Refah Artışı mı Kur İllüzyonu mu?
Bu analiz, Türkiye ekonomisinde uzun süredir tartışılan “döviz kurları gerçekliği ne ölçüde yansıtıyor” sorusuna yanıt aramayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hedefi; yüksek faiz politikası ve sıcak para girişleriyle baskılanmış nominal döviz kurları yerine, TL’nin satın alma gücünü daha iyi yansıtan Reel Efektif Döviz Kuru (REK) temelli bir düzeltme yaklaşımı kullanarak, dolar cinsinden cari fiyatlarla gayrisafi yurtiçi hâsıla (GSYH) ve kişi başına gelirin alternatif görünümlerini ortaya koymaktır.
Uluslararası karşılaştırmalarda yaygın biçimde
kullanılan dolar cinsinden GSYH ve kişi başına gelir göstergeleri, nominal
döviz kuru üzerinden hesaplanmaktadır. Ancak enflasyon oranının döviz kurundaki
artışın üzerinde seyrettiği dönemlerde, nominal kurla ifade edilen dolar
cinsinden GSYH olması gerekene göre yüksek görünmekte, bu durum, refah düzeyi
ve ekonomik büyüklük algısında yanıltıcı izlenimler doğurabilmektedir.
Nominal döviz kuru, bir ülke parasının başka bir para
birimi cinsinden piyasa fiyatını ifade eder. Reel döviz kuru ise nominal kurun,
ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farkları dikkate alınarak düzeltilmiş hâlidir
ve bir para biriminin satın alma gücü hakkında bilgi sunar.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından
hesaplanan Reel Efektif Döviz Kuru (REK), TL’nin dış ticarette önemli paya
sahip 36 ülkenin para birimlerinden oluşan bir sepete karşı değerini, enflasyon
farklarını dikkate alarak ölçmektedir. REK’in 100 olması, TL’nin baz yıl (2003)
fiyat yapısına göre “normal” bir değerde olduğunu; 100’ün altındaki değerler
TL’nin reel olarak düşük değerli, 100’ün üzerindeki değerler ise reel olarak
yüksek değerli olduğunu ifade eder. Ancak REK bir denge kuru ya da olması
gereken nominal kuru üretmez; yalnızca reel değerlenme veya değer
kaybının yönü ve büyüklüğü hakkında bilgi veren analitik bir göstergedir.
Aşağıdaki tabloda 1 numaralı sütunda son 11 yıla
ait yıllık ortalama nominal USD/TL kurları, 2 numaralı sütunda yıllık ortalama REK
endeks değerleri, 3 numaralı sütunda ise nominal kurların REK kullanılarak
düzeltilmiş hâli yer almaktadır.
Tablodaki nominal kur ve REK verileri TCMB’den alınmış, REK’e göre düzeltilmiş USD/TL kuru şu formül kullanılarak hesaplanmıştır:
REK ile Düzeltilmiş USD/TL Kuru = (Nominal USD / TL Kuru x 100) / REK
Tabloya göre 2015 yılında USD/TL REK değeri normal düzeye oldukça yakındır. Buna karşılık 2016’da nominal kur artmasına karşın REK’in 100’ün üzerinde kalması, TL’nin reel olarak hâlen görece değerli olduğunu göstermektedir. İzleyen yıllarda nominal USD/TL kuru kalıcı olarak düşük değerli görünmektedir. Bu tablonun 3 numaralı sütununda yer alan “REK ile Düzeltilmiş USD/TL” kurları tahmin değil, mevcut enflasyonun kur üzerindeki birikmiş baskının sayısal ifadesidir ve yüksek faiz politikasının nominal kur üzerinde oluşturduğu baskının, dolar cinsinden makro göstergelere nasıl yansıdığını analiz etmeyi amaçlamaktadır.
