Teori Gerçeklere Uymuyorsa

Hükümet Orta Vadeli Programı (OVP 2022 – 2024) açıkladıktan bir süre sonra sanki böyle bir program hiç yokmuş gibi yeni bir gidiş yolu açıkladı. Hazine ve Maliye Bakanı, bu gidiş yolunu: ‘Faizi düşüreceğiz, faiz düşünce kur yükselecek, kur yükselince ihracat artacak, ithalat gerileyecek ve dolayısıyla cari açık fazlaya dönüşecek, sonunda da enflasyon düşecek ve düze çıkacağız’ şeklinde bir açıklamayla özetledi. Bu açıklama aslında bir süredir hükümet uygulamalarına esas alınan ‘faiz, enflasyonunun nedenidir’ şeklindeki görüşün biraz daha geliştirilmiş şekliydi. Bu açıklanan yaklaşıma program diyemiyoruz çünkü hedefler ve hedeflere ulaşmak için yapılacak olanlar bu açıklamanın içinde yoktu. Zaman içinde ‘kervan yolda dizilir’ anlayışı çerçevesinde gidişata göre kur korumalı mevduat uygulaması gibi bazı kararlarla boşluklar doldurulmaya çalışıldı. Açıklanan bu gidiş yoluna ilişkin uygulamanın başlamasının üzerinden yedi ay geçti. Yedi ay, böyle bir uygulamada en azından ilk olumlu sonuçların alınması için yeterli bir süredir.

Önce faiz ve kur ilişkisine bakalım ve burada bu yeni gidiş yolunun açıklanan hedefe hizmet edip etmediğini gözden geçirelim.

Aşağıdaki grafik Merkez Bankası faizi ile USD/TL kuru arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor (grafik; MB faizi için TCMB politika faizi tablosundaki, enflasyon için de TÜİK TÜFE endeksi tablolarındaki veriler esas alınarak tarafımızdan düzenlenmiştir.)

Grafik bize Eylül 2021’de yapılan faiz indirimi sonrasında beklendiği gibi kurun yükselmiş olduğunu gösteriyor. Kurdaki yükselişin son dönemde durulmuş gibi görünmesinin önemli nedenlerinden birisi piyasaya döviz satılarak yoğun müdahalede bulunulması, şirketlere vergi avantajları tanıyan kur korumalı mevduat hesabı uygulaması ve bankaların döviz satış kurlarıyla alış kurları arasında çok yüksek bir fark yaratılmasıdır. Açıklanan gidiş yolu çerçevesinde kurun yükselerek cari açığı düşürmesi ve cari fazlaya dönüştürmesi beklendiğine göre bu açıkladığımız yöntemlerle kurun yükselmesine niçin set çekilmeye çalışıldığı sorusu ise bugüne kadar yanıtlanmadan kaldı.   

Faiz indirimi sonrasında kurda görülen yükselişin cari açığın azalmasında etkili olup olmadığını anlamak için bir başka grafikten yararlanarak yaşanan gelişmeyi ortaya koymaya çalışalım. 

Aşağıdaki grafik Eylül 2021’de Merkez Bankası’nın faizi düşürmesinden önceki ve sonraki aylarda cari dengedeki gelişmeleri gösteriyor (grafik, TCMB, Ödemeler Dengesi tablolarının yıllıklandırılmış verilerinden yararlanılarak tarafımızdan düzenlemiştir.)


Grafikten görüleceği üzere Merkez Bankası’nın faiz indirimine başladığı Eylül ayından önce cari açık azalma eğiliminde bulunuyordu. Eylül ayında faiz indirimi yapıldıktan sonra bu azalma eğilimi zayıflayarak Ekim ve Kasım aylarında da sürmüş, Aralık ve Ocak aylarında yeniden artışa dönmüş görünüyor (eldeki son ödemeler dengesi verisi çerçevesinde bu grafik gösterimi Ocak ayında kesilmektedir.) Bu görünüm faizin düşürülmesiyle cari açıkta bir düşüş olmadığını tam tersine artış olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır.  

Şimdi de bu aynı dönemde enflasyonda nasıl bir gelişme olduğuna bakalım.

Aşağıdaki grafik son 9 ayda enflasyonda yaşanan gelişmeyi gösteriyor (grafik; TÜİK, TÜFE verileri kullanılarak tarafımızdan hazırlanmıştır.)


Çok net görüleceği gibi faiz indirimi öncesinde pek kıpırdamayan enflasyonda faiz indiriminden sonra (kur artışının da etkisiyle) ciddi bir yükseliş yaşanmış.  

Bu durumda yeni gidiş yolunda faiz düşürülünce tutan tek tahmin kurun yükselmesi olmuş. Ne cari açık azalmış ne de enflasyon düşmüş, ikisi de artmış.

Faiz, önemli bir araçtır. Ama faize olduğundan fazla önem verip her ekonomik sorunu faizle çözmeye çalışmak yanlıştır. Faiz, tek başına, ne enflasyonu çözebilir ne kuru denetleyebilir ne de cari açığı fazlaya dönüştürebilir. Bu sorunların kalıcı biçimde çözümü için birikmiş olan sosyal, siyasal ve ekonomik riskleri düşürmek gerekir. Faiz, bu riskleri çözmek için atılacak adımlar açısından zaman kazandırıcı geçici iyileşmeler sağlayabilir.

Faiz, tek başına, ekonomik sorunların kalıcı çözümleri için olumlu sonuçlar yaratamaz ama yanlış belirlenirse tek başına pek çok sıkıntıya yol açar.

Ortaya bir teori atıldığında bir süre sonra teorinin gerçeklere uyup uymadığına bakmak ve gerçeklere uymuyorsa teoriyi gerçeklere uydurmaya çalışmak gerekir. Tersini yapıp gerçekleri eğip bükerek teoriye uydurmaya çalışmak çok daha büyük sorunlar yaratır. 


Yorumlar

  1. Hocam hükümetlerin gerçeklere uyma gibi bir derdi olmaz zira "nothing is true everything is permitted."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam 15:04,
      Psikolojik hastalığı olanlar gerçeklerden kopar.
      Politikacılar, profesyonelleştikçe, mevkilerinde fazla kaldıkça ruh hastalıklarına yakalanır.
      Küçük ilçe teşkilat liderlerinden, ülke liderlerine kadar giden bir silsiledir.

      - Haksız kazançları kabul ederler.
      - Liyakatli kurumları kaldırırlar.
      - İnsan haklarını ezerler.
      - İnsanları küçümserler.
      - Kendi benzerlerini eski yerlerine yerleştirirler.
      - Sözde hayali kutsal davalar ile hareketlerini kutsarlar.
      - Kendileri gibi zihin hastalarından dini ve maddi destek alıp, onlarca sözde meşrulaştırılırlar.

      Zihni hastalık, megalomanlık, sosyopatlık, psikopatlık tanımlarına uygun hareket ederler.

      Tüm profesyonel politikacılar zihin hastasıdır.

      Sen, ben ve tüm normal insanların yapmayacaklarını yaparlar.
      - Akrabalarını haksız yere işlere yerleştirirler.
      - Yıllarca emek vermiş, normal bir insanın danışmaktan mutluluk duyacağı,
      hukuk, ekonomi, yönetim meslek erbabı bürokratları işlerinden ederler.
      - İnsanların hapislerde suçsuz yatması onlar için sorun değildir.
      - Milyonlarca insanın emeği, hayatı, çalışması onlar için yok hükmündedir.
      - Bir cümle ile toplumda birbiri ile uyumla çalışan insanları hayali değerler üzerinden ayrıştırır. Tüm kamu imkanlarını ayrıştırma için kullanır.

