Enflasyon Niçin Fazla Düşmez?
Türkiye’de enflasyonun kalıcı olmasının nedeni teknik bir yetersizlik değil; büyümeden ve onun yarattığı sanal refahtan vazgeçemeyen bilinçli bir siyasal tercihtir.
Enflasyon, bir aydan diğerine
fiyatlar genel düzeyindeki artış eğilimidir. En çok kullanılan endeks tüketici
fiyatlarına dayalı TÜFE’dir. Bu endeksin ortaya koyduğu enflasyona manşet
enflasyon deniyor.
Büyüme; bir ekonominin bir
çeyrekten sonrakine reel olarak (enflasyondan arındırılmış fiyatlarla) ne kadar
büyüdüğünü ortaya koyan bir göstergedir.
Türkiye, yaklaşık yarım
yüzyıldır, dönemsel sapmalar dışında, enflasyonla ve onun beslediği tüketim
artışıyla büyüyen bir ekonomik modeli bilinçli olarak uyguluyor. Bunun belki en
uzun süreli istisnası 2008 – 2016 arası dönemdir.
Aşağıdaki grafik enflasyonla
büyüme ilişkisini ortaya koyuyor (grafik; TÜİK’in enflasyon ve büyüme verileri
kullanılarak tarafımızdan hazırlandı. Veriler arasında uyum sağlayabilmek için
TÜİK’in aylık TÜFE endeks değişimlerinin üçer aylık ortalamaları alındı):
Grafiğe göre ekonomi, 2020
yılında pandemideki çöküşe bir yıl sonrasında sert bir çıkışla yanıt vermiş. Ne
var ki aynı dönemde, kredi genişlemesi ve tüketim artışıyla enflasyon artışının
da tohumları ekilmiş. 2021 yılsonunda yükselen enflasyona karşın başlayan faiz
indirimleri enflasyonu rekor düzeylere çıkarırken büyüme de potansiyel büyüme
(yüzde 5) ortalaması dolayında kalmaya devam etmiş.
Kırıklı trend çizgileri büyümenin
ivme kaybına karşın potansiyel düzeyi dolayında kaldığını buna karşılık
enflasyonun artış eğiliminde olduğunu gösteriyor.
Türkiye’de enflasyonu belirli bir
oranın altına düşürmek teknisyenlerin ne kadar arzuladığı bir hedef olsa da, siyasetçinin
pek işine gelmez. Çünkü verimliliği artırmak, teknolojiyi yükseltmek ya da
dünya çapında markalar yaratmak zor ve zahmetli yollardır. Türk siyasetçisi, enflasyonu
halka bir şekilde anlatabilse de ekonomik küçülmenin yarattığı işsizlik
artışını anlatabilmesinin çok zor olduğunun bilincindedir. Öte yandan yüksek enflasyon,
GSYH’yi ve dolayısıyla kişi başına geliri, gerçekte olması gerekenden daha
yüksek göstermek suretiyle siyasetçiye övünme olanağı da yaratır.
Sonuç olarak, Türkiye’de
enflasyonun yüzde 5’lere düşmesini ve bu düzeyde kalıcı olmasını beklemek,
mevcut siyasal-ekonomik tercih seti değişmediği sürece gerçekçi değildir.
Sayın Eğilmez, yazınız ve verdiğiniz bilgi için teşekkürler. Ülkemiz yıllık yüzde 5 büyüme için en düşük enflasyon ne olabilir? Siyasetçilerin kendi menfaatlerini düşünmeleri sonunda artık kendimizi hazırlamamız gereken en alt enflasyon seviyesi ne kadar olabilir.
YanıtlaSilTeşekkür ederim. Böyle bir uygun oran bulmak zor ama mesela 2006 - 2007'den sonra Türkiye bir süre potansiyel büyümeyi yakalarken enflasyonu da tek haneye düşürebilmişti. Bunun tek nedeni beklentilerin iyileşmesiydi. Az da olsa yapısal reformlar yapılmıştı, hukuk, demokrasi bu kadar zedelenmemişti ve hepsinden önemlisi AB ile tam üyelik müzakereleri sürüyordu. Bugün benzer beklentileri aynı siyasetçilerin yaratması mümkün değil. Oysa o dönemde yeniydiler ve insanlar onları onaylamaya yatkındı.
SilGeçenlerde avukat bir arkadaşımla Türk dizileri üzerine konuşurken, polisiye bir dizideki kurgunun gerçek hayattaki karşılığını sormuştum. Bana hiç Türk dizilerini izlemediğini söyleyip, ''Fakat izleseydim, doktorluk dizisindeki yanlışları bana yutturabilirler ama bir hukuk dizisinde bunu bana yapamazlar.'' demişti. Bu yüzden sizin de bir iktisatçı olarak, ekonomi alanında yaratılmaya çalışılan algılara kanmanızın imkansız olduğunu, olayların ardındaki asıl niyeti anında görebileceğinizi düşünüyorum. Üstelik siz, geçmişte bu alanın en önemli danışmanlarından biriydiniz. Sorum şu: Türkiye'de KKM uygulamasından, faiz ve enflasyon arasındaki neden-sonuç ilişkisine aykırı hamlelere kadar yapılan bunca vahim hatayı gördükçe, ''Bu danışmanlar neredeler?'' diye hiç sorduğunuz oldu mu?
SilBu kadar çok danışmanın aynı anda bu denli bilgisiz ve yetersiz olması mantığa aykırı. Bu durumda geriye tek bir ihtimal kalıyor: Bu hatalara göz yummak için bilgisiz değil, onur ve gurur gibi temel değerlerden yoksun olmak gerekir. Zira kendi şahsi ikballeri uğruna, ülkenin göz göre göre ateşe atılmasına seyirci kalmışlardır. Tüm bu danışman kadrosunun aslında birer kukladan ibaret olduğunu, hiçbir işe yaramadıklarını ve o koltukları boş yere işgal ederek ülkeye sadece yük olduklarını hiç düşündünüz mü? Belki de bu boş kadrolara harcanan kaynaklarla hayvancılık desteklenseydi ve ülkede daha fazla sığır yetiştirilseydi, halkımız bugün eti çok daha ucuza tüketebilirdi. Şahsen ben, savunduğum değerlere aykırı hareket edildiğini ve halkın felakete sürüklendiğini gördüğüm an o koltuğu tereddütsüz terk eder, istifamı verirdim.
Dostum, kkm, döviz krizinden çıkmak için maliyeti yüksek bir çözüm oldu. Başka komplo teorilerine gerek yok. Okumadıkları kitabın, anlamadıkları kısmını, yanlış yorumlayıp bir de hayata geçirince ortaya çıkan döviz kriziyle, Arjantin'e dönmekten kıl payı kurtulduk : ) 2000 li yıllara bir bak istersen, neler oluyor yüksek enflasyon ve işsizlik durumunda.
