Enflasyon, Kur, Faiz ve Risk İlişkisi

Son kırk yılımız enflasyonu konuşmakla geçti. Ne yazık ki yalnızca konuşmakla geçti. Aşağıdaki grafik Türkiye’nin (kırmızı) enflasyonla sınavını gösteriyor. 2005 -2013 yılları arasında gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) ortalamasından (yeşil) oldukça yüksek bir enflasyona sahip olsa da dünya ortalamasından (mavi) büyük bir kopma içinde görünmeyen Türkiye, asıl olarak son dört yılda ciddi biçimde olumsuz bir ayrışma içine girmiş (grafikte kullanılan veriler için kaynak: IMF, WEO Database, October 2020.)


Türkiye’nin içinde bulunduğu grup ve dünya ortalamasından sapmasının hızlandığı son dört yıl Türkiye’nin yalnızca ekonomik riskleri değil sosyal ve siyasal riskleri de artırdığı yıllar. Ekonomi politikasındaki hatalara ek olarak dış politikadan iç politikaya, sosyal konulara yaklaşımlara kadar sürekli dünyaya ve yüzyıla ters düşen kararların alındığı, ön plana çıkarıldığı yıllar bunlar.

Bizim gibi dolarizasyon içinde bulunan ekonomilerde parasal akım şemasını şöyle yazmak mümkündür:





Türkiye, son kırk yılda risklerini düşürmeye değil faizi düşürmeye odaklandığı için sorunu çözemedi. Bir sorunu çözmenin yolu o sorunun nedenini bulup onu yok etmekten geçer. Hangisinin neden hangisinin sorun olduğunda tereddüdünüz varsa bunun yanıtını size ancak bilim verebilir.

Gerçekler teorimize uymuyorsa teorimizi değiştirmemiz gerekir. Teorimizi değiştirecek yerde gerçekleri değiştirmeye çalışırsak yalnızca kendimizi kandırmış oluruz.  

Yorumlar

  1. Artık söyleyecek bir şey bulamıyorum, ülkeme üzülüyorum. Bilgelik yerine cehalet, huzur yerine hamaset besleniyor; kurumsal olarak yaptıkları tek şey bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de böyle hissediyorum. Ülkem için gerçekten çok üzgünüm. Ama en acısı da göz göre göre yapılan hatalar. Sadece ekonomide de değil neredeyse her alanda. Galiba en dibi görmeden ciddi bir değişiklik olmayacak.

      Sil
    2. Hocam emeğinize sağlık .

      Sil
  2. 66 yaşındaki esnaf emeklisi babamın geçinme kaygısıyla benimle swap, cari açık, stagflasyon, FED vb. kelimelerle konuşması asabımı bozuyor. Bu adam huzurlu olamayacaksa neden 35 sene prim ödedi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim 70 yaşındaki amcam da yüklü alacaklarını alamadı, mahkemeler ve icralar da işe yaramadı. Adamın 20 kişilik bir atelyesi vardı, şimdi 4 kişi kaldılar.

      Borçluları da amcamın hayat edemeyeceği kadar lüks araçlara binip yeni enayiler! arıyorlar. Piyasa ve adalet böyle, adamlar paraları çalıp, başka bir firma kuruyor, devlet çaresiz kalıyor.

      Amcam da okul yaptırmış biri. İşin kötüsü okulu yaptırırken siyasiler bol bol yediler, 10 liralık okulu 20 ye mal ettiler. Paralarını çalanlar da o siyasilerin yan şirketleri.

      Ne denmeli ki? Devleti birilerine kaptırınca bir daha geri alamıyorsun.

      Sil
  3. SEVGİLİ MAFİH EĞİLMEZ Demekki siyasetten cesaret isteyen mevzular.... Hani bir lider çıkacak bu sıkıntıların üstesinden gelmek için bir bedel ödememiz lazım bu bedel yoksullukla imtihan gerektiriyor ..Ama sorası refah .. ANLATMAK LAZIM MİLLETE YOKSA BİZ MİLLET OLARAK SİZ EKONIMİSTLER OLARAK BİR 40 YIL DAHA FAİZ MESELESİNİ KONUŞURUZ.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir lider arayışında olunduğu sürece bahsedilen sorunların çözülebileceğine inanmıyorum. Sorunların kökeninde bizim için birşeyler yapmasını bekleyerek her türlü yetkiyi devrettiğimiz liderler yatıyor bence. Devleti yönetme işini herhangi birisi yapabilir, asıl olan bu kişinin haddini bilmesini sağlayacak lider sevici olmayan bir halk (kullardan değil yurttaşlardan oluşan) ve bireysel yetkileri atomize edecek, kararlarda bilimi ve rasyonaliteyi sağlayacak dağıtık mekanizmalardır. Orta vadede anadolu coğrafyasında böyle bir beklenti olamayacağına Mahfi hocanın yazdıklarını hoş bir sada olarak bir koşeye koyalım :-)

      Sil
    2. mükemmel tespit yorgun çok beğendim.

      Sil
    3. Eskiden bahar geldiğinde cenk adıyla birleşip başka toplulukları talan etmeye gidilirmiş, şimdi siyaset aracıyla halkın talan kervanına katılmayanları 12 ay, 365 gün talan edildiği mekanizmanın adı siyaset. Bu kuyudan çıkış mümkün mü?

      Sil
  4. Hocam sanıyorum ki onlarda bunun farkındadır. Yaptıkları onlara sadece kısa vadede zaman kazandırmaktan ibaret. Asıl soru şu olmalı ;
    Neden bunu yapıyorlar bir şeyi mi bekliyorlar bir şey mi olmasını bekliyorlar anlamadım.

    YanıtlaSil
  5. Cehalet bu topraklarda kök salmış. Bu millet yaptığı tercihlerin bedelini ödeyecek. O tercihi yapmayan bizler de bu topraklarda bu topraklarda doğmuş olmanın bedelini ödeyeceğiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu ulkenin yegane sorunu kötü eğitim.Sadece ortalama eğitim duzeyinin 5.5 yıl olması değil verilen eğitimin de cok kalitesiz , çagdaş olmaktan çok uzak olması. Gençlere yeni ufuklar acacak bir vizyon veremiyoruz

      Sil
    2. kesinlikle eğitim ve geleneksel öğretiler yeni düşüncelere engel oluyor.

      Sil
  6. Yanlış yapılan hatanın sonucunda Dolar 8,20 seviyesinde. Hâlâ bu yanlış teoride niye ısrar ederler anlamıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü hatayı kabul etmek özür dilemeyi gerektirir. Özür dilemek bu topraklarda pek öğretilmeyen bir şey.

      Sil
    2. ülkece uzun soluklu bir psikoterapiye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. bu algıları mesela güney kore nasıl yönetebildi? hatalarını kabul etmede asıl etkili olan şey neydi?

      Sil
  7. ANLAYAMIYORUZ E FAİZİ YÜKSELTİLER AMA DÖVİZ CAN YAKMAYA DEVAM EDİYOR ARTTIRILAN FAİZ YETERLİMİ DEĞİL YOKSA BU DOLARIN ARTIŞININ SEBEBİ BAŞKA BİR ŞEYMİ

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faizi yükselttiğinizde riskleri daha fazla yükseltmişseniz faizi yükseltmek işe yaramaz.

      Sil
  8. Sayın hocam; ne deseniz boş. Hakikaten allah yardımcımız olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam Atakan, Allah bu tarz işlere karışmıyor.

      Sil
    2. Allah akıl vermiş.

      Sil
  9. Hocam riskleri dikkat gayet güzel dikkat çekmişsiniz, ancak Türkiye'de artık risk yönetimi diye bir mefhum kaldı mı pek emin değilim..çünkü aksi olsaydı, konsolide bilanço bu kadar yüksek açık pozisyon taşımazdı diye düşünüyorum..nedir bu pozisyonun teminatı açıkçası merak ediyorum..ancak finansal bir teminat olmama ihtimali epey yüksek olabilir...

    neoliberlizmin kucağında palazlanan siyasal islam, devamında otokratik bir dönüşüm ve sonuç;

    40 yıl önce başladığımız noktanın da gerisine düşmek üzereyiz....

    nereden nereye...

    xyzt..

    YanıtlaSil
  10. "Faiz sebep enflasyon sonuçtur" teorisini (eğer buna teori denirse) kanıtlamak için milyarlarca doları uçurdular. MB'nin kasası boşaltıldı. Geldiğimiz yer ortada ama hala aynı havadalar. Ama bu kez kasada döviz kalmadığından üzülerek(!) faizi arttırdılar. Sanki faizi arttıran MB başkanıymış gibi suçu ona yükleyip her zamanki gibi şark kurnazlığıyla işin içinden sıyrılırız diye düşünüyorlar. Bunların kendileri başlıbaşına sorun. Kendileri sorun olanların kendi yarattıkları sorunları çözmelerini beklemek elbette ki hayal. Bu arada hocam yazının son cümlesi çok çarpıcıydı: Gerçekler teorimize uymuyorsa teorimizi değiştirmemiz gerekir. Teorimizi değiştirecek yerde gerçekleri değiştirmeye çalışırsak yalnızca kendimizi kandırmış oluruz. Bu cümle zaten çok şeyi anlatıyor. Tebrikler ve teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dünyanın en pahalı deneyi...

      Sil
    2. Mahfi hocam deniyor ya ne kadar demokrasi,özgürlük, hukukun üstünlüğü sağlanırsa o kadar yabancı yatırım gelir. Peki Çin çok mu demokratik? Çin'e neden bu kadar yatırım geliyor

      Sil
    3. Uretim maliyetlerinin bir hayli dusuk olmasindan ve cok buyuk bir pazar olmasindan dolayi.

      Sil
  11. Hocam, parasal akım şemalarında kullandığınız oklar bana Sümer çivi yazılarını hatırlattı. Aynı konuyu defalarca baştan alıp tane tane anlatmaya çalışırken yazılı tarihin başlangıcına ulaştınız sanırım :)

    YanıtlaSil
  12. hocam 22 martta 303 olan cds; 29 mart, bugün itibariyle 452..enflasyonla mücadele 1.hedefimiz diyorlar ancak tam tersini yapıyorlar.hükümet tarafından bunun 'kasten' yapıldığını düşünüyormusunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artık kasten bir şey yapacak durum kaldı mı bilmiyorum.

      Sil
  13. Selam Hocam, sizin ve ekonomistlerin konuştukları 40 yıl ekonomi için doğru olanlardır, ancak görünmeyenleri ve her gün gözlerimizin önünde olanları değerlendirmek ekonomiden daha önemlidir.

    Ekonomi, günümüz toplumu için önemsiz bir ayrıntıdır. Ekonomi konuşmak, toplum hayatının yaptıklarının sonucunu konuşmaktır. Yani, ekonomi ile toplumsal değerler arasındaki korelasyonda, ekonomi biliminin bazı dalları bulgularını rakamlaştırdığı için (özellikle sayısal yöntemler ile çalışan beyinler) ekonomi üzerinden tartışmayı severler.

    Ekonomi öncesinde, birey -insan-, insan grupları, insan gruplarının ortak iş yapması (hukuk yönetim toplumsal hiyerarşik yapılanma, meşruiyetin kaynakları vs) gibi konular vardır. Ekonomi bunların ilişkilerinin çıktısının ölçümüdür. Yönetim, insan grupları arasındaki kaynak bölüşümlerine karar verir.

    Türkiye'nin sorunu derin, ama kesinlikle ekonomi değil, insan. Ekonomiyi çözmek nispeten kolaydır. Benim mesela orduda bir kaç yılda yaptığım tasarrufu, vekil ve çantacısı olan kokainci zimmetlerine geçirtmiş. Dilim döndüğünce, sizin okuyucuların kafasını bazen şişirmek pahasına niye böyle olduğunu anlatmaya çalıştım.

