Ütopyadan Distopyaya

Ütopya, içinde bulunduğumuz dönemde, gerçekleşmesi imkânsız ideal toplum tasarımını anlatmak için kullanılan bir sözcüktür. Yunanca, olmayan yer anlamındaki ou, mükemmel anlamındaki eu ve ülke anlamındaki topos sözcüklerinin bir araya getirilmesiyle türetilmiş bir sözcüktür. Rönesans dönemi İngiliz filozof, hukukçu ve devlet adamı Thomas More’un (1478 – 1535) Ütopya adını verdiği eserinden sonra yaygın biçimde bilinir ve kullanılır olmuştur. Bilinen en ünlü ütopyalar: Platon’un Devlet’i, Farabi’nin El Medinetül Fazıla’sı, Thomas More’un Ütopyası, Tommaso Campanella’nın Güneş Ülkesi, Francis Bacon’ın Atlantis’idir.

Olumsuz ütopyalara distopya adı veriliyor. Distopik bir toplum olarak anlatılan toplumlarda otoriter – totaliter baskıcı bir sistem egemendir. Yunanca kötü, hastalıklı anlamına gelen dysidis ile olmayan yer anlamındaki ou sözcüğünün birleşmesiyle türetilmiş bir sözcüktür. Distopya sözcüğünü ilk kez İngiliz iktisatçı, filozof ve siyasetçi John Stuart Mill, kötü bir yer anlamında kullanmıştır. Distopik öykülerde genellikle gelecekte ortaya çıkacağı tahmin edilen olumsuzlukları içeren toplumsal yapılar anlatılır. Distopik öykülerin en bilinenleri: George Orwell’in 1984’ü, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i, Suzanne Collins’in Açlık Oyunları serisi ve James Dashner’in Labirent’idir.

Her ne kadar gerek ütopya gerekse distopya, olmayan yerlerde geçen öyküler gibi görünse de zaman zaman o öykülerde geçen yerler ve olaylar gerçek yaşamda karşımıza çıkabiliyor. Mesela Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet bir ütopyayı gerçeğe dönüştürme çabasıydı. Kadın haklarından laikliğe, eğitimden sanayileşmeye, hukukun üstünlüğünden sanatın ve kültürün yüceltilmesine kadar aydınlanmanın ve çağdaşlığın gereklerini yerine getirerek gelişmiş ülke olma yolunda yürümeye başladı. Bu yürüyüş 1940’lara kadar belirli bir tempoyla devam etti. Türkiye, dünyada itibar gören, örnek alınan bir ülke olmuştu. Ütopya gerçekleşecek gibi görünüyordu. Ne yazık ki Atatürk’ün ölümünden sonra ütopyayı gerçeğe dönüştürme idealinden uzaklaşma başladı ve bu uzaklaşma hızlanarak devam etti.    

AKP iktidara geldiğinde dünyada toplam GSYH 35 trilyon dolar, kişi başına gelir 5.630 dolardı. Aynı yıl Türkiye 240 milyar dolarlık GSYH’ye ve 3,617 dolar kişi başı gelire sahipti.  Türkiye’nin GSYH’si dünya GSYH’sinin yüzde 0,7’sine eşitti, kişi başına geliri de dünyadaki ortalama kişi başına gelirin yüzde 64’üne eşitti. AKP iktidara geldiğinde, Türkiye, IMF ile birlikte ‘güçlü ekonomiye geçiş programı’ uyguluyor ve IMF’den hem para hem de program desteği alıyordu. 2008 yılında küresel kriz başladığında dünya GSYH’si aşağı yukarı ikiye katlanarak 64 trilyon dolara, Türkiye’nin GSYH’si de 771 milyar dolara yükselmişti. Aynı yıl dünyada ortalama kişi başına gelir 9.567 dolar, Türkiye’de kişi başına gelir 10.778 dolardı. Buna göre Türkiye’nin GSYH’si dünya GSYH’sinin yüzde 1,20’sine, Türkiye’nin kişi başına geliri de dünya kişi başına gelirinin yüzde 126’sına denk geliyordu. Uygulanan IMF programı, Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakerelerinin yarattığı yabancı sermaye girişinin de desteğiyle Türkiye açısından ciddi bir sıçrama ortaya çıkarmış ve Türkiye orta gelir tuzağından çıkış işaretleri vermeye başlamıştı. 

AKP’nin bu ilk dönemi, dünyada likidite bolluğunun, büyüme artışının ortasına denk gelmiş ve IMF programıyla da desteklenince önemli bir başarıya yol açmıştı. Bu dönemde 60 milyar doların üzerinde özelleştirme geliri elde edilmiş AB müzakerelerinin yarattığı ivmeyle ciddi tutarda yabancı sermaye girişi sağlanmıştı.

2008 yılının Mayıs ayında IMF programının süresi tamamlandı ve AKP iktidarı IMF ile devem edilmeyeceğini, aynı programı kendi başlarına yürüteceğini açıkladı. Bu sıralarda Türkiye ile AB arasında sıkıntılar, farklılıklar baş göstermeye, Türkiye’ye gelen yabancı sermaye miktarlarında düşüşler ortaya çıkmaya başladı. Aynı yılın ikinci yarısında ABD’de başlayan küresel krizle birlikte önce ABD Merkez Bankası (Fed) ardından İngiltere ve Avrupa Merkez Bankaları, en sonra da Japonya Merkez Bankası parasal genişlemeye gittiler. Böylece dünyada son derecede büyük bir likidite bolluğu oluştu. Bu yeni gelişme, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu gelişmekte olan ekonomilere dış kaynak girişini artırdı. Bu büyük dalganın etkisiyle 2014 yılına gelindiğinde dünya GSYH’si 79,3 trilyon dolara, dünya ortalama kişi başına geliri 11.013 dolara yükselmişti. Aynı yıl Türkiye’nin GSYH’si de 957,5 milyar dolara kişi başına ortalama geliri de 12.079 dolara yükselmişti. Buna göre Türkiye GSYH’sinin dünya GSYH’si içindeki payı yüzde 1,21, kişi başına geliri de dünya ortalamasının yüzde 110’una denk geliyordu. Türkiye, hala iyi durumdaydı ve doğru politikaları izlerse orta gelir tuzağından kurtulabilecek gibi görünüyordu.

Bu tarihte Fed, parasal genişlemeyi yavaşlatmaya başladı. Diğer büyük merkez bankaları da onu izleyeceklerini açıkladılar. Henüz ortada faiz artışları olmadığı halde bu açıklamalar gelişmekte olan ülkelerden kaynak çıkışlarını başlattı. Bu ülkelere giden başta portföy yatırımları olmak üzere yatırımlar çıkmaya ve ülkelerine geri dönmeye başladılar. 