SilTürk milleti, hukuk dünyasından tut (görev kuralları gereğini yerine getirmeyen), iş dünyasında hiçbir şey olmamış ki gibi iş yapmaya devam eden patronlara, oradan tut, pazar kurmaya devam eden köylülere, fabrikada çalışan işçilere kadar imtihandan başarısızlık sergiliyor. Yani öyle birkaç kişiyi günah keçisi ilan etmek pek vicdanları tatmin etmez. Anayasal hakları ve güçleri dahilinde kim ne için görevini yerine getirmiyorsa, sokak hayvanlarının zulümle katledilmesine göz yumuyorsa, katillerin cezalandırılmamasına, devletten vergi kaçırılmasına, suçu ispatlanmayanların tutukluluğuna göz yumuyorsa, belki yarın değil ama öbür gün... Anayasayı açıp bakınız ne hüküm verdiğine. Bunları anayasa söylüyor ben söylemiyorum. Bunları "tarih" söylüyor, açıp okuyunuz. Anayasayı değiştirmek de çözüm değildir. Bir suç işlendiği vakitte hangi anayasa yürürlükte ise o anayasa esas alınır. Kanun ile anayasa çelişir ise anayasa esas alınır. Hukukçulara sorunuz lütfen..
SilTürkiye'de 17 milyon 30 bin adet sığır var. 158 bin adet manda var. Küçük baş hayvan sayısı ise 58,2 milyon adet. Eğer emin olun ki Türkiye'de 17 milyon sığır sayısı iki katına çıkartılıp 34 milyona yükseltilseydi, bu güvensizlik ortamında etin kilosu ya da sütün litresi yine ucuz olmaz, beklenildiği gibi düşmezdi. Şurası çok açık ki bu hükümetin algı oyunlarına piyasa kanmıyor. Böylece güvensizlik ortamı oluşuyor. Hükümet eğer bu bozulan sistemi düzeltmek istiyorsa önce TÜİK'in güven endeksini yükseltmesi lazım. Bunun için de TÜİK, gerçekçi verileri şeffaf bir şekilde (mahkeme kararlarına uygun olarak) ortaya koymalıdır. Ekonomide en önemli şey güven endeksidir. Siz güveninizi kaybettiğinizde, gün gelir her şeyinizi kaybedersiniz.
SilBüyükbaş ve küçükbaş verilerini kim derleyip topluyor acaba?
SilBüyümenin formúlü düşük kur yüksek enflasyon ise diğer gariban ülkeler neden böyle birşey yapmıyor peki? Dünyada bir açıkgöz biz miyiz?
SilBu ülkede bir kesim red ve inkar psikolojisi içinde yasayıp kendisini hep haklı görüyor. Bu gidişat hayra alamet değil. Herkes kendisini bir kontrol etsin.
SilBir kesim olsa sorun yok. Bütün kesimler o durumda. Çünkü taraf olmuşlar. İktidarın yaptığı her şeyi iyi ya da kötü olduğuna bakmaksızın kötüleyenler kadar yaptığı her şeyi yanlış olsun doğru olsun göklere çıkaranlar var. Oysa doğrusu eleştiri yapmaktır. Amaç kötüyü düzeltmek, iyiyi daha iyiyle değiştirmek olmalıdır.
SilBir insanın satın alabileceği en pahalı ve yaygın araç otomotovdir.Türkiye'de 2025 yılında 1 milyon 370 bin sıfır ataç satıldı. Bu rakamlarla İspanyayı solladık. İtalya ve Fransa ın ensesindeiz. Buna rağmen enflasyonda istikrar olmaması garip bir durum. Söz konusu dönemde Almanya'da 2 milyon 857 bin, Fransa'da 1 milyon 632 bin, İtalya'da 1 milyon 525 bin ve İspanya'da 1 milyon 149 bin yeni otomobil satıldı.
YanıtlaSilBu anlattıklarınız enflasyonun nedeni ve aynı zamanda da sonucu zaten.
SilKredi muslukları açık değil ÖTV vergisi yüksek buna rağmen rekor satışlar geliyor. Türkiye'de garip şeyler oluyor. Otomotiv satışları fren yapsın diye her türlü tedbir alınmış ama sonuç tam tersi. Bence bu rekorların ardında 2 sebep yatıyor. 1) Halkın alım gücünün artması 2) Katılım evim tarzı alternatif finansman sisteminin yaygınlaşması.
SilBu ulkelerde Audi alinan paraya tr de clio /egea alip bununla da ovunmek de…. Bilemedim simdi.
Silo ülkelerdeki araç sahiplik oranlarıyla bizdekileri kıyaslayınca durum netleşiyor
SilEnflasyondan nemalanan çok.
SilElinizdeki 500 bin -1 milyon lira ile ev alamayacaginiza göre araba'yi yenilemek de bir tercih sebebi olabilir...
Sil"Toplam satışta ilk 6’dayız‼️
SilNüfusa oranladığında sondan 6’yız‼️
2025’te Türkiye’de 1,08 milyon otomobil satıldı.
86 milyonluk ülkede bu, 1.000 kişiye sadece 12,66 otomobil demek.
Avrupa sıralaması: 32 ülke içinde 27.’lik.
Yani Türkiye’de otomobil çok satıyor ama çok kişiye ulaşmıyor.
Avrupa ortalaması 22
Almanya'da 35"
- Emre Özpeynirci
https://www.linkedin.com/posts/emre-özpeynirci-2426a434_aynı-pazar-iki-farklı-gerçek-toplam-activity-7421948937626099713-PZvj
Almanya ile Türkiye in nüfusu hemen hemen aynı. Orada 1 milyon 850 bin Türkiye 'de ise 1 milyon 370 bin yeni araç satılmış. Yani biizim 2 katımız. Senin verdiğin rakamda 3 kat görünüyor.
SilPardon Almanya 1 milyon 850 bin araç yerine 2 milyon 850 bin araç olacaktı.
SilHocam, hem siz hem okuyucularınız şaşırMAyın diye hatırlatıyorum bunları:
YanıtlaSil"6 Şubat 2026" itibariyle; internetteki uluslararası alışveriş websiteleri üzerinden yapılan satın alma işlemlerinde "30 EURO veya USD" limiti artık tamamen kaldırıldı. Yani; "1 EURO veya USD" meblağında olan bir ürün satın almak isteseniz bile; epey yüksek meblağda gümrük vergisi, (gerekirse) "numune raporu" parası, "ordino" parası, "nakliye" parası ödemek zorunda kalırsınız.
Ama "yabancı dil (İngilizce, Almanca, Rusça, İspanyolca, Fransızca, Arapça, vb.) kitaplar"ı; "1500 EURO veya USD"yi aşmayacak meblağda satın almaya devam edebiliyorsunuz.
Şimdi lütfen dikkat ediniz:
Eğer bu websiteleri aracılığı ile yurtdışından "İngilizce kitaplar" satın almak isterseniz; "amazon.com.tr"deki satıcılar arasından "Amazon Germany" ve "Amazon US" artık satış yapMAmaya karar verdi.
