Hititler


            
HİTİT TARİHİNDEN GÜNÜMÜZE DERSLER

Yazan: Mahfi Eğilmez


BİRİNCİ ÖYKÜ:
MÖ 2000’lerde Asur Ticareti
Rüşvetin Belgesi, Vergi Kaçakçılığının Belgesi
Anadolu’da Yüksek Faiz Alışkanlığı ve Borçların Silinmesi
·        Asur ile Anadolu arasında ticaret
·        Asur ticaret kolonileri (warbatum ve karum)
·        Neşa
·        Anadolu’da kent krallıkları
·        Rüşvetler ve vergiler
·        Borç, alacak, faiz ilişkileri
·        Borçların silinmesi

M.Ö. 2000’lere doğru, Anadolu’da çok yaygın bir Asur ticareti egemendi. Asurlu tüccarlar Anadolu’nun o dönemdeki halklarıyla yaygın bir ticaretin içine girmişlerdi. Bu ticareti yürütmek üzere Anadolu'da kurulmuş bulunan pazar kentlerinden oluşan bir koloni vardı. Bu pazar kentlerinin büyüklerine, Asur dilinde liman anlamına gelen, karum denilmekteydi. Karumlar arasında metinlerde adları geçenler şunlardır: Hattuş, Neşa (Kaneş), Purushenda, Şamuha, Durhumit, Tawinia, Hahhum, Hurama, Şuppilulia, Nihria, Urşu, Zalpa, Abum, Eluhut, Tegarama, Şimala, Wahşuşana ve Timilkia. Pazar kentlerinin küçüklerine ise, Asur dilinde konak anlamına gelen wabartum deniliyordu. Wabartumlar arasında metinlerde adı geçen yerler şunlardır: Kuşşara, Ankuva, Karahna, Mama, Badna, Salatuar, Hanakna, Şamuha, Zalpa, Kuburnat, Tismuma, Upi, Zipishuna, Ulama, Washania ve Tuhpia. İrili ufaklı bu pazar yerlerinin sayısı 50 dolayındaydı. Asur ticaret kolonisinin merkezi konumundaki Neşa karumu Kayseri yakınlarındaki Kültepe'de kuruluydu.

Anadolu'da yapılan kazılarda o döneme ilişkin ticari ilişkileri açıklayan pek çok tablet bulunmuştur. Bu tabletler Asurlu tüccarların Mezopotamya'dan Anadolu’ya çoğunlukla tekstil ürünleri ve kalay getirip karşılığında altın, bakır ve tahıl götürdüklerini ortaya koyuyor. Gümüş bir ticari meta olmaktan çok bir değer ölçüm ve ödeme aracı işlevi görüyordu. Asur ticaret kolonisinin temel işlevi Asur Krallığı’nın ihtiyacı olan bakırı Anadolu’dan Asur’a transfer etmekti.

Asurlular mallarını eşek kervanlarıyla taşıyorlardı. Kervanların Asur’dan yola çıkıp Neşa’ya varıncaya kadar yaklaşık 1000 km yol alması gerekiyordu. Eşeklerden oluşan bir ticaret kervanının bu yolu gidip, dönmesi 3 ay alıyor, malların satılması ve yeni mal alımı için gerekli süre eklendiğinde zaman daha da artıyordu. Asurlu tüccarlar için Anadolu bir kaç yönden çekici bir yerdi. Herşeyden önce yolculuk güvenliydi. Birbirine yakın birçok kent olduğu için nihai hedefe gidene kadar gündüzleri yolculuk yapıp, geceleri konaklayacak güvenli yerler bulunuyordu. Sonra kâr marjları oldukça yüksek olduğundan tüccarlar getirdikleri malları yüksek kârlar elde ederek satıyorlardı. Ayrıca kent kralları, kendi vergilerini aldıkları sürece tüccarlara karşı barışçı bir yaklaşım içindeydiler. Asurlu tüccarların oluşturduğu ticaret kervanları, içinden geçtikleri kentte “qaqqadatu”’ adlı bir çeşit baş vergisi ve kentin kralına da “nishatum” adı verilen bir çeşit gümrük vergisi ödüyorlardı. Nishatum sabit oranlı bir vergiydi ve tekstil ürünlerinin değerine yüzde 5, kalaya da yüzde 3 oranında uygulanıyordu. Ayrıca kralın, tüccarın satmak amacıyla getirdiği malları herkesten önce görme ve satışa sunulmadan önce indirimli olarak satın alma hakkı vardı.

Bu tür vergileri ödemeden kentten geçmenin ve malını satabilmenin iki yolu bulunuyordu: İlk olarak kentin içinden geçmeyip, dışarıdan dolaşılırsa vergi ödeme yükümlülüğü doğmuyordu. Buna karşılık kent dışında kalındığında, özellikle geceleri, kervanın saldırıya uğraması olasılığı söz konusu olabiliyordu. İkincisi, rüşvet vererek yapılan vergi kaçakçılığı idi. Bunun yolu ise malları kente, nöbetçilerle anlaşıp, gizlice sokmaktı. Nöbetçilere verilecek pay, nishatumdan düşük olduğu sürece bu çekici bir seçenekti. Ama riski fazlaydı. Bunu yapan tüccar yakalanırsa, kent kralının onun mallarının tümüne el koyma hakkı doğuyordu. Asurlu tüccar Puzur – Assur’un bir meslektaşına yazdığı mektupta şu uyarılar yer alıyor: “İrra’nın oğlu kaçak malları Puşuken’e yolladı ama saray görevlileri kaçak mallara el koydu ve Puşuken’i hapse attılar.”

Anadolu'da bulunan Asur tabletlerinden tüccarların hangi kentte daha kolay vergi kaçakçılığı yapıldığı konusunda birbirleriyle yazışmalar yaptığı anlaşılıyor. O dönemde rüşvetin yaygınlığı konusundaki ilginç bir kanıt Cenevre Sanat ve Tarih Müzesinde sergilenen bir tablette yer alıyor. Yine Asur’lu tüccar Puşuken’e karısı Lamassi tarafından yazılmış bulunan bir mektupta şunlar yazılı: “...Vergi için bana yolladığın 1 mina gümüşü kontrolörler istedi. Ben senin için korkuyorum. Fakat ben onu daha vermedim...”

Asurlu tüccarlar, Anadolu'da yerleşik insanlara, kredili olarak sattıkları mallar için yıllık yüzde 30 ile yüzde 180 gibi yüksek faiz oranları uyguluyorlardı. Kötü hasat yıllarında borcunun teminatı olan ürünü elde edemeyen insanlar son derecede güç duruma düşüyorlar, aileden birisini Asurlu tüccara köle olarak vermek zorunda kalabiliyorlardı. Borçlarını ödeyemeyen yerel halk sık sık krallara şikayette bulunuyor, bazen yerel krallar bu tür borç - alacak ilişkilerini çözmek için borçların silinmesi hakkında fermanlar çıkarıyorlardı. Söz konusu fermanlar doğal olarak borçluyu kurtarırken, alacaklıyı sıkıntıya sokuyordu.

Buraya kadar anlattıklarımızdan Hititler öncesinde Anadolu'da, Asur ticaret kolonisi aracılığıyla rüşvet, vergiden kaçınma, tefecilik esaslarına dayalı bir ticaret düzeni kurulmuş olduğu anlaşılıyor.

Hitit ekonomisinin ayrıntılarıyla ilgilenenler için okuma önerisi: Mahfi Eğilmez, Hitit Ekonomisi, Türk Eskiçağ Enstitüsü Yayınları (Ege Yayıncılık.)




Değerlendirme: Bugün varlığından şikayet ettiğimiz rüşvet, vergi kaçırma, yüksek faiz Anadolu’da 4000 yıldır var.


Anadolu’da yazının dayanakları
Hititler sahnede
·        Anadolu’da yazının kökeni: Ticari ilişkiler ve kayıt tutma zorunluluğu
·        Çivi yazılı tabletler
·        Ticaret, borç, alacak ve faiz ilişkilerinin tabletlere dökülüşü
·        Hititlerin ortaya çıkışı (MÖ 1800’ler)
·        Pithana ve Anitta’nın Neşa’yı alışı ve Asur faiz sömürüsünün sonu
·        Anadolu’da Hitit egemenliği ve barış
·        Ticaret aksayınca fetihler başladı: Bir başka ekonomik açıklama

Anadolu'da yazının kökeni hangi tarihe kadar gidiyor bilinmiyor. Mezopotamya’da binlerce yıldır kullanılan yazının Anadolu’ya girişinin Asurlu tüccarların verdikleri borçları, alacakları faizleri yazmak üzere tabletler düzenlemeye başlamasıyla olduğu tahmin ediliyor. 
    Hattuşa’da 30,000; Kültepe’de (Kaneş Karumu) 100 ve Şapinuva’da 3,000 dolayında kil tablet bulunmuştur. Hattuşa tabletleri Unesco Arşivinde kayıtlıdır.
Hititler iki çeşit yazı kullanmışlar. Birisi tabletlerde kullandıkları çivi yazısı, öteki de duvar kabartmalarında kullandıkları hiyeroglif yazısı. Duvarlarda daha çok dinsel yazılar ya da kralların yaptıkları yazılı. Tabletlerde ise birçok farklı konu kayıtlı. Örneğin Hititler yasalarını tabletlere yazmışlar. Krallar yıllıklarını yazdırmışlar. Bu yıllıklarda kralların fetihleri, savaşları, düşmanlarıyla ilişkileri gibi birçok önemli ayrıntı yer alıyor.
Çivi yazısı, yumuşak kil tabletlere üçgen prizma biçiminde kesilmiş tahtalarla bastırılarak yazılır. Sonra bunlar fırınlarda ısıtılır ve kırılması zor tabletler ortaya çıkar.