Türkiye, böyle bir ortamda dış yatırımları çekebilmek için AB ile ilişkilerini düzeltmeye ve yapısal reformlara girişmeye yönelmesi gerekirken ters yönde ilerlemeye (yani gerilemeye) başladı. Ters yönde başlayan bu gidişin zirvesi 2018 yılından itibaren başkanlık sistemine geçiş oldu. Bu tarih, ilginç bir biçimde, AKP açısından düşüşün başlama aşamasıdır. 2018 yılında dünya GSYH’si 86,1 trilyon dolara ve ortalama kişi başına dünya geliri 11.329 dolara yükselirken, Türkiye’nin GSYH’si 779,7 milyar dolara, ortalama kişi başına geliri de 9.508 dolara gerilemişti. Buna göre Türkiye GSYH’sinin dünya GSYH’sindeki payı yüzde 0,96’ya düşerken kişi başına gelir de dünya ortalamasının yüzde 84’üne gerilemişti. Türkiye’nin geriye gidişi izleyen dönemde hızlanarak devam etti. 2022 yılı için dünya GSYH’si 103,9 trilyon dolar, dünya kişi başına geliri 12.988 dolar, Türkiye GSYH’si 750 milyar dolar, kişi başına geliri de 9.000 dolar olarak tahmin ediliyor. Buna göre Türkiye GSYH’sinin dünya GSYH’sindeki payı yüzde 0,72’ye gerilerken Türkiye’de kişi başına gelirin dünya kişi başına gelir ortalamasına oranı da yüzde 70’e düşecek gibi görünüyor.

2022 yılı, bu tahminlerin gerçekleşmesi halinde Türkiye açısından 20 yıl sonra başladığımız yere (dünyadaki payımız yüzde 0,7) geri dönüş yılı olacaktır. Oysa AKP, 2023 hedeflerini açıkladığı 2012 yılında yeni bir ütopyayı tanımlamıştı. Aşağıdaki tablo bu hedefleri ve gerçekleşmeyi gösteriyor:  

Tablodan görüleceği gibi 2023 yılı için konulan hedeflerden hiçbiri tutmamış, tam tersine, ihracat dışında bütün hedeflerde başlangıç noktasından daha da geriye gidilmiş.

Burada ekonomik göstergeleri ele alarak yaptığımız şey görünür durumun değerlendirmesidir. Türkiye bu 20 yılın sonunda bütün kamu kurumlarını satmış, dış borç toplamını 450 milyar dolara yükseltmiş, rezervlerini eksiye düşürmüş, dünyanın en riskli ekonomilerinden birisi konumuna gelmiş, AB ile üyelik umutlarını neredeyse tümüyle yitirmiş durumdadır. Türkiye, bu dönemde hukuktan demokrasiye, özgürlüklerden eğitime, seçimlerin güvenilirliğinden dış politikaya kadar sosyal ve siyasal alanlardaki bütün uluslararası endekslerde 2012’ye göre geriye gitmiş, üstelik milyonlarca göçmenin yerleşmesi sonucu sosyal sorunları daha da artmıştır.   

Özetle söylemek gerekirse AKP, iktidara geldikten sonra IMF programının, AB ile tam üyelik müzakerelerinin ve olumlu dış konjonktürün de desteğiyle ekonomiyi yukarı çıkarmış ve bu olumlu görünüme dayanarak 2012 yılında cumhuriyetin 100. Kuruluş yıldönümü olan 2023 yılını hedef alan bir ütopya geliştirmişti. Ne var ki bugün geldiğimiz aşamada söz konusu ütopya tam anlamıyla bir distopyaya dönüşmüş bulunuyor. 



Yorumlar

  1. 10 yılda bozulmuş BUNLARSIZ 20 yılda düzelir mi,,,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neler yapılacağına bağlı. Yapısal reformları tavizsiz uygulayan bir kadro bu işi kısa sürede toparlanma yoluna sokar.

      Sil
    2. Seçim olur da hükümet değişirse , kimse bundan daha kötü yönetemeyeceği için toparlanma başlar. Hukuk, eğitim, özgürlükler, kurumların bağımsızlığı, vasıfsız kişilerin yerine yetkin atamalar da yapılırsa çok hızlı toparlarız kanaatindeyim. Türkiye tarihinin en zor 10 ayını yaşayacağız ne yazık ki:

      Sil
    3. Benim Türk siyasetine güvenim tam, daha kötü de yönetebilirler

      Sil
    4. Hocam emeğinize sağlık harika bir anlatım…

      Sil
  2. Ne olabilecekken ne olduk diye düşünüp üzülüyor insan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elinize sağlık hocam. Peki geriye gidiş devam etmeseydi 2008den sonra iyi politikalar ile (trend analizi veya benzer ülke hikayesi dikkate alınarak) senaryo yazilsaydi nerede olabilirdik şuan. Bu yazının devamı olarak (serinin devamı gibi) çok güzel olurdu. Ortalama kişi başı gelir ve asgari ücret dolar cinsinden...

      Sil
    2. Ekonomiden benim gibi anlamayanlara bile iki yaşındakilere anlatır gibi anlatıyorsunuz , içten teşekkürler! En çok da üslubunuz, bu sevgisiz ve nadan iklimde ilaç gibi geliyor! Sağolun.

      Sil
  3. Keşke bu verilerinizi, oy kullanma hakkı olan herkes okusa. Bizim sorunumuz okumamak, bilmemek ve körü körüne her söyleyene inanmak. Kısacası cahil olan toplumların ütopyaya erişmesi imkansızdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birçok toplum cahil sayısı az değilken ütopyaya ulaşma yoluna girdi.

      Sil
    2. okudugunu anlamayan milyonlar var bu ülkede !!! ve tabi okudugunu yanlış anlayanlarda ayrı !!!

      Sil
    3. Mahfi hocam 2014 e kadar akp iyi iş çıkarırken desteklediniz mi? Yoksa hep muhalif mi oldunuz?