      Kendilerinde yeterince güç hissedince saldırırlar.
      - Fiziksel saldırı yapmaktan çekinmezler.
      - Ülkeleri işgal ederler. Naziler, Putin, Afganistan, Suriye, Irak ve diğerleri. Milyonların hayatı onlar için önemsizdir. Ülkesi yıkılırken Esat Şamdaki sarayında mutlu, Putin yüzbinlerce Rus işsiz, aşsız kaldı umurunda bile değil sarayında hayali davalar için tehditler savuruyor, Ukraynalı milyonlar, çocuklar için en ufak acıma hissetmiyor.

      Bunların hiç birini akıl sağlığı yerinde olan insanlar yapmaz.
      Ellerindeki kamu güçleri ile yaptıklarını meşrulaştırıyorlar.
      Dünyanın diğer taraflarındaki bizlere propaganda ile meşruluk taslıyorlar.

      Bu Politikacıların hepsi zihnen, ruhen hastadır.
      Bir insan canına kastetmek en büyük suçtur.
      Hangi akıl sahibi kişi, diğer insanları öldürür?
      Siz birini öldürseniz, hemen tutuklanırsınız, haberlerde akıl hastasının teki diye sıfatınız geçer.
      Hangi haber kanalı Putin için akıl hastası sıfatını kullanıyor?

      Politikacı topluluğa olmak yalan söylemektir.
      Politikacı olmak başkalarının hayatını kontrol etmek istemektir.
      Politikacı olmak, güç için diğer insanları bastırmaktır.

      Hangi akıl sahibi bunları ister?

      Bundan kurtulmanın tek yolu vardır.
      Sağ duyulu, akıl sahibi insanların siyasi partilere girmesidir.

      Yorumlarımda sağduyu sahibi normal insanlara iktidar partisine girin diye yıllardır öğüt veririm.
      Hiç bir şey bilmeyen Türk enteller, ama biz o görüşte değiliz diye karşı çıkarlar.
      Ama o akıl hastaları her gün sizin, çocuğunuzun ve toplumunuzun geleceğini yok ediyor.
      Sağ duyulu bir insanın iktidar partisine girmesi, 2-3 tane akıl hastasını siyasetten temizler.

      Türkiye'deyken kafasının çalıştığını düşündüğüm insanlara ilk 2008 den beridir,
      iktidar partisine girin derim.
      Hiç biri girmez.
      Sanırım gökten vahiy filan beklerler.
      Girselerdi, şimdi sağduyu iktidardaydı.
      Bahaneleri benzerdir, biz o yalanları söyleyemeyiz.
      Zaten bu yüzden iktidar partisine girin diyorum.
      Siz normal bir insansınız.
      Doğruyu söyleyin, bildiğiniz doğruları söyleyin.
      Bırakın sizi partiden atsınlar. Yerinize başka bir sağduyulu girsin.
      İktidar partisi dediğiniz bir avuç insan. Nereye kadar atabilirler?

      Sevgiler;

      0gpd0ETVg71xeSwD

      Sil
    2. Sonu hariç tamamına imzamı atacağım bir yorum. Herşeyi devletin kontrol ettiği, siyasetin de devleti veya her neyse yönetimi ele geçirip herşeyi ele geçirmek adına yapıldığı bir ortamda kim bu işe bulaşırsa aynı hastalığa yakalanması kaçınılmaz. Asıl olan insanların binlerce yıldır süre gelen adı ne olursa olsun; devlet, ekonomi, vs diğer insanların emeklerinin, mallarının, canlarının, kanlarının, haklarının çalınmasını durdurmak için doğru düzgün bir ekonomik, siyasal sistemin kurulması için, başka bir benzer kuyuya düşmeden mücadele etmesi. İnsan denilen akıllı olduğu için değerli olduğu iddasında olan bu canlı türü daha fazla şempanze kominlerinden bozma bu sosyal, ekonomik, idari yapı ile devam etmemeli.

      Sil
  2. Ben uygulanan yeni programın özü itibariyle doğru ancak eksik ve dediğiniz gibi kervanı yolda düzelim mantığı ile hazırlandığı için başarısızlığa mahkum olduğunu düşünüyorum. Bunu da denedik olmadı işte denmesi büyük talihsizlik olacak.

    1- Cari açığın düşmediğini tam tersine arttığını yazmışsınız. Doğru bilgi ama eksik. Savaş nedeniyle enerji maliyetleri olağanüstü arttı ve dolaysıyla artan ithalat bedeli cari açığı yukarı çekti. Aslında 2021 Şubat ayında altın-enerji hariç yaklaşık 600 milyon dolar cari fazla verilmişken 2022 Şubatta yaklaşık 2 milyar dolar cari fazla verildi.
    2- Dövizin yükselmesi eğer eksik kapasite ile çalışıyorsanız hemen etkisini gösterir. İhracatçı rekabetçi bir fiyat belirler siparişleri arttırır ve ülkeye hemen daha çok döviz girmeye başlar. Ama firma zaten tam kapasite çalışıyorsa dövizin yükselmesi fayda değil zarar getirir özellikle hammadde anlamında dışa bağımlı ise. Günde 1000 ayakkabı üretme kapasitesine sahip fabrika oluşan yeni rekabetçi fiyatıyla günde 5.000 veya 10.000 sipariş alsa da üretip satabileceği ürün miktarı 1.000'dir. Yeni durumdan fayda sağlayabilmesi için kapasitesini arttırması gerekir ve bu da zaman alır. Bu zamanı tanımak gerekir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sn Adsız 15:10,

      Türkiyedeki milyonlarca eğitimli insanın yaptığı hatayı yapıyorsunuz.
      20 yıldır düzgün ekonomi programı yapmayanlardan, düzgün bir program yapmasını bekleyemezsiniz.

      Bilinç altınızda, hükümeti siz de diğerleri gibi meşru olarak kabul edip, aldığı karar üzerinden yorumluyorsunuz.

      Ülkenin rejimi değişti.

      Yeni rejimin ayakta durması için çok para kaynağına ihtiyacı vardır.

      Rejim, demokratik koşullarda yeşeren ekonomik canlanmayı yaratamayacağı için,
      ekonomiyi daha düşük üretim seviyesinde dengeye getirip, toplum kaynaklarını emmektedir.

      Demokratik üretim imkanı yüksek gelir getirir, mevcut rejim ise demokratik ortamda barınamaz.
      Yapılanlar, alınan kararlar mevcut rejimin bekası içindir.
      Ekonomi programının özü mözü yoktur.

      Hal böyle olunca, eskiden KİT'lerin satışı ve AB üyeliği sebebiyle gelen dış kaynakların yerini şimdi
      toplumu fakirleştirmek, fakir yığınların üzerinden kaynak devşirmek yöntemine geçmiştir.

      Sil
    2. Çok öz ve doğru bir saptama. Rejim kendini idame ettirmek için yakarak geçiyor. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve özgürlük diyemez bu saatten sonra. Kesinlikle daha alt bir fakirlik düzeyinde dengeye gelindi. Fakirdik, 1 altı oldu. Bu kadar rezerv yakmayla, borç ve garantilerle ve aşırı enflasyonla bir alt düzeye daha inecek gibiyiz. Kazanan Türkiye olmayacak. İktidarın, koltuk bana yar olmazsa kimseye yar etmem mantığı Türkiye'yi zora soktu. Koltuk hem ekonomik hem sosyal hem demokratik gelişmişlik olarak pahalıya patlıyor Turkiye'ye. Bu uğurda hem günümüz hem geleceğimiz yakılıyor. Hazıra dağ dağanmaz, kamyonun balataları tutmaz.

