Balon mu Gelir Uyumsuzluğu mu?

Balonlar ve Fiyat Kopuşları

Bazı dönemlerde fiyatlar ekonomik temellerden kopar ve yükseliş kendi kendini besleyen bir sürece dönüşür. Buna ekonomide “balon” denir. Beklentiler fiyatları artırır; artan fiyatlar da beklentileri güçlendirir.

Bu süreç kalıcı değildir. Bir noktada fiyatların gerçek değerlerden uzaklaştığı anlaşılır, talep zayıflar ve ya sert bir düzeltme ya da uzun bir durgunluk başlar. Buna “balonun patlaması” denir.

Balonlar yalnızca finansal varlıklarda değil, konut piyasasında ve hatta günlük mal ve hizmet fiyatlarında da görülebilir.

Bugün Türkiye açısından temel soru şudur: Konut ve hizmet fiyatlarındaki artış bir balon mu, yoksa farklı bir fiyatlama dinamiği mi?

İspanya: Klasik Balon Örneği

2000’li yıllarda İspanya’da düşük faizler, kolay kredi erişimi ve sürekli artış beklentisi konut talebini hızla artırdı. İnşaat sektörü büyüdü, ancak arz kısa sürede gerçek ihtiyacın üzerine çıktı.

2008 küresel krizinin ardından sistem çöktü; konut fiyatları geriledi, projeler yarım kaldı ve işsizlik hızla yükseldi. Bu örnek, kredi genişlemesi ve beklenti kaynaklı balonların ne kadar sert sonuçlar doğurabileceğini gösterir.

Yunanistan: Arz Eksikliği ve Dış Talep

Yunanistan’da ise tablo farklıydı. Kriz sonrası inşaat arzı zayıfladı. Buna karşılık turizm ve yabancı talep özellikle büyük şehirlerde fiyatları yukarı çekti.

Burada sorun aşırı arz değil, yetersiz arz ve dış talep kaynaklı dengesizliktir. Bu nedenle fiyat artışları klasik bir balondan çok farklı bir yapıya işaret eder.

Türkiye: Balon mu, Uyumsuzluk mu?

Türkiye’de konut fiyatları son yıllarda hızlı biçimde artmıştır. Ancak balon tanısı için yalnızca fiyatlara bakmak yeterli değildir; asıl önemli olan gelirlerle ilişkidir.

Son dönemde: Fiyatlar gelirlerden hızlı artmıştır, kira çarpanları yükselmiştir, yatırım amaçlı alımlar artmıştır, “fiyatlar düşmez” beklentisi güçlenmiştir (enflasyon direnci).

Buna karşılık İspanya’daki gibi geniş ve sürdürülemez bir arz fazlası belirgin biçimde oluşmamıştır.

Bu nedenle Türkiye’deki tablo, klasik bir balondan çok daha karmaşık bir görünüme işaret etmektedir.

Konutun Ötesi: Hizmet Fiyatları

Sorun yalnızca konutla sınırlı değildir. Restoran, kafe, otel gibi hizmet sektörlerinde de benzer fiyat artışları gözlenmektedir.

Burada maliyetlerin yanı sıra beklentiler de belirleyicidir. İşletmeler, “bu fiyatı müşteri öder” varsayımıyla fiyatları yukarı çekebilmektedir.

Bu durum varlık balonundan farklıdır; ancak fiyatların gelirlerden kopmasına benzer sonuçlar doğurur.

Gelirden Kopan Fiyatlama

Turistik bölgelerde fiyatlar giderek yerel gelirlerden çok dış talebe göre oluşmaktadır. İstanbul, Bodrum ve Çeşme gibi yerlerde bu ayrışma daha belirgindir.

Ekonomi giderek yerel gelir düzeyinden çok, ödeme gücü yüksek talep tarafından şekillenmektedir.

Sonuç

Türkiye’deki durum ne İspanya’daki gibi klasik bir konut balonu ne de yalnızca arz yetersizliğiyle açıklanabilecek bir yapıdır.

Daha doğru tanım, geniş çaplı bir fiyat–gelir uyumsuzluğudur.

Bu tür dönemlerde düzeltme her zaman fiyat düşüşüyle gerçekleşmez; kimi zaman kur ayarlamalarıyla, kimi zaman da gelirlerin fiyatları zaman içinde yakalamasıyla ortaya çıkar.

Fiyatların toplumun gelir düzeyiyle uzun süre uyumsuz kalması genellikle sürdürülebilir değildir. Önemli olan, bu uyumun nasıl ve hangi maliyetle sağlanacağıdır.

 


Yorumlar

  1. hocam elinize sağlık herkesin kafasında olan sorulara cevap vermiş oldunuz. dediklerinize katılıyorum ve eklemek istediğim bir kaç şey var. fiyatların gelir düzeyi ile uyumsuz olduğu kadar ahlaki değerlerimiz de ne yazık ki geçmişimizle bi o kadar uyumsuz. dediğiniz gibi insanlar artık bir şeyin ederine değil de kime en yüksek fiyatla nasıl satarım derdinde. umarım erken zamanda hem ekonomik hem de ahlaki olarak iyileşiriz. saygılar hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Enflasyon bu kadar yüksek düzeyde uzun zaman kaldığında ahlaki bozulmaya katkı yapıyor. Ama ahlaki bozulmayı yalnızca bununla açıklamak mümkün değil. Ortada kurallara uymayan yöneticiler, kanunları tanımayan siyasetçiler varken insanların kurallar uyması, ahlaklı davranması mümkün olmuyor. "Balık baştan kokar" diye bir Türk Atasözü var.

