Büyüme Buysa Niçin Şikâyet Ediyorlar?

TÜİK, üçüncü çeyrek büyüme verisini açıkladı. Buna göre Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 3,7 artmış bulunuyor. Büyümeye mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak bakarsak bu yılı çeyreğine göre yüzde 1,1, geçen yılın üçüncü çeyreğine göre yüzde 3,4 artış söz konusu. Yıllıklandırılmış bazda yüzde 3,7 oranında artış bizim potansiyel büyüme oranımız olan yüzde 4,9’a göre düşük olmakla birlikte dünyada büyüme hızlarının genel olarak düştüğü bir ortamda bu, iyi bir oran olarak kabul edilebilir.

Büyümenin ayrıntılarına indiğimizde bazı kafa karıştıran unsurlar var. Geçen yılın üçüncü çeyreğine göre neler olduğunu bir tabloya dökelim (kaynak: TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hâsıla, III. Çeyrek: Temmuz-Eylül, 2025, Haber Bülteni 1 Aralık 2025):

Tabloya göre tarım sektörü hariç bütün sektörler büyümüş. Tek kaybeden, üstelik de yüzde 12,7 gibi ciddi bir oranla, tarım sektörü olmuş. Tarım sektöründeki bu olumsuz gidişin maliyeti giderek ağırlaşıyor, ileride daha da ağır olacak. Tarım sektörüyle ilgili olarak zaman geçirmeden kapsamlı bir programın yürürlüğe konması, tersine öneri yapan uluslararası kuruluşları dinlemeksizin tarım kesimine geniş bir destekleme uygulamasını hemen başlatmak gerekli diye düşünüyorum. Bu önerimin iki gerekçesi var: (1) tarım üretimini kaybediyoruz. (2) Tarımla uğraşanlar bu uğraşıyı terk ederek kentlere geliyor ve burada ikinci, üçüncü sınıf işlere girerek tarımda verecekleri katkı kadar katkı veremiyorlar.

Tabloda yer alan finans ve sigorta faaliyetleri, bilgi ve iletişim faaliyetleri gibi alanlardaki büyüme bu sektörlerdeki talebe ve kârlara bakıldığında normal sonuçlar olarak görülüyor.

Buna karşılık inşaat ve sanayi sektörlerindeki büyüme oranları piyasada konuşulanlarla hiç bağdaşmıyor. İnşaat sektöründeki firmalar “satışların durduğundan” şikâyet ediyorlar. Oysa TÜİK’in konut satışları endeksi bu şikâyetlerin pek doğru olmadığını gösteriyordu. Burada da sonuç endeks bilgilerini doğrular şekilde çıkmış. İnşaat sektörü büyümede lokomotif olmaya devam etmiş. Benzer şikâyetler sanayi sektörü için de geçerli. Her kesimden sanayici, işlerinin kötüye gittiğinden, maliyetlerin çok yükseldiğinden ve yeterince kazanamamaktan şikâyet ediyor. Özellikle tekstil sektöründe bu şikâyetler en üst düzeyde. Gerek İmalat Sanayii Kapasite Kullanım Oranındaki (KKO) gelişmeler gerekse TÜİK’in Sanayi Üretim Endeksi (SÜE) verileri de bu şikâyetlerin haklı olduğunu gösteriyor. Aşağıdaki grafik KKO ve SÜE’de 2024 başından 2025 Eylül ayına kadar olan gelişmeleri sergiliyor (grafik, TCMB KKO ve TÜİK arındırılmış SÜE verileri kullanılarak tarafımdan hazırlanmıştır):

Grafik, KKO’da oluşan aşağı yönlü eğilimi ve SÜE’de 2025 başından beri yaşanan dalgalanmaları ve aşağıya gidişi gösteriyor.

Bu durumda eğer TÜİK’in hesaplamaları doğruysa inşaatçı ve sanayicilerin şikâyetleri haksız yok eğer onların şikâyetleri haklıysa TÜİK’in hesaplamaları sorunlu demektir. Bir başka deyişle ikisi birden doğru olamaz.

Yine tablo bize ürün üzerindeki vergilerin ciddi oranda arttığını gösteriyor bu artış ürünlere verilen sübvansiyonlar düşüldükten sonraki artış olduğu için görüldüğünden de fazla demektir.

GSYH’nin harcamalar yönünden durumuna baktığımızda bu yılın üçüncü çeyreğinde hane halkı nihai tüketiminin geçen yılın üçüncü çeyreğine göre yüzde 4,8 oranında arttığını görüyoruz. Normal koşullarda bu artış anormal sayılmaz ama eğer dezenflasyon programı uygulanıyorsa bu artış bize hane halklarının dezenflasyona inanmadığını ve tüketime devam ettiğini gösteriyor. Özellikle de enflasyonun oldukça üzerinde reel faiz verildiği bir ortamda tüketimin bu şekilde artması beklentilerin kırılamadığının açık bir göstermesi olarak karşımızda duruyor.

