Orta Çağa Dönüş
İnsanlık tarihinin en uzun evresi olan avcı-toplayıcılık dönemi, tüketime dayalı bir hayatta kalma düzeniydi. Ortada ne birikim vardı ne de tasarruf. Ancak bu dönem, çoğu zaman gözden kaçırılan çok önemli bir miras bıraktı: doğa gözlemi, alet yapımı ve deneme-yanılmaya dayalı yöntem bilgisi. Henüz artık ürün yoktu ama bugünkü üretim tekniklerinin zihinsel altyapısı bu evrede filizlenmişti.
İnsanlık için asıl ekonomik
kırılma, Tarım Devrimi ile yaşandı. Toprağın işlenmesi ve hayvanların
evcilleştirilmesi, tarihte ilk kez tüketilenden fazlasının üretilmesini mümkün
kıldı. Artık ürün, yalnızca açlık korkusunu azaltmadı; aynı zamanda biriktirme,
mülkiyet ve yatırım kavramlarını doğurdu. Bu birikimi koruma ihtiyacı ise
toplumsal hiyerarşiyi, devleti ve hukuk sistemlerini kaçınılmaz hale getirdi.
Kısacası, modern toplumun tohumları bu dönemde atıldı.
On beşinci yüzyıldan itibaren
coğrafi keşiflerle dünya, bir yağma ekonomisine ve ardından merkantilizme
sürüklendi. Zenginlik, sahip olunan altın ve gümüşle ölçülüyor; devletler,
korumacı duvarlar ardında ticaret savaşları yürütüyordu. Feodalizm kendi içine
kapalı, kendine yeten bir yapı sunarken merkantilizm dış dünyaya açılmış ama
rekabeti sıfır toplamlı gören bir sistem geliştirmiş bulunuyordu.
On dokuzuncu yüzyılda, Sanayi
Devrimiyle birlikte bu anlayış David Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlükler
teorisiyle değişti. Her ülkenin görece daha verimli olduğu alanlara
yoğunlaşması ve diğer ihtiyaçlarını ticaret yoluyla karşılaması yaklaşımı,
dünya ekonomisinin temel kabulü haline geldi. Yaklaşık yüz elli yıl boyunca
serbest ticaret, küresel refahın anahtarı işlevi gördü.
Yirmi birinci yüzyıla, küreselleşmenin
serbest piyasa ve serbest ticaret yoluyla barışı, demokrasiyi ve hukukun
üstünlüğünü de beraberinde getireceği beklentisiyle girildi. Ancak 2008 küresel
krizi ve pandemi, bu iyimser beklentinin sonunu getirdi. Güçler ayrılığı,
bağımsız merkez bankacılığı ve yargı bağımsızlığı gibi modernitenin
sacayakları, bu değerleri en çok savunduğunu iddia eden ülkelerde bile
aşındırılmaya başlandı. Bir zamanlar Çin’e serbest piyasayı, demokrasiyi öneren
ABD bugün Çin’in otoriter modelini kopya etme çabasında görünüyor.
Günümüzde ticaret, refah
paylaşımının değil, tıpkı feodal dönemde olduğu gibi, ulusal güvenliğin bir
aracı haline getirilmeye çalışılıyor. Serbest ticaret idealiyle çıkılan yolda
gelinen aşama kur ve ticaret savaşları oldu. Ortaya çıkan tablo son derecede
çelişkili: bir yanda baş döndürücü teknolojik ilerleme, diğer yanda derin bir
kurumsal gerileme. Feodalizmde serf, emeğini lorduna sunar; karşılığında can
güvenliği elde ederdi. Bugünün dünyasında güçlü liderlerle kurulan kişisel
sadakat ilişkilerine dayalı ahbap-çavuş demokrasisi feodal ilişkilerin yerini
almış görünüyor.
Charles Dickens’ın İki Şehrin
Hikâyesi’ndeki o ünlü paradoks, yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreğinde de geçerli:
Akıl çağındayız ama budalalık hüküm sürüyor; teknolojik bir bahar yaşıyoruz ama
kurumsal bir kışın ortasındayız. Teknoloji bizi uzay çağına taşırken, mülkiyet
ve güç ilişkilerimiz yeni bir feodalizm biçimine evriliyor. İnsanlık, kendi
yarattığı rasyonel sistemleri, yine kendi eliyle irrasyonel bir güvenlik ve
sadakat sarmalına feda ediyor.
Sayın hocam zengin oldukları içinmi acımasızlar, yoksa paramı onları acımasız yapıyor.
YanıtlaSilbence bu duruma gelmelerinin sebebi para çünkü günümüz dünyasında para statüdür. ama zenginliğin ne ile ölçüldüğü tartışmalı.
Silİçi fesat olunca insanın zengin fakir ne farkeder.
SilSanırım ikisi birbirinin hem nedeni hem sonucu olmuş. Ama ilk neden hangisi onu çıkaramadım.
YanıtlaSilSorun zenginlikte veya parada değil zihniyettedir.
SilBU ORTAÇAĞA DÖNÜŞ DEĞİL, İLK ÇAĞA DÖNÜŞ HOCAM, HATTA BELKİ ONDAN ÖNCESİNE DÖNÜŞ.
SilMAHFİ HOCAMIN YILLARDIR SÖYLEDİĞİ SÖZ, KAPİTALİZM BİTİYOR DERKEN, KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAR.👏👏👏👏👏
YanıtlaSilMAHFİ bey, miras yoluyla mal paylaşımının iktisattaki yeri nedir.kimi bir anda zengin oluyor, kimide yerinde sayıyor.
YanıtlaSilÖlüm hak miras helal demişler neyi sorguluyorsun daha?
