32 Yılda Değişen Hiçbir Şey Yok

1991 yılında bendeniz Hazine’de (o zamanlar Başbakanlığa bağlı bir müsteşarlıktı) müsteşar yardımcısıydım. Türkiye, bugünkü gibi ekonomik sorunlarla boğuşuyordu. Büyüme yüzde 1 (bugün yüzde 5,7), enflasyon yüzde 65 (bugün yüzde 75), bütçe açığı yüzde 5 (bu yıl yüzde 6 dolayında bekleniyor), işsizlik oranı yüzde 8,2 (bugün yüzde 8,5), dış borç toplamı 54 milyar dolardı (bugün 500 milyar dolar.) Cari açık yoktu (bugün yüzde 2,8.) Şimdi karşılaştırdığımda 1991 yılının koşullarının büyüme dışında bugünkünden çok daha iyi olduğunu görebiliyorum. Ekonomi dışı alanlarda ise bugünkü durumumuzla karşılaştırılamayacak kadar iyi durumdaydık. Ama ben o zamanki durumu da beğenmiyor, Türkiye’nin çok daha iyi göstergelere sahip olmaya layık olduğunu düşünüyordum. Sonunda Türkiye İçin Bir Ekonomik İstikrar Programı Önerisi adı altında bir rapor hazırlayıp zamanın Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ekrem Pakdemirli’ye sundum.

Aşağıda bu raporun sonuç bölümü yer alıyor. Okuduğunuzda otuz yıldan uzun sürede ekonomide hiçbir şeyin değişmediğini, hatta daha da bozulduğunu ve yazılanların bugün de geçerli olduğunu göreceksiniz. Raporun sonuç bölümü şöyle:

“Yeni klasik iktisatçıların ortaya koyduğu çok önemli bir gerçek vardır; enflasyon sorunu, para ve maliye politikaları aracılığıyla geçici ayarlamalar yapmakla çözümlenemez. Siyasal iktidarın, devlet giderlerini karşılama şekli, kamuoyunun siyasal iktidara güven duyacağı tarzda değiştirilmek zorundadır. Bir başka deyişle ekonomik istikrar politikasının başarısı siyasal iktidarın kredibilitesiyle yakından ilgilidir. Her şeyden önce kamuoyu, kamu kesimi finansman açıklarının para basarak karşılanmadığını, Merkez Bankasının siyasal iktidardan bağımsız olduğunu görmelidir. İkinci önemli konu, alınan önlemlerin devamlılığının sağlanmasıyla, ya da daha açık bir ifadeyle bu tür sorunların ileride yeniden ortaya çıkmayacağına olan inancın yerleştirilmesiyle ilgilidir. Bunun da yolu bütçe açıklarının düşürülmesindeki devamlılıktan geçmektedir.

Türkiye’nin 1980’ler boyunca gerçekleştirdiği yapısal değişimlere karşın 1994 yılı başında tekrar aynı noktaya gelmesinin nedenleri ekonomik olmaktan çok siyasal nedenlerdir. 1993 yılı boyunca, Hazinenin Merkez Bankasından kullandığı kısa vadeli avansın yüzde 130’dan fazla artmış olmasının, iktidara gelirken en çok bu noktayı eleştirmiş bulunan bir liderin dönemine denk gelmesi, sorunun siyasal bir sorun olduğunun en önemli göstergesi olarak kabul edilebilir.

Yaptığımız bütün açıklama ve değerlendirmeler, Türkiye'de gerek kurumsal düzenlemelerin ve gerekse ekonomi politikasının siyasal kararlılık olmaksızın yürütülemeyeceğini ortaya koymaktadır. Vardığımız en acı sonuç budur. Genelde, bu konulardan bazıları tümüyle teknik çalışmalarla ve son noktaya kadar siyasal iktidarın bilgisine gerek göstermeksizin çözülebilecek konular olduğu halde, Türkiye'de, başlangıçtan itibaren siyasal karara gereksinim gösterir bir şekle dönüşmüştür. Çünkü teknik konuların çoğu siyaset malzemesi haline getirilmiş, uzlaşma zeminleri yok edilmiştir. O nedenle, Türkiye'nin siyasal kadrolarının işi, gelişmiş ülkelerin siyasal kadrolarından çok daha zordur. Zira o siyasal kadrolar, kendi siyaset yetkilerini kısıtlayacak önlemleri kendileri almak; yasama organını, hükümete hesap vermekten çıkarıp tam tersine hesap soran bir organ konumuna getirmek zorundadırlar.”

Not: Aynı raporu, bu kez Hazine Müsteşarı iken, bazı ilâve ve değişikliklerle 1997 yılında zamanın Başbakanına da verdim. 

Yorumlar

  1. Hocam memleket trolleşiyormu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi hocam neden krediler 90 günden sonra sorunlu kredi sınıfına girer. Matematiksel bir yanı var mı?

      Sil
  2. Hocam hazine ve maliye bakanlığı sitesindeki verilerde mtv dolaysız vergi olarak sınıflandırılmış. Mtv dolaysız vergi midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MTV ve Emlak Vergisi servet vergisi çeşitleridir ve o çerçevede dolaysız vergiler arasında kabul edilir. Veraset ve İntikal Vergisi de servet transferlerinden alınan bir tür servet vergisi olduğu için o da dolaysız vergi olarak kabul edilir.

      Sil
  3. Hocam, bu işler bir 30 yıl sonra da değişmeyecek gibi mi sizce...

    YanıtlaSil
  4. Degerli hocam emegine saglik ...siyasilerin siyasilerden hesap sorabilecek kadar siyasi karneleri temiz degilse?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman hesap sorulamaz. Bizim ülkede "devri sabık yaratmayacağız" ifadesi aslında gelenin gidenle aynı şeyleri yapacağını belirtmesinin bir yolu gibidir.

      Sil
  5. Düzelmesi çok zaman alacak, büyük yaralar açıldı, açılmaya da devam ediyor. Ciddi bir servet transferi mevcut. Bunun da bilinçsiz yapılmadığı aşikar.

    YanıtlaSil
  6. Var hocam olmaz olur mu? O zaman müsteşar yardımcısı böyle bir rapor hazırlayabilmiş. Şimdi ne müsteşar var ne de böyle bir rapor yazabilecek yardımcısı.

    Tüm sorunların kaynağı da bu.

    İyi günler

    YanıtlaSil
  7. Hocam degisen birsey olmamış.Uzucu olan ders almamak.