      Sil
  4. Bence biz 2000 öncesinde de rüyada idik. Katma değer üreten bir ekonomimiz olmadıkça biz bu sarmaldan asla çıkamayız. Ben orta gelir tuzağı kavramına da inanmıyorum. Alman ekonomisi Türk ekonomisinin beş katı ama bu demek değildir ki beş Türk ekonomisi eşittir Alman ekonomisi. Hayır o devamlı katma değer üreten çok farklı bir yapı. Bizde planlayarak iyi koordine olup katma değer ihrac eden birinci sınıf ekonomilerden biri oluruz inşallah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güven SAK, köyden kente geçmenin, basit sanayileşmenin, sanayideki verimliliğin tarımdan epey yüksek olması nedeniyle, orta gelir seviyesine(KB MG~10 000$) çıkmayı sağlamaya yeterli olduğunu ama SIÇRAMA(KB MG~25 000 $) için bilinçli, planlı, çok iyi yönetine bir süreç gerektiğini anlatır hep. Bu bilinçli, planlı, cevval çabayı göstermek de her babayiğidin harcı olmadığı için ülkeler orta gelire nispeten kolayca gelirken orda yine kolayca ve uzun süre takılıyorlar. Buna da orta gelir tuzağı denmiş.

      Vedat Milor söyleşisinde adı geçen şu kitap da sıçramanın olmazsa olmazlarını anlatıyor.
      https://www.amazon.com/Governing-Market-Economic-Government-Industrialization/dp/0691117292

      Finally, the configuration of agencies, national goals, and industrial policy instruments is likely to be more effective where political power is relatively unified, and is unified araound groups of people who are committed to industrialization. This is what our GM theory predicts. If instead we find that political power is distributed in a pluralistic or fragmented way with different constellations of domestic and foreign interest groups exerting pressure on different public policy issues, or if we find that political power is unified around groups of people whose interests are hostile to industrialization, then whatever the government claims to be the case we can discount the argument that its planning and coordination have helped industrialization.

      Sil
    2. Orta gelir tuzağı diye bir şey var ama zaten biz orta gelir tuzağına falan düşmedik Biz ligden düştük, Kuzey Afrika, Bangladeş tuzağındayız. Mevcut birikimimizi dahi korumaktan aciziz.

      Sil
    3. Ama ben zaten örneğimde diyorum ki Almanya ekonomisi orta gelire geldiği yapısıyla Türkiyenin aynı orta gelire geldiğindeki apayrı zaten. Bunlar orta gelirden sonra farklılaşmıyorlar.

      Sil
  5. Pek küçüklüğmden televızyonlarda bugüne dahil tekrarlanan birşey var türkiyenin cari açığı enerji açığından kaynaklanıyor ya dünyanin gelişmiş ülkelerinde çogunda enerjı açığı var zaten yani özetliğim enerjı açığı olupta cari açığı olmayan ülkeler bunlar ,ama her ne hikmetse aydınlarımız bunu aydınlatamadılar koca türkiye de

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizdeki sorun enerji açığı değil, bilim açığı.

      Sil
    2. Hocam,

      Reiz de çok uğraştı bunları adam etmek için,
      Her meydanda kafalarına o kadar satranç tahtası fırlattı ki milletin kafasına!
      Ama olmayınca olmuyor, işte.
      Baktı olmayacak, Reis de vazgeçti sonunda.

      Sil
  6. Yani Dünya lideri değil niyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangi dünyayı kastettiğinize bağlı olarak yanıt değişir.

      Sil
    2. DÜNYA GSYIH DEN TURKIYE'NIN PAYI %0.7 OLDUGUNA GORE DUNYA LIDERI OLMAMIZ ICIN DAHA COK FIRIN EKMEK YENMESI LAZIM...

      Sil
  7. Milyonlarca göçmen avrupada çalışmış birisi olarak ingiltere de almanya da var ve almanya artık sadece türklerin yaşadığı bir yerde değil artık ama bu ülkelerde göçmenlere rağmen standart yüksek gelişmiş ülkelerde bildim kadar sadece japonya ve güney kore de yabancı yok ,batıdakiler kabarık avrupanın metropoleri amerika gibi şu an

    YanıtlaSil
  8. “Her millet layık olduğu şekilde yönetilir.”

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mesele, ekonomik politikaları yabancıların hep lehine olacak şekilde ayarlamak, ekonomik ve demokratik köleliğin kurumsallaşmasıdır

      Sil
  9. Hocam bence ütopyaların en önemli özelliği sağlam bir kurguyla yazılmaları. Thomas Moore ütopyanın güzelliklerinden çok nasıl ve hangi sebeplerle bu güzel yerin varolduğunu anlatır en ince ayrıntısıyla. Yani 2-3 hedef koyup körü körüne kendini sermayeye teslim etmenin Pek ütopyaya benzer bir tarafı yok. Bizim için derin planlama ve kamu atılımları dışında ütopya senaryosunun kalmadığını düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  10. Gocmenlerin nufusunu da kattigimizda kisibasina gelirimiz 6000 dolar bandina dusuyor. Dahasi 2012 yilinin 11bin dolari bugunun dolar enflasyonu baglaminda ele aldigimizda ciddi bir kisibasina gelir yapiyor.
    Ya da tersi olarak hesaplarsak 6000 dolari 2012 ayarlarsak daha feci bir duruma geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 6000'e düşmez sanırım ama 7000 - 7500 aralığına düşer.

      Sil
    2. 7bin$ gelir bile 10binTL üzerinde bir kazanç demek. Sabit ücretlilerin büyük çoğunluğunun asgari ücret ve çevresinde maaş aldığını göz önünde bulundurunca gelir dağılımının da ne kadar çarpık olduğu daha net ortaya çıkıyor. Bir kesim o kadar yüksek gelir elde ediyor ki ortalamayı yukarı çekiyor, emeğin GSYH içindeki payı sürekli düşüyor.

