Enflasyonu Niçin Düşüremiyoruz?

Türkiye’nin uzun süredir çözemediği temel ekonomik sorunların başında enflasyon geliyor. Zaman zaman düşürülüyor gibi görünse de kısa süre sonra yeniden yükseliyor. Demek ki sorun yalnızca enflasyonu düşürmek değil, düşürülen enflasyonu kalıcı hale getirebilmekte yatıyor.

Enflasyonla mücadelede ilk kural, onun yükselmesine izin vermemektir. Türk siyasetine egemen olan; “ekonomi büyüsün, canlı kalsın, enflasyon biraz artsa da sonra düşürürüz” şeklindeki anlayış son derece yanlıştır. Çünkü enflasyon yalnızca fiyatların yükselmesi değildir. Aynı zamanda beklentilerin bozulmasıdır. Beklentiler bozulduğunda insanlar gelecekte fiyatların daha da artacağını düşünmeye başlar. Bu beklenti yerleştiğinde enflasyonu düşürmek çok daha zor hale gelir.

İkinci önemli konu, enflasyonun kaynağını doğru belirlemektir. Eğer ortada bir talep enflasyonu varsa yani insanlar aşırı harcama yapıyorsa, bunu durdurmanın yolu faizleri ve vergileri artırarak talebi kısmaktan geçer. Buna karşılık sorun maliyetlerden kaynaklanıyorsa yani bir maliyet enflasyonu söz konusuysa, o zaman üretim maliyetlerini yükselten unsurları frenlemek gerekir.

Türkiye gibi üretimin büyük ölçüde ithal girdilere dayandığı ekonomilerde kur artışı doğrudan maliyet artışı yaratır. Kur yükseldikçe ithal hammadde pahalanır, bu da üretim maliyetlerine ve sonuçta fiyatlara yansır. O nedenle böyle ekonomilerde kuru baskılamak kısa vadede enflasyonu frenleyen bir araç haline gelir. Ne var ki yüksek faiz ve düşük kur politikası uzun süre sürdürülebilecek bir uygulama değildir. Bir süre sonra sanayi kesimi zarar görmeye, ihracat gücü zayıflamaya ve cari açık büyümeye başlar.

Enflasyon konusunda yapılan önemli hatalardan biri de her şeyi tek nedene bağlamaktır. Oysa ekonomide sorunlar çoğu zaman çok nedenlidir. Talep enflasyonu ile maliyet enflasyonu aynı anda ortaya çıkabilir. Hatta çoğunlukla durum böyledir. Bu nedenle alınan bir önlem bir sorunu çözerken başka bir sorunu büyütebilir. Örneğin talebi kısmak amacıyla faiz ve vergiler artırıldığında finansman maliyetleri yükselir. Bu durum üreticinin maliyetlerini artırarak yeni fiyat artışlarına yol açabilir. Ekonomi yönetiminin bu yan etkileri dikkate alarak hareket etmesi gerekir.

Enflasyonla mücadelede en kritik konulardan biri de beklentilerdir. Eğer üretici, tüketici, yatırımcı ya da ihracatçı gelecekte enflasyonun düşeceğine inanmıyorsa fiyatlama davranışı buna göre şekillenir. Böyle bir ortamda enflasyonu düşürmek son derece güçleşir.

Beklentileri düzeltmenin yolu yalnızca faiz artırmak değildir. İnsanları geleceğe ilişkin olarak ikna edecek kapsamlı bir değişim programı gerekir. Bu programın içinde hukukun üstünlüğü, liyakat, kurumların bağımsızlığı, demokrasi standardı ve öngörülebilirlik gibi yapısal unsurlar da yer almak zorundadır. Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir; aynı zamanda bir güven meselesidir.

Enflasyonla mücadelede genellikle iki yöntem uygulanır: Şok program ve aşamalı program.

Şok programda faizler hızla yükseltilir, vergiler artırılır ve kur sabitlenmeye çalışılır. Amaç kısa sürede talebi baskılayarak fiyat artışlarını durdurmaktır. Eğer enflasyon uzun süre devam etmişse ücret, fiyat ve kira denetimleri de devreye sokulabilir. Ne var ki bu tür programlar uzun süre sürdürülemez. Süre uzadıkça kayıt dışılık artar, karaborsa ortaya çıkar ve ekonomik faaliyet ciddi zarar görmeye başlar.

