Orta Çağa Dönüş

İnsanlık tarihinin en uzun evresi olan avcı-toplayıcılık dönemi, tüketime dayalı bir hayatta kalma düzeniydi. Ortada ne birikim vardı ne de tasarruf. Ancak bu dönem, çoğu zaman gözden kaçırılan çok önemli bir miras bıraktı: doğa gözlemi, alet yapımı ve deneme-yanılmaya dayalı yöntem bilgisi. Henüz artık ürün yoktu ama bugünkü üretim tekniklerinin zihinsel altyapısı bu evrede filizlenmişti.

İnsanlık için asıl ekonomik kırılma, Tarım Devrimi ile yaşandı. Toprağın işlenmesi ve hayvanların evcilleştirilmesi, tarihte ilk kez tüketilenden fazlasının üretilmesini mümkün kıldı. Artık ürün, yalnızca açlık korkusunu azaltmadı; aynı zamanda biriktirme, mülkiyet ve yatırım kavramlarını doğurdu. Bu birikimi koruma ihtiyacı ise toplumsal hiyerarşiyi, devleti ve hukuk sistemlerini kaçınılmaz hale getirdi. Kısacası, modern toplumun tohumları bu dönemde atıldı.

On beşinci yüzyıldan itibaren coğrafi keşiflerle dünya, bir yağma ekonomisine ve ardından merkantilizme sürüklendi. Zenginlik, sahip olunan altın ve gümüşle ölçülüyor; devletler, korumacı duvarlar ardında ticaret savaşları yürütüyordu. Feodalizm kendi içine kapalı, kendine yeten bir yapı sunarken merkantilizm dış dünyaya açılmış ama rekabeti sıfır toplamlı gören bir sistem geliştirmiş bulunuyordu.

On dokuzuncu yüzyılda, Sanayi Devrimiyle birlikte bu anlayış David Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlükler teorisiyle değişti. Her ülkenin görece daha verimli olduğu alanlara yoğunlaşması ve diğer ihtiyaçlarını ticaret yoluyla karşılaması yaklaşımı, dünya ekonomisinin temel kabulü haline geldi. Yaklaşık yüz elli yıl boyunca serbest ticaret, küresel refahın anahtarı işlevi gördü.  

Yirmi birinci yüzyıla, küreselleşmenin serbest piyasa ve serbest ticaret yoluyla barışı, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü de beraberinde getireceği beklentisiyle girildi. Ancak 2008 küresel krizi ve pandemi, bu iyimser beklentinin sonunu getirdi. Güçler ayrılığı, bağımsız merkez bankacılığı ve yargı bağımsızlığı gibi modernitenin sacayakları, bu değerleri en çok savunduğunu iddia eden ülkelerde bile aşındırılmaya başlandı. Bir zamanlar Çin’e serbest piyasayı, demokrasiyi öneren ABD bugün Çin’in otoriter modelini kopya etme çabasında görünüyor.   

Günümüzde ticaret, refah paylaşımının değil, tıpkı feodal dönemde olduğu gibi, ulusal güvenliğin bir aracı haline getirilmeye çalışılıyor. Serbest ticaret idealiyle çıkılan yolda gelinen aşama kur ve ticaret savaşları oldu. Ortaya çıkan tablo son derecede çelişkili: bir yanda baş döndürücü teknolojik ilerleme, diğer yanda derin bir kurumsal gerileme. Feodalizmde serf, emeğini lorduna sunar; karşılığında can güvenliği elde ederdi. Bugünün dünyasında güçlü liderlerle kurulan kişisel sadakat ilişkilerine dayalı ahbap-çavuş demokrasisi feodal ilişkilerin yerini almış görünüyor.

Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi’ndeki o ünlü paradoks, yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreğinde de geçerli: Akıl çağındayız ama budalalık hüküm sürüyor; teknolojik bir bahar yaşıyoruz ama kurumsal bir kışın ortasındayız. Teknoloji bizi uzay çağına taşırken, mülkiyet ve güç ilişkilerimiz yeni bir feodalizm biçimine evriliyor. İnsanlık, kendi yarattığı rasyonel sistemleri, yine kendi eliyle irrasyonel bir güvenlik ve sadakat sarmalına feda ediyor.

