Balon mu Gelir Uyumsuzluğu mu?

Balonlar ve Fiyat Kopuşları

Bazı dönemlerde fiyatlar ekonomik temellerden kopar ve yükseliş kendi kendini besleyen bir sürece dönüşür. Buna ekonomide “balon” denir. Beklentiler fiyatları artırır; artan fiyatlar da beklentileri güçlendirir.

Bu süreç kalıcı değildir. Bir noktada fiyatların gerçek değerlerden uzaklaştığı anlaşılır, talep zayıflar ve ya sert bir düzeltme ya da uzun bir durgunluk başlar. Buna “balonun patlaması” denir.

Balonlar yalnızca finansal varlıklarda değil, konut piyasasında ve hatta günlük mal ve hizmet fiyatlarında da görülebilir.

Bugün Türkiye açısından temel soru şudur: Konut ve hizmet fiyatlarındaki artış bir balon mu, yoksa farklı bir fiyatlama dinamiği mi?

İspanya: Klasik Balon Örneği

2000’li yıllarda İspanya’da düşük faizler, kolay kredi erişimi ve sürekli artış beklentisi konut talebini hızla artırdı. İnşaat sektörü büyüdü, ancak arz kısa sürede gerçek ihtiyacın üzerine çıktı.

2008 küresel krizinin ardından sistem çöktü; konut fiyatları geriledi, projeler yarım kaldı ve işsizlik hızla yükseldi. Bu örnek, kredi genişlemesi ve beklenti kaynaklı balonların ne kadar sert sonuçlar doğurabileceğini gösterir.

Yunanistan: Arz Eksikliği ve Dış Talep

Yunanistan’da ise tablo farklıydı. Kriz sonrası inşaat arzı zayıfladı. Buna karşılık turizm ve yabancı talep özellikle büyük şehirlerde fiyatları yukarı çekti.

Burada sorun aşırı arz değil, yetersiz arz ve dış talep kaynaklı dengesizliktir. Bu nedenle fiyat artışları klasik bir balondan çok farklı bir yapıya işaret eder.

Türkiye: Balon mu, Uyumsuzluk mu?

Türkiye’de konut fiyatları son yıllarda hızlı biçimde artmıştır. Ancak balon tanısı için yalnızca fiyatlara bakmak yeterli değildir; asıl önemli olan gelirlerle ilişkidir.

Son dönemde: Fiyatlar gelirlerden hızlı artmıştır, kira çarpanları yükselmiştir, yatırım amaçlı alımlar artmıştır, “fiyatlar düşmez” beklentisi güçlenmiştir (enflasyon direnci).

Buna karşılık İspanya’daki gibi geniş ve sürdürülemez bir arz fazlası belirgin biçimde oluşmamıştır.

Bu nedenle Türkiye’deki tablo, klasik bir balondan çok daha karmaşık bir görünüme işaret etmektedir.

Konutun Ötesi: Hizmet Fiyatları

Sorun yalnızca konutla sınırlı değildir. Restoran, kafe, otel gibi hizmet sektörlerinde de benzer fiyat artışları gözlenmektedir.

Burada maliyetlerin yanı sıra beklentiler de belirleyicidir. İşletmeler, “bu fiyatı müşteri öder” varsayımıyla fiyatları yukarı çekebilmektedir.

Bu durum varlık balonundan farklıdır; ancak fiyatların gelirlerden kopmasına benzer sonuçlar doğurur.

Gelirden Kopan Fiyatlama

Turistik bölgelerde fiyatlar giderek yerel gelirlerden çok dış talebe göre oluşmaktadır. İstanbul, Bodrum ve Çeşme gibi yerlerde bu ayrışma daha belirgindir.

Ekonomi giderek yerel gelir düzeyinden çok, ödeme gücü yüksek talep tarafından şekillenmektedir.

Sonuç

Türkiye’deki durum ne İspanya’daki gibi klasik bir konut balonu ne de yalnızca arz yetersizliğiyle açıklanabilecek bir yapıdır.

Daha doğru tanım, geniş çaplı bir fiyat–gelir uyumsuzluğudur.

Bu tür dönemlerde düzeltme her zaman fiyat düşüşüyle gerçekleşmez; kimi zaman kur ayarlamalarıyla, kimi zaman da gelirlerin fiyatları zaman içinde yakalamasıyla ortaya çıkar.

Fiyatların toplumun gelir düzeyiyle uzun süre uyumsuz kalması genellikle sürdürülebilir değildir. Önemli olan, bu uyumun nasıl ve hangi maliyetle sağlanacağıdır.

 


Yorumlar

  1. hocam elinize sağlık herkesin kafasında olan sorulara cevap vermiş oldunuz. dediklerinize katılıyorum ve eklemek istediğim bir kaç şey var. fiyatların gelir düzeyi ile uyumsuz olduğu kadar ahlaki değerlerimiz de ne yazık ki geçmişimizle bi o kadar uyumsuz. dediğiniz gibi insanlar artık bir şeyin ederine değil de kime en yüksek fiyatla nasıl satarım derdinde. umarım erken zamanda hem ekonomik hem de ahlaki olarak iyileşiriz. saygılar hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Enflasyon bu kadar yüksek düzeyde uzun zaman kaldığında ahlaki bozulmaya katkı yapıyor. Ama ahlaki bozulmayı yalnızca bununla açıklamak mümkün değil. Ortada kurallara uymayan yöneticiler, kanunları tanımayan siyasetçiler varken insanların kurallar uyması, ahlaklı davranması mümkün olmuyor. "Balık baştan kokar" diye bir Türk Atasözü var.

      Sil
    2. Hocam merhaba , Çanakkale özelinde bakıyorum dediklerinize Türkiye'nin neredeyse en pahalı şehirlerinden biri olma yolunda hızla ilerliyor. Aynı sitede hatta aynı blokta biri 18 milyon yazarken biri 10 milyon yazabiliyor. Ve ikisinde satılmıyor ? Ama yine her ay fiyatları yükseltmeye devam ediyorla r

      Sil
    3. hocam ağzınıza sağlık. eksik olmayın

      Sil
    4. Kara paranın Ülke ekonomisinde oranı artıkca fiyat artışları kontrolden çıkar.

      Sil
    5. Niyeti bozuk olanın ahlakı da bozuk olur!

      Sil
  2. Hocam sizce bu uyum ne zaman ve hangi maliyetle sağlanabilecek. İktidarın aynı kalması ve değişmesi bu süreci nasıl etkileyebilecek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür gelişmelerin bazen çok uzun süre alıyor, bazen de kimsenin dikkate bile almadığı basit bir nedenle oluveriyor. Zaman tahmini yapmak pek mümkün değil.

      Sil
    2. Eğer dış etkenler olmazsa en fazla 12 ayı var!

      Sil
  3. HOCAM, EV, KONUT, GIDA, EŞYA FİYATLARI SON 5 YILDA UÇAN BALONA DÖNDÜĞÜ HALDE, TÜKETİM HİÇ YAVAŞLAMADI.ASLINDA BİZ 2021 YILINDAN ÖNCE ÇOKMU UCUZ BİR HAYAT YAŞIYORDUK SAYIN HOCAM.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz ucuz hayatı 2005 - 2015 arasında yaşadık. Türkiye'de kayıt dışı para ve kara para bolluğu varken tüketimin yavaşlaması pek mümkün değil.

      Sil
    2. Yastık altında 800 milyar dolar altın ayrıca bankalarda minimum 250 bin lirası olan 9 milyon insanın olduğu yerde tüketim her daim canlı olur!

      Sil
  4. altın ve gümüş aslında düşmüyor.Balon fiyatından, gerçek fiyatına geçiş yapıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru onlardaki fiyat artışları çok hızlı ve sert olmuştu, şimdilerde düzeltme yaşanıyor.

      Sil
  5. Mahfi hocam, 1994 tansu çiller krizi ile 2001 ecevit krizi arasında çok yakın bir zaman var.neden 1994 tansu çiller krizinden sonra bir önlem alınıp 2001 krizi önlenemedi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yani demokrasi kötü bir şey mi hocam

      Sil
    2. En iyi şey bile kötüye kullanıldığında kötü olur.

      Sil
    3. ama hocam ben anlamadım. insanlar kısa vadeli düşünür, siyasetçinin amacı da şeçimi kazanmaktır. doğal olarak demokrasi=popülizm değil mi? Popülizm halkın emegenliği demokrasi de öyle değil mi

      Sil
    4. İyi siyasetçinin amacı ülkeyi iyiye götürmektir.

      Sil
  6. Birazda gerçekçi olalım hocam, merkez bankası yılsonu enflasyon tahminini %35 öngörürürken, merkez bankası ve tüike güveni kalmayan esnaf ve üreticinin % 70 zam yapması bolan fiyat mı oluyor sayın hocam........

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Esnafa bu şekilde kabahat bulmak doğru değil. Esnaf aslında fiyatlarını açıklanan enflasyona göre değil gerçek enflasyona göre ayarlıyor.

      Sil
    2. Hocam! Bimde su 3 lira, esnaf 15'e satıyor

      Sil
    3. Döviz artis hızından 3 kat hızlı artan bir enflasyon dunyanın neresinde görüldü. Bir tane örnek verebilir misiniz dünya ekonomi tarihinden! Bal gibi greedflasyon bu!

      Sil
  7. TÜRKİYE DEN SONRA, DÜNYA KUPASINDA FAVORİNİZ KİM HOCAM.

    YanıtlaSil
  8. Kripto, ve hisse senetlerinde dünya borsalarında kısa süreli büyük hareketler oluşuyor, bunun sebebine "balinalar" diye tabir edilen büyük alıcılar sebep oluyor. Kısa sürede yüksek kar alıp çıkıyorlar. Milyar $ silinip (bkz. liq olmak) duruyor.

    Altın gümüş ve petrol de ise birebir piyasa bozucu sebep abd dış politikaları.

    Emlak konusunda da ucuz krediker ev alımına yöneltiyor ama daha ucuz kredi kampanyası açıklanmadan ev fiyatlarına zam atıyorlar. Ev alamıyorum bari araba alalım oluyır. Kiracı olanın araba sahibi olması garip karşılanırdı, ne acelen var önce bir evini alaydın denilirdi. Ev ve araba alamayanda madem param yetmiyor, gücüm yok diyerek artık tatil gibi yerlere harcıyor parasını. Evlerde elde şişiyor. Piyasa çok aç gözlü tüm sebep o gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Demek ki artık bir düzeltme ihtiyacı var.

      Sil
    2. Evet eğer fırsatcı patronlar zammı bırakınca millet de rahat edecek!

      Sil
    3. Milletin rahat etmesi için doğru politikalar izlenmesi lazım. O da önce hukuktan başlamak zorunda. Asi takdirde biz döviz bulmak için dünyanın en yüksek carry trade faizini ödemeye devam ederiz.

      Sil
    4. Döviz bulmak için mal ve hizmet ihracatını 410 milyar doların üzerine çıkarmak lazım!