Yani sadece; siteye üye olan "bireysel satıcılar" satış yapabiliyor o kadar.
Bu "bireysel satıcılar"ın güvenilir olup/olmadığını anlamanız için; almak istediğiniz kitabın altına yazılmış yorumları okumanızı, ve "bireysel satıcının profili"ne tıklayıp, ondan daha önce kitap satın almış müşterilerin tecrübelerini, memnun kalıp/kalmadıklarını dikkatle incelemenizi öneririm.
"Bireysel satıcılar"ın büyük çoğunluğu; satışa sundukları kitapları kendi kitabevlerinde veya depolarında hazırda bekletiyorlar. Eğer kendilerine bir müşteriden sipariş komutu gelirse; ilgili kitap hangisiyse onu raftan çıkarıp, kendi anlaşmalı oldukları "uluslararası kargo (kurye) şirketi"ne teslim ediyorlar.
Bu sebeple; kitabın normal satış fiyatına ek olarak, "epey yüksek meblağda" kargo masrafı ödemek zorunda kalabilirsiniz.
Örnek veriyorum:
• Kitabın satış fiyatı = 20 EURO
• "Kargo" nakliye (taşıma) bedeli = 35 EURO
• Toplam (total) = 55 EURO
[Not: "TL cinsi"nden kargo masrafı = "550 TL ile 2800 TL arası"nda değişebiliyor.]
Bu sebeple:
Sipariş oluşturma aşamasında, "ödeme ekranı" kısmına geldiğinizde; "kargo masrafının niçin yüksek gözüktüğü"ne şaşırMAyınız.
Eğer "Amazon Germany" ve "Amazon US" bizzat satış yapmaktan çekilMEmiş olsa idi; onların "kargo masrafları" daha ucuz olacaktı:
Eğer satıcı "Amazon Germany" ise, kargo masrafı = "148 TL civarı"nda oluyordu. Artık bu imkân kalktı.
Eğer satıcı "Amazon US" ise, kargo masrafı = "258 TL civarı"nda oluyordu. Artık bu imkân kalktı.
Son olarak:
"www.amazon.com" (ABD) websitesinde de;
"www.amazon.de" (Almanya) websitesinde de;
"www.amazon.co.uk" (İngiltere) websitesinde de;
Türkiye'ye yapılan kitap satışlarında sadece "bireysel satıcılar"a hak tanınmış. Yani; bu üç websitesinde de satıcı yine "Amazon"un bizzat kendisi değil.
Eğer "bireysel satıcılar"la güvenilir bir iletişim kurabilirseniz, "yüksek kargo masrafı"nı ödemeyi kabul ederseniz; gönül rahatlığıyla sipariş verebilirsiniz.
Sipariş verdiğiniz kitabınız; Türkiye sınırlarına vardığında "gümrük kontrolü"ne takılMAyacak, doğrudan ev adresinize ulaştırılacaktır.
Haberiniz olsun Mahfi hocam.
Saygılarımla.
Yazınız için çok teşekkür ederim. Bu yazınızdan da yine çok önemli çıkarımlar elde ettim. Yazacaklarım bu kadar! Elinize sağlık.
YanıtlaSil🙏🙏🙏
SilEnflasyonu tüketiciler yaratmaz. Enflasyonu üreticiler de yaratmaz. Enflasyonun tek nedeni, devletin aşırı harcama yapması ve gereğinden fazla para basmasıdır. Başka bir sebebi yoktur.
YanıtlaSilMilton Friedman (1912~2006, 1976 Nobel Ekonomi Ödülü)
Siyasal ve ekonomik tercihi değiştirecek bir parti yoksa diğeri bir öncekinin aynısı şüphesi var ise çözüm nedir peki?
YanıtlaSilHer şeyi başkalarından beklemekten vaz geçip halkın kendi isteklerini doğrudan ortaya koyması.
SilHocam sıradan gidiyor işte vazifesinin gereğini yerine getirmeyenler listesi, imtihandan kalan kala, Türk milleti dersine iyi çalışmamış :) Anayasada hükümler açık ve net, her resmi makamın görev ve vazifleri de aynı şekilde. Buna rağmen hukuk dünyası görevlerinin icabını yerine getirmiyor, iş dünyası gücünü kullanmıyor. Kurtarıcı bekliyorlar. Yok öyle kurtarıcı filan biz kendi kendimizi kurtaracağız. Atatürk'ü okuyup, düşünüp anlamıyorlar. Herkesin bir numaralı görevi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni müdafaa etmektir. Her Türk aynı zamanda bu devleti canı pahasına müdafaa edecek olan bir Türk askeridir. İlker Başbuğ'u hatırlayalım lütfen. Kozmik odaya girilmek istendiğinde, yapılması gerekeni yapsaydı şuan Türkiye bu halde olmayacaktı. Korkmuyor musun? Ne diye korkacak mışım? Bundan 100 sene evvel Atatürk ve şehit olan askerler korksaydı, şuan aşağılık bir milletin aşağılık bir kölesi olacak idim. Ben öyle yaşamaktansa ölmeyi tercih ederim. Türk askerinin en büyük vasfıdır, milleti için can vermeyi göze almak. Gidin sorun dünyanın diğer toplum fertlerine bir tek kişi can vermeye razı değil milleti için. İstiklal marşımızı edebiyat lakırtısı, ayran kabartma söylemi zannediyorlar,
Sil"Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!" . Sevgiler,
1000 defa da gelsem dünyaya yine Türk milleti'ni seçerim, çünkü Atatürk bu millettedir. Çünkü Türk milleti yüce, şerefi yüksek, vicdanı yüksek, en zeki millettir.
Hocam yazınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSilŞunu merak ediyorum: Eğer yapısal reformlara gerçekten yönelirsek, enflasyonun daha kalıcı biçimde düşme ihtimali sizce artar mı?
Yüzde 100.
SilHerhangi bir dünya vatandaşı, yukarıdaki grafikte enflasyon-büyüme makasını ve aradaki negatif ayrışmayı görse, Türk toplumunun ne kadar ağır bir ekonomik sınavdan geçtiğini ve bu ''büyümenin'' halkın alım gücünden ne kadar büyük bir bedel çaldığını hemen anlardı. Yüksek enflasyon eşliğinde gelen büyümenin aslında toplumsal bir refah değil, ciddi bir ''yoksullaştıran büyüme'' hikayesi olduğunu kolayca okuyabilirdi.
YanıtlaSilYüksek enflasyon ortamında büyüme genellikle sermaye sahiplerine yararken, sabit gelirlilerin pastadan aldığı pay küçülür. Bu durum geniş kitleler için bir "refah" değil, "yaşam maliyeti krizi" olduğu anlamına gelir. Dünyada enflasyonun düştüğü bir dönemde Türkiye'nin yüksek enflasyonla büyüme tercihi, büyümenin finansmanının halkın tasarrufları ve alım gücü üzerinden yapıldığını gösterir.
