Cadı Avı

Avrupa uygarlığının en karanlık dönemini oluşturan ortaçağda uzunca bir süre cadı avı adı altında yaşanan ve son derecede ağır toplumsal travmalara yol açan bir deli saçmalığı var.

Bu deli saçması facianın en az görüldüğü ülkelerden birisi tarihsel olarak hukuka en fazla bağlı Avrupa ülkesi konumunda öne çıkan İngiltere olmuş. Hukuka bağlı olsa da giderek yaygınlaşan bu çılgınlık eğiliminden kurtulamayan İngiltere’de Matthew Hopkins adında bir hukukçu ortaya çıkmış ve cadı avcılığının lideri olmuş. Hopkins, bir süre avukatlık yaptıktan sonra daha fazla kazanç getirecek şeyler aramaya girişmiş. O dönemde sefaletin kol gezdiği taşra İngiltere’sinde toplumun yaşadığı sıkıntıları ve eziyetleri mal edecek günah keçileri arandığını kısa sürede keşfetmiş ve bunun yolunun kıta Avrupa’sında çığ gibi yayılan cadılık olayının kaşınmasında yattığını fark etmiş.  

Hopkins, bir suçlamadan yola çıkarak bir cadılık davası açmış ve bu davayı kazanınca şöhreti hızla yayılmış. Bir süre sonra kendisini Baş Cadı Avcısı (Witch-finder General) ilan etmiş ve ondan sonra cadı avı İngiltere’de inanılmaz bir hızla gelişmiş. Cadılığından kuşkulanılan insanlar Hopkins’e muayene ettirilir olmuş. Muayenede kişinin vücudunda cadılık belirtileri, yani şeytanın izleri aranıyormuş. Aranan izler genellikle benler, siğiller gibi şeylermiş. Vücuda iğne batırıldığında kan çıkmaması da şeytanla işbirliği yapıldığının belirtisi sayılıyormuş. Cadılığını itiraf etmeyenlere işkenceler uygulanıyor, sanık günlerce uykusuz bırakılıyormuş. Uyumamasını sağlamak için sanık sürekli koşturuluyor, yürütülüyormuş. Günlerce süren uykusuzluk ve yorgunluk sonucu sanık, gerçek dışı şeyler görmeye başlıyor ve aklını yitirme noktasına gelince biraz olsun uyuyabilmek için çaresizlikten cadılık yaptığını kabul etmeye zorlanıyor, kabul edince de yakılarak idam ediliyormuş.

Baş Cadı Avcısı Matthew Hopkins’in, çoğunluğu özürlü kadınlardan oluşan iki yüzden fazla insanı cadılık suçlamasıyla astırdığı tahmin ediliyor. Ortaçağ Avrupa’sında cadı idamlarında rekor 25,000 idamla Almanya’da.  

Avrupa, yaşadığı bu inanılması güç deli saçmalığından zaman içinde dinde reform yaparak ve hukuk normlarını geliştirerek kurtulmuş. Ceza hukukunun gelişmesiyle suç ve ceza ilişkisinin doğru kurulması, modern mahkemelerin engizisyon adlı dini mahkemelerin yerini almasıyla günah keçilerine işkence uygulayarak suçlu yaratma dönemi son bulmuş.  

Türkiye’nin geçmişinde ortaçağ Avrupa’sındaki gibi bir cadı avı öyküsü yok. Buna karşılık cadıların yerine farklı düşüncelerden, farklı inançlardan, farklı eğilimlerden, farklı seslerden olduğu için suçlanan, yargılanan insanları koyduğumuz anda görünüm değişiyor. Bizimle aynı düşüncede, aynı inançta veya eğilimde olmadığı için suçladığımız, tutukladığımız insan sayısı her geçen gün ortaçağ Avrupa’sında işkence edilen cadı sayısıyla boy ölçüşür hale geliyor.

Modern zamanlarda yargısız infaz ve yargılamadan tutuklama, ortaçağdaki cadı avının yerini almış görünüyor.

  

(Not: Bu yazıyı ilk kez 27.01.2002 tarihinde Radikal Gazetesi’nde, ikinci kez 28.01.2012 tarihinde bu blogda yayınladım. Aradan geçen yirmi yılda sorun kaybolmak yerine iyice göze batar hale geldiği için bir kez daha gözden geçirip yayınlıyorum.)  

Yorumlar

  1. Hocam, dinde reform olmaz. Dini hayatınızdan uzak tutmayı başarabilirseniz hayatta yapabileceğiniz en büyük reformu kişisel yaşamınızda başarmışsınız demektir. Bunu başarmak söylendiği kadar kolay olmadığından aklı erenler dinin toplumsal etkilerini minimize etmek için laiklik ilkesini geliştirmişler ve toplumları dinlerin zararlı etkilerinden korumaya çalışmışlardır. Avrupa'da bu konuda çok büyük etkileri olan bir örgüt vardır, o da illuminati. Bu örgütün tüm dinci kesimler tarafından şeytanlaştırılmasının en büyük nedeni, dine karşı açtığı ve Avrupa başta olmak üzere batı dünyasında büyük ölçüde kazandığı savaştır.