      Sil
    5. Doğru ama onun için de yapısal reformlar gerekiyor. Örneğin teşvik sistemini ulufe dağıtmaktan çıkarıp marka olacak, dünyayla rekabet edebilecek ürünlere yönlendirmek lazım. Ne yazık ki bunlar popülizmle ve oy kaygısıyla ters hareketler, o nedenle itibar görmüyor.

      Sil
  9. Bu arada yaşadıiımız Paspal hayatın maliyeti bize, giden ömür bizim, basit tanımı ile fakirlik

    YanıtlaSil
  10. Hocam çok güzel bir konuya değinmişsiniz yine. Bizde nasıl bir düzeltme olacak sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Bizdeki düzeltme genellikle TL'nin dış değerinin hızlı ve sert biçimde kaybı şeklinde ortaya çıkıyor. 500 bin dolar karşılığı (23 milyon TL) satılan bir konut düşünün. Bu kadar dolar etmeyeceğini düşünüyorsunuz. Eğer kur 46 TL değil de 70 TL olsaydı bu dairenin değeri 330 bin dolar edecekti. Bu, çok daha makul geliyor. Demek ki düzeltme TL'nin dış değerinin düşüşüyle olacak.

      Sil
    2. Hocam bu aslında 2018-2019 döneminde doların 3.5 liradan 7 liraya çıkarılması ile sağlanmış, ama sonra, baskıyla 5 liralara düşürülerek yeniden bozuk sisteme dönülmüştü.

      Sil
    3. Belki de stagflasyonla olacak! Sizin dediğinizin olabilmesi için döviz sıkıntısı olması lazım. Savaş ortamında bile artmayan döviz barış ortamında artar mı?

      Sil
    4. Hocam elinize sağlık.
      Yukarıda verdiğiniz örnekteki evin fiyatı kur düzeltmesi ile 500 bin dolardan 330 bin dolara düştüğü zaman o evin sahibi de fiyatı 35 milyon TL yapacak. O kadar plansız bir büyümeyle bugünlere geldik ki, nüfusun coğrafyaya dağılımından tutun da bir takım mikro dengesizliklere kadar türlü sebeplerden dolayı o 23 milyon liralık ev hayatta 330K dolara düşmez bence.

      Sil
    5. Adam bugün 500 bin dolara sattığı bir daireyi ileride 330 bin dolara satacakmış. Bugün o parayı veren varsa ileride o parayı haydi haydi verir.

      Sil
    6. Veremez çünkü kur oralara çıkarsa bugünkü paralar kazanılamaz, ücretler de ödenemez olur. 2001 krizinde olanları unutmayın.

      Sil
    7. Hocam kurun 46’dan 70’e çıkmasına benzer, hatta daha da serti 2022’de oldu. Konut fiyatları dolar bazında düştü mü? Düşmedi.

      Sil
    8. 2001'de gerçekten bir kriz vardı. Tüketim azaldı. Şimdi tüketimde artış var! Biz şu anda kriz yasamıyoruz adeta balayı yasıyoruz!

      Sil
    9. 2022'de kurun yükselişini KKM ile durdurdular. Maliyeti 2,5 trilyon liradır. İşte onların faturasını şimdi döviz getirene % 15 net dolar faizi vererek ödüyor ülke.

      Sil
  11. Hocam elinize sağlık. Bence buradaki temel itici güç enflasyonist belirsizlik. Hayatın kısa, yarının ise meçhul olduğu bir ortamda (Güven SAK hocamız ortadoğu ülkelerini "her an her şeyin olabileceği bir belirsizlik ortamı" olarak tanımlardı) her işletme ve mülk sahibi, koparabileceği maksimum marjı hedefliyor ve bir an önce nakde/güvene kavuşmak istiyor. Fiyatlama davranışlarındaki bu rasyonel olmayan kopuş, aslında geleceğe duyulan güvensizliğin bir sonucu (mudur?)
    Üstelik bu durum, beraberinde ciddi bir ahlaki çöküşü de getiriyor. "Sisli havada ne koparsam kârdır" mantığı, ticari etiği tamamen devre dışı bıraktı. Kötü niyet ve kuralsızlık adeta bulaşıcı bir hastalık gibi zincirleme reaksiyonla tüm ülkeye yayılıyor. Koşullar sadece cüzdanları değil, toplumsal güveni ve ahlakı da kemiriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Tabii bir de yukarıda bir yerde değindiğim gibi enflasyon oranının gerçek dışı görünmesinden kaynaklanan bir durum var. Enflasyon açıklandığı gibi % 32 yerine ENAG'ın açıkladığı gibi % 53 olması durumunda birçok şey yerli yerine oturuyor.

      Sil
    2. ENAG enflasyonu doğru olamaz. O zaman döviz 1 artıyorsa enflasyon döviz bazında 5'e katlanmıs olur ki bu durumda patronlar halkı resmen vahşice kazıklıyor demektir.

      Sil
    3. Kazık kesin var ama bu ENAGın dediği kadar vahşice değil!

      Sil
    4. Aslında ENAG'ın enflasyon hesabı gerçeğe çok yakın diye düşünüyorum. % 53 benim de kabaca gözlemlediğim enflasyon oranına yakın.

      Sil
    5. Bazı ürünlerde bu olabilir özellikle hizmet sektöründe ama genelide bu kadar yüksek olması dövizin değerine bakınca absürt duruyor.

      Sil
  12. Yazılarınızda daha evvel bu detaylara defalarca odaklanmış olmanıza rağmen, bu analizde sanki piyasada bu dinamikler hiç yokmuş gibi yazmış olmanızı anlamış değilim. Banka kredilerinin tamamen kapalı olduğu bir ortamda fiyatları yukarıda kilitleyen asıl finansman kaynağının, enflasyondan kaçan devasa bir kara para ve kayıt dışı sermaye akışı olduğunu bu kez tamamen arka plana itmişsiniz. Bu nakit gücün, merkeziyetsiz bir şekilde piyasayı köşeye sıkıştırarak (market cornering) yarattığı de facto monopolü analiz dışı bırakıp, durumu naif bir "fiyat-gelir uyumsuzluğu" olarak adlandırmışsınız. Üstelik bir kafedeki esnek kahve talebi ile insanların sokakta kalmamak için bu illegal likiditeyle şişirilmiş fahiş fiyatları ödemek zorunda olduğu barınma ihtiyacının katı doğasını aynı kefeye koyarak metodolojik bir yanılgıya düşmüşsünüz.

    Yazının sonunda Ayn Rand ekolünün o meşhur "piyasanın gizli eli her şeyi zamanla dengeye getirir" anlatısına göz kırpılması ise gerçeklerden uzak bir yaklaşım olmuş. Ortada kendi kendine işleyen rasyonel bir serbest piyasa mekanizması yok. Evet, piyasada iş gören bazı gizli eller var; ancak bu eller piyasanın kendi görünmez doğasına değil, sisteme arkadan nakit pompalayan kara paraya ve bu illegal likiditeyi kullanarak zorunlu alıcıların trajedisini ranta çeviren aktörlere ait.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kara para konusunda elimizde istatistik olmadığı gibi tahmin de yok. O nedenle yazıda net biçimde kara paradan söz etmedim. Bazı konuların sizin değindiğiniz gibi yazılmamış olması onlara değinilmediği anlamına gelmiyor. Fiyat - gelir uyumsuzluğu büyük ölçüde ortalama gelir dışında kara para, kayıt dışı kazanç gibi kavramları zaten içinde barındırıyor.
      Buna karşın bunları yeniden düşünmeme neden olan eleştiriniz için teşekkür ederim.

      Sil
    2. "...bunları yeniden düşünmeme neden olan eleştiriniz için teşekkür ederim."

      Teşekkür ettiniz.

      Ama "küfür" etMEdiniz.

      Niçin Mahfi bey?

      Sil
    3. Niye küfür edeyim? Arkadaş, yazımı okumuş, değerlendirmiş, eksik bıraktığımı düşündüğü konuları uygarca iletmiş. Ben de teşekkür ettim.
      Normal olanı anormalmiş mi gibi algılamak bu toplumun ciddi sorunlarından birisi haline geldi.

      Sil
    4. Adsız 14:54 arkadaşımız da tersine psikoloji yaparak, bu doğru davranışınızı insanlara hatırlatmak için göz önüne çıkarmak istemiş. Dediğiniz gibi normal olanlar artık anormal olunca, normali tekrar normal seviyesine çıkarmak için bu tür oyunlar yapmak gerekebiliyor.

      Size ve arkadaşımıza teşekkür ederim.

      Sil
  13. Hocam yine güzel bir yazı yazmışsınız. Peki sizce Türkiye'de düzeltme nasıl olacak?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Ben düzeltmenin TL'nin dış değer kaybıyla yani kur artışıyla olacağını tahmin ediyorum. Geçmişteki bütün düzeltmeler de bu yolla oldu.

      Sil
    2. Düzeltme kamçıyla olacak.

      Sil
    3. Hocam saygılar, vallahi bravo, boşuna hoca olunmuyor 🙂 tespitiniz mükemmel. Emlak sektöründe tam 33 sene çalıştım ve ben de son üç senedir konutların ₺ bazında yaklaşık %30-40 aşırı değerli olduğunu iddia ediyorum. TL'nin dış değerinin düzeltmesi olduğunda konut fiyatları da düzeltme yapacak diyorum.

      Sil
    4. Sadece konut değil bir çok şey yüzde 30 ila 40 arasında pahalı. Bu hükümete inanılmaz bir koz verdi. Milli gelir bir anda 1 trilyon 640 milyar dolara çıktı. Bu suni zamlar toplumda zengin sayısı arttıgı için kolayca absorbe ediliyor. Çünkü tüm memurlar artık Avrupa çapında maaşlara sahip. Fırsatçılar bu durumu bildiği için zam yapmayı bırakmıyor. Şimdi temmuz ayını bekleyen patronlar eminim tatlı bir telaş içindeler. Emekli ve memurdan bile daha çok hesap kitap içindedirler!

      Sil
  14. Güzel bir değerlendirme teşekkürler hocam. Dubai için de gözlemleriniz var ve paylaşabilirseniz memnun olurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun.
      Bence Dubai de Türkiye ile aynı durumda. Hatta daha da sıkıntılı çünkü orta doğunun daha içinde.

      Sil
    2. Çikolatası bizden kötü.

      Sil
  15. Mahfi bey, hem ülkemizdeki, hemde dünya genelinde yaşanan balon ve gelir yetersizliğine dayalı yazılarınız için teşekkür ederim, diğer ülkelerde ve ülkemizde yüzer gezer vaziyette trilyonlarca dolar spekülatif dövizler var, örneğin pandemi döneminde piyasalara giren spekülatif paralar avcı kuş şahin misali havada dolaştı ve kısa süreliğine hangi ülke olursa olsun av aradı, borsalarda, gayrimenkul de spekülatif artışlar yaşandı, bu para kısa vadede sahiplerine kazandırdı, bu para sabit sermaye yatırımı bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı, selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Bizim gibi ülkeler riskleri düşüremediği sürece dış kaynak ihtiyacını doğrudan sermaye yatırımı yerine carry trade gibi sıcak para yoluyla karşılamak zorunda kalıyor. Bundan kurtulmanın yolu riskleri düşürmek. Oysa biz sürekli yeni riskler yaratıyoruz.