SilÖzellikle gurbetćilere sorarsan ülkenin çok geliştiğini dile getiriyorlar. Oysaki önceden Avrupa'yı ballandıra ballandıra anlatırlardı. Bizimkiler de ağzı açık dinlerdi.
SilBu soru Türkiye’nin son 40–50 yıllık hikâyesinin özeti gibi. Kısa kaçmayacağım; net ve çıplak nedenleriyle anlatayım.
YanıtlaSil1️⃣ Yapısal bağımlılık: Üretmeden tüketme modeli
Türkiye’nin kronik sorunu ithalata bağımlı üretim.
Sanayi → ara malı, enerji, teknoloji ithal
İthalat → döviz ihtiyacı
Döviz ↑ → kur ↑
Kur ↑ → maliyet ↑ → fiyat ↑
Bu döngü kırılmadıkça enflasyon düşmez.
Geçici faiz hamleleriyle sadece nefes aldırılır, hastalık geçmez.
2️⃣ Kur geçişkenliği aşırı yüksek
Türkiye’de kur artışı anında fiyatlara yansır.
📌 Almanya’da %10 kur artışı → %1–2 enflasyon
📌 Türkiye’de %10 kur artışı → %6–8 enflasyon
Sebep:
Enerji ithal
Gıda gübre + mazot ithal
Sanayi hammaddesi ithal
Kur = fiyat demektir.
3️⃣ Güven problemi (en kritik madde)
Enflasyon sadece ekonomik değil, psikolojik ve siyasi bir olgudur.
Türkiye’de:
Merkez Bankası bağımsızlığına güven yok
Kurallar değişebilir algısı var
“Yarın ne olur?” belirsizliği yüksek
Sonuç:
Kimse uzun vadeli fiyat tutmuyor
Herkes kendini garantiye alıyor
Fiyatlar önden bindirmeli
Bu, enflasyonu kendi kendini besleyen canavara çeviriyor.
4️⃣ Devletin enflasyon üretmesi
Devlet de enflasyonun aktif aktörü.
Bütçe açıkları
Kamu harcamaları
Popülist teşvikler
KİT zamları
Vergi artışları (ÖTV, KDV)
Devlet “para basmadan” da enflasyon üretir.
5️⃣ Tarımın çökertilmesi
Türkiye gıda enflasyonu yaşayan endüstriyel tarım ülkesi.
Çiftçi mazot, gübre, ilaç alamıyor
Planlama yok
Depolama ve lojistik zayıf
Hal sistemi bozuk
Sonuç: ➡️ Gıda fiyatları kalıcı yükseliyor
➡️ Gıda = enflasyonun bel kemiği
6️⃣ Gelir–fiyat sarmalı
Ücretler geç yükselir, fiyatlar anında.
Maaş zamları → gecikmeli
Fiyatlar → refleksif
Bu yüzden:
Alım gücü düşer
Toplum fakirleşir
Talep daralır ama fiyat düşmez (stagflasyon)
7️⃣ Türkiye’nin enflasyon kültürü oluştu
Bu çok acı ama gerçek.
Esnaf: “Zam gelmeden zam”
Tüccar: “Kur artar”
Tüketici: “Bugün al yarın pahalı”
Bu beklenti kırılmadıkça: ➡️ Enflasyon düşse bile kalıcı olmaz
8️⃣ Faiz tek başına çözüm değildir
Faiz:
Talebi baskılar
Kuru geçici tutar
Ama:
Üretimi artırmaz
Güven yaratmaz
Yapısal dönüşüm sağlamaz
O yüzden Türkiye yüksek faiz + yüksek enflasyon tuzağına düşer.
🔴 Özetle tek cümle:
Türkiye’de enflasyon düşmez çünkü sorun para değil, sistemdir.
İstersen bir sonraki adımda:
“Nasıl kalıcı olarak düşer?”
“Arjantin–Türkiye benzerliği”
“Almanya bunu nasıl başardı?”
“Enflasyon bilinçli mi yüksek tutuluyor?”
Hangisinden devam edelim?
Chat GPT
Nasıl kalıcı düşerden devam edelim hocam :)
Sil;)
SilDöviz artmazsa eninde sonunda düşer. MB rezervleri 218 milyar dolarda şu an. Enflasyonun bu kadar artmasına gerek yok ancak patronlar talebe güvenip zammı basıyorlar ancak fiyatlar dolar bazında sırıtmaya başladı bir süre sonra zam yapmayı bırakacaklardır.
SilEvet carry trade ile swaplarla ihracatından zorla alinan dövizlerle dis borc alımıyla sağlanan ve altin etkisiyle de biraz daha artmış ve 218 milyar dolar olmustur. Yani ekseriyetle emanet döviz ağırlıklı bir rezerv kompozisyonumuz var. Haliyle bu şekilde isterse 518 milyar dolar olsun. Bu kaçınılmaz devalüasyonu engelleyemez.
SilHocam yaşadıklarımız bir geçici bakanın "Neo klasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik kopuş, heterodoks yaklaşımı ön plana çıkardı" diyerek başlattığı ve de anlatılmaz yaşanır denip yaşasak da bizim anlayamadığımız bir sistemin çıktıları mı? Ya da türevsel parçaları mı? Heterodoks yaklaşım sürüyor mu ve biz koptuk mu?
YanıtlaSilBakanlar bu devirde eskinin bürokratları kadar bile yetkili değil. Kendilerine söyleneni yapıyorlar. Biraz da kraldan fazla kralcı olarak yerlerini korumaya çabalıyorlar. Hepsi o.
SilEskiden bürokratların daha yetkili gibi davranması askeri vesayetten kaynaklanıyordu.
SilHayır, eski bürokratların liyakatinden kaynaklanıyordu. Çoğu o makama layık olduğu için geliyordu.
SilMadem bürokratlar çok iyiydi o zaman Türkiye neden geri kalmıştı peki?
SilSiyasetçi üç aşağı beş yukarı hep aynıydı. O siyasal kadrolara karşın Türkiye'nin o konumda kalması bürokratların sağladığı çabaların sonucuydu. Yoksa biz çoktan Suriye düzeyine inmiş olurduk.
Sil2002 yılı sonunda kişi başı gelir 3600 dolar iken Suriye'de 3500 dolardıi. Zaten aynı düzeyde idik. .
SilSuriye o dönemde kuru aynen bizim bugün yaptığımız gibi baskılıyordu. Sonra işler değişince gerçekler ortaya çıktı ki aslında 3.500 dolar değil 1.500 dolarmış. Türkiye'de o zaman demokrasi, hukuk, liyakat bugünkünün kat kat üzerindeydi ve bütün verileri gerçekti.
SilSu askeri vesayet lafina da gicik oluyorum, demek ki o dönemde iyi ki askeri vesayet varmis da o liyakatli bürokratlar o görevlere gelebilmisler...
