İşsizlik Gerçekten Düşüyor mu?
TÜİK, 2025 yılsonu işsizlik oranını yüzde 7,7 olarak açıkladığında kamuoyunda doğal olarak bir şaşkınlık oluştu. Çünkü daha bir ay önce, Kasım verilerinde işsizlik oranı yüzde 8,6 idi.
Ne oldu da işsizlik bir ayda böylesine sert bir düşüş gösterdi?
Bu
sorunun yanıtını bulmak için manşetlere değil, rakamların arkasına bakmak
gerekiyor. Aşağıdaki tablo mevsim etkilerinden arındırılmış verilerle Aralık
2024 ve Aralık 2025 sonuçlarını karşılaştırmalı olarak gösteriyor (kaynak:
TÜİK: İşgücü istatistikleri, Temel İşgücü Göstergeleri, Aralık, 2025):
15 yaş üstü nüfus artıyor. Bu çok normal çünkü ülke
nüfusu artmaya devam ediyor. Buna karşılık işgücü, yani çalışanlar ile
işsizlerin toplamı, yüzde 1,2 oranında azalmış. Nüfus artarken işgücünün küçülmesi,
“ekonomi iyiye gidiyor” denecek bir durum değil. İstihdam da artmamış, tersine
binde 2 oranında gerilemiş. Yani daha fazla insan çalışmıyor, aksine çalışan
sayısı düşüyor. Asıl dikkat çekici olan işsiz sayısındaki yüzde 11’lik azalma.
Burada insan ister istemez şu soruyu soruyor: İstihdam azalırken işsiz sayısı
nasıl azalıyor? Yanıt basit ama can yakıcı: İnsanların bir bölümü iş aramaktan
vazgeçiyor: Kimisi umudunu kaybettiği için, kimisi sunulan ücretleri kabul etmediği
için, kimisi de işten çıkarılıp artık sistemin dışında kaldığı için. Sonuçta bu
insanlar işsiz sayılmıyor; çünkü artık işgücünün parçası değiller. Nitekim
işgücüne dâhil olmayanların sayısı yüzde 3 artmış. İşgücüne katılım oranı ise
yüzde 1,8 düşmüş durumda. İşte işsizlik oranındaki “mucizevi” düşüşün sırrı
burada yatıyor. İşgücü küçülünce, payda daralıyor, payda daralınca da işsizlik
oranı matematiksel olarak düşüyor. Yani ortada yeni işler, artan istihdam ya da
güçlenen bir ekonomi yok, yalnızca istatistiklerin gösterdiği bir optik
yanılsama var.
Üstelik bütün bunlara karşın geniş tanımlı
işsizlik hâlâ yüzde 28,6 gibi son derecede yüksek bir düzeyde, geçen yıla göre
hiç değişmemiş düzeyde durmaya devam ediyor. Bu da sorunun aslında hiç
değişmediğini açıkça ortaya koyuyor.
Ekonomi, insanları
istihdam ederek değil, onları sistemin dışına iterek başarı öyküsü yazamaz. Oranlar
güzelleşiyor olabilir ancak sokaktaki gerçeklik, tablonun son satırındaki o değişmeyen
yüzde 28,6’lık geniş işsizlik oranında asılı kalmış durumda.
Not: Konuyu
bu şekliyle gündeme getirmemde Prof. Dr. Reşit R. Serpkenci’nin bir analizi etkili
oldu. Kendisine teşekkür ederim.
Hocam kaleminize sağlık. Verilerle çok net bir şekilde ortaya koyduğunuz üzere, dar tanımlı işsizlikteki düşüş maalesef bir ''başarı hikayesi'' değil, metodolojik bir illüzyondan ibaret. İş bulma ümidini yitirenlerin istatistik dışı kalması, geniş tanımlı işsizlik ile dar tanımlı oran arasındaki makasın bu denli açılmasına neden oluyor. Sokaktaki gerçekliği yansıtan asıl göstergenin atıl işgücü oranı olduğu bir kez daha anlaşılıyor.
YanıtlaSilEvet, maalesef.
SilYazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilUmutsuzluk artmış , iş arasam ne olacak , arayıp bulsam ne olacak, bulup çalışsam ne olacak , çalışıp emekli olsam ne olacak sorularını sürekli sormak durumunda kalınca sadece ekonomik değil psikolojik depresyon kaçınılmaz bir sonuç olmakta . Saygılarımla Mahfi hocam.
YanıtlaSil🙏
SilUmutsuzluk kadar kötü bir şey yok. İster vasıflı ister vasıfsız ol, asgari ücretle işe giriyorsun ve ömür boyu asgari ücretli olarak kalıyorsun. Daha yüksek maaş alsan da sigortan asgari ücretten gösteriliyor, işine gelirse. Oysaki asgari ücretin sadece stajerlik ücreti olması lazım. Türkiye'de özel sektör çalışanlarının yarısı asgari ücret ve altında çalışıyor. Olacak iş değil. Çünkü bu insanların hiç bir şekilde gelecek umutları yok. Emeklilerin durumu daha da vahim. Sokağa çıkıyorsun etrafta bir tane gülen insan yok. Gülmeyi geçtim tebessüm eden bile yok. Ülkeyi bu hale getirenlere yazıklar olsun. Türkiye'ye güneş bir türlü doğmuyor. Zaten işe giderken güneşi göremiyorsun, haliyle insana karamsarlık basıyor. Sabahın karanlığında otobüse binip işe giden insanların yüzlerine bakın, suratları asık ve gergin, sanki bir korku filmi gibi. İşten dönünce de aynı manzara. Mesaiye kalınmış ve güneş çoktan batmış oluyor. Bu insanlar ne güneşi görüyorlar ne de bu insanların hayatına güneş doğuyor.
SilHacı baba hacı baba al bana bir araba.
YanıtlaSilEskiden bisiklet hayal edilirdi.
SilEskiden emekli olunca emekli ikramiyesiyle ev alınırdı. Şimdi emekliler et alamıyor.