Hitit yazısını ilk okuyan kişi Bedrich Hrozny adlı bir Çek dilbilimci. Çek alfabesinde Ş harfi Š şeklinde gösterildiği için Hrozzny, Hattuşa ya da Hattuşaş adlarını Hattuša veya Hattušaš olarak yazmış ve literatüre de bu biçimde girmiş bulunuyor. İçinde ş harfi geçen bütün Hititçe kelimeler de Hrozny'den bu yana aynı şekilde yazılıyor.

Bedrich Hrozny (1879 - 1929
              Hrozný, Bedřich [Credit: CTK]


                Çivi yazılı bir kil tablet örneği



      Hitit çivi yazısında kullanılan harf ve heceler



Hiyeroglif yazısı aslında bir çeşit resim - yazıdır. Yani yazı yerine resimler kullanılır. Aşağıda Hitit hiyeroglif yazısında kullanılan bazı hiyerogliflerin anlamları yer alıyor. 




Değerlendirme: Anadolu’da borç, alacak ve faiz ilişkisini çözen barışı ve gelişmeyi sağlıyor.

İKİNCİ ÖYKÜ:
Hititlerin Gizemi
·        Nereden geldiler?
·        Kökenleri nedir?
·        Hint – Avrupa dili kullanıyorlar
·        Avrupa’dan gelişe ilişkin üç kuram

Hititlerin Anadolu'ya nereden ve hangi yolu izleyerek geldikleri bilinmiyor. Bazı metinlerde geçen tanımlamalardan giderek Anadolu'ya Kafkaslar üzerinden geldikleri görüşü ağır basıyor. Bu kurama ek olarak Balkanları geçerek geldikleri ve Karadeniz üzerinden geldikleri yönünde iki görüş daha varsa da bunlar bugün oldukça taraftar kaybetmiş görünüyor. Kullandıkları dilin Hint - Avrupa kökenli olduğu kesinleşmiş bulunuyor. Bu durumda bir zamanlar öne sürülen Hititlerin Türklerin ataları olduğu tezi boşa çıkmış oluyor.   

Aşağıdaki resim Alacahöyük'te giriş kapısının duvarından alınmıştır. Benzeri bir resim Yazılıkaya açık hava tapınağında tanrıların buluşma sahnesinde yer almaktadır. Bildiğimiz kadarıyla çift başlı kartal ilk kez Hititlerde kullanılmış bir semboldür. Başlarıyla ilgili birkaç farklı inanış vardır. Birisine göre başlardan birisi bu dünyaya diğeri öteki dünyaya bakar. Bir başka inanışa göre birisi doğuya öteki batıya bakar ve her iki yönde de  egemen olan bir devleti temsil eder. Pençeleriyle tuttuğu tavşanlar da Hitit krallığının egemen olduğu ülkeleri temsil eder (vassal krallıklar.)  




Bir süre sonra Hitit krallık sembolü kartalın yalnızca kanatları ve ortada bir güneş olan şekle dönüşmüştür. Bunu da aşağıdaki çizimde gösterelim.


Yazılıkaya kabartmalarından alınmış olan şekilde tanrı Şarruma, büyük kral Tuthaliya'ya (IV) önderlik ederken görülmektedir. Şarruma'nın hiyeroglifle yazılmış adı ileri doğru uzanmış olan sağ elinin üzerinde görülmektedir. Tutahliya'nın adı ise sağ üst köşede yine hiyeroglifle yazılıdır. Kralın adının üstünde büyük kral anlamına da gelen Hitit devlet sembolü kartal kanatlarıyla ortasındaki güneş yer almaktadır.  Hitit kralına "majesteleri" anlamına gelmek üzere "güneşim" diye hitap edilmesi büyük olasılıkla bu sembolden gelmektedir.  



Aşağıda Hattuşa kent planı görülüyor. Yazılıkaya açık hava tapınağı sağ üst köşede işaretlenmiş olan yerdedir. Tipik bir Hitit kenti olan Hattuşa iki bölümden oluşuyor: Aşağı şehir, yukarı şehir. Kentin çevresi yaklaşık 6 km uzunluğunda bir sur ile çevrilidir. Kentin en önemli giriş kapıları yerkapı ve üstünde sfenksli kapı, aslanlı kapı, kral kapıdır. Yerkapı yaklaşık 70 metre uzunluğunda ve 3 metre yüksekliğinde bir mağara kapıdır.  
Boğazkale ilçesiyle komşu olan aşağı şehirde Büyük Tapınak yer alıyor (şekilde 5 numaralı yer.) Bu tapınakta pek çok oda ve tahıl ve sıvıların (zeytinyağ gibi) depolandığı büyük küpler yer alıyor. 37 numarayla işaretlenmiş olan Büyükkale tahılların depolandığı büyük çukurların bulunduğu yüksek kayalık bir alan. Burada kayalara oyulmuş çukurlar bulunuyor (silolar.) Bu çukurlara buğday, arpa gibi tahıllar doldurulup üstü toprakla örtülüyordu. Bu şekilde tahılların hava alıp bozulmaları ya da kemirgenlerce yenmesi önlenmiş oluyordu. 33 numarayla işaretlenmiş olan Büyükkale kralın oturduğu saray ve saray kompleksini gösteriyor. Burada kraldan başka muhafız alayı görevi gören altın mızraklıların da odaları vardı. 

Saray Kompleksinin rekonstrüksüyonu (Jürgen Seeher Hattuşa Rehberi'nden alıntı.)



Yukarı şehirde küçük küçük birçok tapınak yer alıyordu. Haritada Yer Kapı ile Kral Kapı arasında bulunan bina kalıntıları bu tapınaklardır.Burada ayrıca devlet görevlilerinin ve soyluların evleri de vardı. Hattuşa'nın en önemli 4 kapısı burada yer alıyor: Aslanlı Kapı, Yer Kapı, Sfenksli Kapı (Yer kapının üzerindeki surda bulunuyor) ve Kral Kapı. 

Yerkapının üstten görünümü. Yerkapının tam üstünde Sfenksli Kapı yer alıyor.



                  Kral kapının girişinde yer alan kral figürü kabartması


Halk, haritanın sol üste köşesinde tarama ile gösterilen Boğazkale'de oturuyordu (bugün de orada oturuyorlar.) Tarım alanları da surların dışındaydı. 
Özetle söylemek gerekirse Hattuşa'nın surları içinde tapınaklar, silolar, saray, devlet görevlileri ve rahiplerin oturacağı binalar yer alıyor, halk surların dışında yerleşmiş bulunuyordu. Savaş tehlikesi gibi hallerde halkın surların içine sığınması ve kapıların kapatılması doğaldır. 
Hattuşa'da surların bir bölümü dönemin kazı heyeti başkanı Jürgen Seeher'in önderliğinde Boğazkalelilerin çalışmalarıyla tümüyle Hititlerin kullandığı malzemeler ve teknik kullanılarak yeniden inşa edildi. Böylece Hattuşa'nın görselliğine önemli bir katkı sağlanmış oldu. 

Bu çalışmalar kitap olarak yayımlanmış bulunuyor (Jürgen Seeher, Hattuşa Kerpiç Kent Suru, Bir Rekonstrüksiyon Çalışması, Ege Yayınları.) 





           Hattuşa gezisi planlayanların eski kazı heyeti başkanı Jürgen Seeher'in Hattuşa Rehberi kitabını okumalarını öneriyorum (Jürgen Seeher, Hattuşa Rehberi, Ege Yayınları.)




Değerlendirme: Hitit adı sonradan uydurulmuş bir ad. Onlar kendilerine Neşalı adını veriyorlar.

ÜÇÜNCÜ ÖYKÜ:
Kadeş Savaşı ve Kadeş Barış Antlaşması
·        Savaşın çıkış nedenleri
·        Savaşın galibi
·        Barışın temel nedeni: Asur’dan Mısır ve Hatti’ye yönelik ortak saldırı tehdidi
·        Barış antlaşmasının temeli: Ortak düşmana karşı ortak savunma ve sıkıntıya düşene yardım.