      Sil
    3. Burda Paranalizde cok guzel bir yazi buldum. ilginc bir analiz okumaya deger. Adeta bu yazidaki durumu farkli bir analizle ele almaya calismis yazar.
      https://sosyal.paraanaliz.com/2022/01/01/kaybettiklerimiz-2013-yilindan-2019a-olmasi-gereken-kisi-basina-gelir/

      Sil
    4. Yuksek enflasyonlu dusuk reel buyumeli kayit disiligin yuksek oldugu ulkelerde gelir dagilimi her zaman bozulmaya musaittir.
      Turkiyede eger gercekten bir reform yapisal reform yapilacaksa sayet ilk once vergi reformu yapilmak zorundadir. Gunumuz sartlari ve kosullari teknolojisi buna son derece musaittir. Turkiyede vergi reformu yapacak iktidara sapka cikartilir. Ama yapamazlar o ayri.! o kapasite o bakis o mantalite yok

      Turkiyenin bence ekonomide en onemli iki handikapi enflasyon ve vergi reformu eksikligidir. Bu ikisini elde ettiginizde bir cok seyi basarmis sayabiliriz. Yani sonrasi allah kerim hesabi olur.. Vergi reformu da cok kazanandan cok az kazanandan da az hatta hic vergi almamak alinsa da formalite icabi bir rakam almaktir. Buna istinaden de Kurumlar vergisini cok dusuk tutmak gerekmektedir. Yani zengin yuksek gelir vergisi odeyecek ama actigi isletme ve onun kari geliri az vergiye tabi olacak sekilde duzenlenmelidir. Boylelikle kurumsallasma saglanir kayit disilik onlenir uretime dayali surec tetiklenir gelir dagilimi duzelir issizlik duser yabanci sermaye yatirim amacli gelir.
      Bu baglamda dusuk gelir gruplarinda ise cok az hatta hic vergi almamak en makuludur. Bu baglamda Almanyadaki bir sistemde olusturubalir.
      Luks tuketim snopa dayali aliskanliklar uzerinden otv vs devam ettirilmelidir. Temel gida tarim urunleri vs uzerinde de kdv formalite icabi olmali ve fazla %3u gecmemlidir. Hatta sadece %1 olmalidir. Boylelikle gida ziyani gida teroru gida sektorundeki vergi kacagi onlenir(Tum dunyada en fazla kayit disilik hem ziyandan kaynaklanan hem depolama kayiptan kaynaklanan hem de uretim tuketim araci surecinden kaynaklanan en buyuk kayitdisilik gida sektorundedir.) Dusuk gida fiyatlari ayrica yuksek iscilik maliyetlerinin ve maas artis heveslerinin olusmasini da engeller.

      Sil
  11. hocam elinize sağlık yazı için. benim sorum şu olacak. siyasal kararların sonucunu ekonomide görüyoruz. yani ekonomide gerçekleşen bir olayın mutlaka bir nedeni vardır. sizce hükümet bu etkip tepki olayını göremiyor mu, yoksa kasıtlı mı böyle davranıyorlar. kasıt varsa da ulaşılmak istenen o yüce amaç sizce nedir? teşekkürler

    YanıtlaSil
  12. Hocam; Atatürk'ün ütopyasını güzel tanımlamışsınız:

    "Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet bir ütopyayı gerçeğe dönüştürme çabasıydı. Kadın haklarından laikliğe, eğitimden sanayileşmeye, hukukun üstünlüğünden sanatın ve kültürün yüceltilmesine kadar aydınlanmanın ve çağdaşlığın gereklerini yerine getirerek gelişmiş ülke olma yolunda yürümeye başladı. Bu yürüyüş 1940’lara kadar belirli bir tempoyla devam etti. Türkiye, dünyada itibar gören, örnek alınan bir ülke olmuştu".

    Bu ütopya, diyalektik açıdan baktığımızda çok önemli bir tez oluşturuyordu, haliyle de kendi antitezini yarattı. Bu antitezin ilkel, cehaleti kutsayan ve yücelten, hak-hukuk-adalet tanımayan, kadını yok sayan, insan haklarına saygısız, içinde yararlı hiçbir şey barındırmayan bir antitez olması gerekiyordu ki siyasal islâm bu tanıma dört dörtlük uyuyordu. İçinde yaşamakta olduğumuz distopya işte bu antitez dönemidir, neyse ki onun da sonuna geldik...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. At gözlüklerini çıkartarak "siyasal islam" diye isimlemdirdiğin şeyin neyi amaçladığını ve ilkelerini öğrenirsen "cehaleti kutsayan, hak-hukuk adalet tanımayan" vb olmadığını bilirdin.
      Evet Mahfi hocam güzel şeyler anlatmış ki bence doğruda söylüyor. Ama devlet dediğin sistem ekonomik verilerden ibaret olmadığı gibi sadece ekonomik değişkenlere bakarakta karar alıp iş yapamazsın. Evet yapılan yanlışlar var! Sonuçta yönetenlerde insandır hatası olabikir. Hatası var diye kötülemektense ne yapılması gerektiği söylense yada yardımcımcı olunmaya çalılınsa, yapıcı eleştiriler yapılmsı bizim doğrumuz olarak hanemize yazılabilir.
      Devlet dediğin ben-sen -o olarak baktığım için devletin büyümesi yada küçülmesi gibi durumları sadece devlet görevlilerine değil , bir fiil milletin kendisinin görev ve sorumluluklarını yerine getirmesine göre olacağına inanırom. Biz o kötü diyoruz ama kendi yaptığımıza baksak sanki daha iyi olacak gibi. İyi günler kolay gelsin

      Sil
  13. Birsen KOÇYİĞİT15 Ağustos 2022 08:58

    Merhaba Hocam öncelikle yazı için teşekkür ederim. Neredeyse bir haftadır bu konu üzerinden daha doğrusu Maastricht kriterleri Türkiye'nin 2023 hedefleri ve şu an bulunduğumuz nokta ve kaynak yetersizliğinden pek bir sonuç elde edemedim. Ama bu yazınız istediğim cevapları kısmen de olsa almış oldum. Tekrardan teşekkür eder, iyi çalışmalar dilerim.

    YanıtlaSil
  14. Ben İstanbul'da çalışan 27 yaşında henüz çok genç bir avukatım. Yaptığım tek şey hayatta kalmaya çalışmak. Gençliğim siyasal islamcıların yarattığı bir distopyada geçiyor. Haddim değil elbette ama bu ülkede güzelliği ve iyiliği yaymaya çalışan bir genç olarak sizlere teşekkür ediyorum hocam. Bu yazdıklarınızın elbette bir bedeli olmuştur. Belki belli bir cenahtan dışlanmış belki de işine engel olmaya çalışmışlardır. Buna rağmen bu ülkeye bir borç olarak ilminizi insanlara doğruyu anlatarak geçirdiğiniz için teşekkürler.

    İyi insanlar vardı hep var olacak. Ondan bu öfkeleri, isyanları. Tüm yaşananlara rağmen kendi kültürlerini inşa edemediler. Önemli bir sanatçı, yazar ya da bir iktisatçı çıkaramadılar. Ondan bu öfkeleri, isyanları, yasakları. Cehlin yıktığını, irfanla yapacağız!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Her şeyin bir edeli var tabii ama bedel ödemekten korkmamak lazım. Bedel ödemeden bu ülkeye katkı yapmak mümkün değil.