SilO evler kentsel dönüşüm ile yenilenmek zorunda kalmasaydı keşke.
SilBabam 1972'de emekli olduğunda İstanbul'a taşınacağını düşünerek emekli ikramiyesiyle yeni yapılmış 5 katlı bir apartmandan bir daire almıştı. Sonra İstanbul'a taşınmaktan vazgeçtiler ve bir süre kiraya verdikten sonra o daireyi 1985'de sattı. Yıl 2026 demek ki üzerinden 41 yıl geçmiş. Arada bir önünden geçerim, onunla birlikte yapılmış binalarla birlikte eskimiş olsa da taş gibi yerinde duruyor.
SilKentsel dönüşüm yüzünden evlerini yeniden yaptırmak zorunda kalan ve inşaat parasını cebinden ödemek zorunda kalanların suçu ne peki?
SilBilemem, herkesin durumu farklı. Kimi yanlış konut seçmiş olabilir, kimisi de yanlış parti.
SilHocam bugün bir memur emeklisi tazminatıyla küçük de olsa bir ev alabiliyor. Et alamamak emekli maaşıyla ilgili bir durum. Sap ile saman!
SilOrta düzey bir memur bugün emekli olsa ne kadar tazminat alıyor söyleyebilir misiniz?
SilHocam geçen yıl bir arkadaşım Thy yer hizmetlerinden 1.760.000 TL emekli tazminatı alarak emekli oldu. Emekli maaşı da 93.000 TL bağlandı. Yorum sizin.
SilBunlar çok istisnai işler. Büyük çoğunluk bu dediğiniz tazminatın ve maaşın dörtte biriyle üçte biri arasında toplanıyor.
SilGünümüzde tüm memurların daha emekli olmadan ev ve araba alması çok yaygın bir durum.
SilAdı üstünde istatistik. istihdam sayısı geçtiğimiz yıla göre 77.000 azalmış. İş gücüne yeni katılım ise 503.000 olmuş. Bu durumda 503 - 77 = 426.000 kişi iş bulmuş. fena değil bence.
YanıtlaSilİşgücüne katılma oranı ve dolayısıyla işgücü azalıyor. Hesabınızı bir kez daha kontrol edin.
SilBizim için istatistik olabilir ama işsiz için yaşamın ta kendisi.
Mahfi bey, güncel yazınız için teşekkür ederim, işgücüne katılım oranı bizde yüzde ellilerde iken avrupada yüzde yetmişlerde, nufusunun yarısı çalışıp yarısı çalışmayan bir ülke nasıl kalkınmış bir ülke olabilir,
SilMahfi bey, atıl işgücümüz kafelerde, kahvelerde ve sokaklarda anne ve babanın maaş kartı ve kredi kartıyla stres atarken, yarın anne babalar göçünce ne ile geçinecekler,
SilMahfi bey, işsiz ve işten çıkarılmış issizler gelecekle ilgili nasıl hayal kurup evlenip yuva kurabilirler, bunlar sayılardan daha önemli konular değilmiş,?
SilHocam siz de hiç bir şey beğenmiyorsunuz. Apolitik biri olarak iktidar taraftarlarına dönüp hükümet her şeyi mi doğru yapıyor hiç mi yanlışı yok diyorum yok diyorlar. Muhalefete dönüp hep mi yanlış hiç mi iyi doğru bir şey yok diyorum onlar da yok diyor. Belki bir gün iktidarın yaptığı iyi doğru şeyleri bir yazı konusu ederseniz şu kutuplaşmadan kurtulmaya bir faydası olur belki. Gerçi reyting rekorları kıran TV programlarını gördükçe pek bir umut yok gibi duruyor ama.
SilBen her konuya gerçek mi değil mi, bir illüzyon var mı sorularıyla bakarım. Bir şeyi beğenmem için o şeyin gerçek olması gerek. Çoğu insan tarafı olduğu grubun dediğini sorgulamadan doğru kabul eder. Ben bir grubun taraftarı olmadığım için her veriyi sorgulamak adetimdir. Maliye müfettişliğinden kalma bir alışkanlığım.
SilKutuplaşmayı oluşturan zaten iktidarın kendisi. Liyakati öldürüp insanları ''bizden olan ve olmayan'' diye ayrıştırarak kadrolaşmayı sağladılar. Oy varsa hizmet var, yoksa hizmet yok diyerek vatandaşı tehdit ettiler. Hukuku bile kişilere göre ayrı işleyen bir mekanizmaya dönüştürdüler. Onlardansan soruşturma açılmıyor, değilsen açılıyor. Onlardansan vergi affı geliyor, değilsen gelmiyor. Onlardansan ihale veriliyor, değilsen verilmiyor. Onlardansan işe alınıyorsun, değilsen alınmıyorsun. Bu ortamda kutuplaşmanın dik alasını yapan iktidarın ta kendisi olmuş oluyor.
SilÜlkede fırsat eşitliğini, liyakati ve eşit vatandaşlık hakkını bitirdiler. Vatandaşın vergileriyle kendi yandaşlarına servet transferi yaptılar. Hukukun tarafsızlığını ve bağımsızlığını öldürerek adaletin ayaklarına taş bağlayıp denize attılar. Adaleti ara ki bulasın. İnsanları ayrıştırıp, milyonlarca insanın hakkını yediler ve insanlara zulmettiler. Neredeyse herkesi tabanda eşitleyip halkı yoksulluğa ve sefalete mahkum ettiler. Böylesi bir kutuplaştırma ve zulüm stratejisi yetmezmiş gibi bu düzene karşı çıkanlara baskı ortamı oluşturdular ve tüm bu yapılanları propaganda araçlarıyla meşru göstermeye çalıştılar.
Gerçek şu ki ülke bu ayrıştırma mekanizmasından kurtulmadıkça, ülkeye asla adalet gelmeyecek ve ülke asla feraha eremeyecektir.
