Teori Aynı, Sonuç Farklı
Bugün yaygın olarak kullanılan
ekonomi teorilerinin önemli bir bölümü, gelişmiş ekonomilerin tarihsel
deneyimlerinden ve akademik ekosistemlerinden doğdu. Bu durum, bu ülkelerin
yalnızca daha fazla finansal kaynağa sahip olmalarıyla açıklanamaz.
Üniversiteler, merkez bankaları, araştırma kurumları ve düşünce kuruluşları
arasındaki güçlü etkileşim, ekonomik bilginin belirli coğrafyalarda
yoğunlaşmasını sağladı. Böylece günümüzde baskın konumdaki ekonomik yaklaşımlar
büyük ölçüde belirli bir tarihsel ve kurumsal bağlam içinde şekillendi.
Uzun yıllar boyunca bu teoriler
geniş bir uygulanabilirlik alanına sahip görünüyordu. Bretton Woods sonrası
dönemin görece kontrollü finansal düzeni, ülkeler arasındaki makroekonomik
farklılıkları sınırlandırıyor; sermaye hareketlerinin kısıtlı yapısı ise teorik
genellemelerin pratikte daha tutarlı sonuçlar vermesine olanak tanıyordu.
Ancak 1980'lerden itibaren tablo
değişmeye başladı. Finansal küreselleşmenin hızlanması ve sermaye
hareketlerinin serbestleşmesi, ekonomiler arasındaki yapısal farklılıkları daha
görünür hale getirdi. Böylece aynı politika araçları, farklı kurumsal ve
finansal yapılarda giderek daha farklı sonuçlar üretmeye başladı.
Bu durum en açık biçimde para
politikasında görülmektedir. Para birimi uluslararası rezerv para niteliği
taşımayan ekonomilerde parasal genişleme çoğu zaman doğrudan iç fiyatlar
üzerinde baskı oluştururken, rezerv paraya sahip ekonomilerde bu etkinin önemli
bir bölümü küresel finansal sistem içinde yayılabilmektedir. Başka bir
ifadeyle, aynı para politikası mekanizması, uluslararası parasal hiyerarşideki
konuma bağlı olarak farklı makroekonomik sonuçlar doğurmaktadır. Bunun çarpıcı
örneklerinden biri, 2008 küresel finans krizinin ardından ABD Merkez
Bankası'nın uyguladığı niceliksel genişleme politikalarının ABD'de yüksek enflasyon
yaratmamasına karşın, benzer parasal genişleme uygulamalarının birçok
gelişmekte olan ekonomide daha güçlü enflasyon ve kur baskıları oluşturmasında görüldü.
Benzer bir ayrışma faiz
politikalarında da ortaya çıkmaktadır. Gelişmiş ve derin finansal piyasalara
sahip ekonomilerde faiz kararları çoğunlukla enflasyon ve çıktı açığı
arasındaki dengeyi gözetir. Buna karşılık dış finansmana daha bağımlı
ekonomilerde aynı kararlar, sermaye hareketleri, döviz kuru ve finansal
istikrar üzerinde çok daha geniş etkiler yaratabilir. Gelişmiş ülkelerde
enflasyonla mücadelede faiz artışları çoğu zaman temel politika aracı olarak yeterli
olurken, dış finansmana daha bağımlı ekonomilerde aynı politika tek başına
benzer sonuçları üretmeyebilir. Bu ekonomilerde para politikasının etkinliği,
maliye politikası, kurumsal güven ve yapısal reformlarla daha yakından
ilişkilidir.
Serbest piyasa mekanizmasına
ilişkin varsayımlar da kurumsal ve tarihsel koşullardan bağımsız değildir. Kurumsal
kapasitenin güçlü olduğu ekonomilerde fiyat sinyalleri kaynak tahsisini daha
etkin hale getirebilir. Buna karşılık kurumsal zayıflıkların belirgin olduğu
ekonomilerde aynı mekanizma, piyasa gücünün yoğunlaşmasına ve gelir
dağılımındaki bozulmaların derinleşmesine yol açabilir.
Bu nedenle tartışma artık
yalnızca "hangi model doğrudur?" sorusu etrafında şekillenmemektedir.
Asıl önemli olan, hangi modelin hangi kurumsal, finansal ve tarihsel koşullar
altında geçerli sonuçlar ürettiğini anlayabilmektir. Çünkü ekonomik performansı
belirleyen yalnızca politika araçları değil, bu araçların uygulandığı yapısal
ortamdır.