Kadeş Savaşı

İki büyük ordu M.Ö. 1274'de Kadeş yakınlarında karşılaştılar.
Ramses’in Kadeş’e yaklaşımı askeri strateji açısından hataların en büyüklerinden birisi olarak tanımlanıyor bugün. Ordusunu dört bölüme ayırmuştı. Her bir bölüm Mısır’ın en büyük tanrılarının adını taşıyordu: Amon, Ra, Ptah ve Seth. 
İlk karşılaşmada Muvatalli’nin, kardeşi III. Hattuşili ve oğlu Urhi Teşup ile birlikte kumanda ettiği Hitit birlikleri, Ramses’in ordularını darmadağın edivermişti. Ramses canını zor kurtarmış kendisini Amon tümeninin içine zor atmıştı. Savaşa soktuğu Ra tümeninden geriye çok az asker kaldığı anlaşılıyor. Onlar da tam bir bozgun halinde kaçmağa başlamışlar. Bu ilk yenilgi Mısır yazıtlarında şöyle anlatılıyor: “Yürüyüş kolundaki Ra tümeninin ortasına saldırdılar. Ra tümeni harekat halindeydi. Savaşa hazır değildi. Bu nedenle majestelerinin (II. Ramses) askerleri de savaş arabaları da onlar (Hititler) karşısında yenildi.” 
Amon tümeni, ordunun geri kalanından ayrılmıştı. Hitit savaş arabaları yapılarının getirdiği hafiflik ve manevra üstünlüğüyle kısa sürede Amon tümenini de sarmışlardı. Üstelik Ramses de sarılmış olan Amon tümeninin ortasındaydı. Tam anlamıyla bir toplu yok edilmenin eşiğindeydi Ramses ve Amon tümeni. Onların yok edilişinin ardından başsız kalan Ptah ve Seth tümenlerinin yok edilmesi çok kolay olacaktı. Hitit imparatorluğunun önünde Mısır toprakları açılıyordu artık. 
Hitit ordusu pek çok ulustan derlenmiş askerlerden oluştuğu için disiplini çok güçlü değildi. Mısır ordugahına girdikleri anda yağmaya başladılar. Emir komuta herşey bir anda yok olmuştu. Mısır ordugahı çok zengindi. İşte tam bu sırada Mısır yazmanları ve şairlerine göre Ramses, tanrısal bir güçle Hitit askerlerine saldırıp onları dağıtıyor ve savaşı birden lehine döndürüyor. Bundan sonra Ramses’in kahramanlığı üzerine öyküler sonu gelmez biçimde sıralanıp duruyor Mısır yazıtlarında. Aynı kaynakları kullanan Christian Jacq da Ramses dizisinin Kadeş adlı bölümünde Ramses’in kahramanlıklarını ve elde ettiği zaferin öyküsünü anlatıyor.
Oysa Hitit kaynakları böyle anlatmıyor. Mısır ordugahının yağmasına dalmış bulunan ve emir dinlemez halde olan Hitit askerleri hiç beklenmeyen anda küçük ve düzenli bir birliğin saldırısına uğruyorlar ve toparlanmaya fırsat bulamadan dağılıyorlar. Bu birliğin nereden geldiği bugün hala bir sır. Fakat bu birliğin Ramses ordularına ait olmadığı kesine yakın bir biçimde biliniyor. Çünkü Ramses’in ağzından şöyle anlatılıyor: “Yanımda ne bir prens var, ne bir sürücü, ne bir piyade subayı, ne de bir araba savaşçısı. Yaya askerim de araba savaşçılarım da beni onların karşısında ganimet gibi bırakarak çekip gitti. Onlarla savaşmak için kimse beklemedi.” 
Savaş bir süre daha sürüyor. Ondan sonra her iki ordu da geri çekildiği için kimse kimseye üstünlük sağlayamıyor. Mısır kaynaklarında Muvatalli’nin Ramses’e şöyle bir mektup yolladığı yazılı: “…Mısır ve Hatti ülkeleri senin emrindedir ve ayaklarının altına serilmiştir...” Oysa o durumda Hitit kralı Muvatalli başkent Hattuşa’dan yaklaşık 600 kilometre uzakta, Suriye topraklarında bulunmaktadır. Daha iki ordu arasındaki ilk çatışmada Mısır orduları geriye dönmek zorunda kalmışlardır. Dolayısıyla Muvatalli’nin bu tür bir mektup yazması için ortada hiç bir neden yok. Bugün, çoğu araştırmacı böyle bir mektubun Ramses’in hayal ürünü olduğu konusunda hemfikir. 
Mısır tapınaklarında, mezarlarında ve saraylarında Ramses’in Kadeş savaşını kazandığına ilişkin yazılara ve resimlere karşılık savaşı Hititlerin kazandığını gösteren en önemli kanıt Prens Benteşina’nın Mısır’a bağladığı Amurru ülkesinin savaştan hemen sonra yeniden Hititlere bağlı hale getirilmesidir. İkinci kanıt uğrunda savaşılan Kadeş kale kentinin yine Hititlerde kalmış olmasıdır. Bugün bilinen, Hititlerin bu savaşı kazandıkları ama galibiyetlerinin sonradan yağma sırasında müdahale eden bir birlikçe durdurulduğu biçimindedir. 

Kil tablete çivi yazısıyla yazılmış olan Kadeş Barış Antlaşması (İstanbul Arkeoloji Müzesi)




Değerlendirme: Kadeş Barış Antlaşması (Kopyası TC’nin armağanı olarak New York’taki Birleşmiş Milletler binasında sergileniyor) Nato Antlaşmasının 5. Maddesinin ilk versiyonunu oluşturuyor.

DÖRDÜNCÜ ÖYKÜ
Mısır’dan Alınan Yardım
·        Hitit Kralı IV.Tuthaliya (III. Hattuşili’nin oğlu)
·        Veba ve nüfus azalması
·        Kıtlık
·        Merneptah’tan Tuthaliya’ya yardım
Değerlendirme: Tarihte Anadolu’ya bilinen ilk yardım M.Ö. 1200’lerin sonuna doğru yapıulmış. 


BEŞİNCİ ÖYKÜ:
Hitit Hukuku ve Devlet Düzeni

Roma Hukuku – Hitit Hukuku

·        Babil kralı Hammurabi’nin “Kısas Hukukundan” Hititlerin tazminat hukukuna geçişleri. Roma hukukundan çok daha önemli ve eski bir atılım. Ne var ki tanıtılamamış.
·        Yasaların sürekli revize edilmesi. Revizyon eskiden ifadesiyle vurgulanıyor.


Hitit hukuku ABD'de Pittsburgh Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ders olarak okutuluyor. Bizde ise Roma hukuku okutuluyor ama Hitit hukuku okutulmuyor.



Magna Carta -Panku
·        MS 1215’de İngiliz soylularının kral Yurtsuz John’a imzalattıkları Magna Carta’yı hepimiz biliyoruz.
·     Magna Carta’dan yaklaşık 2500 yıl önce Anadolu’nun orta yerinde hiç bir zorlamaya dayanmaksızın atılmış bir demokratik adım var: Panku. Bunu çoğumuz bilmiyoruz.


1215 yılında İngiliz soyluları, kral Yurtsuz John’a Magna Carta Libertatum’u (Büyük Özgürlük Belgesi) imzalattılar. Bu belgeyle kralın sonsuz görünen yetkileri sınırlanıyor, monarşiden meşruti monarşiye geçilmiş oluyordu. Her ne kadar daha çok soyluların krala karşı haklarını korumayı amaçlasa da birçok siyaset bilimi uzmanı Magna Carta’yı demokrasinin ilk adımı olarak kabul eder.  

Magna Carta’nın belki de en önemli maddesi 39. maddesidir: “Özgür kişiler ülke kanunlarına göre yasal bir biçimde yargılanıp hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden mahrum bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi biçimde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

Bundan yaklaşık 3500 yıl önce bu topraklarda yaşayan Hititler, hukuk alanında büyük bir devrime imza attılar. O zamana kadar ortadoğuda geçerli olan Babil kralı Hammurabi’ye ait kısas hukukunu tazminat hukukuyla değiştirdiler. Aynı zamanda başkent Hattuşa’da Panku adı verilen bir soylular meclisi kurdular. Bu meclis krala danışmanlık yapıyordu. Panku, Magna Carta’dan yaklaşık 2700 yıl önceki bir tarihte kurulmuştur. Hititlerin getirdiği tazminat hukuku anlayışı 3500 yıldır hukuk yaklaşımının temelini oluşturuyor.


Değerlendirme: Anadolu, bugünün ortadoğusunda bile hala uygulanan kısas hukukunu 3500 yıl önce aşmış. Demokratik yönetimin temelleri Anadolu’da yaklaşık 3500 yıl önce atılmış.

ALTINCI ÖYKÜ
Hitit Dini
·        Hititler çok tanrılı bir dinsel külte sahiptiler. O kadar çok tanrıları vardı ki Hattuşa “bin tanrılı kent” diye anılıyordu.
·   En önemli tanrıları “Fırtına Tanrısı Teşup”, “Bereket Tanrıçası Hepat” ve bunların oğlu “Şarruma” idi.
·        Hititler, krallarının öldüğünde tanrılar katına çıktığına inanırlardı.


Aşağıdaki fotoğraf Hattuşa kenti yakınındaki Yazılıkaya açık hava tapınağını gösteriyor. Kayalar üzerinde sol taraftan erkek sağ taraftan da kadın tanrılar tam ortadaki kayaya doğru yürüyüş halinde duvarlara resmedilmiş. Ortadaki büyük kayada ise baş tanrıyla baş tanrıçanın karşılaşması yer alıyor.



Aşağıda, Anitta'nın Laneti adlı kitabımdan çekilen aynı adlı belgesel filmde Yazılıkaya sahnesi. Ben ortada metin okuyorum, arkamda Boğazkaleliler Hitit kıyafetleri giymiş olarak görünüyor. Yazılıkaya'nın duvarları ise bilgisayar programları kullanılarak olduğundan daha iyi konumda gösterilmiş görünüyor.




Aşağıdaki resim ortadaki kayada baş tanrı, fırtına tanrısı Teşup ile baş tanrıça bereket tanrıçası Hepat'ın buluşma sahnesinin çizimini gösteriyor. Her ikisinin ellerinde birbirlerine uzatır gibi tuttukları  şekiller adlarının yazılı olduğu hiyeroglifler. Hititler resmettikleri tanrıların ya da tanrıçaların  ellerine bu hiyeroglifleri hep koymuşlar. Böylece resimdekinin kim olduğunu anlamak kolaylıkla mümkün oluyor. Teşup iki dağ tanrısının sırtına basarak, Hepat ise bir dağ aslanına basarak yükseliyor. Teşup ve Hepatın yanlarında iki boğa var. Hepat'ın arkasında yine bir dağ aslanı üzerinde yükselen oğulları Şarruma, onun arkasında çift başlı kartal üzerinde yükselenlerin ilki kızları Alanzu ve onun arkasındaki de adı bilinmeyen torunları.