    Kısacası; ne kadar az din, o kadar çok mutluluk, refah, gelişme, birey olmanın kıymetini anlayıp insanlaşmadır...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında Avrupa'da dinde reform da tam bu sizin tanımladığınız gibi bir şeydi: Din ile devlet işlerini ayırmak. Bugün laiklik dediğimiz şey. Atatürk de bunu yaptı bir ölçüde. Devamı gelemedi.

      Sil
    2. Türkiye dinde reform yapmadı, kanunda hukukta reform yaptı. Dinde reform demek mezhep demek, Avrupadaki reformların çıkışı da mezhepseldir. Protestoyla ortaya çıkmıştır. Bu mezhepin adı da protestanlıktır. Aynı zamanda reformistler de vardır.

      Türkiye için böyle bir reformdan söz edilemez, bu nedenle devamı gelemedi.

      Sil
    3. Dinde reform yapılmıştı,ezan Türkçe okunmaya başlandı ama tarikatlar ve siyasetçiler sürsürülmesine izin vermedi.

      Sil
    4. Sayın Adsız 07:42

      Dinde reform olmaz derken haliyle ülkemizde söz konusu olan islâmdır ama hristiyanlıkta da, yahudilikte de reform olmaz, olamaz. Bahsettiğiniz "reform" hareketlerinin öncüleri Martin Luther ve John Calvin'in başlattıkları mezheplerin günümüzdeki hallerine bakarsanız yobazlık konusunda katolisizmi hiç aratmadıklarını, hatta kimi yönlerden daha kısıtlayıcı ve ayrımcı olduklarını görürsünüz. Benzer durumlar reformist yahudiler için de geçerlidir. Bu nedenle dinler, özellikle de orta doğu kökenli din(ler) reforme edilemezler, içlerinden çıkan tüm mezhepler birbirini aratacak derecede berbattır. Din dediğiniz kavramı "al ya da bırak" şeklinde değerlendirmekte fayda vardır...

      Sil
    5. Merhabalar,

      Avrupa'daki reform hareketlerini laiklige baglamak bence hatali bir anlayis, özellikle Atatürk'ün laiklik ilkesiyle baglamak, hocam kusuruma bakmayin ama, biraz sacma olmus. Zira bu hareketler Katolik mezhebinin icinden mezhebe yapilan elestirilerle basladi. Adamin elestirisi de din ile devlet isleri falan degildi, Katolikligin dogmalarina antitez getirmisti. Bunun bizdeki karsiligi, Cübbeli Ahmet gibi birinin cikip ilgili kuruma, ki bizde Papalik gibi bir organ yok sonucta, antitezlerini sunmasidir. Atatürk'ün yaptigi ile dinde reform arasinda bence bir iliski yok. Bizde Papalik gibi din üzerinde güclü bir tahakküm organi da olmadigi icin, Avrupa'da cereyan etmis reform hareketi benzeri bir seyi beklemek de sacma olur. Avrupa'da laiklik, cikisi itibariyla, genel anlamda dine bir tepkiden öte, Papalik'in siyasi gücüne bir tepkidir.

      Son olarak, reform hareketi ve sonrasinda vuku bulan savaslari düsününce, bizden uzak olsun demek istiyorum acikcasi.

      Saygilarimla

      Sil
    6. Avrupa'daki reform hareketleri aynen dediğiniz gibi başladı. Luther'in eleştirisi hiçbir zaman bugün anladığımız anlamda laiklilk isteği falan değildi. Hristiyanlığın katoliklerce yanlış anlaşılıp uygulandığını öne sürüyordu. Sonrasında protestanlık doğdu. Ardından İngiltere'de 8. Henry ile birlikte Anglikan Kilisesi ortaya çıktı ve krala bağlandı. Yani dinde reform öyle sanıldığı gibi Luther ve Calvin'in döneminde yaşanıp bitmedi, yirminci yüzyıla kadar devam etti. Son olarak laiklik ilkesiyle doruk noktasına çıktı. Reform hareketi laiklik istemiyle ortaya çıkmadı ama oraya varan hareket onunla başladı. Atatürk laikliği alırken en başa dönüp dinde reform yapacak hali yoktu tabii. Doğrudan laiklik ilkesini benimseyerek reformu kestirmeden yapmayı denedi. Havadan gelen, mücadeleyle kazanılmamış her hak gibi biz laikliğin de değerini tam anlayamadık ve koruyamadık. Anlatmak istediğim buydu. Bazen herkes tarihi biliyor gibi kestirme anlatmak sıkıntı yaratıyor.

      Sil
    7. Adsızlar, Ne demek Türkiyede dinde reform yapılmadı! Bir avuç dindar Muhafazakar İslamcının dışında insanların inandığı dine İslam denebilir mi? Toplum yıllardır oluşturulmuş bir dine İslam diye inanıyor. Mesela İslamda kul hakkı yemek helali hoşken bunlar Kul hakkı yemek harsmdır diyorlar. İslamda insanlar eşittir, kadın ermek eşittir derken bunlar İslamda adalet ve eşitlik vardır diyorlar. İslamda Kuran da yazmayanlar kullanılamazken bunlar her türlü teknolojiyi kullanıyorlar, kafir olmaktan çekinmiyorlar.