      Sil
    3. bravo cok isabetli tespit. Gercekten katma degeri yuksek urun uretip satmak yerine iş gucunu ucuzlatarak ihracatı arttırma mantıgı calısanların refah duzeyini asla arttıramaz.

      Sil
    4. Bizde cari fazlalar genelde büyük kur şoklarından sonra geliyor. Sonuçta montaj, esnaf ekonomisi bu, düşük kurla ithal edilmiş hammadde yüksek kurda daha düşük yabancı para ile satılsa da sanal kâr yazıyor. Bir de buna kur etkisiyle oluşan enflasyon nedeniyle çalışanların emek gelirleri reel olarak büyük kayba uğrayınca ( Sn. Hakan Kara'nın bu konuda güzel bir grafiği vardı) onların kaybı patronların kârı olduğu için, mallarını bedava işçilik ile monte edip ihraç edebiliyorlar.
      Bu ne hammadde nede işçilik ayağında sürdürülebilir değil.

      Sil
  3. Dinciler neye karşı olduklarını bilmedikleri, karşı oldukları şeyi
    tanımlayamadıkları için faiz takıntısına sahipler.
    Niye faize karşı olduklarını da bilmedikleri için çözüm de bulamazlar.

    Dinciler hiç bir zaman bu konuyu öğrenemeyecek, aradan bin yıl da geçse çözüm bulamayacaklar.
    Bulabilecek olsalar binlerce yılda çözüm gelirdi.

    Ben dincilerin neye karşı olduğunu size özetleyim.

    Bir ada ve içinde 10 tane insan düşünün.
    10 insan birbirlerinin üretimlerini paylaşarak yaşasınlar.

    Bir gün adaya yat ile dışardan biri gelsin ve herkese 100 er TL versin.
    TL ile işlem yapın, rahat edersiniz, seneye tekrar geleceğim, sizden yüzde 10 faiz alacağım desin.
    (Oran önemli değil, hesap kolaylığı için 10% yazdım.)

    Toplam 1000 TL'yi 10 kişiye eşit olarak verdi. Toplam 1100 TL alacak.

    Adada kimse para basmıyor. Nasıl 1100 TL alacak?

    Ada sakinlerinin en iyi bildikleri iş kendi yaptıkları.
    Borçlarına sadıklar.
    Kendi yaptıklarını diğerinden yüzde 10 daha fazla-iyi yaparlarsa, bireysel borçlarını öderler.
    Daha çok iş yapmak için biri daha erken kalkar.
    Onu gören diğeri ondan da erken kalkar.
    Sonra da geç yatarlar.
    Daha fazla çalışırlar.
    Sene sonunda en güçsüz, verimsiz olanın parasını ticaretle alırlar.

    Para veren kişi yatıyla sene sonunda geldiğinde herkes borcunu öder, en zayıf kişi hariç.
    Para veren kişi onun malına, borcu karşılığı el koyar.

    İşte dincilerin faize karşıyız derken, anlatmak istedikleri benzeridir.

    Ama dincilerin bunu size anlatamadıklarını görürsünüz, ne yaparlarsa yapsınlar bir türlü anlatamazlar.

    Niye?
    İmkan olursa başka bir yorum ile anlatırım.

    5qGj9HZR8qQ0x2Ye

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkinci kısıma geleyim.

      "Dinci" lik çok eski bir meslektir.
      Adı üstündedir, din alır-din satar.
      Hangi din olduğu önemli değil, toplumda kabul görmüş din tercihtir,
      pazar büyük olunca alım satım işi hızlı olur.

      Peki, dinci'nin parasını kim verir?
      Son bir kaç bin yıllık ortadoğu ve avrupa tarihine göre, genelde vergiler
      toplum yönetiminde toplanır, yönetici ve varlıklı kesim toplumdan en çok
      kaynağı alma gayretindedir, kaynağı bunlar dağıtır.
      Dinci hasılasını yönetim ve varlıklıdan realize eder.

      İşi gereği dincinin en büyük faydayı alması için, çok iyi bildiği din işiyle toplumu
      mutlu ederken, yönetim ve varlıklıları da huzur içinde tutması elzemdir.
      Misal; diyanetimiz parayı devlet yönetiminden alır.

      Faiz, ekonomi gerçekleri sebebiyle her ne kadar piyasa tarafından belirlense de,
      faizin hangi kesime ne fayda sağlayacağının tercihi yönetim ve varlıklının elindedir.
      Nihai faiz yükünü ahali öder.

      Tarih boyunca ahali faizden çok çekmiş, özgürlüğünü, nesillerini, toprağını kaybetmiş,
      köleleşmiş, emeklerini faiz düzenine kaybetmiştir.
      Tüm dinlerinde de kural olarak peygamberlerce de faizin kaldırılmasını da irade etmiştir.
      Ahali faizi sevmez. Faiz ahalinin düzenini bozar.
      Ahali inandığı en kutsal varlık olan Tanrısı diliyle de faizi yasaklar.
      Tüm İbrahimi dinlerde faiz yasaktır.

      Dinci'nin en iyi bildiği yasaktır faiz yasağı.
      Etrafınızda, din ile geçimini sağlayan dincilere birer birer sorun:
      Hacı, hoca, diyanet profesörü ve ilahiyatçı akademisyenlere sorun,
      aynı cevabı alırsınız. İslam'da faiz haramdır, Kuran ile yasaklanmıştır. Bitti.
      Bu insanların hepsi din ile ailesini geçindirir, her gün din alır, din satar.
      "Dinci"dirler.

      Hiç biri bir araya gelip, yahu artık devlet yönetimi, siyasi liderler,
      zenginlerimiz, bir araya gelelim faizi kaldıralım demezler.

      İslam ve diğer kutsal dinlerin istediği gibi faizler kalkarsa,
      ahaliye faiz ile ev, araba, kredi kartı, ihtiyaç kredisi, ticari kredi veren banka ve sahipleri
      nasıl varlıklarını sürdürür?

      Tüm varlıklı zenginlerin büyük şirketleri borsada.
      Bakıyorum, faaliyet dışı finansal kazançlar arşa ulaşmış.
      Zenginler çalışmaz ki!
      A ahalisini çalıştırıp, B ahalisine sattığından komisyon alır.
      Komisyonları büyüdükçe ismine Sermaye der.
      Sermayesini korumak için faizi kaldıraç yapar.
      Ahalinin ürettiği teknolojiyi başka bir zenginden alır,
      adına sermaye yatırımı der, başka Ahaliyi çalıştırır.
      Zengin komisyoncudur.

      Zenginin ve siyasetçinin yaşaması için faiz düzeni elzemdir.
      "Dinci", ahaliyi zengin ve yöneticinin refahı için faiz düzenine ikna eder.
      "Dinci" nin yaptığı, din ile çelişir.
      "Dinci", ahalinin dini bilmesini istemez, yoksa ahalinin dinciye ihtiyacı kalmaz.
      Siyasetçi ve zengin, din işini kendi beslediği "dinci" yapsın diye kurallar koyar.
      İsa'yı da bu yüzden bitirmediler mi?
      Musa, firavunun beslediği "dinci"lerden olmayınca ordu ile kovalanmadı mı?
      Muhammed, "bir elime ayı bir elime güneşi verseniz vazgeçmem" demedi mi?
      Üçü'de, toplumlarının zengin ve siyasetçilerinin istediği "dinci" olmayı reddetmedi mi?

      O halde, günümüz Diyaneti niye "bir elime güneş, bir elime ayı verseniz, bu faiz davası
      din de yoktur, kaldırın" demiyor?
      Niye cami hocaları hadi hükümet konağına yürüyoruz, faiz istemiyoruz demiyor?