SilSivil vesayeti de görüyoruz. Askeri vesayete rahmet okutuyor
SilUzun zamandır yaşananlar ile gerçekler arasında büyük boyutta bir zıtlık var. Hiçbir resmi istatisliki bilgi gerçek değil ama yaşananlar gerçek. Yazınız için sağolunuz...
YanıtlaSilSağ olun. Evet, buna post truth deniyor (gerçek ötesi.)
SilHocam enflasyonu kalıcı olarak %5'in altına düşürüp, buna rağmen büyümeyi başarabilen ülkeler bunu nasıl yapabiliyorlar?
YanıtlaSilEnflasyonu düşük tutarak büyümek zordur çünkü disiplin, zeka ve sabır ister. Ancak bu şekilde büyüyen bir ülke zenginleşir. Enflasyonla büyüyen bir ülkede ise sadece sayılar büyür, halkın alım gücü yerinde sayar.
SilTürkiye gibi yüksek enflasyonlu ülkelerde büyüme bazen kolaydır çünkü tüketim kamçılanır. İnsanlar "para eriyor" korkusuyla ihtiyacı olmasa da mal alır. Bu yapay bir talep ve büyüme yaratır. Düşük enflasyonlu ülkede ise (Örneğin İsviçre, Almanya) bu tarz bir "kaçış tüketimi" olmaz. Büyümek için bankanın para basması veya halkın panikle alışveriş yapması yetmez. Gerçekten yeni bir değer yaratmanız gerekir.
Enflasyon %5'in altındayken büyümeyi başaran ülkeler, bunu "fiyat artışıyla" değil, "verimlilik artışı" ile yaparlar. Mesela teknoloji ve inovasyon alanında aynı ham maddeyle daha pahalı bir ürün üretirler (Örn: Çelik ihraç etmek yerine o çelikten cerrahi robot yapmak gibi). Ayrıca enflasyon düşükse faiz de düşüktür. Şirketler 20-30 yıllık planlar yaparak çok ucuza borçlanır ve büyük fabrikalar kurar. Tabii bunun için güçlü kurumların varlığı da gerekir. Çünkü yabancı yatırımcı parasını ancak yolsuzluğun az olduğu, hukukun işlediği yere getirir. Bu da taze para ve büyüme demektir.
Kısacası enflasyonla büyümek bugünü kurtarıp geleceği harcamaktır, verimlilikle büyümek ise bugünü disipline edip geleceği inşa etmektir. Türkiye'nin sadece sayıların büyüdüğü değil, halkın alım gücünün ve refahının gerçekten arttığı o ''şampiyonlar ligine'' çıkması için bu zihniyet devrimini gerçekleştirmesi şarttır.
👍
SilAdsız 21:50 harika aciklamissiniz. Tebrik ederim. Tam bir iktisatçı gibi.
SilHocam merhaba , seçim yatırımı olarak hükümet paraya erişimi kolaylaştırmaya çalışıyor hatta çalışmalarını tamamladı gibi birşey , özellikle kgf teminatlı ticari krediler ile zarar yazan devasa şirketleri fonlayarak onların batmasını engelleyecekler gibi görünüyor.Ayrica yine konut ve araç kredilerini arttırıp yapilanfirmalar ile hane halkına kısa süreli çözüm düşünüyorlar.Bu şekilde enflasyonun tekrar tetiklenmesi sizce ne derece olur ? Misal hedef %32 iken bu uygulamalar ile %45 seviyelerinde olur mu ? Tabi ki hissedilen reel hedefler ve gerçekleşenler değil fakat yine de böyle bir artış olur mu ? Ayrıca kamu maliyesinde kesinlikle bir sıkılaşma düşünmüyor hükümet, kamu maliyesi bu şekilde devam ettiği sürece enflasyon düşer mi?
YanıtlaSilŞimdi Mahfi hocamız yorulmasın ben cevap vereyim; geçen 4'te Ekonomi yayınında Servet Hocamızın söylediği gibi, tarih tekerrür etmez hatalar tekerrür eder. Yani, 2021-2023 yılları arasında yapılan hatalar aynen devam ediyor. Hiçbir değişiklik yok. Türk vatandaşları, iyi iş becerip işlerimi büyütürsem, faili meçhul dosyalarında yer alırım, diye yatırım yapmaktan, iş üretmekten el etek çekiyor, çoğu Türk vatandaşı bir tohum gibi kışın geçmesini ve baharın ılık günlerini bekleme durumuna geçmiş. Türkiye'deki çoğu şirket de bu durumda. Bu enflasyon için önce can güvenliğini garanti eden, adaleti garanti eden Hukuk reformu / Hukuk'un üstünlüğü'nün halk gözünde kanıta kavuşması lazım. Örneğin, Madımak Oteli'nde 35 kişiyi katleden suçlular ceza almadıysa, diğer deyişle "adam öldürme suçu" Türk topraklarında fiili olarak halk gözünde cezasız kalıyorsa, bilakis, Gaffar Okkan gibi yüce haysiyet ve onur sahibi adamların katilleri, halkın vergileriyle hapislerde - ekmek elden su gölden yaşatılıyorsa. Bir takım suçu kanıtlanmamış insanların, sözlerinin tevili yapılıyor (bir sözün kastedilen anlamından çıkarılarak, başka manada kullanmak),ve binlerce Türk şehidinin kanı ellerine bulaşmış canilerle aynı hapishanelere atılıyorsa. Böyle bir ülkede enflasyonun bitmesi mümkün değildir, nitekim böyle bir ülkede enflasyon çok basit bir sorundur. Unutmayınız ki, Türk milleti'nin tarihi bu topraklarda 1000 yıldır. Yani bir on yıl kadar süre, istnisna sayılabilecek kadar azdır. Türk milleti tanımına lütfen Atatürk'ün Medeni Bilgiler kitabından bakınız. Ancak günümüzde aklı işleyen insanlar öyle görüyor ki Türk toplumu, herhalde tescilli Kötülük Toplumu ünvanına kavuşmuştur. İyileri cezalandıran, kötüleri ödüllendiren toplumlara "kötülük toplumu" denir. Tarihi açıp bakabilirsiniz, bu tür toplumların sonları ne oluyor.. Tarih tekerrür etmez, hatalar tekerrür eder, ve hatalar tekerrür ettiği vakit sonuçlar da oldukça benzer olacaktır. İyi okumlar, çalışmalar ama her şeyden önemlisi düşünmeler..
SilEnflasyonun düşmeyecek olmasının sebepleri arasında, enflasyonun nedeninin teşhisi konusunda bir yanlışlık yapılıyor olması da sayılabilir mi hocam? Bana göre, ülkemizde ağırlıklı olarak maliyet enflasyonu varken, sanki arz-talep enflasyonun varmış gibi bir tedavi uygulanıyor. Kısmen de olsa hak verir misiniz? Teşekkürler...
YanıtlaSilHer iki enflasyon tipi de var Türkiye'de. Teşhis yanlış olabilir ama asıl sorun bence tedavi etmek istemiyorlar. Yazımda anlattığım gerekçelerle.