SilMal paylaşımının iktisattaki yeri bu paylaşımdan nasıl vergi alınacağıdır. Gerisi hukuku ilgilendirir.
SilHocam, yine 🎯. Concord ucarken aborijinler hala ayni.. yeni sinif, precariat, devletler üstü technofeodal lordlara teslim, ama bedeni koruma saglayamiyor bunlar. Westphalian duzen de sona eremedi. Cahili cahil birakip, dogma basmak ve gunluk kalorisine şükrettirmek çok önemli, neo-westphalian gruplaşmalar dip baligi kalabaligin turevlerini lider yapiyor. Zenginlik de eskisi gibi degil; viyanada zaher turta yemeye kalksa sultan, onbinlerce insan oldurecek, aylarca, binlerce kilometre gidecek. Simdi ise ekonomi class ucus, otel, yemekler neredeyse bir haftalik emeğe esit. Kisisel tatmin ayni, hatta sosyal medyada, turtayla frikik veren kadar like alir miydi ceberrut sultan? Yani begeni yoksa varolus yok artik, cogito ergo sum yerine abprobatus ergo sum, onaylaniyorum.. Trilyon dolar “değer” biçilen şirket sahipleri gibi tüketebilir orta sinif. Soğanin organik cücüğü esasmis meger. Yonetici elite, üst sınıfa geçiş engelli değil. Bircok devlette meritokrasi calisiyor. Calismayan yarim asir kaybediyor, ama gezegene bir geopolitic katkisi olacaksa, gelismisler onu da hallediyorlar. Sabah kalkip ekrana bakan nesiller, günü cok fazla bilgiye, olaya maruz kalarak gecirirken gezegen gelecegine dair kararlari da sekilleniyor. Eskiye donulemeyecek, ama ezilmisleri kurtarmak icin de cabalamayacaklar. Granular bireysellik ve teknofeodal sujelik tercihleri belirliyor “vatan”i. Dibi yanlarinda tasimayi biraktilar. Sert politik sonuclari olacagindan korkuyorum. 1932 yilinda mussolini nin, fasizm konuşması ruyalarima giriyor.. https://sjsu.edu/faculty/wooda/2B-HUM/Readings/The-Doctrine-of-Fascism.pdf
YanıtlaSilTarım devrimi, sanayi devrimi, bundan sonraki yapay zeka devrimimi HOCAM.
YanıtlaSilEvet o devrimin içindeyiz.
SilSayın hocam garip bir durum oluştu sizin tecrübelerinizle değerlendirmenizi isterim örnek olarak 2 evi 1 iyi segment arabası olan 20 milyon tl üzeri varlığa sahip ama sadece geçinebiliyor Büyükçekmece Başakşehir vs müstakil bir evi olan evimin değeri 50 milyon tl diyor ama adamın yaşantısı 500 bin tl si var gibi bile değil (bu arada ABD de yaşamış biri olarak bu tutarın karşılığı olan 1.2 milyon doların ABD'de çok büyük bir meblağ olduğunu söylemek isterim) bu durum bana çok anlamsız geliyor
YanıtlaSilBana da öyle geliyor. New York Manhattan biliyorsunuz çok pahalıdır. Orada bir daire İstanbul'da sıradan bir semtte iyi bir daireyle aşağı yukarı aynı düzeyde. 3 - 4 yıl önce böyle değildi. Faizi düşürmeye başladığımızda bütün ölçüler bozuldu.
SilDaire fiyatlarının artması bir zenginleşme alameti değil midir? Ucuz etin yahnisi bol olur.
SilEskiden insanın değerini,bilgi, tecrübe, akademik hayat ve beşeri münasebetteki naifliği belirlerdi.şimdi ise insanın değerini , aynı bir mal gibi PARA belirliyor.yanılıyormuyum HOCAM.
YanıtlaSilKapitalizm böyle bir şey.
SilZÜĞÜRT TESELLİSİ OLARAK ZENGİNLERE HAYKIRIYORUM, YÜZLERCE EVİNİZ OLSA HEPSİ SİZİ KOVACAK, DÜŞÜNÜN EN SON EVİNİZ MEZAR OLACAK.........
YanıtlaSilHaklısınız bu bir züğürt tesellisi olmuş.
SilZenginin tesellisi ne olacak peki?
Silbizim teselliye ihtiyacımız yok evlat biz bu dünyaya şükretmeye değil hükmetmeye geldik
SilBunu diyen zaten hükmen yeniktir.
SilSayın Eğilmez,
YanıtlaSilBu yazınızı; "post-truth"a karşı bir öfke, bir isyan, bir hesaplaşma olarak anladım.
Yanılıyor muyum?
Yanılmıyorsunuz.
SilTeşekkürler hocam
YanıtlaSil🙏
SilKaleminize sağlık. Modern tarih yazımında tarihin düz bir şekilde ilerlediği ve her zaman iyiye doğru gittiği anlayışı ("Whig History" olarak adlandırılıyor) terk edilmeye başlandı. Yazınızda belirttiğiniz gidişat her zaman iyiye doğru olmuyor, çoğu zaman patinaj çekiliyor hatta bazen geriye gidiliyor.
YanıtlaSilHaklısınız.
SilUygarlığın geleceği böyle gençlerin ellerinde, diye düşündü. Kendisinin otuz yıl önceki haline benzeyen gençlerin; soyut ilkeleri seven; ta Londra'dan Himalayalar'ın tepelerindeki bir yere kitaplar getirten; bilim okuyan; felsefe okuyan. Gelecek böyle gençlerin ellerinde, diye düşündü.