    Önemli olan insandır, enflasyon, kur, faiz kararlarını veren insan grubudur.

    Toplum, esrarkeş ile topluma faydalı kendini yetiştirmiş ferdin ayrımını yapamayacak seviyede çürüdüğünde, bize düşen topluma bulaşmadan, kurtarabildiğimiz insanların hayatına dokunup onları kurtarmak olmalıdır.

    Türkiye'de olanlar başkalarına da oldu, yeni değil, Afganistan'da 1952 de anahatları ile hesaplandı, siyasal islamın aktörleri yetiştirildi, hangi ülkelere musallat olacakları da saptandı.

    Türk entellektüeli dünyayı yanlış okur. Yanlış okudukları için Türkiye özeline hatalı çözümler sunar, entellektüel Türk yöneticiler hatalı kararlar alırlar. Yanlış okurlar, çünkü çoğu samimi müslümandır. Cinlere perilere doğa-üstü metafizik varlıklara inanırlar. Doğa üstü metafizik varlığa inanan beyin ile hayatın gerçeklerini analiz eden akıl aynı beyinde bir arada barınamaz. Türk aydınları ise, Aziz Nesin gibi akılcıdır, metafizik varlıkları reddederler.

    Entellektüel Fuat Köprülü, ki çoğu yazısını ezbere bilirim, dış işleri bakanlığı yaptığı dönemde dünyayı yanlış okumuştur. Önlem almayı ihmal etmiştir. Fuat Köprülü, Afganistan tarlalarında yetişmeye başlayan kokain ile kendi siyasi harekatının 2 nesil sonraki kokainman çantacısı arasındaki köprüyü kuramamıştır. Halbuki kendilerine bu tehlike arz edilmiştir.

    Sn Kılıçdaroğlu'nun söylemlerini de görüyorum, 6 yıldır Türkçe gazete okumuyorum, twitterdan paylaşımlardan görüyorum, dünyayı o da yanlış okuyor, yanlış okuduğu için kitlesine boş umut afyonu veriyor, onun partisindeki gençlerin beyni/dimağı da malesef kokainman diğer partinin genci kadar bulanık. Mücadele etmeyi ve ülkelerine sahip çıkmayı bilmiyorlar. En az kokainman kadar zararlılar.

    Xj7LW$P1BY@p2^j*

    YanıtlaSil
  14. Fiyat istikrarini saglamayan ne makro-mikro duzlemde ekonomik istikrarini ne demokratik politik istikrarini ne de sosyal istikrarini kolay kolay saglayamaz.Bu olgular fiyat istikrarinin olmadigi yuksek enflasyonlu ulkelerde isler hale gelemez.Bir donem islese dahi zamanla dejenere olmasi kacinilmazdir.

    Turkiyenin son 40 yilina baktigimizda en kaba en kusbakisi bir bakisla soyleyebilecegimiz tek sey Fiyat Istikrarinin olmamasinin diger sorunlari da dogrudan ve dolayli yonden etkiledigidir. Etkilememekle kalmamis var olan sorunlarin cozum yollarini da tikamistir. Hatta bana gore yeni sorunlarin dogmasina zemin hazirlamistir.
    Bu baglamda Turkiyede yapilabilecek en onemli asama ilk ve tek oncelikli olarak fiyat istikrarini saglamaktir. Bu da Politik iradeden ve tartismalardan uzak ozerk MB iradesiyle olusturulan para politikasi ve onun yarattigi istikrarli bir saglam lira ile olur. Suanki mevcut lira enflasyonla kirlenmis ve hem yabancilar hem yerliler hem de siradan insanlar nazarinda itibari kalmamistir. Bu itibar da ister iktidar degissin ister yeni ekonomik surecler reformlar olsun kolay kolay geriye gelmez hatta hic gelmez.
    Fiyat istikrari da bizim gibi bir ulke icin %4 ile %2.5luk rakamlar arasindaki enflasyon araligidir. Orta nokta olarak %3.5luk bir enflasyon rakami makul bir seviyedir. Bunun uzerine risklerimizi ve diger ulkelerle olan enflasyon farkimizi ortaya koydugumuzda makul faiz orani da zannediyorum %5.5lik bir MB bankasi politika faiz oranina isaret edecektir.

    Unutmamak gerekir ki ; Yuksek Enflasyon olgusu toplumlari, toplumlari yonetenleri amirinden memuruna ogrencisinden ogretmenine ticari ve beseri iliskilerden uluslarasi iliskilere kadar butun bu surecleri aksatir saglikli karar verme yetisini koreltir toplumlari ve kisileri dejenere eder.
    Yuksek Enflasyonlu ulkelerde ahlakli erdemli durust insanlarin varligi azalir ve zarar gorur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğrudur 90 lı yıllardaki 3 haneli enflasyondan sonra onlardan pek kalmadı.

      Sil
  15. Sayın Eğilmez, Hükümetin stratejisi daha başından itibaren kırmızı çizgilerinin ne olduğu , toplumu nereye doğru yönlendirmek istediği, toplum mühendisliği yaparak nasıl bir nesil yetiştirmek istediği belli idi. Toplumumuzun iki ana tehdidi ; İrtica ve Bölücülük idi . Önce İrtica tehdit olmaktan çıkarıldı. Bilimsel yöntemler yerine İnançsal yöntemler uygulanmaya başlandı. 19 yıldır takip edilen toplum mühendisliği politikaları sonucu İnançsal yöntemlerin artık yeterli seviyeye geldiği ve son darbenin uygulanması kararı alındığı ortadadır. Bir kısmımıza ekonomik okur yazarlık kazandırdınız, bilgimizi, kültürümüzü arttırdınız, sentez, analiz , muhakeme yollarını anlattınız. Çok teşekkür ederim. İçinde bulunduğumuz ortamda Bilimsel yöntemlerin uygulanması bence artık mümkün olamayacaktır. Daha kötülerine de hazır olmamız önem arz etmektedir diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Bağnaz Bey,

      kararı alındığı ortada olan o son darbe nedir? 2002'den önce uygulanmakta olan, bilime dayanan hangi yöntemler yerini inanç temelli yöntemlere bırakmıştır?

      Saygılarımla

      Sil
  16. Hocam kendimizi kandırmayalım ne enflasyonu ne kuru düşerecek konjonktür yok,yapılabilecek tek şey faizi düşürmek ve dua etmektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faizi düşürürseniz dua etmenize gerek yok.

      Sil
  17. 2005 -2013 yılları arasında gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) ortalamasından oldukça yüksek bir enflasyona sahip olsa da dünya ortalamasından büyük bir kopma içinde görünmeyen Türkiye,(aslında dünya ortalamasının daha da üzerinde olana enflasyonun. Goü ve dünya ortalamasının oldukça yüksek olmasına rağmen son 4 yılda daha da ayrışmıştır demek daha doyolmaz mı hocam.) Yoksa grafikte goü ve dünya yer mi değiştirmeli acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düzelttim, teşekkür ederim.

      Sil
    2. Türkiye yönetimi ile risklerini brezilya ve güney afrikanın da üzerinde artırdı.

      Büyük fon yöneticileri Rusya, Türkiye, Brezilya, Güney afrika arasında para döndürür, birinde oluşan risk ile diğerindeki pozisyonunu belirlerdi. Fonların büyüklüğüne göre etki alanları da birbirine yapışık, benzeşik olurdu.

      Şimdi, Türkiye ayrışmaya başladı. Fon yöneticileri de son 3 aylık dönemde, eski alışkanlık gereği, Türkiye kredibilitesini aynı şekilde düşünüp karar aldılar. Son MB hamlesi onların da bir kere daha düşünmesini sağladı.

      Bir sonraki dönemde, Türkiye için ya daha az fonlama yaparlar, ya da aynı fonlama için daha yüksek risk primi isterler. Finans işinin doğası böyle. O insanlar da kendi paralarını yönetmiyorlar sonuçta, onlar da birilerine, kendi yatırımcılarına, yöneticilerine hesap vermek zorunda.

      Her ne olursa olsun, bir sonraki 4 yıl, Türkiye daha da negatif ayrışma içinde olur.

      Stratejik olarak;
      Batımızda, Yunanistan hava kuvvetleri 4-5 yıl sonra Türk hava kuvvetlerinden tartışmasız olarak üstün olacak. Doğumuzda, İran askeri teknolojik altyapısını 6 yıl içinde Türk ordusunun bir miktar üzerine çıkacarak. 6 yıla kadar İran ekonomisi de Türk ekonomisinin üzerinde olabilir.

      Türkiye 100 yıllık tarihinde ilk kez böyle bir aciz duruma düşmüş olacak.

      Nato, Türkiyenin batı taraflarında konuşlandı, hem Ukrayna ve Rusya tarafı için, hem de Türkiye tarafı için hareket imkanı olan yere yerleştiler. Kafamı kurcalayan şu, madem Rusya için bir harekat düzenliyorlar, kalkan oluşturuyorlar, niye Türkiye'yi de dahil etmediler?

      İstanbul'a da bir kanal yapılıyor, gemilerin daha hızlı geçişini sağlayacak bir kanal.

      Türkiye arazisi, güç çatışmasının ortasında. Bence Türkiye'nin en büyük çıpası Nato üyeliği. Putin, diğer dünya liderleri hakkında argo konuşan bir adamdır. Bazı küçük ülke liderlerinin yüzüne veya onların arkasından haya'larından tutar asarım dediği malumdur, o konuştuğu liderlerin ömürleri de uzun olmamıştır. Uçak düşürüldükten sonra, Nato üyeliği sebebiyle Türkiye için böyle konuşamamıştır. Direk bir harekat da yapamamıştır. İnsanda bir acaba sorusu oluşuyor.

      mUk7v&0X2Bl%yC*c

      Sil
  18. Bence sorunun bir genetik yönü de var. Şimdiye kadar öyle insanlara rastladım ki, adam yalan yanlış arapça birşeyler mırıldanan, kerameti kendinden meçhul ne idüğü belirsiz hacı, hoca, şeyh vb kişilere neredeyse tapıyor. Kendisi kendi dilinde okumuyor, bilim adamlarına inanmıyor. Sonra sa niye böyle olduk diye şikayet ediyor. Ben ısrarla bunlara oy verenlere acımıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam, eğitimsizlikten kaynaklanan sonuçlar bunlar.

      Osmanlı zamanında da aynısı vardı. Gördükleri sakallıya evin tapusunu verecek tipler günümüzde çok var.

      İslam budur. İslam ilk kurulduğu günden beri, bizzat kurucusu tarafından politik ve şahsi amaçlar için kullanılmış bir düzendir.

      Politik/Siyasal islam, son 60 yıldır bu yığınların bir arada mutlu bir şekilde tutulması, kaynaklarının ortak bir merkezden yönetilip, iç edilmesi için kurulu günümüz politik sistemidir.

      Bu insanlar, başlarında müslüman yönetici görmekten mutlular, hem de sizin tahmin ettiğinizden daha fazla mutlular.

      Ben Irak, Suriye, Pakistan ve Afganistana gittiğimde 7-8-9 yaşlarındaki çocuklar ile konuşmayı çok severdim. Çocukların ortak dilinde Türkler kafirdi. Ben de kafir ordusunun askeriydim. O çocuklara göre, Türk kadınları başlarını açarak haram ve günah işler yaparlardı, bu kadınların da öldürülmeleri gerek idi.

