, talep fiyat gibi terimleri son derece masum ve ideolojiden bağımsızmış gibi kullanıyor. Arrow ve Debreu, serbest piyasanın ‘etkinliği’ maksimize ettiğini ispatlamışlar ve Nobel almışlar. Ama etkinlik terimini hiç kurcalamasak bile bu ispat da sizin son paragrafta vurguladığınız gibi belli varsayımlar içeriyor olmalı.

      Teori ayrı bir şey, gerçek yaşam ayrı. Kanlı canlı serbest piyasa canavarı teorisyenlerin anlattığından çok farklı olabilir ve (bilmediğim) o varsayımlar tamamen ideolojik mücadelelerle savuşturulabilir. Batı demokrasilerinde kapitalistlerin temsilcilerinin meclislere girmesi ve yasaların, düzenlemelerin şekillenmesinde ağırlıklarının yüksek olması çok sıradan bir durum. ABD için de Askeri-Endüstriyel kompleks, ‘soft’ kapitalistler gibi kapitalist bloklar söz konusudur.

      Sil
    5. Kadir Güleç1 Temmuz 2022 21:14

      https://biz.libretexts.org/Courses/Lumen_Learning/Book%3A_Microeconomics_(Lumen)/04%3A_Module_2-_Choice_in_a_World_of_Scarcity/4.15%3A_Productive_Efficiency_and_Allocative_Efficiency

      << Allocative efficiency means that the particular mix of goods a society produces represents the combination that society most desires.>>
      << Productive efficiency means that, given the available inputs and technology, it’s impossible to produce more of one good without decreasing the quantity of another good that’s produced.>>

      https://www.wallstreetmojo.com/allocative-efficiency/

      << Allocative Efficiency is the level of output at which a good or service’s cost (P) is equal to its marginal cost (MC) of production (P=MC). It is obtained when goods and services are distributed in response to consumer requests.>>

      Arrow ve Debreu’nun kanıtladıkları etkinlik, toplumun en çok istediklerini P=MC olacak şekilde üretmek anlamına geliyor. (Yanılıyorsam, eksiğim varsa lütfen siz ekleyin.) Talep ya da efektif talep ve bunun dağılımı da gelir dağılımına sıkı sıkıya bağlı. Böyle bir etkinlik KALPSİZ ve insani olmayan, MERHAMETSİZ bir etkinliktir.

      Buradaki parlak etkinlik ve soyut toplum terimleri acımasız gelir eşitsizliğinin, yoksulluğun ve açlığın üstünü örten ideolojik tılsımlar. Etkin kaynak atamasının olduğu durumdaki gelir dağılımıyla üretim imkanları eğrisinde 1000 ekmek ve 100 otomobil üretiyor olabilirsiniz. Ama Aynı üretim imkanları eğrisi üstünde 5000 ekmek ve 10 otomobil üretmek de etkin üretim durumu kapsamında olabilir. Tabii bu üretimin tüketilmesine tekabül eden gelir dağılımı da farklı olacaktır.

      Ege Bey’in pervasızca işlediği hatalara düşmek istemiyorum. Elbette gelir dağılımını değiştirdiğinizde karmaşık bir sistem olan ekonomide etkileşimler ve dinamik süreçler sonucunda birçok şey de değişir, etkin kaynak atama koşulları(yine toplumun (bu defa ağırlık yoksullarda) en çok istedikleri üretilse bile P=MC korunamayabilir) değişebilir. Ayrıca yine fazlasıyla İDEOLOJİK bir terim olan PARETO OPTİMAL koşulları çiğnemiş oluruz.

      Neden hiçbir bireyin durumunu kötüleştirmeden başkalarının durumunu iyileştirmeyi ÖLÇÜT olarak alıyoruz. Bu da tamamen ideolojik ve sınıfsal değil mi? Eğer çok adaletsiz bir gelir dağılımı varsa zenginlerden alıp fakirlere aktardıkça toplumdaki GELİRİN MARJİNAL FAYDASI TOPLAMI artacaktır. Toplumun bazı ‘beyaz’ları neden daha fazla eşit olsun ki.

      Ayrıca, gelir dağılımını değiştirdiğimizde etkin kaynak atamasının bozulması savı da (bence) fazlasıyla ideoloji yüklüdür. İdeoloji beklentilerimizi, beklentiler de iktisadi faaliyetleri ve çıktıları belirler. Hasan Ersel radikaldeki makalelerinden birinde bir çalışmadan söz etmişti. Görece eşit gelir dağılımına sahip ülkeler diğerlerine göre daha hızlı büyümüş. Ama başlangıçta görece eşit gelir dağılımlarına sahip olanlar. Ben de bunu ideolojinin insan davranışlarını ve verimliliğini etkilemesine bağlıyorum. Başlangıçta görece eşit gelir dağılımına sahip ülkelerde eşitliği destekleyen bir düşünce ve kültür iklimi varmış. (Tahmin).

      Kısacası gerçek Ege Bey’in kusursuz serbest piyasa masalındaki gibi değil.