Sizin müfettişlik yaptıgınız dönemde Türkiye'nin milli geliri acaba Koç holding'in şimdiki 100 milyar dolarlık kombine cirosundan büyük miydü. Şimdiki Koç holding'in kombine cirosu dünyadaki 120 ülkenin milli gelirinden daha yüksek.
SilO zamanki Koç Holding Cirosu / GSYH oranı ne idiyse bu zamanki Koç Holding Cirosu / GSYH oranı aynı.
Sil19:18 bugunku bos konusma odulunu sana veriyorum
Sil19:18'deki her kimse ağır bir psikolojik travma içerisinde. İşin ilginci, bu şahıs iş bulamayıp çalışmaktan vazgeçmiş biri bile olabilir ki mevcut dönemde katiline aşık olanlardan biri olarak görebiliriz bu figürü.
Sil2002 yılındaki devletin bütçe geliri 75 milyar lira yani 50 milyar dolardı. Şimdiki Koç holding'in kombine cirosu 100 milyar dolar.
Sil"Bir ülke nasıl yok edilir?" Sorusuna cevap gibi görünüyor yaşadıklarımız.
YanıtlaSilAçıklamanızda bahsettiğiniz "İnsanların bir bölümü iş aramaktan vazgeçiyor" ifadesi bana şöyle bir çağrışım yaptı. Eğer insanlar iş aramaktan vaz geçiyor ise bu durum "geniş işsizlik oranları" üzerinde etkisi olmaz mı hocam? Geniş İşsizlik Oranı'nın artması gerekmez mi? Bu konular arasında bir nedensellik ilişkisi olması gerektiğini düşünüyorum. Eğer genel böyle bir ilişki var ise bahsettiğim oranın artması gerek...... Bu arada çalışmalarınızı sürekli takip ediyor ve çok faydalanıyorum. Sağlık dileklerimle...
YanıtlaSilHaklısınız orada da bir tutarsızlık var gibi duruyor ama işgücü azaldı denince bu da havada kalıyor.
SilMaalesef öyle. En azından yayınlanan verilerin tutarsızlığı üzerinden yayınlanan verilerin manipülatif olduğunu net olarak ortaya koyuyor. Altı çizilmesi gereken gerçeklik bu tutarsızlığın bizatihi kendisi. Zira iş aramaktan vazgeçenlerin "Geniş İşsizlik" tanımı içine dahil olması gerektiğini düşünüyorum.
Silharika yazı! sonradan çok duydum ama ilk defa, ntv'nin 'havuz'a tabi olmadığı dönemlerde, sizin de bir ara katıldığınız ekodiyalog programında, sanırım asaf veya deniz hoca söylemişti bunu: "istatistik mini etek gibidir; çok şey gösterir ama asıl görmek istediğinizi göstermez!" istatistik verisinin gizlediğini açık ettiniz hocam :)
YanıtlaSil😀
SilBenim için bir ülke ekonomisi için en önemli veri o ülkedeki asgarî ücret verisidir. Bunu kimse gizleyemez .
SilSayın Eğilmez, gerçekleri ortaya koyan yazılarınız için teşekkürler. Pembe rüyalara inanılmıyor artık. İşsizlik rakamları TCKN taşıyanları mı kapsıyor, Ülkemizde ki oturma ve çalışma müsaadesi olanlar da dahil midir? Anlaşıldığı kadarıyla TCKN taşımayanlar işsizlik sayısına dahil değildir. Kayıt dışı insanlar toplam sayının yaklaşık ne kadarını kapsıyor acaba?
YanıtlaSilTeşekkürler. Evet öyle.
SilSayin Mahfi Hocam,
SilBizde aciklanan issizlik orani suyunun suyu seklinde bir eritme ile %10 altinda gosteriliyor.
Bati avrupadaki ayni istatistik de benzer sekilde mi tutuluyor? Yoksa oralarda da bizimki gibi bir %28 lik oran var da haberimiz yok mu?
Kaçak çalışan sığınmacılar birçok Türk gencini işsiz bıraktı. Kendimden örnek vereyim. Ben bir ara kendi üniversite diplomamla iş bulamayınca imalathanede çalışmıştım. İmalathanede 4 kişiydik, makine ve el emeğiyle çok kaliteli üretim yapıyorduk. Sonra siparişler artınca 0,75 asgari ücretle üç Suriyeli genç aldılar. Fakat 3'ü, 1'imizin yaptığı işi yapamıyordu. Böylece hem kalite düştü hem de iş-verimlilik oranı azaldı. Ben ustabaşına dedim, askerliğini yapmış fakat askerden geldikten sonra sigortalı iş bulamayan bir arkadaşım var dedim. O tek başına üçünün yaptığı işi yapar dedim. Fakat müdür yanaşmamış. Nedeni de sigorta ödeyecek olmasıymış. Orada 2 yıl boyunca kaçak çalıştılar. Denetlemeye gelen de olmadı. Bir ara denetçilerin geleceğine dair bir söylenti çıkmıştı o zaman da yarım saatliğine dışarıya çıkartılmışlardı. Daha sonra bu imalathaneden ayrıldım çünkü son zamanlarda çok mesaiye kalıyorduk ve mesai ücretini de vermiyorlardı. Sonra hizmet sektöründe iş buldum. Mutfakta 4 kişi vardı, şef hariç 3'ü Afgandı. Kış döneminde ise biz serviste 3 kişiydik ve 1'imiz Özbekti. Daha sonra yazın havalar ısındığında müşteri sayısı arttı ve servise Afgan ve Özbek ağırlıklı komiler almaya başladılar. Fakat bunlar Suriyelilere göre daha derli toplu çalışıyorlardı. Ancak birçok Türk genci sistemin dışında kaldı. Kısacası bu iki farklı sektörü bizzat deneyimleyerek gördüğüm üzere kaçak yolla çalıştırılan sığınmacılar yüzünden birçok Türk genci işsizliğe ve sigortasızlığa mahkum edilmiş oldu.