      Türkiye'de milli eğitim sistemi bir şekilde İslam kültürünü rehabilite ederdi. Uyduruk islam dediğimiz, orta yollu bir islam Türkiyede hakimdi. Türk orta direğinin İslamı, yani insani değerleri öne çıkaran, cuma, bayram ve cenaze namazı dışındaki ibadet kısmına girmeyen müslümanlardılar, kadınları başları açık da gezer, kapatana da bir şey demezlerdi. Biraz da tekkelerin kapatılıp yer altına inmesinden mütevellit ortaya çıkmış bir islam dı.

      Çocukken, mahallelerimizde, yer altı cemaatlerinden beslenen ailelerin çocukları da olurdu, hani Atatürkü istemeyen, laik değerlere düşman yetişenler.

      Şimdilerde, mahalle hocalarından dersler alan 4-5 yaşında çocuklar var, Kuran okumayı çok isteyen, Afganistan ve Pakistan çocuklarına düşünce olarak yaklaşmış çocuklar. Sayıları çoğaldı. Diğer koldan da başka cemaatlere düşman yetişen insanlar çocuklar var. İsmini anmak istemediğim yapının hapislere giren ailelerinin çocukları, sosyal güvenceden yoksun büyüyorlar. Kinlerini sessizlik içinde kendileri ile büyütüyorlar, görünmüyorlar, ama onları birileri görüyor. O görenler, onları zamanı geldiğinde kullanacak.

      Yetmedi, bizler Suriyeliler ile yeni çocukları içeri aldık. Bazen insan 7sinde ne ise 70 inde de odur. Bu kültürde yetişen çocuklar kolay değişmezler. Önümüzdeki 50 yılın habercisidir.

      Çocuktan al haberi derler, doğrudur.

      Ekonominin gidişatını okumak için ekonomiye bakılmaz, insanın gidişatına bakılır. Türkiye verimsiz ekonomik yapısı içinde düşen para değeri, düşen kişi başı gelir ve yüksek riski ile devam edecektir. Önümüzdeki dönemlerde kişi başına gelir düşecektir, ekonomik büyüklükte ufak düzeltmeler dışında düşmeye devam edecektir. Ülkenin yabancı para borçluluk oranı artırılacaktır.

      İyi/kötü ekonominin varlığı için zorunlu olan banka gibi kurumlar, özel izin ve yetkiler ile yabancı sermaye tarafına geçecektir. Hükümetin elinde, bazı günlük operasyonlarını yapması için bir kaç banka kalacaktır.

      9r+D+5u^^d#&Z:}<

      Sil
  19. Hocam ben farklı bir soru soracağım. İsmet İnönü yerine Ali Fethi Okyar uzun süre başbakanlık yapsaydı, Türkiye'de özgürlükler ve hukukun üstünlüğü sağlanmış olur muydu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam, Ali Fethi partili teşkilatçı birisidir, İsmet baba askeri teşkilatçı birisidir.

      Milli mücadele dönemlerinde bizim ihtiyacımız olan, mevcut devleti (Osmanlı) reddedip yepyeni bir teşkilat kurmak idi. Ali Fethi gibiler böyle bir yeteneğe sahip olamazdı. Yeni Devlet kurulduktan sonra siyasi teşkilatlanmada Ali Fethi bey gibi insanların yetenekleri kullanılabilirdi. Dikkat etmişsinizdir, kendisine hep bu tarz zamanlarda görev verilmiştir. Dikkat edin, görev verilmiştir, görevi almamıştır. İsmet görevi alabilecek, yaratabilecek bir yapıdadır.

      Türkiye de fertlerden bağımsız olarak hukukun üstünlüğü ve özgürlükler sağlanmazdı. Bunlar için bizim daha fazla endüstrileşmiş sanayiye, rekabetçi bir askeri üretime, katma değer yaratan bir üretime ihtiyacımız vardı. Hukuk ve özgürlük değerlerini savunabilecek insanların hayatın içinden yetişmiş olmaları lazımdı.

      Ali fethi bey, politikacıdır, kendisi kimse ile kavga etmeden itibarını korumayı bilen biridir. Güç sahibi Atatürk ile de arasını hiç bozmaz. Atatürk ile arasını bozmamak için ikinci üçüncü adamlar ile arasının bozulmasına önem vermezdi de. Bilerek ve isteyerek bu yüzden İsmet baba ile ters düştüler. Yaptığının doğası gereği böyle olması gerek idi. Bu sebeple 100 yıl sonra siz de İsmet mi Ali Fethi mi diye sorabiliyorsunuz.

      Ancak, Ali Fethi, Anadolu Türk halkına ve kültürüne yabancıdır. Kurduğu partiyi yönetememesi de bunu göstermektedir. Cumhuriyetin Kurucu Partisine muhalefet yapacağım der iken, Cumhuriyetin , Demokrasi ve Özgürlüklerin azılı düşmanlarının eline düşürebilmiştir partisini. Bana göre Türkiye yi Ali Fethi yönetse batırırdı.

      Türkiyenin yapamadığı, endüstri ile beraber demokrasi dönüşümünü Japonya ve Almanya yapabilmiştir. Onların yapabilmelerinin sebebi, demokrasilerinin mihenk taşı kabul edilen siyasilerinin alternatif gelenekselci siyaseti de kontrol edebilmeleridir. Bu bir istihbarat, toplum ve yönetim yeteneği kültürüdür. Türkiye'de yoktu. Şimdi de yoktur. Yakın zamanda da olmayacaktır.

      Türk insanı, Japonya ve Almanyadakinin aksine, gelenekselci siyasetini kendisi yönetememektedir. Türk geleneksel siyaseti dışardan etkilere açıktır. Daha da kötüsü uzun süredir iktidardır.

      2. dünya savaşı sonrasında yıkılmış Almanya ve yenilmiş Japonyanın ayağa kalkabilme sebebi de benzerdir. Onlar ülkelerinin siyasetini, gelenekselcilerini de kendileri kontrol altında tutarak yönettiler.

      Daha ileri gidersem, Berlin'e yabancı ordular girmiştir. Aradan geçen 70 yılda Berlin'de Almanca halen ana dildir. Japonya da da yönetim yenildikten sonra Tokyo anadili halen Japoncadır. Türkiye'ye ise, yabancı ordu girerse, 20 yıl sonra Konya ovasında yabancılar isterse Türkçe konuşan kişi kalmaz. Yönetim insiyatifi yabancıdadır.

      Dikkat ediniz, Türkiye'de benim gibi çok kurmay asker yetişmiştir. Bugünlerin zorlu ortamında eski asker olarak hiç birimizin sesini yükselttiğini görmezsiniz. Bu halk yıllarca gençliğinde elimizden geçmiştir. Biz halkımızı iyi biliriz. Boşuna ortaya çıkıp nefesimizi tüketmemize gerek yoktur.

      Halbuki, bu cendereli görünen ortamdan Türk halkını kurtarmak kolaydır. Önce halkın istemesi gerek, istediğini de göstermesi gerek. Halk ne istediğini bilirse, halkın ihtiyaç duyduğu yetenek yardımı da gelir.

      Türkiye'nin değeri toprağıdır, arsasıdır.
      Toprağı paylaşılamamaktadır. Türkiye toprağı üzerinde yaşayan ahalinin değeri yoktur.
      Türk ahalisinin bugün rahat yaşama sebebi arsanın değerindendir.

      a5Q)u6]P%EvaqU@;

      Sil
    2. Anonim 19:04, Ali Fethi Okyar'da askerdi. Liberal görüşlü bir kişiydi. Başbakan olduğu zaman, Terakkiperver memnun olmuştu. Şeyh Sait isyanında CHP'nin yanlış yaptığını düşünüyorum. Uzlaşma ile çözülebilirdi. Şark Islahat Kararnamesi, Kürt sorununu büyüten bir kararnamedir. Takriri Sukun kanunda CHP aşırıya kaçmıştı. Ali Fethi Okyar bunlara karşı çıkmış yiğit birisidir. 1930 yılında Türkiye'ye döndüğü zaman, Atatürk ile konuştuktan sonra fırka kurmuş birisiydi. Atatürk o yıllarda İsmet'in hükümetinden memnun değildi.

      Halk ağır vergiler altında eziliyordu. CHP, İtalyan diktatörün kanununu Türkiye'ye getirmişti. 1923-1950 arası Meclis hiçbir işe yaramıyordu. Ali Fethi Okyar bunu düzeltilmesi için Mustafa Kemal ile konuştu. Başbakan İsmet değil de Ali Fethi Okyar olsaydı, Türkiye farklı yerde olurdu. O zaman meclisteki bir çok milletvekili Türkiye'nin içler acısı durumundan ilgilenmiyordu bile.

      Sil
    3. Anonim 22:34, Türkiye Cumhuriyeti ilk döneminde belirli bir grubun ajandasını yerine getiren insanların yönetimindeydi. Başbakan Ahmet olmuş, Mehmet olmuş ne farkeder? 1900'lerin başından beri uygulanan siyasi çizgi bir milim sağa, bir milim sola gitmiştir belki ancak istikameti hiç değişmemiştir. Taa ki 2. Dünya Savaşı'na kadar. Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihini bu süreçlerde incelemek gerekiyor. 2. Dünya Savaşı sonrası Türkiye Avrupa'nın etki alanından çıkmış ABD'nin etki alanına girmiştir.

      Marshall yardımları vs. cagdaslarimizin duyup duyup ezberlediği, 'sol' cenahin 'anti-komünist' bulduğu, sağ cenahin 'süt tozu içirdiler' deyip tukaka ilan ettigi ve fakat o günlerde herkesin dört elle sarıldığı, bugün iyileşen şartlarla birlikte ise kimsenin sahiplenmediği uygulamalar gizli kapaklı projeler değil, kolu kanadı kırılmış bir toplumun ihtiyaç duyduğu zaruriyetten başka bir şey değildi.

      Özetle, bahsettiğiniz yıllara kadar o kadar büyük tahribatlar oldu ki, o tahribatları yapanlar ellerini kollarını sallaya sallaya yaşamlarına devam edebildikleri, hala kanaat ve fikir onderi oldugu bir düzende, ne Ahmet, ne Mehmet bir şey değiştiremezdi. Aynen bugün olduğu gibi.

      Sil
    4. Selam 2234, Ali Fethi beyin fikri Türkiye ortamına göre libarel olduğu için başaramazdı. Fikri, batı avrupa sisteminde idi.

      İngiltere'deki gibi bi yapılanmayı Türkiyeye getirdiğinde, Osmanlı devamı olan cemaat yapılarına söz vermek zorundaydı, onlardan güç devşirecekti.

      Özel hayatı ise uyduruk müslüman hayatı idi, cemaatlerce kullanılıp atılması fazla uzun sürmezdi.

      Bir tarafta asker kökenli siyaset, bir tarafta cemaat kökenli siyaset adamı arada yaşatmazlardı.

      İngiliz, yönetim sistemi kendi insanına özgüdür. Terakkiperver fırkanın 6. maddesi : “Fırka (parti), dinî düşünce ve inançlara hürmetkardır”. Bu madde ile devleti yönetemezlerdi, şimdikiler de aynı sebeple yönetemiyorlar.

      Takriri Sukun, Şark Islahat Kararnamesi, yukardaki yorumda yazmıştım, gelenekselci kökleri siyaseten kontrol etme yeteneği o dönem İtalyanın doğusunda Balkanlardan, Hindistan kuzeyine kadar, Afrikanın kuzeyi ve ortadoğunun tamamını kapsayan -eski Osmanlı mülkleri olan bölgelerde- Almanya ve Japonya gibi siyasi kültürü ve yetkinliğini kazanmış kurumlar, bireyler olmadığı için Türkiye özelinde de yapılamazdı. Bunu Almanlar ve Japonlar yapabildiler. Olmayanı yönetime koyamazlardı. Yunan da, Mısırlı da koyamadı, ama İsrail AB den toplama bireyleri ile koyabildi.

