Ekonomiyi Tek Tabloyla Açıklamak Gerekse

Aşağıda Gelir Dağılımı 2026 başlıklı yazımda kullandığım tabloyu bir kez daha sunuyorum (Tablonun nüfus ve pay sütunu verileri, GSYH verisi TÜİK istatistiklerinden alınmış, son üç sütunu bu veriler kullanılarak tarafımdan hesaplanmıştır): 

Bu tabloyla Türkiye ekonomisini nasıl açıklayabiliriz? (1) Türkiye’nin 2024 yılı itibarıyla nüfusu 85.665 bin kişi ve GSYH’si (ülkenin toplam geliri) 1.358,3 milyar dolarmış. Kişi başına yıllık ortalama gelir 15.856 dolarmış. (2) 1.358 milyar dolarlık GSYH’nin 651,3 milyar dolarlık kısmını (yüzde 48’ini) nüfusun yüzde 20’si (17,1 milyon kişi) alıyor. Nüfusun geri kalan 68,5 milyonu (yüzde 80’i) 707 milyar doları paylaşıyor. (3) Gelirden en düşük payı alan 17,1 milyon kişinin GSYH’den aldığı toplam pay 86,8 milyar dolar (yüzde 6,4.) (4) 2024 yılında asgari ücret 17.002 liraydı. Bu tutarın yukarıdaki USD/TL kuruyla karşılığı 517, yıllığı 6.209 dolar ediyor. Buna göre ilk yüzde 20’lik grupta yer alan en düşük ortalama gelirliler asgari ücretin altında gelir elde etmiş. (5) AVM’leri, kafeleri, restoranları dolduran, konut ve araba alımına devam edenler dördüncü ve son yüzde 20’yi oluşturan toplan 34 milyonun üzerindeki nüfusun içindeki muhtemelen 20 milyon kişi. Ki bu sayı bütün Balkan ülkelerindeki ve Avrupa’daki çoğu ülkedeki nüfustan daha fazla bir nüfusa işaret ediyor. Dolayısıyla yalnızca bu nüfusu oluşturanlar alış veriş yapsa bile her yer dolu görünür. (6) (5,7 milyonluk nüfusa sığınmacılar dâhil değil. Bunların çalışarak ya da iş kurarak yaptıkları hizmet ve mal üretimi değerleri GSYH’ye dâhil ediliyor ama bunları üreten nüfus ülke nüfusuna katılmıyor. Öyle olunca kişi başına gelir olması gerekenden yüksek çıkıyor. (7) Her bir gruptaki kişi başına gelir tutarları ortalama değeri gösteriyor. Ortalamadan çok daha yüksek gelir elde edenler olabileceği gibi çok daha düşük gelir elde edenler de var. (8) En yüksek gelir ortalamasıyla en düşük gelir ortalaması arasında (P80/P20 ya da Kuznets Oranı) 7,5 kat fark var.

Bu tablodan giderek önerilerimizi de şöyle sıralayabiliriz: (1) Türkiye, GSYH’sini, enflasyona ve kur baskılamaya dayanmadan artırmaya çalışmalı. (2) Kayıt dışı olduğu tahmin edilen yüzde 27 oranındaki geliri (kabaca 366 milyar dolar) mutlaka kayıt içine almaya çabalamalı. (3) Bir yandan geliri artırır bir yandan da kayıt dışını kayda alırken gelir dağılımını mutlaka düzelterek özellikle birinci yüzde 20’lik grubun gelirini artırmayı hedeflemeli.  


Yorumlar

  1. Saygıdeğer hocam ülkemizin durumu; bir sporcunun performansını değerlendirirken dışarıdan aldığı (fakat resmi kayıtlarda görünmeyen) enerji takviyeleriyle rekor kırmasına benziyor. Sporcunun gerçek gücünü (GSYH) ölçerken bu takviyeleri hesaba katmamak, onun gelecekteki antrenman programını (ekonomi politikalarını) yanlış tasarlamasına neden olacağı için, sporcu pistte (piyasada) hızlı görünse de bu durum onun gerçek sağlığını (gelir dağılımını) yansıtmaz....... Ülke gerçekliğinden koparsanız, hiç bir söyleminiz, inandırıcı, samimi ve çözüme yönelik olamaz. Emile Zola'nın dediği gibi, "Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma eğilimi, vardır".