SilDeğerli hocam, Sene 2006 idi ve Torbalı Ticaret Odası davetiyle geldiğiniz Torbalı’da NTV de Eko Diyalog programını sunmuştunuz. Size o tarihte 21 yaşında olan, bir fabrikada zor koşullarda asgari ücretle çalışan bir genç tam 11 soru yöneltmişti… Umarım hatırlamışsınızdır; İşte o genç benim… Yüksek Mühendis ve İktisatçı kimliğine sahip bir kamu personeliyim. Yazılarınızı keyifle okuyor, analizlerinizi önemli buluyorum. İsterseniz mini değerlendirmemi arz edeyim; Analiziniz, Türkiye ekonomisindeki büyüme-enflasyon takasını (trade-off) ve bu sürecin arkasındaki ekonomi-politik tercihleri çok net bir çerçeveye oturtuyor. Teknik bir meslektaşınız olarak, enflasyonun 'sanal refah' illüzyonu yaratmak adına bir enstrüman olarak kullanılmasına dair tespitlerinize katılıyor ve çalışmanızı oldukça kıymetli buluyorum.
YanıtlaSilBu noktada, yazınızda vurguladığınız 'tercih seti' bağlamında size teknik bir soru yöneltmek isterim:
Türkiye’de para politikasının etkinliğinin bu denli aşınması ve enflasyonun kronikleşmesi göz önüne alındığında; mevcut tabloyu sadece bir büyüme tercihi olarak mı okumalıyız, yoksa 'enflasyon ataleti' (inflation inertia) ve 'geriye dönük endeksleme' (backward-looking indexing) davranışının yerleşik hale gelmesi, artık para politikasının aktarım mekanizmasını tamamen işlevsiz mi kılmıştır? Bir başka deyişle, yöneten irade yarın bu tercihlerinden vazgeçse dahi, 'beklentilerin çıpalanması' noktasındaki bu derin tahribatın onarılması için sadece sıkı para politikası yeterli olabilir mi, yoksa çok daha radikal bir kurumsal bağımsızlık reformu artık teknik bir zorunluluk mudur? Sıfır enflasyon İskandinav ülkelerinden biri gibi ülkemizde mümkün mü? Enflasyonun stabil/yaşanabilir kılınması için reçete nedir?
Değerli katkılarınız için teşekkür eder, saygılar sunarım. Ergin
Her şeyden önce sizi kutlarım.
SilEnflasyonu düşürmek isteyip de (ama gerçekten düşürmek isteyip) düşüremeyen ülke yoktur. Bizim sorunumuz gerçekten düşürmek isteyen bir siyasal kadronun olmamasıdır. 2001 sonrasında bütün adımların faturası eski yönetime yazıldığı için doğru uygulamalarla enflasyon düşürülmüştü. Bugün 22 yıldır aynı yönetim olduğu için başkasına fatura çıkarıp gerekli önlemleri alacak bir yönetim yok.
Mahfi Hocam izninizle şunları reçete isteyen arkadaşa iletmek isterim. Reçete: Hukuksuzluk, Eğitimsizlik ve Ahlaksızlık enflasyonunu düşürmektir. Ekonomik enflasyon zaten bu üç enflasyonun sonucudur. Bu enflasyonlar düştüğü vakit, görece başarısız sayılabilecek bir lisans öğrencisi dahi ekonomideki enflasyonu düşürebilecek ekonomik politika kararlarını alabilir, öyle FED bankası başkanı filan olmasına gerek yoktur. Belli ki, sen 2006'dan beri Mahfi Hoca'yı pek takip etmemişsin, 2018 ve sonrasında 2021'li yıllardan beri enflasyonu düşürmenin yapısal reformlar ile olacağını telaffuz eden sayın Mahfi Eğilmez Öğretmenimizi. Olabilir, işlerin yoğundur, ama şimdi enflasyonun nedeni de sana ulaştı, reçetesi de. Sorumluluğun büyük arkadaşım.. Hakkını veremeyeceği mevkilere talip olan şahıslar yüzünden bu durumda Türkiye şuanda, ilkokul mezunları bile bu gerçeği telaffuz eder hale geldi kahvehanelerde..
SilHocam, aydınlatıcı yazınız için teşekkürler. Yazınızda belirttiğiniz 'enflasyon pahasına büyüme' tercihinin sınırlarına gelmiş gibiyiz. Enflasyon yükselince büyüme geliyor ancak sonunda faiz artırmak zorunda kalınıyor; bu da bizi sarmalın başına, yani istihdam kaybına geri götürüyor. Siyaset yapıcılar sanki her adımda bir parametreyi (büyüme) tutarken diğerini (fiyat istikrarı) tamamen kaybediyor.
YanıtlaSilMevcut tabloda artık bilinçli bir 'enflasyonla büyüme' tercihinden ziyade, kontrol edilemeyen bir 'hayat pahalılığı' krizi yaşıyor gibiyiz. Son gelen enflasyon verileri ışığında, Merkez Bankası'nın yıl sonu hedefleri ve buna bağlı faiz indirimleri (baz etkisi hariç) matematiksel olarak pek mümkün görünmüyor. Bu sıkışmışlık içinde, siyasi takvim işlerken beklenen istihdamın da yaratılamayacağını söylemek yanlış olur mu?
Yanlış olmaz. Sorun MB de değil, sorun enflasyonun yarattığı illüzyonla yüksek görünen gelir büyüsüne kapılmış siyasal iktidarda. Enflasyon yüzde 5'e düşerse GSYH böyle büyüyemez o zaman da övünme şansı kalmaz.
SilHocam ne zaman tahmin yayınlarsınız, görünen o ki, Mehmet Şimşek'ten önce yapılan ekonomik politika hataları; değişikliğe uğramadan tekrara düşecek. 2026 yılı sonunda %15 lere inen faiz (enflasyonun %20 olduğu savunularak), gerçekte halkın hissetiği enflasyon %45 e tırmanırken. 2027 Ocak ayında, tüm çalışan veya emekli kesime geçiçi bir refah [ sigara tüttürmek gibi; yani sorunlar orda duruyor ama yine de kısa süre de olsa sahte mutluluk yaşanıyor : ) sonra şöyle kuvvetli bir öksürük ve esas problemlerle yüzleşmeye devam...] sağlanacak. Bütün bunlardan sonra 2028 -2029 yılı ve devamında ilerleyen süreçte 2000 yılı Sayın Ecevit zamanındaki kadar bir enflasyon, işsizlik ve kepenk kapatma ile bütün bunların icra ve iflasına tanıklık edeceğiz. Ekonomistler bundan daha belirgin tahmin yapabiliyor mu yoksa, bu kadar belirsizlik ortamında yapılabilecek en "precision" ı ve "accuracy" i yüksek tahmin bu mudur?