      Sil
    8. Mahfi Hocam,

      tesekkürler, güzel özetlemissiniz. Benim de belirtmeye calistigim noktalar bunlardi asagi yukari.

      Bence Atatürk devrimlerinin bir kisminin basarisizligini "Doğrudan laiklik ilkesini benimseyerek reformu kestirmeden yapmayı denedi." cümleniz bence güzelce acikliyor. Devrimlerin genel havasi biraz bu sekilde; Avrupda'da yasanan degisimin sonuclarini ithal etmek suretiyle gerceklesmis. Maalesef bizde temeli olmayan degisimlerdi bir kismi. Bu degisimlerin sosyolojik temeli orada oldugundan meyve vermis, bizde olmadigindan biraz karmasaya sebep olmus gibi geliyor bana. Sorunlarini halen cekmekte oldugumuz karmasalara hatta.

      Saygilarimla

      Sil
    9. Hocam, Avrupa'da laikliğe ihtiyaç, dinde reform yapılamayacağı yıllar süren savaşlar ve yıkımlar sonucu anlaşılınca doğmuştur aslında. Dini reforme etmek gibi sonuçsuz, anlamsız ve olanaksız bir işe girişmektense laiklik ilkesini uygulayarak toplumsal hayata olan etkilerini sınırlamak, hatta ortadan kaldırmak en mantıklı ve pratik yoldur...

      Sil
    10. Buradaki mesele şu: dinde reform demek dini yorumlamak demektir. Avrupa bunu yaptı. Yani dini yorumladı dindeki bir takım hükümlere karşı çıktı. (Bunun çıkış sebebinin laiklik olup olması önemli değil, laiklik bu sürecin ödülünden birisiydi.) . İslam açısından ele alalım. Mesela Işid ılımlı değildi, dindeki tüm hükümlere katı bir biçimde uyuyordu. Fakat bir de Alevilere bakın. Türkiyede Aleviler dinde reformun aslında en büyük örnekleridirler. Bu konuda Aleviler kendilerini aştılar, kuranı değişen dünya şartlarına göre etik bir biçimde yorumladılar, modernleştirdiler ama yüzlerce yıl zulüm gördükleri için, azınlıkta oldukları için Türkiye'ye dini açıdan pek bir etkileri olmadı. Papanın boyunduruğu altındaki eski katı Avrupa neyse Türkiyede yaşayan çoğunluk muhafazakların durumu da aynı. İşte bu noktada "dinde reform" ihtiyacı çok hissediliyor. Çünkü bu insanlar en başta laikliğe karşılar çünkü kendi dinlerini katı bir biçimde yorumluyorlar. Gerekçeleri gösterdikleri ayetler. Ama bir de Alevilere bakın. Aleviler direkt ayetleri farklı bir biçimde yorumluyor, çeşitli örnekler veriyor ve argümanlarla aslında direkt dinle laikliği bir araya getirmiş oluyor. İşte bu duruma dinde reform diyebiliriz. Katı islamda da ciddi anlamda reforma ihtiyaç var, çünkü savunulan ayetler 21.yüzyıla uygun değil, bunların rasyonel bir şekilde yorumlanıp insanların önüne o şekilde din olarak sunulması gerekiyor eğer dediğim şekilde sunulursa insanlar bunu dini açıdan benimserler ve laiklik, şeriat tartışmaları son bulur. Bu arada herhangi bir dine inanmadığımı da belirteyim yazıyı tarafsız olarak yazdım.

      Sil
    11. Sn Adsız 17:55

      İslâm bağlamında bu söylediğinizi yapmak mümkün değildir. Aleviler konusuna hiç girmeyelim zira konu gereksiz yerlere gider. İslâm'da sorun, Kur'an'ın değişmez Allah kelâmı olduğunun kabulüdür. Öyle olunca da "din Allah'ın oluncaya kadar savaşın" diyorsa savaşacaksınız, "müşrikleri gördüğünüz yerde öldürün" diyorsa öldüreceksiniz, "serkeşlik ettiğinden şüphelendiğiniz karınızı dövün" diyorsa döveceksiniz v.s. v.s. Bunlar yoruma açık hükümler değildir, muhkem hükümlerdir. Gerçek bir müslümansanız bu hükümlerle yaşayacaksınız ki Işid'in yaptığı tam da budur. İş bununla da bitmez, Kur'an çeşitli ayetlerde "Allah'a ve peygambere itaat edin" diye emreder (ör: Şuara 126, Nisa 65, Ali İmran 32...) Hadi Allah'a uymak için Kur'an hükümlerini uyguladınız, peygambere nasıl uyacaksınız? İşte burada da hadisler devreye girer. Bu nedenle Kur'an ayetlerinden sonra en önemli islâmi bilgi ve hüküm kaynağıdırlar, bunların da sahih ve özellikle mütevatir kabul edilenleri yoruma kapalıdır.