SilKısa yoldan ahlaksızca yabancı işçi dusmanlığı yapanlara şunu sormak lazım. Dünyada 7.bucuk milyon Türk işçi var. Türkiye'de bu kadar yabancı nüfus yok. Eğer yurtdışındaki 7 buçuk milyon Türk burada olsaydı o zaman ne diyecektiniz?
SilDünya üzerindeki 7,5 milyon Türk işçisi ile Türkiye'deki kayıt dışı sığınmacı durumunu kıyaslamak, hukuki ve ekonomik gerçeklerle bağdaşmayan bir safsatadır. Aradaki temel farkları şöyle özetleyeyim:
Sil1- Yasal Statü vs. Kayıt Dışılık: Yurt dışındaki Türklerin ezici çoğunluğu o ülkelerde çalışma izinli, sigortalı ve vergisini ödeyen yasal işçilerdir. Benim eleştirdiğim ise ''yabancı işçi'' değil, ''kayıt dışı ve kaçak'' çalıştırmadır. Sigortasız ve asgari ücretin altında çalıştırılan her kişi, aslında devletin vergi kaybına ve sosyal güvenlik sisteminin çökmesine neden olan bir suçun parçasıdır.
2- Haksız Rekabet: Bir Türk genci olarak ben, yasal haklarımı (sigorta, asgari ücret, mesai) talep ettiğim için sistem dışına itiliyorsam; işveren de ''sigorta ödememek'' için kaçak işçiyi tercih ediyorsa, bu bir ''istihdam tercihi'' değil, iş hukukuna karşı işlenmiş bir suçtur. Yurt dışındaki Türkler, o ülkenin vatandaşının maaşını aşağı çekerek veya sigortasız çalışarak haksız rekabet yaratmazlar; aksine o ülkenin sistemine entegre olurlar.
3- Vatandaşlık Ödevi ve Devletin Sorumluluğu: Bir devletin birincil görevi, kendi anayasası gereği kendi vatandaşının refahını ve istihdamını korumaktır. Yurt dışındaki Türkler bulundukları ülkelerin yasalarına göre oradadır. Türkiye'de ise denetim eksikliği sayesinde ''ucuz iş gücü'' adı altında modern kölelik düzeni kurulmuş; bu düzen sadece Türk gencini işsiz bırakmakla kalmamış, üretim kalitesini de düşürmüştür.
4- Ahlak Meselesi: Asıl ''ahlaksızlık'', bir gencin kendi ülkesinde kazandığı diplomayla veya emeğiyle iş bulamaması değil; işverenlerin daha fazla kar hırsıyla sığınmacıları sigortasız ve düşük ücretle sömürmesini savunmaktır.
Kısacası; mesele yabancı düşmanlığı değil; kuralsızlığın yarattığı haksız rekabetle Türk gencinin istihdam hakkının gasp edilmesine karşı durmaktır. Yasal olan hiçbir işçiyle sorunumuz olmaz; ancak kaçak çalıştırma yoluyla Türk gencinin sigortalı iş imkanının elinden alınması, hem vatandaşımızın geleceğinden hem de devletin kasasından çalmak demektir.
Türkler yabancı ülkede çalışıyorsa bu son derece doğal ama yabancılar Türkiye'de çalışıyorsa bu normal değil. Sen olayı kaçak veya resmi olayına getirmekle bu ülkede bir kesimin yaptığı yabancı işçi düşmanlığını örtbas edemezsin. Biz de bu ülkede yaşıyoruz.
SilMeseleyi ''yabancı düşmanlığına'' indirgemek, hukuksuzluğu savunmak için kullanılan bir manipülasyondan ibarettir. Aradaki farkı anlamamakta ısrar ettiğin nokta şudur:
Sil1- Yasa Dışılık Bir ''Görüş'' Değildir: Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre sigortasız ve kaçak işçi çalıştırmak bir suçtur. Ben bu suçun mağduru olan bir Türk genci olarak hakkımı arıyorum. Sen ise ''yabancı düşmanlığı'' diyerek aslında bir suç odağını ve işverenlerin vergi kaçırmasını savunuyorsun. Hukuku savunmak ne zamandan beri düşmanlık oldu?
2- Kıyas Hatası: Yurt dışındaki 7.5 milyon Türk'ün ezici çoğunluğu o ülkelerin ekonomisine katma değer sağlar, vergi verir ve sistemin parçasıdır. Benim anlattığım örnekte ise nitelik düşüyor, vergi kaçırılıyor ve devletin sosyal güvenlik sistemi (SGK) zarara uğratılıyor. Eğer Almanya'da Türkler kaçak çalışıp Alman gençlerini sistem dışına iterek Alman devletini zarara uğratsaydı, Alman gençlerinin de buna itiraz etmesi en doğal hakkı olurdu.
3- Gerçek Ahlak: Asıl ahlak dışı olan, sığınmacıların ''ucuz köle'' olarak sömürülmesine ve Türk gencinin sigortalı iş hakkının elinden alınmasına ''insancıllık'' maskesi altında destek vermektir. Sen yabancıları değil, aslında onları ucuza sömüren patronların düzenini savunuyorsun.
4- Basit Soru: Kendi ülkesinde, kendi yasalarına uygun şekilde, sigortalı bir işte çalışmak istemek ne zamandan beri ''düşmanlık'' oldu? Eğer sen kaçakçılığı ve kayıt dışılığı ''normal'' görüyorsan, bu ülkenin yasalarına ve kendi gençlerinin geleceğine asıl düşmanlığı sen yapıyorsun demektir.
Haklısın kardeşim, Kayıtdışı vergisiz, sigortasız, kaçak işçi çalıştırmak suçtur. Bu ülkenin, gençlerin, Türk vatandaşlarının çalışma hakkının gaspıdır. Yurtdışındaki Türklerle buradaki kaçakları kıyaslamak delalettir. Hele doğruyu söyleyene ''yabancı düşmanı vb'' iftiralar etmek halkımızın birbirini ne kadar anlamadığının, husumet içinde olduğunun açık bir göstergesidir. Buna yapan bir kaçak işçi çalıştıran patron olsa, O nun bile ''yaşamak için başka çaremiz yok'' nedenine itibar edilebilir. Çünkü, mağdurlar birbirinin kardeşidir. Asıl sebebe karşı birleşebilirler. Burada başka bir kötülük var. Bir kesim var; iktidarın her türlü yanlışına, kötülüğüne adaletsizliğine rağmen gitmesin de ne olursa olsun kafasındakiler. Ölümüne iktidar savunucuları.. ''Yolsuzluk hırsızlık değildir'' diyenlerin paralı müritleri...