İhracat geçen yılın üçüncü çeyreğine göre yüzde 0,7 azalırken ithalat yüzde 4,3 artmış görünüyor. Bu da kur baskılamasının artık ihracatı iyice zorlamaya başladığını ve ithalatı teşvik ettiğini açık biçimde gösteriyor. Kuru baskılayarak enflasyonla mücadele bu sistemde yaygın bir uygulamadır. Ne var ki bu tür uygulamalar uzun sürmemesi gereken, en çok bir – bir buçuk yılda sonuç alınması gereken uygulamalardır. Süre uzadıkça yan etkiler ortaya çıkmaya başlar. Türkiye, enflasyonla mücadeleyi aşağı yukarı iki buçuk yıldır uyguluyor. Süre fazlasıyla uzadığı için yan etkiler artmaya başlamış görünüyor. Üstelik yukarıda da değindiğimiz gibi hane halklarının enflasyonun düşeceğine olan inancı bulunmadığı için enflasyonun düşürülmesine katkıları da çok zayıf kalıyor.

İşgücü ödemeleri geçen yılın üçüncü çeyreğine göre yüzde 41,1 artmış görünmesine karşılık GSYH içindeki payı hiç değişmeden yüzde 35 olarak kalmış bulunuyor.

Özetle söylemek gerekirse çevrede gördüğümüz, duyduğumuz yakınmalardan yalnızca ihracatçıların yakınmaları TÜİK verileriyle tutarlı görünüyor. Diğerleri kafa karıştırıcı yakınmalar ya da sonuçlar olarak duruyor.


Yorumlar

  1. İnsanlar genelde gelirlerinden değil hep giderlerinden bahseder. Bu da psikolojik olarak herkesin zararda olduğunu düşündürür. Buna en çarpıcı örnek patron sohbetleridir. Hep giderlerden bahsederler hiçbir zaman gelirden bahsetmezler. Onları dinleyen işçiler bile patronların hallerine neredeyse uzulurler. Durumu gerçekten kötü olanlar da vardır tabi ancak insanların sürekli giderleri dile getirip şikayet etmesi psikolojik olarak herkesin zararda olduğunu düşündürür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz doğru olsa bile ben trende bakarım. Eğer şikayetler geçen yıla göre artmışsa sorun var demektir.

      Sil
    2. Bu arada dünyanın da ekonomik büyüme sorunu yaşadığını unutmamak gerekir. TÜRKİYE, G20'DE 5'İNCİ SIRADA
      Türkiye, büyüme verisi açıklanan G20 ülkeleri içinde de yüzde 3,7 ile 5'inci sırada yer aldı. Üçüncü çeyrek itibariyle GSYH 1 trilyon 540 milyar dolar oldu muhtemelen bu yılı Türkiye 1 trilyon 600 milyar dolar ile kapatacak.

      Sil
    3. GSYH TL fiyatlarla hesaplanır ve içinde enflasyon vardır. Sonra yıl ortası dolar kuruna bölünür ve dolar cinsinden GSYH'niz hesaplanmış olur. Eğer enflasyonunuz yüksek, kurunuz düşükse GSYH'niz hızla artar görünür. Bu bir illüzyondan ibarettir.

      Sil
    4. Eğer TL aşırı değerli ise illüzyon konusunda haklı olursunuz ancak MB rezervi 180 milyar dolarda ve tarihin en yüksek seviyesinde cari açık sadece 20 milyar dolar bekleniyor. TL adil değeri konusunda bizi şüpheye düşürecek kıstas nedir? Ben bu saatten sonra dövizin fazla artacağına pek ihtimal vermiyorum.

      Sil
    5. TCMB'nin rezervlerinin nedeni kurun artmasını engelleyerek ve yüzde 40 faiz vererek (ki kur fasla artmadığında bu yaklaşık 30 Dolar dolayında dolar faizine denk geliyor) ülke servetinin transferdir. Bunları eski yazılarımda defalarca anlattım. Onlara göz atarsanız göreceksiniz. Öte yandan o rezervin 55 milyar doları TCMB'ye aittir. Kalanı bankalara ve swaplar ile borç verenlere ait.

      Sil
    6. Her insan meşru yollardan fakirlikle mücadele etmelidir Ancak bu mücadele esnasında her bir kişi kendinden daha kötüleri düşünerek haline sukretmelidir. Kendisinden daha iyi durumda olana bakıp isyan etmemelidir. Ancak bu şekilde hayatını anlamlı kılabilir. Sonuçta bu dünyada para için değil ondan daha değerli olan manevî değerler için yaşıyoruz.

      Sil
    7. Adsız2 Aralık 2025 14:02 Bu yorumunuzda adalet kavramı eksik. Eğer birileri göz göre göre eziliyor ve haksızlığa uğruyorsa, ''Olsun, sizden daha kötüleri var, halinize şükredin'' mi demelisiniz yoksa ''bu haksızlık için hep birlikte mücadele etmeliyiz'' mi demelisiniz. Sizce hangisi doğrudur? İktidar yanlısı olabilirsiniz fakat ülke şu durumda olsaydı ve ülkeyi muhalefetten birisi yönetseydi o zaman da aynı cümlelerimi kurardınız yoksa ''bas bas bağırarak hatta çay simit hesabı yaparak insanların hakkı yeniyor mu derdiniz. Bir düşünün isterseniz, tabi eğer objektif olabilecekseniz ve adaletin herkes için geçerli olması gerektiğini kavrayabilecekseniz.