YanıtlaSil(Mrs. Dalloway, Virginia Woolf, çeviren; İlknur Özdemir, Kırmızı Kedi Yayınevi, Çağdaş Klâsikler, 15. basım, Ekim 2019, 56. sayfadan)
Kurumsal hafızanın yitirilmesi ve karar mekanizmalarının verilerden koparak şahsi görüşlerin esiri olması, rasyonaliteden kopuşun en net göstergesidir. Liyakatin tasfiyesiyle birleşen bu süreç, içinden geçtiğimiz durumun aslında derin bir ''zihniyet krizi'' olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu akıl tutulmasından çıkışın yegane yolu; evrensel bilime, akla ve hukukun üstünlüğüne tereddütsüz dönmekten geçiyor. Bizim asıl ihtiyacımız olan, bilimle barışık ve liyakati esas alan bir yönetim anlayışını kalıcı olarak inşa etmektir. Bunun için de bu anlayıştan şaşmayacak sistemleri geliştirmek mecburiyetindeyiz.
YanıtlaSilO kadar çok asıl meselemiz var ki. Bu dediğiniz bir tanesi. Ahlaki çöküşü düzeltmek, hukuku yeniden üstün kılmak, liyakati geri getirmek daha pek çok sorunumuz var. Eskilere her gün bir yenisini ekleyerek ilerliyoruz.
SilSaygıdeğer hocam, kaleminize sağlık.
YanıtlaSilABD, ekonomik gücünün de etkisiyle gümrük vergilerinde, oransal olarak diğer ülkelere karşı avantajlı duruma geçmeye çalışıyor. Ama Oyun Teorisi'nden yola çıkarsak iki ülkenin karşılıklı gümrük vergisi uyguladığı bir durum, gümrük vergisinin düşük olduğu ya da olmadığı bir duruma kıyasla iki ülkenin faydasına mı olur, burası soru işareti.
2014 tarihli "Ahbap Çavuş Kapitalizmi" yazınızdan bu güne geçen sürede bu sistem gelişmiş ülkelerde giderek daha da yaygınlaşıyor sanırım.
Saygılarımla,
Cem
Çok doğru. Bu, aslında herkesin kaybedeceği bir oyuna dönüşüyor. Ricardo'nun karşılaştırmalı üstünlükler teorisi karşılıklı kazanımlara dayanıyordu.
SilMaalesef ahbap-çavuş kapitalizmi gelişmekte olan ülkelerden gelişmişlere de geçti. İyinin yayılması zor, kötü daha hızlı yayılıyor.
ABD devletin borcu 38 trilyon dolar. Hane halkı borcu 18.8 trilyon dolar. Böyle bir ülkeden disiplin beklemek hayal.
SilHocam , blogunuz serbest kürsü gibi . Farklı ve değerli görüşleri, yazınız ve yorumlarınızı ilgi ve zevkle takip ediyoruz .
YanıtlaSilHocam sana günah,bana mübah demeden aydınlatmaya devam ediyor. Adı aşk bu eziyetin...Saygılarımla Fatih Demirtaş
SilTeşekkür ederim en baştan beri amacım bir serbest kürsü oluşturabilmekti.
SilHocam, yazı çok hüzünlü olmuş. Devamı gelecek mi acaba?
YanıtlaSilOlaylar devam ettiğine göre bu yazı da devam eder ileride herhalde.
SilBu harika yazınız için de çok teşekkür ederim.
YanıtlaSil🙏
SilHocam istisnası var mı bilemiyorum. Bütün büyük buluşların temelinde askeri güvenlik var.
YanıtlaSilDoğru tespit. Çünkü savunma meselesine çok para harcanıyor
Silen iyi mühendisler orada istihdam ediliyor.
Mahfi Bey, teknolojik ilerleme ile kurumsal gerileme arasındaki o keskin çelişkiyi ''Yeni Feodalizm'' kavramıyla çok net özetlemişsiniz. Yazınızda belirttiğiniz ''güçlü liderlere sadakat'' ve ''ahbap-çavuş demokrasisi'' aslında sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda ciddi bir ahlaki sapmadır. Oysaki yönetim ve ekonomi, ancak işi bilene (liyakat sahibine) teslim edildiğinde gerçek bir ilerleme sağlar. Serbest ticaretin bir güvenlik silahına dönüşmesi ve hukukun üstünlüğünün aşınması, aslında insanın hırsını dengeleyecek manevi ve ahlaki bir denetimin modern sistemlerde de eksik olduğunu gösteriyor. Teknoloji bizi uzay çağına taşısa da, adalet ve ahlakın olmadığı her sistem eninde sonunda o ''kurumsal kışa'' teslim olmaya mahkumdur. Analiziniz için teşekkürler.
YanıtlaSil🙏
SilSayın Eğilmez, yazınızda vurgulamaya çalıştığınız ''kurumsal çöküş'' riskini maalesef biz kendi ülkemizde acı bir şekilde deneyimlemek durumunda kalıyoruz. Değerli yazılarınızda sıkça vurguladığınız "yapısal reformlar"ın en hayati sacayağını kuşkusuz hukuk güvenliği oluşturuyor. Ancak son dönemde yaşanan atamalar, bu güvenin tesisi noktasında zihinlerde ciddi soru işaretleri bırakmaktadır. Özellikle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevinden Adalet Bakanlığı'na getirilen Akın Gürlek'in durumu, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve yargı bağımsızlığı açısından kritiktir. Henüz kesinleşmemiş ve siyasi tartışmaların odağında yer alan davalarda soruşturma yürüten bir ismin, bu süreçler sonuçlanmadan yürütme organının en tepesine, Adalet Bakanlığı makamına atanması; kamuoyunda "yargının siyasallaşması" algısını derinleştirmektedir.