      Sil
  15. Ekonomimizin son 20 yılının güzel bir özeti olmuş hocam. Umuyorum bundan sonra karar alıcılar nerelerde yanlış yaptığımızı görüp bu hatalara yeniden düşmezler. Emeğinize sağlık. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  16. 10 milyonun üzerinde sığınmacıyla birlikte, Türkiye'nin sorunlarının ekonomiden çok daha büyük olduğunu düşünüyorum. Laik cumhuriyetimizin son dönemlerini yaşıyor gibiyiz.

    YanıtlaSil
  17. Hocam merhaba. Sonuç olarak batıyor muyuz yoksa batırılıyor muyuz? Bu hızla devam edersek, üretmeden yaşamayı tercih ederek Venezuella ya da Arjantin olmamız yakın mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Savaş vb. durumları hariç her toplum kendisi batar. Venezuela'nın petrolü var. Bugün batar yarın çıkar. Arjantin bize çok benziyor. Kaliteli bir insan kaynağı var ama onlar iş başına gelemiyor.

      Sil
  18. Hocam şu an BES i nasıl görüyorsunuz?.. Bundan 5 yıl önce devlet desteği nedeniyle avantajlı diyordunuz fakat tabi bugünkü enflasyon farklı. Bugün için bireysel emeklilik sistemine %30 devlet desteği ile birlikte nasıl bakıyorsunuz acaba?... Teşekkürler...

    YanıtlaSil
  19. Bilimsel olmayan her yolun sonu maalesef karanlığa çıkıyor. Eğitim, kültür, sanat ve bilime yatırım yapmayınca petrol kuyunuz olsun yine de dünya da söz sahibi olamıyorsunuz. Toplumsal huzur, kişilerin haklarını güvende hissetmeleri ve adalet olgusunun oturması sanırım ekonomi biliminin ilk basamakları…

    YanıtlaSil
  20. Hocam Merhaba, daha iyi özet çıkarılamazdı. 20 yılda başladığımız yere döndük. 20 yıl sonrası için öngörünüz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Eğer bundan sonra tavizsiz biçimde yapısal reformlara girişirsek çıkışı yakalarız. Süre bizim reformları tavizsiz uygulayıp uygulamayacağımıza bağlı.

      Sil
  21. Hocam derli toplu çok güzel özetleyerek tabloyu hazırlamışşsınız. Çok teşekkür edrim.

    YanıtlaSil
  22. 2001 den bu güne Amerikan enflasyonu yaklaşık kümülatif %55 olmuş. Bunu da işin içerisine katarsak 8500 dolar olması beklenen kişi başına milli gelir aslında 2001 değerleri ile 5484 dolar oluyor. Durum aslında görünenden çok daha kötü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de GSYH'ye katkısını sayıp da nüfustan saymadığımız göçmenler var. Onları da katarsak daha da feci.

      Sil
    2. Hocam, Son 20 yılda birkaç kez GSMH hesabında revize yapılarak ciddi zıplamalar yapılmıştı. Kıyaslamayı yaparken bu revizyonlar dahil mi, yoksa 20 yıl önceki rakam eski hesaba göremi

      Sil
  23. Elinize sağlık hocam. Türkiye'nin sizce iflas riski var mı? Varsa önce iç borç ödemelerinden mi vazgeçer?
    Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ülkeler iflas etmiyor biliyorsunuz tam o aşamada IMF'ye gidiyorlar.

      Sil
  24. Yazınızın başlığını ütopyadan başlayıp antitezi olan distopya ya bağlamışsınız. Sizce durumumuzun gerçekten bu kadar kötü mü olduğunu düşüyorsunuz. Gerçi, yazınızda yapmış olduğunuz objektif analizlerle süreç ona çıkıyor. Öyleyse Allah yardımcımız olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef durum benim burada anlattığımdan daha kötü. Çünkü burada sosyal ve siyasal (dış politika dahil) alanda yaşanan geriye gidişlere değinmedim. Onları da katarsanız iş çok daha ciddi.

      Sil
  25. Bir durum değerlendirmesinin ancak bu kadar somut, bilgiye dayalı ve objektif yapılabileceğinin de dersini verdiniz. Emeğinize sağlık, teşekkürler.

    YanıtlaSil
  26. Bu ülkeyi rahat bıraktılar mı sanki. 2012'den sonra hükümet fetö (abd) ile işbirliğini sonlandırmaya başladı. Ulusal çizgiye gelen hükümeti yıkmak ve büyüyen, bölgesinde söz sahibi olmaya başlayan Türkiye'yi engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Mit krizi, gezi olayları,17-25 aralık kumpası, şehirlerde bombalı saldırılar, 15 Temmuz , rahip krizi ve daha niceleri yaşandı. Bizim bu yaşadıklarımızı herhangi bir ülke yaşasa büyümeyi bırakın ayakta kalamazdı. Artık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her insan ve her toplum kendi yaptıklarının sonuçlarını yaşar. Suçu, bahaneyi başkasında arasanız yaptıklarınızı doğru zannedersiniz.

      Sil
    2. Adsız hacı, Sabah-A haber izlemeyi bırak da gerçek dünyaya dön. Ya algı kurbanı bir yandaşsın, ya da buralarda algı yapmaya çalışıyorsun ama bu blogu izleyenler bu zırvaları yemezler...

      Sil
  27. Öğrencilik yıllarımdan beri blogunuzu takip ederim. Ekonomiyi de elimden geldiğince okumaya çalışırım. Hedeflerin bu kadar tutmadığı, hedefler tutmadığı için de kimsenin hesap vermediği, sorumluluk almadığı böyle bir ülke görmedim. Hiçbir kötü şeyden sorumlu olmayan ama iyi her şeyden sorumlu olan yöneticilerimiz var. Ayrıca işgücü istatistiklerindeki istihdam oranını da bir türlü arttırmayı beceremedik. Biz yüzde 50 ile bile çalışmazken bizi kıskanan Almanya neredeyse yüzde 80 istihdam ile çalışıyor.

    YanıtlaSil
  28. Hocam yine çok değerli bir yazı olmuş. Elinize, emeğinize sağlık. AKP ülkeyi her konuda (istisnasız geriletmediği bir başlık yoktur) 2002 yılında olduğu konumun gerisine getirmeyi büyük bir çaba ile başardı. En son olarak da ekonomiyi 2002 öncesine getirdi.