      Sil
    6. Kadir Güleç2 Temmuz 2022 09:19

      https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/erinc-yeldan/betona-551-milyar-dolar-954947
      <>

      http://www.radikal.com.tr/yazarlar/guven-sak/ankara-istanbul-hizli-treni-lazim-midir-1086191/
      <>

      http://www.radikal.com.tr/yazarlar/guven-sak/rjd-tcddyi-nasil-gecti-1142942/
      <>

      Ege Bey olguları sürekli paradigmasının yatağına yatırıyor. Evet Osmanlı döneminden beri cari açık verilmektedir ama aynı zamanda Osmanlı döneminden beri kötü de yönetiliyoruz. Geçmişi bırakalım Erinç Yeldan’ın bahsettiği ‘BOLLUK’ döneminde verilen cari açık sonucu elde edilen kaynaklar betona, Sivas-Ankara hızlı treni gibi İRRASYONEL alanlara yatırılmış. Yani (en az) üç şey birlikte bulunuyor hep. 1. KÖTÜ YÖNETİM (Devlet/Lider Kapasitesi) 2. Cari Açık. 3. Zayıf üretim yapısı, düşük katma değerli ürünler deseni, ithalata bağımlı üretim ve esnekliği katı ihraç ürünleri sepeti. Bunlar birbiriyle ilişkili ve asıl neden ve birçok olumsuzluğun nedeni ZAYIF DEVLET/YÖNETİM KAPASİTESİ. Ege Bey ise arabayı atların önüne koyuyor.

      Ege Bey korrelasyonla nedenselliği karıştırıyor. Çünkü dogmatik ve ezberci. Platon’un idealar evrenine yerleştirdiği Serbest Piyasa Efsanesi ve onun son derece ideolojik ve ezberci yorumu sonucunda mimlediği döviz fiyatı ve cari açık, ve yıllarca hizmet ettiği sermayeye olan sempatisi ve o yüzden kapıldığı düşük ücret aşkı. Elbette döviz fiyatı, cari açık ve düşük ücret birbirinden bağımsız değil.

      Bu kadar ezberci ve korrelasyonla nedenselliği birbirine karıştıracak kadar kör birinin yıllarca özel sektörün kremasında üst düzey yöneticilik yapmış olması da yıllarca yerlerde sürünen devlet kapasitesiyle birlikte özel sektörün düşük üretim gücü ve teknolojik kapasitesinin başlıca nedenidir. Ve zayıf devlet kapasitesinin olumsuz yönlendiriciliği veya olmayan yönlendiriciliği böyle bir özel sektöre ve böyle şirket yöneticilerine yol açmıştır.

      Ankara’da sel sularının bastığı kot altı dairesinde çığlık ata ata boğulan genç kızın, oluşan sellerin, SOMA’daki işçi katliamının, Karaman’da göçük altında boğulan oğlunun yüzme bilmediğini söyleyen acılı annenin, AYNI GEMİDE yol olan yoksulların düşük ücretlerle evrenin en değerli hazinesi olan ömürlerini çar çur etmelerinin ideolojiyle, serbest piyasa masalıyla, kapitalistlerin ucuz işçi sömürüsü bayraktarlığını, ideolojik propagandasını yapan, bilimi (iktisat, vs) yanlı, ideolojik ve ezberci yorumlarıyla istismar eden ve ucuz işçilikten başka bir çözümü olmadığı için şirketlerin ve üretim kapasitelerinin, teknolojilerinin zayıf kalmasında büyük pay sahibi olan YÖNETİCİ KAPASİTESİYLE hiç mi ilgisi yok?

      Sil
    7. Verdiğiniz örnekte düşünce deneyi yapıp diyelim ki 'cari açığımız yok' diye başlamışsınız.Sonrada enflasyon diyelim ki %100 demişsiniz.Bu kadar hiper Enflasyonu besleyen ne?Sakın cari açıktan dolayı döviz talebi ve onun yarattığı dış borç olmasın.Bundan dolayıda ülke parasının değer kaybı olmasın.Sonrasında verdiğiniz örneklerin tamamı parası döviz olan gelir dağılımı nispeten dengeli olan gelişmiş ekonomilere ait bizim gibi ülkelere ait değil.Sözün özü gelişmiş bir ülkedeki gibi ekonomimizin dengeye gelmesi için üretim becerimizi arttırıp cari açık vermeyecek düzeye gelmemiz lazım.Bunu yaparsak zaten hiper enflasyon olmaz.Şu yaşadığımız konjüktür zaten bunun isbatı.Bak enflasyonu bizden fazla olan, o kadar parasal genişleme yapmalarına rağmen gelişmiş ülke var mı?

      Sil
    8. Kadir Güleç2 Temmuz 2022 17:13

      Genel olarak sistemlerde ve tabii ki ekonomide de her şey birbirine bağlıdır ve birbirini etkiler. Ama şöyle bir şeyin, emin olmasam da mümkün olduğunu düşünüyorum.