Aşağıdaki çizim yine Yazılıkaya'daki kabartmalardan birisine aittir. Yürüyüş halinde 12 tanrılar. Bu tanrı figürleriyle ilgili çeşitli düşünceler vardır. En yaygın olanı bunların ayları temsil ettiği inancıdır.



Değerlendirme: Hititlerin çok tanrısının olmasının temel nedeni ele geçirdikleri kentlerin tanrılarını da benimsemeleri ve böylece o knetin imparatorluğa direncinin azaltılmasıydı. Yani Anadolu’da 3500 yıl önce de bir dinsel hoşgörü vardı. Türklerin bu hoşgörüyü sürdürmesinin temelinde bu kültür var.

YEDİNCİ ÖYKÜ:
Kadın - Erkek Eşitliği
·        Anadolu’daki anaerkil gelenek
·        Kral ve Kraliçenin birlikte mühürleri
·        Kraliçe başrahibe
Hitit yasalarına baktığımızda kadınlarla erkekler arasında bir ayrım olduğuna ilişkin herhangi bir iz göremiyoruz. Tek fark ücretlerde ortaya çıkıyor. Örneğin tarım işçisi olarak çalıştırılacak erkeğe aynı amaçla çalışacak kadından daha fazla ücret takdir edilmiş durumda. Ki bu bu durum bugün de çok farklı değil.

Kral öldüğünde taht oğluna geçiyor ve ana kraliçe sağsa Tawananna unvanını alarak oğlunun yanında yer alıyor. Tawananna oldukça yetkili bir figür ve kralı karısı olan kraliçeden daha fazla etkileyebiliyor. Tawananna, Osmanlı'daki Valide Sultan gibi düşünülmeli.

Kadınlar saray yönetiminde oldukça yetkili ve bu gelenek aynen Osmanlı'da da mevcut. Kraliçeler arasında en fazla öne çıkmış olanı Mısır firavunu II. Ramses ile Kadeş Barış Antlaşması'nı imzalamış olan III. Hattuşili'nin karısı kraliçe Puduhepa. Aynı zamanda başrahibe olan Ouduhepa, kral ile birlikte birçok belgeyi imzalamış bulunuyor. Mısır firavunu I. Ramses ve onun eşiyle doğrudan yazışmalar yapmış. III. Hattuşili, Hatti ülkesinden ayrılıp bir yere gittiğinde tahtı ona bırakmış.

                                               Puduhepa'nın hiyeroglifle yazılışı



Değerlendirme: Hititlerde kadın – erkek hak ilişkileri döneme göre son derecede ileri gitmişti. Hatta bugünün ortadoğusuna göre bile daha ilerdeydi. Tawananna unvanını taşıyan Ana kraliçe sarayda çok etkiliydi.

SEKİZİNCİ ÖYKÜ
Hitit Ekonomisi
·        Tarım, sanat, ticaret ve bağlı devletlerden alınan vergiler
·        Fiyatlar ve döviz kuru
·        Şekel (12.5 gram) ve mina (1 mina = 40 şekel = 500 gram)
·        Yasalarda yazılı fiyatlar
·        Döviz kuru. 1 Hitit Şekeli = 1.5 Asur ve Babil Şekeli

Hitit ekonomisi, dönemin bütün ekonomileri gibi üç sacayağına dayanıyordu: Tarım, sanayi (zanaat) ve ticaret. Bu üçlüye ek olarak Hititler bağlı devletlerden haraç alıyor ve savaş ganimeti elde ediyorlardı.

Hitit ekonomisinde Şekel, hem bir ağırlık ölçüsü hem de para birimi olarak kullanılıyordu. 1 şekel = 12,5 gram gümüş ağırlığına eşit (bugünkü İngiliz Pound Sterlini gibi. 1 pound = 1 libre = 453,6 gram. Ayrıca sterlin de gümüşü ifade ediyor.) Hitit pazarlarında çubuk ya da halka biçimindeki gümüş parçaları ağırlığına göre para yerine geçiyordu.  

Hititler ticarete ve zanaata konu olan malları, bazı ücretleri yasalarına yazmışlardı. Bunlardan bazıları aşağıdaki tabloda yer alıyor.

Hitit Yasalarında yer alan fiyatlar



Hitit şekeli 12,5 gram gümüş ağırlığa eşit olmakla birlikte Asur ve Babil şekeli 8,33 gram gümüş ağırlığa eşit kabul ediliyordu. Hititlerde 40 şekel = 1 mina iken Asur ve Babil'de 60 şekel = 1 mina idi.

Bu durumda aynı para birimini kullansalar da farklı ölçülerde kullandıkları için döviz kuru ortaya çıkıyordu: 1 Hitit Şekeli = 1,5 Asur veya Babil Şekeli eşitliği söz konusuydu. Buna göre Hattuşa pazarına gelen bir Hitit alıcısı 1 Hitit Şekeline 1 koyun alırken, elinde Asur Şekeliyle Hattuşa pazarına gelen bir Asurlu aynı koyun için 1,5 Asur Şekeli ödemek zorundaydı. Aslında koyunun fiyatı değişmiyor ama paraların gümüş ağırlığı farklı olduğu için ortaya sanal bir parite çıkıyor.

Değerlendirme: Paranın henüz icat edilmediği bir dönemde para yerine kullanılan metallerin sonradan icat edilen metal paradan tek farkı üzerinde damga olmaması. Döviz kuru ise dışticaretin zorunlu bir sonucu olarak 4000 yıl önce bile mevcut.

DOKUZUNCU ÖYKÜ:
Hitit Yazılı Tarihi
·        Kralların Annal’leri (yıllıklar)
·        Yazılı antlaşmalar
·        Okunacak ve tercüme edilecek tabletler

Hitit krallarına ait annal adı verilen yıllıklar Hitit tarihini anlamamıza en çok yardımcı olan yazılı belgelerdir. Savaşlar, yapılan imar işleri, sosyal hayat vb gibi konularda pek çok bilgi bu yıllıklardan elde edilmiş durumda. 

Meraklısı için II. Murşili'ni,n Annal'i 
http://faculty.txwes.edu/csmeller/Human-Experience/ExpData09/01AncMed/AncMedWRTs/hitR_MursII.htm

Elimizde Hititlerin yazılı antlaşmalarının önemli bir bölümü çevirisi yapılmış olarak bulunuyor. Bunlardan giderek birçok bilgi çıkarmak mümkün.

Meraklısı için Kadeş Antlaşması metni
http://tr.wikisource.org/wiki/Kade%C5%9F_Antla%C5%9Fmas%C4%B1

Henüz okunup çevirisi yapılmamış tabletler de okunup açıklandığında yeni bilgilere ulaşılacağı kesindir. 


Değerlendirme: Kendi topraklarımızın geçmişini yaratan bir toplumun arşivini ancak Almanlar, İtalyanlar ya da başkaları okuyup yazdıkça çevirip anlayacak kadar ilgisiziz bu topraklara. Öyle olunca da geçmişteki hatalardan ders alma olasılığımız çok azalıyor.

ONUNCU ÖYKÜ:
Hitit Sanatı
·        Mimari (Hattuşa, Şapinuva: Aşağı kent – yukarı kent)
·        Kap, kacak türü eşya
·        Silahlar
·        Savaş arabaları
·        Demirin ergitilmesi

Yerkapının tüneli (uzunluk 70 metre, yükseklik 3 metre) Taşları üst üste bindirerek yapılıyor ve en üstte iki ucun birleşmesi kilit taşı ile sağlanıyor. Yapılırken içi toprak dolu, yapım bitip de kilit taşı yerleştirilince içerideki toprak boşaltılıyor.



Hitit kazılarında bulunan hançer ve kama uçları



Hattuşa'da saray kazılarında bulunan boğa biçiminde tören kapları. Boyunlarıyla sırtlarının arasındaki çıkıntı kabın ağzı. Oradan içine şarap konuyor ve bir çeşit karafe olarak kullanılıyor.



Hitit savaş arabası tam bir ölüm makinesiydi. Önde bir kişi arabayı kullanıyor, arkasındakilerden biri kalkanıyla arabadakileri koruyor, üçüncü kişi ise oklarıyla karşısına çıkanı vuruyordu. Tekerlekler arabanın tam ortasına yerleştirilmişti. Bu yapı, arabaya denge sağlıyor, aynı zamanda arabayı çeken atlara daha az yük binmesine neden oluyordu.

Hitit savaş arabası tasarımı (tekerlek ağırlığın dengeleyicisi durumunda.)



Değerlendirme: Hitit sanatından kalanları bugün koruyamıyoruz. Nedeni ise ilgi ve bilgi azlığı. Ankara’daki Hitit anıtı üzerindeki tartışmaların kökeninde bu yatıyor.

ONBİRİNCİ ÖYKÜ:
En Önemli Hitit Kralları
·        Anitta (Kuruluş ve Hattuşa’nın fethi)
·        Labarna (İmparatorluğa ilk adım)
·        I. Şuppiluliuma (İmparatorluğun doruk noktasına çıkış)
·        II.Murşili (İmparatorluğun korunması)
·        Muvatalli (Kadeş savaşı)
·        III.Hattuşili (Kadeş barış antlaşması)
Değerlendirme: Hitit tarihini Mısır tarihçilerinden öğrendiğimiz için ancak onların yazdıkları kadarını biliyoruz. Onların yazdıkları da Mısır kaynaklarına dayalı taraflı yazılar.