      Dinciler böyledir.
      Binlerce yıldır.
      Böyle olmaya devam edecekler.
      Onların işi bu.

      EUiVb8lwBJa21a9D

      Sil
    2. 1 ateistde olabilirsin bilmem nede olabilirsin kimsenin kutsalına dil uzatamzsın
      2 biraz oku
      3 adadaki 10 kişi zayıf kişiyi yemek zorunda değil herkes çok üretirse üretim fazlası değer olacak o fazla değerler borçlarda ödenir kenara tasarruf da koyar
      4 matematiğin zayıf eonomi bilginde zayıf

      Sil
  4. Hocam denemekten vazgeçmemek lazım 🤣 NLP'de hep öyle demiyorlar mi? Vazgeçmeyin sonunda başarırsınız diye! Bu devlet ve kurumlar için neden geçerli olmasın? Denemek vazgeçmemek lazım. Asıl ben bundan sonra ne deneyecekler onu merak ediyorum. Gerçi ameliyat edilen biziz ama olsun ne yapalım yattık bir kere masaya😀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendi işinizde deneme yapabilirsiniz. Batarsanız faturayı siz ödersiniz kimse keyfinize karışamaz. Ama devlette deneme olmaz. Oradaki yanlış denemenin faturasını halk çeker.

      Sil
  5. Valla Mahfi hocam ne güzel anlatmışsınız ama gelin görün ki bizimkiler kendi bildikleri doğrulardan gidip duruyorlar ne diyelim diyecek bir şey yok diyecekleri siz dediniz zaten. Allah sonumuzu hayretsin

    YanıtlaSil
  6. Faiz tek başına yeterli bir silah değildir. Zamanında doğru kullanıldığında diğer ekonomik aktivite leri yönlendiren bir silahtır.

    Burada açıklanan hayal ürünü hedefler tüm dünyada herşey sabit olduğu varsayımı ile yapılmış olsa dahi ki bu sürekli değişen dünyada bir hayel dir. Gerçekçi değildir.

    Türkiye gerçeği görmezden gelinmiş ihracata odaklanmak denilen zrıvanın aslında ithalat yapmadan ihracat yapamayan Türkiye için kur arttığında ithalatında artması ve bu maliyet enflasyonu demektir sürekli enflasyon yaratan dünyada şimdi birde yurt dışı enflasyonda bu ithalat ile bizim enflasyonu yükseltir.

    Sonuçta faiz sabit tutulduğunda enflasyonun yükselmesi ve zamanla ihracatın ithalatı geçmesi ham madde ve ara malı ithalatında dolayı mantıksız dır birde buna savaş ile petrol fiyatları ve abd enflasyonun artması ile hem ithal ürün fiyat artışı hemde içeride maliyet artışı ile karşılaşınca bu ilkokul teorisi tutmayacağı bellidir.

    Dünyadan ayrı bir gezegende yaşamadığımız göre ve kendimizi dünyadan soyutlayamayacapımıza göre. Dünyadaki gelişmeleri göz önüne almadan yapılan bu hamleler politikalar çok başarısız ve hayel dir.

    Dünyada küçülmeler başlarsa ekonomi daralmaya yada sınırlı büyümeye giderse bu politika bizi batırır. Bizim zaten enerji gibi mecbur ithalatçı bir ülke olmamız bu hayel senaryo ile çok mantıksızdır çünkü biz İran yada Rusya değiliz kendi enerjimiz ile yürütebileceğimiz bir ekonomik alternatifini yok. Bu 1973 petrol krizinde araların israil ile savaşından dolayı ortaya çıkmış ve tüm Avrupa ile diğer ülkeler bundan etkilenmişti.

    Bizdeki düşünülen bol miktarda borç para ile kaynağı belirsiz para girişi ile ekonomiyi yürütmek görünüyor. Bunun sıkıntısı sermaye servet değişimine yol açar ki sonuçları çok ağır sosyalist ülkelerde olduğu gibi oligarkların zimmetine geçen varlıklar gibi sonuçlanır.

    Bu sistemde böyle devam edemez yakında morotoryumlar başlar iflas dalgaları çoğalır sosyal patlamalar servet değişimleri mafyalaşma adaletsizlik tavan yapar.

    Umarım dünyada çok hızlı kriz çıkar ve sonuçları herkesin ortak zararı ve beklentisi ile düzelmeye başlar. Yeni bir betonwoods kararları lazım gibi görünüyor.

    YanıtlaSil
  7. Peki enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar olmasaydı cari açık durumumuz ne olurdu, cidden iddia ettikleri gibi cari açığımız düşecek miydi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enerji ve altın dışında yine cari açık var, 2022 hem ocak hem de şubat aylarında.

      Sil
    2. ''Bu ay 1 milyar 487 milyon dolar fazla verdi. (2022 ocak ayı)''
      ''Öte yandan altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı, Şubat 2021'de 624 milyon dolar fazla vermişken, Şubat 2022'de 2 milyar 167 milyon dolar fazla verdi (2022 şubat ayı)''
      bu yorumu nereye dayanarak yapıyorsun, düpedüz yanlış bir bilgi vermişsin.

      Sil
    3. 2022 cari açık :5154 milyon dolar
      Enerji :6.976 milyon dolar açık , altın: 345 milyon dolar açık
      enerji ,altın hariç cari fazla : 2.167 milyon dolar

      enerji 2021 gibi (2.203 milyon dolar açık ) olsaydı ( -5154+6976-2203 =-381)
      381 milyon dolar cari açık


      Sil
    4. Ben bu tür karşılaştırmaları kullanmıyorum. Enerji olmasaydı, fiyatlar artmasaydı, altını hariç tutarsak falan diye yapılan hesaplar bence doğru değil. Bunların hepsi var. Kaldı ki enerji fiyatları uzun vadeli sözleşmelerle tespit edilir ve öyle gün gün fiyatlara yansımaz. Dolayısıyla bu son fiyat artışları Ocak - Şubat aylarında pek etkili değildi.

      Sil
    5. Altin ve enerji haric tutulsaydi diyen arkadaslara; makam Mercedesleri haric tutulsaydi?

      Sil
    6. Çok güzel örnek onlar hariç tutulsa bütçe bu kadar açık vermezdi. Faiz dışı dengeyle altın ya da enerji dışı denge aynı şey değil. Borcunu dengeleyebilirsen faizden kurtulabilirsin ana enerjiyi kullanmamak mümkün mü?

      Sil
    7. İyi akşamlar hocam
      Yukarıda verdiğim hesaplamalar bildiğiniz gibi bir fikir vermesi için kullanılmaktadır. (Dış ticaret, hizmet sektörü vb diğer tüm sektörlerin toplamdaki durumlarının hesabı için)
      2022 yılı şubat ayı sonu itibariyle cari açık yıllık 22 milyar dolara çıkmıştır. Bunun 14 milyar doları son üç ayın artan enerji faturasından kaynaklanmaktadır. Enerji faturasının artmasının tamamen, uygulanan proğramlardan kaynaklandığını söylemenin de haksızlık olacağı kanaatindeyim.
      Saygılar

      Sil
  8. Faiz 18de sabit bırakılsaydı en azından muhtemelen baz etkisiyle muhtemelen 18 enflasyon 18 faizle bitirecektik değil mi hocam? yoksa dünyadaki enflasyon reel faizi çok aşağılara mı itecekti? tabiki faiz indirimi tehlikesi olması bile eylülki enflasyonu arttırdı? niçin her zaman pozitif reel faiz olmalı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz 19'da kalsaydı benim tahminime göre kur 11'in biraz altında enflasyon da 30'un biraz altında olacaktı.