Nominal USD/TL kuruyla REK ile düzeltilmiş USD/TL
kurunu bir grafikte gösterelim:
Bu noktada, GSYH ve kişi başına gelirin nasıl
hesaplandığını hatırlatmak yararlı olacaktır:
Bir yıla ait cari fiyatlarla GSYH,
üretim yöntemiyle hesaplanırken nihai mal ve hizmetlerin cari yıl fiyatlarıyla toplanması
suretiyle TL cinsinden bulunur. Bu hesaplama enflasyonu içerir. TL cinsinden bu
şekilde hesaplanan GSYH, ilgili yılın nominal ortalama USD/TL kuru kullanılarak
dolar cinsine çevrilir:
GSYH (USD) = GSYH (TL) / USD/TL
yıllık ortalama
Enflasyon oranının, döviz
kurundaki artışın üzerinde kaldığı dönemlerde TL cinsinden GSYH de dolar
cinsinden GSYH de olduğundan yüksek görünür. Bu
durum ekonomik gerçekliği tam olarak yansıtmasa da, kamuoyunda bir başarı
algısı yaratılmasına zemin hazırlar.
Dolar cinsinden GSYH’nin nüfusa bölünmesiyle de dolar cinsinden kişi başına
gelir elde edilir:
Kişi
Başına Gelir (USD) = GSYH
(USD) / Nüfus
GSYH’nin yukarıda açıklandığı biçimde yüksek
görünmesi, kişi başına gelirin de olduğundan yüksek hesaplanmasına yol açar. Ayrıca
sığınmacı nüfus, resmi nüfus istatistiklerine dâhil edilmediği için kişi başına
gelirin daha da yüksek görünmesine neden olur.
Bu durumu somutlaştırmak amacıyla, hesapları
büyük ölçüde kesinleşmiş olan 2024 yılı verilerini ele alalım. 2024 yılı için
mevcut veriler şöyledir: GSYH 44.587 milyar TL, USD/TL yıllık ortalaması 32,10
ve nüfus 85,7 milyon kişidir. Buna göre yukarıdaki formüller kullanılarak şu
sonuçlara ulaşılır: GSYH: 1.358 milyar dolar ve Kişi Başına Gelir: 15.852 dolar
Şimdi bu değerleri, REK’e göre düzeltilmiş kurları
kullanılarak hesaplanan alternatif sonuçlarla karşılaştıralım. Aşağıdaki
tabloda, nominal kura ve REK’e dayalı alternatif kura göre hesaplanan GSYH ve
kişi başına gelir değerleri yer almaktadır (GSYH TL, GSYH USD, Nüfus verileri
TÜİK’ten alınmış, reel kura göre düzeltilmiş GSYH USD ve reel kura göre
düzeltilmiş kişi başına gelir USD, her iki tablodaki veriler kullanılarak
tarafımızdan hesaplanmıştır):
Nominal kura göre bakıldığında Türkiye ekonomisi,
2015–2025 döneminde yaklaşık 700 milyar dolarlık bir büyüme kaydetmiş görünmektedir.
Ancak enflasyon farkları ve kur baskısı ayıklandığında, reel satın alma gücü
açısından artışın yaklaşık 264 milyar dolar ile sınırlı
kaldığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle, son on yıldaki refah artışı
algısının yaklaşık yüzde 38'i, kur–enflasyon uyumsuzluğundan kaynaklanan bir büyüme
illüzyonudur.
Bu durumu grafiklerle gösterelim:
Grafikler nominal kurla ve REK’e göre düzeltilmiş
kurla hesaplanan GSYH’ler arasında ciddi farklar olduğunu sergilemektedir.
Bu farklar yalnızca GSYH ve kişi başına gelirle
sınırlı değildir. Türkiye’nin 2025 yılının üçüncü çeyreği itibarıyla yaklaşık
565 milyar dolarlık dış borç stoku bulunmaktadır (kaynak: Hazine ve Maliye
Bakanlığı Aylık Kamu BorçYönetimi Raporu, Aralık, 2025). GSYH’nin OVP’de tahmin
edildiği gibi 1.569 milyar dolar olarak alınması hâlinde dış borç stoku / GSYH
oranı yüzde 36 iken, REK’e göre düzeltilmiş kurla hesaplanan GSYH
kullanıldığında bu oran bu oran yüzde 50’ye yükselmektedir. Yüzde 50 oranı tek
başına kriz eşiği anlamına gelmese de daha kırılgan bir görünüme işaret etmektedir.