      Sil
    2. Taşıma suyla carry trade bir yere kadar! ASELSAN yerli telefon HABAŞ ise yerli araba peşinde koşuyor. Yerli hızlı trenler yapılıyor. Türkiye'deki şirketlerin eli armut toplamıyor artık! Sürekli rant konuşmaktan reel ekonomiyi ıskalar hale geldik!

      Sil
    3. Enflasyonu düşürüp faizi de oraya indirebilsek reel sektör daha neler yapacak. Ama tabii sadece faizle olmaz. Hukukun tarafsızlığını, demokrasinin düzgün işlemesini sağlayamazsak yatırımlar gelişmez.

      Sil
  16. Mahfi bey, 2006 ve 2010 arası yıllarda yüzbin TL maliyetle üretilen bir apartman dairesi 400bin ve 500bin TL ile satıldı ve ekonomi teorik olarak yüzde dörtyüz enflasyona gebe bırakıldı, arkasından bu dairenin 20 yılda amorti edileceği hesap edilerek kiralar anormal ve ödenemez hale geldi, pandemi döneminde deniz kenarındaki 500bin TL yazlıklar 5milyon TL ye satılır ve alınır oldu, dağın başında bir dönüm susuz tarla arsa fiyatına satılır oldu, sonuçta hem balonlar hemde gelir yetersizliği durumları yaşanır oldu, halen devam eden durumun bu olduğunu tahmin ediyorum, selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "dağın başında bir dönüm susuz tarla arsa fiyatına satılır oldu" bu ifadenize katılmamak mümkün değil. Eskiden Türkiye'deki köy arazilerinin alıcısı yok diye fiyatı bile bilinmezdi. Şimdi rayiç bedeller konuşulmaya basladı. Köy evlerine bile ciddi bedeller istenir oldu. Eskiden İstanbul'un taşı toprağı para ederdi şimdi köylerin de ediyor!

      Sil
    2. O nedenle tarım çöktü.

      Sil
    3. Türkiye 74 milyar dolarla tarımsal hasılada Avrupa'da birinci dünyada ise yedinci sırada! Bu mu çökmüş halimiz?

      Sil
    4. Dünyada gıda enflasyonunda en üst sıradayız. Tarım çökmemiş olsa, bolluk olsa fiyatlar bu kadar artar mı? Tarımsal hasıla verilerine o kadar güvenmeyin.

      Sil
    5. Bu sene bolluk var. Tarımda var yılı yasanıyor. Fiyatlar da makul!

      Sil
  17. Hocam , nüfusun yüzde 70'inin balonla ilgisi kalmamıştır. Çünkü balon yapacak fazla geliri yoktur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelir açısından tespitini doğru Kozlukaya ama fiyatlara maruz kalma açısından tolumun tamamına yakını balon mağduru, yani ilgisi var (pasif anlamda).

      Sil
  18. Son 3 yilda konut fiyati sabit kalirken gelir ve servis vs fiyatlari 2 kat artti. Siz istatistiklere bakmiyor musunuz hocam? Emlak fiyatlarinin 2 kat artmasi lazim ama artmiyor yuksek faiz yuzunden

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kur düzelince hepsi hizaya gelir merak etmeyin.

      Sil
    2. Kur değil enflasyon düzelince!

      Sil
    3. Enflasyon düzelse bile kuru bastırmaya devam edersek fiyatlar düzelmez.

      Sil
  19. Antalya/Konyaaltı'da yaşıyorum. Savaşın başlangıcında 1.200 TL olan 2+1 ev kirası Rus ve Ukraynalı akınıyla önce 10 bin sonra 30 bine çıktı. Neredeyse her hafta yemek yediğimiz meyhanede fiyatlar 3-5 kat arttı, önünden geçemez olduk. Tüm bunlar 2 yıl içinde oldu. Sonra 2023'den itibaren yabancıların oturum izinleri iptal edilmeye, yenilenmemeye başladı ve fiyatlar duraklama dönemine girdi. Bugün bazı konut kiraları az da olsa gerilemeye başladı. Hizmet sektöründe ise tam karmaşa hakim, yakın çevremde açılan kapanan işletme sayısını takip edemez oldum. Konyaaltı sahilinde aralarında 100 metre olmayan iki işletmenin kahve fiyatlarında yarı yarıya fark var. Hatta aynı zincire dahil işletmelerin bile fiyatlarında farklılıklar var. Fastfood tarzı yemek fiyatlarının ağırlıklı tüketim aralığı 150-300 TL arasında olduğunu görüyorum. Sanırım düzeltme dediğimiz şey böyle gerçekleşiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konut fiyatları öyle bir düzeye geldi ki kiralarla arasında inanılmaz bir tutarsızlık var. Evin değeri 300 bin dolar görünüyor (yaklaşık 14 milyon TL) kirası 70 bin lira. O daireyi satıp 14 milyon lirayı mevduat olarak yatırsa alacağı faiz kabaca 4.900 bin lira. Ayda 400 bin liradan fazla. Üstelik vergisi kendiliğinden kesiliyor beyan etme zorunluluğu yok. Emlak vergisi yok, DASK yok, bakım onarım gideri yok, kiracıyla uğraşma derdi yok. Tabii evin değeri artarsa başka bir durum. Ama o da bir süredir artmıyor. Parayı bankaya koymanın riski TL'nin dış değer kaybı yaşaması. Çoğu insan bunu göze alıyor. Ev fiyatlarının iki yıldır fazla artmadan kalmasının nedeni bu faiz kazancı.

      Sil
    2. Faiz negatif hocam. O nasıl oluyor. Ben mesela borsa yatırımı yaptım, YBB %90 kar ettim. Faiz yerine borsa daha mantıklı değil mi. %90'ı bistten elde ettim ondan da vergi yok

      Sil
    3. Kur bastırıldığı sürece faiz negatif değil, bunu defalarca yazdım. Bir kez daha bu kez formülünü de vererek anlatacağım.

      Sil
    4. Hocam enflasyon Enag: %53 değil mi, yıllık faiz %37.%16'lık reel kayıp var.

      Sil
    5. Eğer sonunda dolara dönmeyecekseniz kayıp var. Ama eğer dolara dönecekseniz kazancınız çok yüksek (kur baskılandığı için).
      1 milyon TL niz olduğunu ve kurun 46 TL olduğunu düşünün. Bu paranın dolar karşılığı 21.739 Dolar eder.
      Diyelim ki 1 milyon TL'nizi dolara çevirmek yerine % 38 net faizle (vergi sonrası) bankaya 1 yıl mevduat olarak koydunuz. Diyelim ki bunu yaptığınızda dolar kuru 46 TL idi.
      1 yılın sonunda diyelim ki kur 55 TL oldu.
      Yılsonunda elinize 1 milyon 380 bin TL geçer. 1.380 bin TL'yi 55 TL'den dolara çevirirseniz 25.090 dolarınız olur. Dolar bazında kazancınız (25.090 - 21.739 =) 3.351 Dolar eder. Bu durumda % 13.5 dolar faizi elde etmiş olursunuz.
      Bu hesabın sırrı kurun enflasyondan düşük artmasıdır. İşte Türkiye bu yolla carry tradecileri çekerek döviz elde ediyor ve kuru baskılıyor. Tabii bu iş için inanılmaz faiz ödüyor.

      Sil
    6. Eğer hükümet kuru baskılama stratejisini bırakırsa bu carry trade patlıyor değil mi? Özellikle belirsiz dönemlerden geçiyoruz, hem iç hem dış nedenlerden türkiye rezerv eritiyor ve muhtemelen devam edecek. Eğer bir kısmi satışta vade bozulan türdense bu gecikmiş intihar olmaz mı?

      Sil
    7. MB rezerv eritmiyor eritiyor görünüyor Bir ay bakıyorsun 15 milyar dolar eriyor bir ay sonra bakıyorsun 15 milyar doları yerine koyuyor. Yani memlekete bir sürü kanaldan döviz akıyor. Basit bir hesap. Yılda 65 milyon turist geliyor bunlar sadece 1 defa dışarıda pilav üstü döner artı ayran icseler bu 1 yemekten Türkiye 1 milyar dolar para kazanıyor!

      Sil
    8. O rezervleri yerine koymanın maliyeti hakkında bir bilginiz var mı? Ülke dolara % 15 net faiz ödüyor. Bu sonsuza kadar sürer mi sanıyorsunuz? 65 milyar dolar turizm dövizi giriyor ya çıkan dövizler? Ticaret açığı, cari açık, dışarıya net hata ve noksandan giden dövizler? Bunları hesaba katıyor musunuz?
      O rezervler dediğinizin dörtte üçü MB'ye ait değil, borç.

      Sil
    9. Çok kötümsersin Mahfi bey. Biraz daha iyimser ol. Türkiye borcumu ödüyemiyorum hiçbir zaman dememiştir! Türkiye herzaman tekrar kalkmayı becermiştir! Biraz da amerika'ya laf söyleyin, mahfi bey.

      Sil
    10. Her duyduğunuza inanmayın. Türkiye'nin borcumu ödeyemiyorum demediği doğru değildir.
      Osmanlı, borcunu ödeyemediği için yabancı borç veren devletler Düyun-u Umumiye İdaresi kurmuş ve alacaklarını doğrudan tahsil etmeye başlamıştır.
      Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşmasıyla yüklenen borçları ödememiş ve 1932 Paris Antlaşmasıyla bu borçların önemli bir bölümü silindikten sonra kalanı taksitler halinde ödemiştir.
      1958 yılında borçlarını ödeyemediği için Moratoryujm ilan etmiş, IMF desteği alındıktan sonra borçlar ödenebilmiştir.
      1980 yılında döviz bitip Türkiye borçlarını ödeyemez olunca Paris Kulübüne başvurarak borçlarını ertelemeye ve taksitlendirmeye tabi tutturmuş ancak ondan sonra ödemiştir.
      1994 krizinde borçlarını ödeyememiş ve IMF'e başvurmuş IMF desteği alınarak borçlar ödenmiştir.

      Sil
    11. sonuç olarak "borçlar ödenmiştir."
      yunanistan gibi veya arjantin gibi yok vermiyom demedik. sadık kaldık mahfi hocam

      Sil
    12. Ödendi ama borcu zamanında ödeme kaydımız, borcumuza sadık olduğumuz falan öyle anlatıldığı gibi değil.

      Sil
    13. Benim anlamadığım yabancılar cumhuriyet kurulunca 1932 yılına kadar borçlarını tahsil etmemiş sonra borçların önemli bir kısmı silinmiş ve geri kalanı tahsil edilmiş! Bu ne garip bir anlaşma veya siyaset! Cumhuriyet kurulunca borcu erteliyorlar 1932 yılına kadar sonra da önemli bir kısmını affediyorlar. Batılılar genç cumhuriyete büyük kıyak yapmışlar doğrusu!

