Değeri Yaratan Nedir?
Ekonomide değer, bir mal veya
hizmetin insanlara sağladığı faydanın ölçüsü olarak kabul edilir ve genellikle fiyat
ile ölçülür. Domatesin kilosu 40 lira denildiğinde bir kilogram domatesin
değerinin 40 lira olduğu anlaşılır.
Ekonominin bir bilim olarak
ortaya çıktığı ilk zamanlardan beri en önemli tartışma konularının başında mal
ve hizmetlerin değerinin nereden kaynaklandığı ve neye göre biçimlendiği sorusu
gelir. Bir kilo domates 40 lira ederken avokadonun bir tanesi niçin 45 lira
ediyor? Bu değer farklılığını yaratan şey nedir? Bu soruya çeşitli ekonomi
okulları farklı yanıtlar vermiştir.
Adam Smith ile başlayıp David
Ricardo ve John Stuart Mill ile doruk noktasına çıkan klasik ekonomi okulunun ve
Karl Marx ile başlayan Marksist ekonomi okulunun bu soruya ortak yanıtı “değeri
yaratan emektir” şeklindedir. Bir malın veya hizmetin üretilmesinde ve
sunulmasındaki emek, o mal veya hizmetin değerini belirler. Marx, sermayenin de
üretimdeki katkısını yine emekle açıklar. Sermaye, bir anlamda emekten sömürülen
değerle yaratılmış olduğu için onun da içinde emek vardır (kristalize emek.)
Stanley Jevons, Carl Menger ve
Leon Walras’ın öderliğinde gelişen ve Alfred Marshall ile doruk noktasına çıkan
neoklasik okul (marjinal faydacılar) değeri belirleyen şeyin bir mal veya
hizmetin talep sahibine sağladığı fayda olduğu görüşündedirler. Piyasaya
satılmak üzere sunulan bir malın ya da hizmetin değeri, piyasada bulacağı
fiyatla şekillenir. Fiyatı belirleyen arz ve talep dengesidir. Faydası olmayan
bir mala talep olmaz ve o nedenle fiyatı düşük kalır. Bu da o malın değerinin
düşük olduğunu gösterir. A ve B mallarının aynı emek/saat harcanarak üretilip
aynı şekilde, aynı zamanda ve aynı fiyatla piyasaya sunulduğunu, A malına aşırı
talep olduğunu, B malına ise çok düşük talep olduğunu varsayalım. Bu durumda A
malının fiyatı artacak, B malının fiyatı ise düşecektir. Her iki mala da aynı emek
harcanmış olsa da fiyatları ve dolayısıyla değerleri farklı olabilmektedir.
Neoklasikler arasında bir grup,
faydanın maddi olarak ölçülebilir olduğu düşüncesindeydiler. Onlara göre mesela
bir pizza dilimi A kişisine 60 puanlık tatmin sağlarken, bir hamburger 50
puanlık tatmin sağlayabilir. Bir başka grup ise faydanın ancak ordinal olarak
ölçülebileceğini öne sürmüştür. A kişisi bir hamburgere göre bir pizza
diliminden daha fazla tatmin sağlayabilir ama bu farkın madden ölçülmesi söz
konusu değildir. Yalnızca tercihleri belirlemekte işe yarar.
Klasikler, Marksistler ve
Neoklasiklerden sonra ortaya çıkan okullar (Keynesyen ekonomi, Parasalcılar,
Yeni Klasikler, Arz Yönlü İktisatçılar, Kuralcılar ve diğerleri) bu iki görüşü
veri almış ve başka meselelerle ilgilenmişlerdir.
Günümüzde ana akım (ortodoks)
ekonomi düşüncesi olarak adlandırılan görüş daha çok makroekonomiyle ilgilenen
Keynesyen ekonomiyle daha çok mikroekonomiyle ilgilenen Neo Klasik ekonominin
birleştirilmesiyle oluşmuş bir Keynesyen-neo Klasik Senteze dayanır. Ana akım
ekonomi yaklaşımı değer teorisini marjinal fayda ekseni üzerine oturtmuştur. Bu
yaklaşıma göre değeri belirleyen şey marjinal fayda ve ona göre oluşan tercihlerdir.
Marjinal fayda, son birimin sağladığı faydadır. Çok soğuk bir havada içilen ilk
çayın sağladığı tatmin (fayda) ile mesela üçüncü bardağın sağladığı tatmin aynı
değildir. Değeri, içilen son bardak çayın faydası yani marjinal fayda belirler.