YanıtlaSilHukuk sisteminde sadece adaletin tecelli etmesi yetmez, aynı zamanda adaletin tecelli ettiğine dair toplumda bir inancın da oluşması gerekir. Savcılık makamından doğrudan bakanlık koltuğuna uzanan bu hızlı geçiş, yargıçların ve savcıların tarafsızlık motivasyonunu zedeleyebileceği gibi, dış yatırımcı nezdinde de "hukuk öngörülebilirliği" kriterine zarar vermektedir. Kurumsal yapının bu denli iç içe geçmesi, maalesef beklediğimiz o demokratik ve ekonomik atılımın önündeki en büyük engellerden biri olarak karşımızda durmaktadır.
Hukuk devleti ilkesi, sadece anayasal bir metin değil; bir ülkenin kredi notu, yatırım iştahı ve refah seviyesinin temel belirleyicisidir. Akın Gürlek gibi, muhalif aktörlere yönelik dosyalarla özdeşleşmiş bir ismin Adalet Bakanı yapılması, yargının ''bağımsız bir hakem'' olmaktan çıkıp ''yürütmenin bir parçası'' olduğu algısını pekiştirmektedir. Yargı kararlarının birer kariyer basamağına dönüştüğü bir iklimde, ne yerli ne de yabancı yatırımcıya mülkiyet güvencesi verebilirsiniz. Yapısal reformların en başında ''yargının siyasetten arındırılması'' gelirken, tam tersi istikamette atılan bu adım, ekonomik toparlanma umutlarımızı da maalesef gölgelemektedir.
Modern demokrasilerde kuvvetler ayrılığı, iktidarın denetlenmesi için hayati önem taşır. Ancak bir gün Başsavcı olarak iddianame hazırlayan bir ismin, ertesi gün o iddiaların siyasi sonuçlarını yönetecek olan Bakanlık koltuğuna oturması, kuvvetler ayrılığının fiilen ortadan kalktığına dair endişeleri haklı çıkarmaktadır. Henüz mahkeme süreci devam eden davaların savcısının ''ödüllendirilmiş'' gibi görünmesi, hem masumiyet karinesini hem de yargı hiyerarşisini zedelemektedir. Bu atama, adaletin terazisinin artık sadece kanunlara değil, siyasi konjonktüre göre tarttığının somut bir göstergesi olarak tarihe geçecektir.
Adalet Bakanlığı makamı, toplumun her kesiminin adalete olan inancını temsil etmelidir. Ancak görev süresi boyunca verdiği tartışmalı kararlar ve muhalefete yönelik soruşturmalarla sürekli gündeme gelmiş bir figürün bu makama getirilmesi, tarafsızlık ilkesinin açık bir ihlalidir. Bu bir ''atama''dan ziyade, bir ''taraf seçme'' ilanıdır. Hukukun bu denli araçsallaştırıldığı bir dönemde, Adalet Bakanı'nın kim olduğundan ziyade, adaletin kimin için işlediği sorusu daha da önem kazanmıştır. Toplumun adalet duygusunu incitecek bu tür tercihler, uzun vadede demokratik kurumların içini boşaltmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Hukuk güvenliğinin bu denli aşındığı bir ortamda, iktisadi göstergelerde iyileşme beklemek, temeli çökmüş bir binanın dış cephesini boyamaya benzemektedir. Hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını odağına almayan hiçbir reform paketi, bizi içine düştüğümüz bu orta demokrasi ve orta gelir tuzağından çıkarmaya yetmeyecektir. Adalet mekanizmasının siyasete bu denli ''tabi kılınması'', sadece bugünün güven ortamını yok etmekle kalmayacak, aynı zamanda gelecek nesillerin kurumsal devlete olan inancını da derinden sarsacaktır.
Türkiye açısından maalesef sözün bittiği yere çok yakınız.
SilCumhuriyetimiz 103 yıllık köklü bir çınar olarak ayakta dururken, bugün (11 Şubat 2026) demokrasi tarihimizin en ağır ve en kara günü olarak kayıtlara geçmiştir. Zira bugün, yargı bağımsızlığının ve hukuk devleti idealinin üzerine sadece bir gölge düşmemiş; yargının siyasi iradenin hizmetine girişi artık resmen tescil edilmiş bir gerçeklik halini almıştır.
SilAdaletin terazisinin siyasetin rüzgarına göre tarttığı, hukukun bir denetim mekanizması olmaktan çıkıp bir yönetim aparatına dönüştüğü bu tablo, demokratik mirasımız açısından telafisi güç bir kırılma noktasıdır. 103 yıl önce ''adalet mülkün temelidir'' ilkesi üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti'nde, yargı erkinin yürütme organıyla bu denli iç içe geçmesi, toplumsal güveni ve geleceğe dair umutları derinden sarsmıştır. Bu atama, sadece bugünün hukuk güvenliğini yok etmekle kalmamış, devletin en hayati kurumsal sütunlarını da geri dönülemez bir şekilde yıkmıştır.
103 yıllık Cumhuriyet birikiminin ardından, bağımsız yargının yerini siyasi sadakate bıraktığı bu tablo, demokrasimiz adına büyük bir utanç vesikasıdır. Hukuk düzeninin bu denli siyasallaşması, artık sadece bir adalet sorunu değil; ülkemizin refahını, güvenliğini ve demokratik saygınlığını bitiren son darbedir. Tarih; adaletin siyasetin emrine verildiği bu anı, hukuk devletinin sessizliğe büründüğü en karanlık eşiklerden biri olarak anacak; bugünü, adaletin terazisinin kırıldığı ve hukukun siyasetin emrine resmen boyun eğdiği bir milat olarak kaydedecektir. Bugün, Cumhuriyet tarihimizin en kara günüdür.