      Sil
    2. Hocam merhaba , Çanakkale özelinde bakıyorum dediklerinize Türkiye'nin neredeyse en pahalı şehirlerinden biri olma yolunda hızla ilerliyor. Aynı sitede hatta aynı blokta biri 18 milyon yazarken biri 10 milyon yazabiliyor. Ve ikisinde satılmıyor ? Ama yine her ay fiyatları yükseltmeye devam ediyorla r

      Sil
    3. hocam ağzınıza sağlık. eksik olmayın

      Sil
  2. Hocam sizce bu uyum ne zaman ve hangi maliyetle sağlanabilecek. İktidarın aynı kalması ve değişmesi bu süreci nasıl etkileyebilecek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür gelişmelerin bazen çok uzun süre alıyor, bazen de kimsenin dikkate bile almadığı basit bir nedenle oluveriyor. Zaman tahmini yapmak pek mümkün değil.

      Sil
    2. Eğer dış etkenler olmazsa en fazla 12 ayı var!

      Sil
  3. HOCAM, EV, KONUT, GIDA, EŞYA FİYATLARI SON 5 YILDA UÇAN BALONA DÖNDÜĞÜ HALDE, TÜKETİM HİÇ YAVAŞLAMADI.ASLINDA BİZ 2021 YILINDAN ÖNCE ÇOKMU UCUZ BİR HAYAT YAŞIYORDUK SAYIN HOCAM.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz ucuz hayatı 2005 - 2015 arasında yaşadık. Türkiye'de kayıt dışı para ve kara para bolluğu varken tüketimin yavaşlaması pek mümkün değil.

      Sil
  4. altın ve gümüş aslında düşmüyor.Balon fiyatından, gerçek fiyatına geçiş yapıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru onlardaki fiyat artışları çok hızlı ve sert olmuştu, şimdilerde düzeltme yaşanıyor.

      Sil
  5. Mahfi hocam, 1994 tansu çiller krizi ile 2001 ecevit krizi arasında çok yakın bir zaman var.neden 1994 tansu çiller krizinden sonra bir önlem alınıp 2001 krizi önlenemedi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yani demokrasi kötü bir şey mi hocam

      Sil
    2. En iyi şey bile kötüye kullanıldığında kötü olur.

      Sil
  6. Birazda gerçekçi olalım hocam, merkez bankası yılsonu enflasyon tahminini %35 öngörürürken, merkez bankası ve tüike güveni kalmayan esnaf ve üreticinin % 70 zam yapması bolan fiyat mı oluyor sayın hocam........

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Esnafa bu şekilde kabahat bulmak doğru değil. Esnaf aslında fiyatlarını açıklanan enflasyona göre değil gerçek enflasyona göre ayarlıyor.

      Sil
    2. Hocam! Bimde su 3 lira, esnaf 15'e satıyor

      Sil
    3. Döviz artis hızından 3 kat hızlı artan bir enflasyon dunyanın neresinde görüldü. Bir tane örnek verebilir misiniz dünya ekonomi tarihinden! Bal gibi greedflasyon bu!

      Sil
  7. TÜRKİYE DEN SONRA, DÜNYA KUPASINDA FAVORİNİZ KİM HOCAM.

    YanıtlaSil
  8. Kripto, ve hisse senetlerinde dünya borsalarında kısa süreli büyük hareketler oluşuyor, bunun sebebine "balinalar" diye tabir edilen büyük alıcılar sebep oluyor. Kısa sürede yüksek kar alıp çıkıyorlar. Milyar $ silinip (bkz. liq olmak) duruyor.

    Altın gümüş ve petrol de ise birebir piyasa bozucu sebep abd dış politikaları.

    Emlak konusunda da ucuz krediker ev alımına yöneltiyor ama daha ucuz kredi kampanyası açıklanmadan ev fiyatlarına zam atıyorlar. Ev alamıyorum bari araba alalım oluyır. Kiracı olanın araba sahibi olması garip karşılanırdı, ne acelen var önce bir evini alaydın denilirdi. Ev ve araba alamayanda madem param yetmiyor, gücüm yok diyerek artık tatil gibi yerlere harcıyor parasını. Evlerde elde şişiyor. Piyasa çok aç gözlü tüm sebep o gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Demek ki artık bir düzeltme ihtiyacı var.

      Sil
    2. Evet eğer fırsatcı patronlar zammı bırakınca millet de rahat edecek!