      Kısacası, ılımlı islâm, çağa göre yorumlanmış islâm gibi bir şey yoktur ve olamaz. Gücü tamamen ele geçirinceye kadar Kur'an emrine uyarak takiyye yapıp ılımlı gibi davranan, gücü ele geçirince radikalleşen ve kendisi gibi inanmayanları müşrik, kâfir, fitne çıkaran bozguncu olarak kabul edip ona göre islâmi hükümleri uygulayan islâm amasız, fakatsız, yorumsuz gerçek islâmdır. Ha, siz kafanıza göre yorumlayıp "bunlar 21. yüzyıla uymuyor, ben böyle anlıyorum" diyebilirsiniz ama gerçek müslümanların gözünde sizin bu yorumlarınızın hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bunu da ancak laik bir ülkede yapabilirsiniz, sakın islâm şeriatı ile yönetilen bir ülkede denemeyin...

      Sil
  2. Böyle böyle 10 yıllar geçer...
    Cadılar değişir, Hopkinsler değişir ancak beklenen hukuk reformları yerine Orta Çağ karanlığına adım adım da değil artık koşarak gittiğimiz 20 yıl önce ilk kez yazılmış bir yazı ile yine yüzümüze vurulur. Düşünen, empati yapabilen, canları yananlar anlar, kalanlar ya Hopkinsi alkışlar ya da yeni Hopkinsler olmak için birbirleri ile yarışır...
    Geçmişi düşünmek, bugünü hissetmek, geleceği yaratabilmek adına verdiğiniz emeklere sağlık Hocam.

    YanıtlaSil
  3. Bizde birde cadı olanlar utanmadan sıkılmadan karşısındakini cadılıkla suçluyorlar. Güzel bir hatırlatma yazısı olmuş. Son yazılarınızda eski yazılarınızdan örneklerin yer alma oranının artması, malesef ne tarafa gitttiğimizi de gözler önüne seriyor. Çok teşekkürler hocam. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  4. M. RECEP MOLDER20 Eylül 2022 13:47

    İNANÇ, BİR ÇEŞİT ÖN YARGIDIR. ÖN YARGILARI KIRMAK ATOMU PARÇALAMAKTAN ZORDUR DEMİŞLER. LAİK, BİLİMSEL EĞİTİM İLE ÖNCE ÇOCUKLARDAN BAŞLAMAK GEREK. UYGAR BİREYLERDEN OLUŞAN DOGMALARDAN KURTULMUŞ AİLEDE YETİŞEN YENİ NESİLLER KURTULUŞ OLUR.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atatürk böyle başladı, bir yere kadar da gelindi ama sonra yine eskiye döndük. Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden birisidir Tevhid-i Tedrisat yani öğretim birliği. Okullar yalnızca bilim öğretmeli.

      Sil
    2. Hocam millet yeme içme derdinde hukukla bilimle uğraşacak hali yok.

      Sil
    3. Yeme içme derdi hukuk ve bilimle uğraşacak halinin olmamasından kaynaklanıyor.

      Sil
  5. Hocam cadıların süpürgeleri eksik kalmış

    YanıtlaSil
  6. Demek ki bu yazınız güncelliğini dönemler itibariyle hep koruyor. Yazınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  7. Hocam.Kaleme aldiniz bu Cadi Avı adı altındandaki gercek yaşanmışliklar.Benim anladim manada Menfaat ve Entrikalar gunumuz dunyasında aklıniza gelebilecek her konuda bireysel bazdan tutun kuresel ölçekli baz akadar malesaf kendi ülkemiz sınırları içinde de öyle bir yaşiyor ve yaşatılıyoruzki .Biz kendimizi avın sonundaki o yaşlı kadinlar gibi hissediyoruz.21.yuzyıl da KURTULAMADIK GALIBA??

    YanıtlaSil
  8. Hocam güzel bir inceleme olmuş. Daha önce okumamıştım. Fakat içinde yaşadığımız toplumun, o toplumu yöneten siyasilerin, kanaat oluşturan medyanın önemli bir bölümünün hukuk, ahlak, demokrasi, hak arama, insan haklarına saygı vb. normları açısından gelişme düzeyine bakılırsa her on yılda bir bu yazıyı yayınlamaya devam edeceksiniz gibi görünüyor.

    YanıtlaSil
  9. Teşekkürler bu önemli tekrar yazınız için, çok makbule geçti gerçekten.
    Çok yıllar önce yazdığınız, 'Türkiye'nin Dünyanın %1'i civarında olduğunu çeşitli sayısal verilerle gösterdiğiniz çok önemli yazınız vardı, onu da güncelleyerek tekrar yayınlamayı düşünür müsünüz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıyı ben de bulmadım. Bulursam dediğiniz gibi yapacağım.