    YanıtlaSil
  8. 91 yılı koşullarını kanaat edip beğenseydiniz bugün bu duruma düşmezdik D))

    YanıtlaSil
  9. Yine bir pakdemirli ye denk gelmiş ülkemiz.

    YanıtlaSil
  10. 1991 yılında istatistik verilerinin doğruluğu tartışılmıyordu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, hiç kimse enflasyon verisinin doğru olup olmadığını tartışmıyordu. Çünkü yaşamda karşımıza çıkan neyse istatistikler de onu gösteriyordu.

      Sil
    2. Sadece bu bile yeter 25 yılın hesabını sormak için

      Sil
    3. Mahfi Eğilmez Hocam, Devlet İstatistik Enstitüsü'nün ismini değiştirdiler, Et ve Balık Kurumunun ismini değiştirdiler, Planlama teşkilatını kaldırdılar, Harp Okullarının ismini Milli savunma üniversitesi diye değistirdiler, ilk orta lise müfredatını değistirdiler. Askeri Hastaneleri kapattılar. Atatürk Havalimanının ismini değiştirdiler, Atatürk Stadının ismini değiştirdiler, milyonlarca mülteciyi Türkiye'ye sokup demografiyi değistirdiler. Birçoğunu, suda yavaş yavaş ısınan kurbağa deneyi gibi yapıyorlar. Daha nice şey. Bunu yapanlar Cumhuriyet tarihini değistirmeye çalışıyorlar. Yarın öbür gün buzdolabını biz getirdik, Et ve Süt Kurumunu biz kurduk, ambulans, elektrik, camaşır makinesi yoktu, Aselsan'ı biz kurduk yoktu dedikleri zaman z kuşagından sonrası buna gülmeyecek fakat maalesef inanacak. Cumhuriyet Tarihini Yeni nesillere unutturmak istiyor olabilirler mi ? Sürekli abdulhamit, güzellemeleri... Vahdettin Koşklerinde yabancılara resepsiyon vermek... Bu kurum ismi ve müfredat değişikliği yapanların sosyoloji teorilerini ve de eğer varsa tarih teorilerini kullandığını düşünmekteyim. Hani nerede ana muhalefet bunun farkına varmış mi?En önemlisi de Türk toplumu bu planlanan tarihi, sosyolojik, demokgrafik oyunu görmüş mü? Yaşayan Ünlü tarih profesörlerimiz, sosyoloji profesörlerimiz bu işe ne diyor? Mesela Sayın Ana muhalefet partisi başkanı Özgür Özel Bey ve ana muhalefet milletvekilleri ve de iktidarı dışarıdan destekleyen sayın Devlet Bahçeli Bey ve partisi milletvekilleri bu konuda ne düşünüyor? Bu en yukarıda saydıklarım, bilinçli yapılan tarih ve sosyoloji bilimini kullanarak Cumhuriyet tarihini değistirmek ve Türk toplum yapısını ve demografisini bozmak değil de nedir?

      Sil
    4. Çok doğru bir tespit.

      Sil
    5. Türkiye Cumhuriyeti engelli doğmuş bir çocuğa benziyor çocuk büyüdükçe sorunları da sorunları da büyüyor ve bugünkü gibi baş edilmez hale geliyor

      Sil
  11. Mesut Delikanlı26 Haziran 2024 12:35

    Şahsım ekonomistim ile yönetildiğini sürece daha kötü oluruz. Sizin gibi uzmanlardan oluşan ekonomistlerin alacağı kararları dirayetli uygulayacak hükümetlere ihtiyaç var.

    YanıtlaSil
  12. Kaleminize saglik hocam 32 yil once bugunu anlatmissiniz, super ongoru.

    YanıtlaSil
  13. Hocam, ufak bir hatırlatma ile başlayayım:
    Yazının girişindeki görevde bulunduğunuz tarih(1991) ile rapordan alıntıladığınız bölümün ilk cümlesindeki tarih(1994) arasında 3 yıl var.Bu raporu ne zaman kaleme almıştınız?

    Yazınızda 90’lı yılların başlarındaki ekonomi politikalarını anlatıyorsunuz ve eleştiriler getiriyorsunuz.O günden bugüne iktidarların ekonomi politikalarında izledikleri bazı ezberler değişmemiş olsa da,Türkiye’de ve dünyada çok şey değişti.
    Soğuk savaşın sona ermesinin hemen sonrasındaki bir dünya ekonomisinden ve onun dinamiklerinden bugüne ne kaldı ki?Aynı bağlamı Türkiye için de söylemek mümkün.
    Detaylandırıp paylaşmaya çalışacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazının sonundaki not ne yazık ki burada çıkmamış. Ekledim. Bu raporu 1991 yılında yazıp zamanın hükümetine verdim. 1997 yılında Hazine Müsteşarlığına getirilince bu kez rapora, aradan geçen süreye ilişkin, eklemeler yaparak o zamanın Başbakanına verdim. Uygulanma imkânı olmadığını görünce de istifa ederek memuriyetten ayrıldım.

      Sil
    2. Hocam 1991 yılında Türkiye’de üç farklı hükümet kurulmuş.(Ne istikrar ama:)
      Ama raporu Ekrem Pakdemirli’ye verdiğinize göre,Mesut Yılmaz’ın kurduğu 48. hükümetten bahsediyorsunuz.Onu çözebildim.Ama 1997 yılında da iki hükümet kurulmuş(istikrar devam ediyor:)54. ve 55. hükümetler.Düzeltilmiş raporu hangi hükümete vermiştiniz?

      Sil
    3. Mah Bey’in bütün bu hükumetler boyunca Siyasal iktidarda hisse dahi müsteşar yardımcısı ve müsteşar olarak görevine devam etmesi bir anlamda hala ileri ve liyakata kısmen de olsa değer verildigini işareti gibi yorumluyorum ben bu durumu yani Siyasal iktidarda bir İstikrarsızlık söz konusu olsa olsa bile teknokrat tarafta bir istikrar söz konusu gibi anlıyorum

      Sil
  14. Abi durumumuz üzücü ve çözümün olmaması ise insanları daha büyük karamsarlığa itiyor. Çevremdekilerle bu konulara girdiğimizde bende dahil herkes umudunu kaybetmiş durumda. Kuvvetler ayrılığı olmadığı sürece denetleme soruşturma yargılama gibi süreçler olmayınca adalet kalmıyor. Sonra sırasıyla güvenlik, eğitim, sağlık ve en kötüsüde ekonomi bozuluyor:(

    YanıtlaSil
  15. Yani 32 yılda bir adım öteye gidememişiz tam tersi geriye doğru gitmişiz belki de zamanında yakalayamadığımız sanayi çağını şimdi ki yapay zeka gibi internet çağında bilgi çağında kapatabilirdik veya en kötü şuan ki halimizde çok çok daha iyi durumda olurduk üzücü bir durum .