    YanıtlaSil
  2. Değişmeyen Türkiye gerçeği teşekkür ederim hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değişmeyen dunya gercegi dersek daha sağlıklı olur. Dünyada her hangi bir ülkeyi beş gruba ayırsan üç aşağı beş yukarı aynı sonuçları alırsın.

      Sil
  3. Hocam 2000'li yılların başında yabancılarla bir araya gelip milli geliri 240 milyar dolar olan Türkiye ekonomisyle ilgili analiz yaparken mahçup olur muydunuz hiç? Malum bizim ekonomimiz o zamanki trilyon dolarlık ekonomiler karşısında şimdiki Uganda ekonomisi gibi duruyordu. Yani demem o ki şimdiki trilyon dolarlık ekonomi ile ilgili analiz yaparken daha çok keyif alıyor musunuz yoksa sizin için değişen birşey yok mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yabancılar o ,aman ekonomiyi sorardı şimdi demokrasiyi, hukuku, liyakati, eğitimi sorar oldular.

      Sil
    2. Eminim siz de cevabı yapıstiriyorsunuzdur Hocam.

      Sil
    3. Mahfi bey, yorumlarınız için teşekkür ederim, o zamanda büyük ekonomik ülkeler ile bizim aramızda 20 kat fark vardı, şimdide öyle, bir fark varsa, dış borç döviz stoğumuz çok fazla, selamlarımla,

      Sil
    4. Mahfi bey, 2025 yılında Çin, e karşı 47 milyar dolar dış ticaret açığı vermişiz, bu normal mi hiç önlem almak gerekmezmi, selamlar,

      Sil
    5. Sayın hocam sizden bir fikir almak istiyorum temelden ev almayı düşünüyorum istanbulda yuzde 50 peşinat yuzde 50 kalan ödemede taksitle olacak 24 ay fakat kalan ödeme döviz bazlı olacak önümde iki seçenek var EURO VE USD sizce geriye kalan taksit ödemesinde hangisiyle borçlanmalıyım cevap verirseniz çok sevinirim şimdiden çok teşekkür ederim🙏

      Sil
    6. Sayin hocam valla bu saydiklarinizin yaninda yine ekonomiyi de soruyorlar, bu enflasyon ve hayat pahaliligi ile nasil yasiyorsunuz diyorlar...

      Sil
    7. Yukarda Uganda ile Türkiyeyi karsilastiran arkadasa Ugandanin yillik enflasyonunun Ocak 2026 itibari ile YILLIK %3.1 oldugunu hatirlatirim, yani elinde mizrak poposunda yaprak ile gezenlerin ekonomisi bizden iyi durumda

      Sil
    8. Ev almak isteyen arkadaşa yanıtım: Eğer gelirinizin tamamı ya da bir kısmı dövizle değilse dövizle borçlanıp ev almak çok risklidir. Zamanında Japon Yeniyle borçlanıp ev alanlar vardı (Yenzedeler.) Çok sıkıntılar çektiler. Ama elbette karar sizindir.

      Sil
    9. Adsız 10:27. Haklısınız ekonomiyi soruyorlar tabii ama bana sordukları sorular da sosyal konular, hukuk, demokrasi vb. daha ağırlıklı, eskiden tersiydi.

      Sil
    10. Hocam X te ben size yazmıştım ev alma konusunda gelirim döviz değil TL ile kazanıyorum fakat ailemin de bana desteği olacak başka seçeneğim yok taksitli olması benim için cazip karar aşamasındayım sadece sizden öğrenmek istediğim dolar mı ? Euro mu ? Borçlanmalıyım önümüzdeki 24 ay için

      Sil
    11. Tekrar söylüyorum geliri TL olanın döviz borçlanması doğru değil. Ama illa borçlanacaksanız dolarla borçlanmak daha akıllıca görünüyor. Çünkü doları baskılıyorlar ama euroya karışmıyorlar. Bu, hep böyle gider mi bilemem ama şimdiye kadar böyle gitti.