      Sil
    8. Adsız2 Aralık 2025 14:02 yorumu cehalet örneği. belli ki durumu çok iyi. zira toplumdaki eşitsizliğe ses çıkaracağına maneviyattan söz ediyor. karnı aç olan insan ne anlar maneviyattan..

      Sil
  2. "....piyasada konuşulanlarla hiç bağdaşıyor." yazım hatası olmuş hocam.

    YanıtlaSil
  3. Kapanan, iflas eden, çeşitli nedenlerle satışları düşen, başka ülkelere taşınan, el konulan bütün firmaların oluşturması beklenen negatif büyümenin çok üzerinde bir büyüme tespit edebilmişler demek ki. Burada sanırım gerçek enflasyon ile TUİK enflasyonu arasındaki makas etkili olmuş

    YanıtlaSil
  4. Hocam kusura bakmayın da, Serbest piyasa tamamen yok olmuş durumda. Büyüme gördüğünüz tüm faaliyetler kamu kaynaklı yada destekli. İhracat yapan sektörlerde bir çok firma kurtarılabilcek eşiği geçmiş durumda.

    YanıtlaSil
  5. Hocam Büyüme pozitif ise ille de bu iyi bir şey demek midir? Bilmediğim için soruyorum. Hesaplama harcamaya göre mi yapılmış yani? Harcama arttı ise işler yolunda anlamına mı gelir? Sizin de "Yoksullaştıran Büyüme" hakkında bir makaleniz var. Belki de Büyüme her zaman iyi bir şey değildir ve insanların şikayeti de bundandır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet her büyüme iyi demek değildir. Asıl olan büyürken onu iyi ve adil paylaşabilmektir. Eğer zenginlerin gelirden aldığı pay artıyor, fakirlerin aldığı pay azalıyorsa bu, fakirleştiren büyümedir.

      Sil
  6. Hocam, değerli bilgiler için teşekkür ederim.
    Tablodaki veriler ile acı halimizi net göstermişsiniz.
    Bir ülkenin tarımda -%12,7 daralması demek mikro düzeyde
    aile yaşantısına oranladığımızda felaket demek oluyor.
    Bu daralmayı ben kendi aile yaşantımda çok daha fazlası ile yaşıyorum..
    Ayrıca bu veri bugünden sonra felaketin daha da büyüyeceğinin de açık
    habercisi olduğunu anlıyorum. Yanlış yada karamsar düşünüyorsam lütfen
    beni düzeltiniz. Çok ama çok daha kötü günlere gidiyoruz...
    Umarım bir mucize gerçekleşir ve toparlanırız. Bunu da bizler değil ancak
    çocuklarımız görebilir diye düşünüyorum.
    Saygı ve sevgilerimle.
    Cem

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım o kadar zaman kaybetmeden doğru adımları atabiliriz.

      Sil
    2. Abartmanın lüzumu yok altıüstü ithal meyvesebze yiyecekler.

      Sil
    3. Hocam konu ile alakalı değil. Hala bu ülkeden umutlu musunuz. Umutlu iseniz umudunuzun kaynağı olarak neyi görüyorsunuz merak ettim. Teşekkür ederim

      Sil
    4. Sizin bir üstünüzdeki yorumu okuyunca mesela umudum azalıyor.

      Sil
    5. Niye Hocam Afrikadan ucuza sebze meyve getireceğiz.

      Sil
    6. Maalesef Tarım Bakanlarımız da bunu söylüyorlar. Bu bana geçmişte ME Bakanın söylediği “okullar olmasa bakanlığın işi daha rahat olur” gibi bir lafı hatırlatıyor.

      Sil
    7. meyve sebze ithal edebiliriz ama f35 ithal edemeyiz o yüzden büyük türkiye için tarım feda edilebilir

      Sil
  7. Şöyle yazıyorsunuz: "ek kaybeden, üstelik de yüzde 12,7 gibi ciddi bir oranla, tarım sektörü olmuş. Tarım sektöründeki bu olumsuz gidişin maliyeti giderek ağırlaşıyor, ileride daha da ağır olacak. Tarım sektörüyle ilgili olarak zaman geçirmeden kapsamlı bir programın yürürlüğe konması, tersine öneri yapan uluslararası kuruluşları dinlemeksizin tarım kesimine geniş bir destekleme uygulamasını hemen başlatmak gerekli diye düşünüyorum. Bu önerimin iki gerekçesi var: (1) tarım üretimini kaybediyoruz. (2) Tarımla uğraşanlar bu uğraşıyı terk ederek kentlere geliyor ve burada ikinci, üçüncü sınıf işlere girerek tarımda verecekleri katkı kadar katkı veremiyorlar."
    Tarımın Türkiye GSYH içindeki payı yüzde 5-6. Ama konuşmalarda, tartışmalardaki yeri yüzde 95. Orantısız bir yer kaplıyor ekonomi tartışmalarında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mesela ABD'de, Fransa'da tarımın GSYH'deki payı % 2 - 3 ama adamlar tarıma dünyanın desteğini veriyorlar. Çünkü biliyorlar ki tarım olmazsa o binaları, makineleri, arabaları yiyemeyecekler. Her şey de ithal edilmez.