      Sil
  9. Bu arada yaşadıiımız Paspal hayatın maliyeti bize, giden ömür bizim, basit tanımı ile fakirlik

    YanıtlaSil
  10. Hocam çok güzel bir konuya değinmişsiniz yine. Bizde nasıl bir düzeltme olacak sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Bizdeki düzeltme genellikle TL'nin dış değerinin hızlı ve sert biçimde kaybı şeklinde ortaya çıkıyor. 500 bin dolar karşılığı (23 milyon TL) satılan bir konut düşünün. Bu kadar dolar etmeyeceğini düşünüyorsunuz. Eğer kur 46 TL değil de 70 TL olsaydı bu dairenin değeri 330 bin dolar edecekti. Bu, çok daha makul geliyor. Demek ki düzeltme TL'nin dış değerinin düşüşüyle olacak.

      Sil
    2. Hocam bu aslında 2018-2019 döneminde doların 3.5 liradan 7 liraya çıkarılması ile sağlanmış, ama sonra, baskıyla 5 liralara düşürülerek yeniden bozuk sisteme dönülmüştü.

      Sil
    3. Belki de stagflasyonla olacak! Sizin dediğinizin olabilmesi için döviz sıkıntısı olması lazım. Savaş ortamında bile artmayan döviz barış ortamında artar mı?

      Sil
  11. Hocam elinize sağlık. Bence buradaki temel itici güç enflasyonist belirsizlik. Hayatın kısa, yarının ise meçhul olduğu bir ortamda (Güven SAK hocamız ortadoğu ülkelerini "her an her şeyin olabileceği bir belirsizlik ortamı" olarak tanımlardı) her işletme ve mülk sahibi, koparabileceği maksimum marjı hedefliyor ve bir an önce nakde/güvene kavuşmak istiyor. Fiyatlama davranışlarındaki bu rasyonel olmayan kopuş, aslında geleceğe duyulan güvensizliğin bir sonucu (mudur?)
    Üstelik bu durum, beraberinde ciddi bir ahlaki çöküşü de getiriyor. "Sisli havada ne koparsam kârdır" mantığı, ticari etiği tamamen devre dışı bıraktı. Kötü niyet ve kuralsızlık adeta bulaşıcı bir hastalık gibi zincirleme reaksiyonla tüm ülkeye yayılıyor. Koşullar sadece cüzdanları değil, toplumsal güveni ve ahlakı da kemiriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Tabii bir de yukarıda bir yerde değindiğim gibi enflasyon oranının gerçek dışı görünmesinden kaynaklanan bir durum var. Enflasyon açıklandığı gibi % 32 yerine ENAG'ın açıkladığı gibi % 53 olması durumunda birçok şey yerli yerine oturuyor.

      Sil
    2. ENAG enflasyonu doğru olamaz. O zaman döviz 1 artıyorsa enflasyon döviz bazında 5'e katlanmıs olur ki bu durumda patronlar halkı resmen vahşice kazıklıyor demektir.

      Sil
  12. Yazılarınızda daha evvel bu detaylara defalarca odaklanmış olmanıza rağmen, bu analizde sanki piyasada bu dinamikler hiç yokmuş gibi yazmış olmanızı anlamış değilim. Banka kredilerinin tamamen kapalı olduğu bir ortamda fiyatları yukarıda kilitleyen asıl finansman kaynağının, enflasyondan kaçan devasa bir kara para ve kayıt dışı sermaye akışı olduğunu bu kez tamamen arka plana itmişsiniz. Bu nakit gücün, merkeziyetsiz bir şekilde piyasayı köşeye sıkıştırarak (market cornering) yarattığı de facto monopolü analiz dışı bırakıp, durumu naif bir "fiyat-gelir uyumsuzluğu" olarak adlandırmışsınız. Üstelik bir kafedeki esnek kahve talebi ile insanların sokakta kalmamak için bu illegal likiditeyle şişirilmiş fahiş fiyatları ödemek zorunda olduğu barınma ihtiyacının katı doğasını aynı kefeye koyarak metodolojik bir yanılgıya düşmüşsünüz.

    Yazının sonunda Ayn Rand ekolünün o meşhur "piyasanın gizli eli her şeyi zamanla dengeye getirir" anlatısına göz kırpılması ise gerçeklerden uzak bir yaklaşım olmuş. Ortada kendi kendine işleyen rasyonel bir serbest piyasa mekanizması yok. Evet, piyasada iş gören bazı gizli eller var; ancak bu eller piyasanın kendi görünmez doğasına değil, sisteme arkadan nakit pompalayan kara paraya ve bu illegal likiditeyi kullanarak zorunlu alıcıların trajedisini ranta çeviren aktörlere ait.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kara para konusunda elimizde istatistik olmadığı gibi tahmin de yok. O nedenle yazıda net biçimde kara paradan söz etmedim. Bazı konuların sizin değindiğiniz gibi yazılmamış olması onlara değinilmediği anlamına gelmiyor. Fiyat - gelir uyumsuzluğu büyük ölçüde ortalama gelir dışında kara para, kayıt dışı kazanç gibi kavramları zaten içinde barındırıyor.
      Buna karşın bunları yeniden düşünmeme neden olan eleştiriniz için teşekkür ederim.

      Sil
    2. "...bunları yeniden düşünmeme neden olan eleştiriniz için teşekkür ederim."