    YanıtlaSil
  29. Merhaba hocam yazılarınızı ve sizi takip etmeye özen gösteriyorum. Söylediklerinizde çok haklısınız. Ama son 8-10 yılda olanlar hem hükümet politikaları Hemde gezi olayları ve fetö olayları yüzünden ikiye üçe katlandığını düşünüyorum. Ayrıca üretimcileri ve fırsatçıları çok serbest bırakarak ve Halkımızı eğitmedikten, ticari ahlak vermedikten sonra Bütün herşey dahada kötü olacaktır diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli kardeşim, bütün bu söyledikleriniz uygulanan ekonomik, sosyal ve siyasal politikalarla yönlenir. Eğer bu alanlarda yanlış politikalar uyguluyorsanız varacağınız sonuçlar doğru olmaz. O nedenle burada kabahati başkalarına bulmak çok da doğru bir iş değildir.

      Sil
  30. Hocam, elinize, emeğinize, yüreğinize, gözlerinize sağlık. Sizin sayenizde uzaktan da olsa sizinle sohbet etmiş gibi hissediyorum. Benzer düşünen insanların yorumlarıyla da yalnız olmadığımı görüyorum, hissediyorum. Sağolun, varolun. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  31. Merhaba Hocam. Ben bir motosiklet İleri ve Güvenli sürüş eğitmeniyim. Motosikletler bilindiği üzere trafikteki en küçük ve en kırılgan araçlardır. Bizim gibi az gelişmiş ülkelerde finansal okur yazarlığın az olduğu gibi trafik bilgiside çok azdır. Nereye bağlamak istiyorum, trafikte küçük, görülmez ve sonuçu genellikle ölümle sonuçlanan motosiklet sürüşlerinde trafikteki cehaleti konuşmaktansa kendi algılarımızı doğru kullanarak hayatta kalmak ve gideceğimiz yere çabuk ve güvenle varabilmek eğitimlerin esas amacıdır. Ekonomiye geldiğimizde hükümetleri veya jeopolitik gerekçelere göre yol alamayız. Sizler gibi çok değerli Hocalarımızı takip ederek her yazılarını ve sözlerini dikkatle takip ederek ekonomi trafiğinde kazaya karışmadan, hasar almadan yol alabiliyoruz. Çok kıymet dolu bilgilerinizi hiçbir karşılık beklemeden bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Saygı ve sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  32. Mahfi Hocam, durumumuzun objektif resmi olmuş bu şahane yazınız. Çok çok teşekkürler.
    Sorunu, ben, inaç ve bilimin sanki iki ayrı kutupmuş gibi algılanmasında buluyorum. Bilim insan bilgisinin artmasıdır. İnanç bireyseldir. Bilim rasyonel düşünce ürünüdür, duygu ve içgüdü içermez, din veya inanç sadece içgüdüsel davranıştır. Dini ilim olarak pazarlama hatası tüm toplumlarda var. Ben bu kadar çok üniversite açılmasının iyi oldu diye düşünüyorum. İyi veya kötü eğitim almış, düşünmek zorunda kalan gençliğimiz kendi yaşam sürelerini değerli kılmak için çıkış yolu bulacaktır. Ben ümitliyim.

    YanıtlaSil
  33. Şeffaf, bilime dayalı bu yorumunuz için teşekkür ediyor, emeğinize sağlık diyorum hocam. Bizde yapılan bu yanlışları, şimdiki ekonomik durumumuzu göz önünde bulundurarak 2023 yerel seçimlerde liyakatli şekilde oy kullanacağız. Ülkemiz ve milletimiz inşAllah tez zamanda daha sağlıklı, güzel günlere kavuşacaktır…

    YanıtlaSil
  34. Diyelim ki, hükümet değişti, yada mevcut hükümet yanlışlarını anlayıp ekonomik stratejilerini değiştirip, doları düşürecek mantıklı ve kalıcı hamlelerde bulundu. Marketteki üründen , emlak/kira fiyatlarina kadar bu kadar artmış fiyatlar geri düşer mi? Yoksa artık bu fiyatlara alışıp, burdan sonra daha fazla artmamasini yada yavaş artmasını beklemeliyiz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konu ekonomi stratejileriyle sınırlı değil. Önce hukuku, adaleti, demokrasiyi, insan haklarını düzeltmek lazım.

      Sil
  35. Hocam elinize sağlık güzel bir yazı olmuş yine. Sizden ricam yapısal reform ile neleri kastettiğinizi kısaca açıklar mısınız? Son günlerde bu terimi çoğu iktisatçıdan duyar olduk fakat içeriği konusunda pek açıklama yapılmıyor ne yazık ki. Şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bı konuda Yapısal Reformlar ve Türkiye adlı Remzi Kitabevinden çıkmış kitabım var.

      Sil
  36. Hocam merhaba
    Fatih Oktay’ın “Çin - Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri” kitabını okudunuz mu?
    Tavsiye eder misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet güzel bir kitap tavsiye ederim.

      Sil
    2. Teşekkürler Hocam.
      Emekleriniz için müteşekkiriz.

      Sil
  37. Hocam:
    1- bütçe sene başında hesaplanıyor , eksik kalacak miktar borçlanılıyor değil mi? diğer kısmı da basılıyor mu? artarsa ne oluyor artan miktara ya boşa borçlanılırsa?
    2- reel efektif kuru daha doğru olan üfeye göre bile hesaplasak anlamsız değil mi? tayvan gibi aşırı cari fazla veren ekonomi bile olsa söz konusu -66 reel faiz ile onlar bile cari açık vermez mi ve paralarından kaçış olur paralarının değeri düşer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) Açık kadar borçlanılıyor. Para basılmıyor normal olarak.
      2) Bu bir uluslararası standarda göre yapılıyor.

      Sil
  38. Hocam o dönem aslında gelecek kuşakların parasını yiyip onlara borç mu taktık yoksa gerçekten işimiz iyiydi de kazandığımızı mı harcadık?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sürekli borç yiyoruz zaten. Ama bu dönemde eskiden borçlanıp da yaptığımız kamu mallarını da sattık.

      Sil
    2. Yapılan yatırımlar cumhuriyet tarihine denk. Bunu görmek zor mu hocam?

      Sil
    3. O yatırımlar Cumhuriyet tarihinin yaptığı fabrikalar satılarak yapıldı. Ayrıca o satılan fabrikalar size tek kuruş dış borç yüklemeden yapıldı. Bugün, Cumhuriyetin fabrikaları, üretim birimleri satıldığı için her şeyi ithal ediyoruz, ülkenin dış borcu 451 milyar dolar, merkez bankasının rezervleri eksi 54 milyar dolar, enflasyon resmi % 80 gerçek % 150. Bunları kime verseniz o dediğiniz yatırımların üç katını yapardı. Bunları görmezseniz çok yatırım yapılmış gibi gelir size.