YanıtlaSilBu kadar fazla belirsizlik olan bir ortamda gerçekçi tahmin yapmak neredeyse imkânsız. Eskiden bizdeki durumlar karışık, dünya iyi kötü belirli olurdu. Şimdi her taraf belirsiz. Trump'ın yarın ne yapacağı belli değil.
SilAnladım hocam teşekkürler, peki bu yeni gelen gümrük vergileri, sermaye kontrollerine ön hazırlık olabilir mi? Görece Türkiye'nin belirsizliği Dünya'nın çok çok altında kaldı. İngiltere Krallığı, Norveç Krallığı, ABD, AB toplumları; insanlık suçlarının cezalandırılmadığını gördüğü anda sessiz kalacak toplumlar gibi görünmüyor.. Bunlar en az bizim kadar okuyan, yazan düşünen toplumlar. Bu nedenle, dünya piyasalarının sarsılması(küreselleşmenin sona ererek) halinde, sermaye kontrollerine geçişi kolaylaştırmak için gümrük vergilerinin bu denli yüksek olması düşünülebilir mi? Yani Merkez bankası ve Maliye'de çalışan insanlar yeterince zeki ise, bütün bu olanlar - zaten daha ortalarda olmadığı vakitlerden beri - onlara istihbarat servisi aracılığıyla iletilmiş olmalı ve bu nedenle önlem almaya başlamış olabilirler. Düşünceleriniz?
SilMaliyedeki insanların zekasına diyecek bir şeyim yok ama yetkileri olmadığı kesin.
Silhmm, düşündürücü. Teşekkür ederim
SilMahfi Hocam, maliyedeki adamlar zeki ise, bu videoda, Sencer Solakoğlu'nun dediği halde isek, https://www.youtube.com/watch?v=5Ipk9nilJ4k , son yıllarda kıl payıyla atladığımız helak trenine tekrar bindiğimiz düşünülebilir mi? Çünkü 2021'de arjantin'e dönüşümüz kesinlik kazanmıştı, şimdi hatalar ayniyle terkarlanıyor ise ilerleyen yıllarda arjantine döndüğümüz anda, millet açlık ve sefalet ile çok sert bir yüzleşme yaşayacağına göre, zekasından şüphe edilmeyen bu insanlar acaba görevlerini yerine getiriyor mu?
SilZekalarından hiç kuşkum yok, bir sürü sınavla oraya geliyorlar mesele zekada değil, yetkileri ne kadar orada.
SilTürkiye İtalya ekonomisini geçer mi diye kafa yoranların yanında acaba Türkiye Arjantin gibi olur mu diye düşünenler de var. Garip bir ülke burası. İnsanların kafasında ekonomik gelişmişlik konusunda bu kadar keskin farklılıklar olmamalı normalde.
SilYorumunuzun en önemli kısmı son kelimesi olan "normalde." Burası normal değil. Sorun orada. Burada insanlar her konuda takım tutar gibi bir fanatikliğe sahipler. O nedenle bu kadar farklı görüşler ortaya çıkıyor. Kimse gerçeği görmek istemiyor, herkes kendi bulunduğu tarafın anlattığını gerçek sanıyor.
SilTercih setini yüce Türk milleti değiştirmiyor. Onun için %5 hedef hayal.
YanıtlaSilHocam enflasyonun aslında pek de kötü birşey olmadığını kabullenmenin zamanı gelmedi mi,neden,çünkü enflasyon olmadan büyüyemeyiz.
YanıtlaSilEnflasyonla büyümenin de zengini daha zengin yoksulu daha yoksul yaptığı kesin. Onun için buna "yoksullaştıran büyüme" diyoruz.
SilEnflasyonla uyusunda büyüsün ninni.
SilDevlet cebimdeki parayı çalıyor.
YanıtlaSilHırsız var!
Hocam , belirsizlik olan bir ortamda verilerin de tuhaf olması tahminleri imkânsızlaştırıyor . ( yazınızdan alıntılanmıştır )
YanıtlaSil👍
SilMERKEZ BANKASI TARAFINDAN KORUNAN DÖVİZ KURU, ENFLASYONDAN KORUNAMAYAN TL KURU. SANKİ BOMBA PATLAYACAK GİBİ.........
YanıtlaSilEnflasyon hırsızlıktır diye bir aforizma var
YanıtlaSil2021 yılı öncesini nasıl yorumlamalıyız?
YanıtlaSilNispeten enflasyonsuz nasıl büyüdük?
Dünyadaki iyi şartlar mı sağladı bunu?
Korona olmasaydı şu an ki ekonomik olarak hissedilenler aynı mı olacaktı? Koronanın etkisinin büyüklüğü ekonomi kırılgan olduğu için miydi?
Diğer ülkeleri bu kadar etkiledi mi?
Deprem maliyetinden bahsediliyor.
Bu maliyet normal şartlarda kompanze edilemez miydi?
Beklentiler ekonomide çok şeyi belirler. Beklentiler giderek kötüleşiyorsa orada istikrar olmaz.
SilRegresyon doğrusuna göre volatilite almanız gerekir, giderek sönümlenen hareket... Termodinamik...
YanıtlaSilSönümlenir gibi görünürse de emin değiliz. TCMB de emin değil.
Silsayın hocam yıl sonu enflasyon yüzde 25 altına düşmesi şuan mümkün gözükmüyor bende kamu çalışanıyım ocakta enflayon 4.8 çıktı ilk 6 ay enflasyon tahmini sizce ne olur teşekkürler
YanıtlaSilEvdeki hesap çarşıya uymadı, baz etkisi bile çözüm olmadı o nedenle Temmuz ayında öyle % 20 falan pek beklenmemeli.
SilMaalesef uymadı hocam. 6. ayda memurları ve emeklileri sağlam bir zam bekliyor gibi.
SilTürkiye'de İğdırlı polis sonradan avukat olan kişinin ailesi gittiği büyüksehirde gecekondu yapıyor hazine arazisine sonra imar affı ile daire sahibi oluyorlar kentsel dönüşümle gecekondudan. Bugün demiş ki uzun yaşayan emekliler yasal hırsız. Bu varoş polislere bir çeki düzen vermeden Türkiye düzelmez. Derhal elçilikleri koruma görevi drniz kuvvetlerine verilmelidir. Meclisin korumadı da tekrar muhafız alayına. Segregation of duties gözetilerek koruma gorevi sadece polisten alınmalıdır. Görev ayrılığı ilkesinde İtalya ve Amerika örneği gozetilmelidir.
YanıtlaSilYönetim yaptığından mutluysa bu mesajınız sadece doğruyu söylemiş olmak anlamına gelir. Benim de yazıp çizdiklerimin durumu aynıdır. Ama yine de doğruyu söylemekten geri durmamak gerekir.
SilHocam Fenerbahçe Onuachu gibi bir santrafor almadığı için şampiyonluğu Galatasaray'a armağan etti mi? Çünkü bugüne kadar Süper Lig tarihinde santraforsuz bir oyunla şampiyon olabilen takım yok.