Benzer biçimde, IMF verileriyle yapılan küresel GSYH
sıralamasında Türkiye, nominal kur hesaplamasıyla 16’ncı sırada yer alırken,
alternatif hesaplamayla 18’inci sıraya gerilemektedir. Resmi nüfusa dâhil
edilmeyen yaklaşık 5 milyon dolayındaki sığınmacılar da hesaba katıldığında,
2024 yılı için 15.852 dolar olarak açıklanan kişi başına gelirin, reel düzeltme
ve nüfus güncellemesiyle 11.000 dolar düzeyinin altına gerilediği
ortaya çıkmaktadır. Bu durum, kâğıt üzerindeki refah ile günlük hayattaki alım
gücü arasındaki farkın temel nedenlerinden biridir.
Sonuç
Bu çalışma, yüksek enflasyon dönemlerinde nominal
döviz kuruna dayalı dolar cinsinden makroekonomik göstergelerin ekonomik
gerçekliği olduğundan daha olumlu yansıtma potansiyeline sahip olduğunu
göstermektedir. Reel Efektif Döviz Kuru, bir denge kuru üretmese de, nominal
kur ile enflasyon arasındaki ayrışmanın yarattığı algı farkını görünür kılmak
açısından önemli bir analitik araçtır.
Elde edilen bulgular, dolar cinsinden GSYH ve
kişi başına gelir gibi göstergelerin tek başına değil; reel göstergeler, REK ve
satın alma gücü paritesi gibi tamamlayıcı ölçütlerle birlikte değerlendirilmesi
gerektiğine işaret etmektedir.
Sonuç olarak, Türkiye ekonomisinde sorun
büyümenin hiç olmaması değil; büyümenin satın alma gücüne ve toplumsal
refaha yeterince dönüşememesidir.
Nominal kur üzerinden yapılan karşılaştırmaların yarattığı refah algısı bu
nedenle dikkatle ele alınmalı, ekonomik performans değerlendirmelerinde reel
çerçeve göz ardı edilmemelidir.
Hocam anlamadığım bir nokta var, şu an sanki TL çok değerli gibi duruyor ama REK'e göre hala 100'ün baya altında. Yani aslında TL, hala olması gerekenden ucuz diyebilir miyiz? Olması gereken yere geldiğinde kişi başı gelir çok daha şişik durmayacak mı?
YanıtlaSilGSYH (USD) = GSYH (TL) / USD/TL yıllık ortalama formülünde USD/TL Yıllık ortalama kurunu ne kadar yüksek alırsanız GSYG USD o kadar düşük çıkar.
SilAslında çok güzel hayatlar yaşayabilirdik ama Akp ve Mhp oylarıyla reddedildi.
YanıtlaSilEmeginize saglık güzel bi yazı dsha lakin hocam bunların cokta önemi kaldgını düşünmüyorum..insanlar artık çokta ilgilenmiyor sanki...hemen herkes kısayoldan yüksek getiri elde etme peşinde dolandırcılık meselek haline geldi kumar sanal bahis vs.hükümeten kimse birşey beklemiyor veya yapamayacaklarını kabulenmiş durumda bence...satın alma konusu cok dogru ben buna ilave birde gelir dagılımındaki bozulmayı sormak istiyorum..gsyih daha adil dagılsa toparlanma daha hızlı olmazmı daha fazla tüketim daha fazla vergi daha fazla ekonomik aktivite?
YanıtlaSilDaha hızlı olur ama bence öyle olmayacaksa bile gelir dağılımı adaletini sağlamaya çalışmak gerekir.
SilGelir vergisi, belirli vergi dilimlerine ayrılmıştır. Gelir arttıkça, bir üst vergi dilimine girilir ve o dilimdeki gelir için daha yüksek bir vergi oranı uygulanır.
Sil2026 yılı için vergi dilimleri ve oranları şu şekildedir:
190.000 TL'ye kadar: %15
400.000 TL'ye kadar (190.000 TL'den sonrası için): %20
1.000.000 TL'ye kadar (400.000 TL'den sonrası için): %27
5.300.000 TL'ye kadar (1.000.000 TL'den sonrası için): %35
5.300.000 TL'den fazlası için: %40
Örnek:
Yıllık 100.000 TL geliri olan bir kişi, gelirinin %15'i oranında (15.000 TL) vergi öder.
Yıllık 6.000.000 TL geliri olan bir kişi ise, gelirinin bir kısmı için %15, diğer kısımları için sırasıyla %20, %27, %35 ve en yüksek dilim olan %40 oranında vergi öder. Bu da toplamda çok daha yüksek bir vergi yükü anlamına gelir.
