Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları
Piyasalarda Neler Oldu?
Son iki günde yaşanan gelişmeler,
Türkiye’de siyaset ile finansal piyasalar arasındaki ilişkinin ne kadar
kırılgan hale geldiğini bir kez daha gösterdi.
Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı
hakkında mutlak butlan kararı verilmesinin ardından piyasalarda kayıplar ortaya
çıktı.
BIST 100 endeksi Perşembe gününe
14.012 düzeyinde başlamıştı. Kararın açıklanmasıyla yüzde 6,05 oranında bir
düşüş yaşadı ve aynı akşam 13.164 düzeyine geriledi.
Döviz talebinde ciddi bir artış
ortaya çıktı ve kur yükselmeye başladı.
Tahvil piyasasında yaşanan satış
dalgasıyla bir süredir yükselişte olan tahvil faizleri tırmanışa geçti. Gösterge
tahvilin faizi haftayı yüzde 44,24 ile tamamladı.
Finansal piyasalardaki stres,
swap faizlerine de yansıdı. Türk lirası gecelik endeks swaplarında faizin yüzde
43’e yaklaşması, piyasanın daha sıkı para politikası beklentisini fiyatlamaya
başladığını gösterdi.
Bütün bu olumsuz gelişmeler
Türkiye’nin risk primini de etkiledi ve CDS primi 20 baz puana yakın artışla
261 baz puana yükselerek Nisan ayındaki düzeyine döndü.
Piyasalara Nasıl Müdahale Edildi?
Perşembe günü borsada yaşanan
hızlı çöküşe ilk anda devre kesiciler devreye sokularak müdahale edildi ve BIST
100 endeksinin Perşembe günü yüzde 6,05’ten daha fazla değer kaybetmesi önlenmiş
oldu. Borsadaki sert düşüşün devam etmesini önlemek üzere Cuma günü Türkiye
Varlık Fonu devreye girerek yoğun alımlar yaptı ve BIST 100 endeksi yüzde 4,9
oranında bir yükselişle haftayı 13.808 düzeyinde tamamladı.
Döviz kurundaki yükselişi
durdurmak için TCMB devreye girerek döviz satışı yaptı ve kuru kontrol altına
almayı başardı. Böylece USD/TL kuru 45,59’dan 45,70’e yükseldi ama ötesine TCMB
izin vermedi. Bu arada TCMB, kuru tutabilmek için döviz satışı yaparken doğal
olarak rezervlerini kullandı.
TCMB, duruma müdahale amacıyla, kredi
büyüme sınırlarını düşürdüğünü duyurdu. Bu düşüşler tüketicilere kullandırılan
krediler ile KOBİ dışı işletmelere kullandırılan TL kredilerde bir puan, KOBİ’lere
kullandırılan TL kredilerde yarım puan olarak açıklandı. Böylece kredi
kullanımları sınırlandırılarak parasal genişlemenin şimdilik faiz artırmadan kontrol
altına alınması yoluna gidildi.
Bu Önlemlere Eşlik Eden Toplumsal Davranışlar Neler?
Geçmişte olsa uzun süreli olumsuz
etkiler yaratacak olaylar bugün yalnızca birkaç gün sürüyor, sonra her şey eski
durumuna dönüyor. Bunun nedenleri yalnızca yukarıda yer verdiğim piyasaya
müdahaleler değil. Bunlar kısa vadede etkili ama orta – uzun vadede toplumsal
davranış kalıpları devreye giriyor. Bunları açıklamak üzere geçmişte yazdığım
iki yazımı kısaltarak birleştirdim ve güncelledim.
Finansal piyasalarda gerek
işlemleri yöneten gerekse bu piyasalara para yatıranlar, doğal olarak,
yaptıkları işin ve yatırdıkları paraların peşine düşüyorlar. Bu durum zamanla
birçok başka konunun önüne geçiyor ve neredeyse kararların en önemli
belirleyicisi haline geliyor. O arada ülkede birçok şey kötüye gitmiş, değerler
kaybolmaya başlamış olsa da bunlar hep ikinci plana itiliyor. Bütün dikkat
finansal yatırımlara ve gelirlere yöneliyor. İnsanlar için gelirini ya da
birikiminin bir bölümünü kaybetmek her türlü değerin önüne geçebiliyor.
İnsanların çoğu bir yandan bu
sistemden para kazanmaya devam ederken bir yandan da kazandıkları paralarla bir
mülk alıp ya da yabancı bir bankada mevduat yapıp, başka bir ülkeye yerleşerek
çocuklarını orada daha iyi bir ortamda yetiştirme hayalinin çelişkisini yaşıyor.
Bu analize “piyasa aldırmazlığı”
adını vermiştim.
Bu davranış kalıbı, yalnızca
finansal piyasalarda değil, yaşamın hemen her alanında karşımıza çıkıyor.
Piyasa aldırmazlığı konusuna Kemal
Tahir’in Esir Şehrin İnsanları romanından bir örnek vereyim: “…Bir
yedek subay arkadaşım vardı…Geçen gün rastladım…(Milli mücadeleye katılmak
için) Anadolu’ya geçecek misin diye sordum. Zerre kadar utanç duymadan hayır
dedi. Ben bu işe karışmayacağım, doğrusunu ister misin benim gözüm yıldı. Ben
artık hiçbir işe yaramam, dedi. Annesine birkaç defa ölüm haberi gelmiş…Çünkü
birkaç defa haftalarca düşman içinde kaldı. Hepimiz öldüğüne inandık…İstanbul’a
döndük, dedi. Bir akşamüzeri…Bizim mahallede bir yokuş vardı. Alacakaranlıkta
bunu çıkıyorum. Bir yeldirmeli kadın da iniyor. Neredense annem olduğunu
tanıdım. Bakkala yoğurt almaya gidiyormuş. O kadar heyecanlanmışım ki duvara
dayanarak bekledim. Benim hizama gelince, anne, dedim…Ne yaptı bilir misin?
Elindeki kâseyi eğilip yere koyduktan sonra kucakladı beni…Biz ana oğul öylece
ağlaşırken, yemin ederim ki aklı fikri yere bıraktığı kâsedeydi…Aman
kırılmasın! Ben kendimi belki yüzlerce defa, o kâseden değersizmişim gibi ölüme
attım…Annem, mezardan geri gelen oğlu için, kenarı çatlak bir kâseyi…yere
atamadı. Sonra akrabaları, dostları, komşuları, hemşerileri dolaştım. Hepsinde
bu kâseyi yere atamamak hali fazlasıyla vardı.”
İnsanlar artık çoğu zaman
vicdanıyla değil, hesap makinesiyle hareket ediyor. Haksızlıklar,
hukuksuzluklar ve yolsuzluklar kısa süre konuşuluyor, ardından gündemden
düşüyor. Çünkü herkesin aklı hep o kâsede.
Siyasal İktidarın Bakış Açısı
Siyasal iktidar, yıllardır
yaşanan benzer gelişmelerde toplumun ilk birkaç günden sonra piyasa
aldırmazlığı eğilimine girdiğini artık çok net bir biçimde biliyor. O nedenle
ilk birkaç gün eldeki bütün olanaklarla piyasaya müdahale ediliyor ve sistemin
raydan çıkması önleniyor, sonrasında zaten piyasa aldırmazlığı devreye giriyor
ve herkes kaybettiklerini yerine koyma telaşına girdiği için sistem yavaş yavaş
eski yerine dönüyor.
Görünüşe göre siyasal iktidar
kaybetmek bir yana siyasette hedeflediği aşamaya biraz daha yaklaşmış oluyor.
Buradaki en kritik soru şu: Toplumun
yitirdiği zaman, yükselen faizler, katlandığı maddi kayıplar, üretimdeki
düşüşler ne olacak?
Kaleminize sağlık hocam
YanıtlaSil🙏🏼
SilHarika bir yazı ve hepsine katılıyorum.
SilHocam bekliyip görelim mi ? Daha görecek bir şey kaldımı ? Monarşik bir rejime mi geçildi demokrasi için artık çökmüş geç değerli hocam ülkemizi seviyoruz ama eski günlerini
YanıtlaSilBekliyoruz ama gördüklerimiz iyi şeyler değil.
SilSayın Eğilmez, sorunları bizler çıkarıyoruz, altında kalıp ağlaşıyoruz. Sorun çözmede değil, sorun çıkarmada çok mahiriz. Sorunsuz yaşayamaz hale geldik, galiba sorunlarla yaşamaktan vahşi bir zevk alıyoruz. Bu sorunu neden durup dururken çıkardık ki? Kimler bu sorundan faydalanıyor acaba?
YanıtlaSilBu soruları soranlar ne kadar çoğalırsa çözüme de o kadar yaklaşacağız.
SilYazınız için çok teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏🏼
SilVarlık barışı konusu neden makale de yok hocam, o da bu süreç içinde değil mi?
YanıtlaSilÇünkü henüz yasalaşmadı.
SilBiz halk olarak onların annelerinin kasesine de üzülüyoruz Mahfi bey. Merak etmeyin.
YanıtlaSil🙄
SilElinize sağlık. Kemal Tahir alıntısı da çok güzeldi hocam.
YanıtlaSilSağ olun.
SilO zaman suçu iktidarda aramamak lazım toplum olarak ölenede bir toprak biz atıyorsak ,ekonomik çıkarları ahlaki değerlerin önüne koyuyorsak ,pastayı hep biz bölüşüyorsak sorun yok.Bir vakit yitirdiğimiz değerler bizimde çıkmazımız olursa aldırmazlığımıza dem vurulmamalı çünkü bunu biz yarattık.
YanıtlaSilEvet, işin bir boyutu da bu.
SilEksik olmayın sevgili hocam iyiki varsınız,🤲🤲
SilSevgili üstat merhaba.
YanıtlaSilKemal Tahir‘in alıntı yaptığınız romanında annenin kaseyi yere bıraktıktan sonra çocuğuna sarılmış olmasına dair yorumumu paylaşmak istiyorum.
Romanda Kemal Tahir, savaştan dönen çocuğun kendisini kaseden daha değersiz hissetmiş olduğunu ve ziyaret ettiği tüm mekanlarda insanların da benzer bir davranış kalıbı sergilediklerini söylerken gerçekten de askerin ifade ettiği gibi anne ya da topluluk çocuğu kaseden daha mı değersiz görüyor yoksa kasenin sağlam kalması onlar için öyle bir şey ifade ediyor ki o ifade ettiği şey askerin savaştan sağa dönme sevincinin önüne geçiyor diye düşünmeden edemiyorum. Bunu öğrenilmiş çaresizlik yerine toplumun savaştan dönen askerin sağlam kalmasını önceliklendirmemesinin arkasında yatan asıl sebebin hayatta kalabilme içgüdüsü olarak değerlendiriyorum. Ya da hayatın sürekliliğini ve o süreklilik içerisinde kendi varoluşlarına teyit etmelerinin bir objesi olarak değerlendiriyorlar bence. Böyle bakınca onların davranisini daha anlaşılabilir buluyorum.
Bugün olup bitenlere baktığımızda da aslında insanların kazançlarını koruma içgüdüsüünün arkasında yatanında veya bunu önceliklendiriyor olmalarının asıl sebebi, gene var oluşlarını koruma kaygısı. Bu Kemal Tahir‘in romanında kırılmaması gereken kase, günümüzde ise bozulmaması gereken finansal piyasalar belki de.. Bundan sonra yaşanacakların yönünü vereceğimiz refleks’in hangi noktada ve var oluşumumuzun hangi gerçeklikle ifade edildiğine dair algı seviyemiz belirleyecek diye düşünüyorum. Eğer bugün olup bitenler toplumun genelinde korumak istedikleri hallerine bir tehdit oluşturuyorsa, ki oluşturuyor, en azından benim için öyle o zaman buradan belli kurumlardan ve toplumsal tabandan gerekli tepki oluşacaktır diye düşünüyorum.
Çok selam ve sevgilerimle.
Çok teşekkür ederim. Sevgiler.
SilTespitleriniz öyle gerçek ve güzel ki, yorum yapmak yerine teşekkür etmek daha doğru diyorum. Saygılar, selamlar.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. Sevgiler.
SilŞu an dikta rejimine tam geçiş yaptık. Halk kanıksadı. Sadece azınlık bir kesim (gerçek aydınlar diyelim) tepki gösteriyor bu yeni duruma. Ama sesleri duyulmuyor. Bir iki muhalif kanalda bile insanlar korkudan konuşamıyor. Tv konuşmaları yavan geldiği için artık açmıyorum. Eskiden ''Faşizme karşı omuz omuza'' sloganı altında eylem yapardık. TV kanallarında sağcı, solcu, dinci tartışmaları olurdu. Başbakan ve muhalefet liderleri açık oturumlarda bir araya gelirlerdi. Bu programlar ilgiyle izlenirdi.Yazık! Türkiye bu hale düşmemeliydi.
YanıtlaSil😞
SilEllerinize sağlık
YanıtlaSil🙏🏼
SilTeşekkürler hocam elinize sağlık, birde sizden piyasa aldırmazliğı olacak ama yinede sormak istiyorum, tahvil nedir önemi nedir kaç yıllıklar nedir yazı yazar mısın hocam
YanıtlaSilGeçmişte yazmıştım birkaç kez. Bir daha yazarım.
SilHocam bir sonraki yazınızda değinmenizi bekliyoruz.
SilKaleminize saglık hocam gerçekten çok güzel bir yazı olmuş Saygı ve sevgilerimle…
YanıtlaSilTeşekkürler, sevgiler
SilHocam büyük oyunu gördünüz, öyleyse bu soruları artık sormamanız gerekir.
YanıtlaSilNe büyük oyunu? Bunlar küçük ayak oyunları.
SilHocam küçük oyunlar birleşio büyük oyuna hizmet ediyorlar.
SilÖrsan K.Öymen'in bugünkü yazısını yorumcu arkadaşlara öneririm. Yazmaya korktuğum şeyleri o yazmış.
YanıtlaSilBenim için verginin çok ufak geri dönüşü oldu. Düşüşteyken endeksteki birkaç şirketi almıştım, kâr aldım. Tabii ne kadar kâr denirse, doğal yolla daha da büyeyebilirdi. Mevcut iktidarın işini geliyor, taksit taksit istediklerini yapmak da bizi çok feci vuruyor Mahfi bey. Bari 3 ay içinde karar versinler, yapacaklarını tek günde yapsınlar. Kurbağa deneyi gibi ocağı yavaş yavaş arttırıyorlar. En azından amerika pörtföyüm arttı da dengeledik. Dolar'dan da kazandım. Amerika'nın başındaki de çılgın projeler yapmazsa bireysel olarak küçük artılar elde edebilirim. Ne demiş bilge: "Uzaktaki, büyük ateşle barutu sen birleştirremezsin. Sen kendi elindeki barut ile pozitif enerji yarat"
YanıtlaSilKaleminize sağlık harika özetlenmiş son durum olan olduğuyla kalıyor
SilHocam o kadar çok şey yaşadık ki, bizi kase çoktan kırıldı. 🥲
YanıtlaSilÇatlamış olabilir ama kırılmış olsaydı tepki daha fazla olurdu muhtemelen.
Silhocam biz tepkiliyiz zaten
SilÇok tepkiliyiz. Çok.
SilHocam, fazla güç, para, makam insanoğlunu hep bozmuştur. Başkanlık sistemi ile tam parti devletine geçtik. Anayasa, hukuk, adalet Allah rahmet eylesin. En kötüsü vatandaşları karpuz gibi ikiye böldü. Şimdi 3 e 4 e bölme peşindeler!? Daha kötü günler bekliyor hepimizi. Siyaset rezil durumda, demokrasi çok bol geldi bize. Tek sebebi eğitimsizlik bence. Üst nesil 1950 lerde eğitilebilseydi bugün avrupa bizdik!?
YanıtlaSilAslında bizde demokrasi hiçbir zaman olmadı. Hep varmış gibiydi ama gerçekte olmadı.
SilEvet her 10 yılda bir ya darbe ya da muhtıra oldu.
SilHem millet olarak hemde yönetim olarak freni patlamis kamyon gibi yokuş aşağı gidiyoruz. Isin kötü yanı kaçış rampalarimiza tüketmiş durumdayız... ağziniza saglik
YanıtlaSilSağ olun.
SilSayin hocam piyasa aldirmazligi olmasaydi, toplumdan ne gibi hareketler beklenebilirdi; toplum bu kantari etkileyebilecek kuvvette mi? Aklinizda. Bir iki ornek varsa paylasmaniz mumkun mudur?
YanıtlaSilSeçimler mesela. Etkilemenin en kestirme yolu değil mi?
SilHocam gelecekte dijitalleşeçek olan seçim süreci özgür iradenin etkisini nasıl belirler?
SilŞimdiden bir şey söylemek zor. Sanki olumlu etkileyecek gibi görünüyor.
SilAslında o kadar da tepkisizlik yok, hane halkının büyük kısmının zaten ancak karnını doyurup temel ihtiyaçlarını karşıladığı bir ülkede bireyleri değil, sermaye sahibi grup, kişi veya şirketleri takip etmek önemli. Mesela bunların yurt dışı yatırımlarının seyri, yurt içi yatırımlarının elden çıkarılma seyri gibi. Bireyler için de beyin göçü istatistikleri takip edilmeli.
YanıtlaSilHocam Kılıçdaroğlu'nu nasıl bilirsiniz?
YanıtlaSilHiç bilmediğimi anladım son bir yılda.
SilMahir Hocam İktidar için tek düşünce İktidarını sürdürebilmek ama eldeki kıt imkanlarla bahsettiğiniz yöntem ilanihaye sürdürülebilirmi yoksa baskılan kur birgün patlar ve daha ağır bir ekonomik kriz yaşanırmı.
YanıtlaSilOlabilir.
SilOlmayabilir de mi?
SilYakın zamanda olmayabilir.
SilHocam döviz kurunu rezervleri yakıp kontrol edelim , borsaya varlık fonuyla müdahale edelim . Bunları çok uzun süredir senelerdir yapıyoruz ve belli ki uzun sürede devam edecek . Peki çöküş ne zaman ? Şuanda ortalama bir araba 2-3 milyon seviyesinde ortalama bir konut 10 milyondan başlıyor. Hayata yeni atılan insanlar ne yapacak ? 50 sene çalışsa bir ev sahibi olamaz. Kiralar deseniz maaşın 2 katı 3 katı . Seçimde çözüm değil gibi artık . Ticaret yapmanında çok mantığı kalmadı çünkü ticaret yapanın devlet tepesine biniyor . Yan yollarda çok güzel rantlar var , vergi yok algı yok. Emeğin bir değeri yok artık.
YanıtlaSilEvet bütün bunları açıkgözlülük gibi yapıyoruz ve maalesef geleceği yakıyoruz.
SilHocam kaderi nasıl yeneceyiz?
YanıtlaSilKaderin kendi elimizde olduğunu anlamadan yenemeyiz.
Silblok evren modeline göre kaderinizi değiştiremezsiniz. Einstein'in göreliliğine göre zaman da görecilidir, yani eğer yeterli kütleçekiminin yanında durarsanız gelecekten gelen fotonları görebilirsiniz. Eğer özgür irademiz olsaydı veya kader olmasaydı o fotonlar görülemezdi. Einstein'da dediği gibi: "zaman biz fizikçiler için birer yanılgıdır" Aslında Mahfi hocamızın gençliği, geleceği ve "şu an"ı evrende halihazırda bulunuyor. Bilim bu. Saygılarımla
SilBuraya kadar kurduğunuz mantık, Einstein'ın deterministik evren algısıyla (Klasik Fizik ve Görelilik) tamamen örtüşüyor. Ancak modern bilim burada ikiye bölünmüştür, çünkü işin içine Kuantum Mekaniği girer:
SilEinstein'ın Görüşü: Evren tamamen tahmin edilebilirdir (Deterministik). "Tanrı zar atmaz" diyerek kuantumdaki rastlantısallığa karşı çıkmıştır. Sizin savunduğunuz Blok Evren, bu görüşün zirvesidir.
Kuantum Görüşü (Heisenberg/Bohr): Atom altı seviyede evren kesinliklerle değil, olasılıklarla çalışır. Bir elektronun nerede olacağı kesin değildir, sadece olasılık dalgaları vardır (Belirsizlik İlkesi). Bu görüşe göre gelecek henüz "çökmemiş" bir olasılıklar denizidir.
Eğer büyük ölçekli evreni yöneten Görelilik Teorisi mutlak gerçekse, çıkarımınız kusursuzdur: Kader (veya fiziksel determinizm) kaçınılmazdır, gelecek zaten vardır ve özgür irade beynimizin bize oynadığı bir oyundur.Eğer kuantum mekaniğinin getirdiği rastlantısallık evrenin temel taşıysa, o zaman gelecek henüz donmamıştır ve olasılıklar dahilinde değişebilir. Bilim dünyası hala bu iki teoriyi (Görelilik ve Kuantum) birleştirecek "Her Şeyin Teorisi"ni arıyor.
Bir tek fark var: İnsan. Fizik bilimlerle sosyal bilimler (ekonomi, sosyoloji, siyaset) arasındaki temel fark da odur. İnsanlar, farklı toplumlarda farklı algılarla, farklı gelenek ve farklı ahlâk yapısıyla biçimlenir. O nedenle de benzer olaylarda farklı davranırlar. Bir Hintlini enflasyon karşısındaki tutumuyla bir Türk'ün veya Alman'ın ya da Japon'un tutumu aynı değildir. Yüzde 10 enflasyon bir Amerikalı tarafından kriz olarak algılanırken bir Türk için ideal oran olarak kabul görebilir.
SilFizik bilimlerin aksine sosyal bilimlerde teoriler, Alfred Marshall'ın dediği gibi kesinlik taşımaz yalnızca genel eğilimleri gösterir.
Adsız 15:19 bilim bu diye kestirip atmak yakışmadı.
SilBen de Einstein'ın genel göreliliğinin eksik olduğunu kabul etmekle yine de bunun kuantum etkiler sebebiyle de olsa özgür iradenin ilüzyon, kaderin gerçek olduğu görüşündeyim. Buna da sanırsam geriye doğru nedensellik deniyor. Birkaç şey daha var çoklu dünyalar hipotezi gibi ama ben geriye doğru nedensellik argümanına daha yakınım, yine de fizik bilgim kıt olduğu için muhtemelen doğru değildir. Bu hem kendi eksikliğimden hem de kolektif bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Doğada şu an bizim bildiğimiz temel dört kuvvet var ama bununla muon-g2'yi ve evrenin büyük çoğunluğunu oluşturan karanlık enerjiyi açıklayamıyoruz. Eğer bu kuvvet bulunursa veya bahsettiğiniz gibi kuantum ile görelilik birleşip, her şeyin teorisi olursa ne olduğunu bilmeye daha da yaklaşırız. Ama yine de blok evren görüşü de doğru değilse bile özgür irade yine de varolduğuna inanılmasına güç bir idea oluyor, tabii ki bence. Hem yapılan beyin çalışmalarının biz karar vermeden önce beyinde zaten karar verildiğini gösteren çalışmalar var, bunlara yanıt verilse bile yine de özgür irade genetik, çevresel ve zaman nedeniyle imkansızlaşıyor.
Sil--Biyoloji ve Felsefe kısmı--
Yine Mahfi hocamızdan örnek verelim. Mahfi hocamız genetik olarak bazı şeylere halihazırda yatkın; zekasının büyük kısmı genetik, kişilik özellikleri kısmen genetik, hangi hastalığa yatkın olduğu, beyninin alacağı haz kapasitesi belli. Çevresel etkiler de var, Mahfi hocamız çevresinden belli önyargılarla büyüyor. Ayrıca belli zamanda doğduğu için o zamanın ürünü oluyor. Bu durumda P1 Mahfi hocamızdan bağımsız, Mahfi hocamız da P1'e göre P2 ve P3'ü "seçiyor" Ama o seçimleri de diğer olasılıkların olma olasılığını %0'a indiriyor. Buna da ekonomide fırsat maliyeti deniyor. ki bu denklemde sadece Mahfi hocamız yok, toplum da var. Toplum Mahfi hocaya diyor ki: "şunları yap yoksa seni dışlarız, linç ederiz" insan sosyal bir canşlı olduğu için yine kendi kendini kısıtlamış oluyor. Bu kısıtlama iyi amaçlı da olabilir: "Mahfi Eğilmez çok iyi bir yazardır" dersin, Mahfi hocamızın elinden kötü yazı yazma özgürlüğünü alırsın.
Elinize sağlık hocam. Meselenin kişilik meselesi olduğunu güzel özetlemişsiniz. Yaşananlar da bunun sonucu aslında.
YanıtlaSilFarkındalık yok. Anlamıyorlar. Hatırlamıyorlar.
Siz ekonomi-siyaset-toplum bağlarını kurabildiğiniz için üzülüyorsunuz gelinen yere. Bunu çoğunluk yapamıyor maalesef.
Usanmadan gösterdiğiniz çaba için teşekkürler.
Teşekkür benden. Sevgiler.
SilEmeğinize sağlık hocam.
YanıtlaSilTeşekkürler.
SilİŞGALLER COĞRAFYASINDA HERKES KENDİ HAPİSHANESİNİ KENDİSİ İNŞA EDER !
YanıtlaSilTükenmişlik ve hayatta kalma psikolojisi.
İrade felci.
“Hayatta kalabilmek için vicdanın daraltılması.”
-Müşkilatım derde derman idi keşke işgal altında olmasaydım.
Mahfi bey,
YanıtlaSilDaha önemli bir sorum var:
"2026 FIFA Dünya Kupası" maçları Amerika kıtasındaki üç ülkede oynanacağı için; saat farkı sebebiyle bütün maçların "canlı (naklen)" yayın vakti Türkiye saati ile sabaha karşı "02:00" ile "06:00" aralığındaki çok erken bir zaman dilimine tekabül ediyor.
Şu mümkün mü:
Hükümetimiz geçici nitelikte bir yasa çıkarsa (veya geçici mevzuat düzenlemesi yapsa); ülkemizde "Haziran ve Temmuz 2026" aylarında (sadece iki aylığına) işe başlama saatini "öğle 12:00" olarak kanunen belirlese, böylelikle maçları "canlı (naklen)" yayın saati geldiğinde TV'den rahat rahat izleyebiliriz, sonra rahat bir uyku uyuyup, vücudumuz dinlenmiş bir hâlde işimize gideriz.
Ne dersiniz Mahfi bey?
Hükümetimiz bu iyiliği bize yapar mı?
Bunu hükümete sormalısınız bana değil.
SilTam nokta atışı tespit olmuş..
YanıtlaSil🙏
SilKemal Tahir alıntısı için çok teşekkürler. Kemal Tahir bir paragrafa aslında ne çok toplumsal olguyu ve onlara yönelik kendi eleştirisini sığdırmış. Bu alıntıdan toplumu, onu mevcut halinden sorumlu tutarak hedef tahtasına koyan sonuçlar çıkaranlar acaba hiç şunu sorguluyorlar mı: O askeri cepheden cepheye sürükleyen, annesinin elindeki kenarı kırık kaseyi kendisinden değerli hissettiren nedir? Toplumu suçlamak kanımca oldukça kestirme ve bu nedenle de doğru olmayan bir iç rahatlatma, bir tür kaçış. Hiç İran-Minab'ta kız çocuklarını katleden zihniyetle Kemal Tahir'in askerini değersiz hissettiren duygunun kaynağının aynı olabileceğini düşündüler mi? Bakış açılarını değiştirdiklerinde "piyasa aldırmazlığı"nın da aynı pınardan beslendiğinin farkına varacaklar. İnsan bir tür olarak bu kısırdöngüyü kıracak kapasiteye sahip, ancak bunu duru bir düşüncenin önderliğinde mevcut toplumsal hal ve gidişin asıl kaynağını bilince çıkararak başarabilir. Yapay zeka değil, burada ancak insan, insana yardımcı olabilir. Duru bir bilinçle...
YanıtlaSilÇok doğru.
SilÖzgür Özel çıkıp "Tüm CHP'liler ellerindeki hisseleri, hazine bonolarını satsın, döviz alsın" dese ve önemli sayıda partili bu söyleneni yerine getirse, o zaman doğrudan kase hedef alınmış olur mu, sayın Hocam?
YanıtlaSilÖzgür Özel'in böyle bir şey diyeceğini hiç sanmam, dese bile insanların bu söyleneni yapacağını sanmam.
SilPiyasa aldırmazlığı sizce bize özgü bir durum mu, ya da bizde batı demokrasilerine göre daha mı kuvvetli?
Silteşekkürler
YanıtlaSilMahfi üstat,….İdari ve Sosyal kulvarda meydana gelen beklenmedik gelişmelerin finansal dengeleri bir anda sarsabildiğini veriler ile ortaya koyan güncel bir yazı kaleme almış. Bu vesile ile, Kemal Tahir , romanındaki “kase” örneği ile ;
YanıtlaSilbireysel davranış şeklinin eleştirilmesinden ziyade , insanları bu tercihe yönlendiren yapının bir neticesi olarak değerlendirilmektedir.
Sayın Eğilmez her zamanki analitik ve rasyonel bakış açısı ile; yalnızca teknik bir piyasa analizine bağlı kalmayıp, toplumsal bir çerçevede iktisat & sosyoloji bilimini mükemmel harmanladığı için teşekkür ediyorum.
Sayın Hocam ağzınıza yüreğinize sağlık aslında bizim bir sorunumuz var her şeyin başı olan tek bir sorun neden hiç kimse çıkıp KRAL ÇIPLAK diyemiyor ?
YanıtlaSil