      Sil
  8. Hocam mavi yakanın maaşları beyaz yakayı geçmeye başladı. Bunun nedeni ne olabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mavi yakaların ücretlerinin beyaz yakaların ücretlerini geçtiğine ilişkin elinizde bir veri var mı?

      Sil
    2. benim çalıştığım kurumda mavi yakalar beyaz yakalardan, ortaokul mezunları doktora mezunlarından yüksek alıyor. üstelik sol cenahta bir kurum .

      Sil
    3. Hocam, alem adamsınız vallahi...

      Hemen "veri" soruyorsunuz...

      Sil
    4. İstisnalar olabilir ama bu, genelleme yapmak için yetmez. Bankalara, bilişim kurumlarına, yargı kurumlarına, bakanlıklara bir bakın bakalım beyaz yakalılar ne kadar ücret alıyor.

      Sil
    5. Hocam, adsız doğru söylüyor. (Neden adsız orası ilginç ). Mavi yakalı ihtiyacı çok fazla. Zati az biraz Suriyeliler döndü tekstilin ve inşaat sektörünün durumu ortada. Kamu zati belli düzeyde. Orada da işçi maaşları mühendis maaşlarından yüksek. Bu bilgi yeterli olur mu bilemiyorum. Bir de kalifiye elemanların gelirleri fazla. Bu da normal bir durum sanırım.

      Sil
    6. K.Maraşta büyük bir tekstil firmasında muhasebeciyim akşam çıkış 6 ve cumartesi günü öğlen 1e kadar çalışıyoruz, akşam 4 te çıkan işçiler benden fazla alıyor benim üst amirim ile denk alan fazla alan işçiler var yine...İstanbul,ege tarafları hariç anadolunun iç kısımlarında istersen çalış bana eleman mı yok modunda müdürler, patrondan ziyade müdürler at koşturuyor...

      Sil
    7. Beyaz yakalının iyi tarifini yapmak lazım, sadece yakasının beyaz olması onu "beye yakalı" yapmaz! Tahsili, tecrübesi, becerileri nedir? Maalesef bu son dönemde sokak aralarında apartmanlarda Üniversite adı altında bazı kurumlar mantar gibi çoğaldı. Bu da elinde üniversite diploması olan ama kafi donanımı olmayan ve kendilerini her pozisyon için "over qualified" addeden gençlerin sonu düşük ücret ile çalışmak olmuş ve olacaktır. Bence gençlerin iyi bir üniversiteye giremedikleri takdirde bu tip üniversitelerde para ve zaman harcamadan iş hayatına bir ucundan girip tecrübe kazanmaları daha önemlidir.AÇ

      Sil
  9. Yazınız için sağolunuz. Büyüyen sektörlerdeki artışlardan kimlerin yararlandığı önemli..

    YanıtlaSil
  10. Hocam bu verilerden ve söylenenlerden anladığım, açlığın kapıda görülmesidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok bu sonuç çıkmaz ama kapıda görünen şey yıllardır görünenle aynı: Bu gidişle biz hep böyle devam ederiz.

      Sil
  11. Sorun zaten zenginlerin daha da zenginleşmesidir. Türkiye zaten zengin bir ülkedir ama gelir eşitsizliği maalesef çok yüksek. Bu sebeple çözüm buna dönük olmalı

    YanıtlaSil
  12. Hocam başlıktaki sorunuza cevaben,şikayet kültürü memleketi ele geçirmişte ondan.

    YanıtlaSil
  13. Hamdi Erçelik2 Aralık 2025 00:28

    Hocam büyüme ne pahasına ona da bakmak lazım, ihracat büyüyor ama ihracatçı zarar ediyor. Eski siparişlerini teslim ederek zararını realize ediyor, yeni sipariş alımları ise gerçekten zayıf. İç piyasada ise can suyu kazanımı için yaptığı fiyat artışı enflasyon olarak geri dönüyor. Bugün iyi görünen büyüme, yapısal temelleri eksik olduğu için yarının zorluklarına gebe diye yorumluyorum. Umarım yanılıyorumdur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyüme bugün de iyi görünmüyor. Veriler tutarlı değil.

      Sil
  14. Insaat sektorundeki 2-3 sene onceye kiyasla canliligi Ankarada onumuzde yukselen yuzlerce binadan gorebiliyoruz maalesef. Insaatci enflasyonun cok ustunde kar elde edemezse mutsuz oluyor genelde.

    YanıtlaSil
  15. Tedesco konusunda yine haklı çıktınız. Fenerbahçe bu oyunla şampiyon olamaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oyuncuları kendisi seçmediği için faturayı tek başına Tedesco'ya çıkarmak da doğru olmaz.