Bu sistem, Anayasa'da yer alan "herkes, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür" ilkesinin bir yansımasıdır.
Gelir eşitsizliğinin düşük olduğu İskandinav ülkelerinde ise çok yüksek vergi oranları çok daha yüksektir. Mesela Danimarka'da en yüksek marjinal vergi oranı %55,9'dur. İsveç'te %52 olup, bazı durumlarda %57'ye kadar çıkabilmektedir. Finlandiya'da ise %51,4'tür. Zenginlerden alınan bu yüksek oranlar hem gelir adaletini hem de servet eşitsizliğini dengeler hem de sağlık hizmetleri, eğitim, altyapı ve sosyal destek gibi geniş bir yelpazede kamu hizmeti ve sosyal refah programları sunmak için kullanılır. Böylece vatandaşın yaşam kalitesinin artırılması hedeflenir.
Bizde bu oran bu ülkelerden daha fazla olmalıdır. Çünkü bizde bozulmuş bir düzen vardır. Toparlanmaya çok daha fazla ihtiyacı olan bir düzen vardır. Bizde Kuznets oranı Danimarka ya da Finlandiya gibi 3 - 3,5 kat arası değil; 7,5 kattır. Servet eşitsizliğinde ise Türkiye'de en zengin %1'lik kısım tüm servetin %39,5'una sahiptir. Bu oran Danimarka'da %24,8'dir. Norveç'te ise %22,3'tür. Dolayısıyla bizim hem gelir adaletinde hem de servet eşitsizliğinde çok daha fazla toparlanmaya ihtiyacımız var. Bu yüzden de bizde en yüksek gelir vergisi oranı bu ülkelerden daha yüksek olmalıdır. Fakat birden bire %40'tan %60'a çıkamayız. Bunu 5 yıla yayıp her yılda %4'lük artışlar yapmamız ve bu artışları yaparken de dar gelirliden alınan %15'lik vergiyi her yıl %1,4 oranında düşürüp, 5 yılın sonunda %8'e indirmemiz doğru bir strateji olacaktır. Neden? Çünkü Kuznets oranı 7,5'tur. 60/8 de 7,5'tur. Gelir 7,5 kat fazlaysa bu durumda bence gelir vergisi de aynı oranda olmalıdır. Çünkü hakkaniyet bunu gerektirir.
Lüks tüketim malları daha çok zenginlere hitap ettiği için bu dolaylı vergiler artırılabilir fakat halkın nefes alması için vatandaşın sürekli tükettiği ürünlerdeki dolaylı vergiler azaltılmalı, gelir vergisi ise artırılmalıdır. En önemli nokta ise toplanan tüm vergilerin tamamen halka hizmet için kullanılması olacaktır. Bu yüzden mutlaka israf durdurulmalı, yolsuzluğun da önüne geçilmelidir. Yandaşı koruma ve onlara vergi affı getirme uygulaması tamamen son bulmalıdır. %98 hata payıyla yandaşa verilen ihalelerle, yandaşa yıllarca yapılacak servet transferini amaçlama uygulamaları da kesinlikle sona erdirilmelidir. Aksi halde %40'ı %60'a değil; %80'e de çıkarsak hiçbir sonuç elde edemeyiz. Toplanan para halka değil sadece belli bir zümreye akmış olur. Bu da sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz. Bugün emekli, yılın daha ilk ayından 10 bin liranın üzerinde bir farkla açlık sınırının altına mahkum edilmişse, bu, kaynak olmadığı için değil; kaynağın doğru toplanmaması ve doğru paylaştırılamaması yüzündendir. İskandinav ülkeleri bunu başarabiliyorsa, biz niye bunu başaramıyoruz, sağlam bir sistem kuramıyoruz ve halkı öncelikleyip refahı genele yayamıyoruz? Asıl sorgulamamız gerekenler bunlar olmalıdır. Ancak, vergiyi halktan toplayıp imtiyazlı zümrelere aktaran bu mekanizma değişmedikçe; hesap soran değil, halkına hesap vermeyi onur sayan bir şeffaflık rejimi inşa edilmedikçe, en ideal vergi reformu bile adaleti sağlamaya yetmeyecektir.