      Sil
  9. Emtialarda sürekli yükselişin konuşulduğu, enflasyon dalgasının geleceği, fed'in faiz arttırımlarının erken olabileceği gibi senaryolar o dönem (Eylül-Aralık 2021 arası) dahi konuşulmasına rağmen bu saçma yöntemin seçilmesinde Hazine ve Maliye bakanın belirttiklerinden başka bir pozitif beklentiye dair tahmininiz var mı? Bu hata bu kadar bariz yapılmış olabilir mi sorusu beynimi yiyor ve çok sinirlendiriyor cidden...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef ben bu yöntemin seçilmesinin altında hiçbir bilimsel ya da en azından mantıklı bir açıklama görmüyorum.

      Sil
  10. 2. numaralı yorumda; dövizin ani artışı ihracatçıda ilk adımda para basma etkisi yapar.
    Atıl kapasite veya mevcut borcunu çevirmek için kapasiteyi zorlar.

    İkinci adımda, kapasiteyi artıramaz, sermayesi yoksa, döviz cinsinden borca girmesi gerek.

    Türk kobilerinin çoğunda sermaye yoktur.
    Artan ihracatla teknoloji ve techizatı yıpranır.
    Yenileme ve bakımları yine sermaye ister.(veya döviz cinsi kredi)

    Ancak; Türk ekonomi ortamı sermayenin kobi elinde birikmesine izin vermez.
    Türk sisteminde, devlet (hükümet) ile yakın çalışan gruplara sermaye akar.

    ---
    Mahfi Bey'in tabiri ile ahbap - çavuş kapitalizmi.(*)
    40ların başında başladı, Demokrat Parti ile silinmemek üzere yerleşen sistem.

    KİT'lerin ekonomi için kullanımı, Atatürk çizgisinin politik ekonomideki devamıdır.
    KİT'ler satıldıkça, Atatürk'ün getirdiği ekonomik politikalar da, siyaset de biter.
    Son 20 yılda hızlanan, son 40 yılda ayrılmamak için girilen yoldur.
    Atatürk'ün ekonomik çizgisi, Anadolu toprakları için artık mazi olmuştur.
    Günümüz koşullarında tekrar ettirilemez, bitmiştir.
    ---

    Kobi sahiplerinin sermaye ihtiyacını, bu sefer düşen işci ücretleri karşılar.
    Yetmezse, hükümet yapılandırma ile kamu alacaklarını zamana yayar,
    kamu borcunun enflasyon ile erimesini sağlar.

    1. konuya sizden okuyunca googledan baktım, ilgilenmem.
    BloombergTR Şubat 2022 Altın ve Enerji dışında da cari açık olduğunu belirtmiş.
    Resmi rakamlara bakmadım.
    Bu tarz ortamlarda, sermaye sahiplerinin ithal mallar alması işin doğası gereğidir, cari açık artması gerekir.

    https://www.bloomberght.com/dis-ticaret-acigi-subat-ta-yuzde-135-5-artti-2302869

    Güzel noktalar, emeğinize sağlık.

    TMx7gg7riyjAkPE7

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1940 öncesi ekonomik çizgiye dönüş neden mümkün olmasın?

      Sil
  11. Mahfi bey

    Sıradan bir vatandaş olarak anlamaya çalışıyorum. (Eğer sizin gibi bir üstad, "yormayın kafanızı" derseniz kabul ederim.)

    Rusya Merkez Bankası'nın, Ruble'yi altına endekslemesi ne demek? Regülasyonel, mevzuatsal anlamda soruyorum.

    Rusya'dan doğalgaz ve petrol almak isteyenlere de, Ruble ile ödeme şartı getirilmesi ne demek (ve ne gibi sonuçlara yol açar)?

    Elbette, iktisadi ve ticari faaliyetler anlamında sorduğumu belirtirim. (Siyasi anlamda kafamız her gün ütüleniyor zaten!)

    Not: Eğer cevap yetersiz gelecekse, ayrı bir yazı yayınlarsanız memnun olurum. Yazınızı sabırla beklerim Mahfi bey...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Putin rejimi şu hesabı yaptı, savaş öncesinde.
      Alman ekonomisi (dolayısı ile Avrupa), Rus gazına bağlı.
      Dünya mal talebi arttıkça, Almanlar araba, telefon satmak zorunda.
      Almanlar ürettikçe, Rus gazı almak zorunda.
      Bu hesabı benim anlamam için Kuzey Akım hattının imzasıyla oldu.
      (Savaş sebebiyle iptal edildi)
      Ruslar, ucuz gaz ile AB'yi stratejik olarak kendilerine bağlama devlet politikası izledi.

      Burda hata, AB istihbarat ve Merkel gibi Alman politikacılarındır.
      Hocamızın sitesinde 2 yıldır Alman Merkel'in politik hata yaptığını yazarım.
      Herkes Alman ihracatını överken.
      Alman ihracatı niye yüksekti?
      İkili anlaşmalar ile Rus enerjisi aldıkları için.
      Bir de Almanlar Nükleer santralleri kapatma yoluna gitti.
      Böylece Ruslara daha çok bağlandılar.

      Putin rejim planı, bu konuda tuttu.
      Petrol, Kömür ve Gaz öyle kaynaklardır ki!
      Yasaklasanız da, onlar bir yerden pazarına akar.
      Misal: Avustralya kömüründe Çin ambargosu olmasına rağmen Çin firmalarına black marketten kömür gidiyor.

      Putin, en kötü ihtimalle black marketten enerjisini AB ye satacağını yıllar öncesinden biliyordu.
      Yine savaşın ilk günlerinde, çalıştığım banka ve bazı kurumların Rus petrolünü 21-28 dolar arası vadeli piyasalarda kapattığını yazdım.
      Avrupalılar Rus petrolü ile arap petrolünü kokusunda ayırt edemezler.
      O ucuz Rus petrolü bir şekilde AB ye girecek.

      Ruble-Altın hamlesi doğru gibi duran bir hamle,
      Bence Ruble-Rus Petrolü hamlesi daha doğru olurdu.
      Ruble-Altın uzun vadeli sürdürülemez.

      Ben Rubleyi, üretimini kısmen kontrol edebildiğim petrole bağlardım.
      Kısa vadeli pazar oyuncularını düşünmüşler gibi altın ile.

      Putin rejimi neyi hesaplayamadı?
      Çin'i hesaplayamadı.
      Çin direk politik destek açıklayamadı.
      İkincisi Çin, ekonomisi büyümedi, aksine sorunlar yaşıyor.
      Çin ekonomisi niye önemli?
      Çin büyüdükçe Avrupa da büyür.
      Avrupa büyürse Almanlar üretir, Rus gazı alır.
      Avrupa, resesyona girerse Rus gazı talebi düşer.

      Bir de Çin, Rus gazını ucuza kapatmanın derdine düştü.
      Ruble-Altın denkleminde Rus cari açığı ilerde sorun olacak.
      Ruble-Petrol ile cari açık sorun olmazdı.

      Batı da bazıları bunu düşündü.
      Üretimleri savaş öncesinde Çin den çekmeye başladılar.
      Firmalar Çinden çıkıyor, Çin lojistiği zorlanıyor,
      Dünya enflasyonu artıyor, Rus gazı talebi azalıyor.

      Çin ve Rusya, bence tam birlik haline gelmeli.
      Bir araya gelebilirlerse ama gelemezler.
      Birlik haline gelirlerse, ikisini temizlemek daha kolay olur.
      Çin ve Rusya ikilisi, Batı ile baş edemez.
      Otokratik hiç bir rejim demokratik halklar ile başedemezler.