Sermaye hareketlerinin büyük
ölçüde serbestleşmesinden önce, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında
ekonomi politikalarının sonuçları bugünkü kadar belirgin biçimde ayrışmıyordu.
Finansal küreselleşmeyle birlikte sermayenin uluslararası dolaşımının
hızlanması, ülkelerin para ve maliye politikalarını küresel finansal koşullara
daha duyarlı hale getirdi. Böylece ekonomi teorilerinin uygulanması da
ülkelerin kurumsal yapısı, finansal derinliği ve uluslararası para sistemi
içindeki konumuna daha bağımlı hale geldi. Bu durum, her ülkenin ortak teorik
çerçeveleri kendi yapısal özelliklerine uygun politika tasarımlarına
dönüştürmesini daha önemli hale getirdi. Ancak bu gereklilik, enflasyon
yükselirken faiz indirmek gibi iktisadi temellerle bağdaşmayan uygulamaların
teorik farklılaşma kapsamında değerlendirilmesi anlamına gelmez.
Bu nedenle geleceğin
makroekonomik tartışmaları, tek bir doğru ekonomik model arayışından çok, hangi
teorilerin hangi kurumsal ve finansal koşullar altında geçerlilik kazandığını
anlamaya odaklanacaktır.
Kaleminize sağlık hocam iyi çalışmalar dilerim
YanıtlaSilSağ olun.
SilBen ekonomistim diyen kişi nas var nas deyip ekonomi teorilerine meydan okudu. Dünya lideri dedikleri bu kişinin terör örgütü pkk dahil dış güçlere ne tavizler verdiğini tam olarak bilmiyoruz.
YanıtlaSilTarım ve hayvancılıkta hiç bir ürünü ithal etmeyip,fazla olanı ihraç ederek halkın temel ihtiyaçları çok ucuza sağlanmalı.
YanıtlaSilHalkın geçinme ve barınma ve işsizlik sorunu olmamalı.
-Sanayi de ihracat desteklenmeli ve yatırımlara hız verilmeli.
Bahsettiğiniz sosyalist sistemi 100 m civarı nüfusa sahip ülkede uygulamak mümkün değil.
SilNeden olmasın. Kulağa çok mantıklı geliyor. Bir de hiç denenmemiş. Bir kere de başkalarını zengin etmek yerine bölüşmeyi deneyebiliriz. Ben neyi bölüşsem çoğalıyor.
SilKaleminize sağlık hocam. Amerikan balabanı veya Avrupa ötleğeninin sesini taklit eden 'papağan iktisatçılar' yerine; multidisipliner iktisatçıların çıktılarını pratiğe dönüştürecek ve bu süreci felç etmeye çalışan finans kapitale karşı koyabilecek güçlü bir iradeye ihtiyacımız var.
YanıtlaSilOndan önce aslında hukukun üstünlüğünü ve güçler ayrımına dayalı demokrasiyi savunacak iradeye ihtiyacımız var.
SilSayın hocam ben bütün sorunun ana kaynağını 2008 sonrası serseri mayın gibi saçılan bol likidide oldgunu düşünüyorum hep şimdi çekmek daha maliyetli sürdürmek ızdırap verici hale geldi.dün black rok ın 15 tirilyon dolara hükmetiğini okudum bu 10 tane türkiye demek .bize gelince sorunumuz parasal degil yapısal.emeğinize saglık.
YanıtlaSilHaklısınız.
Sildüşünülemez.
SilMahfi Eğilmez4 Eylül 2025 09:20
Türkiye'de kayıt dışı gelirleri, kazançları ve servetleri ortaya çıkarmak yerine kayıtlı olanların hepsini de ilave servet vergisiyle vergilendirmek çok yanlış. Kayıt dışı servetleri, gelirleri ortaya çıkarmanın tek yolu var: Servet Bayanı ve Gider Bildirimi. Yıllık beyanname verilirken bunlar da verilirse olay biter ve tek evi olandan ilave servet vergisi almaya gerek kalmaz'
Somut ve öneri içeren cevaplariniz çok
Sülün Falay
Bu yazınızla ilgili şu sorularımız var:
YanıtlaSilYakup Kadri Karaosmanoğlu'nun "Yaban" romanında ve Kemal Tahir'in "Kurt Kanunu" romanında betimlenen sıradan Türk insanının sergilediği bencilce, daima kendi kısa-vadeli çıkarını düşünen, uzun-erimli düşünmek isteMEyen, makro-ölçekli konular hakkında neredeyse hiç kafa yormaya yanaşMAyan davranışlarının 2026 yılında bile devam ettiği,
Bu davranış kalıplarının hâlâ ama hâlâ yaygın olduğu bir ülkenin ekonomisi ile ilgili analizler yaparken; Milton Friedman'ın iktisadî teorilerinin tam randımanlı uygulanaMAyacağını mı, Karl Marx'ın iktisadî teorilerinin tam randımanlı uygulanaMAyacağını mı, John Maynard Keynes'in iktisadî teorilerinin tam randımanlı uygulanaMAyacağını mı söylüyorsunuz?