      Sil
  10. Sayın hocam dilinize sağlık. Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Yazı yapmadığınız günler sanki bir şeyler eksik kalıyor hayatımızda. Ortaçağda insanlar ateşe atılırken Edirnede insanlar bilim ışığında ve bazı mistik müzikler eşliğinde tedavi edilip iyileştirme sağlanıyordu. Bu konuda darüşşifada oyalıyor kase okunması tavsiye olunur naçizane. Sorun dinin kendisinde değil. Sorun dinin cahillerin elinde bir silah gibi kullanılmasında zannımca.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Farabi'yi kim kafir ilan etti?
      İbni Sina'ya dinden çıktı denmedi mi?
      Yunus Emre'ye zındık diye fetvayı şeyhülislimlar vermedi mi?

      Bugün bilim diye övündüğünüz ortaçağdaki ortadoğu bilginlerinin nerdeyse tamamı dini reddetmiş kişiler. Kimi idam edilmiş, kimi dövülmüş öldürülmüş. İsmi bilinenleri de yine dinsiz olup dini kullanan eğitimli halifeler koruma altına almış.

      İnsan biraz araştırır öğrenir be.

      Sil
    2. Adsiz bey, anlamadim. Onu kim kafir ilan etti, yok buna dinden cikti demissiniz, sonra da bu adamlarin zaten dini reddettiklerini belirtmissiniz. E o zaman bu adamlar dinden cikmis olurlar burada nasil bir sikinti var anlamadim.

      Zahmet olmazsa, bizleri aydinlatin, hangi alim/bilimadami ne sekilde dini reddetmis o dönemde, bunu da kisacik izah ediverin.

      Sil
    3. 11:11 , yukarda yorumcunun yazdığı apaçık ortada, kendince mantık üretmeye boşuna kalkma.
      Müslüman dediğin adamları sonradan birileri müslüman ilan etti.

      Ömer Hayyam ından, Yunus Emre'sine kadar hepsi dini reddeden insanlar.

      "Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri"
      Yunus Emre burda direk Kuran'a karşı geliyor. Bu yüzden kafir ilan edildi, Şeyhülislam Ebuussud tarafından ölümünden yüzyıllar sonra. Tüm kitapları yakıldı.

      Ömer Hayyam da aşağıda direk peygamberi hedef alır.
      "kim görmüş ki cenneti cehennemi
      kim gidip de getirmiş haberini
      hiç bilinip görülmeyen bir yer
      özlenip korkulmaya değer mi?"

      İbni Sina ve Farabi, kuran da yazdığının aksine kainatın tek bir kerede yaratılmadığını ve bir anda yok olmayacağını savunur.

      Yorumcunun yazdığı gibi laf ebeliğini bırak, aç öğren.
      Boş laf ebeliğinde üzerinize yok.

      Sil
    4. Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
      İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni

      burada Yunus Emre nerede Kuran'i reddetmis anlamadim. Adam yaradani seviyorum ben, cennetle mennetle isim yok, bana sadece o lazim demis. Buyrunuz Gazali'den bir alinti: "Bütün Allah dostlarının tek amacı, yalnız Allah’a ulaşmaktır. Kimsenin bilmediği haz ve manevi zevk buradadır. […] Cennetin tüm nimetleri kendisine verilse, o yine onlara dönüp bakmaz."

      Birinin birini tekfir etmesi dinden cikarmaz insani, sunu bir anlayin.

      Sil
  11. Salt inanç sağlıksız bir olgudur hatta psikolojik hastalıktır. İnsanların akıl edebilmesi olabıksız olaylara inanmaları insan üstü bir yaklaşımdır ki işte şeytanlık budur.

    İman konusu sapıklıktır mutlak gerçek arama sorununu çözdüğü nü sanmak veya kurtulmayı ümit etmek için insanın koşulsuz aklı almadığı sözel olaylara inanması sapıklığıdır.

    Orta doğuda zamanında peygamberlik meslek olarak gelişmiş ve krallara karşı güçsüz asker toplama ve devlet kurmak için içten vahiy aldığını iddaa eden insanlarla doludur peygamber kalabalığıdır ve orta doğu hariç hiçbir yerde peygamber çıkmaması bu işin o bölge insanlarının uydurduğu bir gerçektir.

    Yahudiler birçok peygamber çıkarmış ve sonunda bir Arap ortaya çıkmış kendi halkını yönetmek için aynı hikayeleri özet bir kitaba aktarmış ve bu kitabın yüzde seksen hikaye anlatımları dolu olan insanları birbirine düşman eden sözde tanrı buyruğudur.
    Gerçek ise hiçbir kitap tanrının sözü olamaz yazılanlar peygamber anlatılarıdır.

    Cadı avı yıllar önce başlamış ve din olgusunun sahte olduğunu öğrenenler ya yeni bir din uydurmuş yada güçlü din içinde tarikat oluşturup gücü kendinde toplamaya çalışmış.