      Sil
    14. O öyle değil. Hiçbir yabancı bize kıyak yapmadı.
      Osmanlı borçları Lozan Antlaşmasında bizimle birlikte Osmanlı'dan kopan ülkeler arasında paylaştırılmıştı. Batılılar, birinci dünya savaşının yıkımını temizlemekle meşguldüler. Osmanlı'dan kopan diğer ülkeler kendilerine düşen borçları ödemediler. Bunun üzerine biz de bize düşen miktarın çok olduğunu ve ödemeyeceğimizi söyledik. Müzakereler başladı. Bir türlü çözüme ulaştırılamadı. Derken 1929 Büyük Dünya Krizi çıktı. Herkes kendi derdine düştü. İşler toparlanınca Paris'te yeniden borç müzakeresi başladı. Bizim heyet bu kadar yüksek borcun bize çıkarılmasını kabul etmediler. Sonunda Paris Antlaşması yapıldı ve bize çıkarılan borç miktarı % 80 oranında azaltıldı. Kimsenin bizimle savaşacak hali kalmamıştı. Kalan borçlar da taksitlendirildi ve 1954 yılına kadar ödenerek bitirildi.
      Kimse kıyak yapmadı. Borçları Bizim direnişimiz indirdi.

      Sil
    15. 2025 yılında döviz açığımız 25 milyar dolar. Yani milli gelirin yüzde 1.4'ü. Sanki bizim ciddi bir döviz açığımız varmış gibi neden sürekli telaşlanıyoruz! Artık döviz mevzusundan kurtulmamız gerek!

      Sil
    16. Çok doğru hükümetin böyle bir telaşa girmesine akıl sır ermiyor. Dünyanın faizini verip döviz toplamaya çalışıyorlar, ikide bir Londra'ya borç ve sermaye bulmaya gidiyorlar. Yoksa bizim bilmediğimiz bir şeyler mi biliyorlar?

      Sil
  20. Ortada net bir enflasyon olgusu varken, ücret artışları (yanlış veriler sonucu) bu enflasyonun çok gerisinde kaldı. Bu durum sadece maaşlı çalışanları ve emeklileri etkiledi. Adeta şöyle oldu: ortada hızla akan bir nehir var; bazı kesimler nehrin akışına kendilerine bıraktılar (bırakabildiler), ücretli kesim ise bırakamadı. Diğerlerinden çok geride kaldı. Berber, marangoz, cafe bunları "çok ileri gittiler bu kadarına gerek var mıydı?" diye suçlamak da mümkün; ama problemin asıl kök nedeni ücretli kesimin gidememesi oldu bence.

    YanıtlaSil
  21. Hocam, trump enflasyonu sevdiğini açıkladı, enflasyonu düşüremeyen ülkeler aslında onlarda düşürmek istemiyorda trump gibi açıkça ifade mi edemiyorlar?
    Enflasyon siyaset için sorun değil de nimet mi acaba? Yoksa bu bilgi birikimine rağmen neden gereklipolitikalar işletilmez ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Trump'ın yarın da çıkıp enflasyondan nefret ettiğini söylemesine şaşar mıyız? şaşmayız. bence Trump'ın dediklerinin hiçbir anlamı yok. Yüzde 3'e kadar enflasyon iyidir, ekonomiyi canlı tutar, fazlası ekonomiyi raydan çıkarmaya yöneltir.

      Sil
    2. İyi de hocam 40 trilyon dolarlık ABD devlet borcunu enflasyon olmadan eritmek zor değil mi?

      Sil
    3. nasıl değil hoca, sen ömründe 40 trilyon dolar gördün mü

      Sil
    4. Ben görmedim ama ABD Hazine yönetimi görmüştür.
      Burada iki konu var: (1) ABD'nin 2026 GSYH büyüklüğü 32 trilyon doların üzerinde. Yani bu borç çok yüksek ama ABD için korkutucu düzeyde değil. Örneğin Japonya ve Çin'in borçları GSYH'lerinin üç katı dolayında. (2) ABD borçlarını kendi bastığı parayla ödüyor. Bizim gibi dolar bulmak zorunda değil. Bastığı parayla borcunu ödediğinde o para dışarı gittiği içeride harcanmadığı için pek enflasyon yaratmıyor. Bunu 2008 küresel krizinde, pandemide inanılmaz miktarda para bastığı halde enflasyon yaratmaması sırasında gözlemledik. Hatta bu yaklaşım hatan genelleştirilerek modern para teorisi diye bir teoriye dönüştürüldü. Oysa bu durum sadece parası rezerv para olan ve özellikle de ABD doları gibi herkesin kabul ettiği parası olan ülkelerde geçerliydi.
      İşte bu nedenlerle değil diye yazdım. Umarım açıklayıcı olmuştur.

      Sil
    5. İş dünyası gerektiği yerde ve gerektiği zaman dolara cezasını kesecektir. Öyle 40 trilyon borç yapıp sonra da bana bir şey olmaz nasıl olsa dolar rezerv para hikayesi bir noktadan sonra işe yaramaz. Mesela borç batağında olup hala altında BMW ile gezen patronlar vardır. Patron gerçekte muflistir ama etrafta bey olarak dolaşır. Bir süre sonra gerçek ortaya çıkınca beyligi sorgulanmaya başlar. Japonya mesela 35 senedir geri gidiyor. ABD'de böyle olacak!

      Sil
  22. Borç veren, alacağının dilencisi olur.

    Duvar yazısı

    YanıtlaSil
  23. Apartman

    Dün iki katlıydı,
    Bugün üç katlı.
    Derken,
    Dört katlı beş katlı altı katlı...
    Yükseliyor efendim yükseliyor,
    Memleket yükseliyor.

    M. C. Anday, (1915~2002)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel özet.
      Bir de bir yabancı profesörün "İstanbul'u nasıl buldunuz?" sorusuna verdiği yanıt vardır: "Çok güzel ama 1453'den beri bir türlü yerleşememişsiniz."

      Sil
    2. Bu dediğiniz çarpık şehirleşmenin suçu cumhuriyet dönemine denk geliyor.

      Sil
    3. Bugünün yanlışını dünkü örnekle haklı çıkarmaya çalışırsak har kötü şey iyi gösterilebilir.

      Sil
    4. Sorunun kökenine atıfta bulunuyoruz. Bu kimseyi aklamak değil.

      Sil
  24. Konu ile alakası yok ama bu şirketlere "çökme" kayyum atama konusu gerçekten zıvanadan çıktı.
    Bu gün de Türkiye'nin en büyük 13 Beyaz et üreticisina kayyum atandı, patronları tutuklandı.
    Kapitalizimin temeli mülkiyet hakkına dayanır.
    Eğer komünist bir ülkede değilseniz Mülkiyet hakkı anayasa ile korunur.
    TMSF Ülkenin en büyük holdingi oldu, 1000 den fazla şirketi, hatta futbol takımları bile var.
    Tarihte bu derece geniş kapsamlı el koyma sanırım sadece Ekim Devriminde Rusya'da yaşanmıştır.
    Firma bir terör örgüne ait değil ise sadece haksız rekabet yapmışsa para cezası kesilir, başka yaptırımlar uygulanır. Kayyum nedir.
    Sabah işe giderken korkar olduk. "Ya masamızda kayyum oturuyorsa" diye

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu işte o kadar çok tuhaflık var ki anlamakta güçlük çekiyorum.
      "Adalet Bakanı Akın Gürlek, beyaz et sektöründe haksız fiyat artışı nedeniyle 8 ilde operasyon düzenlendiğini duyurdu."
      Şimdi bu haksız fiyat artışı işlerine Adalet Bakanlığı mı bakıyor?
      Eğer öyleyse Rekabet Kurumu ne iş yapıyor?
      Rekabet Kurumu işini yapmamış da Adalet Bakanlığı mı el koymuş? O zaman Rekabet Kurumuna da soruşturma açmak gerekmez mi?
      Haksız fiyat artışı sabaha karşı tutuklanma sebebi mi? Eğer öyleyse binlerce kişi daha vardır Türkiye'de.
      Fiyat artışının haklı mı haksız mı olduğuna kim karar veriyor?

      Sil
    2. Hukuki bir durum dogmuşsa Adalet bakanlığı ilgilenecek tabi!

      Sil
    3. Bu beyaz et şirketlerine devlet el koymadı. Yanlış anlasılma var. Buradaki kayyım sadece kontrol amaçlı. Daha önce bu sektöre 3.7 milyar lira ceza kesilmişti ancak yine aynı şeyleri yapmış durumdalar. İş adlı boyuta tasındı. Şimdi para cezası yok suçlama var!

      Sil
    4. Beyaz et üreticilerine kayyum atanmasının nedeni fahiş fiyat artışı olarak açıklandı. Benim görebildiğim kadarıyla beyaz etteki fiyat artışının çok üzerinde fiyat artışı olan sektörler var. Devlet bile vergilerini enflasyonun çok üzerinde artırdı. İlginç.

      Sil
    5. İki ay önce Almanya'da idim. Orada markette kırmızı et, süt, bizden daha ucuzdu fakat tavuk kg fiyatı bizden bayağı yüksekti.
      İlginç gelmişti.

      Sil
    6. Yazışmalar var aralarında. Fahiş fiyat işin nihai görünen kısmı. Daha önce 3.7 milyar lira ceza yemeklerine rağmen belli ki bu ceza onları terbiye etmeye yetmemiş!

      Sil
  25. Kur ne zaman duzelir hocam? Yil sonu beklentiniz var mi? Kurun duzelecegine daha kesin gozle bakiyor gibi gorunuyorsunuz suanda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ben düzeltmenin kurdan gelme olasılığını yüksek görüyorum. Çünkü baskılanan her şey sonunda o baskıdan bir şekilde kurtulur. Bunun zamanını kestiremiyorum ama baskılama yoğunlaştıkça zaman kısalır.

      Sil
    2. "ABD merkezli yatırım bankası Jefferies International, ABD'nin seçimler öncesinde Türkiye'ye bir dolar swap hattı sunabileceğini öne sürdü. Jefferies'in raporuna göre, Arjantin'e sağlanan destek paketine benzer bir adım Türkiye'nin döviz rezervlerini güçlendirebilir"
      Eğer bu olursa bu seneyi de atlatırız.
      Sonrasını sonra düşünürüz.
      (ABD nin bunu hangi ödünlere karşılık yapacağını hiç öğrenemeyiz)

      Sil
  26. Konut satışı zirvedeyse ekonomik kriz var demektir.