      Uzun yazdım, umarım kafa ütülememiştir.

      hFZzpH2A9qpZtChh

      Sil
  12. "Kur korumalı mevduattan sonra, zam korumalı market."

    Kaynak:
    https://twitter.com/barissoydan/status/1511657100874760196

    YanıtlaSil
  13. Merhaba hocam; Ben Nalbur ticareti ile uğraşıyorum, küçük esnafım 10tl aldıgım ürünü %100 karla 20 tl satıyorum fakat yine zarar ediyorum, malı yerine koyamıyorum % kaç kar koyarsam enflasyona yenilmemiş olurum?

    YanıtlaSil
  14. Merhaba hocam ,yazısının için elinize sağlık çok güzel olmuş yine.
    Hocam şuan Türkiye ' nin Laffer eğrisi hakkında ne söyleyebilirsiniz. Vergi oranları maksimum seviyeyi aşmışmıdır yoksa yaklaşmış mıdır sadece

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cevabı ben de arıyorum.
      Vergi gelirleri yıldan yıla hazine bilançolarında artıyor.
      Bunun içinde MB transferleri de var.
      Artış oranını net ölçmek için doğru enflasyon verisine ihtiyaç var.

      Geçen yıla kadar detaylı vergi kalemlerine bakmadım.
      Geçen yıl, en büyük kalemlerden birinin tütün, içki olduğunu gördüm.
      Beni epey şaşırtmıştı.
      Vergi gelirlerinde son tüketimden alınan vergiler yüksek ağırlıkta.

      Enflasyon yerine genel olarak dünya üretim ve tüketiminde TR payına bakıyorum.
      Rejim değişikliği esnasından beri düşüşte.
      Demektir ki reel olarak vergi gelirleri ekonomi ile beraber düşüyor.
      Bozuk enflasyon ölçümünde aksi olduğu da görülür.
      (Veya gelir dağılımı eşitsizliği, büyümenin vergi gelirine yansımasını da engeller,
      misal milyalarca TL vergisi affedilen kurumlar.)

      Maaşlı bir Türk insanı, kaynağında vergisini öder, maaşını alır.
      Eskiden KDV iadesi vardı.
      Yani bir nevi hizmet üreten maaşlı kesim, KDV iadesi alırdı.
      Kaldırıldı.
      Emekliliğimin ikinci yılına girmeden KDV iadesi kalktı.
      O dönem emekli aylığına KDV iadesi yerine geçsin diye yüzde 4 artış yapmışlardı.

      İnsanlar, vergisini ödediği para ile aldığı ürüne de vergi vermeye,
      ürün almayıp tasarruf yaparsa bir şekilde tasarruflarından,
      banka işlemlerinden vergi vermeye,
      bazı mal/hizmetlerde özel vergiler vermeye zorlanıyor.

      Aşağıda iki eski çalışma, benzer metodla Türkiyenin Laffer eğrisini ölçmeye çalışmışlar.
      Uzaktan baktığımda, son 15 yıl için TR geneli için Laffer eğrisi hesabı yapılamayacağını düşünürüm. Belki mikro sektör bazında yapılabilir.

      https://econpapers.repec.org/article/eydeyjrnl/v_3a6_3ay_3a1995_3ai_3a18_3ap_3a51-65.htm

      https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/195077#:~:text=Amerikal%C4%B1%20iktisat%C3%A7%C4%B1%20Arthur%20B.,i%C3%A7in%20Laffer%20E%C4%9Frisi%20tahmin%20edilmi%C5%9Ftir.

      5htyLHlNnV37L5Sn

      Sil
    2. Türkiye'de vergi yükü henüz % 50'lerin oldukça altında. O nedenle Laffer Eğrisi geçerli değil. esasen Laffer eğrisinin liderlik ettiği arz yönlü ekonomi dünyanın her yerinde felaketle sonuçlandı.

      Sil
  15. Hocam emeğinize sağlık. Güzel ve eğitici bir yazı olmuş. Varsayım aşamasından hala hipotez aşamasına geçemedik diye düşünüyorum. Bilimsel anlamda bir kuram(teori) olduğunu düşünmüyorum. Yapısal reformların teori tanımına uygun olduğunu anlıyorum. Dolayısıyla varsayım aşamasındayız hala. Dolayısıyla bilimsel olarak desteklenmeyen bir düşünce varsayımdan öteye gidemez. Eğer yapısal reformları sağlayacak teoriler ortaya konulsaydı ekonominin düzelmesi noktasında bize bilimsel bir yol haritası sağlayabilirdi diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Yapısal reformlar teoriden çok uygarlığa gidiş yolunun pratik taşları. O taşları doğru döşemek gerekiyor. O da teoriden çok doğru uygulamalara dayanıyor.

      Sil
  16. Hocam emeğiniz için teşekkürler güzel birde bize Avrupada ve Amerikada enflasyon yüzde 7 leri aşmışken nasıl oluyorda Çin gibi 1.5 milyarlık ülkede enflasyon yüzde 1.5 oluyor özellilkle enerji maliyetlerinin arttığı günümüzde Dünyanın 2. büyük enerji ithalatçısı Çin nasıl oluyorda bu enflasyonu dizginleyebiliyor anlatırsanız sevinirim. Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bildiğim kadarıyla Çin 2-3 yıldır hammadde alıp stokluyordu. Pek çok emtianın fiyatının savaştan çok önce oldukça yukarılara gitmesinin nedeni de bu deniyordu. Belki şimdi o stokları kullanıyordur. Hocam daha iyi bilir tabi.

      Sil
  17. 1. Grafikte USD/TL kurunun çizgi, TCMB faizinin çubuk grafiği olması daha mantıklı olacaktır diye düşünüyorum. Zira Kur verisi sürekli iken faiz verisi kesintili (aylık)'dir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru diyorsunuz ama yazı bu haliyle birçok yerde kullanıldığı için artık düzeltme olanağı bulunmuyor.

      Sil
  18. SİSTEM TARTIŞMALARI-PARTİİÇİ DEMOKRASİ

    Sistem tartışmalarının gündemde olduğu şu günlerde demokrasi için en büyük engel olan içerisinde demokrasi olmayan partilerin yapısını da tartışmalıyız.sonuçta küp içindekini sızdırır

    partilerin içinde demokrasi olmassa ülkede nasıl demokrasi olacak.Partilerde bir lider ve genel merkez sultası vardır.Bu da siyasi partiler yasasından kaynaklanmaktadır.bu durum düzelmeden yapılacak demokrasi veya sistem tartışmaları bizi bir sonuca ulaştırmaz

    partilerin işleyişinde en temel yapı olan delege sistemi yanlıştır.bugün mahallelerden başlayarak ilçe,il ve genel kongreleri şeklinde bir seçim sistemi vardır.Gerçekte hepimizin bildiği genel başkanın delegelerinin genel başkanı seçtiği kapalı sistem vardır.partilerin üyeleri mahalle delegelerini seçer daha doğrusu delege ağalarının, ilçe başkanlarının ellerine tutuşturduğu listeyi sandığa atarlar.üyelik gönüllüdür

    pekala üyeler partilerin delegelerini seçme hakkını kimden alırlar.işte burada seçmenler ile üyeler arasında bir vekalet ilişkisi yoktur.halbuki partilerin finansmanını devlet yardımı adı altında bütün seçmenler yapar .partiler yerel yada merkezi yönetimlerde seçmenlerin vergilerini harcama yetkisine sahip olurlar.