    Bunlara göre tanrı müthiş yeteneksiz ve beceriksiz biri ki 1400 yıl önce gönderdi denilen dini şimdi göndermiyor mu yada bugün herkes o kitabı okuyup neden farklı anlam çıkarıyor tanrı bu işi çözemiyor mu bir sorun mu var. Hayır uydurmacılar o sözde din üzerinden farklı oluşumlar oluşturup tarikat cemaat adı altında insanları etkileyerek savaş kargaşa çıkarıp güç kazanmışlar şimdikiler mal toplayıp ticaretini geliştirmek için oluşturdukları müthiş ucuz bir pazarlama stratejisi olarak kullanıyorlar bukadar

    YanıtlaSil
  12. Yazı ilk yazıldığında Türkiye Cumhuriyeti idi,
    Şimdi oldu Türkmenisten Başkanlığı.

    YanıtlaSil
  13. hocam Türkiye bir cadı kazanına mı dönüştürülmek isteniyor?Arthur Miller ı bilirsiniz.ben aslında rusları severim ama birtek Steinbeck ve onun hatrına amerikan tarzına da değmişliğim vardır.sağlıcakla kalın..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arthur Miller'in cadı kazanı üzerine de bir yazım vardı aynı adla: Cadı Kazanı.

      Sil
  14. Bu tip baskıcı düzenler bir kere kuruldu mu, bir daha kolay kolay düzeltilmezler.
    Türkiye, yazının yazıldığı 20 yıldan bu yana, demokratik kazanımlarını, yasalarını, insan ve kurumlarını kaybetti.
    Hergün biraz daha kayıpla devam ediyor.
    Ülke en demokratik nüfusa sahip olduğu dönemde, demokrasisine sahip çıkamadı.
    Şimdi, ülkenin yüzde 10u ortadoğu kökenli, ülkede doğmamış insan.
    Türk demokratları, 20 yıl önce taşıyamadığı yükü, sayıları azalmış halde, artan yeni yük ile kaldıramazlar, kaldıramıyorlar da.
    Böyle gidecek.
    İşte İran. Gösteriler aldı başını gidiyor. Molla düzeni kurulmuş.
    İran halkı istediği kadar isyan etsin, yine bastıracaklar, sert bastırılacaklar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özgürlük istekleri sonsuza kabar bastırılamaz.

      Sil
  15. "Ahlakın dine bağlı olduğu ve adaletin yüce bir otoriteye bağımlı hale getirildiği yerde en ahlaksız, en adaletsiz, en kepaze şeyler meşrulaştırılabilir ve yerleştirilebilir” LUDWIG FEUERBACH

    "Tüm dinler cahiller için görkemli, siyasetçiler için kullanışlı ve filozoflar için gülünçtür." TITUS LUCRETIUS CARUS

    "Bir zamanlar dünyayı din yönetiyordu. Şimdi o zamanlara ‘Karanlık Çağlar’ deniyor." RUTH HURMENCE GREEN

    "Her mümin, diğer dinlerin ateistidir" SAM HARRIS

    "Dinler insanı terbiye etmiş olsaydı, Erdoğan'ı terbiye ederdi!" LEVENT GÜLTEKİN

    YanıtlaSil
  16. Yıllar geçse de değişen bir şey yok. " Yolsuzluk, ahlaksızlık, ekonomik istikrarsızlık ülkeyi kasıp kavurduğunda, suçu üzerine yıkacak bir günah keçisi bulmak icap eder." Güzel yazınız için teşekkür ederiz hocam.

    YanıtlaSil
  17. Cadi olup olmadigini anlamak icin eskiden igne batiriyorlarmis, simdi Osmanlici misin degil misin ? LGBTI+ ye karsi misin degil misin ? Vahdettin hain mi degil mi ? diye test ediyorlar... Bu testi yapan safralardan bir kurtulabilsek ilerleyecegiz ama yüzyildir bir türlü kurtulamiyoruz

    YanıtlaSil
  18. Hocam kaleminize sağlım.

    YanıtlaSil
  19. Umarım bu son tekrar olur. Ama önce eğitimin doğmatik öğretilerden arındırılması gerekecek. Kılavuzu din olanlar için her zaman arkasından gitmesi istenen bir hurafe bulunur. Din özünde kişinin vicdanından başka bir şey değildir. Yüzümüzü bilime dönmeli ve sorgulayan bireyler yetiştirmeliyiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşin temeli gerçekten de soran, sorgulayan, biat etmeyen bireyler yetiştirebilmekte.

      Sil
  20. Hocam her yazınız gündeme ışık tutuyor. Ülkemizin durumu sen kendine ne kadar değer verirsen başkaları da sana o kadar değer verir.patron halkın kendisi fakat şirketin soyulduğundan haberi yok

    YanıtlaSil
  21. Küresel krize saatler kaldı.

    2023 küresel kriz yılı olarak uzun yıllar sebepleri ve sonuçları tartışılacak belki ekonomi kitapları dahi yeni modellemeler nedeniyle değişecek.

    Tüm cadı avı süreci diye tabir ettiğimiz dönem boyunca zenginlerin hırsızların sebep olduğu ancak fakirlerin din ile kandırıldı dehşet bir ekonomik kriz artık 8 milyar dünya nüfus ile çok başka bir krize girilecek bu sefer model güncelleme ile kurtuluş yok değişim şart.