Aşamalı program ise daha yavaş ilerler. Faizler zamana yayılarak artırılır. Piyasada ani kırılmalar yaratmadan enflasyonun düşürülmesi hedeflenir. Bu yöntem ekonomide sert çöküşlere yol açmaması açısından daha avantajlıdır. Ancak bu program uzun süreceği için başarısı şok programa göre daha ağırlıklı olarak yapısal reformlara ve onların yaratacağı olumlu beklentilere bağlıdır. 

Türkiye’nin son yıllardaki deneyimi bu açıdan dikkat çekicidir. Özellikle 2021 yılında uygulanan düşük faiz politikası enflasyonun denetimden çıkmasına yol açtı. Enflasyon yükselirken faiz indirildi ve bunun sonucunda kur şoku yaşandı. Kur artışı maliyetleri yükseltti, yükselen maliyetler de hızla fiyatlara yansıdı ve sonuçta enflasyon yüzde 80’lere kadar çıktı.

2023 yılının ortasından itibaren daha geleneksel bir programa dönüldü. Faizler artırıldı, vergiler yükseltildi ve kayıt dışılıkla mücadele edilmeye başlandı. Bu yaklaşım aşamalı bir enflasyonla mücadele programı niteliği taşıyordu. Ancak programın en önemli eksikliği yapısal reformların devreye sokulmaması oldu. Oysa beklentileri düzeltecek olan şey tam da bu reformlardı.

Türkiye aslında geçmişte enflasyonu düşürmeyi başarmış bir ülkedir. 2001 krizinden sonra uygulanan program yalnızca faiz ve maliye politikalarından ibaret değildi. Bankacılık reformu yapıldı, kamu mali disiplini sağlandı, Avrupa Birliği tam üyelik süreci ekonomi açısından önemli bir çıpa işlevi gördü. Bu sayede beklentiler düzeldi ve enflasyon tek haneye geriledi.

Enflasyonu bir süre düşürsek bile onu kalıcı olarak düşük düzeyde tutamıyoruz. Bunun nedeni yıllardır aynı noktada düğümleniyor: Beklentilerin düzeltilememesi. Onun nedeni açıklanan programa güvenilmemesinde, onun da nedeni başta hukuk düzeni olmak üzere yapısal reformların yapılmaması, hatta mevcut olanların daha da bozulmasında yatıyor. Güven zayıfladığında beklentiler bozuluyor, beklentiler bozulduğunda da enflasyon yeniden yükselmeye başlıyor.


Yorumlar

  1. Yazınız için çok teşekkür ederim. Elinize sağlık!

    YanıtlaSil
  2. Akıl zekayı galabe ediyor... Yılan azalınca fareler çoğalır. Durgun su kurbağalanır. Leylekler çoğalınca yılanlar, fareler, kurbağalar azalır. Beyazlar azalınca Sarılar, Sarılar azalınca Siyahlar çoğalır, hepsi azalınca Kızılderililer çoğalır... Deli Dumrullar çoğalınca .......

    YanıtlaSil
  3. Hocam stajyer hazine kontrolörlüğü nasıl bir kadro sizce bilginiz var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amacınızın ne olduğuna bağlı. Hazine Kontrolörlüğü iyi bir meslek. Daha çok kamu kesiminde kalmayı düşünenler için iyi bir seçim. Eğer bir süre sonra özel kesimde görev alayım ya da kendi işimi kurayım diye düşünürseniz bu meslek ona pek yararlı olmaz.

      Sil
  4. Ustad ben enflasyonu dusurmek gibi bir istek olduguna inanmıyorum. Bunun bilinçli bir tercih olduğuna inanıyorum. Aksi durumda enflasyonu düşürüp belirli bir seviyede tutmak icin 5 yillik bir planlama ve yapısal reform takviminin uygulanması yeterli olacaktır. enflasyon sermaye transferinin en güzel oldugu ortamdır buna musade edildiğini düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Çünkü enflasyon düşer kur da normale dönerse bizim GSYH gerilemeye başlar.

      Sil
    2. paramız değerlendiğinde reel değerde GSYH artmaz mı? GSYH neden düşüyor? yüksek kur da ihracatın fazla olmasından ötürü mü

      Sil
    3. Döviz fren yapıyor ama tüccar vatandasın alım gücünün arttığını gördüğü için basıyor zammı!

      Sil
    4. GSYH TL ile hesaplanıyor. İçinde enflasyon da var.
      Sonra bu tutar Dolar kuruna bölünerek dolar cinsinden GSYH hesaplanıyor.
      Enflasyon ne kadar yüksek ve dolar kuru ne kadar düşükse dolar cinsinden GSYH ve kişi başına gelir o kadar yüksek çıkıyor.
      Dolayısıyla paramız değerli göründüğünde sanal olarak gelirimiz artmış görünüyor.