      Başlangıçta iç dış dengeniz yerinde, cari fazla da veriyorsunuz diyelim. Sonra kısmi iç savaş çıkıyor ve bunun için sürekli ve oldukça yüksek harcamalar yapmaya başlıyorsunuz. Borçlanmak yerine savaş harcamalarını para basarak finanse etme yolunu seçiyorsunuz. Böylece yüksek enflasyon ortaya çıkıyor. Ve bu yıllarca sürüyor. Enflasyon yüzünden de dış dengenizi korumak için mecburen paranız sürekli değer kaybediyor.

      Başta dediğim gibi bu vakanın başka değişkenleri de etkilemesi mümkün. Ama dış dengeyi nasıl etkileyebilir diye düşündüğümüzde. Üretime ve ihracata ayıracağınız kaynakları savaşa ayırabilirsiniz ve savaş teknolojileri için ithalatı arttırabilirsiniz. Ayrıca riskiniz artacağı için dış finansman maliyetiniz artabilir. Bunun ikisinin de olmadığı durumda, zayıf ihtimal ama mümkün, bu senaryo parayı pula çevirmek için yeterli olur.

      Sil
    9. Türkiyede iç savaş yok.Savunma harcamalarında bütçeyi sarsacak durum yok.Şu anda yaşadığımız durum son 300 yıldır yaşadığımızla aynı, üretim becerimizi arttırmadan lüx içinde yaşamak istiyoruz.(cari açık)Parasal oyunlarla paramızı değerli hale getirip aklımızca diğer ülkeleri bizim için çalışan köle haline getirip onların üretim fazlalarını fütürsuzca tüketmek istiyoruz.Bir Alman,Fransız,İngiliz,Çin,Japon vb. Bizim için niye çalışsın.Maalesef biz kendimizi geliştirmeye uğraşmıyoruz üretim becerimizi arttırmaya uğraşmıyoruz çünkü bu bir 'düşün meselesi' ve bizim bu tarakta bezimiz yok.Bir toplum düşün tarihinin hiç bir zamanında ve hiç bir alanda bir tane filozof çıkartamamış.Soyutlama,kavram yaratma,değer üretme,sistem kurma,kuram yapma,yasa koyma olmadan toplumunun her alanda üretim becerisini arttırıp paranı ihraç eder hale getiremezsin.Düşünsel ve bedensel tembellikle olmaz bu iş.Endüstri devriminden beri durum aynı sadece bu topraklarda yaşayan aktörler değişiyor.Değişmeyen aynı 'beceriksizliğin getirdiği düşük benlik saygısı' ve bunun sonuçları.

      Sil
    10. Kadir Güleç3 Temmuz 2022 10:55

      Tabii yiğidi vuralım hakkını da yemeyelim. Serbest Piyasa Mekanizması ve kapitalizm dışında daha iyi bir alternatif de yok, olmayacak da büyük olasılıkla. Çok zor. Çünkü kapitalizm, onlarca, yüzlerce yıl içinde sayısız deneme-yanılma ve binlerce dehanın katkılarıyla evrilmiş ve dünya çapında yaygınlık kazanmış bir sistem. Başka (daha insani ve aşırı ölçüde daha az etkin olmayan) bir seçenek için de aynı uzun süre, deneme-yanılma ve sayısız dehanın katkısı gerekiyor.

      Bu ise neredeyse imkansız. Her şeyden önce kapitalizm karşıtı kampın büyüklüğü de, etki alanı da, imkanları da çok küçük. Bütün bunlara rağmen herhangi bir ülkede farklı bir sistem hayata geçirilse bile bunun hatalarının düzeltilmesi, (kendi kategorisi içinde) mükemmelleştirilmesi çok uzun bir süre ve sayısız deneme yanılma gerektirecek. Başlangıçta bocalayacak, belki milli gelirin düşmesine, dalgalanmasına yol açacak bu süreçte halk doğal olarak bu sistemin denenmiş alternatifine ve demokratik rekabetle yönetime talip olan temsilcilerine yönelecek ve ‘farklı’ sistem uzun süre denenemeyecek ve mükemmelleşme, rakip bir alternatif ekonomik model olarak yetkinleşme fırsatı bulamayacaktır.

      Geriye benim papağan ekonomim ve ezberim olan daha insani ve denenmiş tek alternatif kalıyor: İskandinav sosyal devlet ve demokrasi modeli. Bu sistem de, bildiğim kadarıyla, serbest piyasa modelinin yüksek eşitsizliklerini hayli yüksek vergiler ve gelir transferleriyle daha insani düzeylere çekerken serbest piyasa sisteminin etkinliğini de olabildiğince koruyor.
      Elbette yüksek vergilerin etkilediği birçok değişken ve özellikle insan davranışları ve onların iktisadi etkinliklerini ve faaliyetlerine katılma şevki gibi değişkenler var. Daha önceki yorumumda bahsettiğim ideolojinin beklentileri (insan davranışları ve psikolojisi) etkilemesi, kısmen belirlemesi ve Hasan Hoca’nın görece eşit koşullarla başlayan ekonomilerin görece eşit koşullarda daha yüksek büyümeye ulaşmalarıyla büyük ilgisi var bunların. Neo liberal rüzgarların sert ve yaygın olduğu, (vahşi) küreselleşmenin göklere çıkarıldığı uzun dönemde kademeli vergilerin ve zenginlerden alınan yüksek vergilerin etkinliği bozduğu söylemi ve popagandasının zihinleri işgal etmesi ve eşitsizliklerin artması hakim ideolojinin sonuçlarından bazıları.