    Eski bildiklerini unutun yenimodeller yeni teknolojilere adapte olun ve dijital para gibi olgulara sahip çıkın devlet bunları acil regüle etsin.

    Özellikle vergiler konusunda sade tek vergi politikası ve adaletli vergi düzenlemesi olmalı ayrıca tahakkuk bazlı değil, dijital para üzerinden anında vergi kesintisi yapılmış kalan para kazanç olarak aktarılan alışveriş yapıldığı anda vergisi ödenmiş yeni vergileme ve yeni muhasebe sistemine geçiş yapılmalı.

    YanıtlaSil
  22. Burada dini sorunların kaynağı görenler yönetime geçince inançlı olduğunu iddia eden insanların cadı avını başlatır. yapıldı da daha önce. yani hepiniz yada hepimiz aynıyız. homobilmemne....

    YanıtlaSil
  23. Hocam merhaba.Dolar ani bir artışla 20-22 tl olsa mesala euroda o oranda artarmı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer Avrupa Merkez Bankası da Fed gibi faiz artırarak enflasyona müdahale ederse Euro da artar. Etmezse Euro değer kaybeder.

      Sil
  24. Hocam, elinize, düşüncenize emeğinize sağlık. Bu şekilde ne kadar devam edebilir? 10, 20, 30 yıl ? Bu kadar imkan ve güzelliğe sahip insanlara ve coğrafyaya 'yazık' oluyor. Bu da 'israf', 'haram' değil mi ? Bunun vebali ödenebilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aşağı yukarı 200 yıldır böyle devam ediyor. Arada Atatürk döneminin büyük çıkışı ve daha kısa süreli bazı parlamalar olsa da üç aşağı beş yukarı böyle devam ediyor. Ama eğer Atatürk dönemi olmasaydı bu devam edemezdi.

      Sil
    2. Teşekkür ederim. İki yüzyılın arasına büyük sıçrama girdiğine göre, şimdi sağlam bir parlama gerekiyor ki, hakkımızda hayırlısı. Sağ olun Mahfi Hocam.

      Sil
  25. Hocam selamlar, ben kendi iç dünyamda ifade özgürlüğünün sağlanmasından yanayım. Bence bildiriyi dile getiren kişi, kendi haricindeki kişilerin haklarına ve yaşam alanına herhangi bir taciz ya da tehdit içermediği sürece istediği gibi düşünmekte özgürdür.
    Özetle gerçek ve tüzel kişilere taciz ya da tehdit içeren düşünceler haricinde hakarete varan düşünce bildirimlerine bile serbestlik tanınmasını destekleyebilirim.
    Yazınızın sonlarını okurken aklıma terör örgütünün siyasi ayağı olmayı kabul etmiş ve bu konuda propagandalar gerçekleştiren bunun yanında aktif olarak birçok suç iddiası ile yargılanan belli başlı isimler geldi, bu isimlerin Türkiye Cumhuriyeti tüzel kişiliğinin egemenliğini tehdit eden düşüncelere ve davranışlara sahip olduğunu düşündüğümü dolayısıyla tutukluluklarını desteklediğimi de belirtmek isterim. Söz konusu, kişilerin varlığını tehdit eden düşünceler ise ekstra önlemler alınmalı ve bu düşünceler ile uyumlu davranışlar gerçekleştiğinde de kişilerin varlığını koruyacak şekilde cezalar verilmelidir diye düşünüyorum. Saygılar sunarım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buradaki ayrım çok önemli. Gerçek suçluyla siyaseten suçlu sayılmaya çalışılan kişileri ayırmak işin özünü oluşturuyor. Ve bunu yapabilecek yek güç bağımsız yargıdır. Onun için güçler ayrımı ilkesi çok önemli.

      Sil
  26. Cadı avları Norveç'te de oldu, en çok da başkentten uzak yerlerde. Dinde reform konusunda bence güzel bir örnek norveç kilisesi. Bu dini örgütün nasıl bin yıl önce koyu katolik bir konumdan, önce protestan, sonra daha ulusalcı protestan, sonra idaresi daha demokratik bir devlet dini, son yarım yüzyılda da önce kadın erkek eşitliği, son olarak da cinsel eğilim eşitliği, ve ulusun laikleşmesi ile taçlanan evrilme hikayesi ibretlik.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Unknown,

      Güzel bir örnek vermişsiniz ama bu dinde reform değil devlet yönetiminde reform ve evrim örneğidir. Yoksa koyu katolikler önce protestan, sonra ulusalcı protestan v.s. olup bugün cinsel eğilim-kadın erkek eşitliğine inanan bireyler olmadılar, hâlâ koyu katolikler. Devlet evrim geçerek laik bir yapıya büründü ve onların yönetim erklerini sınırladı, olaya bu gözle bakın bence...