SilYav arkadaş, memleket battı, bağımsızlığımız tehlike altında, nüfusun %50 si açlık sınırı altında % 80 i yoksul..beslenme, barınma, eğitim, sağlık, güvenlik hele adalet yerlerde sürünüyor. Millete eziyet ederek, malına, canına, işine ekmeğine çökerek, hakkını arayanla kavga ederek nereye varacaksınız? Gemi batınca siz yüzecekmisiniz. Nedir bu düşmanlık bre..
dünya genelinde yaklaşık 2,1 milyar işçinin yani işçilerin yüzde 57,7'sinin kayıt dışı çalıştığı anlamına geliyor. Kayıtdışı işçi çalıştırmanın sebebi yabancı veya yerli işçi değildir. Ekonomik sebeplerden dolayıdır.
SilYani diyorsun ki patronlar ekonomik sebepten dolayı kayıtdışı işçi çalıştırabilirler, devlet de buna göz yumabilir diyorsun, öyle mi? Ya arkadaş sizin nasıl bir zihniyetiniz var? Bu ülke nasıl düzelecek?
SilPatronlar bu şekilde zengin olacaksa o zaman hiç işveren olmasınlar, gitsinler maaşlı bir işte çalışsınlar. Bu şekilde hem dürüst işverenler haksız rekabete maruz kalmamış olur hem de vatandaşın sigortalı isdihdam edilme hakkı gasp edilmemiş olur. Devlete de yazıklar olsun, TÜİK istatistikleriyle yaklaşık 9 milyon kayıt dışı çalışan olduğunu biliyor fakat bu gerçeği bile bile bunu görmezden geliyor. Fakat başka yolu yok, bu ülke öyle ya da böyle düzelecek.
1- Bu ülke patronlar ülkesi değildir.
2- Devlet sadece patronların değil, tüm vatandaşların haklarını korumakla mükelleftir.
3- Devlet kayıt dışı istihdama seyirci kalamaz, kalmamalıdır.
4- Günün birinde devran döndüğünde; emeği sömüren bu çarpık zihniyet mutlaka yenilecek ve kayıt dışılığı ''ekonomik zorunluluk'' diye pazarlayanlar, hukukun ve adaletin karşısında hesap verecektir.
Büyük patronların kayıtdışı işçi çalıştırma gibi bir sorunu yok ki. Onlar işçilerine en iyi imkanları sunuyor. Ancak küçük işletmeler de sıkıntı var. Sen küçük işletmeleri adam edeceğim diye onlara da büyük işletmeler gibi standartlar getirirsen ortada ne bir küçük işletme kalır ne de istihdam. Devletin kayıtdışı ekonomide bir menfaati yok. Büyük patronlara da kıyak geçmiyor onlar zaten kayıtlı.
SilKüçük işletmeyi yaşatmanın yolu yasaları çiğnemek ve insan sömürmek olamaz. Eğer bir işletme sadece sigortasız ve kaçak işçi çalıştırarak ayakta kalabiliyorsa, o işletme zaten ekonomik olarak iflas etmiş demektir ve vergisini veren dürüst esnafın üzerinde haksız rekabet yüküdür.
SilDevletin görevi ''küçük işletme kapanmasın'' diye hukuksuzluğa göz yummak değil; istihdam yükünü hafifletecek vergi reformları yapmak ve dürüst esnafı kaçakçılara karşı korumaktır. ''İstihdam ölüyor'' bahanesiyle kayıt dışılığı savunmak, modern köleliği ve devletin vergi kaybını savunmaktır. Hukuk kişiye veya işletme boyutuna göre esnetilemez; ya herkes yasalara uyar ya da o düzende adalet kalmaz.
Ayrıca, küçük işletme kılıfı altında yasaların delinmesi, sadece işçiyi değil, yasalara uyan dürüst esnafı da batırır. Çünkü kaçak işçi çalıştıran, yanındaki dürüst esnafın müşterisini de (maliyet avantajıyla) çalıyor. Gerçek istihdam, sigortasız kölelikle değil, nitelikli üretim ve adil rekabetle artar. Kendi vatandaşının sigorta hakkından çalınarak kurtarılan bir işletme, ülkeye değil, suç ekonomisine hizmet eder. Devlet, beceriksiz ve hukuksuz işletmeleri yaşatmak için kendi gencinin geleceğini feda edemez.
Üniversite diplomanız ile ilgili bilgi alabilir miyim? Ona göre bir yorum yapalım.
SilNe oldu, tartışmadan galip çıkamayınca konuyla alakası olmayan bir şeyi talep edip (eğer ben de bu talebi yanıtsız bırakırsam) bu durumda tartışmadan galip çıkacağınızı mı sandınız? Bir de isim kullanmışsınız ki sanki bu troll isimleri ilk defa karşımıza çıkıyor. Bunlar ucuz numaralar, basit manipülasyonlar. Fakat hakikati değiştirmez. Kayıt dışı isdihdam asla savunulamaz.
SilKayıtdışı ile mücadele sadece polisiye tedbirlerle çözülemez. Ülke zenginlestikce kayıtdışı azalır. Afrika'da mesela seyyar satıcılığı yok edemezsin. Neden peki çünkü fakirler. Ama Almanya'da seyyar satıcılık yapamazsın neden peki çünkü zenginler. Ekonomiye bağlı sorunlar siyasetle değil ekonomik gelismislikle çözülür. Kayıtdışı ekonomi de böyledir.