    Bu nedenle bütün seçmenler oy verdiği partilerin doğal üyesidir ve delegeleri seçmenler seçmelidir.delege seçimi genel seçimler gibi bir vatandaşlık görevi olmalıdır.partilerin iç işleyişinin demokratik olması zorunluluk olmalıdır.önerim partilerin delegelerinin genel bir seçimle seçilmesidir.

    GENEL DELEGE SEÇİMİ (GDS).

    Ortalama 300 seçmenin oy kullanacağı her sandıktan 10 delege seçilmesidir.her %10luk dilim oylar küçük partilere kalır.isteyen her seçmen oy kullanacağı sandıktan e devlet üzerinden aday olacağı partiye 100TL bağış yaparak aday olabilir.

    seçmenler 3 adaya oy verebilir.farklı partilerden adaylara da oy verebilir.böylece ülke çapında 200 bin sandıktan 2 milyon delege seçilir.Bu delegelerin 3 görevi olur.

    1 partilerin yönetimlerini seçerler.

    2 partilerin adaylarını seçerler.

    3 referandumlarda oy kullanırlar.

    Partilerin örgütlenmeleri mahallelerden başlayan bir yapıyla olmalıdır.parti meclisi üyeleri mahallelerde delegeler tarafından genel seçim ile seçilmelidir.  Mahalleler ortalama 10 bin seçmenden oluşacak şekilde birleştirilir yada bölünür.

    Parti meclisi mahalle,ilçe,il ve genel merkez düzeyinde 5 komisyondan oluşur.1-adalet ve emniyet 2-eğitim 3-sağlık 4-ekonomi 5-sosyal hizmetler.mahallede herbiri 5 er kişiden oluşan 5 komisyonda 25 parti meclisi üyesi  olur.delegelerin yaklaşık %4 üne karşılık 1 parti meclisi üyesi seçilir.

    Böylece yaklaşık partilerin 5 komisyonda ülke çapında toplam 150 bin parti meclisi üyesi olur. Partilerin genel merkezleri komisyon üyelerinin her komisyon için  seçeceği 5er kişi ve genel başkanlık, dışişleri ve savunma komisyonlarından oluşacak toplam 40 kişiden oluşur 

    partiler bu yapılarıyla mahallelerden başlayarak vatandaşların gerçek sorunlarına çareler arayan bir sisteme kavuşur.siyaset din ,laiklik,türk,kürt kısır tartışmalarından çıkar ve seçmenlerin problemlerini çözmeye çalışan  bir yapıya kavuşur.partilerde tabandan başlayan seçimle genel merkeze doğru giden bir yapılanma  lider sultası ve tek adam düzenini bitirir. “partilerde adayları kim belirlerse partinin sahibi odur.”demiş bir abd li siyaset bilimci.

    bu sistemde partilerin sahibi millet olur.adayları milletin delegeleri belirler.sistem tartışmalarına buradan başlamak gerekir.gömleğin ilk düğmesi partiiçi demokrasidir.ilk düğme yanlış iliklenirse iki yakamız biraraya gelmez.bugün yaşadığımız problemlerin sebebi partiiçi demokrasinin olmamasıdır.bugünkü yapılarıyla partilerin milletin problemlerine çare olmasını bırakın kendileri problem haline gelmiştir.siyaserçilerin denetimi seçimden seçime değil düzenli olarak delegeler ile yapılacak referandumlar ile sağlanır.önemli problemlerde  suriyeliler  meselesi,kanal istanbul,borçlanma gibi son sözü delegeler söyler. Bugün gerçekte olan egemenlik kayıtsız şartsız liderindir noktasındadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam Sn Sarul,

      Yazdıklarınız toplum-siyaset ilişkisinin temelini belirliyor.
      Sondan ikinci paragrafınızdaki kısır tartışmalar diye işaret edip,
      toplumun enerjisini bitiren hayali ayrıştırmalara atıfınıza da tamamen katılıyorum.

      Yazdığınız olması gerekenler.

      18:25 teki yorumumda ilk çözüm aşamasını ilettim.
      Yazdığım toplumun sağduyusu ile yasa koyucu arasına hızlı bir yol açılması,
      delegeleri ve adayları belirleyen gücün elindeki insan kaynağının azaltılması,
      politikasını topluma dayatamaması üzerine kurulu.

      Ardından hemen profesyonelleşen siyasileri ebediyen temizleme,
      görev süre limitleri uygulama lazım ki,
      bireyler siyasi sistemde güç zehirlenmesine kapılmadan görev devretsin.

      2006 ve 2007 yılları ilk sivil hayat deneyim yıllarım bana ilginç bir şeyi öğretti.
      20li yaşların ikinci yarısında olmam da dezavantajdı.

      Ülkenin günümüzü görebilen o dönemin bürokratlarında bir zafiyet gördüm.
      Hem askeri hem sivil bürokraside vardı.
      Harekete geçmelerini engelleyen bir zaafiyetti bu.

      Onlar da tıpkı toplum gibi, bilinç altlarında o dönemin hükümetlerini,
      siyasi partilerini meşru kabul ederlerdi.
      Çok iyi hatırlarım, dönemin bir bürokratı şu cümleyi kullanmıştı.
      "3 dönem kuralları var, sonunda gidecekler."
      Niye bu sözlere inanıyorsunuz diye sormuştum,
      topluma söz verdiler, topluma verilen sözün aksine gidemezler gibi
      boş bir kaç kelime yuvarlamış net cevap verememişti.

      Yılların tecrübeli bürokratları nasıl böyle rehavet içinde olurdu, aklım almıyordu.
      Halbuki Sn Sabih Kanadoğlu ve ardından Sn Yalçınkaya'nın açtığı kapatma davaları süreçte şunu öğretti.
      Nasıl delegeleri belirleyen bir parti içinde tek güç varsa,
      farklı siyasi partilerin liderlerini belirleyen de tek bir güç var.
      2002de, Sn Baykal'ın Siirt seçimleri çözümünü üretmesi,
      bize muhalefetin de iktidar ile ortak olduğunu ispat etmek için yetti.

      Ortada ayrı olmayan, bir kısmı muhalifmiş gibi yapan tek bir siyasi güç var.
      İsimlerini yazmayım, iktidarı en sert eleştirenlerin nasıl iktidar partisinde
      konsolide olup, iktidara yardım ettiğini bilirsiniz.
      Hem dini cemaatler, hem siyasi partiler...

      Tüm yorumlarımı birleştirin, bu yapının sizi nereye götürdüğünü anlayacaksınız.

      VA2DWs3fCG2t3iuD

      Sil
  19. Emeğinize sağlık hocam.

    YanıtlaSil
  20. İhracatın %40'ının merkez bankasına bozdurulması düşünülüyormuş.
    Benim merak ettiğim, bu döviz karşılığında verilen TL'nin para basma anlamına mı gelir yoksa başka yöntemlerle o para piyasadan tekrar geri mi alınıyor. Bu yöntemin ekonomi üzerinde nasıl sakıncaları olabilir?
    Benim tek düşündüğüm,piyasada döviz azalacağı için talebi karşılamakta sorun çıkabilir,ama bir yandan da arka kapıdan döviz sattıkları için o talep karşılanıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hükümetin çok paraya ihtiyacı var,
      Döviz ile ilgili tüm kuruşları kendi üzerinden geçirmek istiyor.
      Eskiden ihracatçı üzerinden piyasa vasıtası ile parayı alırdı.
      Şimdi piyasayı devlet aradan çıkarıyor.
      İhracatçının dövizini piyasa ile rekabet etmeden alacak.
      Döngü bitip, ithalatçının paraya, döviz yatırımı yapmak isteyenin para aramaya başladığı zamanda, kurlar daha yukarda olacak.