      Sil
    2. Norveçliler artık katolik değil, protestanlıkları kendilerine has, kilise içi ayin ve ilahilerin dili norveççe, dini örgütlenmeleri artık laik olan devletten bağımsız ve demokratik, neredeyse bizdeki dernekler gibi, öyle ki 2016da kilisenin tüm tepe görevlerine kadınlar seçildi veya atandılar. kadınlara ve eşcinsellere bakış açılarındaki serbestlik devlet kumandasıyla olmadı, kendi iç organlarının kararlarıyla oldu. devletten üye başı aldıkları para, Oslo'daki türk camileriyle benzeşiyor. uzun bir ortak geçmiş yüzünden devletle ilişkileri henüz tam kopuk değil o da var.

      Bana kalırsa bu gelişme biraz norveç toplumundaki eğitim seviyesi ile alakalı. Kilise örgütündeki gelişimin başlaması 1814 de yeni anayasa ile Danimarka'dan, 1905de de yeni kral ile İsveç'ten bağımsızlığa paralel başlasa bile ivme kazanması öğrencilere yeterli eğitim kredisi veren kurumun yardımıyla kaliteli üniversite eğitiminin sadece üst sınıfların erişebildiği bir olanak olmaktan son 50 yılda çıkmasıyla neredeyse eşgüdümlü. Belki basın yayın (Norveç'te gazete/kitap okuma oranı çok yüksek), ve son yıllarda internet de etkili oldu. Bence buradan Türkiye'de dinin olası evrimi konusunda çıkarılabilecek dersler var.

      Sil
    3. Norveç'te de ümmet epey bi dönmüş desene,
      Reis sağolsun burda ümmeti mikserde çevirio,
      Ümmet öyle döndü ki, nere doğru nere yanlış karıştıo,
      Dio ki en sağlamı yine Reis, dönüp dönüp Reise oy verio.

      Sil
  27. Maalesef konunun dönüp dolaşıp ve herşeyin tek sorumlusu dinmiş gibi gösterilmesi gelecek adına gerçekten çok üzücü. Din tabi ki kendi içinde bir miktar muhafazakarlık barındırıyor. Ama bu, tüm yenilik ve gelişmelere engel olduğu anlamına gelmiyor. Dine ve dindarlara yapılan düşmanlıklar, dindarları daha da tutucu olmaya itmiyor mu?
    Din yaratılmış olan herkese ve herşeye sevgiyi Yaradan dan ötürü öğütlüyor ve ortak bir toplumsal yaşamı inşa ediyorken, karşı tarafta ne var; insanlaşmak. Peki dindarlar, insan değil mi???

    Yani ne kadar az din, o kadar çok mutluluk! gerçekten öyle mi acaba? Ya bu çok büyük bir hataysa.
    İnsan kainat içindeki küçüklüğüyle beraber, olmayan bir enaniyetle dünyalar kadar yer kapladığını zannediyor, kendini birşey sanıp, başkalarını zerre yerine koymuyor..
    Sen küçük bir hatan da, amirinden işittiğin azarı kabullenemezken; sinek kanadından yıldızlara kadar herşeyi kudretiyle ve intizamıyla Yaradan'a karşı itaatsizliğin karşılığında ne yapacaksın..

    YanıtlaSil
  28. (Yo) bence geliyor. Derler ki alkol yeni bir buluş olsaydı aynen esrar gibi yasaklanırdı, heyhat çok yerleşmiş kurtulunamıyor. Din de öyle. Din iyi niyetle başlatılan bir dayanışma hareketini kötü niyetli birilerinin başına geçip günlük siyasi ihtiyacına göre tefsir, fetva, kasıtlı tercüme gibi şeylerle yamultarak bir baskı aletine dönüştürdüğü, bu iş binlerce yıldır yapılageldiği için o toplumun kimliğinin parçası olagelmiş bir olgudur. Aynen alkol gibi bu günkü dini pratiği git tanınmadığı herhangi bir başka topluma tüm detaylarıyla öner; sopayla kovulursun. Bilimle şekillenen bir yaşam tarzı çok daha faydalı, ve günümüzde "dindarım" diyenlerce bile praktikte yüksek oranda zaten uygulanan alternatif olarak var. Kusuru uzun ve bilinçli şekillenmiş eğitim gerektirmesi, piyasadaki hali pazarlamacılarca öğretilen. Ortalama eğitim seviyesi yetersiz toplumlarda tabii ki din ağır basacaktır. Liderleri, Hükümeti, devleti hata verdiğinde tabii ki din stepne/yedek teker gibi ortaya çıkartılacaktır. Evdeki modern bir alet bozulursa yenisini tedarik edene kadar tabii ki garajdan artık kullanmadığın eskisini çıkartır kullanırsın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dindarların dine bakışları, sevdalandıkları kişiye bakışları ile aynıdır. Bir türlü kusurlarını görmezler, toz kondurmamak için ne lâzımsa yaparlar. Birisi "sevgilin seni aldatıyor" derse çeker vururlar ama bir türlü o sevgilinin aldattığına inanamazlar. Patolojik bir durum elbette, gerçekleri kabul etmek her zaman kolay olmasa da sonuçları açısından en yararlı yoldur...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz

Çok Daha Zor Günler Kapıda

Bir Şehir Efsanesi: Merkez Bankası'nın Sahibi Kim?