      Sil
  16. Hocam insanlar kriz var zannediyor ama gerçekten ülkede bir kriz yok sadece paylaşım sıkıntısı var o kadar. kriz demek ekonominin küçülmesi demektir ama ekonomi küçülmüyor aksine büyüyor. Ben ülkede kriz olacağını da düşünmüyorum asla. Bir şekilde araba ağır da olsa ilerliyor. Sadece fakirlik var ama insanların az da olsa gelirleri var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kriz mutlaka küçülmeyle olan bir şey değildir. Bir yerde hukukun üstünlüğü kaybolmuşsa, demokrasi rafa kaldırılmışsa, eğitim her geçen gün daha zayıflıyorsa, yolsuzluk, kara para, kayıt dışılık almış başını gitmişse, enflasyon yıllardır tek haneye düşürülemiyorsa başka şeylere bakmaya gerek yoktur: O ülkede kriz var demektir. Araba ilerliyor beki ama otoyolda saatte 20 km hızla ilerlemek kriz göstergesidir.

      Sil
    2. Çin'de, Arap ülkelerinin çoğunda "demokrasi, hukukun üstünlüğü" gibi şeyler yok; ama ekonomileri çok iyi.

      Peki Türkiye'de "demokrasinin, hukukun üstünlüğünün" olması gerektiğini kim (veya kimler) söylüyor? Böyle mecburiyetler mi var?

      Çin'de, Arap ülkelerinin çoğunda olmadığına göre; Türkiye'de de olmasına gerek yok.

      Sil
    3. Beğenmediğiniz Çin hukukun üstünlüğünde de demokrasi endeksinde de bizden iyi durumda. Arapların hukuku, demokrasisi yok ama onlarda bizde olmayan petrol var.

      Sil
  17. Sayın hocam, GSMH hesabı sadece ciro üzerinden yapılmıyor mu? Ciro ile baktığımızda, enflasyon sonucu fiyat artışlarından kaynaklı ciro büyümesi gerçekçi midir? Örneğin bir işletme 2 yıl önce 100 çalışan ile 100 birim mal üretip 100.000₺ ciro yapıyor. 2 yıl içinde kapasite 80 çalışana düşüyor, 80 birim mal üretiyor ancak 110.000₺ ciro yapıyor. Buradaki rakamsal büyüme gerçek anlamda 2 yıl için %10 büyüme sayılabilir mi? Söz konusu işletme maliyetlerden dolayı 2 yıl önce %5 kar ederken, son durumda kar edemiyorsa, buradaki büyümeyi nasıl adlandırabiliriz. Aynı anda kapasite kullanım oranları ve işsizlik rakamlarınıda denkleme katarak gerçek büyümeyi hesaplamak daha anlamlı olmaz mı? Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. GSYH hesabı üretim üzerinden yapılıyor. 100 birim üretmişseniz 80'ini satmış 20 Sini stoka ilave etmişseniz 100 birim üretmiş sayılıyorsunuz. 80'i satışa sunulmuş 20'si stok artışına gitmiş olarak hesaba giriyor.

      Sil
  18. Tarım konusundaki tespitlerinizi destekler nitelikte bir açıklamayı da Migros icra kurulu başkanı yaptı. Piyasanın sesi de tarımın can çekişmekte olduğunu söylüyor ama aymaz siyasetçiler ithalat ile durumu idare edebileceklerini sanıyorlar … hem de gittikçe büyüyen bir cari açığa rağmen.

    YanıtlaSil
  19. İllaki 3-5 büyürüz gelene ağam gidene paşam diyen yabancılara açık kapı politikası ve tüikle..

    YanıtlaSil
  20. Hocam son paragraf hariç , yazınızdan çıkardığım özet . Son paragraf düşüncem . Kuru baskılayarak enflasyonla mücadele
    Eğer enflasyonunuz yüksek, kurunuz düşükse GSYH'niz hızla artar görünür. Bu bir illüzyondan ibarettir.
    TCMB'nin rezervlerinin nedeni kurun artmasını engelleyerek ve yüzde 40 faiz vererek (ki kur fazla artmadığında bu yaklaşık % 30 Dolar dolayında dolar faizine denk geliyor) ülke servetinin transferdir. asıl olan büyürken onu iyi ve adil paylaşabilmektir.
    tarım olmazsa o binaları, makineleri, arabaları yiyemeyecekler. Her şey de ithal edilmez.
    MB rezervi 180 milyar dolarda rezervin 55 milyar doları TCMB'ye aittir. Kalanı bankalara ve swaplar ile borç verenlere ait.
    Kriz mutlaka küçülmeyle olan bir şey değildir. Bir yerde hukukun üstünlüğü kaybolmuşsa, demokrasi rafa kaldırılmışsa, eğitim her geçen gün daha zayıflıyorsa, yolsuzluk, kara para, kayıt dışılık almış başını gitmişse, enflasyon yıllardır tek haneye düşürülemiyorsa başka şeylere bakmaya gerek yoktur: O ülkede kriz var demektir. Araba ilerliyor beki ama otoyolda saatte 20 km hızla ilerlemek kriz göstergesidir.
    Çin hukukun üstünlüğünde de demokrasi endeksinde de bizden iyi durumda. Arapların hukuku, demokrasisi yok ama onlarda bizde olmayan petrol var.