Adı her ne olursa olsun herhangi bir iktisadî teoriyle; bu ülkenin kültürel dokusunda (adeta DNA'sında) var olan "kısa-vadecilik"in, "çabucak-zengin-olmayı-istemecilik"in izah edileMEyeceğini mi söylüyorsunuz Mahfi bey?
Aslına bakarsanız bu dünya genelinde de böyledir. Bizim gibi ülkelerde daha yaygın ve kalıcıdır.
SilGünümüz ekonomilerinde, mevcut enstrümanlar (faiz/ vergi / parasal değişimler ) aynı kalıpta kurgulansa da , aktarma mekanizmalarının doğru ve bilimsel randımanı; tamamen ülkelerin kurumsal hafızası , sosyo- ekonomik dokusu ile direkt ilişkili olup farklılık gösterir. Uygulanacak zemin , ıslah edilmemişse netice alınmasının zorluğunu algılamak lazım.
YanıtlaSilTeorinin ötesinde , okuyucularını kapsamlı düşünceye odaklatan nitelikli kaleme ve yazıya teşekkürler.
Çok teşekkür ederim. Sevgiler
SilMahfi Hoca;
YanıtlaSilKonuyla alakası yok, ama faizler neden bütçe transfer gider kalemine giriyor? Nihayetinde bir hizmet karşılığı değil mi?
Çünkü faiz ödemesi kamu finansmanı açısından karşılıksız bir ödeme sayılıyor. Bir satın almaya karşılık gelmiyor.
SilHocam dünyada ekonomi biliminin kuralları rasyonel bilinç tarafından konulmuyor gibi görünüyor. Siz ne diyorsunuz? Ekonomi gücü yetenin güçsüze olan tecavüzüne deniyor. Zayıf ve ezilenler kendilerini korumak için türlü türlü yol alıyor. Ama güçlü devletler, gerek bombalarla, gerek internet ile, gerek tele ekranlar ile pisliklerini dayatıyorlar. Bu ezme yollarına da ekonomi diyorlar. Hocam bütün dünyadaki güzellikleri bir bir belirleyip mahfediyorlar. Yaptıkları pislikleride aklı başındaki insanlara böyle böyle yaptık diye bilimsel olarak anlattırıyorlar. Sizin burada bir kaç yıl önce ak dediğinize bir süre sonra kara demeniz de buradan kaynaklanıyor olabilir mi? Başta hukuk diyorsunuz. Şimdi güç sahipleri hukuk yoluyla komedyenleri, politikacıları, yazarları, sanatçıları baskılıyor. Bu sadece burada da yapılmıyor. Bütün dünya da böyle. Acaba hukuk, yasa, güçler ayrılığı..vb. büyük bir palavra mı? Olan hep pirsultanlara oluyor. Darağacında bizim başımız sallanıyor. Saraylar içinde süren pişkinlik artarak devam ediyor. Adalet olsa idi başta hali hazırda soykırım yapan dünya liderleri yargılanırdı. Hal bu ki biz çoğuz onlar ise bir avuç.
YanıtlaSilEkonomi bilimi, içinde bulunulan ideolojiye göre biçimlenen bir bilim. Eğer kapitalist ideoloji egemense ekonomi bilimi sermaye açısından bakacak şekilde biçimlenir. Hiç kuşkusuz evrensel yönleri de var ama onun dışındakiler hep sermayeye göre oluşturuluyor. Tabii ekonomi politikası da büyük ölçüde böyle gelişiyor. Eğer bir ülkede demokrasi gelişmemişse ya da en azından güçler ayrımı yoksa orada ülkeyi yönetenlerin istediklerine göre yönlenen bir ekonomik sistem ortaya çıkıyor. Bu da kapitalizmin iyice bozulmuş hali. Herkes iktidara göre davranmak zorunda kalıyor. Biz buna ahbap - çavuş demokrasisi ve ahbap - çavuş kapitalizmi diyoruz. Bu eskiden gelişmekte olan ülkelerde görülürdü artık gelişmiş ülkelerde de görülür oldu.