      Serbest piyasa ekonomisinin dünya ölçeğinde uygulanması anlamına gelen küreselleşme de serbest piyasanın ülkeler bazında yerel uygulamasının MERHAMETSİZ etkinlik maksimizasyonuna sahip maalesef. Dani Rodrik’in daha adil bir küreselleşme isimli bir kitabı var ama çok merak etmeme rağmen hala okuyamadım.

      Sil
    11. Kadir Güleç3 Temmuz 2022 10:56

      Son olarak her iki dünyanın iyilerini içerek İskandinav Sosyal Devlet ve Demokrasi modelinin günümüzün küreselleşme dünyasında dünyanın kalanından bağımsız bir şekilde uygulanması neredeyse imkansız. Sermayenin dünya çapında serbest hareket ettiği, ülkelerin dış yatırım çekmek amacıyla çeşitli teşvikler, vergi indirimleri uyguladığı ve bunun için kıran kırana rekabet ettiği koşullarda herhangi bir ülkenin kendi içine kapalı bir ada gibi yüksek vergilerle toplumsal eşitliği sağlarken iktisadi etkinliği, gelişmeyi ve büyümeyi de koruması imkansız. Benim gördüğüm, daha adil bir küreselleşme ve dünya için, en azından dünya çapında bir mutabakat ve centilmenlik kurallarının, yani dış yatırım çekmek için diğer ülkelerin zararına vahşi vergi avantajları rekabetinden uzak durmanın kabulü ve uygulanması gerekiyor.
      Nasıl yapılır bilmiyorum. Sadece bir ülke içinde bile mutabakatın ve toplumsal birlikteliğin, kader birliğinin ve bunun için tarafların özveride bulunmasının sağlanamadığı koşullarda aynı şeyin dünya çapında sağlanması imkansızın da ötesinde. Ülkelerin merkeziyetsiz bir süreçte mutabakata varmasının yerine büyük abilerin (ABD, Çin, AB, vs) ve kurumlarının Dünya Bankası, IMF, vs önderlik ederek diğer ülkeleri bu amaçlar çerçevesinde buluşturacağı daha merkeziyetçi bir yaklaşım daha olabilir görünüyor. Tabii dile kolay.

      https://tr.wikipedia.org/wiki/Danimarka_ekonomisi

      Danimarka'da gelir eşitsizliği geleneksel olarak düşüktür. OECD rakamlarına göre, 2000 yılında Danimarka tüm ülkelerin en düşük Gini katsayısına sahipti.[43] Bununla birlikte, son on yılda eşitsizlik artmıştır. Danimarka istatistiklerinden elde edilen verilere göre, harcanabilir gelir için Gini katsayısı 1987'de 22.1'den 2017'de 29.3'e yükselmiştir.

      https://en.wikipedia.org/wiki/Income_inequality_in_Denmark

      Modern studies have posited a possible link between low levels of income inequality and happiness. Denmark, in terms of happiness, ranks as 1st in the World Happiness Report of 2016, with a score of 7.526.[11] The report remarks that among the factors used in the past in evaluating happiness, incomes, healthy lifestyles and social support have ranked as the highest in their importance.[11] Income inequality, in particular, across various studies have seen a direct correlation with happiness: ‘Individuals tend to declare lower happiness levels when inequality happens to be high...[and there is] strong negative effects of inequality on the happiness of the European poor and leftists’.[12] Danish society is for the most part of a leftish orientation politically. Documented from 1980 to 1987, the level of happiness declined as inequality increased in Denmark.[12] Danish society, as well as their European counterparts, perceive high levels of inequality as more egregious than other non-Europeans countries, such as in the United States, for example.[12]

      As has been remarked, low levels of inequality are aided by government redistribution, which can, in turn, lead to higher levels of happiness. In order to rein in inequality, the redistributive mechanisms of the state need to be strengthened.[13] Denmark and the Nordic countries also have the lowest levels of individual earnings inequality and this is due to the high capacity of the redistributive system.[13] The links between happiness, equality and redistribution need to be explored further, though, as many studies have appeared to contradict a strong correlation between them.[citation needed]

      Sil
    12. Kadir Güleç3 Temmuz 2022 14:49

      Sevgili 'Adsız', isim vermediğiniz için nasıl hitap edeceğimi bilemiyorum. Öncelikle bunun düşünce deneyi olduğunu ve Ege Bey'in paramızın pul omasının TEK sebebi olarak cari açığı göstermesinin mahsurlarını göstermek için örnek verdim. Ayrıca bu senaryo Türkiye'nin gerçeklerinden de kopuk değil.