      Sil
    5. 2026 yılbaşından bu yana dolar kuru yaklaşık %5,6 oranında artış gösterirken, enflasyon (TÜFE) aynı dönemde toplamda %14,7 civarında gerçekleşmiştir.

      Sil
    6. Bu tam da istedikleri sonuç: GSYH ve kişi başına gelir hem TL hem de dolar cinsinden yüksek çıkıyor.

      Sil
  5. Temel herkese sürekli "Ben hastayım, ben hastayım" diyormuş. Bir gün ölmüş, mezar ziyaretine gidenler mezar taşındaki yazıyı okumuş. " Size hastayım ben, hastayım ben diyordum inanmıyordunuz. Noldi?"
    Bıkmadan usanmadan bizleri aydınlattığınız için teşekkürler. 😀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sevdiğim bir fıkradır. Bizim durumumuzu güzel özetler.
      Sağ olun.

      Sil
  6. Hocam yazınız için teşekkürler bizleri bilgilendiriyorsunuz.
    Diyeceğim şey hükümet olarak hiçbişey bilmesek veya yapamasak dahi sadece verilen kredileri takip edip kredi büyümesi olmasa herkese kredi kartı veya esnek hesap adı altında hazır limit tanımlanmasa yinede sorunları yaşar mıydık diye düşünüyorum.
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 🙏
      Yaşardık çünkü dediğim gibi beklentiler çok bozuk.

      Sil
    2. Mahfi Bey bir ekonomi profesyoneli olmadanda bu kadar anlaşılır olmanız aynı zamanda tüm gözlem ve fikirlerinizin hem tarafsız ve hemde kusursuz olması benim gözümde sizi Türkiyenin en iyisi yapıyor. Varlığınızla onur duyuyoruz

      Sil
    3. Çok teşekkür ederim, baştan beri amacım bu. Yani herkesin muhatap olduğu durumu herkesin anlayabileceği biçimde anlatabilmek.

      Sil
  7. "Enflasyon kamu yaratır. Milton Friedman"
    Buradan hareketle acaba enflasyon gerçekten düşünülmek isteniyor mu Hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence istenmiyor, çünkü o zaman GSYH ve kişi başına gelir düşük çıkar.

      Sil
  8. Hocam yapalım bi 20-30 yapısal reform, deflasyona bile gireriz

    YanıtlaSil
  9. Hocam bugün neşelisiniz, sizin adınıza sevindim :)
    Seçim ekonomisini gireleceği söyleniyor, bu konusunda ne düiünüyorsunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu ekonominin asla düzelmeyeceğini.

      Sil
    2. Aman hocam :)
      Asla demeyin, keskin cümleler genelde gerçekçi değildir

      Sil
  10. Hocam tek bir cevap istiyorum. Eğer merkez bankası para basmayıp etrafa para saçmasaydı bugün enflasyon ne kadar olurdu. Bunu neden hiç dile getiremiyorsunuz. Enflasyonun ürediği bataklık enfekte olmuş para değil mi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merkez Bankası iddia edildiği kadar para basmış değil. Ben para arzı büyüklüklerini izliyorum MB enflasyon + büyüme oranından fazla para basmıyor. Asıl sorun kamu kesiminin israfı ve beklentilerin çok bozuk olması.

      Sil
  11. Hocam fili çok güzel tarif etmişsiniz ama o nesne fil değil.

    YanıtlaSil
  12. Bence artık enflasyonla mücadele edende bir ekonomi yönetimide yok 3 yıldır uğraş verilen şey ödemeler dengesi krizine girmemek için bir mücadele var.
    Ayrıca buğün yaşadğımız enflasyon son seçim öncesi salınan paranın sonuçu değilmidir?

    YanıtlaSil
  13. büyük bir güven problemi var. insanlar almak istemedikleri ürünleri 1 ay sonra daha pahalı olacak düşüncesiyle almak zorunda hissediyor. öne çekilmiş bir talep enflasyonu yaşanıyor. bu bozulmuşluğun mevcut hükümet ile giderileceğine inanılmadığının da bir göstergesi ki ben de o şekilde düşünüyorum. tasarruf yapmak, eldeki parayı harcamaktan daha pahalıya geliyor. Liyakat yok, güven yok, huzur yok, birilerinin yanında değilsen haklı bile olsan haksızsın... Kısa vadede hiç ışık yok ve her geçen gün karanlık daha çok artıyor.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder