Marksizm Neden Hala Güncel?

Yanıtlamamız gereken ilk soru şu: Kapitalizm neden hâlâ ayakta? Üstelik bunca krize, eşitsizliğe ve tartışmaya karşın neden çökmüyor? Bu sorunun peşine düşen herkesin yolu er ya da geç Karl Marx’a çıkıyor.

19’uncu yüzyılda yaşayan Marx, ortaya koyduğu analizlerle sadece kendi dönemini değil, bugünü anlamak için de hâlâ güçlü bir çerçeve sunuyor. Marksizm, özellikle Sanayi Devrimi’yle birlikte ortaya çıkan büyük dönüşümleri açıklamak için geliştirildi. Bu yaklaşımın merkezinde basit ama sarsıcı bir görüş var: Tarihi asıl biçimlendiren şey insanların düşünceleri değil, içinde yaşadıkları maddi koşullardır.

Bu bakış açısına göre insanlık tarihi, temelde sınıflar arasındaki mücadelelerin tarihidir. Kapitalist sistemde bu mücadele, üretim araçlarını elinde tutanlarla emeğini satarak yaşamını sürdürenler arasında yaşanıyor. Yani bir yanda az sayıda sermaye sahibi, diğer yanda geçinmek için çalışmak zorunda olan milyonlar.

Marx’a göre sorun burada başlıyor. Çünkü kapitalizm doğası gereği eşitsizlik üretir. İşçiler, ortaya koydukları değerin tamamını alamaz; bir kısmı sistematik olarak sermayeye aktarılır. Marx bunu artı değer kavramıyla açıklar. Bugün etrafımıza baktığımızda bu fikri anlamak zor değil: Uzun saatler çalışmasına rağmen geçinemeyen insanlar ve servetini sürekli büyüten küçük bir azınlık.

Marksizmin belki de en güçlü yanı burada ortaya çıkıyor: Suçu bireylerde değil, sistemde aramak. Yani mesele kötü insanlar değil, işleyişin kendisidir. Bu yüzden gelir eşitsizliği, güvencesiz çalışma ya da ekonomik krizler tartışılırken Marx’ın adı hâlâ masaya gelir.

İşin bir de diğer tarafı var. 20’nci yüzyılda Marksizm adına kurulan bazı rejimlerin otoriter ve baskıcı yapılara dönüşmesi, bu teori açısından en ciddi tartışma alanlarından birini oluşturdu: Teoride güçlü olan bir düşünce, neden uygulamada aynı başarıyı gösteremedi? Bunun yanıtı biraz da bu sistemin uygulandığı ülkelerin yapısında saklı. Marx devrimlerin en gelişmiş kapitalist ülkelerde gerçekleşmesini bekliyordu. Ama tarih farklı ilerledi: Büyük devrimler, Rusya ve Çin gibi bambaşka koşullara sahip toplumlarda ortaya çıktı.

Bazı düşünürlere göre Marksizm, toplumu fazlasıyla ekonomik bir çerçeveye indirgiyor. Kültürün, siyasetin ve bireysel tercihlerin rolünü yeterince ele almıyor. Her şeyi ekonomi üzerinden okumak, gerçeğin bir bölümünü gözden kaçırmak anlamına gelebilir.

Asıl soru şudur: Marx’ın kapitalizmin çökeceği öngörüsü neden gerçekleşmedi?

Bunun en önemli nedenlerinden biri, kapitalizmin sanıldığından çok daha esnek bir sistem olması. Zaman içinde kendini dönüştürmeyi başardı. Ağır çalışma koşulları kısmen iyileşti, sendikalar ortaya çıktı, sosyal güvenlik sistemleri kuruldu. Asgari ücret, işçi hakları gibi uygulamalar sistemi tamamen değiştirmese de daha katlanılabilir hale getirdi. Öte yandan kapitalizm yalnızca üretimle değil, tüketimle de güçlendi. İnsanlar artık sadece kazandıklarıyla yaşamıyor: Kredi kartları ve borçlanma, sistemi daha da derinleştiriyor.

Zaman içinde kapitalizm, ilk ortaya çıktığı döneme göre emeğe karşı yaklaşımında yumuşamış olsa da son elli yılda özellikle neoliberal politikalarla birlikte bütün dünyada eskiye dönüş eğilimine girdi: Sendikalar güçsüzleştirildi, işçi hakları daraltıldı.

Kapitalizmin son yıllarda yeniden sertleşmeye başlamış olması Marksizmin niçin hâlâ tartışmanın merkezinde olduğunu açıklıyor

Yorumlar

  1. Bence kapitalizm çökeli epey oldu. Toplumlar bunun farkında olmadığı için çökmediği sanılıyor. Mevcut eğitim sistemi bunu anlamasına izin vermiyor. Sadece eğitim sistemi de değil, aynı zamanda bunu fark ettirecek tüm bilgiler ortada yok. Normal olan bu zannediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kapitalizmin en zararlı temel ilkesi faizciliktir. Ticaret başka faiz başkadır. Faiz eninde sonunda sistem üzerinde büyük tahribat oluşturur..

      Sil
    2. Zararlı olan faiz değil enflasyondur.

      Sil
    3. Bir markette yüzlerce ticari ürünün yanına bir de parayı mal gibi koyup satmak esyanın tabiatına aykırıdır. Para mal değil ki kiraya veresin veya satasın.

      Sil
    4. Ekonomide para da maldır.

      Sil
    5. Para paradır mal maldır. 5 milyon lira asla bir ev değildir. Gidip 5 milyon lira ile bir ev alırsan bu bir ev olur ve buna ticaret denir. Eğer 5 milyon lirayı satar veya kiraya verirsen bu da faiz olur. Faiz başka ticaret baskadır. Ticaret farklı şeyleri takas etmektir. Aynı cins bir şeyi verip fazlasını istersen bu faiz olur. Mesela 10 çuval un verip 12 çuval un istersen buna faiz denir. Ama 10 çuval un verip 12 çuval arpa istersen bu ticaret olur. Bu yüzden zaten ticaret ve faiz diye ayrı ayrı kavramlar var değil mi?.

      Sil
    6. Bir evi verip karşılığında 5 milyon alıyorsanız o 5 milyon da maldır.
      Altın mal mıdır değil midir? Maldır değil mi? Peki paramız eskiden olduğu gibi kâğıt para yerine altın olsaydı bu mal olacak mıydı olmayacak mıydı?
      Faiz başka ticaret başka değildir. Eğer bir malı vadeli sattığınızda daha yüksek bir paraya satmışsanız o aradaki fark siz başka bir isim bulsanız da faizdir.

      Sil
    7. Velev ki herşey mal olsun. Siz paraya takılmayın. Bir malı verip başka bir mal istersen bu ticaret olur. Mesela 1 kilo altın verip ev alırsan bu takas yani ticaret olur. Eğer 1 kilo altın verip 1 kilo 100 gram altın istersen bu ticaret olmaz faiz olur. Ama siz faiz de ticaret gibidir deyip işin içinden sıyrılıyorsunuz. Faiz İnsanların bildiği bir ticaret anlayısı değil. Sonradan eklemlenmiş arızi bir durum. Vadeli satış faiz demek değildir. Adı üstünde peşin ticaret vardır vadeli ticaret vardır. Faiz ticaretten bağımsız bir isme sahip. Ticaret olsaydı kimse ona faiz adını vermezdi.

      Sil
    8. Hocam elinize sağlık. Arkadaşa önerim iktisata giriş dersini okusun. Kendi iyiliği için yazıyorum. Anlam karmaşasından kurtulur. Saygılarımla Fatih Demirtaş

      Sil
    9. Ne deseniz boş Fatih Bey.

      Sil
    10. Yorumları okudum ben de kendimce katkıda bulunmak istiyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim, ticaret ile faiz aynı şey değildir. Çünkü ticaret ile faizi ayıran en büyük fark risktir. Faizde parasını borç veren hiçbir risk almaz, sadece parasının geri gelmesini ve üzerine eklenecek fazlalığı (paranın kirasını) garanti altına alır. Vadeli satışta ise satıcı, malın mülkiyetini, teslim riskini ve satış sonrası sorumluluğunu (ayıplı mal vb.) üstlenir. Ticaret risk içerir, faiz ise risksiz kazançtır.

      Ticaret ''mal'' ile yapılır. Peşin satışta olduğu gibi vadeli satışta da ''mal'' üzerinden kazanç sağlandığı için vade farkı faize girmez. Ayrıca faizde süre uzadıkça borç katlanarak artar, ticarette ise vade farkı satış anında sabitlenir; borçlu ödemeyi geciktirse bile vade farkının üzerine ekleme yapılamaz. Aradaki fark ''paranın kirası'' değil, malın ''peşin veya vadeli'' olmasına göre biçilen değerdir. Eğer alıcı vade gününde ödeme yapamazsa, satıcının mağdur olmaması için parasının uğradığı reel değer kaybı (enflasyon farkı) kadar tazminat talep edilebilir; bu bir faiz değil, hakkın korunmasıdır. Çünkü esas olan kimsenin haksızlığa uğramamasıdır. Fakat bu reel kaybın üzerinde bir gecikme zammı alınırsa, işte o kısım faiz olacaktır.

      Asıl mesele ise bence bu reel değer kaybının nasıl ölçüleceği konusudur. Çünkü TÜİK'e güvenmeyen milyonlar var ki ben de onlardan birisiyim. Bu noktada altına dayalı endeks bana çok daha tutarlı geliyor. Bu yüzden geçmişte yapılan altın hesabı karşılaştırmalarını önemsiyorum.

      Sil
    11. Uluslarası devlet ve özel sektör kuruluşları TÜİK'e güveniyor ona göre hesabını yapıyor. Özel sektör veya uluslararası kuruluslar yaş tahtaya basar mı?

      Sil
    12. Basmıyorlar zaten ve o nedenle de Türkiye'ye yatırım yapmak yerine borç verip yüksek faiz alıyorlar. Verilere güvenseler doğrudan yatırım yaparlar borç vermezler.

      Sil
    13. Yabancılar değil o zaman Türkiye'de parasını bankaya yatıran şirketler ve şahıslar enflasyonun altında faiz geliri elde ederek durumu sineye mi çekiyorlar.

      Sil
    14. Defalarca anlattım ama okumamışsınız. Son bir kez daha anlatayım.
      2.222 doları olan bir yabancı parasını Türkiye'ye getirip bankaya yatırsa bir yılda 2,22 dolar faiz alır. Çünkü bankalar döviz mevduata binde 1 faiz veriyor. Oysa bunu TL'ye çevirse eline yaklaşık 100.000 TL geçer. Bunu % 40 faizle bankaya TL mevduat olarak koysa yılsonunda anapara + faiz olarak elinde 140.000 TL olur. O tarihte kur 55 TL olsa ve bu kurdan dolara dönse elindeki para (140.000 / 55 =) 2.545 dolar olur. Bunun (2.545 - 2.222 =) 323 doları faiz geliri olur. Bu da (323 / 2.222 =) % 14,5 dolar faizi eder. Dünyanın hiçbir yerinde bu kazancı elde edemezsiniz. Böylece biz % 14,5 faizle dolar borçlanmış oluruz. Türkiye son iç yılda bu şekilde milyarlarca dolar ödedi.
      Aynı durum Türkler için de geçerli.
      100.000 liranızla bugün dolar alsanız 45 TL kur ile 2.222 dolarınız olur. Bunu bankaya yatırsanız bir yılda binde 1 faizle (bankalar o kadar veriyor) 2,22 dolar faiz alırsınız. Oysa bunu TL ile yatırırsanız ve yılsonunda dolar alırsanız aynen yukarıdaki sonuç ortaya çıkar.
      Umarım şimdi niçin yabancılar buraya gelip para yatırıyor sorunuzun yanıtını bulmuşsunuzdur.
      Bu denklemde bizim enflasyonu 30 ya da 50 açıklamamızın hiçbir önemi yoktur. Önemli olan kuru enflasyondan düşük tutmamızdır.
      Ne yazık ki görüntüyü kurtarmak için milyarlarca doları bu yolla sokağa attık, zengini daha zengin yaptık. Son iki yılda dolar milyoneri sayısının artması boşuna olmadı.

      Sil
    15. Yabancı kazanıyor. Size göre Türkler de dolar bazında kazanıyor. Acaba Türkler böyle bir strateji izliyor mu? Bence ezici çoğunluğu izlemiyor. Dolara olan talep yok yani. Eğer dolar bazında kazançtan bahsedeceksek istisnasız herkesin geliri döviz bazında artıyor.

      Sil
    16. Belki okumuşsunuzdur dolar milyoneri Türklerin sayısında inanılmaz oranda artış olduğu yazıldı medyada. Nasıl oldu sanıyorsunuz. Bu işlerin sencesi bencesi olmaz. Bu işler kanıt ister.
      Doları olması gereken 65 TL yerine 45 TL'de tutarsanız herkes dolar zengini olmuş gibi görünür. Kendinizi kandırmayın.

      Sil
    17. Siz bu durumda asgari ücretin 630 dolar değil 430 dolar olması gerektiğini düşünüyorsunuz. Ben bu seviyeleri astıgımızı düşünüyorum. Bunu yaptıgımız ihracattan ve sokaktan anlıyorum. Türkiye hilesiz hurdasız 400 milyar dolar mal ve hizmet ihracatı yapıyor. Sokaklara bakınca yeni yapılan apartmanlara bakın dünya standartlarında değil mi. Arabalar dünya standartlarında değil mi üstelik bu manzara her geçen gün artıyor. Açıkçası standardımız 630 doların bile üstünde olması lazım.

      Sil
    18. Öyle düşünmüyorum öyle olduğunu söylüyorum. Verilerle oynayarak geliri artıramazsınız. Kendinizi kandırırsınız, bir de size inananları.

      Sil
    19. hocam 13,32de yazdığız şey sadece dolardan türk lirasına geçişte mi geçerli. yani Türk lirası olan türk lirası cinsinden faize yatırıp vade sonunda kura bakarak yine örnekte verdiğiniz gibi yüksek faiz alır mı? Yoksa sadece dolardan dönenlere mi bu yüksek dolar faizi

      Sil
  2. Aslında şu anki Çin sistemi tam bir komünizm değil, "Çin'e özgü sosyalizm" dedikleri bir modeldir. 1978'den sonra "fakir kalarak komünizme varılamayacağını" savunarak kapılarını kapitalist yöntemlere (özel sektör, yabancı yatırım, borsa) açtılar. Amaçları, kapitalist yöntemlerle zenginleşip güçlenmek, ancak ipleri hep devletin (partinin) elinde tutmaktır.

    Öte yandan Rusya örneğinde ise durum daha farklı bir uçta; Marksist mirasın küllerinden doğan, devletle iç içe geçmiş devasa bir sermayeye sahip ''Oligark'' sınıfı oluştu. Her iki model de bize şunu gösteriyor: Kapitalizm kendisini nasıl borçla makyajlıyorsa, Marx'ın işaret ettiği o ''merkezi güç ve sermaye birikimi'' ilişkisi de sadece kabuk değiştirerek varlığını sürdürüyor.

    Sizce Çin'in bu hibrit modeli, Marx'ın öngördüğü nihai sona bir hazırlık mı yoksa tamamen yeni bir kapitalizm türü mü?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çin meselesi oldukça karışık. İki türlü de yorumlanabilir: (1) Komünizm aşamasına geçiş sürecinde kapitalizmle sosyalizmin bir karması olarak da yorumlanabilir, (2) Merkezi planlamanın yanına piyasa sistemini de koyan hibrit bir sistem olarak da yorumlanabilir. Bir süre sonra tam olarak hangisine benzediği daha net ortaya çıkacaktır.

      Sil
    2. Ticareti geliştiren en iyi iş modeli hangisi? Faizi işin içine katan sistem ticarete zarar verir ve ardında yıkım bırakır. Komünizmde ticaret özgürlüğü kısıtlandığı için gelişim olmadı ve olmaz da!

      Sil
    3. Ticarete faiz değil enflasyon zarar verir. Enflasyon yoksa zaten faiz de olmaz. Yanlış yere konsantre olmayın.

      Sil
    4. Enflasyonsuz hayat nerede var ki? Enflasyonsuz hayat mümkün mü?

      Sil
    5. Bizim gibi birkaç ülke dışında her yerde enflasyonsuz hayat var. Gelişmiş ülkeler ortalaması % 2,5, gelişmekte olan ülkeler ortalaması % 4,5. Bunu da Türkiye, Arjantin ve diğer birkaç ülke yükseltiyor.
      Sıfır enflasyon zaten iyi bir şey değil. Çünkü ekonomi canlılığını kaybediyor. Japonya bunun en iyi örneği. Yıllık % 2 - 3 enflasyon ve % 3-4 faiz ideal oranlar.

      Sil
    6. Sizin düşük gösterdiğiniz yüzde 1 veya 2 reel faiz krizler patlak verdiğinde ekonominin yüzde 100'ünü sarsıyor. Faiz krizleri daha sarmal hale getirir. Faiz olmasa krizler daha az lokal etkilerle atlatılır.

      Sil
    7. Değerli Hocam, "Enflasyon yoksa zaten faiz de olmaz" derken, parayı ödünç vermenin *riskini* gözardı etmiyor musunuz?

      Sil
    8. Demek ki neymiş faiz yalnızca bir fazladan alınan pay değilmiş. Bir risk karşılığı da söz konusuymuş. Teşekkürler katkınız için.

      Sil
    9. Başarısız kapitalistlerin başarısızlıklarını gizlemek için kullandığı boş bir önermedir Marksizm. Mevcut para sistemi sürdüğü sürece hiç bir “izm” çare olamaz.

      Sil
    10. Bence öncelikle Marksizm üzerinde biraz çalışmanız gerekli.

      Sil
    11. Marks tezini ortaya koyduğundan beri üzerinde çalışılıyor hocam. Ama henüz bir pozitif sonuç elde edilemedi. Siz kendiniz yazmışsınız zaten, teoride mükemmel gibi görünen ama pratikte gerçekleşemeyen diye. Olay budur. Artık alternatif bir sistem üzerinde çalışmanın zamanı gelmedi mi?

      Sil
    12. Bence, insanın bireysel açlığı, tatminsizliği yüzünden hiç bir "-izm" başarıya ulaşamaz. çok basitleştirirsek, kapitalizm de zaten bu bireysel açlık sayesinde devam ediyor, sermaye sahibinin zaten tuzu kuru, çalışanların çoğunluğu da köşe dönme hayali peşinde. insanlığı düşünen yok.

      Sil
  3. Tüketim kültürü kendiliğinden mi oluştu, yoksa kasten mi inşa edildi? En zengin on kişinin servetinin, dört milyar insanın toplam varlığından daha fazla olduğu bir sistem nasıl oluyor da hâlâ ayakta kalabiliyor? Şundan emin olun: Asgari ücretle geçinmenin 'katlanılabilir' olduğunu iddia eden biri, ömründe bir kez bile asgari ücretle yaşamamıştır. Vesselam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru, o nedenle asgari ücretin yüksek olduğunu öne sürebiliyorlar. Bu açıkçası bana çok şaşırtıcı gelmiyor, asıl şaşırtıcı olan asgari ücret alıp bunun yeterli olduğunu, gayet de iyi geçindiklerini öne süren fanatik taraftarlar.

      Sil
    2. Bir ekonomi düşünün ekonomisi güçlü olduğu için asgari ücreti 1600 dolar. Bir diğeri 160 dolar. Maaşlar masa başında klavye tıklatarak artmıyor. Üretim ile artıyor. Her ekonomide azami maaş ve asgari maaş vardır.

      Sil
    3. sistemin nasil ayakta kalabildigi uzerine : sermayedarlarin hem kuresel hem bolgesel hem de yerel capta ortak karar alip strateji gelistirdikleri, ortak amac uzeri birlestikleri, aslinda orgutlendikleri, dernekleri localari buyuk kulupleri var ve senin orgutlenmene asla musaade etmiyorlar.

      Sil
    4. İşçi örgütleri de var. Seni kimse zorla orada çalıştırmıyor. Beğenmiyorsan işi yapmazsın. Hem işe muhtaç olacaksın hem de keyfe keder çalışacaksın. Böyle bir dünya var mı? İnsanlar bundan 200 yıl önce köle olayım da barınacak karnımı doyuracak bir yerim olsun diye arayıştaydı. Şimdi zenginlik artmış insanlar ev araba sahibi oluyor tatile çıkıyor ama hala bunu beğenmiyor. En iyi maasları büyük işyerleri veriyor. Eğer daha fazla kazanılacaksa bu ekonomik büyüme ile olur. Patronun karının hepsini işçiye versen işçinin hayatında bir zenginlik oluşmaz! Yok adamın milyar dolarları varmış hakça paylasım yokmuş. Bir holdingin o seneki tüm net karını işçilere versen bile o işçinin maaşını yüzde 50 bile artıramazsın. Çözümü üretimi artırmafa arayın.

      Sil
    5. üçüncü yorum sahibi çok doğru söylemiş ki adam smith'in bile dikkat çektiği bir şeydir. sermaye sahipleri sayıca az oldukları için kolayca bir araya gelebilir, çıkarlarını savunabilir, örgütlenebilir. ancak dördüncü yorum sahipleri gibiler yüzünden emeğiyle geçinenlerin örgütlenmesi hem zor hem faydasız.

      Sil
    6. arkadaş holding sahibi galiba holdinglerden daha çok savunuyor onları ama şaşkının farkında olmadığı şey üretim delicesine artarken işçi ücretlerinin git gide düşmesi

      Sil
    7. Holding'in tüm kârını alıp işçilere verseler bile işçi zenginlesmez Hayal dünyasında yaşayanlara sorsan tam tersini söyler.

      Sil
  4. HOCAM,
    peki Marx haklı mı kapitalizm çökecek mi
    ben şahsen bu yüz yılda çökeceğini düşününüyoryum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hiç sanmıyorum. İnsanlar ticareti bırakmaz. İnsanların çoğu Allah'ın kanunlarına uymayı reddettiği için faizi de bırakmaz. Serbest ticaret ve faiz kapitalizmin özüdür. Bu durumda kapitalizm yaşar.

      Sil
    2. Kapitalizm çökebilir ama bunu bizler görür müyüz bilemem.

      Sil
  5. Kapitalizim dünya habitatına , canli yasamlara en uygun ornek oldugundan cokemez siz dogada aslan ile ceylanin paylastigini ,is bolumu yaptigini . Sellerin nehirlerin taşı toprağı bire kattığını .Kutle cekimi yuksek olan karadeligin gezegenleri yutmaktan vazgectigi bir sistem olamaz. Tıpkı insan yaşamındaki mücadele gibi kapitalizim her zaman daha fazla kazanma hırsı, güçlü olanın söz sahibi olduğu bir ortamda bu fırsatları var etmesi bir bütün olarak yaşanmadına ,yok olmamasına sebep olmaktadır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faizsiz serbest ticaret veya faizli serbest ticaret. Bu iki olgu kıyamete kadar sürer..

      Sil
    2. Faizsiz ticaret diye bir olgu yoktur. Sadece faiz yerine başka bir ad altında benzer uygulamalar vardır.