SilZenginlik kayıt dışılığı bitirmez; aksine, kayıt dışılığın az olduğu ülkeler kurallarını herkese eşit uyguladıkları için zenginleşirler. Almanya'da seyyar satıcının olmamasının tek sebebi zenginlik değil, devletin vergi denetimi ve hukuk düzenini tavizsiz işletmesidir. Eğer sadece ''zenginlik'' beklersek, kayıtlı dürüst esnaf haksız rekabetle batar ve ülke hiçbir zaman hedeflenen refah seviyesine ulaşamaz.
SilKayıt dışılığı hoş görmek, aslında devletin kendi eliyle haksız rekabeti finanse etmesidir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde kayıt dışılık, vergisini ödeyen dürüst esnafın üzerinde bir yük oluşturur. Kayıt dışı çalışan biri, maliyet avantajı sağlayarak yasal çalışan işletmeyi piyasadan siler. Etkin denetim ve caydırıcılık olmazsa, dürüst olanı cezalandıran bir sistem yaratmış olursunuz.
Kayıt dışılık bazen de yüksek vergi yükü veya bürokratik zorluklardan kaçma tercihidir. Eğer devlet sistemi basitleştirmez ve denetimi sıkılaştırmazsa, zenginleşen bireyler bile ''daha fazla kazanmak'' için kayıt dışı kalmaya devam eder. Böylece kuralların takip edilmediği ve hukuki denetimin olmadığı yerde zenginleşme de adil olmaz.
Zenginlik otomatik bir çözüm olsaydı, Avrupa'nın zengin ülkelerinden İtalya'da kayıt dışı ekonomi GSYH'nin %21'i olmazdı. Bu durum gösteriyor ki asıl mesele; vergi kültürü, yolsuzlukla mücadele ve devletin kurumsal otoritesidir. Siyaseti ve denetimi dışlayıp sadece ekonomik büyümeyi beklemek, bozuk bir binanın kendiliğinden düzelmesini beklemek gibidir.
Tam tersi, aslında kayıt dışılığın azaltılması zenginleşmenin ve refahı tabana yaymanın ön koşuludur. Çünkü hukuki denetim olmadan zenginleşme olsa bile, bu zenginlik tabana yayılmaz ve sadece kayıt dışı kalabilenlerin elinde toplanır.
Almanya'da her 100 liranın 42 lirası devlete vergi olarak gider. Türkiye'de ise her 100 liranın 22 lirası devlete vergi olarak gider. Senin mantığına göre devlet kuralları uygulasa o da 100 liranın 42 lirasını vergi olarak toplar. Böyle birşey yapmaya kalkarsan piyasaları bogarsın. Türkiye nin vergi toplama kapasitesi ile Almanya'nınki bir değil bunun temel sebebi zenginliktir. Zenginlik arttıkça devletin vergi toplama oranı da yükselecektir.
SilVergi yükü ile vergi kapasitesi kavramlarını birbirine karıştırarak kısırdöngüye dayalı bir argüman sunulamaz. Bu görüşe göre; "Fakir olduğumuz için vergi toplayamıyoruz, zenginleşince toplarız." Ancak dünya ekonomi tarihi, vergi disiplini kurmayan hiçbir ülkenin sadece bekleyerek zenginleşemediğini kanıtlıyor.
SilGüney Kore, Tayvan veya Singapur gibi ülkeler önce zenginleşip sonra vergi sistemini kurmadılar. Aksine, önce şeffaflık ve kayıtlı ekonomi reformlarını yaparak yabancı sermaye için güvenli liman haline geldiler ve bu sayede zenginleştiler. Zenginleşmeyi beklemek, antrenman yapmadan şampiyon olmayı beklemeye benzer. Kayıt dışılığın %30'larda olduğu bir ülkede sermaye birikimi şeffaf olmaz, yabancı yatırımcı gelmez ve verimlilik artmaz. Ekonomi merdiven altı kaldığı sürece Almanya seviyesine çıkamazsın; çünkü büyük ölçekli sanayi ve teknoloji disiplinli bir kayıtlı ekonomi ister.
Almanya'nın GSYH'sinin %42'si oranında vergi toplayabilmesi sadece yüksek oranların değil, geniş bir vergi tabanının ve yüksek vergi uyumunun sonucudur. Türkiye'de bu oranın %22'lerde kalması, halkın fakirliğinden ziyade gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve sermaye sahiplerinin önemli bir kısmının kayıt dışı kalmasının bir neticesidir. Almanya'daki yüksek tahsilat zenginliğin bir çıktısı değil; nitelikli eğitim, altyapı ve sosyal güvenliği finanse ederek zenginleşmeyi sağlayan temel kaldıraçtır. Türkiye'deki düşük oran ise devletin bir piyasa dostu yaklaşımından değil; vergi yükünün dar bir kitleye (bordrolu çalışanlar ve dürüst esnaf) hapsedilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, vergi yükünün adil dağılmadığı bir yapıda mali bir illüzyon yaratarak; kayıt dışı kalan kesimin, dürüst mükellefin sırtından haksız kazanç sağlamasına neden olmaktadır.
Türkiye'de vergi gelirlerinin %60'ından fazlası dolaylı vergilerden (KDV, ÖTV) gelir. Bu, zengin-fakir ayrımı yapmadan herkesten alınan vergidir. Kayıt dışılık arttıkça, devlet geliri denkleştirmek için mecburen dolaylı vergilere yüklenir; bu da aslında fakiri ezmek demektir. Eğer dediğin gibi devlet piyasayı boğmamak için vergi toplamıyorsa, neden iletişim hizmetlerinde dünyanın en yüksek vergi yüklerinden birini taşıyoruz? Kayıt dışılığı denetlemeyen devlet, bütçe açığını kapatmak için garibanın ekmeğindeki KDV'yi artırır. Yani kayıt dışılık fakiri korumaz, aksine verginin adaletsizleşmesine neden olur.