    Dr. Mahfi Eğilmez

    YanıtlaSil
  27. Hocam piyasa da bireysel yatırımcı balon piyasasını umursamadan ters mi hareket ediyor? Altın düşüşünde görmüşsünüzdür mutlaka, altın 4000$ iken kuyumcu önü boş, ama 5000$ a çıkınca kuyruk oluşan karikatürü.
    Konut fiyatları düşünce daha da düşer diye bekleyen, çıkınca kaçtı diye aceleyle ev almaya çalışanlar da aslında bu balona üflemiyorlar mı?
    Hızlanan trene atlama çabası aslında piyasayı şişiren unsur değil mi? (bkz. piyasada fomo)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır tam tersine piyasa balonu oluşturan en önde gelen unsur.

      Sil
  28. Mahfi bey, yorumlarınıza tarım ve hayvancılık üzerine katılımın olmadığını gözlemliyorum, son bir iki gün içinde tarımda gördüklerim içimizi acıtacak tarzda idi, bir tır dolusu karpuz 20 ve 30 ton olabilir, yol kenarına çöpe döküldü, yine bir kamyon dolusu kiraz kasalarla çöpe atıldı, bunlar birer milli servettir, üreticinin bir yıllık emeği çöpe gitti, oysa ülkemizde artık her ürünün meyve suyu çıkaracak ev tipi ve sanayi tipi makinaları her yerde üretiliyor, üreticinin elinde kalan meyve ve sebzelerin konservesini yapacak, meyve suyuna dönüştürecek reçel pekmez yapımı gibi teknik ve teknolojik destek verecek yapılara ve oluşumlara ihtiyaç var, bu gün bir bardak meyve suyuna ihtiyaç duyan insanlarımız var, selamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. üretici kaliteli malını yurtdışına satıyor, bu sene aldığım karpuzlar sıfır lezzet ve içi damarlı. Kiraz ise her sene çok pahallı ve ucuzlayınca da kurtlanmış oluyor zaten. Dökülen mallarda kalite ne acaba?

      Sil
    2. Ülkemizdeki ilk demiryolunu İngilizler, Aydın'da yetişen İnciri ve Üzümü İzmir limanına kolay, ucuz ve hızlı getirmek için yapmışlardı. Oradan da ülkelerine götürüyorlardı.
      Adam Simith'in bahsettiği görünmez el belki de buydu.
      Aradan geçen 150 yılda biz Antalya'ya hala demiryolu götüremedik. Her gün 50-100 TIR dolusu sebze meyve Antalya'dan İstanbul'a geliyor.
      Her fırsatta aracıları suçluyoruz. Bizim de negatif anlamda görünmez elimiz onlar. Biz bu verimli gıda zincirini hiç kuramadık. Çok büyük verimsizlikler, israflar var bu konuda.

      Sil
    3. Adsız 17:20 siz de blog açın bence.

      Sil
  29. Ekleme olarak evlerden bahsetildiği için fikrimi belirtmek isterim. Evler yatırım aracına dönüştüğü için de bir emlak balonu oluştu (buradaki balon farklı ama)
    Aslında neden bu kadar geç aktif yatırım enstürmanına dönüştü anlamadım. Evlerin arzı kısıtlı, nüfus arttıkça talep canlanıyor ki nüfüsun belli bir alanda yoğunlaşması bile yeterli, devletler nüfüs arttırmaya çabalıyor, en temel ihtiyaç, bölgeye göre değişen çarpan etkisi. Temel para birimi ev diyebiliriz, para aslında hikaye bi enerji var onu da entropi gereği koruyamıyoruz. Evin değeri istisnai durumlar dışında artar bir de buna çarpan etkisi eklenir. Kadiköy'deki evin çarpanı 4x'tir de Sultanbeyli'nin 2x'tir gibi ama semtlerinde kendi içinde değeri artıyor-azalıyor. Bir de evlerin değeri yapay olarak da arttırılabilir. ki bir kişi evi alınca o ev, arzdan çekiliyor. Eskiden dâhi yapılıyormuş da bu sahte değil de gerçek arttırma. Evi yapan kişi kim, evin konumu, evin estetiği, kullanılan malzemeler, evin hikayesi bunların hepsi evin değerini arttırıyor. Zengin ve ünlü kişilerin yerindeki mezarların fiyatı gibi, Oxford'daki mezarlık gibi.

    YanıtlaSil
  30. Yazınız için sağolunuz. Bizim durumumuz sanki hiçbir kategoriye uymuyor. O nedenle geleceğin neler getireceğini de bilemiyoruz. Bir şarkının dediği gibi : " benzemez kimse sana tavrına hayran olayım " ...

    YanıtlaSil
  31. Hocam Türkiye orta gelir tuzağına mı düştü sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye artık yüksek gelirli ülkeler sınıfında.

      Sil
    2. Doları biraz daha bastırırsak en yüksek gelirli olabiliriz.

      Sil
    3. Doları bastırmaya gerek yok ki. Dolar enflasyonu yüzde 4'ü geçti ABD'de. Ayrıca ABD'nin 40 trilyon dolara yakın borcu var. Yani dolar zaten kendi kendini bastırıyor!

      Sil
    4. Bastırmayı bırakırsak gerek var mı yok mu ortaya çıkar.
      Yüzde 4 yıllık enflasyon bizim Nisan ayı (aylık) enflasyon oranımıza eşit.

      Sil
  32. Faizlerin düşürüldüğü dönem konut yatırım aracına dönüştü malesef kira getirisi cazip oldu mevduat döviz borsa negatif kalınca konut trend oldu..tabi servet transferide etkili oldu diğer yandan maliyet artışı..arz kısıtlığı getirdi.arz talep bozuldu fiyat balonlaştı her nekadar negatif seyretsede bence hala balon var özelikle kur baskısyla döviz bazında 100 de 150 ye yakın artış var...altın 2025 2026 etkisi can suyu oldu ama sürdürülebilir degil mutlaka sizinde belirtiğiniz gibi alım seviyesine ulaşacak ama biraz daha zaman var gibi maliyetinde satıcı tarafa yükleneceğini düşünürüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle. Ekonomiyi faizleri düşürüp gayrimenkule yüklenilmesini sağlayarak ayakta tuttular.

      Sil
  33. Hocam, konut fiyatlarındaki düzeltmenin döviz kurunun artışıyla düzeleceğini anlyorum. Peki kur arttıkça aynı oranda konutların fiyatı da artmaz mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşaat sektöründe ithal girdi maliyeti % 15 dolayında. Yani etkisi bu kadar olur.

      Sil
    2. Hocam kur düzeltmesi olursa inşaatçıların da en fazla ithal girdi maliyet oranında yani %15 artış yapacağı tahmininiz iyimser değil mi? Bu hangi konuda böyle oldu ki Türkiye’de? Biz eşimle yurt dışında yüksek eğitim yaptıktan sonra çalışmaya başladık. Kendi yağımızda kavruluyoruz ve Almanya şartlarına göre ortalama üstü maaşımız olmasına rağmen Türkiye’de ailelerimizin yaşadığı büyük şehirlerden veya kuzey egede küçük beldelerden ev alamıyoruz, böyle bir paramız ve gücümüz yok. Pandemiden sonra 10-15 katına çıktı konut fiyatları.

      Sil
    3. Eğer konut fiyatları normal düzeyinde olsaydı yani balon olmasaydı bu dediğiniz doğru olurdu yani fiyatlar % 15'ten fazla artardı. Ama balon olduğu için daha fazla artamaz diye düşünüyorum. Öyle bir kur düzeltmesi sonrası kayıplar yaşanacağı için alıcı sayısı da çok düşer. Satıcılar zorunlu olarak kazançlarından indirim yaparlar. Yoksa konutlar en azından bir süre elde kalır. Ki onun da maliyeti var.

      Sil
  34. İKTİSADİ KANSER, Devleti öldürür mü ?

    John Maynard Keynes'e atfedilen meşhur bir düşünce vardır:
    "Bir toplumu yıkmanın en sinsi yolu parasını bozmak ve değerini aşındırmaktır."
    Keynes'e göre sürekli değer kaybeden para, yalnızca fiyatları değil, toplumun adalet duygusunu da aşındırır.
    Karl Marx açısından bakarsak:
    "Kendi parasına güvenmeyen bir ülke, kendi emeğinin değerini de başkalarının belirlemesine razı olmuş demektir."
    Bağımlılık teorisyenleri ise daha da sert konuşurlar. Raúl Prebisch ve onu izleyen düşünürlere göre:
    "Dolarla yaşayan bir ekonomi, siyasi sınırları bağımsız olsa bile ekonomik olarak yarı sömürge niteliği taşıyabilir."
    Bu yaklaşımda kur artışları sadece finansal olay değil, ulusal gelirden dış dünyaya aktarılan görünmez bir vergi gibidir.
    Hatta bazı iktisat tarihçileri şöyle özetler:
    "Topraklarını kaybeden devletler işgal edilir; paralarını kaybeden devletler fark edilmeden yönetilir."
    Bu ifade akademik bir tanım değil, fakat ekonomik bağımlılığın siyasi sonuçlarını anlatmak için sık kullanılan bir düşüncedir.
    Konuyu felsefi düzeyde en sert biçimde ifade edersek:
    Kendi parasıyla tasarruf edemeyen, ticaret yapamayan ve servetini koruyamayan bir millet; bayrağı bağımsız olsa bile refahını başkalarının para politikasına emanet etmiş demektir.
    Bu yüzden bazı iktisatçılar ekonomik bağımsızlığı, ordudan veya sınırlardan önce "paranın itibarı" meselesi olarak görürler. Çünkü para, bir milletin kendi geleceğine duyduğu güvenin günlük hayattaki somut biçimidir....
    SAYGILAR

    YanıtlaSil
  35. Mahfi bey; ülkemizin ekonomi gündemi hep "döviz kurlarının seviyesi", hep "enflasyon ile faiz arasında bilim dışı söylemler", hep "altın", hep "emlâk" gibi... Hep aynı konu başlıkları, hep aynı kelimeler arasında konuşulup duruyor...

    Siz de ülkenin ekonomi gündemini analiz eden bir biliminsanı olarak; bu pelesenk olmuş konu başlıkları dışına zaman zaman çıkmak isteseniz bile tekrar geri dönmek zorunda kalıyorsunuz (temcit pilavına su koyup, ısıtıp ısıtıp yıllarca hep aynısını yemeye mecbur bırakılmak gibi).

    "İktisat" eğitimi olmayan sıradan bir vatandaş olarak; "iktisat"la ilgili size "gündem dışı" gözüken, ama "hayatî" birkaç sorum var. Yanıtlarsanız memnun olurum:

    • Uluslararası veya ülkelerin kendi içinde tek tek "temel gelir" uygulaması hakkında elle tutulur, gözle görülür, istatistikî yöntemlerle ölçülebilir hacme ulaşmış (olgunluğa erişmiş) gerçek "temel gelir" analizleri, uygulamaları var mı? Bu konuda siz; elinizdeki verilerle harmanlayarak neler söylersiniz?