Sayın Hocam bu gibi durumlardan Türkiye olarak biz gelişmekte olan toplumların kazançlı çıkmasının bir yolu, yöntemi varmıdır? Sonuçta sizin de bahsettiğiniz bir değişim süreci var ve bunu önceden kestirebiliyorsak ona göre pozisyon alabilir miyiz?
YanıtlaSilTürkiye 2013de 53. sırada olduğu yolsuzluk algı endeksinden 2025'de 124. sıraya gerilemiş. Sizce böyle bir gidişle bu durumdan bizim kazançlı çıkmamıza olanak var mı?
SilSayin hocam Istanbul Ticaret Odasi baskani yurtdisi harcamalarin düzenlenmesini istedi, 70'li yillara, disa kapali ekonomi dönemine geri mi dönüyoruz ? Bilgilendirici yaziniz icin cok tesekkürler
SilAsıl çözüm yolunu önerme konusunda iktidardan çekinen insanlar sürekli olarak sistemi bozacak önerilerde bulunuyorlar.
SilYolsuzluk algısı da 2025'de 124. sıraya gerilemiş olması çok saçma. Belediyeler gırtlağına kadar yolsuzluğa bulaşmış durumda. Sıralama da daha da gerilemesi lazım.
Silİnsanoğlunun Günümüzündeki acınacak hali bundan daha güzel anlatılamazdı…bir de tabiata verdiğimiz zararı eklersek armagedon tablosunu görür gibi oluyorum. AÇ
YanıtlaSilTeşekkürler evet onu da eklemek gerekir.
SilBazı insanlar çok duyarlı gibi davranıp tabiatın çevrenin derdine düşmüş gibi davranıyor. Adamın inancına baksan ateist. Adam kendi akıbetinden çok tabiatın akıbeti ile ilgileniyor. Bu nasıl bir ahmaklık böyle.
SilMahfi bey, geniş bir perspektif ile ele aldığınız yazılarınız için teşekkür ederim, ekonomik krizlerde devletlerde aynı insanlar gibi hayatta kalma davranışı gösteriyor, yangında ve depremde gösterilen davranış misali, maslow un ihtiyaçlar kuramı her zaman geçerli gibi selamlar,
YanıtlaSilTeşekkürler.
SilMahfi bey, insanlara sorsalar, feodalist dönemde mi yaşamak istersiniz yoksa merkantilizm dönemdemi yaşamak istersiniz sonuç ne olabilir acaba, selamlar,
YanıtlaSilTürklere sorarsanız sorduklarınızın yüzde 95'i feodalizm ve merkantilizm nedir diye sorar.
SilHocam çok güzel bir yazı
YanıtlaSilTeşekkür ederim.
SilBelki de 1968 ve 2008 arasını Romantizm Çağı, 2008 sonrasını ise Özünün Farkına Varma çağı olarak isimlendirmek lazım. İyiler ve kötüler hep var olacak. Umarım ki iyiler hep salt çoğunluk olsun.
YanıtlaSilBu dileğinizin gerçekleşmesi sanki giderek zorlaşıyor gibi.
SilSayın Hocam,
YanıtlaSil“ güvenlik ve sadakat sarmalı “ saptamanıza katılıyorum. Bu sarmalı global olarak oluşturan abd, rusya, israil, türkiye, macaristan, hindistan, pakistan, çin ve körfez ülkeleri gibi otoriter ve yarı otoriter rejimler olmakla birlikte iskandinav ülkeleri, merkezi avrupa, okyanusya ülkeleri ve hatta demokrasinin makul ölçüde işlediği ingiltere gibi aklı selim ülkeler ve onların vatandaşlarının varlığı ortaçağ karanlığına dönülmesinde bir engel ve bir umut diye düşünüyorum.
ABD’deki ara seçimler sağduyuya dönüşün bir işareti olur inşallah ..
Merakla bekliyoruz.
SilÜlkemizde 20 yıldır süren ve her geçen gün şiddetini artıran bilinen tüm kuralların ortadan kaldırılması (kaos- anarşi) dönemi yaşıyoruz. Kural demek, medeniyet demektir. Ekonomide, hukukta, dinde, eğitimde, vb yerleşik kuralları eğip büküp, kırıp, bozarsanız ve bunu iktidar eliyle yaparsanız medeniyetiniz(her neyse) onu yok ediyorsunuz demektir. Cumhuriyeti hedef alanlar, Devleti ortadan kaldırdıklarının farkına varmadılar. Yada öyle istediler. Etrafımızdaki kötü rejimler ile emparyalistler de buna destek oldular. Onlar dışarıdan biz içeriden koca ülkeyi tarihten silmeye yemin etmiş gibi bir budalalığın içindeyiz. Binlerce yıllık Diyalektiğin hükmü; her kaos/anarşi bir büyük çatışma ile sonuçlanır, yeni bir dünya kurulur bizde içinde yerimizi alırız. O zamana kadar kim hayatta kalırsa artık!
YanıtlaSil"Kibir"in (hybris) bedeli: Günlük hayatın aniden donması
YanıtlaSilAntik dünyada "Pompei"nin sonu, sıkça "kibir"in ilahî ya da doğal güçlerce cezalandırılması olarak yorumlanır; insan merkezli bir düzenin, kendini ölçüsüzce kalıcı zannetmesinin bedeli gibi...
"Pompei"de; kaçarken, yemek yerken, uyurken yakalandı insanlar "lav"lara.
Bugün "Pompei"yi çarpıcı kılan şey yıkımın kendisinden çok, hayatın yarım kalmışlığı.
Bu yüzden o olay, “önümüzde bir gün daha varmış gibi yaşamanın” ne kadar kırılgan olduğunun simgesi sayılıyor.