      Sil
    4. Özal'ın hala televizyonda satarım, bal gibi satarım deyişini hatırlarım, Boğaziçi köprüsü üzerine konuşuyordu.
      Özal, yerini devretti, satarım, babalar gibi satarım diyenler, geri kalan herşeyleri sattılar.
      Bunların yerine gelecek olanlara satacak fizik pek bir şey kalmadı, onlar da imtiyaz haklarını satacaklar, işletme gelirlerini satacaklar, toprak kiralayacaklar, toprak satacaklar.

      Sil
  39. 6 yıl önce emekli olduğumda maaşımla 1500 dolar alabiliyordum. Şimdi 1000 dolar alabiliyordum.
    Nokta !!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım yarın yine 1500 dolara alacak noktaya gelirsiniz.

      Sil
  40. hocam yabancı ülkelerin avrupa ülkelerinin tasarruf oranları yatırımdan yüksek ve bankaları eksi faiz veriyor. bankaları eksi faiz veriyorsa bu kişiler niye tasarruf ediyor? borsaya veya carry trade yaptıkları para tasarruflardan sayılır mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eksi faiz söz konusu değil. Merkez Bankası 0,50 faiz uyguluyor bankalara, öte yandan her bir ülkenin tahvil faizi pozitif. Mesela Almanya 10 yıllık tahvil için % 0,9 faiz veriyor. 10 yılda enflasyonun düşeceğini bekledikleri için buralara yatırım yapıyorlar.

      Sil
    2. devlet tahvillerine koyulan paralar tasarruflardan sayılır mı?

      Sil
    3. Sayın hocam her zaman ki gibi gene bilale anlatır gibi herkesin anlayacağı tarzda anlatmışsınız. Sizin yazılarınızdan çok şey öğrendim.
      2012 yılında Ülkemizde iktidar değişikliği olabilseydi bugün belki o hedeflere çok yaklaşmış olabilirdik.

      Sil
  41. Her zamanki gibi yine çok güzel bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık Mahgf Hocam🙏

    YanıtlaSil
  42. Ekonomik gidişat kadar eğitimin , etik değerlerin ve adaletin kaybolması "distopya" gerçeğini vurgulayan önemli etmenler.. Ekonomi beligin gerçek önlemlerle düzelir ama kaybolan ahlaki ve moral değerlerin eski haline gelebilmesi daha zor.. Bu güzel analiziniz !ç!n sağolunuz Mahfi bey..

    YanıtlaSil
  43. Mahfi bey merhaba
    Bir süredir sizi takip ediyor yazılarınızı okuyup istifade ediyorum teşekkürler.
    Size şunu sormak istiyorum, tüm yazılarınızda ekonominin belli dinamikleri olduğu ve bunlara göre düzenlenmesi gerektiğini vurguluyorsunuz. Bunu yapması gerekenler şu anda bunu yapmadığı vurgusu sürekli yazılarınızda benim merak ettiğim ekonomiyi dinamiklerine göre tekrardan rayına koyabilecek kadroları ekonominin başına geçirecekler kimlerdir. Soruyorum çünkü muhalefete inancım yok çünkü benim gözümde bağnazın dindarı seküleri olmaz bağnaz bağnazdır. Bizi bağnaz tartışmalardan kurtaracak liberaller kimlerdir. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhtemelen siz onlardan birisiniz ama Türkiye'de siyaset öylesine tekelleşmiş durumda ki giremiyorsunuz.

      Sil
    2. Sürekli uzun yazan bir yorumcu da yazdığını belirtti, iktidar partisinden siyasete girin içeride siz olun dedi.

      Sil
  44. Hocam Türkiye'de kamu ve özel sektörün üretim faktörlerinden aldığı pay hakkında veri mevcutmudur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir yayın bilmiyorum, belki akademik çalışma vardır ama ben bilmiyorum.

      Sil
  45. Kişi Başına Düşen Gelir ($) 2004-2021 yılları arası Türkiye ve Dünya Ortalaması
    Yıllar 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 2016 2017 2018 2019 2020 2021
    Türkiye 5.961 7.304 7.906 9.656 10.931 8.980 10.629 11.289 11.675 12.582 12.178 11.085 10.964 10.696 9.793 9.208 8.597 9.539
    Dünya (Ortalama) 6.860 7.338 7.854 8.743 9.490 8.891 9.621 10.545 10.648 10.816 10.976 10.232 10.286 10.826 11.366 11.408 10.936 12.263

    Değerli Mahfi Hocam, 2004 yılındaki 5,961 Dolarlık kişi başına düşen gelirin 2021 yılı sonu değeri (dolar enflasyonu hesabı ile) 8,761 Dolardır. 2021 yılının 9,539 Dolarının içinde ise ülkedeki sığınmacıların katma değeri yoktur. Üretimde ve harcamada sığınmacılar varlar ama kişi başına hesaplamada yoklar. 2021 yılı hesabı yapılırken Dolar kuru 8,83 TL olarak alınmıştır. Ayrıca bu sürede (2004-2021) 2 defa kâğıt üzerinde yapılan revizyonlarla Milli Gelir hesabı da artırılmıştır. Görülüyor ki, 19 yılda, az gittik, uz gittik ama bir arpa boyu bile yol gidemedik.
    Not: Bir akademik çalışma nedeniyle 2004 yılı başlangıç olarak alınmıştır.

    YanıtlaSil
  46. hocam islamı dayatmayı bırakalım faizin zengini zengin fakiri daha fakir yaptığı fikri doğru mu sizce? mesela tasarruf açığı olan ülkeler borçlandığına göre zengin ülkeler genelde onları sömürmüş oluyor. peki bu borçları verenler kim ? onlar da bu ülkelerin zenginleri değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi biliminde faizin, kârdan, kiradan hiçbir farkı yoktur. Hepsi üretime katılan üretim faktörlerinin üretime katılmaları karşılığında aldığı paydır. O nedenle kâr veya kira fakiri ne kadar fakir zengini ne kadar zengin yapıyorsa faiz de aynı şeydir.