    • Para birimi olarak "ABD doları"nın dünya genelinde hakimiyetini sürdürmesinin "asıl dayanağı"; kapitalizmin hem bir ideoloji, hem bir sistem olarak hâlâ yaygın olması mı? Yoksa; "ideolojik yaygınlık"la ilgili değil, salt ABD'nin dünya genelinde askerî caydırıcılığı yüksek (diğer bütün ülkelere "militer korku" salabilen) bir ülke olması mı? "Asıl dayanak" sanırım ikinci yazdığım (militer korku salmak) olmalı; siz ne dersiniz? (Konuyu biraz daha açayım: Çin her ne kadar "komünist" rejimle yönetilen bir ülke olsa da askerî caydırıcılık anlamında hâlâ ABD'den birkaç basamak geri. Eğer ilerleyen yıllarda Çin'in askerî gücü ABD'nin askerî gücünü aşmaya başlarsa; dünya piyasalarında "ABD doları"nın hakimiyetinin sönümleneceğini, onun yerine "Çin renminbi [yuan]" para biriminin hakimiyetinin artacağını söyleyebilir miyiz? Yani "asıl dayanak" ideoloji değil; askerî anlamda caydırıcı olmak mı, diğer ülkelere "militer korku" salabilmek mi?)

    • "Yapısal reformlar" isyanınızın ilk maddelerini; "adalete güvenin yeniden tesis edilmesi", "hukukun üstünlüğü", "demokrasi", "insan hakları", "ifade özgürlüğü" oluşturuyor. Eğer İLK ÖNCE bu beş alanda yapısal reformları yaparsak; reformların diğer maddelerinin de çok hızlı gerçekleşeceğini söylüyorsunuz. Size sorum şu: Günümüz dünyasında "pil & batarya teknolojisi"ne duyulan ihtiyaç; en acil buluşları mühendislere adeta dayatıyor, kârlılık anlamında ise potansiyeli çok yüksek bir endüstriyi teşkil ediyor. Türkiye'nin "pil & batarya teknolojisi" endüstrisinde çığır açan bir ülke olması için, hem iç piyasaya üretim yapan, hem bütün dünyaya ihracat yapan bir "hub ülke" olabilmesi için; sizin bahsettiğiniz o İLK BEŞ yapısal reform maddesinin yapılmasını beklemek zorunda mıyız? Eğer Türkiye'de "en önce" adalete güven yeniden tesis edilmez ise, "en önce" hukukun üstünlüğü sağlanmaz ise; "pil & batarya teknolojisi" endüstrisinden medet ummak boş hayal mi? "Otokratik yönetim"le de yönetilsek "pil & batarya teknolojisi" endüstrisinin gelişebileceğini; fakat elde edilen kârdan ülkemiz vatandaşlarının hakettiği seviyede yararlanaMAyacağını düşünüyorum, "parasal getiri" gene küçük bir zümrede yoğunlaşacaktır diye tahmin ediyorum. Siz ne dersiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konuya ekonomi açısından baktığımız sürece hep eksik değerlendirme yaparız. Hukukun üstünlüğünü sağlamanın, demokrasiyi düzeltmenin ekonomiye mutlaka riskleri düşürmek, güven artırmak, yabancı fonları borç olarak değil de sermaye olarak çekmek gibi pek çok katkısı olacaktır. Ama bunların hiçbir olmasa bile bizim burada çok daha güvenli ve özgür yaşamamıza, daha iyi nefes almamıza katkısı olacak. Ki bu da bizim yarın ne olacak diye düşünmeyi bırakıp uzun vadeli planlar yapmamızın yolunu açacak. Avrupa ve ABD'nin gelişmesi 18'inci yüzyıl sonrasında bu düzenlemelerin yapılmasıyla oldu.
      Bunu yapmadan da ekonomide ciddi atılım yapan ülkeler var: Çin, Kore bunun örnekleri. Ama onlarda farklı geleneklere dayalı sıkı kurallar geçerli. Onlar eskiden beri o düzenin içinde yetiştiler. Biz, hukuka demokrasiye dayalı bir yapı yaratmakla uğraşırken oradan döndük. Yani istikrar yok. Biz istikrar denince uzun süre iktidarda tek partinin kalmasını anlıyoruz. Oysa istikrar sistemin, kuralların, uygulamanın kim iktidara gelirse gelsin aynı şekilde devam etmesi demek.

      Sil
    2. Bu benzerliği kurduğum için Mahfi bey beni lütfen mazur görsün.

      Dalga geçmiyorum:

      (13 Haziran, 10:47) Şunu yazmışsınız: "Biz istikrar denince uzun süre iktidarda tek partinin kalmasını anlıyoruz."

      "Tom Barrack" bile sizin yazdığınız cümlenin aynısı olmasa da, benzer kelimelerle aynı anlamı doğuran şeyleri söylüyor: "Bu coğrafyada 'demokrasi' çalışmıyor, bunu beceremiyorsunuz, sürekli birbirinizle kavga ediyorsunuz. 2011 yılındaki 'Arap Baharı' bile umduğunuz 'demokrasi'yi getiremedi. Bu bölgenin kültürel dokusu ile en uyumlu yönetim modeli: Merhametli monarşi."

      Mahfi bey,

      Sizin söylediklerinizle, "Tom Barrack"ın söyledikleri; neticede aynı anlamda mı?

      Sil
    3. Tom Barrack bunu 20 yıl öce söylese haklı olabilirdi. Çünkü o zaman ABD'de demokrasi çalışıyor bizde o kadar çalışmıyordu. Bugün demokrasi ABD'de 20 yıl önceki gibi çalışmıyor. Çalışsaydı ne Trump böylesine manipülatif işleri böylesine rahat yapabilirdi ne de Tom Barrack buralara elçi olabilirdi. Şimdi ABD'de demokrasi eski kalitesinde değil diye ABD'nin İngiliz monarşisine bağlılık dönemine mi dönmesi gerekiyor? Ne kadar boş ve anlamsız bir Osmanlı özentisi tavsiye.

      Sil
    4. MAHFİ HOCAM,

      ÇOK SABIRLISINIZ, VE SAKİNSİNİZ.

      YERİ VE VAKTİ GELDİĞİNDE "LAFI GEDİĞİNE KOYMAYI" ÇOK İYİ BİLİYORSUNUZ. GALİBA BU DAVRANIŞINIZ; HEM KARAKTERLE İLGİLİ, HEM TECRÜBE İLE İLGİLİ.

      MESLEĞİNİZ "İKTİSATÇI"LIK. AMA ÖYLE GÖZÜKÜYOR Kİ; SİZ EPEY NİTELİKLİ BİR DİPLOMAT DA OLABİLİRMİŞSİNİZ.

      TEŞEKKÜRLER.

      Sil
    5. "Lozan Antlaşması, 100 yıllıktı." diyenler vardı. Hatırlıyor musunuz Mahfi hocam?

      Eğer bu söylemi ABD'ye uyarlar isek:

      "ABD bağımsızlık bildirgesi, 250 yıllıktı." diyen İngiliz seviciler var mıdır günümüzdeki ABD'de?

      Belki de günümüzdeki "İngiliz Kraliyet Hanedanı"; ABD'yi tekrar kendi kolonisi hâline dönüştürmek için gizli gizli plânlar yapıp bunları uygulamaya koyuyordur.

      Belki de günümüzdeki "İngiliz Kraliyet Hanedanı"; Donald Trump'ın başkan seçilmesi için uğraşmıştır. Böylelikle Trump; ABD içindeki kurumların güvenilirliğini zedeleyecek, ve bütün bu kurumlar tekrar İngiliz çıkarlarını savunmak için elverişli hâle gelecektir.

      Belki de günümüzdeki "İngiliz Kraliyet Hanedanı"; "tek adam" Donald Trump'a hükmettiği zaman, bütün ABD'ye hükmedebilmenin yolunu-yöntemini bulmuştur.

      En nihayetinde:

      Belki de, "1776" yılında bağımsızlığını ilân eden ABD; "2030"lu yıllara yaklaşırken tekrar İngiliz kolonisi olmayı gönüllü olarak isteyecektir.

      Belki de, "Neo-İngilizcilik" veya "İngiltere Millet Sistemi (the British Commonwealth of Nations)" konsepti; günümüzde ABD'de tekrar yeşermeye başlamıştır.

      Ne dersiniz Mahfi hocam?

      😄 😄 😄 😄 😄

      Sil
    6. Üstelik ülkenin belki de yarısı bu yalana inanıyor, kalan yarısının da yarısı inanmıyor gözükse de "acaba mı?" diye içinden soruyordu. Biz de böyle bir topluma yapısal reformları falan anlatmaya ısrarla devam ediyoruz. Gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum.

      Sil
  36. Sayın Eğilmez’in yazısı, taşınmaz piyasası üzerinden günlük yaşamın çoğu alanına sirayet eden fiyat artışları gerçeğini, rasyonel çok yönlü bakış açısı ile ele almaktadır.
    İktisat literatüründeki ‘ balon’ kavramı netleştirilerek , gerçek tanım iki farklı küresel örnek ile belirginleşiyor.
    Yapısal gelirin farklılığı sorunu, finansal piyasalardaki geçici fiyat balonundan daha önemli olduğunu göstermektedir.
    Uzun süren fiyat istikrarsızlığı, alım gücünün yeterli olmaması ve yaşam hayatının kronik sıkıntıları yanısıra güven zemininin tartışılması ; Dünyanın hangi yaşam alanı olursa olsun, o toplumsal yapının ticari etiğini ve ahlaki değerlerini erozyona uğratacağı kaçınılmazdır diye düşünüyorum.
    Bilgilendirmeye sağolun hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Ahlaki değerlerin bütün dünyada erozyona uğradığını şaşkınlıkla izliyoruz.

      Sil
    2. Materyalist insanlardan ahlak beklemek daha da saşırtıcı!

      Sil
    3. İsterseniz dine en çok bağlı nüfusa sahip ülkelerle en az bağlı olanların dünya yolsuzluk algı endeksindeki sıralamalarını bir kıyaslayın. Sonuçlara çok şaşıracaksınız.

      Sil
  37. Hocam size ve takipçilerinize gözel günler dilerim. Bir mal veya hizmetin Katma değer vergisi hesaplanıyor, fakat katma maliyetinde devlet hissesinin ne olduğu hesap eden var mı acaba. Emlak özelinde mesela Bayındırlık metrekare birim maliyeti çıkarıyor. Acaba vergisi, harcı, siğortası, emlak vergisi, dask'ı, demirdeki betondaki vergi, ruhsat ücreti, iş güvenliği, şantiye şefliği ücreti, otopark hissesi, nakliyedeki akaryakıtın vergileri, abonelik ücretleri, tapu masrafları, tapu-kadastro çap ölçüm giderleri, yapı denetim ücretleri, yoğun kullanılan petro kimya ürünlerinin vergileri, bir de üstelik vergi oranları en yüksek dilimden vs.vs. yani bir metrekare konut maliyetinin yüzde kaçı devlete veya devletin zorunlu kıldığı iziler için harcanıyor. Yani devlet cebime, malıma yüzde kaç ortakçılık yapıyor. Bu yönden devlet yüzde kaç enflasyona neden oluyor, nasıl bilebilirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir hesap var mı ben de bilmiyorum. Bilen varsa ve buraya yazarsa hep beraber öğrenmiş oluruz.