Her gün "Epstein dosyaları"ndan; Pompei'deki "lav" gibi, öyle belgeler ortalığa dökülüyor, öyle isimler sızıyor, öyle iddialar yazılıp-çiziliyor ki, düşünmeden edemiyorsunuz:
Asıl derdi "haz" olan dönemlerin insanı ruhen hasta mıdır?
İngiltere’de yürütülen bilimsel araştırmalar, nehir ekosistemlerinde yaşayan tatlı su karideslerinin tamamında "kokain kalıntıları"na rastlandığını ortaya koydu. Bulgular, mevcut atık su arıtma süreçlerinin "insan kaynaklı kimyasal maddeleri" arıtmakta, uzaklaştırmakta (veya filtrelemekte) yetersiz kaldığını gösteriyor. Alanında uzmanların yaptığı değerlendirmelere göre, söz konusu "kokain kalıntıları"; yeterince arıtılMAmış sular aracılığıyla doğal ortamlara taşınıyor, ve su canlılarının dokularında birikiyor. Bu durumun, "ekosistem sağlığı" ve "biyolojik denge" üzerinde uzun vadeli kötü etkiler yaratabileceği belirtiliyor.
Araştırma, çevresel kirliliğin yalnızca fiziksel atıklarla sınırlı olmadığını; modern yaşamdan kaynaklanan kimyasal izlerin doğal sistemlere nüfuz ettiğini ortaya koyuyor. Bilim insanları, çevre politikalarının ve arıtma altyapısının bu tür kirleticiler karşısında yeniden inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Unutmayalım: "Bencillik haykırır, kibir gösteriş yapar."
Nereye kadar?
Yunanca bir kelime olan "hybris", Türkçe'de "küstahlık" anlamına gelmektedir.
İnsanın kendisini gerçekten sahip olduğu hâlden "çok daha aşırı büyüklükte kudret sahibi" olarak görmesi.
Genellikle bir kişinin kendi gerçekliğini yitirmesiyle bağdaştırılabilecek bir hastalıklı fenomen...
(10 Şubat 2026)
Bülent Korman
["ODTÜ Mimarlık" bölümü mezunu,
"Sinan Cemgil" ile aynı ortamda bulunmuş,
"Oğuz Atay"ın yakın dostu,
Kıdemli denizci]
Hocam, Sizin engin bilginize, sonsuz hayal gücünüze ve yazma/anlatabilme/gösterme gücünüze hayranım, bunu biliyorsunuz. Bunu göz önünde tutarak, aşağıdaki yorumu ona göre okuyunuz lütfen.
YanıtlaSilBu yazıda verdiğiniz bilgiler doğru ama evrim konusunu dışarıdan bırakıyor. Evrimleşmek asla düz veya tek yönde olmuyor, çatallaşıyor, ayrılan yollar birleşiyor. Tüm doğa, insan dahil çok kısa bir sürede varlık gösteriyor. Bu yüzden biz için, dünya için, galaksi için, evren için değişim tek gerçek.
Bu gözle insan tarihi incelendiğinden her değişim, evrim şiddetli oluyor. Yeni nesil, herkesin şikayet ettiği Z kuşağı, elinde kendi beynini, hafızasını, bünyesinde tutabildiği bilgileri çoğaltan bir mekanizma ile doğdu. Bu aslında bir mutasyon ve bu mutasyona uğramamış nesiller anlamadıkları bir değişime şiddetle karşı koyuyor. AI bunun sonucu var. Bilgi çok ve bir şekilde anlaşılabilir hale getirebilme isteğinden çıktı. Bitcoin (aslında smart contract ama anlatması zor olduğundan bitcoin dedim) compleks kaynak ihtiyacınının yönetilmesi için çıktı. Bu durumda şu an yaşadığımız, eski nesillerin acı içinde duruma ayak uydurmasının anlık görüntüsü. Tüm dünya (insanlar, doğa, iklim, uzaya açılma, orada olan kaynaklara erişim talebi) geleceği görebilmek adına kısıtlı bilgilerle olan biteni anlamaya çalışıyor. Benim işim teknolojiyi anlamak ve anlatmak, 18 yaşında birine çok kolay anlatabilirken, bir üst nesil dahil yaşayan çok kişiye çok uğraşsamda başarılı olamıyorum.
Bunun en net örneği Netanyahu'nun Gazzede yaptığının bireyler tarafından dokümante edilebileceğini anlayamayacak kadar yaşlı ve güçten gözü dönmüş olması. Ölenler öldüğü ile kalacak ama İsrail bir daha kolay kolay kendi içindeki ve dünyaya yaşattığı travmayı temizleyemeyecek.
Her nesil dünyanın sonunu kendi zamandı olacağını düşünmüş. Bu da ölümün farkındalığından kaynaklanıyor. Sonuçta sadece 300,000 senedir varız. Hangi evrim safhasında olduğumuzu anlamak için çok kısa bir zaman..
Ben birey olarak yaşam sevincimi bu düşüncede buluyorum.
Tekrar saygılar Hocam.
Teşekkürler, sevgiler.
Sil● "İnternetteki uluslararası alışveriş websiteleri üzerinden yapılan satın almalarda 30 EURO limiti olmasına rağmen çok fazla rağbet var, ülkemiz çok fazla döviz kaybediyor. Bu 'limit'in tamamen kaldırılması, vatandaşlarımızı bu websitelerine yönlendirmenin önüne geçmemiz gerekiyor. Bütün bu ürünleri vatandaşlar Türkiye'den satın alabilmeli; döviz, ülkemiz sınırları içinde kalmalıdır."