Ekonomide çok kullanılan bir
örnek vardır: Su ve elmas. Su yaşam için zorunludur ve boldur. Elmas yaşam için
zorunlu değildir ama kıttır, az bulunur. Suyun fiyatı (değeri) düşük, elmasın fiyatı
(değeri) yüksektir. Bu örnek bize değeri belirleyen üçüncü unsuru gösteriyor:
Kıtlık. Su, yaşam için çok önemli olmasına karşılık boldur, elmas yaşam için
bir anlam taşımamasına karşılık kıttır ve bu kıtlık onu suya göre çok daha
değerli kılmaktadır.
Günümüz kapitalist – neoliberal
dünyasında değeri oluşturan şeyler geçen yüzyıldaki duruma göre oldukça
değişmiştir. Bugün değeri oluşturan şeyler arasında emeğe ve sermayeye ek
olarak; bilgi, teknoloji, yaratılan marka, ağ etkisi de (sosyal medyada olduğu
gibi) yer almaktadır. Öte yandan bu sayılanların da emek ve sermaye içerdiği
dikkate alınmalıdır. .
Bir başka bakış açısıyla ele
alınırsa değer; bir kişinin bir şeye duyduğu ihtiyacın ya da isteğin
derecesiyle açıklanabilir. Örneğin bir açık artırmada aynı tabloya A kişisi P
fiyatı teklif etmişken, B kişisi 2P, C kişisi 3P fiyatı önermiş olabilir.
Sonuçta tablo 3P fiyatı veren C kişisine satıldığında tablonun değeri C
kişisinin ödediği, 3P fiyatıyla oluşmasına karşılık aynı tablo üç farklı kişi
gözünde farklı değerlere sahip demektir.
Bazen yer farklılıkları da değeri
farklılaştırır. Evde yapılan kahvenin maliyeti bir kafede içilen kahvenin
maliyetine göre çok daha düşüktür. Hangisi daha değerlidir? Bu sorunun yanıtı
oldukça karmaşıktır. Evde yapılan kahve daha iyi ve kaliteli olabilir. O açıdan
bakınca daha değerli görünür. Buna karşılık kafede kişinin çevreye kendisini
göstererek kahve içmesi (gösteriş tüketimi) onun açısından daha değerli
olabilir. Burada değerin ölçülmesinde fiyat dışındaki etkenler ortaya çıkar.
Benzer şekilde pazar ve market alış verişinde de işler karışır. Pazarda almak
istediğiniz ürün, markete göre daha ucuz olabilir ama o ürünü pazarcı genellikle
seçtirmez, kendisi torbaya koyar. Arada çürükler de olabilir. Oysa
marketlerdeki manav reyonunda istediğiniz ürünü kendiniz tek tek seçer,
çürükleri almayabilirsiniz. Pazar ucuzdur, market daha pahalıdır. Aynı mal için
ortaya çıkan farklı fiyatlarda değer hangisiyle ölçülecektir? Pazardan ucuza
alınan mal mı daha değerlidir yoksa marketten daha pahalıya alınan ama daha
temiz olan mal mı daha değerlidir?
Unvan farklılıkları bile değer
meselesini karıştırabilir. Örneğin hastanelerde profesör, doçente göre daha
yüksek muayene ücreti alır. Ama bu, her zaman, onun doçentten daha iyi muayene
edip teşhis koyduğu garantisi vermez. Bazen bir doçent, hataya daha fazla zaman
ayırıp çok daha iyi ve yetkin teşhis koyabilir. Burada da fiyat (muayene
ücreti) her zaman tam olarak değeri ölçemeyebilir.
Çoğu şeyin göreli hale geldiği
günümüz dünyasında değeri neyin yarattığını söylemek eskisi kadar kolay değil.
Yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSilHaz, algı, beklenti, koşullar, alışkanlıklar…Değeri belirleyen bunca değişken ve sübjektif şartlar altında genel kabul bir doğru çıkarmak çok zor sevgili hocam.Saygılar.
YanıtlaSilTabiki arz...arz genişledikçe maliyetin bile altına satılabilyorsa burda maliyeten çok bir malın arz talep dengesi fiyat belirler
YanıtlaSilDeger artik tamamen sanrisaldir. Ihtiyac yada emek gibi kavramlar anlamsiz artik. Kodlardan olusan maymun nft si 2 milyon dolara satilmisti simdi 15 bin dolar civari. Bu fiyatin icinde ne emek var ne ihtiyac. Kim kime neyi itelerse cagindayiz.
YanıtlaSil"Ben hep 50 liralık aldığım için beni ilgilendirmiyor." diyenler vardı bir zamanlar.
YanıtlaSilBunu diyenlerin sesi-soluğu neredeyse hiç çıkmaz oldu, neden acaba?