    YanıtlaSil
  16. Ülkede değişen şeyler;
    - Liyakatsizlik
    - Gecici sığınmacı ve kaçak sayısı
    - Enflasyon ve kur artışı
    - Eğitim sisteminin sürekli geriye gitmesi
    - Adalete güvenin kalmaması

    YanıtlaSil
  17. Kaleminize sağlık sayın hocam. Dediğiniz gibi yaşanan tek tük değişimler de kötüye doğru oldu. O zamanlar en azından TÜİK gibi kurumlar siyasetçiler yaranmak gibi amaçları olmadıkları için enflasyon rakamlarını (olabildiğince) gerçeğe yakın şekilde açıklamaya özen gösteriyorlardı muhtemelen.

    YanıtlaSil
  18. İki ana eğilim olduğunu bilerek; biri monarşi (padişah) kişiye bağımlılık; diğeri halkın ülke yönetiminde söz sahibi olduğu Halkçılık olsun.
    Monarşistler doğal olarak Kralın egemliğini ve bundan yola çıkarak Soyluların yani Aristrokratların ülkede egemen güç olmasını ister. Öncelikleri her daim Kralın ve Aristrokratların refahıdır. Halk ise Hedefe ulaşma aracı.
    Halkçılar ise, Halkın yani geniş vatandaş kitlesinin refahını ve eğitimini artırma çabasındadır. Orta Direğin kuvvetlenmesi yani orta alım (gelir) gücünde olanların sayısının artmasını ister.
    Monarşistler Bütçeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanır ve özellikle izahatlarında: ÜLKE GÜVENLİĞİNİ VE YARARINI ön plana çıkarırlar.
    Halkçılar ise, Eğitim ve Ekonomik kalkınmanın Halkın kalkınması ile eşdeğer tutar.

    Bu ana eğilimlere; Siz isterseniz bir tarafa SAĞ diğer tarafa SOL yazın, arasında Matematikte sayı doğrultusunda olduğu gibi, ara birimler vardır. Kökleri çekilen ve Limitler ile belirlenmeye çalışılan ana eğilimlerin sonucunda bu iki ANA EĞİLİM göze çarpar.

    Bir de burada Siyaset etiği söz konusudur: Bazıları Söz ve Davranışlarında serbest iken, Yalanın pervasızca kullanılması (çünkü bunu sorgulayan denetleyen yok, özellikle Yok),
    diğerlerinin ağzı Japon yapıştırıcısı ile mühürleniyor.

    Her iki Ana Akımların Gri alanları ve Kara Alanları var.

    Eğitim bir kandırmaca ise, Monarşistler kendileri için kandırmayı Elit okullarda öğrenecektir.
    Halkçılar ise Monarşistlerin Kandırmalarına karşı dirençli ve uyanık olmaları için okuyacaktır.

    Bir ülkede Gelirin yaklaşık %70'ini Nüfusun %40'ı alıyorsa ve Servetin %60'ını bu ülkenin aynı %40'lık kesimi sahipleniyorsa, ve Gini katsayısı sürekli bozuluyorsa, bu ülke kim diye sormaya gerek yok.

    Monarşistlerin Yalanına inanan canını Quenn (King) için feda der.

    Onların yolu bu.

    YanıtlaSil
  19. Ülkenin başına gelmiş en büyük felaket malum kişi hocam. Ne konuşsak ne yazsak boş . Hakkımızda hayırlısı. Ekonomik çöküşü geçtim sosyal çöküş başladı.

    YanıtlaSil
  20. "Siyasal iktidarın, devlet giderlerini karşılama şekli, kamuoyunun siyasal iktidara güven duyacağı tarzda değiştirilmek zorundadır." Bu ifadeniz çok değerli hocam. Mevcut iktidar ekonomi politikalarına vatandaşı ikna edemiyor bunu başarmanın gerek. Bunu başarmak içinde halkın hükumet izlediği politikaları kabullenmesi lazım. Fakat böyle olumlu bir politika gözetemiyoruz. Sizin gibi çok değerli hocalarımız Hakan Kara, Burak Arzova gibi isimler yanlış politikalar olduğunu düzeltilmesi için önerilerde beraber aslında hükumete destek oluyorsunuz. Fakat Mehmet Şimşek sizden daha iyi biliyor ki kulak asmıyor. Dün Mehmet Şimşek bir Tweeter paylaştı ve şu cümle dikkat çekici idi. " Enflasyon yakında çok hızlı düşüşe geçecek." Vatandas eğitimin peki anladık. Vatandaş bunu görmüyor. Tamam da profesyonel olan sizler de bu cümlelere inanmıyorsunuz. Bu Mehmet Şimşek bey ne görüyor da enflasyonun hızla düşeceğini söylüyor? Ayrıca toplumda bir kesim vatandas ekonominin 1011 2012 döneminde AKP hükumeti ile çok iyi noktaya geldiğini söylüyor. Çok fazla parametrik şeylerin içinde benim görüşüm o dönem ekonominin özelleştirmeler ile birlikte satılan onlarca Kamu İktisadi Teşebbüsü olduğunu düşünüyorum. O satılan kamu kurumlarının parası bitince ekonomi bugün olduğu hali aldı. Bugün bir haber gördüm belki size denk gelmiştir. Çaykur, TCDD vb. bazı kurumların zarar ettiği açıklanmış. Bu şirketler hemen hemen tekel olan şirketler hatta tekel bile denir. Bu haberlerin çıkması bu şirketleri özelleştirme için kamuoyu oluşturmak olabilir mi? Ben öyle olduğunu düşünüyorum. Saygılarımla. İyi çalışmalar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında enflasyon konusunda Mehmet Beyin söylediğini biz aylar önce söyledik. Enflasyon Temmuzdan itibaren hızla düşecek. Söylemlerimiz arasındaki fark şu: Mehmet Bey, enflasyonun alınan önlemler sonucu düşeceğini söylüyor ben ise bunun baz etkisi kaynaklı olacağını söylüyor ve bunu verilerle kanıtlıyorum.