Masa başında oturup şunu şuraya bunu buraya ver demekle bir sorunu çözüp başka bir sorun yaratırsın. Parayı sağ cepten alıp sol cebine köy demekle para ya da zenginlik artmaz. Üretip pastayı buyuteceksin ki refah artsın.
SilPaylaşmayı bilmedikten sonra dünyaları fethetsen de değişen bir şey olmaz. Fakir her zaman fakir kalmaya devam eder. Slovakya, Slovenya gibi ülkeler dünyanın en düşük Gini katsayısına sahipler. Onlarda muazzam bir üretim mi var? Yok. Fakat paylaşmayı biliyorlar ve adalete önem veriyorlar. İnanç dünyalarını bilemem ancak bu paylaşımcı tutumlarıyla, Müslüman gibi gözüken pek çok kişiden daha fazla ''ahlaki bir olgunluk'' sergiliyorlar.
SilÇok teşekkür ederiz güzel yazınız için
YanıtlaSil🙏
SilYazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilGelir adaletsizliği tüm dünyada artıyor ve Z kuşağı artık yeter diyor, her yerde ayaklanma var. Bu arada gözü sadece 3-5 batı ülkesini görenlere: dünya nufüsü 8.5 milyar, 205 ülke var.
YanıtlaSilGiriş seviyesi iş deneyimi olan muhendis arıyorum, tek bir sitede, 600 kişi başvurdu bir haftada. Ben böyle bir başvuru sayısı hiç hatırlamıyorum 36 senelik iş hayatımda. Sözle, algıyla peynir gemisi yürümüyor.
Z kuşağına göre para zaten ağaçta yetişiyor.
SilSatın Alma Gücü Parite hesaplamalarına göre ekonomimiz daha üst sıralarda çıkıyor hep. REK bir nevi satın alma gücü hesabı değil mi? Aradaki fark nedir Hocam?
YanıtlaSilSAGP nominal kuru esas alıyor oysa benim yaptığım hesaplama o kurun geçeği yansıtmadığını anlatıyor.
SilYüksek enflasyon düşük kur ile ülke olduğundan fazla zenginleşti konusunu niye bu kadar irdeliyorsunuz? Siz dolara ihtiyaç duyduğumuzda döviz bürosundan gidip serbestçe dolar aldıginiza göre sorun ne?
SilÇünkü ben sizin gibi kandırılmayı kabullenemiyorum.
Silİşte benim hocam. İyi'ki ahlâk tanımını da yazmamışsınız.))) Saygılarımla Fatih Demirtaş
Sil🙏
SilHocam çok çarpıcı ekonomik analizler yaptığınız için teşekkür ediyorum. Tek kişilik ordu gibi çalışıyorsunuz, maşallah. 🫡
SilBen bu tür veriler ile soframdan çalınan ekmeği, emeğimden çalınan miktarı, birikimimden çalınan Altını hesaplıyorum...
YanıtlaSilEğer temel alınan enflasyon verisi (TÜİK enflasyonu) hatalıysa, REK verisi de hatalı (veya yanıltıcı) olacaktır.
YanıtlaSilHaklısınız, ben bu çalışmada TÜİK TÜFE'yi aynen alıp kullandım. Amacım kurun doğruluğunu tartışmaktı. Yoksa benim zihnimde de TÜFE verileriyle ilgili pek çok soru işareti var.
SilSizin kafanızın net olmadığı kesin.
SilÖnemli olan insanın kafası olması, netlik sağlanabilir, kafa yoksa o kötü.
SilMahfi Bey sürekli bunu tekrar ediyorsunuz, ("yüksek faiz politikası ve sıcak para girişleriyle baskılanmış nominal döviz kurları") ancak doların tüm diğer para birimlerine karşı değer kaybından hiç bahsetmiyorsunuz. Mesela Euro/TL kuru 2025'te %38 artmış!
YanıtlaSilDolar bütün paralara karşı değer kaybediyor, TL'ye karşı karşı değer kazanıyor ve bu size tuhaf gelmiyorsa ben size ne diyebilirim ki?
SilDemeye çalıştığım şu: yazınızda dolar kuru enflasyona göre daha yavaş arttığı için rakamların suni olarak şişmesinden bahsediyorsunuz. Ama bunun tek sebebi uygulanan politika değil, doların değer kaybı da bir sebep, mesela yazdığım gibi Euro kuru enflasyondan daha hızlı şekilde artmış geçen sene... Bunu neden önemsiyorum? Çünkü bu sene neredeyse her ülkenin de kişi başına GDP'si Türkiye kadar olmasa da hatırı sayılır oranlarda şişti.