      Teşekkür ettiniz.

      Ama "küfür" etMEdiniz.

      Niçin Mahfi bey?

      Sil
    3. Niye küfür edeyim? Arkadaş, yazımı okumuş, değerlendirmiş, eksik bıraktığımı düşündüğü konuları uygarca iletmiş. Ben de teşekkür ettim.
      Normal olanı anormalmiş mi gibi algılamak bu toplumun ciddi sorunlarından birisi haline geldi.

      Sil
  13. Hocam yine güzel bir yazı yazmışsınız. Peki sizce Türkiye'de düzeltme nasıl olacak?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Ben düzeltmenin TL'nin dış değer kaybıyla yani kur artışıyla olacağını tahmin ediyorum. Geçmişteki bütün düzeltmeler de bu yolla oldu.

      Sil
    2. Düzeltme kamçıyla olacak.

      Sil
    3. Hocam saygılar, vallahi bravo, boşuna hoca olunmuyor 🙂 tespitiniz mükemmel. Emlak sektöründe tam 33 sene çalıştım ve ben de son üç senedir konutların ₺ bazında yaklaşık %30-40 aşırı değerli olduğunu iddia ediyorum. TL'nin dış değerinin düzeltmesi olduğunda konut fiyatları da düzeltme yapacak diyorum.

      Sil
    4. Sadece konut değil bir çok şey yüzde 30 ila 40 arasında pahalı. Bu hükümete inanılmaz bir koz verdi. Milli gelir bir anda 1 trilyon 640 milyar dolara çıktı. Bu suni zamlar toplumda zengin sayısı arttıgı için kolayca absorbe ediliyor. Çünkü tüm memurlar artık Avrupa çapında maaşlara sahip. Fırsatçılar bu durumu bildiği için zam yapmayı bırakmıyor. Şimdi temmuz ayını bekleyen patronlar eminim tatlı bir telaş içindeler. Emekli ve memurdan bile daha çok hesap kitap içindedirler!

      Sil
  14. Güzel bir değerlendirme teşekkürler hocam. Dubai için de gözlemleriniz var ve paylaşabilirseniz memnun olurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun.
      Bence Dubai de Türkiye ile aynı durumda. Hatta daha da sıkıntılı çünkü orta doğunun daha içinde.

      Sil
    2. Çikolatası bizden kötü.

      Sil
  15. Mahfi bey, hem ülkemizdeki, hemde dünya genelinde yaşanan balon ve gelir yetersizliğine dayalı yazılarınız için teşekkür ederim, diğer ülkelerde ve ülkemizde yüzer gezer vaziyette trilyonlarca dolar spekülatif dövizler var, örneğin pandemi döneminde piyasalara giren spekülatif paralar avcı kuş şahin misali havada dolaştı ve kısa süreliğine hangi ülke olursa olsun av aradı, borsalarda, gayrimenkul de spekülatif artışlar yaşandı, bu para kısa vadede sahiplerine kazandırdı, bu para sabit sermaye yatırımı bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı, selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Bizim gibi ülkeler riskleri düşüremediği sürece dış kaynak ihtiyacını doğrudan sermaye yatırımı yerine carry trade gibi sıcak para yoluyla karşılamak zorunda kalıyor. Bundan kurtulmanın yolu riskleri düşürmek. Oysa biz sürekli yeni riskler yaratıyoruz.

      Sil
  16. Mahfi bey, 2006 ve 2010 arası yıllarda yüzbin TL maliyetle üretilen bir apartman dairesi 400bin ve 500bin TL ile satıldı ve ekonomi teorik olarak yüzde dörtyüz enflasyona gebe bırakıldı, arkasından bu dairenin 20 yılda amorti edileceği hesap edilerek kiralar anormal ve ödenemez hale geldi, pandemi döneminde deniz kenarındaki 500bin TL yazlıklar 5milyon TL ye satılır ve alınır oldu, dağın başında bir dönüm susuz tarla arsa fiyatına satılır oldu, sonuçta hem balonlar hemde gelir yetersizliği durumları yaşanır oldu, halen devam eden durumun bu olduğunu tahmin ediyorum, selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "dağın başında bir dönüm susuz tarla arsa fiyatına satılır oldu" bu ifadenize katılmamak mümkün değil. Eskiden Türkiye'deki köy arazilerinin alıcısı yok diye fiyatı bile bilinmezdi. Şimdi rayiç bedeller konuşulmaya basladı. Köy evlerine bile ciddi bedeller istenir oldu. Eskiden İstanbul'un taşı toprağı para ederdi şimdi köylerin de ediyor!

      Sil
  17. Hocam , nüfusun yüzde 70'inin balonla ilgisi kalmamıştır. Çünkü balon yapacak fazla geliri yoktur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelir açısından tespitini doğru Kozlukaya ama fiyatlara maruz kalma açısından tolumun tamamına yakını balon mağduru, yani ilgisi var (pasif anlamda).