      Sil
  4. Hocam bu vergi işinde sistem youtuberlardaki gibi basit direk tek seferde alınsa ya. İş kurmak için memur bile baştan sahte beyan yazdırıyor (yani almadığını aldın, vermediğini verdin göstertmeye çalışmak ta sahte beyan) daha baştan işyeri düzeni karışık başlıyor . Bu sistem vergisini düzgün vermek isteyen adamı dışlıyor ama uyanık lara büyük kolaylıklar sağliyor sanki . Basiretli iş adamı kavramı aşağı çekiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu konularda elimin erdiği, dilimin döndüğünce anlatmaya çalıştım. Mesela telif gelirlerinde gelir vergisi stopajı yüzde 17. Belirli bir miktarı geçen kazanç söz konusuysa beyan edilmesi gerekiyor. Bence burada stopajı yüzde 25'e çıkarıp beyan kaldırılsa çok daha iyi olur. Bir kere vergi peşin tahsil edilmiş olur. Stopajla alınabilecek verginin o yolla alınması çok daha iyi olur. Kaçağı da önler.

      Sil
  5. 2024 yılı ortalama kişi başı milli gelir 15.856 dolar, dördüncü %20'lik dilimin kişi başı milli gelir ortalaması ise 16.394 dolar. Yani bu iki değer birbirine çok yakın. Bu da bize gösteriyor ki insanların yaklaşık %70'i ortalama kişi başı milli gelirin altında kalıyor.

    TÜİK'e göre 2024'te yıllık ortalama hanehalkı kullanılabilir geliri 374.899 TL, ayda ise 31.214 TL olmuştu. Ortalama bir hane 3,11 kişiden oluştuğu için ortalama kişi başı kullanılabilir gelir de 10.046 TL olur. Demek ki kullanılabilir para olarak insanların %70'inin cebine 10.046 TL'den (asgari ücretin %59’undan) daha az para girmektedir.

    Ortalama kişi başı gelir olan 15.856 doları, 32,86 olan dolar kuruyla çarparsak 521.028 TL, aylık olarak da 43.419 TL yapar. Peki, neden böyle fark oldu? Çünkü 43.419 TL, aylık bazda ülkenin kişi başına düşen toplam üretim değerini gösterir. Buradaki para doğrudan insanların cebine girmez. İnsanların cebine aylık bazda 10.046 TL girer. Geriye kalan 33.373 TL ise hanehalkının kullanamadığı paradır. Bu fark; dolaylı ve dolaysız vergiler (ÖTV, KDV, gelir vergisi, kurumlar vergisi vb.), sosyal güvenlik primleri, kamu harcamaları, şirket karları, şirketlerin yeniden yatırıma ayırdığı paylar, faiz ödemeleri, amortisman ve yıpranma payları, kamu ve özel sektör tasarrufları ile yurt dışına aktarılan kar ve gelirlerden oluşur. Ayrıca devletin borç faiz ödemeleri, savunma, sağlık, eğitim, altyapı harcamaları gibi kalemler de bu tutarın hanehalkının doğrudan kullanımına girmeyen kısmını oluşturur. Bu nedenle kişi başına düşen üretim değeri ile hanehalkının cebine giren kullanılabilir gelir arasında ciddi bir fark ortaya çıkar.

    Bu durumda kişi başı gelirin sadece %23.13'ü kullanılabilen kişi başı milli gelirdir. Bu oran düşük kalmakta ve refah seviyesini etkilemektedir. Bu durum, Türkiye'deki bazı ekonomik ve yapısal sorunlar, özellikle verimsiz kaynak kullanımı, kayıp dışı ve yolsuzluk gibi faktörler nedeniyle daha da belirginleşmektedir. Oysa kayıp dışı ve yolsuzluğun az olduğu gelişmiş ülkelerde bu oran %50 civarındadır. İskandinav ülkelerinde ise bu oran %50-60 seviyesindedir.