SilEğer bir ülkede enflasyon artışı kur değişiminden yüksek değilse bu söz konusu olmaz. Bizdeki sorun esas alınan enflasyona göre yüksek faiz verilmesi nedeniyle TL'nin değerli kalması ve onun sonucunda dolar cinsinden gelirin yüksek çıkması.
SilDolar yerine EURO baz alınsa ortada bir sorun olmadığı ortaya çıkacak zaten.
SilBen çocukken (1970'li yılların sonunda, 1980'li yılların başında); mahallelerde, sokaklarda hem "sol" camiadan hem "sağ" camiadan aynı anda "koruyuculuk ruhu" ile yaşayan kişilere abi ve abla gözüyle bakardık. Mahallelerdeki, sokaklardaki, apartman dairelerindeki komşular arasında tartışmalarda olaylar büyümeden yatıştırmaya çalışan, uyuşturucu ve esrar gibi maddeleri satmak için mahalleye gelenleri kovan kişilerdi bu abiler ve ablalar. Çocuk aklımızla böyle görürdük hep...
YanıtlaSilBugüne bakıyorum: 14 yaşında, 15 yaşında, 16 yaşında çocuklar ceplerinde taşıdıkları sustalı bıçaklar ile adeta kahramanlığa özeniyorlar, birbirlerini bıçaklamayı ödül gibi görüyorlar.
Sizin bu konudaki yorumunuz nedir sayın Eğilmez?
"Küçücük çocukların bıçaklı saldırıları"nı nasıl yorumluyorsunuz?
"Afacan veletler" deyip geçiştirilebilecek kadar basit bir konu mu bu?
Bu, toplumun çocuklarla kurduğu ilişkinin bozulduğunu gösteren bir semptomdur.İstersen, bunu hukuki boyut, medya dili, ya da “çocuk suçlu mu, çocuk mağdur mu?” tartışması üzerinden de açalım.
SilYazınız çok bilgilendirici , teşekkürler. REK oranı için Tüik enflasyonu yerine, ENAG verilerini alsanız nasıl olurdu acaba? Yada, son onyıl REK ortalamasını 60 alsak, dolar kuru ve KB milli gelir daha doğru olmaz mıydı? Yine de yapılan şeytanlığı pek güzel ortaya koymuşsunuz, sağolun.
YanıtlaSilBu çalışma bir alternatif ortaya koymayı amaçlıyor. Esasen oldukça tartışmalı bir konuyu olabildiğince resmi verilere dayandırarak tartışmayı azaltmayı hedefledim. Burada ENAG verilerini kullansaydım tartışma kurdan enflasyona dönecek ve başka bir boyut alacaktı. O nedenle resmi verileri kullandım. İlginize teşekkür ederim.
SilHocam bu analiz çerçevesinde tabloda bir değişiklik beklemelimiyiz?
YanıtlaSilTablo zaten böyle de farklı görünüyor o nedenle bir değişiklik beklemeyin.
SilÇok güzel bir çalışma, teşekkürler. Hocam, benim bir sorum olacak, GSYH hakkında. Örneğin Türkiye'de küçük esnaf (dönerci, telefoncu..) sayısı artıp durdukça - talep olmadığı halde- bunlar GSYH'ye, çip üreten bir şirketin katılması ile eş değerde mi etki ediyor. Burada ayrıma giden bir ekonomik terim gerekmez mi? Amerika'da büyüme dendiğinde; üretilen mal ve hizmetlerde gerçekleşen iyileşme/ fayda/ artan değer; somut şekilde gözler önüne serilebilenler, Türkiye'de bunlar bakımından gözler önüne serilebileceklerle oranlandığında- bu oran; Amerika ve Türkiye büyüme verilerinin oranlarının oranına eşit çıkmıyor - makas oldukça açık olmalı. Sorum: "üretilen mal ve hizmetlerde gerçekleşen iyileşme/ fayda/ artan değer" i ifade edebilecek bir ekonomik terim var mıdır? Düşünceleriniz.Yazan: OrmanBilimci
YanıtlaSil