    1980 , 1994 , 2001 krizlerinde kurlardaki artış yüzde 100 üzerinde ve civarında arttı . Krizler bitmedi . 550 milyar dolar civarında dış borcumuz dolar 80 TL olursa , yaklaşık 22 trilyon TL ana para 22 trilyon TL sadece kur artışı yükü toplam 44 trilyon TL dış borcumuz olacak .
    Cary trade ile bu maliyetlerin daha altında borçlanıldığı düşünülmekte ve zamana yayılmak isteniyor . Sonuçta servet transferi oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1994 ve 2001 krizleri bankacılık sektörünün dövizde açık pozisyonlarıni büyütmeye dayalı kâr maksimizasyonlari güdüsü ve kamunun ana finansörü haline getirilmiş olmaları ve kur şokları ile hem büyük sermaye erimesi yaşamaları hem de kamuyu finanse edememeleri neticesinde yaşanan likidite ve döviz krizleri idi. Yani bir nevi ekonomiyi bir beden olarak düşünürsek adeta kalp krizi yaşanmıştı. Ancak reel sektör ve hane halkları tarafinda borcluluk ve kur riski yoktu. Kurumsal hafizasi olan belli bir üretim gücü vardi türkiyenin. Yani beyni daha saglamdi o dönemler. Oysa bugünkü kriz kriz değil daha cok buhrandir . Çünkü 2018 yılı ağustos ayında yaşanan kur şoku sonrasi reel ekonomi asla 2018 öncesine dönemedi. Ve ucube başkanlık sistemi yani türk usulü başkancı sistem var olan kronik sorunu sistemik krize çevirdi. Kurumsallik bitirildi. Ülke adeta topfan hafızasını kaybetti. Kısacası ülke kalp krizi yaşamıyor adeta beyin ölümü yaşıyor. Iktisaden zaten reel ekonomi tarafi kriz yaşarken bir de ayni ülkede kurumların fonksiyonelliği de ortadan kalkiyorsa o ülkede sistemik kriz var demektir. Kanaatimce ülkemiz buhran yaşamaktadır. Buhrani bireylerden tutun da kurumlara kadar hissetmeye basladik.

      Sil
  21. Nas faciasından sonra ( Faiz sebep enflasyon sonuç) geldiğimiz noktada kaza yapıp arabayı kaskodan yaptırmağa benziyor CB 2028 seçimlerine düşük faiz düşük enflasyonla girme derdinde bu yolda yine fedakarlığı millete yüklüyor millet elindeki avucundakilerle bişeyler alma peşinde bu da bizi %3 büyütür zaten! hocam dış ticaret açığı ile enflasyon arasındaki ilişkiyi inceledim sizin görüşünüz nedir bu konuda?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de aynı şeyi düşünüyorum.

      Sil
    2. Mahfi hocam büyüme kompozisyonuna baktığımda enflasyonun kalici bir düşüş göstermesini imkânsıza yakin görüyorum özellikle gida tarafi tamamen imkânsız. Zira tarımsal hayvansal üretim tarafı fecaat duruma gelmiş. Eh ithalatla da bi yere kadar gida enflasyonu yavaslatilabilir o da kurlar sürekli baskilanip ithalat göreceli ucuz tutulmaya devam.ederse. ancak bu daha büyük makro ve mikro anamolileri tetikler. Ne dersiniz hocam.

      Sil
    3. '026'nın ilk aylarında baz etkisiyle ciddi düşüş yaşanacak ama dediğim gibi baz etkisiyle. Sonra yine yükselir. Çünkü beklentiler düzelmedi.

      Sil
    4. Normalimiz anamoli olmuş zaten.

      Sil
  22. Hocam risk primimiz gittikçe düşüyor,yeni riskler almanın zamanı geldi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belli bir yere kadar düştü (237) orada duruyor. Yani pek de öyle düşmedi.

      Sil
    2. Hızla Faiz indirimi bekleniyor artık.

      Sil
  23. Bir de işin şu boyutu var: Ülke büyüyorsa bu büyüme maaşlara neden yansımadı? Refah payını yani büyümenin üzerinde verilen ek payı geçtim, büyümeyi de geçtim, enflasyon oranı bile maaşlara yansımadı. Bir de biz maaş zammı için Aralık – Aralık enflasyonuna bakıyoruz. Yanlış. Çünkü 12 aylık ortalama enflasyon alım gücünü daha iyi korur. Çünkü insanlar fiyat artışlarını sadece Aralık ayında değil, yıl boyunca yaşarlar. Alım gücü, yıl boyunca markette, pazarda, kirada karşılaşılan fiyatlara göre belirlenir. Bu nedenle yılın ortalama fiyat düzeyi, insanların gerçek hayat deneyimine daha yakındır. 12 aylık ortalama enflasyon bunu ölçer. Oysaki Aralık - Aralık enflasyonu yıl içi dalgalanmaları görmezden gelir. Fiyatlar yıl içinde çok yükselip sonra biraz düşmüş olabilir. Böylece Aralık - Aralık enflasyonu düşük çıkar ama vatandaş tüm yıl yüksek fiyatla yaşamıştır. Bu durumda Aralık - Aralık enflasyonuna göre yapılan maaş artışı alım gücünü geri getirmez. 12 aylık ortalama enflasyon ise ''gerçek maliyeti'' gösterir. Bu gösterge son 12 ayın tüm fiyat seviyelerini hesaplar, yıl boyunca ortalama olarak kişinin ne kadar pahalanmış bir ortamda yaşadığını belirtir. Dolayısıyla maaş artışı buna göre yapılırsa geçmiş alım gücü gerçek anlamda telafi edilmiş olur. Çoğu ülkede ücret ayarlamalarında kullanılan yöntem budur. Ücret artışlarında, kiralarda, bazı sosyal transferlerde ''yıllık ortalama (y-o-y average inflation)'' kullanılır. Çünkü amaç geçmiş yılın yaşam maliyetini telafi etmektir.