      Sil
    3. Faiz varsa faizsiz de vardır. Herşey zıddıyla kaimdir.

      Sil
    4. Faizsiz ekonomi yoktur. Tıpkı kârsız ekonomi, rantsız (kirasız) ekonomi olmayacağı gibi. Mutlaka vardır ama adı faiz değildir.

      Sil
    5. Adı faiz değilse farklı değerlerin takası var demektir. İnsanlar da buna ticaret diyor.

      Sil
    6. Kendinizi kandırmak istiyorsanız devam edin. Kar payı faiz değilse niye faizle aynı oranda oluyor acaba?

      Sil
    7. Faiz enflasyona göre belirlenir. Kar payı çıkan kara göre hesaplanır faizin altında eşit veya üstünde olması bir şeyi değiştirmez. Faiz para yatırana vade sonunda sabit bir miktar ödemeyi taahhüt eder Kar payında bir taahhüt verilmez.

      Sil
    8. Görünürde aynen dediğiniz gibidir ama aslında faizle hep denk çıkar. Bu tür uygulamalara Hile-i Şeriyye denir.

      Sil
    9. kapitalizm 200 yıldır var yani insanın doğası felan değil

      Sil
    10. Serbest ticaret ve faiz 200 yıldır mı var?

      Sil
    11. Ticaret insan kadar eski muhtemelen ve o zamanlar zaten serbestmiş. Sonradan kısıtlanmış. Şimdilerde yine serbeste yakın. Faizin tam tarihi bilinmiyor ama enaz 4 - 5 bin yıldır var. Bu konudaki yazımın linki:
      https://www.mahfiegilmez.com/2019/11/faizin-dogusu-ve-yasaklanmasnn-oykusu.html

      Sil
    12. Öte yandan kapitalizm de oldukça eski bir sistem ama adının konması Marx tarafından sanayi devrimi sonrasında yapıldığı için 200 yıllık sanılıyor. Oysa ondan önce koskoca bir ortaçağ ve ticaret kapitalizmi söz konusu. Ondan önce de tarım kapitalizmi var. Bunlara isim konmadığı için kapitalizm denince yalnızca sanayi kapitalizmi anlaşılıyor.

      Sil
    13. Faiz 200 yıldır varsa niye üç İbrahimi din faizi haram kıldı? Faiz insanlığın gerçeğidir. Tarihteki en eski meslek nasıl bir insanlık gerçeği ise faiz de gerçektir. Faizsiz hayat mümkün değil. Kimse enayi değil parasını bedavaya kullandırtsın. Sen paranı bedavaya mı kullandırtıyorsun? Madem böyle yüce gönüllü bir varlıksın bana 100.000TL borç ver faizsiz, 1 yıl sonra ödeyeceğim.

      Sil
    14. Sen bu eski mesleklerin ve gerçeklerin yanında mısın yoksa karşısında mısın? Bir şeyin varlığı onun doğru olduğu anlamına gelmez. Meşruiyete bakılır.

      Sil
  6. Ömer SARIKOÇ2 Mayıs 2026 16:22

    Hizmet ve mal üretim ( ya da tüketim ) oranının zaman içinde değişmesini bu konu odağında nasıl değerlendirebiliriz hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapısal değişim zaman içinde fiziki üretimden hizmet üretimine kaymasıyla oluyor ve gelişme de bu demek.

      Sil
  7. hüseyin Uygun2 Mayıs 2026 16:24

    Marksizm Kominizmin Din kitabı gibi sunulmasını kabul ediyorum. Lakin Marksizm insanı sadece ekonomik dinamikleri üzerinden baz alması eksiktir. Marksizmin eksikliklerini en iyi tespiti Antonio Gramhci yapmıştır. Gramhci hapishane defterinde İnsan sadece ekonomik dinamikleri üzerinden değerlendirme yaparsanız kapitalizm karşısında savunmamasız bırakırsınız. Zira İşçi sınıfını kültürel sermayesini baz almak gerekiyor diyede ekliyor. İşçi sınıfını, kapitalizm tüketici olarak etiketlediği günden bu yana İşçi sınıfı borç ve ideoloji arasında sıkışınca borcu ödemeyi seçmiştir. Ipon 17 al demiş İşçi İşçi almış bedelini öderken ideolojiden ayrılmak zorunda kalmıştır. Gramhci gibi temeli inşâ ederken doğru bakan kimselere ihtiyaç vardır, Marksizm konusunda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Marksizm tamamen kapitalizme tepki olarak doğmuştur. Marksizm aşırılıklarla dolu ve insan doğasına son derece ters bir ideolojidir. İnsanlığa felaketten başka bir şey getirmemiştir.

      Sil
    2. Evet,marksizm kadük kalmıştır.

      Sil
    3. yorumlara da baktığımızda görüyoruz ki hatırı sayılır insan bu vahşi kapitalizmi satın almış, çok mutlu. bununla biz sosyal demokratlar baş edemeyiz mesela. vahşi kapitalistlere aşırılıklarla dolu komünistler çare olabilir. saygılar.

      Sil
    4. insan doğasının ta kendisidir marksizm esas kapitalizm insan doğasına aykırıdır insanları bireyselleşmeye iter yanıbaşında biri ölse umursamazsın kar hırsına bürür tek tıkla onlarca kişiyi umursamadan işsiz bırakırsın para tekelde toplanır insanlar çadırlarda yaşamaya başlar binlerce daireni boş tutar insanları çadıra mahkum edersin ama umrunda olmaz

      Sil
  8. Mahfi bey, mukayese ve muhakemeye dayalı yazılarınız için teşekkür ederim, hangi rejim insan yaratılış ve doğasına uygun ise o rejim büyümeye, refaha ve yaşamaya devam eder, kendimize şu soruyu soralım, bir insan kendi işindemi daha çok çalışır, yoksa başka birinin işindemi daha çok çalışır, bunun cevabı sonucu vermesi gerekir, selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Serbest ticaret ve girişim insan doğasına uygundur ama faiz uygun değildir. Ama insanlar faizle iş yapmaya devam ediyor.

      Sil
    2. İşin doğası neyse artık.

      Sil
    3. İşin doğası serbest ticaret. İhtiyacın olan malı ancak ticaret yoluyla elde edersin. Faiz de kendisini uyanık zanneden takasa yani ticarete ne gerek var. İnsanların en çok neye ihtiyacı varsa onu verip fazlasını isteyeyim demistir. İnsanların buğdaya ihtiyacı varsa ona buğday vereyim ama yüzde 10 veya 20 daha fazla buğday isteyeyim demiş. Günümüzde bu para olmuş. Ticari işlemlerle uğraşmadan para verip üstüne kar koyup para kazanmak insan doğasına uygun değil. Üstelik o faizle alınan paralar hep ticaret için kullanılıyor. Bir insanın 1 çuval un verip 1 çuval mısır alması doğal bir işlemdir. Ama 1 çuval un verip daha fazla un istemesi bir ticaret değildir. Bu arızi bir durumdur. Birçok insan da ne var bunda bu da ticaret gibi diyor. Halbuki bu bir arızi durum. Kısacası aynı cinsten bir şey verip fazlasını istemek hiç te doğal durmuyor!

      Sil
    4. Yani bir insanın sahip olduğu evi bir başkasına kiraya verip karşılığında para alması doğal ama aynı insanın evini satıp elde ettiği parayı başkasının kullanımına verdiğinde faiz alması doğal değil öyle mi? Anasına babasına kardeşine vermiyorsa bu parayı niçin başkasına bir yılda enflasyon kadar en azından eğer kaybedecek parasını karşılıksız versin? Bu işte mantık var mı? O zaman evini de kira almadan versin.