      Yıllardır süren bir 'düşük yoğunluklu' yerel iç savaş yaşıyoruz. Bu savaşın maliyetlerini karşılamak için ne kadar para basıldı, ne kadar borçlanıldı bilmiyorum. Ama bu düşük savaş yıllarında hep yüksek seviyelerde, %90 seviyelerinde bir enflasyonla yaşadık. Paramızın pul olmasında bu faktörün de etkisi olduğu muhakkak. Ne kadar bilmiyorum.

      Ayrıca, ben sürekli cari açık verelim, sürekli düşük katma değerli mal ve hizmetler üretelim diye bir şey söylemedim. Açık açık söylemedim ama cari açık verip yurt dışı tasarrufları kullanırken bunları Erinç Yeldan'ın Betona 551 milyar dolar harcadık, Güven Sak'ın hızlı tren gerekli midir, RJD TCDD'yi nasıl geçti makalelerini örnek vererek dolaylı olarak söyledim. Cari açık verdiğimiz yıllardaki bolluk dönemlerinde kaynakları yüksek getirili imalat sanayilerini, hizmetleri, teknolojileri, insan sermayesini geliştirmek yerine inşaat, hızlı tren gibi düşük getirili, saman alevi projelerinde harcadığımızı anlattım.

      Eğer o zamanlarda, ve Osmalı'dan beri, cari açık verirken kullandığımız kaynakları akıllıca kullanmış olsaydık bugün Mahfi Hoca'nın defolarını anlattığı üretim ve hizmet desenimiz, ihracat mallarımızın esneklikleri ve cari açığın mahiyeti ve boyutları, vs çok daha farklı olurdu.

      Ayrıca yabancı ülkeler bize kara kaşımız kara gözümüz için yardım yapmıyor, cari açığımızı karşılamıyor. Faiz ödemeleri nedeniyle yabancılara ne kadar kaynak aktardık ve net bilanço nedir bilmiyorum.

      İktisadi kararlar da, diğer kararlar da belli hedefleri gözetirler. Cari açık veya fazladan başka idarenin gözetmesi gereken başka hedefler de vardır. Dış ticaret hadleri, emeğin üç kuruşa pazarlanmamaı, yurttaşların hayat seviyesi, vs. Kur fiyatı da, cari denge düzeyi de diğer hedeflerle birlikte düşünülerek belirlenir, belirlenmelidir.

      Son olarak, nerede okuduğumu hatırlamıyorum, Güney Kore ya da Japonya da sıçrama sürecinde bir süre cari açık vermiş. Başka bir şey söylemeye gerek var mı.

      Sil
    13. Kadir Güleç3 Temmuz 2022 14:58

      https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/erinc-yeldan/betona-551-milyar-dolar-954947
      'Türkiye son yedi yılda yarım trilyonu aşan inşaat yatırımı yaptı. Alınan dış borç betona gömüldü'

      https://www.tepav.org.tr/tr/tum-kose-yazisi/s/3195
      Türkiye’nin ulaştırma alanındaki önceliği, hızlı yolcu taşımak mıdır? Bu ilk sorudur. Türkiye’nin ulaştırma alanındaki önceliği, İstanbul ile Ankara arasında hızlı yolcu taşımak mıdır? Bu da ikinci sorudur. Her iki soru için de cevabım kocaman bir hayırdır. Türkiye’nin ulaştırma alanındaki önceliği, hızlı yolcu taşımak değildir. İstanbul ile Ankara arasında hızlı yolcu taşımak ise öncelikli bir mesele hiç değildir. Türkiye’nin derdi, yolcuları bir yerden bir yere hızla götürebilmekte değil, malları bir yerden bir yere hızlı teslim edebilmektedir. Memleketin derdi, İstanbul’u Ankara’ya bağlamak değil, doğuyu batıya bağlamaktır. Peki, bu durumda, Avrupa Birliği desteğiyle yapılmakta olan İstanbul-Ankara hızlı yolcu treni ne anlama gelmektedir? İstanbul-Ankara hızlı yolcu treni projesi, Türkiye için hatalı bir yatırımdır. Seçim yatırımı olarak şık durmaktadır ama önceliğimiz değildir. Gelin bakın neden öyledir...

      https://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/4150
      Türkiye açısından önem taşıyan nedir? Bu taşımacılık rotası üzerinde olabilmektir. Uzun yol demiryolu taşımacılığı son derece kârlı bir faaliyet alanıdır. Demiryolu şirketleri için önemlidir. Rus demiryolu devi RJD işin farkındadır. Türkiye’de ise henüz bir uluslararası ulaştırma politikası oturmamıştır. Uluslararası konteynir taşımacılığı, dakiklik ve istikrar ister. RJD’yi öne çıkaran budur. Türkiye’de ise ulaştırma politikası konteynir taşımacılığı yerine, ülke içinde hızlı trenle yolcu taşımacılığına odaklanmaktadır. Neden? Konteynirler oy kullanamaz ama hızlı tren yolcuları kullanır. Ruslar küresel ölçekte düşünürken bizim hesabımız son derece yereldir. Halbuki bugün konteynir geçen yoldan yarın petrol boru hattı da geçer.