    Şimdi buna göre Türkiye'de asgari ücretin ne kadar olması gerektiğini hesaplayalım. Lakin öncelikle geçen sene yapılan asgari ücret zammı %30'du, oysaki 2024 yılında 12 aylık ortalama enflasyon %58,51'di. Dolayısıyla ilk önce düşürülen alım gücünün ve 2024 yılında %3,2 büyümeye rağmen verilmeyen bu büyüme payının verilmesi gerekir ki kaybedilen alım gücü telafi edilebilsin. Asgari ücret 2025 başında minimum 17002 x 1,5851 x 1,032 = 27812 TL olmalıydı. Aslında en düşük gelirliler, fiyat artışları ve makroekonomi değişikliklerinden en çok etkilenen gruptur bu yüzden büyümenin üzerinde refah payı da almalıdır lakin ben bu refah payını göz ardı ederek olması gereken en düşük hesabı yapıyorum.

    Görüldüğü üzere TÜİK verilerine göre sene başında asgari ücretin en az 27812 lira olması gerekiyordu. Oysaki %30 zamla net 22104 lira verilerek insanların alım gücü her ay 5708 lira düşürüldü ve yıllık kayıp da 68496 lirayı buldu. Ki bu kayıp da üç aylık asgari ücretin bile üzerinde. Dolayısıyla önce bu kayıp telafi edilmeli daha sonra da asgari ücrete zam yapılmalıdır. Eldeki son verilere göre 2026 başında asgari ücret minimum şu kadar olmalıdır: 27812 x 1,3715 x 1,037 = 39555 TL. Ki bu da TÜİK'e göre (yani TÜİK’in gerçeği tam yansıtmayan düşük enflasyon verisine göre yapılmış en düşük hesaptır ve içerisinde refah payı da yoktur. TÜİK’in verilerine göre Ekim 2025 itibariyle 39555 TL, olması gereken en minimal ücrettir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bırakın bu tüiksel hesapları.

      Sil
    2. Bugün Kasım ayı enflasyonu da açıklandı. 12 Aylık ortalama enflasyon %35,91 oldu. Bu durumda sizin yönteminize göre asgari ücretin ''refah payı hariç'' 27812x1,3591x1,037 olmak üzere 39 bin 197 lira olması gerekiyor. Maaş zamları için enflasyona sanki bilinçli bir düşürme yapılıyor gibi gözüküyor. Çünkü aylık enflasyon artışının %0,87 olmasının imkanı yok. Markete, pazara çıkınca bu artış oranlarını neden görmüyoruz?

      Sil
    3. Asgari ücret belirlenirken TÜİK verileri kullanılıyor. Fakat o da olması gerektiği gibi doğru kullanılmıyor. Tutarsız olan ''beklenen enflasyon''' saçmalığı altında insanların alım gücü düşürülüyor.

      Hocam sizden bir ricam var. Enflasyon çeşitlerini, yıllık enflasyon, 12 aylık ortalama enflasyon vs. bir makalenizde yazıp örneklerle anlatabilir misiniz? Ben dahil sanırım bir çok kişinin kafası karıştı ve aydınlanmaya ihtiyacımız var.

      Sil
    4. Hocam ben bir de şunu anlamıyorum. Hükümet enflasyona neden karışıyor ki? Sonuçta bu maaşı işveren verecek ve asgari ücret ne kadar yüksek olursa da devlet o kadar fazla vergi almış olacak. Mesela işveren temsilcileri 35 bin lira vermeyi kabul ettiler diyelim, bu durumda hükümet bu sürece neden müdail oluyor ki? Acaba kendi çalışanı yani memur zamlarındaki maaş artışının kıymeti anlaşılsın diye asgari ücret hükümet tarafından düşük tutulmak isteniyor olabilir mi? Bu yüzden mi bu sürece karışıyor ve işveren ile işçi temsilcilerine bırakmıyor?

      Sil
    5. Sonuçta servet transferi oluyor.

      Sil
    6. Bana öyle geliyor ki hükümet bu servet transferine karışmasa gelir dağılımı daha adil olacak. Mesela Almanya'da hükümet bu sürece doğrudan müdahale etmiyor. İşçi ve işveren temsilcilerinden oluşan bağımsız bir komisyon asgari ücreti belirliyor. Hükümet de komisyonun önerdiği ücret artışını resmi olarak onaylayarak ve yasal düzenleme ile yürürlüğe koyarak süreci tamamlıyor. Bizde ise hükümet ne derse o oluyor. Diğerlerinin fazla bir söz hakkı bulunmuyor.