      Sil
  21. Dip noktasına varmış olabilir miyiz , değilse batmaya devam mı ediyoruz ? Yazınız için sağolunuz..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dip sadece denizde, gölde ve kuyuda olur.

      Sil
    2. Değerli hocam, ülkemiz de kimilerine engin bir deniz, kimilerine akarı değişmez bir göl, kimilerine derin bir kuyudur. O yüzden ülkemizi denizden görenler, içtikçe susamakta, susadıkça içmektedirler. Yazınızdaki Mesela Siyasal İslamcılar gibi (Not: Liseden beri 5 vakit namazını kılan dindar bi insanım. Yaş:41) Mesela Ekrem Pakdemirli, Bekir Pakdemirli (Baba - Oğul) gibi, Baba-Oğul Gökçek, Baba-Oğul Arınç gibi. Kısaca iktidar gibi. Akar göl görenler, suya girmiş hem istifade etmekte hem de akarı gözlemektedirler. Mesela Deniz Baykal gibi. Faik Öztrak, Engin Altay, Erdoğan Toprak gibi. Kısaca Muhalefet gibi. Bizi de kuyuya atmışlar çıkmaya halimiz yok. Zaten sistem çıkmamamız üzerine tasarlanmış, Biz kuyuda boğuldukça siyasiler bir ip salıyor. Ama o ip bizim çıkmamız için değil ipin bi ucu gölde ve denizde. Bize ipi salıyorlar ki taki gölleri ve denizleri daima garanti de olsun. Arada bizden kuyudan çıkanlar oluyor. Ama onu yıllarca gölün ve denizin hasretiyle yanıp tutuşanlardan seçiyorlar. Sonra hasbelkader kuyudan denize ve göle ulaşanlar oluyor. Onları suda boğuyorlar. Muhsin Yazıcıoğlu, Recep Yazıcıoğlu, Adnan Kahveci gibi. Önceden sadece kuyudan haberimiz vardı, şimdi kuyunun da, gölün de, denizin de farkındayız. Biz bu kuyudan çıkacağız hocam. Denizdekileri boğacağız ama onların boğduğu gibi değil. Göldekileri kovacağız ama onlar gibi susuz bırakmayacağız. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep birlikte kardeş olacağız ama kendini okyanusun sahibi zanneden gibi değil. Denizden göle, gölden kuyuya, köprüler kuracağız. Boyunu aşan göle, yüzme bilmeyen denize giremeyecek. Ama kuyuda da kalmayacak. Bunu gördüğümüzü görenler şimdi denizi de, gölü de, kuyuyu da yeniden dizayn etmeye çalışıyorlar. Onlar yıkacak ama yapan biz olacağız inşallah. Yazdıklarım da hayal değildir, yaşayanlar görecektir.

      Sil
  22. AB mevzuatı olmasaydı bugünkü durumda bile olamazdık. Birçok gelişme AB mevzuatı gereği ülkenin sözde gelişmesi oldu ve biz yapdık dedi gelen siyasiler.

    AB üyesi olsaydık bunların çoğu AB denetimine olur bukadar başı boş olmazdı ülke eminim.

    Nezaman AB kapısı kapandı ülkede kafasına göre takılmaya başladı ben yaparım olur moduna duvara tosladı tekrar.

    AB denetim ve kural uyumunu yakalayamadık ve kabulde etmedik tabi AB yanlış isteklerinde var kıbrıs gbü konularda.

    Ancak AB özel ortaklık modeli kabul edilseydi bence birkaç level daha iyi olurduk. Açıkca kendi insanımıza siyasetçi ize kimse güvenmiyor güveniyorum diyende yalan söylüyor. Siyasette 1980 sonrası nesil olmalı sadece zihinsel değişim olmadan olmaz

    YanıtlaSil
  23. Hocam siz zamanında yazdığınız bu raporu, (o zamanlar ya da bu zamanlar fark etmez) siyasi irade sahiplerine değil de en yüksek mahkemeye verseydiniz ve mahkeme de sizi haklı bulup gelecek nesiller adına emsal bir karar verecek olsaydı bile bu mahkeme kararı siyasi irade tarafından uygulanmayacak ve yok sayılacaktı. Şu anda da zaten bir çok mahkeme kararı yok sayılmıyor mu? Yeter ki adaletin terazisi siyasi iradeye dokunmasın ve istedikleri gibi at koştursunlar. Mahkemenin siyasi iradenin aleyhine karar vermesi demokrasiye uygun, mahkeme kararının tanınmaması ise despotizme uygundur. Dolayısıyla ülkede aslında demokratik despotizm var. Haklı mücadeleniz bir yerde son buluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmayan bir yerde mahkeme kararı olsa da bir şey değişmezdi.

      Sil
  24. Aslina bakarsaniz bu durum benim gibi yatirimcilar icin oldukca kazancli Mahfi bey. Tayyip faiz indirecegiz dedigi gibi konut kredileri ile 3 tane pes pese daire kapattim. Ekonomistler enflasyon patlar yapamaz edemez diyordu. M.simsek goreve gelmeden ipotekli olarak satip gectim butun evleri. Simdi ise buyuk devaluasyonu bekliyorum :) . Yani cografya kader ise bunu degerlendirmek lazim.

    YanıtlaSil
  25. Türkiye gibi devletler, Don Kişot devletleridir, Değerli hocam,
    Hayaller ve hayali işler ile uğraşır.

    Yazdığınız sorunlar 50li yıllardan beridir ufak tefek değişikliklerle günümüze gelen 70+ yıllık "gerçek" sorunlardır. 60lardan itibaren yönetimler hayal aleminde yaşamayı seçti, ahalimiz hayalle uyutulmayı sevdi.

    Don Kişot, gerçeklerle mücadele edemez.

    Ek açıklama: Gerçekler bir gün her Don Kişot'u uyandırır.
    "Don Kişot, bir şövalyeyle yaptığı dövüşü kaybeder, hayal aleminden sıyrılır, geç kalmıştır, artık hayatının da sonuna gelmiştir. Osmanlı, hayal aleminden şövalyelerle yaptığı dövüşü kaybederek çıkmıştır. Geç kalmıştır. Kırım, Lehistan, Doğu Avrupa, Balkanlardan on milyonlarca Türk öldürülmüş, oralarda Türkçe konuşan kalmamıştır.