      Sil
    5. Hüseyin Karakaş4 Mayıs 2026 16:27

      Sen beni tanimiyorsun, ben seni tanimiyorum, dostum veya babamin oglu degilsin. sen benden 10 cuval un istesen sana veririm ama karsilik olarak 1 cuval fazla ve teminat veya kefil isterim. ben unumu seninle paylasirken sen ondan kar edip satacaksin, ben karimdan vaz gecmis olacagim. iste bu denklemi saglayan sey faizdir. Enflasyonun olmadigini varsayiyorum, enflasyon durumunda faizin birinci belirleyicisi zaten enflasyondur.

      Sil
    6. Ev kirası ve para kirası mantığı anlamsız. Kağıdı kiraya vermek bile yapay duruyor. Parayı neden karşılıksız versinler diyorsunuz. Eğer parasını artırmak istiyorsa mudi veya banka sana para vermesin gitsin ihtiyacı olan için malı satın alsın sonra da sana taksitle satsın. Böylece paranın gerçekten her zaman ticarete gittiği belli olur. Adam parayı alırsa belki içki içecek kumar oynayacak veya fuhşa gidecek. Belki parayı alıp har vurup harman savuracak. Bu birinci görünen zarar. Faizin daha büyük yıkıcı etkisi kriz anlarında ortaya çıkar. Bunu anlatması uzun sürer. Büyük buhran ve 2008 küresel krizde faizin etkisi sistem üzerinde domino etkisi yaratmıstır. Bankalar kar ve zarar ortakliğına göre.udilere para verse kriz anında sistem daha az zarar alır. Ama mudiler ben kriz dinlemem paramı faiziyle isterim derse bu varolan krizi daha da sarmal hale getirir.

      Sil
    7. Yazdıklarınızı bir kez daha okusanız yorumunuzun ne kadar zorlama olduğunu, sırf faize karşı çıkmak için mantık dışına çıktığınızı göreceksiniz.
      Hiçbir kriz faiz nedeniyle çıkmaz. Krizler ya enflasyon ya finansal ve reel balonlar ya da kurun yanlış belirlenmesiyle çıkar. Tam tersine çoğu krizin çözümü için faize başvurulur.
      Faiz sebep değil sonuçtur. Tersini düşünüp uyguladığımız için bugün bu noktadayız.

      Sil
    8. çabanız beyhude. türkiye'de böyle altı çok da dolu olmayan, faizler olmasa her şey düzelecek sanan bir tür muhafazakar - dini anlamda değil - anti kapitalizm var.

      Sil
    9. Ben bunu dedim "Büyük buhran ve 2008 küresel krizde faizin etkisi sistem üzerinde domino etkisi yaratmıstır" Finansal piyasadaki her zincir halkasının birbirine faiz yüküyle bağlanması sistem üzerinde büyük yıkım bırakır. Eğer finansal piyasadaki her zincir halkası birbirine kar zarar ortaklığı ile bağlansa sistem üzerindeki tahribat daha sınırlı kalır. Yani normalde ticaret yapanların işleri kesat giderse zarar eder ama sırf ortaya parasını koyup satarsa onun için zarar etmek yok hep kar etmek var! Parasını ortaya koyup satanların dokunulmazlığı mı var? Onlar da kara ve zarara ortak olsunlar. Normal olması gereken bu değil mi?

      Sil
    10. kendi işinde çalışırsa.

      Sil
  9. Mahfi bey, geçen günlerde Esfender Korkmaz hoca yazdı, sosyalist bir ülkeye geziye gitmişler, bütün arazilerin devletin elinde olan bir ülkede yaşayan insanlara evlerinin yanında yarım veya bir dönüm arazi vermişler, kişilerin sahip olduğu yerlerde her yer yemyeşil ve bakımlı ve verimli iken devlete ait arazilerin bakımsız olduğunu yazdı, devlet arazisinde buğdaylar bir karış iken kişisel arazilerde diz boyu imiş selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzak diyarların birindemi bu sosyalist ülke,kaf dağının ardındamı yoksa?

      Sil
    2. Kominist ve sosyalist rejimlerin tamamı, çünkü her şeyin sahibi devlet olunca, eglencelik ve geçimlik mekanlar vermişler,

      Sil
    3. amerikanın ambargosu altında olan bi ülkemiymiş

      Sil
  10. Mahfi bey, bizim ülkemizde bazı partiler için üretmeden üleşmek peşindeler diye yorumlar yapılıyor, üretmeden üleşmek nasıl oluyor acaba, fakirliğimi yoksa zenginliğimi paylaşmak lazım, selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türk toplumu fiziksel üretim görmediğinde üretim yapılmadığını düşünüyor. Oysa hizmet üretimiyle elde edilen gelirle fiziksel üretim ürünlerini ithal etmek mümkün. Türkiye üretim yapıyor ama ne yazık ki ürettikleri yüksek teknoloji ürünü olmadığı için tercih edilen ürünler değil. Daha doğrusu o tür ürünü üreten çok ülke var ve bizden ucuza üretiyorlar.

      Sil
  11. Mahfi bey, yedek subay okulunda Atatürk inkilapları dersinde kapitalizm, sosyalizm, ve Atatürk çü ekonomi modelinin iyi ve kötü yönleri mukayeseli olarak anlatıldı ulu önderimiz Atatürk iktisat kongresinden önce bu rejimleri incelemiş ve o günün şartlarına uygun formulü belirlemiştir, bu konuda da bir yazı sizden bekliyorum, selamlar, şu anda üniversilerde böyle bir ders veriliyormu acaba selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben Mülkiye'de okurken İktisadi Sistemler adlı bir dersimiz vardı. Şimdilerde böyle bir ders var mı bilmiyorum.

      Sil
  12. Kapitalizm de dahil tüm ideolojiler ideal satar ve maalesef bu idealler ya geçerliğini yitirmiş yada yitirecektir. ki bu ideolojilerin olması pek bir işe yaramıyor, bugün dünyada tam sosyalist veya tam kapitalist ülkeye rastlamıyoruz. Sadece bireyler birbiriyle ideal yarıştırıyor, oysa onların veya benim fikrimin bir önemi yok. Dünyadaki sistemler Ayşelerin, Mehmetlerin, Ahmetlerin fikriyle değişemeyeck kadar yapısaldır. Rasyonel olan kimse ideallerle ilgilenmez, veriye bakıp çözüm üretir. Oysa idealler önden çözüm sunar. Şu olursa şunu yapmalısın tarzı. Oysa 4x'in nedeni her zaman 2x+2x değildir, 3x+1'de olabilir. Bunların suçu da bence postmodernizmdir. Eskiden a=a idi, şimdi herkes kafasına göre a'yı yorumluyor. Bir kalıba sıkışmamak iyidir de, halkın ideoloji benimsemesi ne kadar sağlıklıdır? Maalesef cumhuriyetin tek kötü noktası budur, her bireye fırsat eşitliği sağladığı için her birey kendi fikrini diğerleriyle eşit veya üstün varsayar. yada basit tanımları bildiği için kendini ermiş sanar. Bugün medyadaki, siyasetteki, sokaktaki kalitenin düşmesi de bundandır. Eskiden medyayı birkaç yer kontrol ediyordu, istedikleri şeye sansür atıyorlardı tamam da yine de bir standart vardı. Şu an medyanın asıl amacı tamamen kâr; o yüzden hep kötü haberler, skandal olaylar, magazinler, "Mahvolduk" veya "Mükemmel şeyler yaptık maşallah" veya "Olay yaratacak sözler" ne denildiği kadar mahvolduk, ne denildiği kadar muhteşemiz ne de o saydıkları olaylar "büyük olay" olup çok konuşuldu. Ayrıca bu siyaseti de kalitesiz etkiliyor, bugün birkaç parti programı hariç ki onların da uygulamayacağı kesin ama sadece sözler "enflasyonu düşereceğiz", "işsizliği bitireceğiz", "emekliler şöyle rahat olacak". Nasıl diye soruyorsun yada neden diye, biz gelince çözerizden başka bir şey duymuyorsun. Hadi enflasyonu çözdün, işsizliği nasıl çözeceksin; finans kapital var, otomasyon var, tecrübeli insanlar hâlâ yaşadığı için zaten tecrübesizler iş bulamıyor, tecrübeli insanlar eğer bir de tekelleşme yoksa iyi maaş alıyorlar. Emeklilik sistemi dünyada çöküyor; eskiden emekli başına işçi sayısı fazlaydı, emeklilik süresi kısaydı, ortalama ömür kısaydı. Ya maaşlar düşecek, ya prim aratacak yada yaş yükselecek. EYT'liler üçünsünüzü engelledi ve iki durumda da halk memnun olmayacak. ki Türkiye'nin sorununu bile henüz gerçekçi bir şekilde televizyona çıkıp anlatan bir Allah'ın kulunu görmedim, Türkiye her yıl büyüyor, belli kesimler zenginleşiyor ama halk sanıyor ki ekonomi büyümüyor. O kadar umutsuz durumdayız ki enflasyon düşünce fiyatların düşüceğini düşünüyoruz. Kısaca hepimize geçmiş olsun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında sorun olmayacak vaatlere inanmaktır. Asgari ücreti 1.000 dolar olan bir ülke düşünelim. Bu ülkede çıkıp bir siyasetçi asgari ücreti bir sene sonra 1.300 dolar yani yüzde 30 zam yapacagım dese kimse ona inanmaz. Hadi oradan der bir ülke yüzde 5 büyür hadi süper büyüdük bu yüzde 10 olur der. O da her zaman olmaz. O ülkede 1.000 dolar asgari ücret alan ortalama yüzde 5 zam yani 1.050 dolar almayı bekler. Ama asgari ücreti 150 dolar olan bir ülkede siyasetçi asgari ücrete yüzde yüz zam verip 300 dolar yapacagım dese ona inanan bol miktarda insan çıkar. Halbuki bu bir sahte vaattir. Yani fakir ülke vatandaşlarına hayal satmak kolaydır. Ama zengin ülke vatandaslarına hayal satmak zordur. Kısacası rasyonel beklenti dışına çıkmadan yaşamak gerek. Yoksa ideoloji adı altında tarihte neler oldu neler!