      Sil
  18. Son 3 yilda konut fiyati sabit kalirken gelir ve servis vs fiyatlari 2 kat artti. Siz istatistiklere bakmiyor musunuz hocam? Emlak fiyatlarinin 2 kat artmasi lazim ama artmiyor yuksek faiz yuzunden

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kur düzelince hepsi hizaya gelir merak etmeyin.

      Sil
    2. Kur değil enflasyon düzelince!

      Sil
  19. Antalya/Konyaaltı'da yaşıyorum. Savaşın başlangıcında 1.200 TL olan 2+1 ev kirası Rus ve Ukraynalı akınıyla önce 10 bin sonra 30 bine çıktı. Neredeyse her hafta yemek yediğimiz meyhanede fiyatlar 3-5 kat arttı, önünden geçemez olduk. Tüm bunlar 2 yıl içinde oldu. Sonra 2023'den itibaren yabancıların oturum izinleri iptal edilmeye, yenilenmemeye başladı ve fiyatlar duraklama dönemine girdi. Bugün bazı konut kiraları az da olsa gerilemeye başladı. Hizmet sektöründe ise tam karmaşa hakim, yakın çevremde açılan kapanan işletme sayısını takip edemez oldum. Konyaaltı sahilinde aralarında 100 metre olmayan iki işletmenin kahve fiyatlarında yarı yarıya fark var. Hatta aynı zincire dahil işletmelerin bile fiyatlarında farklılıklar var. Fastfood tarzı yemek fiyatlarının ağırlıklı tüketim aralığı 150-300 TL arasında olduğunu görüyorum. Sanırım düzeltme dediğimiz şey böyle gerçekleşiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konut fiyatları öyle bir düzeye geldi ki kiralarla arasında inanılmaz bir tutarsızlık var. Evin değeri 300 bin dolar görünüyor (yaklaşık 14 milyon TL) kirası 70 bin lira. O daireyi satıp 14 milyon lirayı mevduat olarak yatırsa alacağı faiz kabaca 4.900 bin lira. Ayda 400 bin liradan fazla. Üstelik vergisi kendiliğinden kesiliyor beyan etme zorunluluğu yok. Emlak vergisi yok, DASK yok, bakım onarım gideri yok, kiracıyla uğraşma derdi yok. Tabii evin değeri artarsa başka bir durum. Ama o da bir süredir artmıyor. Parayı bankaya koymanın riski TL'nin dış değer kaybı yaşaması. Çoğu insan bunu göze alıyor. Ev fiyatlarının iki yıldır fazla artmadan kalmasının nedeni bu faiz kazancı.

      Sil
    2. Faiz negatif hocam. O nasıl oluyor. Ben mesela borsa yatırımı yaptım, YBB %90 kar ettim. Faiz yerine borsa daha mantıklı değil mi. %90'ı bistten elde ettim ondan da vergi yok

      Sil
  20. Ortada net bir enflasyon olgusu varken, ücret artışları (yanlış veriler sonucu) bu enflasyonun çok gerisinde kaldı. Bu durum sadece maaşlı çalışanları ve emeklileri etkiledi. Adeta şöyle oldu: ortada hızla akan bir nehir var; bazı kesimler nehrin akışına kendilerine bıraktılar (bırakabildiler), ücretli kesim ise bırakamadı. Diğerlerinden çok geride kaldı. Berber, marangoz, cafe bunları "çok ileri gittiler bu kadarına gerek var mıydı?" diye suçlamak da mümkün; ama problemin asıl kök nedeni ücretli kesimin gidememesi oldu bence.

    YanıtlaSil
  21. Hocam, trump enflasyonu sevdiğini açıkladı, enflasyonu düşüremeyen ülkeler aslında onlarda düşürmek istemiyorda trump gibi açıkça ifade mi edemiyorlar?
    Enflasyon siyaset için sorun değil de nimet mi acaba? Yoksa bu bilgi birikimine rağmen neden gereklipolitikalar işletilmez ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Trump'ın yarın da çıkıp enflasyondan nefret ettiğini söylemesine şaşar mıyız? şaşmayız. bence Trump'ın dediklerinin hiçbir anlamı yok. Yüzde 3'e kadar enflasyon iyidir, ekonomiyi canlı tutar, fazlası ekonomiyi raydan çıkarmaya yöneltir.

      Sil
    2. İyi de hocam 40 trilyon dolarlık ABD devlet borcunu enflasyon olmadan eritmek zor değil mi?

      Sil
  22. Borç veren, alacağının dilencisi olur.

    Duvar yazısı

    YanıtlaSil
  23. Apartman

    Dün iki katlıydı,
    Bugün üç katlı.
    Derken,
    Dört katlı beş katlı altı katlı...
    Yükseliyor efendim yükseliyor,
    Memleket yükseliyor.

    M. C. Anday, (1915~2002)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel özet.
      Bir de bir yabancı profesörün "İstanbul'u nasıl buldunuz?" sorusuna verdiği yanıt vardır: "Çok güzel ama 1453'den beri bir türlü yerleşememişsiniz."

      Sil
    2. Bu dediğiniz çarpık şehirleşmenin suçu cumhuriyet dönemine denk geliyor.