    Türkiye için de, iki şövalye ortaya çıkmıştır. Bizim Don Kişot'un henüz zamanı gelmedi. Yavaş yavaş kıvama geliyor. Başkasının koruduğu şatosundan ufak ufak çıkmaya başladı. Tıpkı romandaki Don Kişot'un prensesin sarayında dalga geçildiği gibi dalga geçiliyor, farkına henüz varamadı. Varacak. Prensesin sarayından çıkacak ve onu bekleyen şövalyelerce gerçeği geç te olsa bulacak."

    1^s^VE9z^Bg%*GpV

    YanıtlaSil
  26. Bizim Türkiyenin ekonomisi sinüs eğrisi gibi. Benim tahminim sonsuza kadar böyle gider. Hiç kasmaya gerek yok hocam. Kendimizi serbest bırakıp zevk alma zamanı. Yoksa stresten tükeneceğiz. Saygılarımla...

    YanıtlaSil
  27. Ben bir Amerika, Rusya veya Avrupa olsam, Türkiyenin ekonomisinin düzelmemesi için her türlü manipülasyonu yapardım. Ya siz hocam? ve neden? ve de neden yapmasınlar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neden yapsınlar? Türkler zaten ekonomileri düzelmesin diye kendi başlarına her türlü yanlışı, hatayı, irrasyonelliği yaptığına göre ayrıca niye uğraşsınlar ki. Bu dediğiniz bizim ezeli hastalığımız: Herkes bizimle uğraşıyor, önümüzü kesiyorlar, bizi kıskanıyorlar. Yok böyle bir şey. Ne oluyorsa yüzde doksanı bizim hatalarımızdan, dünyayı izleyememizden, anlayamamızdan kaynaklanıyor.

      Sil
    2. Özellikle parklardaki çöp manzarasının , Amerika, Rusya veya Avrupa'nın oyunu olduğuna inanacağım. Adı geçen ülkeleri kınıyorum.

      Sil
    3. Meselâ, Türkiyeyi iyi yönetecek bir partinin iktidara gelmemesi için manipülasyon yapardım. Suçuda millete atardım. Seçmeyi bilmiyorsunuz diye.

      Sil
    4. Resul Bey, o zaman manipülasyonlara rağmen seçmeyi bilmeyen yinede halk olmuyormu? Uyanık olmaya çalışmayan milletleri ve bireyleri illaki manipüle etmeye çalışanlar olacaktır. Ülkede bildiğiniz gibi dinci bir örgüt az kalsın ülkeyi ele geçiriyordu. Bu grubun en güçlü olduğu zamanlarında bile tahliller yapıp uyaran insanlar vardı, niye halk dikkate almadı?

      Sil
  28. Değerli yazınız için teşekkürler Mahfi Hocam, 23 yaşında bir genç olarak her yazınızı okuyorum üslubunuz anlatım tarzınız çok başarılı

    YanıtlaSil
  29. Hocam sorun temelde medeniyet sorunu kanaatimce. Biz daha Osmanlı döneminde 1700 lu yıllarda başlayan gerileme cumhuriyet dönemine kadar devam etti. Zaten bu medeniyetsizlesme nedeniyle M.K. ATATÜRK hukuk yönetim rejimi eğitim sistemi gibi en kritik alanlarda batı medeniyetini esas almıştır. Ancak bir medeniyet kurulurken eğitimli nüfus hacmi sermaye gücü yani üretim kültürü birikimi üniversiteleri gibi ki Almanya 2.dunya savaşında ağır yaralandı ama bu saydığım değerleri barındırdığı için kalkındırmak medeni dunyada güçlü şekilde yerini almayı başardı; bizde olmadığı için maalesef cumhuriyet devrii8 başarılı olamadı. İşte bu başarısızlık iktisadimiza da bire bir yansıyor hocam.

    YanıtlaSil
  30. SAYIN HOCAM, YILIN SON ÇEYREĞİNDE BİZİ NE BEKLİYOR.

    YanıtlaSil
  31. İktidarların bazı uygulamalarında bazı açıklar oluyor ve ilgili kişiler bu açıkları kullanıp servet yapıyorlar ayni şekilde iktidarlar yapacakları işleri yine ilgili kişilere iletip servet yapmaya devam ediyorlar bu gelirlerden vergi alınamaz çünkü işlemler zaten usulsüz ve bu usulsüzlük içinde milyonlar var tahminim.Usulsüzlük olmayan konunun olduğunu zannetmiyorum.

    YanıtlaSil
  32. Hocam emeğinize sağlık ama 3 kere 30 sene geçse bu ülke düzelmez bunun en güzel örnekleri Türk filmleri rahmetli kemal sunal flimleri güzel anlatıyor hanimiş zeytin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asıl film, Cüneyt Arkın filmi olan dünyayı kurtaran adam filmidir bence. Böyle bir senaryo geliyor, çekiliyor, daha ilginci seyrediliyor.

      Sil
  33. Tarihsel süreçte ekonomi popülizm sebebiyle iyi yönetilememiş. Ancak, En azından Milli Takım kazandı da keyfimiz sabaha kadar belki de yarın öğlene kadar yerine geldi. Vincenzo Montella milli takıma iyi cattenaccio taktikleri vermiş . Ayrıca ileri oyuncularımız dahil İtalyan defansçılar gibi kayarak başarılı müdahaleler yapabildiler. Hakem kötüydü. Milli Takım 3-3-3-1 , 3-4-2-1 , 5-3-2-1 formasyonları oyun esnasında değiştirebiliyor taktiksel olarak. Bence kanatlarda Ferdi ve Barış Alper'in arkasına da at gibi hızlı ve bilekleri kıvrak adamlar lazım çünkü iyi kapanan takımları ancak adam eksilterek . Kenan Yıldız da koşusunu, bacak kaslarını ve tekniğini daha da geliştirirse bence Ronaldo Nazario R9 gibi olabilir. Arda Güleri de orta sahada pas dağıtıcı olarak oynattın mi ve gerisine de kaptırılan toplara mudahale edecek yine atletik hızlı koşan bir libero koydun mu bu takım şampiyon bile olabilir. İlginçtir Gürcistan maçında dışarıdan savunmayı şutlarla çökertirken, bu maçta sol çapraz ceza sahasından çökerttik. Avusturya'nın da zayıf yönlerini Vincenzo Montella kasetten seyrediyordu. Doğru stratejilerle ekonominin de düzelmesi lazım. Ekonomiye maç kazandıracak teknik direktör lazım. Teknik direktör oyunu maç sırasında okurken, Ekonominin teknik direktorünun de doğru istatistiksel raporlarla ekonominin gidişatına tıpkı Vincenzo Montella gibi yön vermesi lazım. Bu arada İngiltere, Almanya, İtalya ve Fransa'dan fazla puan topladık grup maçlarında. Hocanın en beğendiğim özelliği diyor ki önün açıksa kaleyi iyi görüyorsan korkma çek şutunu. V.M

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdiye kadarki grup aşaması hayatımda izlediğim en yaratıcılıktan uzak, en kötü maçlar oldu. Hiçbir takım iyi değil.