      Japon kurmay komutanlar da tanıdım ki, ikinci dünya savaşının onlar tarafından en büyük hatası ordu içindeki gelenekselcilerin hatalı kararları siyaset tarafındaki etkileme güçleri derler ki o gelenekselciler kafalarına iki atom bombasını yiyene kadar akıllanmadılar.

      Türk gelenekselcileri de büyük ihtimalle TCF ile iktidar olsa, ikinci dünya savaşında doğa gereği Almanya tarafında durur, bugün Konya ovasında Türkçe konuşan kimse kalmazdı.

      İstanbul, boğazlar ve civarı; Dubai vb gibi uyduruk ekonomik bir bölge,
      Ege Yunan yönetiminde Nato içinde bir bölge, Akdeniz Bölgesi Suriye ile benzeri bir yapıda,
      Güney doğu, İran ve Irak benzeri bir yapıda, doğu anadolu ve karadeniz bölgeleri kafkaslar gibi karmaşık etnik grupların yönettiği küçük ülkeler olurdu.

      Cumhuriyet, bana göre Anadolu Türk varlığını bence 100 yıldan fazla uzattı, şimdi yine gelenekselciler iktidarda, Nato koruması olmazsa Türkiye 20 yıla dağılır.

      !p[xYsEN^2k[[s)2

      Sil
    5. Saygıdeğer Kripto İmzalı Bey,

      yazdıklarınızı okurken etkilenmemek elde değil. Bu kadar subjektif yorumları, bu kadar kendinden emin ifade edebilmenizi takdir ederim.
      Ali Fethi Okyar ile ilgili kullandığınız üslubu ise oldukça yakışıksız bulmaktayım. Ben küçükken bu ülkede Kurtuluş Savaşı'nda görev almış herkese saygı duyulurdu. Birileri çıkıp "İki ayyaş" der, başkası çıkar bu kahramanlarımızı birbiriyle yarıştırır; siz de çıkmış Ali Fethi Bey'le alakalı "Kullanılıp atılırdı" gibisinden laflar ediyorsunuz.

      Yorumlarınızın içeriğini de oldukça hatalı bulmaktayım. Japonya ve Almanya'nın endüstri ve demokrasi dönüşümünün beraber yapıldığını belirtmişsiniz. Bunun gerçekle alakası yok maalesef. İki ülke de demokrasi dönüşümünü sanayi dönüşümünden epey sonra gerçekleştirmiştir. Tarihler tartışmalı olsa da en basitinden Japonya için İkinci Dünya Savaşı öncesinde bir demokrasiden söz etmek imkansız bence.

      Ayrıca bir geleneksel siyaset/siyasetçidir tutturmuş gidiyorsunuz da, bununla tam neyi kastettiğiniz açık değil. İngiliz sistemi için kendi insanına özgü deyip kestirip atmışsınız. Almanya ve Japonya'nın geleneksel siyaseti kendilerine özgü değil sanırım.

      "Daha ileri gidersem, Berlin'e yabancı ordular girmiştir. Aradan geçen 70 yılda Berlin'de Almanca halen ana dildir. Japonya da da yönetim yenildikten sonra Tokyo anadili halen Japoncadır. Türkiye'ye ise, yabancı ordu girerse, 20 yıl sonra Konya ovasında yabancılar isterse Türkçe konuşan kişi kalmaz. Yönetim insiyatifi yabancıdadır."
      Bu alıntıladığım paragrafınıza hayran kaldım. Yani 7 yaşında birine okutsak, şunu düşünür herhalde: "Berlin ile Tokyo 70 yıldır yabancı ordular kol geziyor; ama adamlar hala ana dillerinde konuşuyorlar. Konya ise 20 yıl işgal görse Türkçe'yi unuturdu."
      Sanırım haberiniz yok. Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra bizim de başkentimiz işgal edildi, yabancı askerler dolaştı İstanbul sokaklarında. Belki şaşıracaksınız ama İstanbul'da hala Türkçe konuşanlar var. Yani teoriniz o kadar saçma ki; o teorinize ancak bu kadar saçma bir örnek yakışırdı; güzel tercih, tebrikler.

      Bu paragraftan sonraki üç paragraftaki kibir ve kendini beğenmişlik; halkı küçümsemeler... Buna binaen Hürriyet Kasidesi'nden şu beyti alıntılamak isterim:
      "Hakîr olduysa millet, şânına noksan gelir sanma
      Yere düşmekle cevher, sâkıt olmaz kadr-ü kıymetten"

      İkinci yorumunuzda ise TCF'nin (Fırkanın 6. Maddesi ne oluyorsa artık?) dini düşünce ve inançlara hürmet göstererek devlet yönetemeyeceğini, şimdikilerin de aynı sebepten yönetemediğini söylüyorsunuz. Böyle bir hürmet devlet yönetiminde nasıl bir engel teşkil ediyor açıklarsanız sevinirim. Şimdikilerin dini düşüncelerinin ve inançlarının karar alımlarında etkili olmasıyla hürmet göstermeyi nasıl bir tutabildiniz hayret doğrusu.

      Sonraki paragrafı hakkında yorum yapabilecek kadar doğru anladığımdan emin değilim. Takrir-i Sükün kanundur bu arada kararname değil. Cümle bu ikisiyle başlayıp Türkiye özelinde yapılamayacağı ile bitmiş; ama Takrir-i Sükun uygulandı. Yani yapıldı bunlar o nedenle emin değilim o paragrafı anladığımdan.

      Eleştirilerimi bitirmeden önce dikkatimi çekti kurmay asker olduğunuzu iddia etmşissiniz. Açıkçası Atatürk ve silah arkadaşlarına, onların dünyayı okuyuşlarına, mesleki nitelikleri dışındaki özelliklerine bakıyorum. Bir de durup sizin şu yorumlarınıza bakıyorum; bu görüşlerdeki sığılığı, basitliği, kendinizi ifade ederken doğru düzgün imla kullanmaktan bile aciz olduğunuzu görüyorum ve Türk Ordusunun yaşadığı bu büyük gerilemenin, Türkiye'nin yöneticı bazında yaşadığıyla ne kadar paralel olduğunu anlıyorum.
      Yazının ortasında olduğu gibi sonunda da Hürriyet Kasidesi'nden bir alıntı yapayım, bu sefer ordumuz için gelsin:
      "Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
      Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten"

      Saygılar

      Sil
  20. Sayın Eğilmez,

    Cemalettin Nuri Taşcı'yı tanıyor musunuz? 1973 Ankara Fen Lisesi ve ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu.

    Gözlem gücü muhteşem!

    Hayat tecrübesi ve mühendisliğin pratik hayattaki uygulamalarıyla harmanlayıp yazdığı yazılar, Ege Cansen'inkine benzer nüktedan üslup ile birleşince tadından yenmiyor!

    Sizin "GameStop olayı" ile ilgili tutumunuza istinaden harika bir yazı yazmış. Tavsiye ederim:

    https://www.politikapolitik.com/ekonomik-mevzular/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıyı okudum.

      Mahfi bey hakkında yıllar boyu düşündüğüm şeyleri gayet güzel özetlemiş Cemalettin bey, ben onun kadar maharetli değilim yazmak konusunda.

      Mahfi beyin "realizm"den uzak bir "romantik" olduğu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.

      Keşke entelektüel kalitesi bu kadar iyi olan eleştiri yazılarımız, bağırmadan, sakince çoğalsa.

      Nerde o günleeeeer...

      Sil
    2. Soz dinleyen uslu cocuklar demis de kendisi soz dinleyen uslu cocuk olmasa ne Ankara Fen Lisesi’ne ne ODTU Muhendislik fakultesine girebilirdi, girse bile bitirebilirdi. Kendisi de bir uslu, sistem cocugu ama goruluyor ki farkinda degil.

      Sil
    3. Cemalettin beyin, Mahfi bey hakkında yazdıklarının çoğunu yersiz buldum. Mahfi beyin sadece bir-iki yazısından yola çıkarak mı bu kanıya vardı yoksa Mahfi beyin yazılarını uzun süredir takip ediyor mu bilemeyiz. Cemalettin bey, aceleci davranmış sanki...

      Fakat şunu belirtmeliyim:

      Türkiye'de "eleştiri", kırmak-dökmek, intikam almak, düşmanı yenmek için savaşmak gibi çok fazla öfke (ve hâttâ nefret) içeren bir anlam taşıyor.

      Cemalettin bey, en azından, "fikirler" üzerinden yazısını yazmış, "karakter suikastı" yapmaya kalkmamış.

      Yazısının anafikrini kabul etmesem de, "eleştiri"nin ne demek olduğunu bilerek, üslubun önemini anlamış biri olarak yazdığı için kendisini kutlarım.

      Mahfi bey ne der bu konuda?

      Sil
  21. Mahfi bey iktisadi sınırlar içinde kalarak soruyorum (yani sosyal borç, siyasi borç, vicdan borcu gibi konular değil size sorduğum):

    Her borç, eninde sonunda, ödenir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok öyle birşey.

      Sil
    2. Bazı borçlar ödenemez, bu bloğu okuyup aldığım keyfi, yorumları okurken yeni bilgiler edinmemi ödeyemem.

      Mahallede bir kere taksi param yoktu, 15 yaşındaydım, Tahsin abi çaycıydı, o bana babamların yanına gideyim diye borç vermişti, 52 yıl geçti ödeyemedim.

      Maliyeye de borcum var, 6 yıl oldu ödeyemedim. 3 kez yapılandırma affına başvurdum.

      Maliye'ye 7256 sayılı af için başvurdum, benim faizlerimi sildikten sonra peşin ödeme için çıkardıkları borç 860 bin TL. Taksitle milyon tl civarında ödeyecekmişim.

      Bendenizin hesaplarına 6 yıldır ehaciz koydular. Hesap açamıyorum, son 2 yıldır da şubeye uğramadım. Çocukların hesaplarından kullanıyorum.

      Yeni yapılandırmamın borç taksidini yazıcıdan çıkardılar, duvara astım. Taksit başına maliye 69 bin TL istiyor 18 taksitte.

      Önceki başvurduğum aflar da duvarda yan yana asılı, ordan da görünür, TL epey değer kaybetmiş.

      Gülüyorum baktıkça, borcum durduk yerde eriyor.

      Sil
    3. Sağ olun.
      Genellikle devlet borçları ödenmez. Daha doğrusu Ahmet'ten aldığını Mehmet'ten aldığıyla öder. Önemli olan Borç/Gelir oranının artmamasıdır. Artarsa sorun olur.

      Sil
    4. Mahfi hocamız, hazineci. Devletin kasasına girmiş bir kişi. Geçenlerde sordular, hocam kasanın içinde ne var diye? Hocamız da kasanın içinde borç senetleri var demişti.

      Tabi hazine deyince insanımızın aklına çocukluğumuzdaki varyemez amcanın altın dolu binası ve altın içinde yüzmesi geliyor.

      Ben de büyük bir şirketin hazinesinde çalıştım. Hazineye çok para gelir giderdi, işler döner, dönem sonunda hazine net 0 bakiye verirdi.

      Yanlış öğretilir insanlara, şirketlerin varlıklı olduklarını düşünür insanlar.

      Şirketlerin net değeri 0 dır. Şirket borcunu temizler, içerde ne kalırsa onları da ortaklar alır, geriye 0 kalır.

      Devletin hazinesinin de hükümeti vardır. Sene sonunda bir şeyler kalırsa onu da sıyırırlar, yeni döneme 0 olarak başlarlar. Bu denk bütçe ile çalışan devlette böyledir. bir de borç bütçesi ile işleyen devlet var. Türkiye gibi. Net borç yıllar geçtikçe artar. Yani hazinenin sonraki senelerinin gelirleri de kullanılmıştır.