SilHocam o zaman buna bilim demek mümkün mü? Bilim evrensel olması gereken bir kavram değil mi? Eğer kişiye, egemene göre değişiyor ise buna bilim denebilir mi? Söylediğiniz tanım daha çok toplumları uyutan güzelleme, palavra tanımına uyuyor. Eğer ekonomi sosyal bir bilim ise evrensel insan hakları temelinde şekillenmesi gerekir gibi geliyor. Yoksa zenginin, güçlünün borozanı olmaktan ileri gidebilir mi?
SilHocam,
SilDemek ki Hobbes’un Leviathan’ı(Devlet) halâ ilk tasavvur edildiği formuyla çalışıyor.Hiç evrime uğramamış: gücü adaletinden değil,şiddetinden geliyor.
Devletler köşe sıkıştığında demokrasi,adalet,özgürlük,kişi hak ve hürriyetleri tanımıyor.Bunlar,devletler arasındaki görece dengeli güç dağılımının oluştuğu kısa dönemlerde açabilen akşam sefaları gibi.Kısa ömürlü.Ömürleri,yeni tehdit ve dengesizlik belirene kadar.Bu her devlet için geçerli.Hatta bu ilkelerin çıktığı kıtada yer alan ülkelerin bile rusya tehdidi bahanesiyle neler yapabildiğini gördük di mi?
Hadi bu ülkelerdeki rus varlıklarına el koyup o paralarla ukrayna’ya silah sağlamalarını geçelim.İşler Rus edebiyatını,sanatını,rus aydınlarının kitaplarını yasaklama noktasına kadar geldi.Evrenselleşmiş bir fikri değeri yasaklamak!Düşünceyi yasaklamak,düşünmeyin demek gibi bir şey herhalde
Yani Hobbes’un Canavarı(Leviathan) 17.yüzyılda neyse,21. yüzyılda da o Hocam.
Devlet aynı devlet,canavar aynı canavar.
Değişen bir şey yok.Savaş varsa,her şey mübah.Yani Hobbes’tan çok önce Herakleitos’un dediği gibi sürüyor halâ düzen;
• “Savaş her şeyin babasıdır ve her şeyin kralıdır;bazılarını Tanrı,bazılarını insan yaptı,bazılarını bağımlı ve bazılarını özgür kıldı.”
• “Bilmeliyiz ki,savaş her şeyin ortak yanıdır ve çatışma adalettir;bürün şeyler çatışmayla var olur ve yok olur.”
Teolojiye bilim dediğiniz anda her şey bilim olur.
SilHaklısınız Leviathan'dan bugüne değişen bir şey yok. Sadece dev daha da devleşmiş gibi.
SilHocam elinize sağlık. Patrimonyal sistem, devlet yönetiminin ve ülkenin varlıklarının hükümdarın kişisel mülkü gibi görüldüğü geleneksel bir otorite biçimidir. Bu Patrimonyalizm düzeninde kamusal alan ile özel alan birbirine karışır, iktidar babadan oğula geçer ve yetkiler kişisel sadakate dayanır.
YanıtlaSilSonuç olarak,Çürük Merdivenle Dama Çıkılmaz. Eğri Cetvelden Doğru Çizgi Çıkmaz. Saygılarımla Fatih Demirtaş
Çok doğru. Sevgiler.
Sil"Kurumsal kapasitenin güçlü olduğu ekonomilerde fiyat sinyalleri kaynak tahsisini daha etkin hale getirebilir."
YanıtlaSilBaşıma bir şey gelmeyecekse ben burda ne demek istediğinizi anlamadım hocam.
Başınıza niye bir şey gelsin ben de onu anlayamadım.
SilKurumsal kapasite daha çok bağımsız kurumları ve siyasetten ayrıştırılmış karar alma mekanizmasını ifade eder. Örneğin merkez bankasının bağımsızlığı, istatistik kurumunun siyasete göre değil gerçeğe göre hareket etmesi bu anlama gelir. Böyle bir durumda fiyatlar gerçeği yansıtacağı için kaynakların hangi alanlara yöneleceği de siyasete değil ekonomiye göre şekillenir.