ONİKİNCİ ÖYKÜ:
Hitit Taht Cinayetleri ve Telipinu Fermanı
Telipinu Fermanı - Primo genitur kuralı

Hitit Kral Listesi

DÖNEMLER
C.W.Ceram
O.R.Gurney
G.McMahan
İlişki
Kent Devletleri    




Kuşşaralı Pithana
1800’ler

1800’ler

Neşa Kralı Anitta
1800’ler

1800’ler
Pithana'nın oğlu
I. Tuthaliya
1740 – 1710



Pusarruma
1710 – 1680



KRALLIK
1680 - 1460



Labarna
1680 – 1650
1680 - 1650
1680 - 1650

I. Hattuşili  
1650 – 1620
1650 - 1620
1650 - 1620
Labarna'nın oğlu
I. Murşili
1620 – 1590
1620 - 1590
1620 - 1590
I.Hattuşili'nin torunu
I. Hantili
1590 – 1560
1590 - 1560
1590 - 1560
I.Murşili'nin kayınbiraderi
I. Zidanta
1560 - 1550
1560 - 1550
1560 - 1550
I.Hantili'nin damadı
Ammuna
1550 – 1530
1550 - 1530
1550 - 1530
I.Zidanta'nın oğlu
I. Huzziya
1530 – 1525
1530 - 1525
1530 - 1525
Ammuna'nın oğlu
Telipinu
1525 – 1500
1525 - 1500
1525 - 1500
I.Huzziya'nın kayınbiraderi
Tahurvahili




Alluvamna
1500 – 1490



II. Hantili
1490 – 1480

1500 - 1450

II. Zidanta
1480 – 1470



II. Huzziya
1470 – 1460



İMPARATORLUK
1460 - 1190



II. Tuthaliya
1460 – 1440
1450 - 1420
1450 - 1420

I. Arnuvanda
1440 – 1420
1420 - 1400
1420 - 1400

II. Hattuşili
1420 – 1400
1400 - 1395
1400 - 1380

III. Tuthaliya
1400 – 1385
1395 - 1380


II. Arnuvanda
1385 – 1375



I. Şuppiluliuma
1375 – 1335
1380 - 1340
1380 - 1340

III. Arnuvanda
1335 – 1334

1340 - 1339
I.Şuppiluliuma'nın oğlu
II. Murşili
1334 – 1306
1339 - 1306
1339 - 1306
I.Şuppiluliuma'nın oğlu
Muvatalli
1306 – 1282
1306 - 1282
1306 - 1282
II.Murşili'nin oğlu
Urhiteşup
1282 – 1275
1282 - 1275
1282 - 1275
Muvatalli'nin oğlu
III. Hattuşili
1275 – 1250
1275 - 1250
1275 - 1250
II.Murşili'nin oğlu
IV. Tuthaliya
1250 – 1220
1250 - 1220
1250 - 1220
III.Hattuşili'nin oğlu
IV. Arnuvanda
1220 – 1200
1220 - 1215
1220 - 1215
IV.Tuthaliya'nın oğlu
II. Şuppiluliuma
1200 – 1190
1215 - ?
1215 - 1200
IV.Tuthaliya'nın oğlu
GEÇ HİTİTLER
1190 - 700






Öldürülen Kral
Öldüren
(Kral olan)
Milattan Önce
I. Murşili
I. Hantili
1590
I. Hantili
I. Zidanta
1560
I. Zidanta
Ammuna
1550
Ammuna
Huzziya
1530
Huzziya
Telipinu
1525
                      
Değerlendirme: Bu kadar cinayetten sonra Telipinu Fermanı kralın büyük oğlunun tahta geçmesini öngören bir düzenleme yapıyor. Bu düzenleme batıda primo genitur adıyla anılan kuralın ilk uygulaması. Osmanlı’da da başlangıçta bu yöntem uygulandığı halde Fatih’le birlikte dünya düzenini (nizam-ı alem) sağlamak için kardeş katlinin geçerli olduğu kuralı getirilmiş.  


ONÜÇÜNCÜ ÖYKÜ 
Hititlerde Evren Anlayışı
Hititlerde astronomi Mısır kadar olmasa bile oldukça gelişmişti. Evren anlayışları oldukça ileri bir yaklaşıma sahipti.
Aşağıda Hattilerden beri Anadolu'da kullanılan ve Hititlerde de kullanılmaya devam eden bir güneş kursu görülüyor. Bu kursdaki hasır biçimindeki büyük çemberin evreni, üzerindeki üç küçük çemberin güneş, dünya ve ayı, en üstteki figürlerin ise tanrıları temsil ettiği düşünülüyor.
Ve asıl sürpriz güneş kursunun oturduğu kaide: Bir öküzün boynuzları. Yani dünyanın (hatta evrenin) öküzün boynuzları üzerinde durduğu düşüncesi Hititlerden, hatta Hattilerden beri var olan bir düşüncedir. (Bu konunun ayrıntıları için Sedat Alp'in Hitit Güneşi adlı eserine bakılabilir.)



Değerlendirme: Binlerce yıl insanlar, dünyanın bir öküzün boynuzları üzerinde durduğunu düşünmüşlerdir. Bugün bile hala aynı düşünceye inananlar var. Yoksa Hititler aramızda yaşamaya devam mı ediyor?   


ONDÖRDÜNCÜ ÖYKÜ:
Hitit İmparatorluğunun ve Hititlerin Sonu
·        Deniz Kavimlerinin göçü (MÖ 1200’ler)
·        Hattuşa ve orta Anadolu’dan güneydoğu Anadolu’ya kaçış.
·        Şapinuva’da sonraki Hitit yerleşimlerinin izleri
·        Kargamış çevresinde küçük kent krallıkları
·        Asur kralı II.Sargon’un Hitit krallıklarını yok edişi (MÖ 700’ler)

Anadolu'da M.Ö. 1200'lerden başlayarak süren yaklaşık 200 yıllık bir karanlık dönem var. M.Ö. 1200'lerde kim oldukları bugüne kadar tam anlaşılamayan bir deniz kavimleri göçü Anadolu'yu yakıp yıkmış ve taş üzerinde taş bırakmamış. Bu istila akınlarıyla ilgili çeşitli görüşler var. Benim görüşüm bu gelenlerin Ege adalarından gelen istilacılar olduğu yönünde. Ben Truva'nın da aşağı yukarı o tarihlerde yıkılmış olmasını bu olayların başlangıcı olarak değerlendiriyorum. Yani M.Ö. 1200'de Yunanlılar kurdukları birleşik donanma - orduyla Truva'yı ele geçiriyorlar ve ondan sonra Anadolu'ya giriyorlar. Bir anlamda Truva, Anadolu'ya Ege'den giriş için bir direniş kalesi imiş. O kale yıkılınca Anadolu'ya giriş kolaylaşmış. Mısır ile yapılan savaş sırasında Ramses'in Kadeş kale kentini almayı hedef olarak belirlemesi gibi bir durum bu.
Kentleri bir bir düşen Hititler Orta Anadolu'dan güneye ve güneydoğuya kaçarak oradaki akrabalarının kurduğu kent devletlerine sığınıyorlar. Bu döneme Geç Hititler dönemi adı veriliyor.
Anadolu'daki yağma ve talan dönemi sona erdikten sonra sağa sola savrulan Hititlerden bazılarının tekrar geri dönüp kendi kentlerine yerleştiklerini biliyoruz. Şapinuva'da yıkılmış duvarlar üzerine yeniden eskisine benzer biçimde ama daha düşük kalitede yapılmıış duvarlar yükseliyor. Belli ki buralara geri dönen Hititler buralardaki evleri yeniden canlandırmış ve içinde yaşamışlar.
Kargamış ve Sakçagözü gibi yerleşim yerlerinde kent devletleri kuran Hititler, sanat ve mimari açısından komşu geldikleri Asurlardan etkilenmişler. Duvarlarda yer alan figürler Hattuşa ve diğer Hitit kentlerinde bulunan kişilerin kılık kıyafetinden çok Asurlulara benziyor.
M.Ö. 700'lerde Asur kralı II. Sargon bu krallıkların hepsini dağıtıyor ve yalkaladığı Hititleri kılıçtan geçiriyor.

2012 yılı sonbaharında Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde Tell Tayinat Höyüğünde yapılan kazılarda aşağıdaki resimde görülen heykel bulundu. Heykelin Hititlerin son kralı II. Şuppiluiuma'ya ait olduğu saptandı. Anlaşılan o ki deniz kavimlerinin Hitit ülkesini talan etmesinden önce halkıyla birlikte kaçarak  Hatay dolaylarındaki kent krallıklarına sığınmış Şuppiluliuma. Heykeli yapıldığına göre büyük olasılıkla orada kent kralı olarak yaşamını sürdürmüş. Gözlerinin niçin böyle büyük olduğu bilinmiyor. Dönemin sanat anlayışının bir gereği miydi yoksa hiper tiroid gibi bir hastalıkla mı ilgiliydi?

II. Şuppiluliuma'nın heykeli





  
 Asur Kralı II. Sargon (sağdaki)



Frigler, Ankyra ve Ankara
·        Frigler, Anadolu’yu kasıp kavuran deniz kavimleri arasında değil. Onlar bu olaydan yaklaşık 100 yıl sonra geliyorlar ve Gordion’u başkent yapıyorlar.
·      Ankara’ya da yerleşiyorlar. Denizci oldukları için gemi çıpası anlamına gelen Ankyra adını veriyorlar.