      Sil
    3. Bugünün yanlışını dünkü örnekle haklı çıkarmaya çalışırsak har kötü şey iyi gösterilebilir.

      Sil
  24. Konu ile alakası yok ama bu şirketlere "çökme" kayyum atama konusu gerçekten zıvanadan çıktı.
    Bu gün de Türkiye'nin en büyük 13 Beyaz et üreticisina kayyum atandı, patronları tutuklandı.
    Kapitalizimin temeli mülkiyet hakkına dayanır.
    Eğer komünist bir ülkede değilseniz Mülkiyet hakkı anayasa ile korunur.
    TMSF Ülkenin en büyük holdingi oldu, 1000 den fazla şirketi, hatta futbol takımları bile var.
    Tarihte bu derece geniş kapsamlı el koyma sanırım sadece Ekim Devriminde Rusya'da yaşanmıştır.
    Firma bir terör örgüne ait değil ise sadece haksız rekabet yapmışsa para cezası kesilir, başka yaptırımlar uygulanır. Kayyum nedir.
    Sabah işe giderken korkar olduk. "Ya masamızda kayyum oturuyorsa" diye

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu işte o kadar çok tuhaflık var ki anlamakta güçlük çekiyorum.
      "Adalet Bakanı Akın Gürlek, beyaz et sektöründe haksız fiyat artışı nedeniyle 8 ilde operasyon düzenlendiğini duyurdu."
      Şimdi bu haksız fiyat artışı işlerine Adalet Bakanlığı mı bakıyor?
      Eğer öyleyse Rekabet Kurumu ne iş yapıyor?
      Rekabet Kurumu işini yapmamış da Adalet Bakanlığı mı el koymuş? O zaman Rekabet Kurumuna da soruşturma açmak gerekmez mi?
      Haksız fiyat artışı sabaha karşı tutuklanma sebebi mi? Eğer öyleyse binlerce kişi daha vardır Türkiye'de.
      Fiyat artışının haklı mı haksız mı olduğuna kim karar veriyor?

      Sil
    2. Hukuki bir durum dogmuşsa Adalet bakanlığı ilgilenecek tabi!

      Sil
  25. Kur ne zaman duzelir hocam? Yil sonu beklentiniz var mi? Kurun duzelecegine daha kesin gozle bakiyor gibi gorunuyorsunuz suanda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ben düzeltmenin kurdan gelme olasılığını yüksek görüyorum. Çünkü baskılanan her şey sonunda o baskıdan bir şekilde kurtulur. Bunun zamanını kestiremiyorum ama baskılama yoğunlaştıkça zaman kısalır.

      Sil
    2. "ABD merkezli yatırım bankası Jefferies International, ABD'nin seçimler öncesinde Türkiye'ye bir dolar swap hattı sunabileceğini öne sürdü. Jefferies'in raporuna göre, Arjantin'e sağlanan destek paketine benzer bir adım Türkiye'nin döviz rezervlerini güçlendirebilir"
      Eğer bu olursa bu seneyi de atlatırız.
      Sonrasını sonra düşünürüz.
      (ABD nin bunu hangi ödünlere karşılık yapacağını hiç öğrenemeyiz)

      Sil
  26. Konut satışı zirvedeyse ekonomik kriz var demektir.

    Dr. Mahfi Eğilmez

    YanıtlaSil
  27. Hocam piyasa da bireysel yatırımcı balon piyasasını umursamadan ters mi hareket ediyor? Altın düşüşünde görmüşsünüzdür mutlaka, altın 4000$ iken kuyumcu önü boş, ama 5000$ a çıkınca kuyruk oluşan karikatürü.
    Konut fiyatları düşünce daha da düşer diye bekleyen, çıkınca kaçtı diye aceleyle ev almaya çalışanlar da aslında bu balona üflemiyorlar mı?
    Hızlanan trene atlama çabası aslında piyasayı şişiren unsur değil mi? (bkz. piyasada fomo)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır tam tersine piyasa balonu oluşturan en önde gelen unsur.

      Sil
  28. Mahfi bey, yorumlarınıza tarım ve hayvancılık üzerine katılımın olmadığını gözlemliyorum, son bir iki gün içinde tarımda gördüklerim içimizi acıtacak tarzda idi, bir tır dolusu karpuz 20 ve 30 ton olabilir, yol kenarına çöpe döküldü, yine bir kamyon dolusu kiraz kasalarla çöpe atıldı, bunlar birer milli servettir, üreticinin bir yıllık emeği çöpe gitti, oysa ülkemizde artık her ürünün meyve suyu çıkaracak ev tipi ve sanayi tipi makinaları her yerde üretiliyor, üreticinin elinde kalan meyve ve sebzelerin konservesini yapacak, meyve suyuna dönüştürecek reçel pekmez yapımı gibi teknik ve teknolojik destek verecek yapılara ve oluşumlara ihtiyaç var, bu gün bir bardak meyve suyuna ihtiyaç duyan insanlarımız var, selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. üretici kaliteli malını yurtdışına satıyor, bu sene aldığım karpuzlar sıfır lezzet ve içi damarlı. Kiraz ise her sene çok pahallı ve ucuzlayınca da kurtlanmış oluyor zaten. Dökülen mallarda kalite ne acaba?