Dünya Bankası ve IMF Vergi Kapasitesi Raporları, düşük vergi toplama kapasitesinin temel sebebinin ''fakirlik'' değil, kurumsal zayıflık ve yolsuzluk olduğunu belirtir. Türkiye'de kurumsal zayıflık ve yolsuzluk yüksek olduğu için vergi kapasitesi düşük kalıyor. Nitekim yolsuzluk endeksinde Türkiye 38 OECD ülkesi arasında Meksika'nın ardından sondan ikinci sırada yer almaktadır. Ayrıca Türkiye'nin vergi kapasitesinin düşük olması vergi harcamalarındaki (istisnalar, muafiyetler, aflar) verimsizlikten de kaynaklanıyor. Sistemin içindeki delikler (istisnalar), sürekli gelen aflar ve belirli kesimlere tanınan ayrıcalıklar nedeniyle devlet, ''vergi gayretini'' düşürüyor ve potansiyel geliri elinden kaçırıyor.
Almanya zengin olduğu için kuralları uygulamıyor; kuralları uyguladığı, haksız rekabeti bitirdiği ve her kuruşun hesabını sorduğu için zenginleşti. Devlet, önce kayıt dışı devasa sermayeyi sisteme dahil etmeli ki dürüst esnafın üzerindeki yük azalsın ve haksız rekabet bitsin. Ne devlet ne SGK mağdur olsun ne de ülkenin gençleri işsizlikle ve sigortasızlıkla yüzleşsin. Kayıt dışılığı bir hayatta kalma stratejisi olarak görüp hoş karşılamak, ülkeyi sonsuza dek ''orta gelir tuzağına'' mahkum etmek demektir.
Sonuç olarak; kuralların sadece dürüst olanı cezalandırdığı, kayıt dışılığın ise ''hayatta kalma'' adı altında ödüllendirildiği bir düzende zenginlik değil, yalnızca adaletsizlik büyür. Gerçek bir refah artışı için ihtiyacımız olan şey zenginleşmeyi beklemek değil; hukuku ve denetimi hemen şimdi tavizsiz işletmektir.
Dostum senin sorunun meseleleri sadece kitaplardan öğrendiklerinle açıklamaya çalışmak. Öyle masa başında idealist düşüncelerle sorun çözmek sadece hayal dunyasında olur. Sen kalkıp Almanya veya Uganda farketmez hepsine aynı ekonomi kurallarını uygulamak lazım modundasın. Hangi seviyede hangi adım atılır buna kafa yor o zaman daha mantıklı düşünürsün. Masa başında herkes atıp tutar. Arazide nasıl yol alınacagıni koşullara göre belirlersin.
SilAsıl mesele, ''arazi koşulları'' dediğin şeyin kuralsızlıktan ve denetimsizlikten ibaret bir bataklık olmasıdır. Arazi, (gerçek hayat) tam da bu bozuk kurallar yüzünden engebelidir. Masa başındaki kuralı sahada herkese eşit uygulamazsan; araziyi dürüst esnaf için bir mayın tarlasına, kayıt dışı kalan içinse dikensiz bir gül bahçesine çevirirsin.
Sil''Arazide yol almak'' dediğin şey, aslında kurallara uyanın sırtına binip kuralları çiğneyenin önünü açmaksa; bu bir strateji değil, ekonomiyi içten içe çürüten bir adalet erozyonudur. Güney Kore veya Tayvan bu arazi koşulları mazeretine sığınmadıkları için bugün teknoloji devine dönüştüler; senin arazi dediğin kuralsızlığı savunanlar ise yerinde saymaya devam ediyor.
Kitaplardan öğrendiğimiz şey hayal dünyası değil, dünyanın en büyük ekonomilerinin hangi yollardan geçerek o noktaya ulaştığının başarı haritasıdır. Biz bu haritayı reddedip ''kendi yolumuzu buluyoruz'' dedikçe; sadece haksız rekabeti, vergi adaletsizliğini ve düşük refahı kalıcı hale getiriyoruz. Gerçekçilik; bozuk bir sistemi ''koşul'' diye kabullenmek değil, o sistemin neden çalışmadığını görüp temelden düzeltmektir. Aksi takdirde, senin ''arazi'' dediğin o bataklıkta herkes batarken sadece sistemi delenler hayatta kalır.
Masa başı dediğin o kurallar kul hakkını ve emeği korumak içindir. Senin ''arazi gerçekleri'' diyerek kayıt dışılığı meşrulaştırman, aslında dürüst vatandaşın hakkının yenmesini, onun cezalandırılmasını ve haksız rekabetin devlet eliyle finanse edilmesini savunmaktır. Dürüst olanın kaybettiği hiçbir ''arazi'' sizi zenginliğe götürmez, sadece adaletsizliğe mahkum eder. İşte bu yüzden kayıt dışılık, hiçbir ''gerçeklik'' maskesi altında asla savunulamaz.
Kimsenin kayıtdısılıgı savundugu yok. Sen yasalarla ekonominin düzeleceğini savunmayı bırak. Böyle bir dünya yok.
SilŞimdiye kadar kayıt dışılığı yeteri kadar zengin bir ülke olmayışımız, ekonomik zorluklar, arazi koşulları ve gerçeklik maskesi adı altında meşru göstermeye çalışan sen değil miydin? Şimdi ne oldu da kayıt dışılığı savunmuyorum diyorsun? Neymiş, yasalarla ekonomi düzelmezmiş. Kayıt dışılık zaten yasalara uyulmadığı ve yasalar delindiği için var. Herkes yasalara uysa kayıt dışılık da zaten olmayacak. Bu yüzden kendi içinde büyük bir çelişkiye düşmüş oluyorsun.