YanıtlaSil● "Yurtdışı vize kısıtlamalarına rağmen Türk vatandaşlarının yurt dışındaki turizm harcamalarında hızlı bir artış var.
Vatandaşlarımızın turizmle ilgili ihtiyaçlarını 'içeride karşılayacak' politikaları geliştirmeliyiz."
İ.T.O. Başkanı
Sevgili başkan, yine bir korumacılık istiyorsunuz. Acaba internetten alınan ürünlerin fiyatlarının yurt içinden tedarik edilecek düzeye çekilmesine; bir de alınan vergilerin nerelere nasıl harcandığının sorulmasına; itibardan tasarruf olabileceğinin anlatılmasına öncülük eder misiniz? O zaman kimse dışarıdan alışverişle uğraşmaz, vergi kaçırmaya-vergiden kaçınmaya çok fazla kafa yormaz. Memleketi mutlaka düşünür...
Silito başkanı altındaki mersedesi satarak dövizlerin yurtdışına gitmesini engellemeye başlayabilir
SilHocam, yazınızdaki feodalizm analizi çok güzel. Ancak aklıma takılan bir çıkmaz var: Bahsettiğiniz bu neo-feodal düzende, 'Lordlar'ın (güç sahiplerinin) kendi imtiyazlarını sınırlayacak yapısal reformları hayata geçirmesini beklemek ne kadar gerçekçi? Öte yandan 'Serf' (toplum), güvenlik kaygısıyla özgürlükten vazgeçmişse, reform talebi tabandan nasıl yükselecek? Bu kısır döngü, lordların lütfuyla mı yoksa serflerin (orta sınıfın) uyanışıyla mı kırılabilir?
YanıtlaSilTespitin doğru olması ayrı o tespite göre beklentiye girilmesinin gerçekçi olması ayrı. Biz doğruyu tespit edip paylaşmaya devam edelim.
SilMahfi hocam, siz arkeoloji ile de ilgilisiniz. Kölelikle ilgili bilinen ilk yazılı belge Kültepe tabletleri. Buranın tarihi MÖ 3000'e kadar tarihi gidiyor. Bu tabletlere göre insanlık tarım devrimi ile yeni bir sürece girerken, sadece doğanın sunduklarını (kendi dışındaki varlıkları) değil, kendi cinsini de araçsallaştırmış... Köle ticareti ise 4-5 bin yıl sonra 1800'lerin ortalarında yasaklanıyor. Ancak köle tacirleri ile köle sahiplerine, kayıpları için ödenen tazminatlar; azat edilenleri yok ücrete çalıştırabilmek için yapılan aylaklık ve angarya yasaları, taahhütlü işçilik gibi düzenlemeler, köleliği örtülü olarak 1900'lere taşıyor.
YanıtlaSilgeçen yüzyılın sonlarına doğru tamamen bitti sanıyorduk, Epstein belgeleri öyle olmadığını gösteriyor.
Bilinen tarihle 5 bin yılda gelinen nokta bu. İnsanlığın başı bulutlarda ama etek hâlâ çamurda, çirkefte.
Etekleri çamurdan kurtarırken, Luc Ferry'nin Transhümanist Devrim'de yazdığı gibi, yönümüzü yeni teknolojiler ile mülkiyet ilişkileri ve kullanım amaçları, derinleşen eşitsizlikler ile ekolojik tükenişe karşı alınacak tavır belirleyecek.
Bize gelince, galiba çoğunluk olarak bunları konuşmaktan çok uzağız...
Tarih çizgisel değil; dalgalı. Ve her dalga, akıl ile korku arasında bir tercih anı.
YanıtlaSilGaliba devletler demokrasi, insan hakları, çevre iklim sorunları gibi konulara para harcamak istemiyor ve halkida ikna ediyor. İnsanlar cebindeki paraya realize edip. Kendini kurtar bulaşma başka işe diyorler
YanıtlaSilBu yazdıklarınızı çok iyi özetleyen bir dizi var:
YanıtlaSilhttps://en.wikipedia.org/wiki/HyperNormalisation
Mahfi Hocam, yazılarınızdan feyz ve keyif alıyorum.
YanıtlaSilBildiğimi zannettiğim şeylerin birbiri ile bağlantısını yorumlarınız sayesinde sadece ayrı ayrı bildiğimi fark edip aydınlanmalar yaşayarak yeni yeni birbirine bağlayıp, anlıyorum, anlamlandırıyorum.
İyi ki varsınız.
Teşekkür ederim. Uğurlu günler.
🙏
SilHocam bugunkü siyasal olayları izlemişsinizdir. Şunu farkettim biz sosyal demokratlar olarak Amerikaya karşı mücadele ediyoruz. Ecevit bunlarla üzerine Amerikayı alarak nasıl başa etmiş hala aklım almıyor. Bu nasıl mümkün olabilir. Son 75 yıldaki gerçek anlamda tek bağımsız başbakan.
YanıtlaSilBaş edememişti aslında. Taviz vermemişti ama Ecevit'in başbakanlık dönemlerinde Türkiye hep ekonomik ambargolar altında kalmıştı. ABD, Ecevit'i devirmek için her defasında her şeyi yaptı. Kıbrıs harekatı sonrasında Türkiye uzun süreli bir ABD - Avrupa ambargosu yaşadı. Bugün o sözü edilen yağ kuyrukları, gaz kuyrukları falan hep o ambargonun sonuçlarıdır. Son başbakanlığı sırasında da IMF kanalıyla Ecevit'in içinden çıkamayacağı bir ekonomik ortam hazırladılar ve ekonomi battı. Ardından erken seçime gidildi ve Ecevit kaybetti.