      Sil
  38. Sayın hocam makro değerlendirmenize izninizle bir kaç mikro ilave yapmak istiyorum;
    Yapılmayan yapısal değişikliklerin ötesinde, mevcut yönetimin bilerek ve isteyerek bazı alanlarda enflasyonu körükleyecek siyasi kararlar aldığını düşünüyorum. Örneğin,
    - nüfusun yaklaşık %10’u kadar sığınmacıyı çok kısa süre içinde kabul ederek talep tarafında şok artış yaratıldı ( konut, gıda, sağlık vb vb )
    - temu aliexpress vb çin menşeli kaynaklardan direkt perakende alıma ket vuruldu. Şimdi aynı ürünleri ithalatçılar aracılığıyla 5-7 misli fazla fiyatla alıyoruz. Bu kaynaklar benzer yerli ürünlerin fiyatlarını da dengede tutmaya yarıyordı.
    - tarımsal üretimde üretici çıkış fiyatı ile pazar/market satış fiyatı arasındaki uçurum nakliye ve fire maliyetleriyle açıklanamayacak düzeyde. Belli ki bir kabzımal / hal lobisi destekleniyor. Kırmızı et için de durum aynı .. kaybak ile son tüketici arasındaki büyük fiyat farkı ithalat iznine sahip lobinin yararına çalışıyor.
    Halbuki istenirse devlet kolaylıkla bir “değer zinciri analizi” yapabilir ve balonları tespit edip patlatabilir

    - son olarak, beyaz et sektörüne yapılan saldırı ise iyi niyetli olmaktan uzak. Dar gelirlinin protein kaynağı olan beyaz etin fiyatını ( risk üreticiye yüklenecek şekilde) baskı ile düşürüp tribünlere oynama çabası olarak yorumluyorum.
    Tıpkı diğer kritik gıda maddesi olan ekmekte olduğu gibi.

    İyi bir haftasonu dileklerimle …

    YanıtlaSil
  39. Mahfi bey konutta balon yok. Gram altin bazinda metrekare fiyatlari tarihi diplerde. Ortalama bir memur 2 bin dolar maas aliyor kamuda. Dunyada konut fiyati 4 yillik gelir uzerinden hesaplanir ortalama. 96 bin dolara kiyamrt gibi ev dolu piyasa. Eger bahsettiginiz luks konut ise onun dinamikleri farklidir. Bugun burun estetigi yapan bir doktor 100.000 Tl fiyat cekiyor ve ayni gun 10 ameliyata girebiliyor. Bu para kayit disi ve elden aliniyor ve muteahhitten luks konut rayic bedel uzerinden aliniyor. 5 yil beklendikten sonra bu konut 0 vergi ile satilip para sisteme sokulup yurtdisina yatirim olarak cikiyor. 15 yillik ev sahibi ve konut arsa yatirimcisiyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Altınla kıyaslamayın çünkü orada da balon var.

      Sil
  40. Sn. Mahfi hocam, 2 yıldır dükkanımı satıp ev almak istiyorum ama dükkanım fiyatı yerinde sayarken henüz satabilmiş değilim. Beğendiğim evlerde yükseliş devam ediyor. Emlak piyasası maalesef rantiycilerin elinde, bu para gözler ancak sosyal projelerle durdurulabilir. Bunuda devlet eliyle olması gerekir. Özellikle hazine arazilerini ranticiler yerine halka fayda sağlayacak şekilde uygulama yapılması gerekir. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  41. Para, aslında doğaya çıktığımızda öylece bulabileceğimiz ağaçlar, denizler ya da elmalar gibi kendiliğinden var olan bir şey değil. Hayatımızın tam merkezine koyduğumuz demokrasi, aile ya da vatan gibi kavramlar nasıl ki toplumsal birer mutabakat ve ortak birer uzlaşı sonucu inşa edildiyse, para da tamamen insanların bir araya gelip "bunun bir değeri olsun" diye farz etmesiyle var oldu. İnsanlığın ilk dönemlerinde, herkes sadece kendi tüketeceği kadarını üretip avlandığı için paraya zaten ihtiyaç yoktu. Ne zaman ki insanlar belli işlerde uzmanlaşmaya ve ürettiklerini takas etmeye başladı, işte o an büyük bir ölçüm sorunu ortaya çıktı. Kaç tane kazın bir çuval tuza denk geleceğini hesaplamak, her şeyin birbirine dönüştüğü bir dünyada ortak bir ölçü birimi bulmak zorundaydı. İşte bu soyutlama ihtiyacı parayı doğurdu.

    İlginçtir ki paranın bu ilk hali, bugünün internet bankacılığına çok benziyordu. Ortada elden ele gezen fiziksel bir nesne yoktu; sadece mağara duvarlarına ya da köy meydanındaki bir kütüğe atılan çentiklerden ibaret bir muhasebe kaydı vardı. Kimin kime ne kadar borçlu olduğunu gösteren bu sistem, ticaret köyler arasına yayılınca yetersiz kaldı ve bir nevi "güvence makbuzu" olarak deniz kabukları ya da parlak taşlar kullanılmaya başlandı. Bunlar bugünkü anlamda paradan ziyade, kahvehanelerdeki plastik markalar ya da eski jetonlar gibi işlev görüyordu. Ancak ticaret daha da büyüyüp organik bağlar koptukça, bu kabukları hileyle taklit edip piyasaya süren sahtekarlar türedi. İnsanlar da bu güvensizliği aşmak için hem doğada nadir bulunan hem de çıkarılması büyük bir emek ve risk gerektiren altın ve gümüş gibi değerli madenleri devreye soktu. Madeni paralarla birlikte para sadece bir takas aracı olmaktan çıktı, potansiyel olarak her an her şeye dönüşebilen ve biriktirilebilen bir zenginlik simgesi haline geldi.

    Fakat insanlığın üretim hızı dur durak bilmezken, toprağın altındaki altının arzı sınırlıydı ve bu durum bir süre sonra ekonomiye el freni olmaya başladı. Kilolarca altını uzak mesafelere taşımanın yarattığı hırsızlık ve haydutluk riskleri de cabasıydı. Bu tıkanıklık bankacılık sistemini doğurdu. İlk bankalar parayı korumak için saklama ücreti alıyor ve karşılığında hafif kağıt makbuzlar veriyordu. İnsanlar çuvallarla maden taşımak yerine bu makbuzlarla ticaret yapmaya başlayınca evrimsel olarak kağıt para hayatımıza girdi. Hatta bankerlerin, ellerinde fiziksel olarak bulunmayan altınlar için bile gelecekteki başarı vaadine dayanarak kredi, yani fazladan makbuz üretmesiyle piyasadaki para bir anda katlandı. Yoktan var olan bu finansal zenginlik, Floransa'da sanata ve felsefeye akarak koskoca bir Rönesans dönemini tetikledi. Zamanla maden ile kağıt para arasındaki bağ iyice gevşedi ve nihayet 1971 yılında Amerika'nın doları altından koparmasıyla para, arkasında hiçbir maddi karşılığı olmayan, sadece devletlerin gücüne ve geleceğine duyulan güvenle değerlenen tamamen soyut bir kağıda dönüştü.

    Tarihin en şaşırtıcı kırılması ise 2008 yılında Kripto paraların ortaya çıkışıyla yaşandı. Tarih boyunca bir devleti devlet yapan en büyük güçlerden biri, kendi sınırları içinde para basma tekeline sahip olmasıydı. Bu yeni teknoloji, para basma yetkisini devletlerin ve merkez bankalarının elinden alarak ilk defa tamamen özelleştirdi ve kurumlardan bağımsız hale getirdi. Birçoğumuz bunu telgraf hatlarıyla yapılan ilk EFT'lerden ya da kredi kartlarından bildiğimiz "sanal para" ile karıştırsak da, kripto paranın asıl devrimsel yönü hiçbir otoriteye bağlı olmaması ve şifreleme mantığıyla korunmasıydı. Üstelik bu teknolojiyle birlikte fiziksel nesnesini tekrar kaybeden para, internet üzerindeki ortak bir muhasebe defterine atılan dijital çiziklere dönüşerek aslında binlerce yıl önceki o ilk mağara duvarındaki çentik sistemine, yani özüne geri döndü. İnsan ilişkileri, teknoloji ve ulaşım biçimleri değiştikçe kabuk değiştiren para, gelecekte de bugün henüz hayal bile edemediğimiz yepyeni formlarla karşımıza çıkmaya devam edecek gibi görünüyor.

    - Yalın Alpay

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu değerli katkınız ve yorumunuz için çok teşekkür ederim sevgili Yalın Alpay. Çok net.

      Sil
    2. ÖNEMLİ NOT: Bu yalın alpay'ın videosundan benden aldığım özetidir. Yalın Alpay'ın öz fikirlerinin %100 değildir.

      Sil
    3. Olsun biz Yalın Alpay'a teşekkürümüzü geri almayalım. Çünkü yazılanlar doğru.
      Ayrıca paylaştığınız için size de teşekkür ederim.

      Sil
    4. AVANGART'da yayın yapıyor, Yalın Hoca. İsterseniz bakabilirsiniz hocam, çok güzel bir hocamızdır. Çok kafa açar:)

      Sil
    5. Yalın Hocayı izliyorum ben. Sağ olun.

      Sil
  42. Emlak ve inşaat sektörü dışarıdan sadece demir, çimento ve arsa üçgeninden ibaretmiş gibi görünse de; sürecin içine girildiğinde devletin, müteahhitten ve vatandaştan daha büyük bir "gizli ortak" olduğu net bir şekilde ortaya çıkar.

    Sektör derneklerinin (İNDER, GYODER, İMSAD) dönem dönem yaptığı maliyet analizleri ve inşaat ekonomistlerinin hesaplamalarına göre; sıfır bir konutun nihai satış fiyatının yaklaşık %30 ile %40'ı doğrudan veya dolaylı vergiler, harçlar ve devletin zorunlu kıldığı yasal giderlerden oluşmaktadır. Arsa payının çok yüksek olmadığı Anadolu şehirlerinde salt inşaat maliyeti üzerinden hesaplandığında, devletin "ortaklık payı" oransal olarak daha da yukarı çıkmaktadır.
    Sektör derneklerinin (İNDER, GYODER, İMSAD) dönem dönem yaptığı maliyet analizleri ve inşaat ekonomistlerinin hesaplamalarına göre; sıfır bir konutun nihai satış fiyatının yaklaşık %30 ile %40'ı doğrudan veya dolaylı vergiler, harçlar ve devletin zorunlu kıldığı yasal giderlerden oluşmaktadır. Arsa payının çok yüksek olmadığı Anadolu şehirlerinde salt inşaat maliyeti üzerinden hesaplandığında, devletin "ortaklık payı" oransal olarak daha da yukarı çıkmaktadır.