      Sil
  24. Sayın hocam bu büyüme verilerine nüfus büyümesine göre de bakmak gerekmez mi? + 15 milyon kişinin getirdiği büyüme Kişi başına düşen büyümeyi aşağı çekmez mi? Vergi büyümesi %9, tarım eksi; olacak iş mi..

    YanıtlaSil
  25. Hocam kira artış oranları 12 aylık ortalama enflasyona göre yapılıyor. Burası net, herhangi bir tartışma ortamı da yok. Peki, geçmiş asgari ücret zamları da neden buna göre yapılmadı? Bu haksızlık değil mi? Yıllar geçtikçe ücretlerin düşerken kiraların artmış olması kabul edilemez. En iyisi hükümet, ev sahibi temsilcileriyle, kiracı temsilcilerinden oluşan göstermelik bir komisyon kursun (ve nasılsa son kararı kendisi vereceği için) asgari ücret artışında pinti davrandığı gibi kira artış oranında da pinti davransın. Böylece adalet de en azından barınma konusunda dengeli seyretmiş olur. Olmaz mı?

    YanıtlaSil
  26. Türkiye'de açlık sınırı 29828 TL, yoksulluk sınırı 97159 TL, bekar çalışanın yaşam maliyeti 38752 TL, ortalama kira 24898 TL'dir. Yıllık enflasyon %31,07, 12 aylık ortalama enflasyon %35,91'dir. Büyüme %3,7'dir. Toplam nüfus 85 milyon 664 bin 944 kişidir. Mevsim etkilerinden arındırılmamış toplam çalışan nüfus 33 milyon 162 bin kişidir. Hane halkı büyüklüğü 3,11 kişidir. Hanede 1,2 kişi çalışmaktadır. Gini katsayısı 0,413'tür. Ben yapay zekaya tüm bu verileri verdim hatta başka verilere ihtiyaç duyarsa bunları da araştırıp değerlendirmesini isteyerek asgari ücretin ne kadar olması gerektiğini sordum. Akademik bir cevapla bana çok uzun bir sürü detay verdi ve sonunda yüksek enflasyon, Gini katsayısı gibi birçok parametrenin etkisiyle asgari ücretin Ocak’ta optimum 45000 TL olmasını ve 3 aylık periyotlar ve şu formülle asgari ücretin güncellenmesi gerektiğini söyledi: Yeni Ücret = Eski Ücret × (1 + TÜFE_3ay + (0.5 × Reel Büyüme) / 4) Fakat ana kriteri asgari ücetin bekar çalışanın yaşam maliyeti 38752 TL ile 66734 TL arasında olması gerektiğiydi. 66734 TL’yi şöyle buldu. Kira ortalamasını dikkate alıp 3,11 kişilik hane için yoksulluk eşiğini ayda 80081 TL olarak hesapladı ve hanede 1,2 kişi çalıştığı için de hanedeki 1 çalışanın bu eşiğe ulaşabilmesi için 66734 TL gelirinin olması gerektiğini söyledi.

    Daha sonra ‘’Peki, Türkiye’nin ana hedefi enflasyonu tek haneli rakamlara indirmekse bu durumda asgari ücret ne kadar olmalı’’ dediğimde 40000 TL olmalı dedi ve yine her 3 ayda bir, son 3 aylık enflasyon + reel büyümenin dörtte birinin yarısı kadar artırılması gerektiğini söyledi. Tek haneli enflasyon hedefine rağmen asgari ücreti, bekar çalışanın yaşam maliyeti olan 38752 TL’nin altına düşürmedi, bunun biraz üstünü önerdi ve bu değeri de yıl boyunca güvence altına aldı.

    YanıtlaSil
  27. Mahfi Hocam, X/Twitter'da yazdım ama gizli kaçtı sanıyorum. Türkiye hep büyüyor ama son 13 yılda kişi başına gelir dolar olarak yerinde saymış.
    TÜİK'e göre kişi başına milli gelir (KBMG) 2013'te 12600 dolar ile tarihi zirvesini görüyor. En son yapılan TÜİK açıklamasında ise yeni bir tarihi rekor olarak kişi başına milli gelir 17.900 dolar olarak açıklandı (Bloomberg). Çok güzel...Ancak!...
    2012- 2026 arasi dolar veya ABD enflasyonu kümülatif olarak yüzde 40. olarak hesaplanıyor.
    2013'de 12600 USD olan KBMG'i 1.40 ile çarptığınmızda zaten 17640 dolar ediyor. Dolar enflasyonu etkisi ile zaten 2013 milli geliri bugün 176640 dolar ediyor. Hal böyle iken son 12-13 yılda kaydettiğimiz reel büyüme nerede kalıyor? Hoca'nın kedi ciğer hesabı gibi durum. Ayrıca 2025 veya son milli gelir rakamları içinde son yıllarda ihracat etkisi ile Euro katkısı da var.
    İlave olarak açıklanan 2024 GSMH rakamı ile 2025 gerçekleşen/beklenen GSMH arasında son bir yılda kaydedilen büyüme oranı ve nüfus artış oranı üzerinden bir dogrulayıcı bağ kurmak da zor.
    Yanılıyor muyum? Bu hesaplarda bur hata var mı?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Asgari Ücret 2026

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Asgari Ücret Hesabının Doğrusu