SilMahfi bey, rahmetli ecevit Türkiye Avrupa ekonomik topluluğuna davet edildiğinde Bülent Ecevit onlar ortak, biz pazar olamayıp devip daveti kabul etmemişti, o zaman ekonomi kurmayları rahmetli Bülent ecevit i yanılttılar ve Türkiye Avrupa kapısında beklemeye devam etti yanılmıyorsam. Selamlar,
SilMahfi bey, rahmetli Bülent ecevit son girdiği seçimde fiziksel ve zihinsel olarak bitik durumda idi ayakta duramıyor, yürüyemiyordu, sorun ekonomik kriz iken anayasa kitabı atılmasını krize bahane saydılar, doğrusu bu değilmi, selamlar
SilAB'ye davet edildiğimizde reddetmek bu konudaki ilk büyük hataydı. Yunanistan girdi biz girmedik. İkinci büyük hata 20025 yılında tam üyelik müzakeresine başladığımız halde onu yarım bırakmak oldu. Bizim gibi toplumları popülizme mahvetmiştir. Arjantin bu konudaki en önemli örneklerden birisidir.
SilEcevit son başbakanlığında sağlıklı değildi. Ama krizin tohumları 1990'ların başında beri biriken sorunlardı. Çoğu kriz tohumu Ecevit'ten önce ekilmişti.
SilDönemin Başbakanı Bülent Ecevit, 1978 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Ortak Pazar üyeliğine yönelik yükümlülükleri erteleme kararı almıştır.
SilDetaylandırmak gerekirse:
- **1978 Kararı**: Ecevit'in başbakanlığındaki CHP-MSP koalisyon hükümeti, 1970 yılında imzalanan Katma Protokol'ün öngördüğü ve 1978'de yürürlüğe girecek olan gümrük indirimleri ile vergi uyumlaştırmalarını tek taraflı olarak dondurmuştur.
- **Gerekçe**: Bu adımın temel nedeni, Türkiye ekonomisinin 1970'lerin sonundaki kırılgan yapısıydı. Hükümet, gümrük duvarlarını indirmenin yerli sanayiyi rekabette zorlayacağını ve dış ticaret açığını daha da büyüteceğini değerlendirmiştir.
- **Kapsamı**: Bu karar tam anlamıyla bir "üyelikten vazgeçme" değil, **üyelik yükümlülüklerini erteleme** hamlesidir. Yani Türkiye, AET ile ilişkileri tamamen kesmemiş, ancak Ortak Pazar'a geçiş sürecini dondurmuştur.
- **Sonuçları**: Bu dondurma kararı fiilen 1980'lerin ortalarına kadar sürmüş, Turgut Özal döneminde 1987'de yapılan tam üyelik başvurusuyla birlikte süreç yeniden canlanmıştır.
Bu nedenle, "Ecevit Ortak Pazarı reddetti" ifadesi siyasi literatüre bu erteleme kararı olarak geçmiştir.
Ecevit bence çok da haksız değil.
Mahfi bey, rahmetli Necmettin Erbakan hoca avrupayı hıristiyan kulubü olarak gördüğü için kendi siyaseti gereği karşı çıkmış olabilir, dış ticaret açığını bahanesi hiç bitmeyen açmazımız değilmi acaba, selamlar,
SilKRALLAR ATADIKLARI BAŞKANLARIN/BAŞBAKANLARIN YERİNİ ALMAK İSTİYOR OLABİLİRLER Mİ ?
YanıtlaSilKendi bilgi ve becerisine güvenmeyen yöneticiler atadıkları kişilerin kendisini geçmesinden korkarlar ve hep onların işlerine karışırlar.
SilGüzel yazı hocam? Sizce bu proleterya akıllanır mı acaba :)
YanıtlaSilGeç kaldı. Yapay zeka ve robotics çağında akıllansa da işe yaramayacak. Proleteryanın aklını ve gücünü kullanacağı çağ sanayi devrimi ve onun sonrasındaki ortamdı. 21. yüzyılda o güç eskisi kadar önemli görünmüyor.
SilProleterya kalmayacak ki akıllansın.
SilHocam "teknofeodalism" düşüncesini destekliyor musunuz?
YanıtlaSilSayin hocam. Sizin Deniz Ulke hanimin ve Harari gibilerinden anladigim konu kafamdaki ile ortusuyor. 2008 krizi ve pandemi ile devlet bir aktor olarak geri dondu. Ibn Haldun ve Althusser atfiyla "Din" de buna paralel olarak geri dondu.
YanıtlaSilMahfi Bey sizi bir süredir takip ediyor ve okumaya gayret gösteriyorum, sizin sayenizde sürekli de yeni şeyler öğreniyorum. Yazılarınızı son derecede rasyonel buluyorum.
YanıtlaSilYazınızdaki tespit çok dikkatimi çekti: "Akıl çağındayız ama budalalık hüküm sürüyor; teknolojik bir bahar yaşıyoruz ama kurumsal bir kışın ortasındayız".
Yani buradan kapitalizmin kendi kurumsal kaynaklarını bile isteye yıktığı ya da mütemadiyen çiğnediği anlaşılıyor
Peki bu tespit ve akabindeki çıkarım doğrultusunda sürekli eleştirilen sosyalist ekonomi modeli yeni dünyaya kurumsal bir dayanak olabilir mi? Kapitalizmin geldiği yer/getirildiği yer bağlamında bir kopuş ya da diğer ekonomik modellerle bir sentez olabilir mi?
Sizin bu konu hakkında bir yazı yazmanızı sadık bir okurunuz olarak talep ediyorum:)
İyi günler dilerim.
İlk insan topluluklarına ve 21. yüzyıla ilişkin yorumlarınızı ilginç buldum, farklı bir bakış, düşünmeye değer.
YanıtlaSil