      Sil
    14. Kadir Güleç3 Temmuz 2022 15:30

      Çok uzadı, artık bu son olsun. Daha önceki yorumumda AKILLI DEVLET KAPASİTESİNİN üretime ve ihracata olan olumlu etkilerini ve bunun cari açığa yapacağı etkiye odaklanmıştım. İşin bir de tüketime ve ithalata dönük yönü var.

      Eğer akıllıca ve öngörülü kararlarla, teşviklerle, politikalarla, yatırımlarla enerji üretim yapımız dışa bağımlı olmaktan kurtarılıp, sürdürülebilir hale getirilmiş, üretim yapımızın ithalata bağımlılığı azaltılmış, üretimizin daha az enerji, hammadde tüketerek daha yüksek katma değer yarattığı bir yapıya dönüştürülmüş, kişi başı milli gelirimiz daha yüksek seviyelere çıkarılmış olsaydı hem tasarruf açığımız daha az, hem de döviz girişi daha fazla ve döviz çıkışı daha az, yani cari açığımız daha az olmaz mıydı.

      Ege Bey, geçmişteki hatalı politikaların, kararların, yatırımların kümülatif sonuçlarını, tarihsel süreci hiç göz önüne almıyor, sadece bugünün donmuş, statik bir resmini ve geçmişteki süreçlerin de tek faktör içeren resmini alıp bize cari açık, idealar dünyasındaki kusursuz serbest piyasa, arz, talep, fiyat masalları anlatıyor.

      Sil
    15. Kadir Güleç4 Temmuz 2022 05:47

      Son demiştim ama çağrışımlar bitmiyor. Sınıf kibri, nobranlığı, kayıtsızlığı ve taraftarlığı konularını bir yana bırakıyorum. Sadece insansız, kalpsiz, merhametsiz teori ve hayatın ayrıntıları, acıları karşıtlığı üstüne metaforik alıntılarla bitiriyorum.

      https://www.amazon.com/Exploring-Requirements-Quality-Before-Design/dp/0932633730

      In exploring requirements, developers work with maps of requirements, not the requirements themselves. While working with a client in Sweden, we learned a useful rule that’s taught to every recruit in the Swedish army:

      When the map and the territory don’t agree,
      always believe the territory.

      When participants get wrapped up in formal systems development, especially when supported by automatic mapping tools, they sometimes forget the territory and begin to believe that the map is the territory.

      https://www.wattpad.com/878935965-memleketimden-i%CC%87nsan-manzaralar%C4%B1-d%C3%B6rd%C3%BCnc%C3%BC-kitap-iv/page/9

      Yaymıştı Halil Doğu cephesi hartasını odanın ortasına, betona.
      Gazetelerden kesilip yapıştırılmış ve ölçüsü ayrı her parçanın.
      Baltık, Karadeniz’e dehşetli yakın.
      Varşova burnunda Kiyef’in.
      Orel, Briyansk’dan alabildiğine uzak.
      Ve Halil’in hartasında Moskova’ya varabilmek için bazan bir arpa boyu,
      bazan bir dünya boyu yol aşılacak.

      Hartanın başına çömelmiş Halil ve gözlüklerinin altında kendi gözleri:
      Ergeç aydınlığını kaybedecek olan.
      Ve Halil seçemiyor.

      damarların dumura uğrayış ağrısı mıdır gözlerindeki,
      yoksa dünya dövüşürken kolu bağlı oturmanın acısı mıdır?
      Şimdi donmuş göllerinde Finlandiya’nın,
      şimdi Libya çöllerinde yahut,
      yahut Yogoslav dağlarında şimdi İstanbul’da, İzmir’de:
      cephede, Paris’te Gabriel Peri’nin yanında olmak.

      Ankara radyosu:
      ‘On güne kalmaz,’ dedi,
      ‘Führer’in tankları Moskova’da geçit resmi yapabilir.’
      Halil biliyor ki yapamazlar.
      Fakat orda etinle, kemiğinle yaptırmayanlar arasında olmamak
      ve çömelip betona, ve hasta gözlerine batan iğneler, ve Lüminal
      İki saat olsun uyuyabilmek için.
      ve çömelip betona çizmek Moskova dolaylarının son cephe durumunu.
      Kurşun kalemle çizmek onların kanlarıyla çizdiklerini.

      Ve Halil ince uzun parmakları boğumlu esmer eliyle
      ve dişlene dişlene tahtası tiftiklenmiş kurşun kalemiyle çiziyor
      Moskova dolaylarının son cephe durumunu.