Değerlendirme: Hititlerin Anadolu’nun ortalarından kopmalarına yol açan deniz kavimleri akının Troya’nın düşüşüyle başladığını düşünüyorum. Hititlerin sonu oldukça acıklı bir öyküyle geliyor. Yaklaşık 600 yıllık bir krallığın halkı en acımasız düşmanları olarak gördükleri Asurlular tarafından kılıçtan geçirilerek yok edilmiş.


Hitit İmparatorluğu




Ayrıntıları merak edenler için:1. Trevor Bryce, The Kingdom of the Hittites (Oxford Press), 2. Mahfi Eğilmez, Anitta'nın Laneti (Remzi Kitabevi), 3. Mahfi Eğilmez, Hattuşa'dan Kaçış (Remzi Kitabevi), 4. Mahfi Eğilmez, Hitit Ekonomisi (Türk Eskiçağ Enstitüsü, Ege Yayınları), 5. Sedat Alp, Hitit Güneşi (Tübitak Yayınları), 6. Sedat Alp, Hitit Çağında Anadolu (Tübitak Yayınları), 7. Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi (Tübitak Yayınları), 8.Seton Lloyd, Türkiye'nin Tarihi (Tübitak Yayınları), 9. Trevor Bryce, The Life and Society in the Hittite World (Oxford Press), 10. Jürgen Seeher, Hattuışa Rehberi (Ege Yayınları), 11. O.R. Gurney, Hititler (Dost Yayınevi), 12.Birgit Brandau ve Helmut Schickert, Hititler (Arkadaş Yayınları) 

























52 yorum:

  1. Anitta'nın Laneti , Hattuşa'dan Kaçış , Hitit Ekonomisi adlı kitapların ne kadar okunası kitaplar olduğunu gözler önüne seren bir yazı olmuş. Bu kitaplar hakkında fikri olmayan ya da okuyup okumama konusunda tereddütleri bulunanlar ve hiç okumayı düşünmeyenler bile bu yazıyı okuduklarında daha fazlasını merak edeceklerdir diye düşünüyorum. Tarihe olan yaklaşımınız konuları ele alma tarzınız ve anlatımınız, ekonomi ve iktisadi konular gibi çok başarılı. Müfredat kitaplarını yazanlar sizin gibi olsaydı bir çok şey farklı olurdu, benim düşüncem.

    YanıtlaSil
  2. Çok teşekkür ederim, çok cesaretlendiici bir yorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam bu haber size ne düşündürdü, Hititlerle ilgi kurdunuz mu? http://www.hurriyet.com.tr/google-gercekten-corumu-dunyanin-cografi-merkezi-ilan-etti-mi-40117953

      Sil
  3. Hocam Kaleminize sağlık. itiraf etmeliyim ki bugüne kadar ne neşalıları nede başka kavimleri merak etmişliğim vardır. Belki bunun nedeni bize okullarda öğretilen tarih derslerinde anlatılış biçimleri yüzünden bu toprakların tarihine karşı ilgisizliğimiz yüzündendir. Oysa "Geçmişi bilmeden geleceği Şekillendirmek" bugun yaptığımız. Kendi tarihimizi sadece imparatoluk olarak kabul edip öncesini ve bazıları gibi sonrasını kabul etmemek geleceğimizi şekillendirmede ne denli zorluklar yaşadığımızın nedeni gibi sanki. Yazınızı bir solukta okudum. Yazdığınız kitapları da okumayı çok isterim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepimiz için aynı şeyler geçerli. Okullarda bu konular yalan yanlış anlatılıp geçiliyor. Ben de çok sonraları bir kitap okuduktan sonra merak edip okumaya başladım Hitit ve Mısır uygarlığını. Merak hobiye, hobi de neredeyse asıl işinize dönüştüğü anda başlıyorsunuz ayrıntılara dalmaya.

      Sil
  4. 28 Nisan Cumartesi târihli "Geçici Görevle Yerleşme Kültürü" ve bugünkü "Hititler" başlıklı yazılarınızı inanılmaz bir keyifle, bilgi hazzıyla okudum ve hemen çevremdeki herkese hemen ve anlayarak okumalarını tavsiye ettim. Her iki yazınız da, tüm yazılarınız gibi, mükemmel bir Türkçe ile son derece berrak, anlaşılır olarak yazılmış. Aklınıza, kaleminize, elinize sağlık. Artık hergün ilk iş olarak sizin sitenize göz atarak başlıyorum güne, acaba yeni bir yazınız var mı, diye.
    Yıllardır, tüm dost sohbetlerinde savunduğum bir fikirdir, târihimizi Osmanlı İmparatorluğu'ndan ibâret zannediyoruz, oysa, Anadolu coğrafyası 7000 yıl geriye kadar inanılmaz bir târihe ve medeniyete ev sahipliği yapmış. Ama ne yazık ki, bir bunları yine yabancı kaynaklardan okumak ve öğrenmek durumunda kalıyoruz. Çünkü araştırmaları, kazıları onlar yapıyor. Sizin de yazınızda çok güzel belirttiğiniz gibi, Japon prensi binlerce kilometre yolu sadece Anadolu'da ki kazıları ziyâret etmek için geliyor, ama bizim yöneticilerimizden ne yazık ki hiçbiri bırakın ziyâret etmeyi, varlıklarından bile habersiz yaşıyorlar. Sâdece, Cumhuriyet'in kurucusu, büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün yakın ve uzak târihe inanılmaz ilgisini ayni zamanda da müthiş bilgisini görüyoruz. Ondan sonra ise, tam bir karartma çabası. Okullarda okutulan târih dersleri, âdeta târihe ilgiyi değil, tam tersi ilgisizliği körüklüyor.

    Aslında bu yazılarınız çok büyük bir yarayı deşdiği için, sayfalarca yazabilirim. Ama ne sizi ne de sitenizin okuyucularını yormaya hakkım yok. Bu nedenle yazımı, size bir kez daha çok teşekkür ederek ve yeni yazılarınızı ve hatta kitaplarınızı beklediğimi belirterek bitiriyorum. Bu arada, yazdığınız kitaplarınızdan sâdece iki tânesini (Hazine ve Makro Ekonomi) okumamış olduğumu fark ettim ve hemen sipâriş verdim. Sizin yazdığınız tek satırın bile kaçırılmaması gerektiğini düşünüyorum.

    Uzun yazımdan dolayı sıkıntı verdiysem, lütfen kusura bakmayın.

    Saygılar, selâmlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ragıp bey beni mahcup ediyorsunuz. Çok teşekkürler. Burası bir paylaşım arenası oldu artık. O nedenle istediğiniz gibi yazabilirsiniz. Yorumlar da yazılar kadar ilgiyle izleniyor biliyorum.

      Sil
  5. Katma Değer Vergisi, Teori ve Uygulama ile IMF, Dünya Bankası ve Türkiye Kitapları da var ama satışta yok bulunamıyor eğer siz o kitapları da okuduysanız ve elinizde mevcut ise " İMF, Dünya Bankası ve Türkiye " adlı kitabı sizden satın alabilirmiyim acaba Ragıp bey ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende yalnızca birer tane değil de birkaç tane olsa size memnuniyetle yollardım.

      Sil
    2. Mert bey, Mahfi beyin bu iki kitabı bende de yok. Bende olan kitaplarının tâmamı, zâten bulunabiliyor. Ben çoğunu yayınlandıklarında aldım. Ancak bahsettiğiniz kitaplar için birkaç sahafı da aradım ancak henüz bulamadım. İzmir ve İstanbul'da, özellikle "IMF, Dünya Bankası ve Türkiye" kitabı için birkaç yere (sahaf) daha bakacağım, bulduğum takdirde ve şâyet fazla varsa, sizin için de alırım.

      Sil
    3. An itibari ile kitabı bir online alışveriş sitesinde 2. el olarak buldum. İlginize tekrar teşekkür ederim.

      Sil
  6. Bende İstanbul ve İzmir'de bulamadım, benim için zahmet etmenizi istemem bir ayağım İzmir de bir ayağım İstanbul da yolunuz düşerse eğer yerini belirtmeniz yeterli olur benim için ilginize çok teşekkür ederim Ragıp Bey

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizde olmadığını daha öncede duymuştum Hocam düşünmeniz yeter almış kadar oldum çok teşekkürler. Ama okumuş kadar olamadım yine arayacağım kitabı.

      Sil
  7. Çok Değerli Mahfi hocam

    Hitit yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum . Sayenizde çok şey öğrendik .
    Yıllardır hertarafta gördüğümüz hitit güneşinin ne anlamlara geldiğini bugün öğrenmiş oldum
    Tüm hayatı sadece eleştirmek olan bazı diğer entellektüellerden çok farklı olarak bizlere çok şey katıyorsunuz . Size bir kez daha teşekkür ederim

    Fatih BARIŞ

    YanıtlaSil
  8. şahsen kaaatimce bu ırk, bu nesil tam olarak kaybolmamıştır.Dolayısıyla Hititlerin günümüzdeki kavimlerden hangisinin atası. sorusuna cevap bulmamız gerekir.Hititcede bilinen bazı kelimelerden de yola çıkarak.bu dilin kürtceye (zaten kürtçe dili, farsça kökenlidir.)benzediğini düşünüyorum.halk olarak ise dersimlilerin, özellikle zazaca konuşan kesiminin atasının hititler olduğunu düşünüyorum.coğrafi olarakta doğru yerdeler.hitit ana vatanından çok uzak değiller.hitit kabartmalarındaki insan figürlerinin (özellikle karkamiş kabarmaları), özellikle günümüzde alevi dediğimiz insanların ,kısaca dersim yöresinin insanına çok benzediğini düşünüyorum. ama elimde kesin kanıt yok.siz ne dersiniz acaba ....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda çok fazla spekülasyon var. Birçok toplum Hititlerin ataları olduğunu düşünüyor. Kesin bilinen tek şey lisanlarının Hint - Avrupa dil ailesine ait olduğudur.