Yorumlar

  1. Sayın hocam zengin oldukları içinmi acımasızlar, yoksa paramı onları acımasız yapıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bence bu duruma gelmelerinin sebebi para çünkü günümüz dünyasında para statüdür. ama zenginliğin ne ile ölçüldüğü tartışmalı.

      Sil
  2. Sanırım ikisi birbirinin hem nedeni hem sonucu olmuş. Ama ilk neden hangisi onu çıkaramadım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorun zenginlikte veya parada değil zihniyettedir.

      Sil
  3. MAHFİ HOCAMIN YILLARDIR SÖYLEDİĞİ SÖZ, KAPİTALİZM BİTİYOR DERKEN, KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAR.👏👏👏👏👏

    YanıtlaSil
  4. MAHFİ bey, miras yoluyla mal paylaşımının iktisattaki yeri nedir.kimi bir anda zengin oluyor, kimide yerinde sayıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ölüm hak miras helal demişler neyi sorguluyorsun daha?

      Sil
  5. Hocam, yine 🎯. Concord ucarken aborijinler hala ayni.. yeni sinif, precariat, devletler üstü technofeodal lordlara teslim, ama bedeni koruma saglayamiyor bunlar. Westphalian duzen de sona eremedi. Cahili cahil birakip, dogma basmak ve gunluk kalorisine şükrettirmek çok önemli, neo-westphalian gruplaşmalar dip baligi kalabaligin turevlerini lider yapiyor. Zenginlik de eskisi gibi degil; viyanada zaher turta yemeye kalksa sultan, onbinlerce insan oldurecek, aylarca, binlerce kilometre gidecek. Simdi ise ekonomi class ucus, otel, yemekler neredeyse bir haftalik emeğe esit. Kisisel tatmin ayni, hatta sosyal medyada, turtayla frikik veren kadar like alir miydi ceberrut sultan? Yani begeni yoksa varolus yok artik, cogito ergo sum yerine abprobatus ergo sum, onaylaniyorum.. Trilyon dolar “değer” biçilen şirket sahipleri gibi tüketebilir orta sinif. Soğanin organik cücüğü esasmis meger. Yonetici elite, üst sınıfa geçiş engelli değil. Bircok devlette meritokrasi calisiyor. Calismayan yarim asir kaybediyor, ama gezegene bir geopolitic katkisi olacaksa, gelismisler onu da hallediyorlar. Sabah kalkip ekrana bakan nesiller, günü cok fazla bilgiye, olaya maruz kalarak gecirirken gezegen gelecegine dair kararlari da sekilleniyor. Eskiye donulemeyecek, ama ezilmisleri kurtarmak icin de cabalamayacaklar. Granular bireysellik ve teknofeodal sujelik tercihleri belirliyor “vatan”i. Dibi yanlarinda tasimayi biraktilar. Sert politik sonuclari olacagindan korkuyorum. 1932 yilinda mussolini nin, fasizm konuşması ruyalarima giriyor.. https://sjsu.edu/faculty/wooda/2B-HUM/Readings/The-Doctrine-of-Fascism.pdf

    YanıtlaSil
  6. Tarım devrimi, sanayi devrimi, bundan sonraki yapay zeka devrimimi HOCAM.

    YanıtlaSil
  7. Sayın hocam garip bir durum oluştu sizin tecrübelerinizle değerlendirmenizi isterim örnek olarak 2 evi 1 iyi segment arabası olan 20 milyon tl üzeri varlığa sahip ama sadece geçinebiliyor Büyükçekmece Başakşehir vs müstakil bir evi olan evimin değeri 50 milyon tl diyor ama adamın yaşantısı 500 bin tl si var gibi bile değil (bu arada ABD de yaşamış biri olarak bu tutarın karşılığı olan 1.2 milyon doların ABD'de çok büyük bir meblağ olduğunu söylemek isterim) bu durum bana çok anlamsız geliyor

    YanıtlaSil
  8. Eskiden insanın değerini,bilgi, tecrübe, akademik hayat ve beşeri münasebetteki naifliği belirlerdi.şimdi ise insanın değerini , aynı bir mal gibi PARA belirliyor.yanılıyormuyum HOCAM.