      Sil
    2. Arda en uçta oynayacaksa stoper ve bek arasına koşu yapması depar atması lazım. Aslında kanatta oynayınca da aralara kaçmayı denemeli. Sadece yay önüne hareketlenmesi eski ve koşamayan 10 numaraların işi. Arda genç. Bu yaşta ok gibi olması lazım. Fakat en büyük eksiği topsuz depar atamıyor oluşu. Top rakibe geçince de ilk baskıyı (şok baskıyı) yapamıyor. Futbol sadece topla oynanmıyor, topsuz oyun diye bir şey var. Türk futbolcularının genel olarak en büyük eksiği zaten topsuz oyun. Arda bu konuda kendisini geliştirmezse Real Madrid'de ancak hamle futbolcusu olur ve sıçramayı yapamaz. Arda'yı hepimiz çok seviyoruz fakat birilerinin kendisine bu gerçeği açıklaması gerekiyor. Önerim kısa ve uzun mesafe depar çalışmalarına yoğunlaşması ve oyuna tempo katmasıdır. Bunu yaparsa yani topsuz oyunda oyuna tempo katarsa, Bellingham'dan formayı da kapar çünkü yeteneği ondan çok daha fazla.

      Sil
  34. Gencim, yirmi yaşındayım; ama umutsuzluktan, ölümden, korkudan ve kederin dipsiz kuyusunun üzerine örtülen bu sahte yüzeysellikten başka bir şey bilmiyorum şu hayatta. Halkların nasıl birbirine düşman edildiğini görüyorum ve nasıl sessizce, bilmeden, itaatle, aptalca, masumca birbirini katlettiğini.
    (Erich Maria Remargue, Batı Cephesi’nde Yeni Bir Şey Yok, 1929)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben yaşlıyım ama daha farklı şeyler görmüyorum. Üstelik çocukluğumdan bugüne daha da bozulan bir ülke görüyorum.

      Sil
  35. Sayın Hocam, öncellikle yalın bir dille olup biter ekonomik sıkıntıları harika anlatıyorsunuz. Çözümleri de veriyorsunuz. Yazınızın son kısmında bahsettiğiniz gibi bir durum varsa, bundan sonraki 6 ayda batar mıyız, çıkar mıyız? Çalışanlar, yoksullar, emekliler daha ne kadar bedel ödemeye devam eder? Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emekliler ve ücretliler maalesef bedel ödemeye devam ederler.

      Sil
    2. Yani olan yine emeklilere, yoksullara, ücretlilere oldu, hiç bir rahatlama gelmez mi?

      Sil
  36. Sayın Hocam siz ve sizin gibiler blogunuza katılan ayni görüşde olan kişiler doğruluğun dürüstlüğün sağlıklı bütün toplumu kapsayan refahı isteyen kişileriz fakat toplumun hepsi ayni değil yasalara uymama konusunda yıllar geçdikçe toplum kültürü artmasına rağmen artış var artık suç normal olmuş yasalara uyanların başarısız olduğu bir ülkeyiz şu anda burada işlenen konu çeşitli şekillerde para kazanıp kazancın vergisini ödememek bunun için toplumda yasalara karşı gelenlerin düşünce tarzını değiştirecek bir çalışma yapmak gerekir diye düşünüyorum çünkü balık baştan kokmuş.

    YanıtlaSil
  37. Hocam çözümsüzlük hep tembel ve riyakar bir toplum olduğumuzdan kaynaklı değil mi?
    Önce toplum üstten aşağıya değişmemeli mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır, bunun dediğiniz nedenlerle ilgisi yok. Siyasetçilerin hatasının sonuçlarını çeken ama bir türlü onları yeterince uyaramayan bir toplum olmanın sıkıntısını yaşıyoruz.

      Sil
    2. Hocam size burada katılıyorum. Bizim millet çalışıyor ancak liyakat kısmında ciddi sorunlar var. 2 yıldır Almanya'da mühendislik alanında çalışıyorum. Ben bu kadar karşındakini dinleyen bir toplum görmedim. Her görüşe değer veriyor ve araştırıyorlar. Herkesin ortak amacı projede neyi nasıl daha iyi yapabiliriz ve hataları nasıl azaltabiliriz.

      Sil
  38. 1991 dünyası ile 2024 dünyası çok farklı, 2019 yılında başlayan Covid Salgını Tedarik zincirlerinin kırılması, dünya ekonomisinde kırılmalara neden oldu. Çevremiz de gelişen olaylar Ukrayna - Rusya Savaşı'nın getirdiği zorluklar, Suriye - Irak - Afganistan - Libya da yaşanan olaylar, Petrol ve Doğalgaz Fiyatlarının artması ile birlikte oluşan ekonomi sadece bizde değil dünyanın gelişmiş ülkelerini de sarsmaktadır. Avrupa Birliğinin kendi içindeki sorunları, Amerika'nın Afganistan sonrası dünya üzerinde ki etkisinin giderek zayıflaması gibi pek çok etkeni sayabiliriz.
    Tüm bu etkenler nedeni ile ihracat odaklı bir ülke olmayıp ithalata dayalı ülke oluşumuz yaşadığımız türbülansların başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Günümüz de hemen her kesim Çinin büyümesinden bahsederken Çinin büyümesine katkı eden Üretim ve ihracat modelini konuşmadığını fark ettim. Bugün gelişmiş dediğimiz tüm ülkelere bakıldığında üretim odaklı bir politikalarının olduğunu bize yapılan ambargoların ise KDV'li ürünlerde yaptığını da görürsünüz.
    Sayın Eğilmez'in tespitleri o günün konjektürü ile bugünün konjektürü örtüşmemektedir. Evet ekonomik hatalar yapılmadı tabi ki yapıldı. Ancak unutulmamalıdır ki, mevcut iktidar gitse yerine yeni bir iktidar gelse popilist siyaset ile ilk 1 yıl cennet sonrası yine cehennem olacaktır. Sayın Eğilmez 1991 yılında bu raporu verdim dediği hükümet 25 Haziran 1993 tarihinde gitti yerine Tansu Çiller geldi. Yani diğer bir değiş ile Sayın Eğilmez görevinden ayrılmasa bile mevcut hükümet tüm kadroları değiştirdiği için kendisi de zaten gidecekti. Sayın Eğilmez'den ricam büyüme odaklı yönetimden ziyade üretim odaklı yönetime geçiş ve bu geçiş sürecinde yaşanacak sancılar ve sonrasında ki süreçler ile ilgili bir yazı kaleme alması.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmişte de çok hatalar yapıldı ama ben bu kadar büyük ve dönüşü zor hatalar yapılan bir döenm hiç görmedim. Birçok etkeni sayabiliriz tabii ki ama o etkenlerin asıl yaşandığı yerler böyle feci bir duruma düşmedi. Öte yandan Tansu Hanım geldiğinde beni müsteşar olarak atamak için çok uğraştı, ben kabul etmedim. Bunun tanığı siyasetçiler de var bürokratlar da.