      Sil
    2. Ülkemizdeki ilk demiryolunu İngilizler, Aydın'da yetişen İnciri ve Üzümü İzmir limanına kolay, ucuz ve hızlı getirmek için yapmışlardı. Oradan da ülkelerine götürüyorlardı.
      Adam Simith'in bahsettiği görünmez el belki de buydu.
      Aradan geçen 150 yılda biz Antalya'ya hala demiryolu götüremedik. Her gün 50-100 TIR dolusu sebze meyve Antalya'dan İstanbul'a geliyor.
      Her fırsatta aracıları suçluyoruz. Bizim de negatif anlamda görünmez elimiz onlar. Biz bu verimli gıda zincirini hiç kuramadık. Çok büyük verimsizlikler, israflar var bu konuda.

      Sil
    3. Adsız 17:20 siz de blog açın bence.

      Sil
  29. Ekleme olarak evlerden bahsetildiği için fikrimi belirtmek isterim. Evler yatırım aracına dönüştüğü için de bir emlak balonu oluştu (buradaki balon farklı ama)
    Aslında neden bu kadar geç aktif yatırım enstürmanına dönüştü anlamadım. Evlerin arzı kısıtlı, nüfus arttıkça talep canlanıyor ki nüfüsun belli bir alanda yoğunlaşması bile yeterli, devletler nüfüs arttırmaya çabalıyor, en temel ihtiyaç, bölgeye göre değişen çarpan etkisi. Temel para birimi ev diyebiliriz, para aslında hikaye bi enerji var onu da entropi gereği koruyamıyoruz. Evin değeri istisnai durumlar dışında artar bir de buna çarpan etkisi eklenir. Kadiköy'deki evin çarpanı 4x'tir de Sultanbeyli'nin 2x'tir gibi ama semtlerinde kendi içinde değeri artıyor-azalıyor. Bir de evlerin değeri yapay olarak da arttırılabilir. ki bir kişi evi alınca o ev, arzdan çekiliyor. Eskiden dâhi yapılıyormuş da bu sahte değil de gerçek arttırma. Evi yapan kişi kim, evin konumu, evin estetiği, kullanılan malzemeler, evin hikayesi bunların hepsi evin değerini arttırıyor. Zengin ve ünlü kişilerin yerindeki mezarların fiyatı gibi, Oxford'daki mezarlık gibi.

    YanıtlaSil
  30. Yazınız için sağolunuz. Bizim durumumuz sanki hiçbir kategoriye uymuyor. O nedenle geleceğin neler getireceğini de bilemiyoruz. Bir şarkının dediği gibi : " benzemez kimse sana tavrına hayran olayım " ...

    YanıtlaSil
  31. Hocam Türkiye orta gelir tuzağına mı düştü sizce?

    YanıtlaSil
  32. Faizlerin düşürüldüğü dönem konut yatırım aracına dönüştü malesef kira getirisi cazip oldu mevduat döviz borsa negatif kalınca konut trend oldu..tabi servet transferide etkili oldu diğer yandan maliyet artışı..arz kısıtlığı getirdi.arz talep bozuldu fiyat balonlaştı her nekadar negatif seyretsede bence hala balon var özelikle kur baskısyla döviz bazında 100 de 150 ye yakın artış var...altın 2025 2026 etkisi can suyu oldu ama sürdürülebilir degil mutlaka sizinde belirtiğiniz gibi alım seviyesine ulaşacak ama biraz daha zaman var gibi maliyetinde satıcı tarafa yükleneceğini düşünürüm.

    YanıtlaSil
  33. Hocam, konut fiyatlarındaki düzeltmenin döviz kurunun artışıyla düzeleceğini anlyorum. Peki kur arttıkça aynı oranda konutların fiyatı da artmaz mı?

    YanıtlaSil
  34. İKTİSADİ KANSER, Devleti öldürür mü ?

    John Maynard Keynes'e atfedilen meşhur bir düşünce vardır:
    "Bir toplumu yıkmanın en sinsi yolu parasını bozmak ve değerini aşındırmaktır."
    Keynes'e göre sürekli değer kaybeden para, yalnızca fiyatları değil, toplumun adalet duygusunu da aşındırır.
    Karl Marx açısından bakarsak:
    "Kendi parasına güvenmeyen bir ülke, kendi emeğinin değerini de başkalarının belirlemesine razı olmuş demektir."
    Bağımlılık teorisyenleri ise daha da sert konuşurlar. Raúl Prebisch ve onu izleyen düşünürlere göre:
    "Dolarla yaşayan bir ekonomi, siyasi sınırları bağımsız olsa bile ekonomik olarak yarı sömürge niteliği taşıyabilir."
    Bu yaklaşımda kur artışları sadece finansal olay değil, ulusal gelirden dış dünyaya aktarılan görünmez bir vergi gibidir.
    Hatta bazı iktisat tarihçileri şöyle özetler:
    "Topraklarını kaybeden devletler işgal edilir; paralarını kaybeden devletler fark edilmeden yönetilir."
    Bu ifade akademik bir tanım değil, fakat ekonomik bağımlılığın siyasi sonuçlarını anlatmak için sık kullanılan bir düşüncedir.
    Konuyu felsefi düzeyde en sert biçimde ifade edersek:
    Kendi parasıyla tasarruf edemeyen, ticaret yapamayan ve servetini koruyamayan bir millet; bayrağı bağımsız olsa bile refahını başkalarının para politikasına emanet etmiş demektir.
    Bu yüzden bazı iktisatçılar ekonomik bağımsızlığı, ordudan veya sınırlardan önce "paranın itibarı" meselesi olarak görürler. Çünkü para, bir milletin kendi geleceğine duyduğu güvenin günlük hayattaki somut biçimidir....
    SAYGILAR