YanıtlaSilBanyoda musluk bozuk, onu değiştirmek gerekirken biz banyodaki aynayı yeniliyoruz. Olacak iş değil. Kaldı ki Kante'yi yarım sezonluğuna alsak anlarım fakat 2,5 yıl nedir? Dzeko'nun son sezonunda koşacak hali yoktu. Artık Kante de 38'ine girdiğinde onu Fenerbahçe kongre üyesi yaparız.
Kante'ye imza parası 14,4 milyon avro, yarım sezon için 5,5 milyon, geri kalan iki sezon için 11 milyon avro (toplamda 41,9 milyon avro ödenecek) kulübüne de 4 milyon avro verilecek. Yani 35 yaşındaki bir futbolcunun toplam maliyeti 45,9 milyon avro olacak. En Nesryi'den de 4,5 milyon avro zarar ettik. Oysaki 46 milyon avroya en büyük ihtiyacımız olan şutları ve bitiriciliği çok yüksek bir santrafor alsaydık şampiyonluk neredeyse garantiydi. Hocam siz bu anlayışı bir ekonomist olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Asıl ihtiyacımızı es geçip 35'lik bir oyuncuya yatırım yapmak ne kadar akıl karı bir iş? Santraforsuz bir oyunla şampiyon olabilir miyiz? Acaba bizi yanıltan Talisca'nın formu mu oldu? Talisca sakatlansa, Kerem de zaten formuz ayvayı yedik. O zaman 19'luk Sidiki'ye kalacağız. Bakalım onun da adaptosyon süreci nasıl geçecek. Hocam Fenerbahçe şampiyonluğa bu kadar yakınken muazzam bir stratejik hata mı yaptı? Dünyada 46 milyon avroya alınabilecek bir santrafor yok muydu? Ben iddia ediyorum, eğer Onuachu gibi bir santrafor alsaydık son yarım sezonda kesin şampiyonduk. Siz Fenerbahçe'de yetkili olsaydınız, 35 yaşındaki bir futbolcuya 46 milyon avro yatırım mı yapardınız yoksa bu parayı asıl ihtiyacımıza yönelik en doğru şekilde kullanarak nokta atışı bir transfer mi yapardınız?
Ben bu konularda yönetime yıllarca açık mektuplar yazdım. Tıpkı siyasal kadrolara yanlışlarını, hatalarını duyurmak gibi bir şey. Sonuç alınamıyor. Hatta bir süre sonra sizi düşman gibi görmeye başlıyorlar. Yeterince düşman edindik. Bazen gerçeklerin kayıplarla kabul edilmesi çözüm getirir.
SilMahfi bey, son 24 yılda dolar kuru 2 TL ikende, dolar kuru 40 TL ikende Türk halkı 1 kg eti 15 dolara tüketmiştir, ekonomide ana sebep kök neden döviz kurunu doğru yerde yönetememiş olmamızdır, güncel ve tartışmaya açık, beyin fırtınası gibi yazılarınız için teşekkür ederim, selamlar,
YanıtlaSilHaklısınız ama aslında bizim yapmamız gereken şey enflasyonu düşürmek. Onu becerebilsek faize, kura falan karışmaya gerek kalmayacak.
SilMahfi bey, son 20 ve 25 yılında son 50 ve 60 yılında ortak sıkıntısı yeterli döviz kazanılamaması ve döviz borçlanılarak ekonomi gemimizin yüzdürülmesi olmuştur, borç döviz almadan kalkınma olmayacağı anlayışı en büyük handikabımız olmuştur, Almanya her ay kırk elli milyar dolar dış ticaret fazlası verirken, bizler ise her ay 8 ile 10 milyar dolar dış ticaret açığı verdiğimiz halde Almanya bizi kıskanıyor, Almanya da ekonomi çöküyor safsataları ile kendimizi kandırmıyormuyuz selamlar,
YanıtlaSilAlmanya'nın bizi kıskanacağı tek konu Akdeniz kıyılarımızdır.
SilAlmanlar bizim ekonomimizi kıskanmazlar çünkü asgari ücretleri bizden hemen hemen 3 kat daha yüksek. Bu konu Almanlar bizim metrolarımızı kıskanıyor mevzusundan çıkmıştı.
SilMerhaba hocam, hem enflasyonu düşürüp hem büyümeyi sağlayabilir miyiz bunu sağlayan ülkeler var mı? Ne şiş ne kebap yansın misali. 1 taşla 2 kuş vurmuş oluruz hem de.
YanıtlaSilBunu 2005 - 2014 arasında başardık. Çünkü bazı yapısal reformları yaptık, AB ile tam üyelik müzakeresine başladık. Bunun sonucunda insanların beklentileri olumlu hale geldi ve ekonomi istikrara kavuştu. Bunun doğal sonucu olarak da enflasyon düştü. Bugün beklentiler olumsuz. O nedenle bunu başaramayız.
SilÖnceden AB önemli bir gündem maddesiydi. Şimdi bu konu kimsenin umurunda değil.
SilAB'nin hiçbir zaman umurunda olmadı zaten.
SilTürkiye sürekli olarak çalkalanan bir ülke. Halkı çok hızlı galeyana gelen ve siyasi tansiyonu bu kadar yüksek bir ülkede kimsenin %30 altı enflasyon beklememesi gerektiğini düşünüyorum.
YanıtlaSilHalkı galeyana gelmiyor. Bu kadar fiyat artışına bu kadar düşük ücrete karşın hiç ses çıkmıyor.
SilSiyasi olaylar ekonomik girdi çıktıları etkilemiyor mu? 23 Mart'ta doların firlamasi mesela. Zaten dolar olması gerekenden çok daha düşük bir yerde illa ki bir yerde patlayacak ve patladığı için her şeyin fiyatı yine artacak. Ki seçim de uzak değil.
SilMahfi Hocam merhaba, yazınız için çok teşekkür ederiz. Ülkemizde verimliliği arttırmak deyince ilk etapta daha kolay uygulanabilir örnekler nelerdir bunlardan ilk aklınıza gelenleri bizimle paylaşabilir misiniz?
YanıtlaSilTeşviklerin doğru kullanılması.
Silyazınız için teşekkürler. büyüme ile enflasyon bağlantılı ama asgari ücret ten fazla ve hammadde de bu derece artmıyorken yapılan zamlar patronları mı ilgilendiriyor sadece. devletin bir otokontrolü mevcut değil mi ?
YanıtlaSilEnflasyonla büyüme diye bir şey yoktur. Tüketimle büyüme olmadığı gibi.. ilki haksız vergi ile fakirden zengine kaynak aktarmaktır. İkincisi borçlanma maliyetini dikkate almadığı için eksik hesaptır. Yani her ikisi de illizyondur, halk tabiriyle, hayal aleminde yaşamak! Sonuçta Türkiye hayal tacirlerinin elinde rezil ve zelil olmuştur. Son AB ilerleme raporuna göre düzelme ihtimali yoktur. Herşey daha kötüye gidecek maalesef.
YanıtlaSil