      Sil
    2. "ey gun" 4000 yıldan eski bir topluluktan bahsediyorsunuz Anadolu gibi çok farklı kültürlere sahip bir bölgede nasıl olacakta saf bir ırk kalacak. Kaldı ki Hititler sadece Hattilerden mi ibaretti. Egemenlik kurdukları toprakların tümüne Hitit ülkesi demişler, tüm devletlerin yaptığı da budur aynı siyasi amaca hizmet etmek için. Hititlerin kurulduğu bölgede tarihte sadece Hititler yaşamadı bir çok devlet hüküm sürdü. Hititlerden sonra bir çok kavim yaşadı. Ayrıca Hitit dilinin ne kürtçe ile ne fars dili ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Hitit kabartmalarındaki insan figürleri günümüzde alevi dediğimiz insanlar demenize yorum bile yapmayı saçma ve vakit kaybı olarak görüyorum. Bence siz bırakın tarihi mantıktan dahi uzaksınız. Sizin elinizde bilgi ve mantık olmadığı için kanıt olmaması da gayet normal

      Sil
  9. Hocam ister tek tanrılı ister çok tanrılı olsun... Her dönemde ruhban sınıf en güzel olanaklardan faydalanmış, toplumda kabul görmüş... Bunu Yazılıkaya'yı gezerken daha iyi anladım aslında... En güvenli yere onlar yerleşmiş... Halk sürekli onları el üstünde tutmuş... Hediyeler getirmiş... Hepsi rahat yaşamışlar... Anadolu topraklarında 4000 yıldır sadece rüşvet, vergi kaçırma, yüksek faiz yok anlaşılan... Bugün bile durum aynı değil mi...

    YanıtlaSil
  10. sayın hocam;
    editörü olduğum www.fuarhabercisi.net adlı sitemde daha önce sizden izin alarak sizin yazılarınızı zaman zaman link vererek yayınlıyorum.

    söz konusu sitemizde sayın Prof. Dr. Kenan Ok hocamızın da haftalık sadece bu siteye özel yazdığı yazılarını yayınlıyoruz.

    hocamızın Gılgameş başlıklı yazısı;

    http://www.fuarhabercisi.net/haber/407-gilgames

    ekonomi ve doğa ilişkisini irdeliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okudum, güzel yazı, bilgi için teşekkürler.

      Sil
  11. Değerli hocam, teşekkür ederim. Yazınıza http://www.yontembilim.com webimde link verebilir miyim ?

    YanıtlaSil
  12. o çağda yakalanan uygarlık seviyesi, tazminat hakkı, köle hukuku, boşanma, kadına verilen değer, ölüm cezasının çok sınırlandırılması, ilk anayasa, panku meclisi gibi daha bir çoğu, düşünen için izahı zor bir durum. ben geç fark ettim Mahfi bey sayesinde şimdi en büyük hobim oldu. mutlaka bizler gibi düşünen çok insan vardır farkındalığı arttırmamız lazım. elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  13. Ekonomi yazılarınızı takip ederken sayfanın üst köşesinde Hitit kelimesini görünce ne alaka dedim bir an:) İçine girince halen hazırlanmakta olduğum uygarlık tarihi sınavımın konularımı görünce, özellikle dersime çalışır gibi okudum. Yalın bir dille anlatmışsınız, çok beğendim.Keşke herkes sizin gibi yaklaşsa şu ülkeye ve sizin gibi değerlerimizin çoğalması, örnek olması dileğiyle. Hürmetler (Feriha)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Uzun zamandır uğraştığım bir konu Hititler. Önce ekonomik açıdan incelerken işi ilerletin tarihe daldım.

      Sil
    2. Ben de sizin gibi senelerce ekonomi ile yattım kalktım (sizin yanınızda benim bilgimin lafı bile olmaz ama mali işler ve muhasebe ne ağır iştir bilirsiniz, 25 sene uğraştım). Emekli olunca sizin gibi tarihe merak sardım ve siyaseti de takip ediyorum.Bu yıl sınavlara girdim, Uluslararası ilişkileri kazandım ( 53 yaşında-)).Oğullarımla beraber ben de vizelere hazırlanıyorum. Şu an okuduğum tarih kitapları çok güzel yazılmış ve objektif yaklaşılmış. Keşke eğitim sistemimiz analitik düşünebilen insanlar yetiştirebilse ama şu an liseden çıkanlar 140 taban puan bile alamıyorlar. Eğitimimiz içler acısı ama neşter vurmak için niyet yok. Umudumu yitirmemeye çalışıyorum. Mücadeleye devam... saygılar (Feriha)

      Sil
  14. hocam ekonomi adına gecenin bu vakti bi kaç bişiler kapabilirmiyiz adına geldiğim sitenizde bi anda kendimi hititlerin içinde buldum. medeniyetin basladıgı bu toprakların şuanki sahipleri olarak üstümüze dusen ilk gorev bu medeniyetleri cok ii öğrenmek anlamak olmalı. nasıl var olmuslar nasıl yok olmuslar, sizinde dediğiniz gibi cıkaracağımız cok dersler var. bu yazıyı okumadan önce herkes gibi bende yanlızca hitiler diye bi uygarlık var oldugnu biliyorduk sadece ama çok daha sey öğrendim. tv dede izliyorum herzaman on numara adamsınız hocam. sedat çiçek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Ben de ilk kez okumaya başladığımda fazla bir şey bilmiyordum. Bütün mesele merak ve araştırma. Bilim dediğimiz şey de bu ikisinden elde edilen bilgiyi analiz edebilmekten ibaret zaten.

      Sil
  15. Ne güzel yazmışsınız Mahfi Bey , ellerinize sağlık.Keşke diğer uygarlıklar hakkında da yazsaydınız da sizin kaleminizden okusaydık :)
    Sevgiyle kalın .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Onlara ilişkin bu kadar derin çalışmışlığım yok. Mısır'ın belirli dönemlerini (Ramses dönemi ve Akhenaton dönemi) bilirim onlarla ilgili de yazılar yazdım ara sıra.

      Sil
  16. Ekonomiye ilişkin yorumlarınızın keyfini, antik tarih konularında da bulmak çok sevindirici hocam. Kişisel olarak en çok önemsediğim cümleniz 200 yıllık kayıp tarih bölümü oldu. Aynı tarihlerde gezegenin diğer parçalarında da tarihlerin kayıp olma fikrine nasıl baktığınızı merak ettim?
    Bir başka konuda şu; Hititler'e ait bir sanat tasarımı yapıyorum. Kabul edilirse uygulanacak. Bu proje içerisinde anlamlı olabilecek bir çivi yazılı metin kullanmak istiyorum. Sizin bir öneriniz olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı tarihlerde paralel kayıp tarihler var mı bilmiyorum açıkçası.
      Çivi yazılı metinler içinde en ünlüsü kuşkusuz Kadeş Savaşı metnidir. Onu kullanabilirsiniz diye düşünüyorum. Metni Google'dan bulmak mümkün.

      Sil
  17. Sayın Eğilmez; Bir tarih öğretmeni olarak yazınızı hayranlıkla okudum ve çok etkilendim. Sizi tebrik ederim. Ben bir II. dünya savaşı meraklısı iken birden Geriye dönüp Hitit ve Genel anlamda Anadolu Medeniyetlerini merak eder hale geldim. Çok yazınızı (ekonomi alanında) okudum. Ama en çok bundan etkilendim. Teşekkürler. Saygılar.

    YanıtlaSil
  18. Afedersiniz; Adım Hasan özdemir. Memleketim Bursa. Konyada Yaşıyorum. Dershane öğretmeniyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Ben de yıllar önce okuduğum bir kitaptan etkilenip Hitit dünyasını araştırmaya başlamıştım.

      Sil
  19. Sayın Eğilmez sakaryalı bir vadandaş olarak Corum ili hitit harabelerinin bulunduğu tüm kentlere gittim.Doya doya gezdim.Tarih ile ilgim yok iken birden tarihci oldum.Buradaki eserlere aşk ile baktım.Sanki ben yaşadım buralarda.Bir nevi sılayı rahim yaptım sanki.Hayranlıkla izledim o özverili calışmaları.Şapinuva özellikle bizleri cezbetti.
    Kazı başkanın fedakarlığını,mücadelesini,hele sıcak yaz aylarındaki şikayetsiz ve kıt olanaklarla yaptığı calışmaların karşılığını görünce o tüm ekibe hayranlığım bir kat daha arttı.Hele sizin şu sadeleştirilmiş hitit tarih anlatışınızın kalemle kağıda dökülmesi bizleri ziyadesiyle memnun etti.şimdi aradığıma cevab bulabilecem zannıyla size sesleniyorum.Sevgili hocam Fakir ve bastırılmış hitit halkının perişanlığı dikkatimi cekti.Yönetici kadrosunun varlığı ve zenginliği O halkın yanında sönük kaldı.Perişanlığı hissettim.Sadakatı hissettim.İnanclarıyla yöneticilere teslimiyeti gözlemledim.O hitit halkı sanırım senede iki bayram dedikleri günlerde şenlendiğini,arındığını,karınların tam doyduğunu,şarkılarla beş gün veya on günlük bayram öncesi ve sonrası huzur bulduklarına inandım.Sizden ricam ilk bayram seranomisini kaleme alarak bizleri ogünlere götürürmüsünüz.Yönetici kadrosunun hatuşaştan cıkıp Alaca höyük şapinuva diğer şehirler gidib birer gün arayla beş altı şehri dolaşım sanki bayramı duyururcasına geriye hatuşaşa dönen kadro bayramın başladığını duyurmasıile biten bu yolculuktaki olayları biraz sizin iç yorumunuz birazda hikaye ederek anlatmanızı arzu etmiştik.Saygılar