      Hocamın dediği Borç/Gelir oranı artıyor ülke olarak.

      Sil
  22. Öncelikle yazı için teşekkür ederim hocam. Yönetimi, sistemi veya yapıyı adı na nederseniz deyin; bugün bize yaşamak için daha fazla emek gerektiren bu durumu ortadan kaldırmak zor iş. Nedeni çok aleni ortada duruyor. Bir yanda devletine güvenmeyen dolar altın stoklayan "yerleşikler",diğer tarafta brakın merkezi, kamu bankalarını, "hazine" yi kefil vermiş yönetim. İhtiyat akçesi ne oldu?.
    Muhalefetten mi başlasak. Kaybedenin gitmesine...
    Mesela. Ibret için

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim.
      Devlet daha doğrusu devleti yöneten siyasal kadro kendilerine güvenilmemesi için elden geleni yapınca vatandaş da çaresiz dövize, altına ve onları da yastık altına koymaya yöneliyor.

      Sil
  23. Devlet hiçbirşey yapamıyor sadece izliyor ekonomiyi. Hergün açıklama yaparak ileri tarihe atıyor sadece beklenti ve yeni hikayeler yazılıyor.

    Kaç yıl oldu devletten ekonomik reform bekleniyor ekonomide değişim bekleniyor bugüne kadar hiçbirşey yapamadı kendi kendine ekonominin düzeleceğini bekliyor. Hemde sürekli borçlanarak hazine garantiler vererek.

    Sorunun kendilerinde olduğunu biliyorlar ancak çözümleri yok. Eğer Amerika bir çözüm üretirse diye bekliyorlar ve başka gerçekten hiçbir çözümleri yok.

    Bu hükümet hiçbirşey çözemeyeceğini artık cümle alem biliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Devletten ne yapmasını bekliyorsunuz?

      Öncelikle devlet nedir? Hükümet nedir? Yolsuz hükümet nedir? bu kavramlar oturdu mu?

      Devletin bazı görevlileri, irticanın ülke geleceğindeki en büyük tehdit olduğunu resmi görüş olarak hem siyasilere hem devlet yöneticilerine, hem de kamuoyuna ilettiler. 28 Şubat sürecinde ellerinden geldiğince siyasi destek olmadan irtica ile mücadeleye başladılar.

      Ahalimiz olan biteni gördü, tavrını da çok net bir şekilde ortaya koydu. İrtica ile mücadele edenlerin hepsi de devlet görevlerinden atıldı.

      Benim gibi devlette eskiden çalışanlar da, pılısını pırtısını topladı, başka yurtlara göçtü. Madem ülkenin sahibi halktır, halk ne istediğini çok açık şekilde, hiç bir yanlış anlamaya mahal vermeyecek şekilde bizlere anlattı.

      Bize düşen de sessizce kendi hayatımıza odaklanmak, yeni hayatımızı inşaa etmekti. Şimdi ne oldu da ortaklık bozuldu. Öküz mü öldü?

      Pardon ama, 18 yıl önce , avrupanın en iyi hükümet yönetim kadrosu, en dinamik siyasi hareketi denilirken ne oldu da hiç bir şey çözemeyen hükümet oldular?

      Yurtdışına çıkıp, şöyle ülkenin son 14 yılına baktığımda, Türk halkını en iyi yansıtan, mevcut yapıda ülkeyi yönetebilecek en iyi partinin ülkeyi yönettiğini görüyorum. Daha da iyisini bulamazsınız. Değerlerini tıpkı 18 yıl önce bildiğiniz gibi bilin.

      Bir ihtimal daha var o da batı dünyasının Türkiye'ye demokrasi getirmesi mi dersin?

      Sil
  24. Uygulanan yüksek faiz politikasının 3-4 ayda sonuç vermediği düşünüldüğü için eski yönteme dönülecek gibi görünüyor. İkisi de yanlış yorumlanıyor.

    2018 yılını yeniden yaşıyor gibiyiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2 aya kalmaz, 2018 ne güzel bir yılmış demeye başlarız.

      Sil
  25. Hocam yazı icin teşekkürler. Her zamanki gibi basit ve bilimsel bir sekilde gercekleri izah etmişsiniz. Sizden ricam ekonomi konusunda başlangıç duzeyinde kitap ve yazar önerisinde bulunabilirsiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim Kolay Ekonomi kitabım başlangıç için iyidir.

      Sil
  26. Hocam deli para akıllı parayı kovar mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam şakacı anonim,

      Kötü para, iyi parayı kovar;
      Akıllı para, deli parayı yer bitirir.

      Sevgiler

      Sil
  27. Hocam bence faizi indirmek daha iyi olur krize girip 2 inci bir 2001 yaşamak daha mantıklı. Belki halkımızın yeni bir 2001 le zihniyeti değişir. Her şerh de bir hayır vardır.
    Zira hersey bir mucize olmasina baglidir.eger olursa bilime donebiliriz.

    YanıtlaSil
  28. Merak ettigim bu borc kisa surede olmadi. Gelir belli, gider belli, reserv belli. Bunun uzun vadeli planini yapan kimse yok mu? 20 senenin sonunda $800 milyar dolar dis borc olacak, $200 milyar dolar senelik odeme olacak. Kasamda para su kadar olacak diye hesap, kitap yapmak kimin isi? Vatandasin biri geliyor, dovizi birak nerde durursa orda dursun diyor, oburu ver %30 faizi durdur faizi diyor, oburu hazinedeki parayi mangalda kagit yakar gibi yakiyor. Bizde hangisi daha iyidir diye kafa yoruyoruz. Birileri sanirim kafa buluyor :) veya kafasi yerinde :) veya ben tumden birsey kaciriyorum! Herhalde sonuncusu Ben me kaciriyorum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kötü siyasetçi kendi ömrüyle biçer her şeyi. İyi siyasetçi ülkeyi düşünür. İkincinin siyasal ömrü çok uzun sürmez.

      Sil
  29. Mülkiyeli Mahfi Hocam keşke Ülke ekonomisini sen yönetsen.

    YanıtlaSil
  30. Tuik ayin 5 inde tufe yuzde 1 artti der bizde ustune su iceriz

    YanıtlaSil
  31. Mahfi hocam iyi geceler, konu dışı bir soru olucak ama eurobond için vergilendirme sistemi ile ilgili bir yazı rica edebilir miyiz sizden.banka ve muhasebecilerden bununla ilgili yeterli bilgi alamadım..2021 ocak ayında , 2025 mart vadeli eurobond aldık.kağıdımızın değeri 102,12 idi , kupon faizimiz %3.7 idi , beyannamelerimizde %35 lik vergi dilimi içerisinde yer almaktayız , bireysel olarak kira sözleşmelerimiz brüt tutar üzerinden olduğu için ,bu sene kiracılara yapılan %10 stopaj indirimi de gelirimize net olarak eklendi ve bu yüzden 2020 senesi için 2019 a göre iki katından da yüksek gmsi ödemesi yaptık.

    Satın almış oldugumuz eurobondlar için vade sonunu beklediğimizde kupon ödemeler ile birlikte X (ana para) + Z (net faiz) ile birlikte nasıl bir gelir vergisine tabi oluruz, yani sadece ana para hariç net kazancımızı mı beyan etmemiz gerekiyor

    birde şöyle bir ikinci ihtimalimiz var malum bildiğiniz üzere ülkemizin cds primi yükseldi , farazi konuşuyorum kağıdı satın aldıktan sonra 2 ayımız geçti ve şu an için eurobondu bozmak istediğimizde x (ana para) + z( net fazi) / 2 (bölü) veya / 3 (bölü) ile kısa vadede elde edilmiş kârlı bir çıkış yapabiliyoruz.

    Azcık araştırdım ama yanlış anlamıyorsam eğer anladığım kadarı ile vade sonunu beklersek sadece ana para haricinde net kazancımız kadarını beyan etmemiz gerekiyor.erken ayrılışlar için bir kaç yerde net faizin yanında ana para için kur farkından da gelir hesaplanıp kazanç elde edildiği için kur farkından da geliri beyan etmemiz gerektiği yazıyor.

    işin birde şu kısmı var kağıdın vade sonunu beklediğimizde senelere yayarak net kazançları beyan edicez ve gelir vergimiz senelere yayarak ödeyeceğiz fakat erken çıkış durumunda toplam aynı sene için gelir beyan edicez.aklımı karıştıran şey erken çıkışlarda net kazanç ( kupon ödemeleri ) dışında ana para üstünden kur farkınında doğan gelirin vergilendirilip vergilendirilmediği.

    eurobondların beyannameye tabi olması , vade sonunu beklediğimizde veyahut erken çıktığımız durumda nasıl beyan ediceğimiz konusu bizim için tam bir muamma olmuş durumda.bu eurobondlar vade sonu ve erken çıkışlar için nasıl vergilendirilceği konusunda detaylı bir bilgilendirme yazısı yazabilirseniz çok çok mutlu oluruz , şimdiden çok teşekkür ederim sizlere iyi geceler dilerim mahfi hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben vergi işleriyle ilgilenmeyeli çok zaman oldu. Bu konuda belki Ozan Bingöl'den ricada bulunmak daha doğru olur.

      Sil
    2. Yönlendirmeniz için teşekkür ederim mahfi hocam çok sağolun

      Sil
    3. Hocam iyi geceler dilerim , ozan bingöl beye nereden ulaşıp ricada bulunabiliriz acaba

      Sil
  32. Hocam, ben sorunu buldum.

    Bizim başkana kararları öncesinde birileri ekranı ters çevirip grafikleri gösteriyor. Başkan da yoğun adam, ona göre yorumluyor.

    Faiz sebeb enflasyon sonuç teorisinde de diğerlerinde de böyle.

    Başkana ekranı ters göstermişler, başkanın mantıkda hata yok.
    Ekranı biri tekrar düzüne çevirirse, o zaman sizin dediğinizi diyecek.

    YanıtlaSil
  33. Eskiden kur haftada 1% deger kaybediyordu simdi gunde 1% eriyor. hayaldi gercek oldu, yaparsa Ak party yapar.

    YanıtlaSil
  34. En büyük sorun bunlar yanlışlıkla olmuyor, sert bir rejim değişikliği geliyor ve zengin/eğitimli halklar zor baskı altına alınır. Her zaman önce fakirleştirmek/aptallaştırmak gerekir. Buna izin verdi ülke ve siyaset geçen 15-20 yılda. Etik, değer, hak, hukuk anlayışı olmayan bir milletiz, sonu da ona göre oluyor, utanmayan insanların ülkesi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En büyük sorun insanların kötüye alışmaları ve bıkkınlık içinde her şeye boyun eğmeye başlamış olmaları.

      Sil
  35. Riski ici bos olan reform paketleriyle, kuru dogrudan mudahalelerler ve yalan haberlerle, enflasyonu tuik oyunlariyla, faizi dogrudan bilerek negatif reel faoz vererek manuple etme derdindeler. Nerden baksan tutarsizlik.

    YanıtlaSil
  36. Gelişmiş ülkeler enflasyon yaratmak için çabalarken, biz 40 yıldır yüksek enflasyonla yaşamayı nasıl başardık sayın hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü gelişmiş ülkeler bilime saygı gösterirken biz mucizelere inanmayı dürdürüyoruz.

      Sil
  37. Olur mu hocam, Faiz enflasyonun sebebidir, risk diye bir şey yoktur. her şey muazzam, tekere çomak sokmak oluyor mu hiç lütfen :)

    YanıtlaSil
  38. Hocam kurun 8.50 sınırını aşması MB de gene değişiklik zamanı geldiğinin habercisi olabilir mi?