      Sil
    2. Tansu, hileli tahvil satacam,gösterge faizi manipüle edeceğim dediğinde siz gibi kabul etmeyen bürokratlar vardı. şimdilerde öyle bürokratı kariyer sahibi olamadan bitiriyorlar.

      Sil
  39. Bu ülkede iyi şeylerin olması çok zor. Bize bizden büyük düşman yok. Fakir Baykurt’un 1997’de yayınladığı Unutulmaz Köy Enstitüleri kitabını yeni okudum. Ülkemizde çok verimli olup değerli insanlar yetiştiren, dünyada örneği olmayan Köy Enstitüleri gibi bir eğitim sistemi toprak ağalarının işine gelmediği için çeşitli iftaralarla kapatılmış. Sonuç: O iyi insanlar o güzel atlara binip medeni ülkelere gittiler…

    YanıtlaSil
  40. Hocam Arjantin'de yaşananlar hakkında bir yazı yazmayı düşünüyor musunuz, genelde övülüyor ama kendi deneyimlerimiz bir şey gerçek olamayacak kadar güzelse gerçek değildir diyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biraz daha beklemek lazım, neler olup bittiğini net görmek için.

      Sil
  41. Hocam ben ümidimi kestim. Almanya'ya kaçak yollarla gideceğim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence gitmeyin, ümit kesmek doğru bir yaklaşım değil.

      Sil
    2. Almanya'ya normal yoldan gitmek şu an çok kolay ki. Niye kaçak yollarla gidiyorsunuz? Uni diplomanız varsa Almanca A1 öğrenin iş bulma vizesine başvurun. C1 ingilizceniz varsa Almanca bilmenize gerek bile yok.

      Sil
  42. 10 milyon kredinin üç aylık devre sonu faizi 1.5milyon ödeniyor ve yarın son gün devre sonları geldi. İş yapandan aldıkları faizi , kkm’cilere yedirmeye devam ediyorlar. İşin acayibi şuanda öyle bunalttılar ki, şirketler yok pahasına mülk ve araçlarını satmaya başladı. Şimdiyse bankanın bizden alıp ödediği faizlerle bizim malımızı yok pahasına satın alacaklar. Bu büyük bir oyun değil mi?

    -İlk yıl 500k para kkm de 1M olsun.
    -Sonra 1M ile 1.5M tutarlı mülkü satın alayım.
    -Faiz artacakmış bilgisiyle 1.3M’e piyasanın altında satayım.
    -Faizde param 2M olsun.
    -Şimdi piyasa batıyor bu para 3 daire alır.

    Sizce bu senaryo’da kimler korkusuzca alım yaptı? Kimler yok canım öyle olsa ülke batar bekleyelim önümüzü görelim dedi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de size bir örnek vereyim. Vatandaşlığı 250 bin dolarlık ev alana verdik. 5 yıl süreyle o evi satamayacaktı. 5 yıl geçti evi sattı 400 bin dolara. Hem vatandaş oldu hem de üstümüzden para kazandı.

      Sil
    2. Hocam onlar eve 250 bin verir mi?
      Hülle ile, hile ile 50 bine aldıkları evleri 250 bin gösterdiler.

      50 bine ev almış, 250 bin göstermiş. 5 sene sonra akrabasını getiriyor aynı evi ona sözde satıyor, ortada para bile yok.

      5 aile birleşiyor, 50 şer binden 250 binlik havuz yapıyor. Aynı parayı 5 kere hesapları arasında banka banka gezdiriyorlar. Vatandaş olunca da 20-30 bin dolarını aldıkları diğerlerini çekiyorlar.
      Her sene havuz en az 30 bin kazanıyor.
      Türklerin vatandaşlığını bile araplar al-sat işine çevirmişler.

      Sil
  43. hocam hangi büyüme :) nüfus artış hızı belli .suriyeli nufus belli. katakulli belli.

    ben iddia ediyorum şuan aldıkları yerden daha kötü durumdayız.

    hani diyorlar ya bunlar çoban dahi olamaz diye.
    ben iddia ediyorum 6 yaşındaki bir çocuk bunların yaptığı hataları yapmaz. yapamaz. bu kadar beceriksiz olamaz. imkansız yani. bunlar başardıkları için uluslarüstü yüksek değerli elmas madalya verilmeli.

    dünyada hiçbir devlet kendi vatandaşını terste bırakmaz bırakamaz bırakmamalı. bunlar 20 aralık günü terste bıraktı. 1923den beri gelmiş geçmiş en büyük servet transferini yaptılar.

    YanıtlaSil
  44. Başımıza ne geldi ise kadayıfın altı kızardıktan sonra geldi hocam. Siz anladınız onu... Ben kırk yıl sonra ne demek istediğini anladım Erbakanın...

    YanıtlaSil
  45. Hocam Merkez bankasının rezervleri artıyor. Tahmin ediyorum şu anda yurt içi yerleşiklerin sattığı dövizleri alan MB , belli bir rakama ulaşınca faizi bir miktar düşürüp dövizin kontrollü olarak artışına izin verecek , yani şu anda faizle tutuğu dövizi daha sonra elindeki döviz kaynakları ile kontrol altında tutmaya çalışacak. Ta ki seçime kadar. Böyle ise çok tehlikeli bir oyun değil mi ?