      Çizgi başladı Kalinin’den ve meyillenip doğuya doğru biraz
      bitti Efremof üzerinde.
      Moskova’ya cephe yetmiş kilometreden az.
      Yayan 12 saat, uçakla 10 dakka
      ve hartanın üstünde bir buçuk santim.
      Hartanın üstünde kar yok, rüzgar yok, gece gündüz yok,
      Ölen yaşayan yok, insan yok.
      Harta kaat, harta resim.
      Hartanın üstünde cephe Moskova’ya bir buçuk santim.
      Ve karın yağdığı toprağın üstünde yetmiş kilometreden az.
      Karın yağdığı toprağın üstünde fakat dövüşüyor ölüme karşı pırıl pırıl hayat.
      Ve düşman inanılmayacak kadar uzak.
      Yepyeni bir insan boyu uzak Moskova’dan.

      Halil göz resimleri çizmiş kıyılarına hartanın.
      Gözlerin kimi önden, kimi yandan.
      İnatla ve ısrarla bakan bir gözün yarılmış kaşı
      ve pınarından sızmakta kan
      Gözlerin kimisi tek.
      Tek gözlerin kimisi bir denizaltı periskobu gibi sinsi.
      Gözlerin bazıları alt alta, üst üste, karmakarışık.
      Gözlerin bazıları alabildiğine açık, okunuyor dehşetle yazıları.
      Ve kilitli ceviz kutuları gibi bazıları:
      içlerinde saklanan nedir?

      Gözler var: annedir.
      Gözler var bebeklerinde yanan iki damla ışıkla nefret ve kinden ibaret.
      Gözer var: muhabbet.
      Gözler var: buğdayları güneşli bir harman manzarası gibi bakıyorlar.

      Memleketimden İnsan Manzaraları
      Nazım Hikmet

      Sil
  16. Hocam sıraladığınız beş madde üzrine kendi tecrübeme dayanarak küçük bir ekleme yapmak isterim.
    Bir tarafta dövizdeki ve enformasyona bağlı olarak malların TL bedellerinin sürekli artması, bir taraftan da kur müdahaleleri sonucu TL'nin değer kazanması ve bizim ürünlerin yurtdışı pazarda pahalı kalması.
    Örneğin Ispanyolların seramiği, Tunuslularin alcisi, çimentosu, hindistanlilarin beyaz eşyası bizden daha ucuz. Hadi diyelim ki çimento kalitemiz Tunus'tan, beyaz eşyamız Hindistandan daha kaliteli. Seramigimiz nasıl ispanyadan daha pahalı olur inanılır gibi değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Seramikte hammaddenin yüzde 85’i ithal geliyor." https://www.dunya.com/kose-yazisi/ithal-hammadde-agir-basiyor-fireyi-kazanip-yuk-azaltiyor/617070

      Sil
  17. Katma değerin en az %80 emek olduğuna göre kısa vadede de uzun vadede de başka çözüm yok o zaman.Üretim becerimimizi (zihinsel,bedensel) arttırana dek.

    YanıtlaSil
  18. Bu sorum önce mahfi hocama sonra bu bloğun tüm takipçilerine bu blogu 3 yılı aşkın süredir takip ediyorum. Bugün farkettim ki ben aslında ne ekonomi ile ne de Türkiye ekonomisi ile bloğun müdavimi olacak düzeyde ilgili değilim. Bununla birlikte bloktaki olayların güncelliği olaylarin rasyonel ele alınışı yazarın neredeyse her soruya dönüş yapması; bir mana da bloğun interaktif oluşu beni bu bloğa bağlayan en temel faktörler. Soruma gelecek olursak başka alanlarda da eğitim sanayi üretim vb Türkçe veya İngilizce benzer blok önerisi olan varmı yardımcı olursanız çok sevinirim .herkese iyi gunler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Benim bu bloğu ilk başlatırken amacım böyle interaktif olmasıydı.
      Benzer interaktif blog önerisi olan varsa ben de öğrenmekten mutlu olurum.

      Sil
  19. çünkü ekonomi temelden bozuk .Ve yalnış temel üzerine bina büyütüldüğu zaman me olur diye soruyorum

    YanıtlaSil
  20. Hocam Merhaba,
    Konu ile ilgili okuduğum en iyi özet çok teşekkür ederim. Bunlara ek olarak 1 yıldan az kalan seçim ve buna bağlı riskler dış ülkelerden yatırımcıların ülkemize gelmemesine yol açıyor. Bu da üretimimizin düşük kalmasına ve ihracatı düşük tutuyor. Kur ne kadar rekabetçi olursa olsun. Sorum şu seçime kadar bizimle ilgili riskler değişmeyecek, dünya da resesyona doğru gidiyor, Türkiye bu %-42,6 lık dış ticaret dengesini nasıl kapatacak? nereden dolar bulacak?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun.
      İşler giderek bozuluyor. Sürekli Alinin külahını Veliye, Velini külahını Aliye giydirerek gidiyoruz. Sonunda IMF'nin kapısını çalacağız herhalde.