      Sil
  47. Sayın Eğilmez Türkiye'nin son 20 yıllık karnesini mükemmel bir şekilde özetlemişsiniz sizi kutluyorum . Sosyal sorumluluk çerçevesinde toplumu bilinçlendirmeye, düşünmeye sevk eden yazılarınız çabalarınız için sizi ayrıca tebrik ediyorum. İyi ki varsınız.
    Külliyedeki binlerce uzman danışmanla ülkenin sorunlarının tespit edilememesi ve çözülememesi göz göre göre hata üzerine hata yapılması hayret edilecek bir vaka üstelik .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Pek çok kişi uygulanan politikaların hata değil kasıtlı politikalar olduğunu öne sürüyor. Ben komplo teorilerini sevmem ama hatada bu kadar ısrar edildiğini görünce iddialar ciddiyet kazanıyor.

      Sil
  48. Hocam değerler değişiyormu?

    YanıtlaSil
  49. https://www.paraanaliz.com/2022/yazarlar/fabrizio-casaretto/fabrizio-casaretto-bir-turev-dersi-petrol-nicin-40a-dusmustu-g-35281/
    Hocam sinyör casaretto nun anlattığı tekrar olabilirmi?örneğin belki de karadenizdeki gazımız milyar değil trilyon metreküptür.Belki de dünya üzerindeki gazın ana damarıdır orası:küresel aort..verin gazı demezmi herkes :)
    Irak-katar,suudi-körfez damarı,norveç&kuzey denizi damarı ve texas&meksika körfezi damarlarının hem büküm hem birleşim noktasıdır belki de karadenizde bulduğumuz nokta.şimdi tam dünya doğalgazının çeşmesinin başını tuttuk diye sevinecekmiyiz yoksa tam biz kallavi bişey bulduk eksi fiyata düşermi diye üzülecekmiyiz..bu da benim uzun zamandır hayal ettiğim bir ütopya&distopya.birde bu pandeminin başında gelen -40$ brent olayı:doların başına gelirmi?mesela bir skandal oldu,dünya üzerindeki dolarların yarıdan fazlasının çok gerçekçi sahte bir türü olduğu ortaya çıktı diyelim.fed bunun üzerine getirin gerçeğini vereyim derse olmaz tabiki.ya demezse?ne haliniz varsa görün derse mesela?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayal kurmak iyidir çünkü birçok şey hayal kurarak başlar. Ne var ki yaşam gerçeklerle yaşanır. Doğal gazı araştırmaya devam edelim ama bir yandan da gerçeklere dayalı politikalarla ekonomiyi toparlamak lazım. Sadece ekonomiyi de değil toplumu da toparlamak lazım. Demokrasiyi tam olarak kurmak, hukukun üstünlüğünü sağlamak, bilimle uğraşmak, bilime dayalı çalışmak, doğru politikaları yaşama geçirmek lazım. Bunlar olmadan doğal gaz bulursak Suudi Arabistan'dan farkımız olmaz. Yani zengin ama gelişmemiş bir ekonomi olarak kalırız.

      Sil
  50. Hocam dövizden KKMye dönenlerin ödemesini TCMB yapıyor. Dövizden KKMye giden tutar kadar olan kısım TCMB rezervlerini artırıyor peki mevduatın vadesi geldiğinde TCMB bunu yine döviz olarak mı ödüyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer bankanın bu tür dönüşlerde döviz ihtiyacı varsa ve başka yoldan karşılayamıyorsa TL'yi verip dövizi TCMB'den alır.

      Sil
  51. sizin yayınlarınızı ve yazılarınızı saygıyla takip ediyorum. karmaşık konuları özellikle metaforlar vererek anlatmanız çok açıklayıcı oluyor.

    ben de size bunu kullanarak bir soru sormak istiyorum. biliyorsunuz Türkiye çift paralı bir ülke ve aynı zamanda dışborçkolik cari açık da veren bir ülke. ABD, Euro bölgesi gibi bir rezerv parası yok.(ki bakıldığında silah zoru ile bunu başaran abd hariç cari açık verip rezerv parası olan bir başka ülke de yok.) bu durumda bizim faiz artırımımızda asıl etken talep azaltmaktan çok sıcak parayı çekmek ve Osmanlıdan beri süregelen dış borçlarla döndürme şeklinde oluyor.

    merak ettiğim bu faiz düşüklüğü ile hastalık metaforunu kullanacak olursak bir sürü kronik hastalığı olan bir palyatif bakım hastasına "ötenazi" uygulayıp genç bir bebeğe tüm enerjimizi vermemiz mümkün olur mu yani adeta bir kitlesel yok oluş uygulayıp kar etmeyen bize reel bir getirisi olmayan işletmelerden kurtulup daha sağlıklı şekilde cari fazla verecek bir ekonomi kurabilir miyiz bu krizi fırsata çevirerek (burada birilerinin çin modeli söylemine girmek istemiyorum çünkü çin faiz şu bu değil 20 yıllık bilimsel bir altyapı ile büyüdü birkaç ay faiz düşük tutularak bu olmaz tabiki)

    bunu makro düzeyde bir merak olarak sordum size karşı bir argüman üretme amacıyla değil sorumu cevaplarsanız çok sevinirim

    saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kardeş, evinize internet bağlatmışsınız, hayırlı uğurlu olsun,
      sorunuz nedir?

      Sil
    2. Bu sorunuzun teorik yanıtı evet olabilir şeklindedir. Ama siz de takdir edersiniz ki bu dediğinize cesaret edecek siyasetçi çıkmaz. Çünkü böyle bir uygulama büyümenin düşmesine, işsizliğin artmasına ve doğal olarak GSYH'nin gerilemesine yol açar.

      Sil
  52. Bu özetleyici ve zihin açıcı yazı için teşekkürler hocam. çok güzel olmuş doğrusu imf nın sopası ile geldik 2007 ye, özelleştirip sattıklarımız la 2010 tam dükkanı kapatacakken fed 'in para basması. buna da şükür.elin enerjisi elin hammaddesi ile gece gündüz çalışmak ancak bu kadar ediyor demekki. acaba biraz köle olma patikasına mi girdik ne dersiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Ben, herhangi bir politikamız olduğunu sanmıyorum. Mevcut görünümde tek geçerli politikanın seçimi kazanmak olduğu kanısındayım.

      Sil
  53. Bir konu bu kadar güzel anlatılabilir. Elinize sağlık

    YanıtlaSil
  54. Keşke siyaset bilimi de ekonomi bilimi kadar matematiksel doğrulara dayansaydı. Ülkenin göz göre göre intiharı bir şekilde engellenebilirdi belki.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz

Çok Daha Zor Günler Kapıda

Bir Şehir Efsanesi: Merkez Bankası'nın Sahibi Kim?