      Sil
  13. Yazı biz ihtiyarlar için biraz nostaljik oldu. Kapitalizm insan müdahalesi olmadan kendi kendine ortaya çıkan ve gelişen sistem. Yani doğal bir sistem de diyebiliriz. Bu bakımdan iyi kötü diye nitelendirmek de doğru değil. Sosyalizm yapaydı. Kötü demiyorum. İnsanlık açısından iyi bir deneyim oldu. Yapay zeka çağından sonra yaşayanlar bakalım neler görecek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani bu iş iki noktada ayrısır normalde. Faizli ya da faizsiz kapitalizm. Komünizm nereden çıktı anlamak mümkün değil.. Yani bir işçi ben patrona değil devlete çalışacağım der mi? Bir çalışan olarak sana özel sektör mü yoksa devlet mi daha iyi imkan verir Bununla ilgileneceğine patron kim olacak bunun için mücadele kavga etti yıllarca. Adamın derdi üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.

      Sil
    2. Faizsiz ekonomik sistem yoktur. Kapitalizm de olsa başka bir şey de olsa faiz var. Sadece adı farklı.

      Sil
    3. Günümüzde faiz her yerde yaygın. Ama 500 veya 150 yıl önce faiz bu kadar yaygın değildi. Faizsiz finansman modeli de var.

      Sil
    4. Faiz, bundan yaklaşık 4.000 yıl önce Mısır'da tapınaklara emanet bırakılan buğday, arpa, mısırla başladı. Mesela bir yıllığına tapınağa bırakılan bu ürünleri tapınak rahipleri ihtiyacı olanlara yüzde on fazlasını getirmeleri kaydıyla ödünç vermeye başladılar. Bu konudaki yazımın linki aşağıdadır:
      https://www.mahfiegilmez.com/2019/11/faizin-dogusu-ve-yasaklanmasnn-oykusu.html

      Sil
    5. Sizi anlıyorum ama ben faizli ekonomi yoktur demedim. Faizsiz ekonomi de vardı dedim.

      Sil
    6. Yok siz demediniz ben diyorum: Faizsiz ekonomi yoktur. Farklı bir ad altında faiz değilmiş gibi gösterilen bir takım ödemeler vardır.

      Sil
    7. Neden faiz değilmiş gibi gösterilsin ki. Öyle birşey mümkün olsaydı Türkiye'deki bankaların hepsi faizi değil başka bir ismi kullanırdı.

      Sil
    8. Hocam şu an duvara kafamı vuruyorum. Tansiyonum çıktı. Saygılarımla Fatih Demirtaş

      Sil
    9. 20:22 hepsi değil, katılım bankaları faiz demek yerine kar payı diyor ama her ne hikmetse bu kar payı faizle aynı oluyor.

      Sil
    10. devlet daha iyi imkan verir tabiki o yüzden herkes kapağı devlete atmaya çalışıyor

      Sil
    11. Devlet bir kesime bu imkanı veriyor. Devlet memurlarına bilerek yüksek maaş veriyor. Her işçiye bunu sağlayamaz.

      Sil
  14. Yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  15. Marx, kapitalistlere, kapitalizmin tüm açıklarını göstermiş, bu sayede kapitalizm mükemmelliğe ulaşmıştır.

    YanıtlaSil
  16. Mahfi bey, atasözümüz derki dünyada mekan, ahrette iman lazım derler, mülkiyet hakkı insanın en doğal hakkı olur, bu yüzden anayasal güvence altına alınmıştır, mülk sahibi olmak için de hesaplı riskleri göze almak gerekir kimse size durduk yerde araba, ev, ve kız bile vermez, bu gün esnafın, çiftçinin, serbest meslek icra edenlerin durumları aynıdır, selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ama anayasal güvence bazen yetmiyor biliyorsunuz.

      Sil
  17. Mahfi bey, kominizm ve sosyalizm çalışan ve işçi kesimin iktidarı diye söylenir, Rusya yı ve Çin i işçilermi yönetiyor, son kırk yılda bu ülkelerde aynı kişiler iktidarda görüyoruz, selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü iki ülke de Marx'ın sosyalist olmasını öngördüğü sanayi gelişmişliğinde değildi.

      Sil
  18. Mahfi bey, 90lı yıllarda Rusya nın çöküş nedenleri ile ilgili bir yazı yayınlarmısınız, teşekkür ederim,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rusya, elektronik devrimin yakalayamadığı için çöktü kanımca. 1990'da Sovyet Bilimler Akademisini ziyaret etmiştik. Rektör yardımcısı ekonomik planlsrını anlatıyordu bize "bir IBM bilgisayarım olsa size çok daha net olarak anlatabilirdim" demişti. İnanmamıştım. O zaman anladım sistemin niçin çöktüğünü.

      Sil
    2. Mahfi bey, bahsedilen konu fakirlikten de olabilir, çünkü o yıllarda Rusya uzaya uydu gönderdi, nükleer santralları ve nükleer silahları vardı,

      Sil
    3. Hatta tüm komünist bloklardaki ülkeler 90 larda Türkiye'ye para kazanmak için geliyorlardı. Aylık 10 dolar maaş alıyorlardı. Süper güç olan ülke vatandasları o dönemki fakir Türkiye'ye fuhuştan para kazanmak için geliyorlardı. Komünizmi bıraktılar da şimdi durumu duzelttiler.

      Sil
    4. Türkiye'de bugün dediğiniz yollarla para kazananların oranı ne yazık ki zamanın Rusyasına yakındır.

      Sil
    5. Şimdiki fuhşun sebebi maddi fakirlik değil ahlaki fakirliktir. Zaten fuhuş her zaman ahlak fakirliğinden kaynaklıdır. Nice fakir ulkelerde insanlar onuruyla çalışmaktadır..

      Sil
  19. Kapitalizim içinde cok toz pembe rüyalar barındıran agiza bir parmak bal sürmek gibi yanları oldugu için bence. yazıdada bahsetiğiniz gibi krediyle geleçegini ipotek altına alırken ona ev araba lüx eşyalar vermek...iş kurabilme hayali çalışırsan seninde olur gibi hayallere açık bir esnekten öte elastik bir yapı.iyileştirildği taktirde bencede toplumlar için ideal bir tarz lakin yasa yapıcıların adil ve şefaf şekilde gelir dagılımını ve işçi haklarını gözetiği bir çercevede sosyal devlet anlayışını benimsemek kaydıyla saygılar.

    YanıtlaSil
  20. Hocam troyka gelirmi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üçlü yönetim veya grup demek hocam. Örneğin Avrupa’da borç krizleri döneminde : Avrupa komisyonu, Avrupa Merkez Bankası, Uluslararası Para Fonu. Bu üç kurum birlikte troyka olarak anılmıştır.

      Sil
  21. Hocam, kapitalizmin toplumun geniş kesimlerinin çektikleri zorluklara rağmen devam etmesinde esneklik, güncele kendini uyarlaması gibi hususlar yer alsa da "yedek işçi ordusu varlığı " da kapitalizmin ve kapitalistlerin temel dayanak noktarından birini oluşturmaktadır.

    YanıtlaSil
  22. Mahfi bey, tekrar ilgi çekici konuya dönelim, din devletlerinin olduğu çağlarda zekat müessesesi kurulmuş, malının 40 ta biri fakirin hakkı denip gelir dağılımı sağlamak istenmiştir, hukuk devletinde bunun yerini verği sistemi almıştır, fakiri ve zayıfı devletin koruyucu semsiyesi ve kalkanı olarak kullanmak ve gelir dağılımını düzeltmek için kullanılmalı, eksiklik varsa sosyal devlet iyi çalışmıyor demektir, marxın din gibi kavramı olduğunu sanmıyorum, carl marx ın devlet anlayışı nedir, selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Marksizmde komünizmden önce işçilerin iktidarda olduğu bir sosyalist devlet düzenine geçileceği, yeterli altyapı değişimi sağlandıktan sonra da devletin olmadığı komünizm düzenine geçileceği varsayımı vardır. Dolayısıyla Karl Marx'ın bir devlet anlayışı yoktur. Yani devleti devam edeceği diye bir anlayışı yoktur.

      Sil
    2. "işçilerin iktidarda olduğu bir sosyalist devlet düzenine geçileceği" savı işçiyi kandırmak için uydurulmuş. İktidarda olan işçiye zaten patron denir. İşine giden patron da aynı zamanda bir işçidir

      Sil
  23. Kapitalist sistemin tüm sorunlarına ragmen yaşaması ve komünist sistemlerin yeterince iyi islememesinin bence insan doğasının bir yönüyle ilgisi olabilir. Insan türü rekabetçidir ve hep güçlü olmak ister. Başkalarından çok kendisini düşünür. "Biz"den cok "Ben"vardır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet zaten kapitalist sistemin teorik altyapısını oluşturan klasik ve neoklasik ekonomi yaklaşımları da bencillik temeli üzerine kuruludur: "İnsan bencildir ve kendi çıkarını maximize etmeye çalışır, bütün toplum böyle bir çaba içinde olduğu için de toplumun çıkarı maximize olur."

      Sil
    2. Önce can sonra canan. Ancak bu duygu dengeli olmalı bunun için de ahlaka ihtiyaç var.

      Sil
    3. Çok doğru. Ahlâk dediğimiz kurallar önce ailede öğretilir. Aile ahlâklı değilse çocuğun ahlâklı olması beklenemez.

      Sil
  24. Sevgili hocam türkiyede enflasyonun düsmeme sebebi halk değildir.dün dev bir holdingin bilançosuna baktim aktif toplamı 100 milyar dolar aktif karlılıği 500 milyon dolar.yuz 30 öz kaynak yuzde 70 yabancı kaynak sizce boyle bir sirkete kim kredi verir
    Paralar yurtdısinda ofshore hesaplarda olan gariban halka oluyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de enflasyonun düşmeme nedeni hükümetin yanlış ekonomik, siyasal ve sosyal politikalarıdır. bütün yanlış yönlenmelerin temelinde siyasetin uyguladığı yanlış politikalar yatar.

      Sil
  25. Mahfi bey dün bir haber okudum. 16 yıllık orhan iktidarını deviren peter magyer eniştesini adalet bakanı olarak atadı. Yazınızda demissiniz ya asgari ücret alan insanlarda kabullenmislik var. Bizim oy kullanmaktan başka çaremiz varmi. Iyi deyip umut bağladığımız insanlar böyle olursa bize çıkış yolu gosterin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanların hangi ideal uğruna yasadığına bakıp ona göre oy verin.

      Sil
    2. Nasıl göstereyim bilemiyorum biz düzgün insanlara göre öneri yaparız. Öteki türlüsünü bilmeyiz.

      Sil
    3. Mesela materyalizme inanan bir insana inanmak safdillik olmaz mı? Adam materyalist ama ondan ahlaki davranışlar beklemek kendini kandırmak değil midir?!

      Sil
    4. Dünyanın en ahlaklı insanlarının uzak doğulular olduğu biliniyor. Ve kendileri bir Tanrı inancı taşımıyorlar. Dini inanç sahiplerinin ahlaklı olduğu çıkarımı doğru değildir.

      Sil
    5. Onlar da kollektif ahlak adı altında Tanrısız bir inanç oluşturmuşlar. İnsanların robotik bir yaşam tarzı var ancak bu topluma huzur ve mutluluk getirmiyor. Japonya ve Güney Kore'de her gün yüzlerce intihar ve yalnız ölümler var hatta yalnızlık bakanlığı var. Kuru bir kollektif ahlak anlayışı bu insanları mutlu değil ancak robot yapıyor.

      Sil
    6. Mesele gerçekten iyi niyetli sistem oluşturabilecek insan bulmakta çok partili hayata geçtikten sonra herkes ideal sistem vaadiyle geldi. Geldikten sonra ya mevcut sisteme uydu yada sistemi bozdu. Birde toplum tarafından bu gitsin de yerine kim gelirse gelsin mantığı ile topluma iyi olarak dayatilanlar var. Ayni kişiler istedikleri olmayınca bu defa bu zaten kötüydude...

      Sil
  26. Devletçi ekonomiler kaybetti3 Mayıs 2026 23:22

    En bariz örnek açıklamaya gerek olmayan kuzey kore ve güney kore örneğidir. Komünist rusya ve çin açlıkla boğuşuyordu şimdiki durumlarına bir bakın. Daha mı iyi daha mı kötü? Çok az da olsa özgürlük serpiştirdiğinizde o ülkede gözle görülür bir refah artışı oluyor. Özellikle ekonomik özgürlüklerden uzaklaşırken refahtan da uzaklaşırsınız. Yakınlaşırken de her şeye rağmen faydasını görürsünüz. Rusya ve Çin hala daha büyük devletçi ülkeler ama ekonomide eski görüşlerinden uzaklaşarak kapitalizme yakınlaştılar. Bunun da faylarını gördüler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu yorumu çıktı alıp duvara asacağım gülmek için

      Sil
    2. Devletçi ekonomiler kaybetti6 Mayıs 2026 02:54

      "bu yorumu çıktı alıp duvara asacağım gülmek için" diyen kişi kendi argümanını yazsa da biz de gülsek. Kendi düşüncelerini yazamayacak kadar korkaksın. Komünistler siz en radikal dinciden daha dincisiniz. Biraz dürüst olun. Hem tarih ortada hem de günümüzün gerçeği. Cahilliğini gider numbeo sitesine gir, alım gücüne göre ve diğer kriterlere göre ülkeleri sırala. Nerede sizin Venezuelanız? Sizin seveceğiniz gibi ekonomik özgürlüklerin olmadığı çoğu sersefil ülkeyi listelerine koymaya tenezzül bile etmemişler. Bir devletin ekonomideki aşırı büyüklüğü ya da benim tabirimle komünizme yakınlığı gerçek anlamda sefalete yakınlıktır.

      Sil
  27. https://youtube.com/shorts/8hoCmEiOcHY?si=rIZwdPbGXLumXF16

    YanıtlaSil
  28. Karl Marx , Kapital (Das Kapital) ; bazı okullarda mecburi ders olarak okutulsun . Yüksek Lisansta Tez konusu olsun . Ben 3 cildini aldım okumayı düşünüyorum . En az 3 sene sürer .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz ilk cildini okuldayken İktisadi Düşünceler Tarihi dersinde okuduk. Öteki iki cildini de ben sonradan okudum.

      Sil
  29. Sosyalizmin sonu kan ve gözyaşıdır. SSCB ve Çin de yaşandı. Etrafımızda görülen her şey kapitalizmin ürünü. Eksikleri var mı ? Evet var.
    İş ahlakı olmayan insanlar, oldukça hiç bir sistem tam olarak başarıya ulaşamaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet etrafımızda görülen sefalet kapitalizmin ürünü

      Sil
    2. Yazıda da anlattığım gibi sosyalizm aslında Marx'ın asla kastetmediği ülkelerde denendi. Marx, sanayi devrimini yapmış, proletarya ordusu oluşmuş ülkelerde sosyalizme geçileceğini umuyordu. Tam tersine Rusya ve Çin gibi tarım ekonomilerinde denendi. Bugün tam olarak Marx'ın kastettiği gibi olmasa da sosyalizme en yakın uygulama Kuzey ülkelerinde uygulanıyor ve çok başarılı. Öte yandan kapitalizm inanılmaz bir gelir dağılımı adaletsizliği yaratmış durumda. İkisi de teoride güçlü görünse de uygulamada öyle olmuyor.

      Sil
  30. Devletçi ekonomiler kaybetti6 Mayıs 2026 22:38

    Bu makaleyi çok tavsiye ediyorum. İngilizce bilmeyenler de çevirisini deepl veya google translate'ten yaptırarak okusun:
    https://www.libertarianism.org/publications/essays/how-laissez-faire-made-sweden-rich

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir yazı. Bir şeyi dağıtmadan önce, onu üretmek lazım.

      Sil
    2. Devletçi ekonomiler kaybetti11 Mayıs 2026 01:45

      Özet:
      Yokluktan ağaç kabuklarını una karıştırıp ekmek yapanlarken, serbest piyasa yani komünistlerin tasvip etmediği "kapitalizm" sayesinde zenginleşiyorlar. Yıllar sonra sosyal demokrat parti kamu harcamalarını arttırıyor. Sonuç ne oluyor? Zenginliklerinde geriye düşüyorlar. Bundan da ders alan isveçliler, tekrar ekonomik özgürlükçü serbest piyasa politikalara geri dönüyor, vergileri düşürülüyor. Sonuç ne oluyor? İsveç, ihracatını bir kez daha artırıyor, istihdam yaratıyor ve Avrupa'nın geri kalanını geride bırakan bir ekonomik ilerleme kaydediyor.

      Yazıdan:
      "İsveç'i dünyanın en zengin ülkelerinden biri haline getiren şey sosyalist politikalar değildi. İsveç zenginleştiğinde, dünyanın en açık ve serbestleştirilmiş ekonomilerinden birine sahipti ve vergiler Amerika Birleşik Devletleri ve diğer birçok batı ülkesinden daha düşüktü. Sosyal Demokratlar, bu mükemmel temellerin -benzeri görülmemiş zenginlik, güçlü bir çalışma ahlakı, eğitimli bir iş gücü, dünya standartlarında ihracat endüstrileri ve nispeten dürüst bir bürokrasi- o kadar istikrarlı olduğuna inandıkları 1970'lere kadar bu politikaların çoğunu korudular; böylece hükümet bu temeller üzerine vergi toplayıp harcama yapabilir ve cömert bir doğumdan ölüme refah devleti kurabilirdi.

      Bunu yapamadılar. En azından bedelsiz yapamadılar. Çünkü refah devleti, modeli ilk etapta uygulanabilir kılan koşulları aşındırmaya başladı. Ve dördüncü en zengin ülke, otuz yıl içinde 14. en zengin ülke haline geldi.

      Bu küçük İskandinav ülkesi için o zamandan beri işler biraz daha iyiye gitti. 1990'larda İsveç, durgun büyüme ve ciddi bir bankacılık krizine yanıt olarak önemli bir reform dönemi daha geçirdi. Sosyal Demokratlar ve merkez sağ partiler, marjinal vergi oranlarının düşürülmesine; finans, elektrik, telekomünikasyon ve medya piyasalarının serbestleştirilmesine; merkez bankasının bağımsız hale getirilmesine; emeklilik sisteminin kısmen kişisel hesaplarla reforme edilmesine; sağlık ve yaşlı bakımında özel sağlayıcıların kabul edilmesine ve okul kuponu sisteminin getirilmesine katkıda bulundular. Son birkaç yıldır İsveç hükümetleri, vergileri GSYİH'nin %52'sinden %44'üne önemli ölçüde düşürdü ve bağış, miras, servet ve konut vergilerini kaldırdı.

      İsveç, ihracatını bir kez daha artırdı, özel sektörde istihdam yarattı ve Avrupa'nın geri kalanını geride bırakan bir ekonomik ilerleme kaydetti..."

      Sil
  31. Kapitalizmin başarılı olduğu ülkelerde, sosyal kontrat vardı. ABD'de "beyaz çitli ev sahibi olmak", Almanya'da işçilerin direkt yönetime dahil olması, Japonya'da adı konmamış olsa da, ömür boyu istihdam garantisi... İlk aklıma gelenler.

    Seksenli yıllarda, yetmişli yılların sol, Marksist buhranına karşı ortaya çıkan Reagan / Thatcher neoliberal ekolü ile birlikte, endaze kaydı. Bugün artık, ücretli bir orta seviye çalışanın, pek çok "zengin" ülkede ev edinebilmesi mümkün değil. ABD'de, insanların neredeyse yarısının 1,000 dolarlık acil bir harcamayı cepten karşılayacak imkanı yok.

    Problem, monopolleşme ve finans sektörünün, orantısız şekilde maddi ve insani kaynağı cezbetmesinde... Tröstlerin kontrol altına alınıp, gerekirse bolünmesi, bankacılığın da kırk, elli sene önce olduğu gibi, sıkıcı bir iş haline getirilmesi gerekiyor.

    YanıtlaSil
  32. Sevgili Eğilmez,
    Kapitalist düzenin çökmüyor olmasının nedeni çok açık.Sizin de bildiğiniz gibi hem silahlar hem de üretim araçları aynı elde olduğu sürece ve bütün bunlar paralı askerler(siyasiler,bürokratlar,teknisyenler vs) ile halklara karşı tehdit unsuru olarak kullanıldığında
    donanımsız yığınların karın tokluğuna çalışmaktan başka seçeneği kalmaz.Eğer kapitalizm yıkılacaksa bu halkların kanıyla kurulmuş ve beslenen sistem kendi iç dinamiklerine halkların farkındalık esaslı katkısı ile olabilir.
    Bütün bunları kitaplarımda da yazdım.
    Sevgi ve Saygılarımla.
    Erdal Sidar
    0507 407 62 00

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri

II. Abdülhamid ve Osmanlı Maliyesinin İflası