    YanıtlaSil
  39. Hocam ekonomide yeni reform paketi bekliyormusunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır. Her reform yeni bir deforma yol açıyor.

      Sil
  40. Hocam yazı için elinize sağlık. Bir sorum olacaktı. CDS'lerin nasıl fiyatlandığını anlamaya çalışıyorum.

    Politika faizi %10,25, Türkiye'nin CDS primi 2 Kasım haftası 538 civarında.
    20 Kasım politika faizi % 15, CDS primi 380 , 23 Kasım haftası itibarıyla,
    25 Aralık politika faizi % 17, CDS primi 311 , 26 Aralık haftası,

    Hocam sorum şu: Faizi artırıyoruz, CDS primi azalıyor. Reel olarak aslında değişen bir şey yok. Ülke için de sosyal, siyasal ve ekonomik riskler aynı şekilde devam ediyor. Dışarda da bir değişiklik yok. O halde neden CDS risk primi düşüyor ? Faiz artışının reel riskleri düşürücü bir etkisi yok ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faizi artırınca ülkeye dolar girişi artıyor ve ayrıca dolar mevduatının bir kısmı bozdurulup TL mevduata dönüyor. Bu durumda dolar talebi azalıyor arzı artıyor. Bunun sonucunda arzı artıp talebi azalan her malda olduğu gibi doların fiyatı (kur) da düşüyor.
      Ne var ki faizi artırdığınızda riskleri de artırırsanız (son iki haftada yaptığımız gibi) faiz artırmanın kurları düşürmeye etkisi olmuyor hatta tam tersine kurlar yükseliyor.

      Sil
  41. Allah adı ile kandırma
    Kul hakkı yeme ve
    Pudraşekeri
    - - -
    Meselenin özeti...

    YanıtlaSil
  42. Ben gerçekten bu hükümeti ve insanları anlamıyorum!
    - Çevremde sürekli esnaf batıyor ve dükkanı kapatıp evine gidiyor. Sesini çıkartmak için harekete dahi geçemiyor.
    - Açım diyene "ABARTMA" deniyor. Kuru ekmek varsa aç değilsin deniyor.
    - Çeklerini sermaye ve kar kayıpları yüzünden ödeyemeyen şahıslar/şirketler bir bir hapis cezası ile karşı karşıya kalıyor.
    - 2020'de zarar beyan eden küçük esnafa 150 lira damga beyannamesi borcu çıkartılıyor. Esnaf onu da ödeyemiyor. (150 TL evet, ödeyemiyor, abartmıyorum örnekleri var. Somut her şey delilli ispatlı)
    - Sizin gibi görüşlerini yazıp sanal dünyada da popüler olan ve daha sonra ABD şirketi Google'a sitesinin bir kısımlarını kiraya verenlere %18 KDV + GV + GGV kesiliyor. Yetmez gibi 5 senesi incelenip yüz binlerce lira ceza kesiliyor. Bitmedi; bu adamlar fikirleri ile popüler olmasına rağmen REKLAMCI olarak nitelendirilip bu hukuksuzluk yapılıyor. Aynı mevzu Youtube üzerinden gelir elde edenlere de uygulanıyor. Üstelik mahkemelerin AKSİNE kararlar vermesine rağmen müfettişler bunu yapıyor.
    - Vergi yapılandırması yaptık denerek ne idüğü belirsiz bir kanun ortaya çıkartılıyor. Normal zamanda ota toka yapılandırma çıkaran bu hükümet şimdilerde "KESİNLEŞMİŞ" vergilere yapılandırma çıkartıyor.
    - Yapılan kanunlar pandemi şartlarını görmezden geliyor. Sanki her şey normal, her yer açık gibi "1-2 ay içinde öde" şeklinde kanunlar yapılıyor.
    - Beklenti 100 baz/p olmasına rağmen 200 b/p faiz artırımı yapılıyor, iki gün sonra MB başkanını görevden alınıyor.
    - Yargı reformu yapıyoruz diyorlar, kendilerinin 2-3 sene önce müttefik olduğu malum partiyi kapatmak istemiyle savcıya kapatma davası talimatı veriyorlar.
    - Sıradan bir vatandaşı akşam saat 21.05'te dışarıda gördük diye 3000 lira ceza kesiyorlar ama olağan kongrelerini yapmak için civar illerden otobüslerle insan taşıyorlar ve gittikleri illerde KAPALI ALANLARI ağzına kadar dolduruyorlar. Bununla da övünüyorlar.
    - Aşı bulması ve hatta üretmesi gerekirken CEZA KESMEYİ, KAPATMAYI daha doğru buluyorlar. Denetleme yapacak trilyon tane yandaş polis ve bekçi işe almışsalar da bunları ceza kesmek için kullanıyorlar denetlemek için değil.
    - Ekonomil reform safsatasına hiç girmiyorum çünkü eleştirecek kadar bile değeri yok. %100 israf.
    - Ulusal kanallarda muhalefet yapanları çeşitli yollarla sindirip topluluk önüne çıkartmıyorlar, daha da sivrilen olursa onları da çeşitli yollarla törpülüyorlar.
    - Yandaşa Milli Piyango'yu peşkeş çekip vatandaşın parasını faizde getiri kalemi yapıp çatır çatır zengin oluyorlar.
    - Kadınlar için çok lüzumlu olan İstanbul Sözleşmesi'ni garip sebeplerle terk ediyorlar. Kadınları ikinci sınıf insan olarak görüyorlar ve bununla da övünüyorlar.
    - İslam'a inandıklarını söylüyorlar haram yiyor, kul hakkına giriyorlar.
    - İşsiz gence malum partilerden referans gelmezse o genci işe dahi aldırmıyorlar. Yandaş olmayan esnaf batmaya mahkum olduğundan onlar zaten işçi çalıştırma gibi faaliyetlerde bulunamıyor. Böylece liyakatsizlikte çığır açan uygulamalara sebep oluyorlar.

    Sonuç:
    BENİM ARTIK HİÇ UMUDUM YOK. ÖMRÜMÜ, ÖMÜRLERİ, UMUTLARI, HAYALLERİ, HER ŞEYİ ÇALDILAR. HAKKIMI HELAL ETMİYORUM.

    YanıtlaSil
  43. Milli ekonomimiz ağır bir saldırı altında.
    ikinci istiklal harbi bu, ileride torunlarınıza birakabileceginiz bir şeyiniz olmasa da, gururla anlatabileceğiniz, gurur olacak TL kullanip dolar bozdurmak.
    Unutmamak gerek Hepimiz ayni arabadayiz. Ayni arabada soluklaniyoruz gidiyoruz yasiyoruz.

    Saygilar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vay trol kardeş hoş geldin, dolar zıplayınca çıkarlar, bloglarda yazarlar.

      Aynı arabada filan değiliz, birilerinin yüz milyonlarca vergi borçları affedilirken, yukarda yorum yazan arkadaşlar gibi birilerinin kobi olmak sebebi ile oluşan vergi borçlarından dolayı ehacizler yapılıyor, insanlar kredi kartlarını bile kullanamıyorlar, banka hesabı açamıyorlar. Bu en temel insanlık hakkıdır. Devlet ehaciz ile vatandaşlarının hakkını gasp ediyor.

      Benim de hesaplarım 1 değil 2 değil tam 8 yıldır ehacizli. Ehacizden sonra hiç hesap açamadım, kullanmıyorum da, vergi borcunu da ödemiyorum. Ben de sivil itaatsizlik hakkımı kullandım, vergi ödemedim, kokaincilerin kokain parasını nerden bulursa bulsun. Zoraki tüketim vergileri almaya çalışıyor, onları da mümkün oldukça şirket üzerine atıp kurtulmaya çalışıyorum.

      Gelsin nasıl alırsa alsın devlet midir nedir. Ben akıllandım, kazancımı başkası üzerinden yurtdışına aktarıyorum, bir bilet ile çeker giderim. Aynı araba da değiliz,

      Sil
    2. Çok büyük bir çoğunluğun arabası yok bu bir.
      İstiklal Savaşını öyle her şeye yakıştırıp değerini düşürmemenizi öneririm bu da iki.

      Sil
  44. Sayfamızda ben dahil olmak üzere herkes dürüst, emeğiyle para kazanıyor(!), insan haklarına saygılı, fakat yöneticilerimiz bizim tam tersimiz. Acaba layık olduğumuzla
    yönetiliyor olabilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam Exderviş,

      Türkiye büyük bir ülke, sayfamızda yazanların büyük kısmının siyasi tercihinin mevcut iktidar olmadığını biliyorum.

      Sayfamızda yazanlar ülkenin kentli, normal eğitim sisteminden geçmiş, normal bir çalışma hayatında emek veya üretim yapan kişileri.

      Ben bu sayfada yazanların bu ortamda ne kadar dürüst ve özverili olduklarını biliyorum. Yorumlarından anlıyorum.

      Buranın insanları devlet yapısının arka bahçesinde oynayan "iyi çocuklarını" bilmiyorlar. Bilmelerine de gerek yok. 2017 seçimlerinde oyların çalındığını ve millet iradesinin hiçe sayıldığını sahada çalışan arkadaşlarımdan biliyorum.

      Daha açık ifade etmek gerekir ise; Türk milletinin iradesi başkanlık sisteminden yana değildi. o gece iradesi çalındı. Burada yazan insanlardan 5 kişi organize olup, tepki göstermeyi bilmezler. Bunlar tepki gösteremesin diye kozmik odaya da girildi, ardından bu işler yapıldı.

      2000li yılların Cumhuriyet mitinglerini hatırlayın, burada yazan insanlar mitinglerde hükümeti daha demokrat olmaya zorluyordu, bu insanlar o zaman da tepki göstermeyi bilmiyordu, birileri onlara farkettirmeden onların organize olabilmesini sağlıyordu. Şimdi o birileri yok. O birileri olsaydı, bugün saray olmazdı, 2017 seçimi olmazdı, başkanlık olmazdı, MB kasanız boş olmazdı, prompter olmadan iki lafı bir araya getiremeyen kuklanın teki sarayda olmazdı.

      Ülkenize bunları yapanların en korktukları şey, burada yorum yazanların sahaya inmesi, meydanlarda durmadan yürümesi, baskı üretmesi, daha da ilerisi senin yönetimini hiçe sayıyorum, kendi yönetimimi kurabilirim diyebilmesi.

      100 yıl önce biz bunu yaptık. Osmanlı meşru hükümeti vardı, yerel meclisler kurduk, halkın temsilen halkın seçtiği mebusları doldurduk, alternatif hükümeti kurup, Osman'ın torununa(*) rest çektik.

      Olay çok basittir, bu kadarcıktır. 3 ayda millet iradesine karşı gelenler tası tarağı toplayıp giderler. Yeter ki, millet devletine sahip çıksın.

      Tüm o yöneticiler, o yöneticilere oy veren bilinçsiz seçmen, hepsi burada yazan insanların paraları ile hayatlarını sürdürüyor. "İyi çocukların" güzel insanlara, kalk patron sensin diye hitap etmesi lazım. İyi çocuklar yok, o zaman siz kalkın ve patron benim deyin, bu kadar, kimse patrondan büyük olamaz. 2-3 ay işsiz kalmak, hayat boyu şaklaban beslemekten daha iyidir. Ülkenin dünyadaki saygınlığını da artırır, refahınızı da artırır, tıpkı 100 önce artırdığı gibi. Bilmiyorlar, kendilerine ve çocuklarına yazık ediyorlar, çok pasifler.

      O!0o*!7Z0$sKQRQf

      Sil
    2. Anonim30 Mart 2021 16:11 ya da O!0o*!7Z0$sKQRQf , siz neden yorumlarınıza rastgele şifre gibi karakterler ekliyorsun, bunun sırrı nedir? Acayip güvenli şifreleri benziyorlar.