      Sil
  21. Hocam merhaba;
    Ben bir esnafım yazarkasa fırlatmamak için; Siz ve sizin gibi "işin ehli" insanların yazılarını okuyarak iş hayatımda ona göre yatırımlarımı yapıyorum. Çok büyük bir firma değilim ama sizlerin vesilesiyle bazı fırsatlar yakaladım. Yazınızda hiç hurda piyasasından bahsetmemişsiniz.
    İnsanlar hurdaya ayırdığı mallar çok az bunun da etkisini olduğunu düşünüyorum. Ek yapıp onayınıza sunmak istedim. Eskisi kadar geri dönüştürülecek mal olmadığı için hammadde daha fazla talep ediliyor. Buda ithalatı biraz da olsa artırabilir mi?
    Ben akü bayisiyim aynı zamanda kurşun aküleri toplama noktasıyım. Kurşun aküler yüzde 98 geri dönüştürülebilir. İşler durgun olduğu için fabrikalara yeterince hurda akü gönderemiyoruz. Dolayısıyla akü firmaları kurşunu hammadde olarak dışarıdan alıyor yada alacaklar. İç pazara yüzde 30 ,dış pazara yüzde 70 sıfır akü satışı yapıyorlar son bildiğim. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adsız 1615,

      Bu akünün olayı nedir?
      Tüm dünya elektrikli arabalarda benzin yerine batarya ya geçti ama şu 12V - 24V aksam ve akseuarlara akım veren aküler yerinde duruyor.

      Naptınız abi siz? Elon Musk'a rüşvet filan mı verdiniz adam elektrikli arabalardan aküyü çıkaramıyor? daha geçen ay benimki epey eskimişti bitti, jump-startla idare ediyordum, geçen hafta son bir startla servise götürüp değiştirdim.

      Sevgiler

      Sil
    2. anakartlardaki 2032 piller gibi sanırım.

      Sil
    3. 2051 de yorum yazmıştım, araştırdım cevabını buldum.
      1119 sizin yazdığınız gibi, anakartların 2032 pili gibi, ancak kurşun çok ucuz malzeme olduğu için, motora enerji veren li-ion bataryaları da kullanmıyorlar.
      Tesla bile alsan, jump start yapmak henüz tarih olmadı.

      Sil
  22. Türkiye de, ekonomiye tarihi perspektiften bakanların sayısı fazladır.

    Ortadoğu, ve Anadolu düzleminde ekonominin ve dolaylı olarak refahın arttığı dönemler sınırlıdır.

    Osmanlı döneminde de, Selçuklu döneminde de Balkanlardan itibaren refah daha yüksekti.
    Günümüze özgü bir mesele de değildir. Refahın göstergesi olan buğday üretimi, kişi başına veya yüzölçüm başına düşen değirmen binaları sayıları, hatta Türkiyede nadir görülen köprü altlarına değirmen yapılması gibi verimlilik ölçütlerinde hep Balkanlar daha üstündür.

    Osmanlı da biraz bu yüzden erken dönem seferlerini Balkanlar üzerine yapmış, Balkanları aldıktan sonra Anadoluyu alabilmiştir. Balkanlardan aldığı ekonomik refah ile Ortadoğuya yayılmıştır. Yine Osmanlıyı da Balkanların ötesinde durdurabilen güçler olurken, doğu tarafında pek durdurabilen olmamıştır.

    Günümüz ile örtüşür.

    Anadolu refahının, ciddi olarak arttığı tek dönem Atatürk ve kısa dönem sonrasıdır. Sanırım, bir kaç bin yıllık tarihte Hititlerden sonra refahın arttığı tek dönemdir Atatürk dönemi. Geçici olması sebebiyle, şunu diyebiliriz, çok büyük bir yıkım sonrasında gelen başarı ve güç etkisi ile tüm politik aktörler Atatürk'ün liderliğini benimsedi, onun aksine politika üretemediler.

    Atatürk dönemi Anadoluya özgü, geçici bir dönemdi.

    İthalat ve ihracat özelinde bakarsak, Anadolu özüne dönmüş, yine verimsiz ekonomi ile ihracatı geride kalmaya başlamıştır. Atatürk dönemi gibi rasyonel bir yönetime kavuşana kadar bu böyle devam eder. Aksi olmaz.

    Türkiye ekonomisi için rakamlara ve ekonomiye bakmaya gerek yoktur. Yönetime bakmak gerekir.

    YanıtlaSil
  23. Hocam merhaba, kur 10 TL iken 100 dolara ihraç edilen bir mal (1.000 TL), bir sonraki yıl enflasyondan dolayı 2.000 TL olmuş ve bu arada kur da 20 TL olmuşsa yine 100 dolara ihraç edilir.

    Dolayısıyla alıcı açısından geçen sene 100 dolara aldığı bir malı, bu sene de 100 dolara alıyorsa talebin artışını beklemek uygun olmuyor diye düşünüyorum. Saygılar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz

Türkiye’nin Dış Finansman Sıkıntısının Nedenleri

Çok Daha Zor Günler Kapıda