SilPeki, ekonomi neyle düzelir? Yasalara uymamakla mı düzelir? Yolsuzlukla, rüşvetle, kaçak işçi çalıştırmakla mı düzelir? Yasaları boş verip hukuki denetimi yapmamakla mı düzelir? Hukuksuzluk ve adaletsizlikle sadece bir kesimin zenginleşip, halkın fakirleşmesiyle mi düzelir? Haklının değil de güçlünün egemen olduğu orman kanunlarıyla mı düzelir? Bu ülke maalesef senin gibi zihniyetler yüzünden düzelmiyor. Çünkü yasalara uymak istemeyenler de senin gibi düşünüyor. Oysaki yapısal reformları yapıp, yasaları hayata geçiren ülkelere bak, bizi nasıl da sollamışlar. Haksız rekabeti bitirip, sosyal adaleti nasıl kurmuşlar; refahı tabana nasıl yaymışlar.
Sen kuralsızlığı ''hayatın gerçeği'' sanmaya devam edebilirsin ama gelişmiş dünya, adaleti ve yasayı temel aldığı için bugün bizim önümüzde. Unutma ki; ekonomiyi düzelten şey kuralsızlığın konforu değil, hukukun disiplinidir. Ekonomi, kayıt dışılığın karanlığında değil, şeffaflığın ve hukukun aydınlığında büyür.
Dünya'da işçilerin yüzde 57.7si kayıtdısı. Sen yasalarla bu durumu çözersin.
SilYaygınlık yanılgısı yapıyorsun. Bir şeyin yaygın olması, onun doğru veya kaçınılmaz olduğu ve yasalarla çözülemeyeceği anlamına gelmez. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünyadaki çalışan nüfusun yaklaşık %60'ı (2 milyar insan) kayıt dışı sektördedir. Bu %60'lık kesimin büyük çoğunluğu; tarım toplumlarının hakim olduğu, hukukun işlemediği, iç savaşların yaşandığı veya kurumsallaşamamış Sahra Altı Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika ülkelerindedir. OECD ülkelerinde bu oran %5-15 bandındayken, geri kalmış ülkelerde %80-90'dır. Yani %57,7 bir "başarı" veya "hayatın gerçeği" değil, "küresel yoksulluğun ve hukuksuzluğun" istatistiğidir. Eğer senin vizyonun Türkiye'yi bu ülkelerin standartlarında tutmaksa, kuralsızlığı savunmaya devam edebilirsin.
SilKayıt dışılığı ''yasalarla çözemezsin'' demek, ''hırsızlığı yasalarla bitiremezsin, o yüzden hırsızlığı serbest bırakalım'' demekle aynı mantıksal hatadır. Yasalar tek başına bir kağıt parçasıdır; onu anlamlı kılan hukuki denetim, adil yaptırım ve siyasi iradedir.
Ekonomi sadece para alışverişi değildir; ekonomi bir güven iklimidir. Kayıt dışılığın olduğu yerde haksız rekabet, haksız rekabetin olduğu yerde ise nitelikli yatırımcı değil, fırsatçı vurguncu ürer. Gelişmiş dünya, senin ''hayatın gerçeği'' dediğin kuralsızlığı reddettiği için bugün teknolojide ve refahta bizi geride bıraktı. Gelişmiş ülkeler zengin oldukları için hukuka uymuyorlar; tam aksine, hukuka uydukları ve kurumsallaştıkları için zenginleştiler.
Bugün geldiğimiz noktada mesele sadece bir ekonomi tercihi değil, bir medeniyet tercihidir. Sen %57,7'lik kayıt dışı karanlığı bir ''gerçeklik'' olarak kabullenip bu sefaletin parçası olmayı seçebilirsin; ancak bizler şeffaflığın, denetimin ve hukukun aydınlığında büyüyen bir Türkiye idealinden vazgeçmeyeceğiz. Bu ''kara düzen'' bir gün mutlaka değişecektir. Çünkü Türkiye'nin vizyonunda muasır medeniyetler seviyesine ulaşabilmek vardır; bataklığa gömülmek değil.
Neyse dostum benden bu kadar. OECD ülkelerinde bu oran %5-15 bandında ise söyle onlara bu oranı yasalarla sıfıra ve uygulamalarla sıfıra indirsinler.
Silİşsizlik nasıl azaldı anlayamıyorum. Oğlum, 4-5 Ay önce İTÜ Mühendislikten mezun oldu, kendini ifade edecek kadar İngilizcesi de var (B2 ve üzeri), çocuk sağa sola iş için baş vuruyor, dönüş bile olmuyor. İşsizlik oranı düştü haberi okuduğumda, doğrusu kafam karıştı.
YanıtlaSilNe mühendisliği
SilAlgı çağında yaşıyoruz , herşey imaj , algı yönetimini başaran yönetimler toplumu ters köşelerde dolaştırıyor. Gerçekler kimsenin umurunda olmuyor. Yazınız için sağolunuz.
YanıtlaSilKaleminize sağlık. Geniş işsizliğin bir alt başlığı olan “Ne eğitimde ne istihdamda” (NEET) genç nüfus oranımız diğer OECD ülkelerinin kat kat üstünde, neredeyse orta düzey bir Avrupa ülkesi nüfusuna yakın. Açıkçası bu konu ülkemizin en önemli beka meselelerinden birisi ama maalesef yetkileler bu konuyu yeteri kadar önemsemiyorlar.
YanıtlaSilKayıt dışı para ve/veya kara parası olanlar , kayıt dışı ve kaçak çalıştırmayı tercih ediyorlar . İstatistikler alt üst olup tuhaflaşıyor . Birbirine uyumu olmayan veriler ve rakamlar Excel tabloları ile istenildiği şekilde düzenleniyor . Geniş tanımlı işsizlik neden düşürülemedi anlaşılır değil . 28,6 yerine 18,6 olarak tabloya yazmak çok kolay. Yazınca tabloda göründüğü şekilde düşmüş oluyor .
YanıtlaSil"Ekonomi, insanları istihdam ederek değil, onları sistemin dışına iterek başarı öyküsü yazamaz.", sayın Hocam, bu cümlede bir tuhaflık yok mu? Kusura bakmayın.
YanıtlaSilEkonomi, insanları istihdam ederek değil, onları sistemin dışına iterek başarı öyküsü yazamaz.
YanıtlaSil