    YanıtlaSil
  46. Mahfi bey, mevcut yönetime de gönderir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok, ben kimseye göndermiyorum, burada yazıyorum, okumak serbest. Beğenip beğenmemek, uygulayıp uygulamamak da.

      Sil
    2. Ekonomi yönetimindekiler her şeyi biliyorlar.
      Ekonomi yönetimi tek bir insan veya tek bir takım değil.
      Binlerce insanın çalıştığı karmaşık bir yapı.
      İçinde liyakatli insanlar yanında, torpilliler de var.
      Liyakatlilerin hepsi burayı da okuyor, konuyu da biliyor.
      Karmaşık bir ortamları var. Sözü tek geçen kişi CB, o da
      bu işlerden anlamaz, ortam karışınca o an kafasına ne estiyse yapan biri.

      Sil
  47. Guzel yaziniz icin tesekkurler.
    Ingiltere'de 4 Temmuz'da genel secimler var, ve yonetime adaylar halka acik oturumlarda manifestolarini anlatiyor, ve topluma daha iyi hizmet etmek icin uygulayacaklari ekonomik politikalarini anlatiyor. Toplum ise daha once yapilanlar ve yapilmayanlara bakarak kararini verecek. Tabiki vergi indirimleri de olacagi icin calisanlarin cebinde daha fazla para birakacak ve bu sekilde insanlari etkiliyorlar. Insanlar bilincli bir sekilde oy kullandigi icin, basarisiz gordugunde ilk firsatta ne yapacagini biliyor.
    Gelismis ile gelismekte olan arasindaki kucuk bir fark.
    Bizde olay farkli, cunku becerikli ile beceriksizi abort edemiyoruz, cunku kilit gorevlerde olanlar hayallerinde bile goremeyecekleri pozisyonlarda yer almaktalar. Acikcasi liyakatsizligin faturasi oldukca agir olmakta. Bir gun seffafligin, durustlugun ve hakikatin toplumun yasaminda ekmek kadar gerekli oldugunu anlayacagiz. Tsk. Enseyi karartmayin (C.Altan)

    YanıtlaSil
  48. 1991 yılında Türkiye'nin GSYH'si Almanya'nın 9'da 1'i, Fransa ve İtalya'nın 6'da 1'i, Japonya'nın 17'de 1'i büyüklüğündeydi. 2023 itibariyle ise Almanya 4 kat, Fransa 2.74 kat, İtalya 2 kat, Japonya 3.8 kat büyük Türkiye GSYH'sinden. (https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_past_and_projected_GDP_(nominal))
    Değişen hiçbir şey yok demek, bu ülkenin gelişimine ve dinamiklerine haksızlık diye düşünüyorum.
    Türkiye hem siyaseten , hem ekonomik olarak çok yalpalasa da, sonuçta ekonomik verilere göre büyük ekonomilerle arasındaki makası kapatıyor. Daha iyisi mümkün müydü, ülkenin hem doğal hem de insan kaynakları yeterli miydi, konjonktür elverişli miydi, yapılan hatalar neler? Bunlar tartışılabilir ve tartışılıyor da, ancak değişen hiçbir şey yok şeklindeki ümitsizlik dolu yorumlar çok hakkaniyetli değil. Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben size daha karşılaştırılabilir örnekler vereyim:
      1991 yılında Türkiye'nin GSYH'si Bulgaristan'ın 70 katıymış, bugün 10 katı,
      1991 yılında Türkiye'nin GSYH'si Romanya'nın 7 katıymış, bugün 3 katı,
      1991 yılında Türkiye'nin GSYH'si Endonezya'nın 1,3 katıymış, bugün Endonezya'nın GSYH'si Türkiye'nin 1,24 katı.

      Sil
    2. Hocam , sizi seviyoruz.
      Ama Bulgaristan ve Romanya örnekleriniz pek doğru değil.1991 yılı, doğu blokunun çökmesi sonrası bu iki ülke ekonomisinin de çöktüğü yıl.1989'a baksak Türkiye GSYH'si Romanya'nın 2.57, Bulgaristan'ın 2.19 katı.
      Endonezya örneğiniz ise, matematiksel olarak doğru olsa da, ülkenin Türkiye'nin 3 katı büyüklüğünde devasa coğrafyası ,nüfusu, yeraltı ve yerüstü kaynakları düşünüldüğünde yine bana doğru bir karşılaştırma gibi gelmiyor.

      Sil
  49. Hocam , sizce Türkiye'nin ekonomik istikrarını sağlamak için siyasal iktidarın güvenilirliğini artırmak ve teknik konuları siyaset malzemesi haline getirmemek için ne tür yapısal reformlar yapılması gerekmektedir? Ayrıca, bu reformların sürdürülebilirliğini sağlamak için hangi stratejiler izlenmelidir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda yapılması gerekenleri Remzi Kitabevi yayınlarından çıkmış olan Yapısal Reformlar ve Türkiye adlı kitabımda ayrıntılarıyla yazdım.

      Sil
    2. Hocam yine bir "yapısal reformlar nedir" sorusu geldi? :)
      Sabrınızı neye borçlusunuz? :)

      Sil
  50. Hocam siyasilerin ekonomi üzerindeki etkilerini azaltmak, piyasayı serbest bırakmak ekonomik verileri daha iyi hale getirmez mi?

    YanıtlaSil
  51. İşte butün mesele bu. Fakat asıl sorun da şu: Peki ama nasıl olacak bu!!!

    YanıtlaSil
  52. Hocam selamlar, hocam raporda da belirttiğiniz gibi reformlar yapılmış (olumlu) sonuçlar alınmış sonra tekrar bozulmuş ve/veya reform niteliğinde uygulamalara devam edilmediği için bozulmuş. Tıpkı akp hükümetlerinin 2002-2008 döneminde olduğu gibi. Hocam bu tarımdaki zararlı mücadelesi gibi bir şey ise değişmiş; ama sürdürül(e)miş. Yani sonuçta değişen bir şey yok gibi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Lozan Antlaşması 2023'de Bitecek, Biz de Madenlerimizi Çıkarabileceğiz!

Dolardan TL'ye Geçişin Nedenleri ve Sonuçları Üzerine

Kapitalizm