      Sil
    3. O cumhuriyet mitingleri özenle açıklanması gereken bir tarih. Nisan 2007.

      Milyonlarca insan, onlarca şehirde yürüyüşlere başladı, ardından 3-4 gün geçti, başbakan - genel kurmay başkanı direk kayıtları alınmayan bir görüşme yaptılar.

      O gün Cumhurbaşkanı devre dışı bırakıldı. Bir iki ay sonra asker terfi listelerinde beklenmeyen işler oldu.

      Garip olayların döndüğü, Türkiye için dönüm noktası olan bir tarih idi. Ardından Cumhurbaşkanı seçilemedi.

      Ahmet Necdet Sezer, yetkilerine dayanarak, rejimi sıkıntıya sokar diye halkın cumhurbaşkanı seçmesine yönelik anayasa değişikliklerini veto etti. Meclis aynen yasayı tekrar gönderdi. Bu sefer onaylamak zorunda idi. CHP bu zaman diliminde kendinden beklenmeyen bir şekilde anayasa değişikliğine onay verdi, ardından CHP liderinin de seks kasetleri patladı.

      CHP aynı süreçte, bir öyle bir böyle davranarak, siyasi ağırlığını, bürokrasideki ağırlığını da kaybetti. Cumhurbaşkanı değiştikten sonra her şey çorap söküğü gibi söküldü. Devlet bitirildi.

      Cumhuriyet mitingleri sonrasında çok subayın görev yerleri değiştirildi, pasif görevlere atandı, atamalarında ve terfilerinde sorunlar çıkarıldı, atamalar ve askeri kademeler kaydırıldı. Ergenekon ve Balyoz ile üst düzey askerler kışlalardan hapislere taşındılar, onların yerlerine kimler kimler geldiler, kademesi düşük olup, iki alt kademeden adamlar geldiler. Sonrası malum.

      Sil
  45. Hocam kaleminize sağlık,
    Bu faiz hastalığının sadece bize mahsus olmadığını, ABD nin de çok kaliteli guvernörleri yanında popülist guvernörler sebebiyle 2008 mortgage krizine girdiğini öğrendim. Yani, FED de isteyerek-istemeden hükümetlere boyun eğmiş.
    5 Nisan'da üniversitede idim, bugün yine Tansu Çiller'in ekonomiye döneceği konuşuluyor. Ne dersiniz :) ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ooo Tansu Hocam, şeref buyurur, 5 Nisan'a fazla zaman kalmadı.
      Haydi Türkiyem, hazırla kendini.

      Bir bilge derki; 4. nisanın şafağında cb duyurularına bak.

      Sil
    2. Tansu Hanım, benim hatırladığım faiz sebep enflasyon sonuçtur ekolüne üyedir. O nedenle olabilir.

      Sil
  46. Ekonomi ve hukuk reformlarını da yapmıştık halbuki, neden böyle oldu şimdi? İçeriğin önemi yok nasıl olsa bir iki reform daha patlatırsak dolara gerçek anlamda bir tokat vurup dış güçlere hakettikleri cevabı vermiş oluruz bence.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi ve hukuk reformunu yapmış olsaydık burada olmazdık. Her şeyin sonuna bir reform kelimesi eklemekle reform yapılmaz.

      Sil
  47. Hocam,morgan stanley in tcmb ye %49 ortak olması bizi kurtarır mı?

    YanıtlaSil
  48. Hocam 2020 iyiymiş dememize az kaldı Tweetinize gelen tepkilerden birtanesi şu şekildeydi:
    ...
    OECD : "Türkiye ekonomisinin 2021 için büyüme tahminini yüzde 2,9’dan yüzde 5,9’a (2 katına) yükseltiyoruz"
    Fitch ise %6,5 olarak belirledi.
    Buna cevabınız nedir? Ülkede muhalif kesim ekonomisti, yazarı, gazetecisi olmak çok konforlu hale gelmeye başladı gibi bir izlenim var. Twitterde veya diğer mecralarda sayısız makale yazıyorsunuz Onca akademik başarı cabası. Twitterde, Ülke Batıyor! Yazdığınızda 200 bin kişi beğeniyor ve sizin kim olduğunuzu dahi bilmiyorlar. Sizcede tarafsız bilim adamı kimliğinizin ve ilminizin belirli kesimlerce adeta taraftarize edilmesi doğru mu? Yarın öbürgün ülke iyiye gidiyor dediğinizde kimsenin umrunda olmayacak söyledikleriniz. Ha bu seferde diğer grubun tuttuğu ekonomist olacaksınız. Bu tarafgirliğin sonu nedir hocam iki tarafta mağdur fikirlerin hiçbir önemi kalmamış. Herkes duymak istediğini destekliyor. Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ekonominin büyümesi kendi parasıyla ölçülen GSYH'nin bir önceki yılla kıyaslanmasıyla hesaplanır. Oysa paranızın dış değeri enflasyondan fazla değer kaybına uğramışsa dolar cinsinden hesaplanan GSYH'nin büyümediği hatta küçüldüğü ortaya çıkar.
      Kimse ülke batıyor demiyor. Ülkeler batmaz. Ama geçen yılki kazancınıza göre daha çok kazanmış görünseniz de geçen yıl aldığınız kadar malı bu yıl alamazsınız. Bu batmak demek değildir ama dünyada enflasyon yokken enflasyonla yaşamaktır. Dünyada faiz yokken en yüksek faizi ödemek demektir. Üniversiteyi bitirince işsiz kalmak demektir.
      Tarafgirlik bu gerçekleri görmezden gelmek demektir. Bunlara itirazınız yoksa keyfinize bakın. Bizim itirazımız var. Biz, bilimle uğraşanlar daha iyisi yapılabilir diyoruz ve bunu yaparken kimin beğendiğine ya da eleştirdiğine bakmayız. Bakarsak gerçeği konuşamayız.

      Sil
    2. Evet Mahfi bey; yazdığınıza parmak basarım.
      Doğrusu bu.
      Siyasetçilerin çıkar hırsları denetim altına alınmayınca, Enflasyon ile Büyüme buna denir. Hal bu; şişirilmiş baloon ve birisi iğneyi batırınca....

      Selamlar

      Şenol.

      Sil
  49. AKP'NİN 2023 HEDEFİNE ULAŞMASINA 641 GÜN KALDI.

    YanıtlaSil
  50. Hocam,

    Bazı arkadaşlar müslümanların bağnaz yapısına dikkat çekiyor bu ekonomik konularda ama olay islam değil gibime geliyor.

    Bizimkilerde nasıl bir bağnazlık var ise, arabın kendisi millete virüs bulaşmasın diye açık mekanlardaki teravih namazını 10 rekata indiriyor, kapalı mekanları açmıyor namaza;
    bizimkiler kapalı mekanda 30 rekatın üstüne bir de hatim bindiriyor.

    Yok hocam yok, adamlar kendi uydurdukları dinde bile bu kadar bağnazlığı kaldıramıyorlar, modern dünyanın gereğini yapıyorlar.

    Bizimkilerdeki ayrı bir bağnazlık hocam, dinle diyanet ile alakası yok, eğitimle de alakası yok, bildiğim hiç bir şey ile alakası yok. Bu çok ayrı bir şey hocam.

    YanıtlaSil
  51. Selam Mahfi Hocam,

    Bizim devlet kadroları niye beceriksiz hocam?

    Kendi vatandaşlarına eziyet edip, vatandaşını iş yapmaktan alıkoyuyor, sonra kendi işi de olmuyor.
    İşte hikayem:

    - Küçük Kobi sahibi olarak bir şekilde kamuya SGK borçlandım. (Borçtur, ödenir)

    - Kamu benim banka hesaplarıma ehaciz koydu. (İyi tamam, koyduğu gibi kaldırılır)

    - Borcun tamamı ödenmeden ehacizi kaldırmam dedi. (Bak bu olmadı, banka hesabı kullanamayan vatandaş ne yapsın? Alternatif yok!)

    - Ne banka hesaplarımı kullanabildim, ne kredi kartlarımı.(Şimdi vatandaşı kilitledi)

    - Bir süre eşimin hesaplarını kullandım, sonra yurtdışına çıktım. ( Yeni hayat, yeni gelir, oh ne iyi!)

    - Devlet geçen yıl dedi ki, canlarım gelin sizlerin borçlarını yapılandırayım, adını da 7256 koydum. (Helal olsun devlete, akıllı bir iş yaptı)

    - Yurtdışından internetten yapılandırdım. (Modern ve çağdaş devletim benim ne imkanlar tanımış)

    - Ödeme günü geldi. SGK eTahsilat sitesine girdim. (Bak bu da olumlu)

    - Kart bilgilerini girdim. O da ne? SGK yurtdışından kredi kartı ile ödemeye izin vermiyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Sitenin altını üstüne getirdim, bir tane de hesap no yok ki havale edebilelim. Afedersiniz mal gibi bakakaldım siteye.

    - Benim banka hesaplarım ehacizli olduğu için Türk kredi kartlarını da kullanamıyorum.

    Ben de sevinmiştim, elimde birikmiş para oldu, kamu borçlarını temizleyim diyordum. Bi haftadır çözemedim. 31 Mart da son günüymüş.

    Ben ne yapayım hocam? Vatandaş olarak görevimi yaptım, parayı buldum, adamlar ödeme almayı beceremiyorlar. (Benim ilçe belediyesi ile maliyeye de borcum vardı, onların sistemleri kredi kartı ile tahsilat yaptı geçen ay, ama SGK kaldı. )

    Şimdi benim yapılandırma da yandı, haciz dolayısı ile hesaplarım da yıllar boyunca açılmayacak. Geçen hafta çok moralim bozuldu. Eşime de dedim, ya ne işimiz var orada, 3 kuruş borçtan dolayı bana banka hesabı bile açtırmıyorlar, dedim son gününe kadar ödeme yapabilmek için uğraşırım, olmazsa ben elimden geleni yaptım, vicdanım rahat derim.

    İşte budur hocam ülkenin bürokrasi durumu. Bunlar ne enflasyon, ne faiz, ne başka bir şey çözebilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beceriksiz olanlar devlet kadroları değil, siyasetçiler. Aslında onlar da beceriksiz değil ama çıkarlarına uygun davranıyorlar.

      Sil
    2. Teşekkür ederim Hocam, cevabınız için. Ben mikro ölçekte SGK gibi bir kamu kurumunun ödeme kanallarını bürokrat ile çözüleceğini düşünerek yazmıştım.

      Siyasetçiler, hakkını hukukunu bilmeyen bir yığını buldular, kaz gibi yoluyorlar hocam.

      Sizin bu bloğa yukardaki yorumu yazdıktan sonra aklıma İstanbuldaki kayınbiraderim geldi. Ona durumu açtım. Dün gece Fransadan onun hesabına Euro transfer yaptım. Sabah eline geçti, o kendi hesabı üzerinden SGK ödemesini yaptı.

      Tabi benim birey olarak sorunum çözülmedi, Türk bankalarını kullanamıyorum. Cep telefonum kapandı, cep telefonunu ancak şubeye gidip değiştirebilirmişim. Fransa'dan ben nasıl o bankanın şubesini bulayım?

      Kayınbiraderim de dedi , abi nicin SGK borcunu ödüyorsun? Yurtdışındasın, mallarına haciz koyamaz, senden o parayı alamaz. 10 sene sonra Kamu borcun da silinir. Kokainci danışmanlara mı paran gitsin? Uğraşma dedi.

      Ben de arada bir tane bile SGK dan destek alan bir aileye giderse, diye verdim dedim.