    YanıtlaSil
  20. hocam merhaba sitenizi hergün düzenli olarak ziyaret ediyorum.yazılarınız iktisatı anlatış tarzınız gerek iktisata yeni başlayanlar gerekse biz iktisat mezunları için çok faydalı.ben kendi adıma dilinize okadar alıştım ki okurken gerekli notları alırken fazlasıyla keyif alıyorum.aslında hitit tarihine özel ilginiz olup bu konuda da yazılarınızı paylaştığınızı biliyordum ancak okumak için neden bu kadar vakit kaybettiğime üzülüyorum şuan. haftasonu eşimle hattuşaş alacahöyük yazılıkaya gezisi planlamıştık ki bugün sitenizde hitit başlığını tekrar fakettim ve tamamını okudum:)inan şuan gezmek çok daha keyifli ve anlamlı olacak.umarım geziden ilgim daha da artmış olarak dönerim.kendi adıma farkındalık yarattığınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  21. Sayın Eğilmez
    Hititlerin isyan eden halk kitlelerini cezalandırmak için tehcir uyguladıklarına dair bir metne rastladınız mı çalışmalarınız sırasında?
    Saygılarımla
    Etem Tezcan
    Hititler, Asurlar ve Persler, Anadolu'da tehciri "uslanmaz" halk kitlelerini cezalandırarak yola getirmek amacıyla uygulayan ilk devletlerdi

    YanıtlaSil
  22. Hocam belki görmemişsinizdir diye..

    http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/26865569.asp

    YanıtlaSil
  23. Cok tesekkurler bu nitelikli inceleme yazisi icin. Sormak istedigim sizde Hitit Duvar yazilarindan ornekler var mi, ya da hangi kaynaklari onerirsiniz? Aslinda yazilarin original goruntuleri degil, anlamlarini, tercumelerini kasdediyorum. Tekrar tesekkurler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hitit duvar yazısı örnekleri çok az. Zaten duvar yazıları da çivi yazısı değil hiyeroglif yazısı. Ötekiler kil tabletlere çivi yazıları. Bu konuda çeşitli kitaplar var. Hieroglifler hakkında benim bildiğim bir kitap yok.

      Sil
  24. İnsanlığın, evreni öküzün boynuzları üzerinde tahayyül ettiği iddia edilen simge yanlış okunuyor olamaz mı? Şöyle ki;

    Öküz, tarıma geçen yerleşik toplumlar için çok önemli bir bir canlı. Öküz demek tarım demek, tarım ise toprak, yer demek. Toprak ne veriyorsa bunu göğe (güneş onun parçası) borçlu. Mevlana'nın bir dizesinde "gök ne verdi de yer red etti" diyordu. Hitit güneşindeki öküz boynuzundaki evren yorumlaması hiyerarşik ilişkide değilde; evrenin yani göğün, öküzün boynuzları yani toprağın, yerin üzerinde olduğu ve bunların birbiriyle bağımlılık ilişkisinde olduğu şeklinde sembolize edildiği düşünülemez mi?
    Asyadaki Tao (Yol) düşüncesi yer ve gök (evren) ilişkisini bu tür bir bağlamda ele alıyor. Yer ve göğü yani her şeyi doğuran ise "hiçlik"tir diye açıklar. Yer yin kutbudur, gök yang kutbudur. Nerede yin ve yang kutupları oluşmuştur orada hareket başlar, nerede hareket vardır orada mutlaka yin ve yang kutbu vardır kutuplar birbirine bağımlılık ilişkisiyle bağlıdır ve birbirini doğurur vs. diye uzar gider bu felsefe... Hitit Güneşini neden böyle ele almayalım ki?

    Ayrıca uçan canlılar göğü-evreni (kartal sembolü veya kanatlı insanlar vs.) temsil eder şekilde yorumlanır. Tanrısal bir bağları yoktur pekte. Geçmiş çağların bilgilerini tanrısal, dinsel bağlar kurarak açıklamak, bu işte bir "tilkilik" var hissi veriyor. Aynen bugün Laozi'nin yazıya döktüğü "Tao" kavramının batılı kaynaklarda bir çeşit "tanrı" olarak aktarılması gibi yönlendirmeler, geçmişteki bilgileri kim ele geçiriyorsa kafasına ve işine gelir şekilde yontuğunu gösteriyor. Bu arada Tao öğretisinin yazılı tarihi 2500 yıl, halk arasındaki varlığı ise 8-10 bin yıl öncesine uzandığı aktarılıyor. Bu yüzden insanların geçmişte evreni veya dünyayı öküz boynuzları üzerinde tasvir ettiği görüşünün batıda kasıtlı olarak aşağılayıcı yorumlandığı kanısındayım ki tek örnek de bu değildir zaten. Tao'daki diyalektik anlayış, bugünün parçacık fiziğinin geldiği kaos yada belirsizlik ilkesiyle atışır boyutlardayken geçmişteki insanların, misal bilgisayar kullanmadılar diye, bilgi seviyelerini ilkel göstermek, bilimsel değil güçsel bir çabanın ürünüymüş gibi görünüyor. Doğayı gayet gelişmiş seviyede algılıyorlardı muhtemelen ve bizim o bilgileri yorumladığımız gibi tanrıları hiç olmadı belkide. Manupule edilen bilim ise bu tür bilgileri içeriğinden koparılmış biçimde "rüzgar tanrısı, şarap tanrısı, yeraltı tanrısı, deniz tanrısı vs." diye anlatıyor. Ele alış farkı.

    Bu arada tarımdan ticarete geçilen güç, iktidar dönemlerinin sembolü de aslan gibi görünüyor. Aslan heykellerinde, aslan pençesinin altında bir öküz başı var şeklinde canlandırılıyor (Ör.:Kaunos Aslanı). Bu gayet "tarımdan çıkan ürünlerin ticaretiyle güç kazanan imparatorlukların-devletlerin öküzü alt etmesinin simgesi" olarak da yorumlanabilir. Tarım ötesi uygarlıklar. Veya göçer toplumlar için keçi, oğlak sembolleri. Çinlilerin ejderha figürü ise daha ilginçtir; bir çok hayvanın güçlü özelliği tek bir hayali canlıda toplanır. Felsefe farkı. Pençesi, vücudu, yelesi vs. ayrı hayvanlardan alınır.

    Devrim Karaca

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle olabilir. Çok güzel bir yorum. Teşekkürler paylaşım için.

      Sil
  25. Hittitlerin 12 tanrısı ile Sümerlerin 12 tanrısı aynıdır. Eski Ahit'lerin doğru çevrimi ile bunlar 12. Gezegen Kitabında açıklanmıştır. Tanrılar arasındaki hikayeler, öyküler bile neredeyse aynıdır. Hittitler, Asurlar ve Babiller Sümerlerin tanrılarını alıyor ve kendi dillerinde yorumluyorlar. Hepsinin 12 tanrısı var, ve ne hikmetse Grek Tanrılarının gökteki avlusunda da 12 tanrıya yer vardır. Grek tanrılarının da hikayeleri Sümerlerininkine çok benzemektedir. Ancak Sümerden daha eskisini bulunamamaktadır.

    12.Gezegen kitabının yazarı bu 12 tanrının üstün insan(uzaydan gelen ileri uygarlık) olduğunu iddia ediyor ve bunu çeviriler, ve resimler ile kanıtlamaya çalışıyor. Çünkü birden bire Mezopotamya da çok gelişmiş bir uygarlığın aniden çıkması merak konusu, ve 12 tanrının başlangıcı da bunlar.

    YanıtlaSil
  26. Sayın hocam borsa üzerine yazı yazan yerli ya da yabancı özellikle günlük yazı yazan önerebileceğiniz yazarlar var mı?

    YanıtlaSil
  27. Merhabalar Hocam.
    Ben Konya-Ereğli de n yazıyorum.Ereğli tarihte Hititlerin yerleşim yerlerinden birisi olmuş şehirlerden bir tanesidir.Konuyla alakalı bilgileri bu linkten okuyabilirsiniz.http://www.hittitemonuments.com/ivriz/index-t.htm
    Ayrıca vaktiniz olursa yaz aylarında sizi Konya-Ereğlide ağırlamaktan ve Hititlere ait anıtı gezdirmekten de onur duyarız.Bir ekonomist olarak yazılarınızı ve kitaplarınızı takip ediyorum.Sizden çok şeyler öğrendim.İlminizin ışığı hiç sönmesin,başarılarınız daim olsun.Saygılarımla..Ayşegül ACAR

    YanıtlaSil
  28. Tarih'de yaşamış büyük uygarlıkların hayatlarını okurken sormadan edemediğim bir soru hep aklıma gelir. Büyük medeniyetler ortaya koyan bu insanlar nasıl olmuşda binlerce tanrıya, taşa toprağa çeşitli hayvanlara tapmışlar? Dolayısı ile insan aklı her ne kadar muhteşem medeniyetler kursa da din konusunda bir peygambere ve tebliğe muhtaçlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kim bilir? Bugün biz o taşa toprağa tapan insanlara nasıl şaşırıyorsak belki gün gelir birileri de bizim bugünkü inancımıza şaşarlar.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...