    YanıtlaSil
  9. ZÜĞÜRT TESELLİSİ OLARAK ZENGİNLERE HAYKIRIYORUM, YÜZLERCE EVİNİZ OLSA HEPSİ SİZİ KOVACAK, DÜŞÜNÜN EN SON EVİNİZ MEZAR OLACAK.........

    YanıtlaSil
  10. Sayın Eğilmez,

    Bu yazınızı; "post-truth"a karşı bir öfke, bir isyan, bir hesaplaşma olarak anladım.

    Yanılıyor muyum?

    YanıtlaSil
  11. Teşekkürler hocam

    YanıtlaSil
  12. Kaleminize sağlık. Modern tarih yazımında tarihin düz bir şekilde ilerlediği ve her zaman iyiye doğru gittiği anlayışı ("Whig History" olarak adlandırılıyor) terk edilmeye başlandı. Yazınızda belirttiğiniz gidişat her zaman iyiye doğru olmuyor, çoğu zaman patinaj çekiliyor hatta bazen geriye gidiliyor.

    YanıtlaSil
  13. Uygarlığın geleceği böyle gençlerin ellerinde, diye düşündü. Kendisinin otuz yıl önceki haline benzeyen gençlerin; soyut ilkeleri seven; ta Londra'dan Himalayalar'ın tepelerindeki bir yere kitaplar getirten; bilim okuyan; felsefe okuyan. Gelecek böyle gençlerin ellerinde, diye düşündü.

    (Mrs. Dalloway, Virginia Woolf, çeviren; İlknur Özdemir, Kırmızı Kedi Yayınevi, Çağdaş Klâsikler, 15. basım, Ekim 2019, 56. sayfadan)

    YanıtlaSil
  14. Kurumsal hafızanın yitirilmesi ve karar mekanizmalarının verilerden koparak şahsi görüşlerin esiri olması, rasyonaliteden kopuşun en net göstergesidir. Liyakatin tasfiyesiyle birleşen bu süreç, içinden geçtiğimiz durumun aslında derin bir ''zihniyet krizi'' olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu akıl tutulmasından çıkışın yegane yolu; evrensel bilime, akla ve hukukun üstünlüğüne tereddütsüz dönmekten geçiyor. Bizim asıl ihtiyacımız olan, bilimle barışık ve liyakati esas alan bir yönetim anlayışını kalıcı olarak inşa etmektir. Bunun için de bu anlayıştan şaşmayacak sistemleri geliştirmek mecburiyetindeyiz.

    YanıtlaSil
  15. Saygıdeğer hocam, kaleminize sağlık.

    ABD, ekonomik gücünün de etkisiyle gümrük vergilerinde, oransal olarak diğer ülkelere karşı avantajlı duruma geçmeye çalışıyor. Ama Oyun Teorisi'nden yola çıkarsak iki ülkenin karşılıklı gümrük vergisi uyguladığı bir durum, gümrük vergisinin düşük olduğu ya da olmadığı bir duruma kıyasla iki ülkenin faydasına mı olur, burası soru işareti.

    2014 tarihli "Ahbap Çavuş Kapitalizmi" yazınızdan bu güne geçen sürede bu sistem gelişmiş ülkelerde giderek daha da yaygınlaşıyor sanırım.

    Saygılarımla,
    Cem

    YanıtlaSil
  16. Hocam , blogunuz serbest kürsü gibi . Farklı ve değerli görüşleri, yazınız ve yorumlarınızı ilgi ve zevkle takip ediyoruz .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam sana günah,bana mübah demeden aydınlatmaya devam ediyor. Adı aşk bu eziyetin...Saygılarımla Fatih Demirtaş

      Sil
  17. Hocam, yazı çok hüzünlü olmuş. Devamı gelecek mi acaba?

    YanıtlaSil
  18. Bu harika yazınız için de çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  19. Hocam istisnası var mı bilemiyorum. Bütün büyük buluşların temelinde askeri güvenlik var.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Asgari Ücret 2026

İkinci Varlık Vergisi Faciasına Doğru

Asgari Ücret Hesabının Doğrusu