      Bu sabah Türk SGKsına 200 bin TL ye yakın para ödedim. Biliyorum ki, yarısını iç edecekler, amacı dışında kullanacaklar. Geri kalan yarısını da bir sürü ihtiyaç sahibinin ihtiyacını bile görmeyecek kadar küçük miktarda dağıtacaklar. O ihtiyaç sahiplerinin hatırına ben bu borcu kapattım.

      Sil
  52. Hocam son 40 yıldır sıkıntıdan bahsettiğimizi yazıp son hükümete bütün yükü yüklemekte doğru değil kanısındayım. Türkiye'nin bahsettiğimiz ekonomik sıkıntısı kronik hastalığı olmuş. Ekonomist geçinen ve siyaset yapanlar çözüm yerine problemleri yinelemişler sarmal hale getirmişler. Yorumlara bakıyorum hep mevcut hükümeti suçlayıcı. Elbette hataları var lakin asıl meselenin başlangıcına bakmak lazım. ve çözüme oradan ulaşılır. Hastasın demekle hasta iyileşmez. Hastalığının kaynağının tespiti ve tedavisi ile olur. Saygılarımla hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi, güzel söylersiniz de Murat kardeşim hastalığın kaynağını ve tedavisini söyleyenlere değil idare edilip geçiştirilmesini savunanlara itibar edenler kim asıl ona bakmak lazım değil mi?

      Sil
  53. Hocam bu bahsettiğiniz , çift paralı olmayan , kurun aşırı etki etmediği ülkelerde nasıldır? örneğin amerika, almanya vs. Burada kur artışı enflasyonu direk tetiklemez ancak talebe bağlı enflasyon oynamaları daha mümkün sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet doğru. Buralarda kurun pek etkisi yok çünkü ithalatı kendi paralarıyla yapabiliyorlar. Buralarda enflasyonun asıl nedeni talep artışı.

      Sil
    2. Anonim31 Mart 2021 10:11
      Salt Euro ve Dolar gibi SDR sepeti icerisinde yer alan uluslararsi odemelerde kullanilan para birimleri(yen, frank vb) disindaki para birimleri icinde gecerli bu dediginiz.
      Ancak tek bir sartla o da dusuk enflasyon ve uzun yillardir suren "Fiyat Istikrari" ile mumkun.
      Bu tarz ekonomilerin para birimleri, yerel halk ve profesyonellerden zamanla dusuk enflasyondan dolayi guven kazanmistir ve dolayisiyla dolarizasyon ve cift parali bir ekonomi olusmamistir.
      Bu tarz ulkelerde kurda bir reel artis yuksek-ilimli enflasyonlu ulkeler gibi enflasyonda ayni artisi getirmemektedir. Bu bir cok makale ve arastirmada saptanan bir argumandir.

      Yani uzun yillardir %4 ve alti enflasyon yasayan A ulkesinde kur bir nedenden oturu yillik %10 artis yapsa bu artisin A ulkesindeki enflasyona etkisi
      Uzun yillardir %8 ile10 arasi enflasyon yasayan B ulkesindeki kurun %10 artisinin yapacagi enflasyonist baskidan ve olusabilecek enflasyona katki rakamindan azdir ve az olan enflasyonist baskinin da A ulkesinde daha uzun bir zaman dilimine yayilmasi da daha soz konusudur. Bu da A ulkesinde faizler yoluyla bu uzun zaman dilimindeki fiyat artis surecini yonetmeyi de zamani kendi lehine cevirmeyi de daha rahat ve mumkun kilar.

      Ornegin B ulkesinde kur artisinin enflasyona yansimasi 2 ila 4 ay icerisinde gerceklesiyorsa
      A ulkesinde bu surec 1yila kadar uzanir.Bu da A ulkesine para ve maliye politikasi yaparken zaman kazandirir.
      B ulkesinde fiyat artislari kur artisi kadarhatta daha fazla artabilme imkani varken
      Literature ve gerceklesen ulke deneyimlerine gore; A ulkesinde kur artisinin enflasyona etkisi daha az olabilmekte ve B ulkesine gore daha uzun zamana yayilabilmektedir.

      Butun bu surec gucunu fiyat istikrarindan ve dusuk enflasyondan yerlilerin o ulkedeki para birimine itibarindan almaktadir.
      Bu baglamda kur artisinin cari dengeyi olumlulama etkisine bakacak olursak eger A ulkesi B ulkesine gore daha fazla avantaj saglayabilir cari denge ve dis ticaret surecinde...
      Zaten literaturde ve gecmis deneyimlerde develuasyonun dusuk enflasyonlu ulkelerde yuksek enflasyonlu ulkelere gore cari denge baglaminda daha etkili ve daha uzun vadeli olumlu hatta bazen dogru politikalar uygulandiginda kalici etki ettigi bilinen bir gercektir.

      Uzun sozun kisasi illa para biriminin uluslari gecerliligi olmasi sart degildir. Elbette uluslarasi gecerliligi olan ulkelerin para birimleri bu ulkeleri daha etkin ve rahat kilmaktadir. Ancak eger kendi ulkenizde fiyat istikrarini saglar uzun yillardir dusuk enflasyon kosullarina nail olursaniz kur artislari ulkenize dezavantaj olarak donmez hatta avantaj olarak bile donebilir.

      Sil
  54. Türkiye'deki millet zeki falan değil, eblehtir.

    YanıtlaSil
  55. Mahfi bey

    Eğer bilgisizlikle veya anlamamışlıkla linç edilmeyi göze alabilirseniz, bunları kafanıza takmazsanız:

    "Decentralized finance (DeFi)" ve "non-fungible token (nft)" konuları hakkında, bunların ne olduğu ve nasıl işlediği ile ilgili bir yazar mısınız?

    Sizin gibi net izah eden birilerini bulmak çok zor.

    Dikkat ederseniz sizden tanım, kavram, mekanizma açıklaması istedim. "Nasıl çabucak zengin olunur?" diye bir soru sormadım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. DeFi bir merkez veya otoriteden azade,kaçak işletilen finansal hizmetlere verilen addır.
      Nft de bu kullanımını promote için uydurulmuş pazarlama ve reklamı tuzağıdır.

      Sil
  56. Avrupa Merkez Bankası Başkanın seçimini hatırlıyormusunuz? AB Liderleri bir araya gelip bir kişi üzerinde uzlaştılar veya uzlaşmak mecburiyetinde kaldılar.

    Bizim Hükümetimiz sağolsun bir Karar ile Merkez Bankasını değiştirdi.

    Şimdi kim kime neyi dikte ediyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AB ile Türkiyeyi kıyaslamak hatalı olur. Bir kaç yüz yıllık demokrasi geleneğine sahip kurumlar. Ortak akıl ile kritik yönetici seçmek ABnin kültüründe var.

      Türk insanı o olgunlukta değil. Aman canım biri çıksın da halletsin, boşver der. Türk insanı kendi yapmak istemez. Birileri yapsın ister. İşte şimdiki çıktı, herşeyi değiştiriyor, biliyor bizim milleti, ne derse milletin onay verceğini biliyor, ondan yapıyor.

      Yarın anayasayı değiştiriyorum, hayat boyu başkan kalacağım derse, bizim millet ona da evet der. Aman canım şunun şurasında kaç günlük ömrü kaldı, bırak istediği kadar işini yapsın boşver, diğeri daha mı iyi ki derler.

      Bunları ben demiyorum, İlber Ortaylı hoca da diyor. Hoca, tarihini bildiği halkın, bugününü de biliyor.

      Zaten anayasayı kimse takmıyor? Adamlar senin paranı yiyor mesela, senin sesin çıkıyor mu? Yok. Oturduğun yerde başını gömüyor ne işin varsa onu yapıyorsun.

      İşte o adam, sana dikte ediyor. Sen de evet diyorsun. Mesela, ben evet demedim. Hakkımı aradım, sizin de seçimlerde sandık hakkınızı savundum, 4 gün hapse attılar beni. Ben de araştırdım, bunlara para kazandırmayım diye yurtdışına çıktım. Yurtdışına çıkmadan önce 3 yıl kendimi geliştirmek için çaba harcadım. Her gün o tek yön biletini alıp gideceğim anın keyfini düşünerek çalıştım. Çıktım, beş yıl oldu. Ne oldu? Beni sömüremedi. Ama seni sömürüyor.

      Ben de AB içindeyim şimdi, ben de AB demokrasi kültürünün bir savunucusuyum. Burada da çok eksikler var, tamamlanması için insan ömrümün enerjisini veriyorum. Düzeltmek için çaba harcarken, yanımda destek olan insanlar görüyorum. Mutlu oluyorum, Yazılar yazıyorum, yerel gruplara katılıyorum, işimi düzgün yapıyorum.

      Ne yapayım yani, ben iyi eğitim aldım, etrafımdan da belli bir kaliteyi beklerim. Yoksa, bana güle güle, durmam orada, olay basittir.

      Sil
  57. Hocam, sadece sizden yanit bekliyorum.
    Siz bir akademisyen ve banka hazine islerinde de yetkin biri olarak sizce belli bir formasyon(fizik dalgalar olasilik koreleasyon temel matematik ortalama davranissal iktisat) dahilinde Ekonomi finans isletme vs gibi bolumlerde Secmeli olarak bir donem icin sizce "Teknik Analiz" dersi olmali midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam,

      Ekonomi ve finans içinde teknik analiz olmaz, onun yerine matematik daha uygun olur,
      zaman serileri analizleri ve ekonometrik modellere yer verilir.

      İşletme için seçmeli derslik Teknik Analiz konulabilir. İşletme mezunlarının trader olma yatkınlıkları daha fazla, grafiklere aşinalık kazanırlar.

      Ekonomi ve Finans öğrencileri isterlerse, piyasada çok fazla Teknik analiz eğitimi var, youtube da ücretsiz çok fazla yabancı kaynak var teknik analiz üzerine, ve çok fazla kitap var. Kendileri ilgileri varsa bakabilirler. Okulun içine sokmaya gerek yoktur diye düşünürüm.

      noVCF%Y0E28JD#d5

      Sil
  58. Arkadaşlar şuanda yapmaya çalıştıkları insanların yastık altındaki dövizi almaktır. Bir ülkenin döviz elde etmesinin yolları; İhracat, borçlanma, Turizm gelirleri ve vatandaşın dövizleri. Seçeneklere baktığımızda borçlanma imkanımız cds vs. Seviyelerimizden de anlaşılacağı üzere düşük. İhracat kısmı katma değer yaratan bir ürünümüz olmadığı için düşük. Turizm kısmı virüs nedeniyle düşük. Geriye ne kalıyor? Yastık altı. Yastık altını almanın yolu nedir? Ani yükseliş. Ne oldu geçtiğimiz haftalarda? Hiç beklenmeyen kararlar ve akabinde ani döviz yükselişi. Peki alınan karar sonrası karar merciiden hiç bir açıklama geldi mi? Hayır. Neden alındığına dair hiç bir açıklama gelmedi. Gelen tek açıklama ne idi? Yastık altını çıkaralım. Burada apaçık ortada değil mi yapılmaya çalışılan? Dövizi yükseltip vatandas ın dövizini almak. Son haftalarda mb ciddi anlamda para basıyor. Bunu verilerden ziyade gelen poşetli yeni banknotlardan dahi anlıyoruz. Yani vatandas ın dövizi para basılarak karşılanıyor. Çok ciddiyim. Dolar 9 a hızlı bir şekilde ulaşacak. Butün kriterler bunu gösteriyor. Ekonomi politikası değişiyor şuanda. Bunu görmemek için kör olmak lazım. Yüksek kur yüksek ihracat düşük faiz hedefleniyor. Bu oyuna gelmeyin.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dolar, Euro ve Altın

Rezervlere Ne Oldu?