    2024 açlık sınırı 21.083 TL ve yoksulluk sınırı da 68.675 TL’dir. Yirminci %5’lik dilimin payı 0,2283’tür. Bu durumda bu grubun ortalama KB yıllık geliri 15.856 x (0,2283 / 0,05) = 72.398 dolar olmaktadır. On yedinci %5’in payı 0,0695, on sekizinci %5’in payı 0,0812 ve on dokuzuncu %5’in payı da 0,1012’dir. Tüm bu bilgiler ışığında cebe giren gerçek para tablosunu aylık bazda oluşturduğumuzda karşımıza şu sonuçlar çıkar:

    Birinci %20: 13.880 x 0,2313 = 3.210 TL, ortalama aile 9.983 TL, açlık sınırın 0,47 katı, yoksulluk sınırının 0,14 katı.
    İkinci %20: 22.555 x 0,2313 = 5217 TL, ortalama aile 16.225 TL, açlık sınırının 0,76 katı, yoksulluk sınırının 0,23 katı.
    Üçüncü %20: 31.663 x 0,2313 = 7.323 TL, ortalama aile 22.774 TL, açlık sınırının 1,08 katı, yoksulluk sınırının 0,33 katı.
    Dördüncü %20: 44.892 x 0,2313 = 10.383 TL, ortalama aile 32.291 TL, açlık sınırının 1,53 katı, yoksulluk sınırının 0,47 katı.
    On yedinci %5: 60.352 x 0,2313 = 13.959 TL, ortalama aile 43.412 TL, açlık sınırının 2,06 katı, yoksulluk sınırının 0,63 katı.
    On sekizinci %5: 70.512 x 0,2313 = 16.309 TL, ortalama aile 50.721 TL, açlık sınırının 2,40 katı, yoksulluk sınırının 0,74 katı.
    On dokuzuncu %5: 87.880 X 0,2313 = 20.326 TL, ortalama aile 63.213 TL, açlık sınırının 3 katı, yoksulluk sınırının 0,92 katı.
    Yirminci %5: 198.250 x 0,2313 = 45.855 TL, ortalama aile 142.610 TL, açlık sınırının 6,76 katı, yoksulluk sınırının 2,08 katı.

    Görüldüğü üzere cebe giren gelir açısından 19. dilimdeki bir aile bile yoksulluk sınırının %92’sinde kalmakta ve yoksulluk sınırını geçememektedir.

    YanıtlaSil
  6. Üretim fonksiyonları değil de, potansiyelleri açısından bakarsak tepe gelir grubunun arayı açması değerli olabilir. Nitelikli dönüşüm eylem planı olarak bakarsak, buna en etkin cevap bu gruptan gelecektir.

    YanıtlaSil
  7. Hocam pösteki sayılıyor?

    YanıtlaSil
  8. Fakat kayıt disi ekonominin buyuk cogunlugu kürtler dogulular karadenizliler tarafindan idare ediliyor. Kacakcilik, uyusturucu, yasadisi bahis, mala cokme, rusvet vb. Mehmet simsek kayitdisi ekonomi ile mucadele edecek ise bu konuyu iyi ogrenmesi gerekiyor. Türk milletinin gidim gidim biriktirdigi ceyrek altina vergi ile cokecegine soydaslarinin mala cokmesine, torbacilik yapmasina, kacakciligina odaklansin. Kayit disi ekonomi etnik bir sorundur. İtiraf edelim.

    YanıtlaSil
  9. Bu yazınızı okuduğumuzda; Türkiye'de ekonomik kriz "olMAdığı" sonucuna ulaşıyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sizin bu yorumunuza bakınca okuduğunu anlama sorununuz olduğu kuşkusuna kapılıyorum .

      Sil
    2. Hocam siz patronlarla işçilerin gelirinin birbirine yakın olmasını mı hayal ediyorsunuz? Dünyanın hangi ülkesini beş dilime ayirsaniz üç aşağı beş yukarı aynı sonuç çıkar.

      Sil
    3. Yukarıdaki yorumu yapanla aynı kişiyseniz sorun yok ama farklı kişiyseniz sizde de bir anlama sorunu olabilir. Çünkü bu yazı herkesi aynı ücrette birleştirmeyi değil açlık sınırının altındaki insanların bu sorununu çözmeyi öneriyor.

      Sil
  10. Kaleminize sağlık sayın hocam. Bu tabloyu diğer OECD ülkelerindeki Gini Katsayısını gösteren tablolarla kıyasladığımızda durum daha da iç karartıcı hale geliyor.

    YanıtlaSil
  11. Yazınız için teşekkürler hocam. Kayıt dışılık ile son zamanlarda denetimlerin baya arttığını düşünüyorum hatta bu fiziki altın alımlarındaki IBAN vs. kullanımını da yine aynı sebeple zorunlu tutuyorlar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Asgari Ücret 2026

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Asgari Ücret Hesabının Doğrusu