    YanıtlaSil
  43. Süreci bir metrekare inşaatın doğuşundan anahtar teslimine kadar bölersek, ödediğiniz paranın devlete ve devletin zorunlu tuttuğu mekanizmalara nasıl dağıldığı şu şekilde özetlenebilir:

    AşamaDevlete/Kurumlara Giden Maliyet KalemleriÖn Hazırlık & İzinlerİnşaat ruhsatı harcı, zemin etüt onay bedelleri, tapu-kadastro harçları, otopark katılım bedeli, noter masrafları.Malzeme & LojistikÇimento, demir, yalıtım vb. tüm malzemelerdeki %20 KDV, nakliye için kullanılan akaryakıttaki ÖTV ve KDV.İşçilik & Zorunlu Hizmetlerİşçi SGK primleri ve gelir vergisi (stopaj), Yapı Denetim firması ücreti, zorunlu Şantiye Şefliği ve İş Güvenliği Uzmanı (İSG) maliyetleri.Satış & TeslimatToplam %4 tapu harcı, evin büyüklüğüne/konumuna göre %1, %10 veya %20 KDV, iskan harcı, zorunlu DASK, elektrik/su/doğalgaz altyapı ve abonelik bedelleri.
    Müteahhit ayrıca yıl sonunda elde ettiği kâr üzerinden %25 Kurumlar Vergisi öder. Yani müteahhit kazanır, arsa sahibi kazanır ama en risksiz ve kesin kazancı devlet kasasına koyar.

    Devletin aldığı bu yüksek pay, piyasadaki enflasyonu üç farklı mekanizma ile doğrudan artırır:

    1.Katlamalı Kâr Marjı (Verginin Kârı): Ticaretin doğası gereği bir müteahhit, cebinden çıkan toplam maliyetin üzerine (örneğin %20) kâr marjı koyarak evi satar. İnşaat sürecinde devlete ödenen harçlar, SGK primleri ve KDV'ler de müteahhidin "maliyet" kalemine yazılır. Yani siz evi alırken, sadece vergiyi ödemekle kalmaz, müteahhidin devlete ödediği verginin üzerine koyduğu kârı da ödersiniz.

    2.Kira Enflasyonuna Etkisi: Ev fiyatlarının içindeki %30-40'lık bu yük, satış fiyatlarını erişilemez noktalara çeker. Ev alamayan kitle kiralık evlere yönelir. Talep patlaması kiraları uçurur. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) enflasyon sepetinde (TÜFE) kiranın ağırlığı çok yüksektir. Dolayısıyla inşaattaki vergi yükü, doğrudan resmi enflasyon rakamını yukarı çeker.

    3.Kayıt Dışılık ve Çarpık Fiyatlama: Vergi ve SGK yükünün en üst dilimlerden uygulanması, sektörde "düşük bedel gösterme" (tapuda evin değerini az gösterme, işçiyi asgari ücretten yatırma) gibi yollara kapı aralar. Bu durum piyasada gerçek fiyatlar ile resmi fiyatlar arasında uçurum yaratır, ekonomik verilerin bozulmasına neden olur.

    Özetle; devletin inşaat sektörünü bir "vergi tahsilat aracı" olarak görmesi, konutun temel bir barınma hakkından ziyade, sürekli pahalanan lüks bir yatırım aracına dönüşmesinin en temel sebeplerinden biridir.

    YanıtlaSil
  44. Merhaba yukarıda cevaba yazdiginiz yorumunuzda bizde düzeltme Tl nin değeri kaybı ile olacağını söylemişsiniz ve bir dairenin fiyatından örnek vermişsiniz. Dairenin dolar bazında 300 bin dolara düşmesi dairenin tl ile fiyatını nasıl düşürecek onu anlamadım . Çünkü tl ani bir şekilde değer kaybederse daire sahibi de tl cinsi zam yapmayacak mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dairenin TL fiyatı dolar karşılığı düştüğü için düşmeyecek. Hesaplar hep dolarla yapıldığı için insanların gelirleri de düşmüş görünecek. eskiden aylık geliri 100 bin lira olan ve bunu 2000 dolar olarak hesaplayan kişi değer kaybıyla 1300 dolar olarak hesaplamaya başlayınca gelir kaybı yaşadığını düşünecek ve eskiden 15 milyon TL vermeyi planladığı bir eve bu parayı artık vermeyecek. Satıcılar da zarar edecek bile olsa fiyatları düşürecekler. Bu, yalnızca konut fiyatlarda değil bütün fiyatlarda böyle olacak. 2001 yılındaki krizde böyle oldu.
      O zaman kişi başına gelirimiz 18 bin dolar mıymış yoksa 13 bin dolat mıymış anlayacağız.

      Sil
  45. Hocam enflasyon hesabı gereksiz değil mi? Ortalamayı alıyor. Hem sepetin, hem illerin ortalamasını alıyor. Sepetteki her şeyi almıyoruz, sepetteki şeylerin fiyatları da ilden ile değişiyor. Herkesin kendi sepetini yapması daha mantıklı deüil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mecburen ortalama alınıyor. Aksi takdirde herkes için özel enflasyon hesabı yapmaları lazım. Kendi evinde oturan için kiranın sepette olması anlam taşımıyor, vegan için et, süt, yumurta, balık, tavuk fiyatları anlam taşımıyor. Dolayısıyla herkesin enflasyonu kendine doğru diyorsunuz. Ama ekonomide hep ortalamalar kullanılır. Aynı şekilde kişi başına yıllık gelir 18 bin dolar dediğinizde bu da anlam taşımıyor. Kiminin yıllık geliri 1 milyon dolar kimininki 1.000 dolar.

      Sil
  46. Kur ne zaman duzelir hocam? Yil sonu dolar tahminiz ne?

    YanıtlaSil
  47. Hocam yani kuru daha hizli mi devalue edecekler? Suanki aylik orani ne kadar artirirlar sizce?

    YanıtlaSil
  48. Mahfi hocam,
    Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz,'ün yazısını okudunuz mu?
    "BYD hayal kırıklığı: BYD'nin Manisa yatırımı neden askıya alındı? Türkiye için 3 ders"
    https://www.indyturk.com/node/778425/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/byd-hayal-k%C4%B1r%C4%B1kl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-bydnin-manisa-yat%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1-neden-ask%C4%B1ya-al%C4%B1nd%C4%B1

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi siz yazınca okudum. Diriöz çok doğru ve objektif tespitler yapmış.

      Sil
  49. Eğer vaktiniz varsa:

    Şu an okumakta olduğunuz kitabın adı nedir?

    TV'de veya bilgisayarınızda en son izlediğiniz filmin adı nedir?

    En son dinlediğiniz müziğin (şarkı) adı nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kemal Tahir: Yol Ayrımı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Kiralık Konak.
      Netflix'de Nemesis diye bir diziyi bugün bitirdim.
      En son dineldiğim müzik: Adriano Celentano'nun eski bir şarkısıydı: Mari Mari Mari

      Sil
  50. Soros'un parmağı vardır

    YanıtlaSil
  51. Hocam , ekonomi bozulunca dolandırıcılık vakaları da artıyor ahlak da bozuluyor. Ekonomisi ve kişibaşı geliri yüksek ülkelerde dolandırıcılık çok çok düşük. Şu an piyasada o kadar çok hukuk mezunu oldu ki arzda tam bir balon oluştu. İnsanların adı soyadı ve telefon numarasını öğrenmişler ,sms ile Sahte etebligat mesajları atarak insanları dolandıran sözde avukatlık büroları türedi. Biz Ankara Hukuk ögrencisi olarak İzmir'de hukuk fakültesi açılıyor protesto edelim diye yürümüştük zamanında. Şimdi her ile ilçeye kıbrısa hukuk fakülteleri açıldı. Ülkede hukuk mu düzeldi herşey daha berbat oldu. Mafyaların , çetelerin çocukları parayla diploma alır oldu. İşsiz kalan sözde dolandırıcı avukatlar " Sn. AHMET YILDIZ , tarafınıza gönderilen e-Tebligata ilişkin yasal süre sona ermiştir. Lütfen bizimle irtibata geçiniz . Aydoğan .....021290808....+9054222779...." diye sms ile telefon dolandırıcılığı yapmaya çalışıyorlar. Şikayetvar sitesinde bu numaralar ve sözde hukuk bürosu ile ilgili yığınla sms dolandırıcılığı şikayeti yazılmış. Edevletten uetsye (ulusal elektronik etebligat sistemi) girince hiç bir gelen etebligat yok. BTK twit atanlarla ugraşmaktan ya da site kapatmaktan bu dolandiricilara zaman ayirmiyor herhalde.

    YanıtlaSil
  52. Hocam 2027 dolar tahmininiz var mı

    YanıtlaSil
  53. her yil dolar tahmininiz olurdu hocam bu yil niye yok?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Trump varken dolar tahmini yapmak pek anlamlı gelmiyor. Yarın ne yapacağı belli değil.

      Sil
  54. hocam trump 2029da tekrar secilemez mi? her istedigini yapiyor. kapitalizmin, yahudilerin destegi arkasinda. zenginleri daha zengin ediyor. elon trilyoner oldu. trumpi kim durduracak? adalet/hukuk hep parayla aliniyordu, simdi alenen. haksiz miyim?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskiden olsa seçilmez derdim ama şimdi her şey çok değişti. Böyle diyemiyorum.

      Sil
  55. Mahfi hocam, borsamızın piyasa değerinin gsyh ye oranı bizim için anlamlı bir gösterge midir?
    warren buffet abd borsası için bu oranın %230 a ulaşarak tüm zamanların zirvesi diyor, bu yüzden balon söylemleri artmaya başladı. Ama yakın zamandaki halka arzları ise rekorlarkırmaya aday mesala spacex ilk günden milyoner sayısını arttırdı E. Musk trilyoner oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Manipülasyon öylesine yayıldı ve cezasız kaldı ki artık hiçbir borsanın gerçek değerleri gösterdiğini öne süremem.

      Sil
    2. küçük birikimlerimizi nasıl değerlendireceğiz? kazanç olmasada değeri korunsa da yeter benim için?

      Sil
    3. Çoğunluk kur riskini alıp TL mevduat yapıyor. Akıllarının bir köşesinde hep sonunda dolara dönmek var.

      Sil
  56. Hocam , BES Bireysel Emeklilik Sistemi gerçek bir balon oldu . 2025 yılında diğer yatırım araçlarına göre nispeten iyi idi ama balonmuş . 31 Ocak 2026 tarihinde 717 bin TL olan tutara bu yıl içinde 17 bin TL ilave yatırılmış . Sıfır getiri bile olsa 734 bin TL olabilecek ana para tutarı bugün itibarı ile 692 bin TL dir . Demek ki BES koca bir balonmuş . Baştan küçük yatırımlarla başlanmıştı , artık ne kadar daha düşecek diye bekliyorum . Yıl sonunda süre bitecek , bekliyoruz .

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Son İki Günde Olanlar ve Ekonomiye Yansımaları

ABD - İran Savaşının Türkiye Ekonomisine Etkileri