    YanıtlaSil
  35. Mahfi bey; ülkemizin ekonomi gündemi hep "döviz kurlarının seviyesi", hep "enflasyon ile faiz arasında bilim dışı söylemler", hep "altın", hep "emlâk" gibi... Hep aynı konu başlıkları, hep aynı kelimeler arasında konuşulup duruyor...

    Siz de ülkenin ekonomi gündemini analiz eden bir biliminsanı olarak; bu pelesenk olmuş konu başlıkları dışına zaman zaman çıkmak isteseniz bile tekrar geri dönmek zorunda kalıyorsunuz (temcit pilavına su koyup, ısıtıp ısıtıp yıllarca hep aynısını yemeye mecbur bırakılmak gibi).

    "İktisat" eğitimi olmayan sıradan bir vatandaş olarak; "iktisat"la ilgili size "gündem dışı" gözüken, ama "hayatî" birkaç sorum var. Yanıtlarsanız memnun olurum:

    • Uluslararası veya ülkelerin kendi içinde tek tek "temel gelir" uygulaması hakkında elle tutulur, gözle görülür, istatistikî yöntemlerle ölçülebilir hacme ulaşmış (olgunluğa erişmiş) gerçek "temel gelir" analizleri, uygulamaları var mı? Bu konuda siz; elinizdeki verilerle harmanlayarak neler söylersiniz?

    • Para birimi olarak "ABD doları"nın dünya genelinde hakimiyetini sürdürmesinin "asıl dayanağı"; kapitalizmin hem bir ideoloji, hem bir sistem olarak hâlâ yaygın olması mı? Yoksa; "ideolojik yaygınlık"la ilgili değil, salt ABD'nin dünya genelinde askerî caydırıcılığı yüksek (diğer bütün ülkelere "militer korku" salabilen) bir ülke olması mı? "Asıl dayanak" sanırım ikinci yazdığım (militer korku salmak) olmalı; siz ne dersiniz? (Konuyu biraz daha açayım: Çin her ne kadar "komünist" rejimle yönetilen bir ülke olsa da askerî caydırıcılık anlamında hâlâ ABD'den birkaç basamak geri. Eğer ilerleyen yıllarda Çin'in askerî gücü ABD'nin askerî gücünü aşmaya başlarsa; dünya piyasalarında "ABD doları"nın hakimiyetinin sönümleneceğini, onun yerine "Çin renminbi [yuan]" para biriminin hakimiyetinin artacağını söyleyebilir miyiz? Yani "asıl dayanak" ideoloji değil; askerî anlamda caydırıcı olmak mı, diğer ülkelere "militer korku" salabilmek mi?)

    • "Yapısal reformlar" isyanınızın ilk maddelerini; "adalete güvenin yeniden tesis edilmesi", "hukukun üstünlüğü", "demokrasi", "insan hakları", "ifade özgürlüğü" oluşturuyor. Eğer İLK ÖNCE bu beş alanda yapısal reformları yaparsak; reformların diğer maddelerinin de çok hızlı gerçekleşeceğini söylüyorsunuz. Size sorum şu: Günümüz dünyasında "pil & batarya teknolojisi"ne duyulan ihtiyaç; en acil buluşları mühendislere adeta dayatıyor, kârlılık anlamında ise potansiyeli çok yüksek bir endüstriyi teşkil ediyor. Türkiye'nin "pil & batarya teknolojisi" endüstrisinde çığır açan bir ülke olması için, hem iç piyasaya üretim yapan, hem bütün dünyaya ihracat yapan bir "hub ülke" olabilmesi için; sizin bahsettiğiniz o İLK BEŞ yapısal reform maddesinin yapılmasını beklemek zorunda mıyız? Eğer Türkiye'de "en önce" adalete güven yeniden tesis edilmez ise, "en önce" hukukun üstünlüğü sağlanmaz ise; "pil & batarya teknolojisi" endüstrisinden medet ummak boş hayal mi? "Otokratik yönetim"le de yönetilsek "pil & batarya teknolojisi" endüstrisinin gelişebileceğini; fakat elde edilen kârdan ülkemiz vatandaşlarının hakettiği seviyede yararlanaMAyacağını düşünüyorum, "parasal getiri" gene küçük bir zümrede yoğunlaşacaktır diye tahmin ediyorum. Siz ne dersiniz?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri