Yaşam Kendi Seçimlerimizle Biçimlenir
Varoluşçuluk, insanın dünyadaki
yerini ve yaşamın anlamını sorgulayan en çarpıcı felsefe akımlarından biridir.
Bu düşünceye göre insan, önceden belirlenmiş bir özle dünyaya gelmez; önce var
olur, sonra kim olacağını kendi seçimleriyle belirler. Varoluşçuluk bu yönüyle
kaderci anlayışlardan ayrılır, ancak insanın sorumluluğunu da çok daha ağır bir
noktaya taşır.
Varoluşçular, Tanrı’nın varlığı
konusundaki yaklaşımlarına göre iki ana gruba ayrılır. Teist varoluşçular
arasında yer alan Søren Kierkegaard, insanın kaygı ve umutsuzlukla başa
çıkabilmesi için bir inanç sıçrayışı yapması gerektiğini savunur. Karl Jaspers
ise ölüm, acı ve suç gibi uç durumlar aracılığıyla insanın hem kendisiyle hem
de Tanrı’yla yüzleştiğini belirtir.
Ateist varoluşçular ise evrende
önceden verilmiş bir anlam olmadığını savunur. Jean-Paul Sartre, insanın
özgürlüğe mahkûm olduğunu söyler. Buna göre insan seçim yapmaktan kaçamaz ve bu
durum onu yaptığı seçimler dolayısıyla sorumlu kılar. Albert Camus, insanın
anlam arayışı ile evrenin anlamsızlığı arasındaki çatışmayı saçma kavramıyla
açıklar. Friedrich Nietzsche, geleneksel değerlerin çöktüğünü savunarak insanın
kendi değerlerini yaratması gerektiğini vurgular. Martin Heidegger, varlığın
anlamı üzerine yaptığı analizlerle bu varoluşçu düşünceye katkıda bulunmuştur.
Varoluşçuluk bireyi merkeze alır
ve özgürlüğü temel bir gerçeklik olarak kabul eder. Ancak bu özgürlük
beraberinde büyük bir sorumluluk getirir. İnsan yaptığı her seçimle yalnızca
kendisini değil, insan olmanın ne anlama geldiğini de yeniden tanımlar.
Bu düşünce çoğu zaman huzursuz
edicidir. Çünkü varoluşçuluğa göre evrende hazır bir anlam yoktur ve insan bu
boşlukla yüzleşmek zorundadır. Bu yüzleşme ilk ağızda bir kriz gibi görünse de
insanın karşısına bir fırsat da çıkarır. İnsan, anlamın yokluğunu fark ettiği
anda onu yaratma gücünü de eline alır.
Varoluşçuluk yalnızca felsefede
değil, edebiyatta da güçlü bir biçimde kendini gösterir. Fyodor Dostoyevsky’nin
Suç ve Ceza'sı ön-varoluşçu bir eser olarak kabul edilir. Jean-Paul
Sartre’ın Bulantı’sı, Albert Camus’nün Yabancı’sı ve Dino Buzzati’nin Tatar
Çölü bu düşüncenin edebiyattaki güçlü yansımalarıdır.
Bunlara ek olarak Franz Kafka’nın
Dava’sı ve Dönüşüm’ü, bireyin anlamsız ve anlaşılmaz bir dünyada sıkışmışlığını
çarpıcı biçimde ortaya koyar. Hermann Hesse’nin Bozkır Kurdu, bireyin içsel
bölünmüşlüğünü ve kimlik arayışını işler. Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken’i,
bekleyişin kendisini anlamsızlık ve varoluşsal boşluk üzerinden sahneye taşır.
Simone de Beauvoir’ın Konuk Kız’ı ve Mandarinler’i, özgürlük ve sorumluluk
temasını toplumsal ilişkiler içinde ele alır.
Bu eserler okuyucuyu belirsizlikle
baş başa bırakır. Bu da varoluşçuluğun hem en güçlü hem de en zorlayıcı
yönlerinden biridir.
Günümüzde modern yaşamın
belirsizlikleri, yalnızlık ve kimlik arayışı, varoluşçuluğu yeniden güncel
kılmıştır. İnsanlar farkında olmasalar bile, yaptıkları seçimlerle kendi
hayatlarının anlamını inşa eder.
Varoluşçuluk kesin yanıtlar sunmaz;
aksine sorular sorar. Belki de bu yüzden hem zorlayıcı hem de
özgürleştiricidir. İnsana, hayatın anlamını dışarıda aramak yerine onu kendi
seçimleriyle yaratabileceğini hatırlatır.
Kaleminize sağlık.
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
Sil"Varoluşçuluk kesin yanıtlar sunmaz; " o zaman neden varoluşçuluk akımı var? Kesin yanıt sunmayan bir akım kişiyi nereye götürür? Sürekli bilinmeze yolculuk turizm anlamında keyifli olabilir. Ama hayatın anlamı konusunda sürekli bilinmeze yolculuk huzursuzluğa yolculuğu peşinen kabul etmektir.
SilEvet hocam, allaha inansaydım, allah size uzun ve sağlıklı bir ömür versin derdim, inanmadığım için, bu kadar üretken bir insan dilerim çok çook uzun yaşar diyorum :-) Uzun zamandır sitenizi takip ediyorum, her 2-3 günde bir bazen her gün; bu tip makaleler yazmak gerçekten çok zordur.
SilKaleminize sağlık. Saygı ve Sevgilerimle..
17:22: Siz felsefeyle değil inançlarla ilgilenin. Çünkü kesin yanıtlar sadece inançlarda vardır.
SilSüper ifade etmişsiniz.
YanıtlaSilTeşekkürler.
SilEmeğinize sağlık hocam ara sıra böyle yazılarda iyi gidiyor
YanıtlaSilEvet, farklı bakışlar getiriyor.
SilHocam hazır felsefeye özgür iradeye inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum hocam, yok bence.
YanıtlaSilTam olarak neyi kastettiğinizi anlayamadım. Hazır felsefe ne bilmiyorum. Özgür irade ile neyi kastediyorsunuz? Onu da anlayamadım. Kusur bende olabilir.
SilBahsettiğiniz yazar ve eserler nedeniyle yakın bir zaman da sizden yeni bir kitap okur muyuz? Müfettiş Murat ile Rüya hala unutulmazlarım arasında! Sevgilerimle...
YanıtlaSil🙏
SilEvrenin önceden belirlenmiş bir anlamı veya amacı yoktur düşüncesi bence akla uygun değil. Çünkü doğadaki herşey hassas bir denge üzerine inşa edilmiş. Dolayısıyla buna gücü yetebilen bir varlığın devreye girmesi gerekiyor. Mesela gökten demir yağdı ve Eyfel Kulesi de tesadüfen oluştu desem, akıl buna itiraz eder. Mühendislik harikası bu yapının bir mühendisi olması gerekir der. Çünkü eğer bir yapı varsa bir plan vardır ve plan varsa anlam da vardır. Kaldı ki Eyfel Kulesi kainatın yanında nokta kadar bile değildir.
YanıtlaSilAkıl aslında insanı yaratıcının varlığına götürür. Asıl güç olan ise yaratıcının insana net bir mesaj verip vermediğine inanıp inanmamaktır. Tüm kutsal kitaplarda yaratıcı, evrenin yaratıcısının kendisi olduğunu, hayatı boş yere yaratmadığını, başkasına değil sadece kendisine kul olunması gerektiğini, bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu, herşeye gücünün yettiğini, insanı ilk defa yarattıktan sonra onu tekrar yaratmaya gücü olduğunu, ve ahiret hayatının da gerçek olduğunu söylemekte, hayatın anlamını ve amacını açıklamaktadır.
Lakin din tahrif edildiğinde ve anlatılan öğretiler hurafelerle dolu olduğunda, insan zihni bir ikileme düşer: Ya karmaşadan kaçıp anlamsızlığa sığınacak ya da tüm gürültünün içinde o ''saf mesajı'' bulmak için çaba sarf edecektir. Eyfel Kulesi'nin bir mühendisi olduğunu anlayan akıl, din adına anlatılan tutarsızlıkları da fark edecek kapasitededir. Önemli olan, yaratıcının mesajını insanların yarattığı gölgelerden sıyırıp, o ilk ve berrak haliyle bulabilme cesaretini göstermektir. Çünkü hurafelere inanmak ne kadar akıl dışıysa, anlamsızlığa sığınıp hayatı bir tesadüfler silsilesi olarak görmek, Eyfel Kulesi'nin önünde durup onun bir planı olmadığını iddia etmek kadar akıl dışıdır. Bu yüzden temeline anlamsızlığı alan bir varoluşçu felsefenin, kainatın bu devasa mühendisliği karşısında hiçbir mantıksal tutarlılığının olmadığı görüşündeyim.
Bilim, durumu en doğru açıklayan birikimdir.
SilEkonomi ,……aslında bizim ortak varoluş mücadelemizin bir organizesi değil mi hocam. Rakamlarla entegre olmuş bir sosyal bilim. İnsan psikolojisi ve davranışlarından bağımsız olarak düşünülmesi zor. Böyle yazılarınızın da vizyonumuza artı bir değer kattığı inancındayım. Teşekkürler
YanıtlaSilÇok doğru, teşekkürler.
Sil