      Sil
  21. Hocam,

    Kıyma 125 TL

    Bonfile 300 TL

    Biz ne yiyeceğiz?

    YanıtlaSil
  22. Mahfi bey

    "TÜİK’ten izin alınmadan başka araştırma gruplarına ait istatistiklere hapis cezası geliyor"

    https://www.sozcu.com.tr/2022/ekonomi/tuikten-izinsiz-istatistiklere-hapis-cezasi-geliyor-7074093/

    https://www.bloomberg.com/news/articles/2022-04-14/turkey-mulls-jail-terms-for-publishing-unapproved-economic-data

    George Orwell'in şöyle bir sözü vardır, hatırlıyor musunuz:

    "Sahtekârlığın egemen olduğu yerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Reiz yandı desene, her açıklama öncesi Tüik den onay alacak artık.

      Sil
  23. IMF verileri doğruyu değil hayellerini satıyor. Dünya ekonomisi yeni bir brentton Woods kararları almak için planlı kışkırtma sözde sağlam ekonomi büyüme beklentileri yayınlıyor ve bunlar gerçek değil. Sözde Türkiye 2023 te 1 trilyon dolardan fazla bir gsyh büyüklüğe sahip olacaktı ve dünyanın 17. Büyük ekonomisi olarak tahmin edildi.

    Dünya ekonomisi yüksek enflasyon, yavaş büyüme ve sıkılaşan finansal sistem yüzünden borç krizi ile karşılamak ve temerrüt riskleri çoğalacak. Birçok ülke borç ödeyemeyecek ve diğer ülkelerde etkileyen küresel yeni bir dalga yaratacaktır.

    Şuan Lübnan ve Sri lanka borç ödeyemeyeceğini açıkladı ancak beklenen arjantin, Ekvador, Venezuela, Zimbabwe borç ödemeyecek durumda olan ülkeler kısmında ve maleseff türkiyede koşar adımlarla borç ödemeyecek duruma doğru hızla ilerliyor.

    Sistem değişmeden önce diğer ülkelerin boğun eğmesi için çoğunu ekonomik krize sokacaklar buna savaş ile Rusya dahil olacak ve küresel krizle çin ekonomiside yani tüm dünya ekonomisi tedarik zinciri aksamları ve borç krizinde olan ülkelerden dolayı dünya ticaretinde ciddi daralmalar ve sokak olayları tüm dünyada bekleniyor.

    Yanlış politikalardan dolayı eski sistemi devam ettirmeye çalışan Türkiye çok hızlı hasar alıyor. Önlem almak yerine dünyanın eskisi gibi olacağına inanmak yada bu krizi fırsata çevireceğine inanarak çok yanlış politikalarla ilerliyor.

    Türkiye çok acil yeni düzen öncesi yapısal reformları acil yapmalı ve aynı sektörlere gidileceğini anlayıp ekonomik sac ayaklarını acil değiştirmeli yoksa tüm kazanımların hepsi birden yok olacak.

    Özellikle yabancı göçmen kaçak sığınmacı ve mülteci sorununu çözmeli en azından kısa vadede acil durdurmalı ve vatandaşlık vermemeli. Eski usullerle dünya sistemi devam etmeyecek ve ucuz kredi yüksek enflasyonla şirketleri zengin etme ve kkm gibi para sahiplerini olağan üstü çalışmadan zenginleştirme ve halkı aniden fakirleştirmekten vazmelidir.

    YanıtlaSil
  24. Hocam arjantin dün faizi 250 baz daha arttırıp %47,5e yükseltti,onlar tam yapılması gerekenleri yapıyor,yine durumları kötü..biz yapmıyoruz yine kötü.bence sebep rüşvet,beceriksizlik,liyakatsizlik,hırsızlık..bunlar bitmeden,bunları yapanlar gitmeden teorisi de uygulansa gerçeğe de uysa sonuç yine aynı..
    bunlar nasıl müslüman,bu ne dünya hayatı hırsı böyle?keşke benimde tayyip erdoğan kadar evlatlarının,torunlarının bahtını,tahtını düşünen bir dedem@babam olsaydı..benim dedem her gece içerdi,boşver evlad dünya geçici derdi :)

    YanıtlaSil
  25. Hocam benim birkac sorum olacak:
    ilk sorum:3kredi kuruluşunun bize verdiği notların suanki ekonomik durumumuzu yansıtmadığını düşünüyorum,zira 3senedir değişmiyor ve şuan 3sene öncesine göre ülkemizin çok daha kötü bir ekonomik görünümü var,siz ne dersiniz?bize torpilmi yapıyorlar.
    2-Kur korumalı mevduatın hazineye getirdiği ve getireceği yük;ödemeler dengesini bozup,dış borç ödemelerini tehlikeye atar ve bu yüzden yeni not indirimleri getirirmi?biliyoruzki çok yüksek faizle alınan iç borcun artışı dış borç yükünü de olumsuz etkiler..
    bir diger sorum mevcutlar gidip yeni bir yönetim anlayışı gelince imf ile yeni bir standby yapılmalı mı,sizce gerekli mi?çünki,bizden biraz daha iyi durumdaki arjantin ve biraz daha kötü durumdaki venezuela yaptı..
    4.ve son sorum fazlaca siyasi:sizce millet ittifakında,6lı masada deva,gelecek ve sp nin oy oranları,birine dışişleri,birine ekonomi bakanlığı diğerine de diyanet isleri başkanlığını feda edecek kadar işlevsel mi,nasıl görüyorsunuz?
    tşkkürler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mevcut yönetim, batı istemediği sürece gitmeyecek.
      Mevcut yönetim, batı ile didişmeye devam eder, Rusya savaşı yayılırsa,
      tıpkı Pakistan da olduğu gibi yönetim değişir.
      Mevcut yönetimi Türkler getirmedi, Türkler götüremez, yönetimi getiren kimse götüren de o olur.

      Türkiye'nin geniş tarım arazileri var. KİT'ler bitse bile tarım arazileri yerinde duruyor.
      Hükümet özel bir yasa ile tarım arazilerini yabancı özel ve kamu yatırımcılarına satabilir.
      Hükümet isterse, dış kaynak bulunması konusunda sorun olmaz.

      Kredi kurumları net tabloyu izliyorlar. Kendi programlarına göre açıklamaları ve notları örtüşüyor. Zamanlama konusunda sıkıntı yok.

      Sil
  26. farkli tip ekonimilere aynı teorıyı uygulamak yalnış sonuçlar verir bunu batılı iktisatçılarda farkında değil ki parası rezerv statüsünde sonuç olumlu sonuç veren teorileri parası rezerv statüsünde olmayan ekonomilere öneriyorlar ,tuhaf ve interesan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam,
      Hangi batılı iktisatçı parası rezerv olmayan ülkeye hangi teoriyi önerdi?
      Açıklar mısınız?

      Sil
    2. Doğrusu şöyle ABD'nin enflasyonla mücadelesi için önerilen bir ekonomi politikası uygulamasın ı alıp aynen Türkiye'ye uygularsanız sonuç alamazsınız. Çünkü ABD'nin parası rezerv para ve kur sorunu, dolarizasyon gibi sorunları yok. Oysa Türkiye'nin bu sorunları var. O nedenle batılı iktisatçıların daha çok gelişmiş batı ülkeleri için önerdikleri çözümleri alırken bizim Türkiye'ye özgü farklara göre adapte edip almamız gerekir.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz

Bir Şehir Efsanesi: Merkez Bankası'nın Sahibi Kim?

Doların Geleceği